Kılıçdaroğlu: Be Gafiller, Be Şerefsizler, Be Akılsızlar, Be Müptezeller, Be Çakallar…

Sosyal medya hesabından yeni bir video yayınlayan Kılıçdaroğlu, “Ve artık son aşamaya geldik. Silah ve suikast tehditleri. Son uyarılarını yapıyorlar akıllarınca. Be gafiller, be şerefsizler, be akılsızlar, be müptezeller, be çakallar. Siz mi beni korkutacaksınız? Sizin önünüze diz çöküp yaşamaktansa ayakta ölmeyi tercih ederim” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hodri meydan, gelin görüşelim. Allah nasip eder de yaşarsak hayatınız boyunca görüp göreceğiniz en büyük kabus olmaya devam edeceğim. Eğer bana bir şey olursa halkıma emanetimdir. O 418 milyar doları siz tahsil edeceksiniz. Her kuruşunu tahsil edeceksiniz. 85 milyona tahsil edeceksiniz o parayı. Benim size vasiyetim budur.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yeni bir video paylaştı. Kılıçdaroğlu yayınladığı videoda şunları söyledi:

“Silahlı insanların olduğu reklamla güya beni tehdit ediyorlar. O resimdeki mesaj net. Sizin için geleceğiz diyorlar. Bu paramiliter artıklar daha büyük bir resmin sadece bir parçası. Her şeyin temelinde aslında tek bir şey var. Para, çok para, doymayacakları kadar para.

Halkımızdan çalınan bu para ve bu parayı çalan beşli çeteler var. Bunların kod ismi beşli. Aslında bunların sayısı binlerce. Bu iktidar döneminde çetelerin çaldı. Mafya arttıkların çaldı. Uyuşturucu baronların çaldı. 418 milyar dolar.

Sonra çıktım çok açık ve net bir şekilde söyledim. Defterinize yazın, sizden 418 milyar doları iktidarımızda tahsil edeceğiz ve alacağız. Önce benimle konuşmak istediler. Anlaşmak istediler. Kapıyı yüzlerine kapattım. Her türlü operasyona başvurdular.

Ve artık son aşamaya geldik. Silah ve suikast tehditleri. Son uyarılarını yapıyorlar akıllarınca. Be gafiller, be şerefsizler, be akılsızlar, be müptezeller, be çakallar. Siz mi beni korkutacaksınız? Sizin önünüze diz çöküp yaşamaktansa ayakta ölmeyi tercih ederim.

Hodri meydan, gelin görüşelim. Allah nasip eder de yaşarsak hayatınız boyunca görüp göreceğiniz en büyük kabus olmaya devam edeceğim. Eğer bana bir şey olursa halkıma emanetimdir. O 418 milyar doları siz tahsil edeceksiniz. Her kuruşunu tahsil edeceksiniz. 85 milyona tahsil edeceksiniz o parayı. Benim size vasiyetim budur.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 15 Temmuz vurgusu

Cumhur İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından, “Hangi saldırılarla karşılaşırsak karşılaşalım, milletin iradesine ve demokrasimize gölge düşürmeyiz. Gerektiğinde 15 Temmuz gecesi olduğu gibi, hayatımız pahasına istiklâl ve istikbalimize sahip çıkarız” demişti.

Paylaşın

Avrupalı Sosyalistler Partisi’nden Kılıçdaroğlu’na Destek

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine saatler kala, Avrupa Birliği’nde (AB) temsil edilen en büyük ikinci siyasi birlik olan Avrupalı Sosyalistler Partisi’nden (PES), Kılıçdaroğlu’na destek geldi.

Avrupalı Sosyalistler Partisi (PES), internet sitesinde yayınladığı açıklamada PES’in Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’nin “AB ile vize serbestisi süreci için gerekli reformları tamamlama taahhüdünü” desteklediklerini duyurdu.

AB vize serbestisi sürecini hızlandırma taahhüdü

“PES, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye yurttaşları için AB vize serbestisi sürecini hızlandırma taahhüdünü destekliyor” başlıklı açıklamada, PES’in Türkiye’deki demokratik muhalefetin, ülkeyi Avrupa değerlerine yaklaştırabilecek ve yeniden AB üyelik süreci yoluna sokabilecek hayati unsurlar olan demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları için mücadele etme çabalarını her zaman desteklediği vurgulandı.

“Temel değerlere yaklaştıracak adımları destekliyoruz”

PES Genel Sekreteri Giacomo Filibeck ise açıklamasında “Vize serbestisi için geriye kalan kriterlerin başarılmasına yönelik ilerlemeye devam edeceği konusunda CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’nun liderliğine güvenmekten memnuniyet duyuyoruz. Biz Avrupalı ​​sosyal demokratlar ve ilericiler için Türkiye çok önemli bir ortak. Ülkemizi paylaştığımız temel değerlere yaklaştıracak tüm adımları destekliyoruz” dedi.

“Kılıçdaroğlu kararlı”

PES’in Türkiye’deki ortak üye partileri CHP ve HDP’nin Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü mücadelesini her zaman desteklediği hatırlatılan açıklamada, “Kılıçdaroğlu, Türkiye’yi güçlü bir Avrupa demokrasisine dönüştürmeye kararlıdır” denildi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nda Rusya’ya Uyarı: Elinizi Türk’ün Devletinden Çekin

Deep Fake (sahte) videolarla ilgili Rusya’yı adres gösteren Kılıçdaroğlu, “Sevgili Rus Dostlarımız, Dün bu ülkede ortaya saçılan montajlar, kumpaslar, Deep Fake içerikler, kasetlerin arkasında siz varsınız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Eğer 15 Mayıs sonrası dostluğumuzun devamını istiyorsanız, elinizi Türk’ün devletinden çekin. Biz hala işbirlikten ve dostluktan yanayız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, günlerdir dile getirdiği Deep Fake videolarla ilgili ilk kez adres gösterdi.

Rusya’yı işaret eden ve iki ülke arasındaki ilişki adına kritik sözler sarf eden Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili Rus Dostlarımız, Dün bu ülkede ortaya saçılan montajlar, kumpaslar, Deep Fake içerikler, kasetlerin arkasında siz varsınız. Eğer 15 Mayıs sonrası dostluğumuzun devamını istiyorsanız, elinizi Türk’ün devletinden çekin. Biz hala işbirlikten ve dostluktan yanayız.”

“Biz bu ülkeyi zengin edeceğiz!”

Kılıçdaroğlu, ayrıca, euronun düşmesiyle ilgili sosyal medya hesabından yeni bir paylaşım yaptı. Kılıçdaroğlu, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Euro düştü. Borsa uçtu. Siz daha 15 Mayıs’ta Bay Kemal gelince bir görün olacakları. Biz bu ülkeyi zengin edeceğiz!”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan İnce’ye “Türkiye’nin Sofrasına Bekliyoruz” Çağrısı

İnce’nin cumhurbaşkanı adaylığından çekilmesinin ardından Kılıçdaroğlu’ndan ilk açıklama geldi. Sosyal medya hesabından İnce’ye “Türkiye’nin sofrasına bekliyoruz” çağrısında bulunan Kılıçdaroğlu, paylaşımına Barış Manço’nun “Halil İbrahim Sofrası” şarkısını ekledi.

Haber Merkezi / Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanı adaylığından çekilmesinin ardından Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan ilk açıklama geldi.

Kılıçdaroğlu Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Benim çağrım hala geçerli. Eski kırgınlıkları, dargınlıkları bir kenara bırakalım artık. Sayın İnce’yi Türkiye’nin sofrasına bekliyoruz. Buyursun lütfen gelsin…” diye belirtti.

Kılıçdaroğlu paylaşımına Barış Manço’nun “Halil İbrahim Sofrası” şarkısını ekledi.

Cumhurbaşkanı adaylığından çekildiğini açıklayan Muharrem İnce cumhurbaşkanlığı yarışında herhangi bir aday lehine çekildiğini ifade etmedi.

Muharrem İnce adaylıktan çekildi

“Memleket Partisi mutlaka Meclis’te olmalıdır. HDP var, Saadet Partisi, Gelecek Partisi var. Atatürkçüler azınlıkta olacak Meclis’te. Bu nedenle Meclis’te olması lazım” diyen İnce, lideri olduğu Memleket Partisi için her evden bir oy istedi.

Cinsel ilişki sırasında çekilen fotoğrafları olduğu iddia edilen görseller hakkında da konuşan Muharrem İnce, bu görsellerin sahte olduğunu, Gülen yapılanması tarafından üretildiklerini ve devlet ile basının bir cumhurbaşkanı adayı olarak kendi itibarını korumadığını savundu.

MP Lideri Muharrem İnce, basına yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Olmayan görüntüler, olmayan fotoğraflar… İsrailli bir porno sitesinden alıyor görüntüyü, benim kelleyi kesiyor koyuyor, bunu FETÖ’cüler yapıyor. 45 gündür itibar suikasti yapılıyor. Emniyet bunların sorumlularını bulmuyor, gazeteciler ‘Muharrem İnce’ye iftira atılıyor’ demiyor. ‘Özel hayatın gizliliği’ diyor. ‘Özel hayatın gizliliği’ diye yazanlar FETÖ’cülerin ortağıdır. ‘Özel hayatın gizliliği’ olması için benim böyle görüntülerimin olması lazım.

Geçmişte yaşananlarda böyle görüntüler vardı ama gizlice çekilmişti. Benim böyle bir görüntüm yok. Bunlar iftira. Yazıyor gazetecinin birisi ‘gerçek ya da montaj’. ‘Gerçek ya da montaj’ diyemezsin. Türkiye Cumhuriyeti devleti, benim itibarımı koruyamamıştır. Bir cumhurbaşkanı adayının itibarını korumakla görevlidir devlet. Bu ülkenin emniyeti, bu ülkenin savcıları, bu ülkenin gazetecileri benim itibarımı korumakla görevlidir.”

‘Saray’dan para aldı çekilemez’ diyenlere, bu alçaklığı yapanlara sesleniyorum. Benim bu kumpaslardan, montajlardan, sahte dekontlardan korktuğum falan yok. 45 gündür buna direniyorum zaten. Adaylıktan çekiliyorum.”

Memleket Partisi mutlaka Meclis’te olmalıdır. HDP var, Saadet Partisi, Gelecek Partisi var. Atatürkçüler azınlıkta olacak Meclis’te. Bu nedenle Meclis’te olması lazım. Memleket Partisi’ne her evden bir oy istiyorum.”

Muharrem İnce’nin çekilme kararının ardından parti önünde göz yaşlarını tutamayan partililer oldu. Gazetecilere tepki gösterenler yayın organlarını suçladı. “Kılıçdaroğlu’na oy vermeyeceğim” diyenlerin yanı sıra, “Siz bu işi bozdunuz. Hepiniz bunu yaptınız. Gerçekleri haykırmadınız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Sivas’ta Konuştu: Haramilerin Saltanatını Bitireceğim

Sivas’ta halka seslenen Kılıçdaroğlu, “Sinan Ateş’in katillerini unutmadım; kulaklarından yakalayacağım, yargıya teslim edeceğiz. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun oğlu geldi, ziyaret etti; ‘Babamın hakkını, hukukunu savun.’ dedi. Ona da söz verdim, o olayı da bütün ayrıntılarıyla ortaya koyacağım ve bu millete bilgi vereceğim. Gizli, kapaklı bir şey olmayacak” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Bir şey söylüyorlar; ‘Yok masanın altı yok, yok masanın üstü, yok terör örgütleri, yok iş birliği…’ Açık ve net söylüyorum. Terör, bir insanlık suçudur. Nereden gelirse gelsin, hep beraber mücadele etmek zorundayız. Teröre destek verenin de, teröristin yanında duranın da, seyyar mahkemeler kuranların da Allah bin belasını versin. Biz milliyetçiyiz. Bizim milliyetçiliğimiz onlarınkine benzemez. Onlarınki mevsimlik milliyetçilik. Biz, kökten milliyetçiyiz. Biz, Kuvâ-yi Milliyeciyiz” ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonuna doğru, “Allah nasip eder, sizlerin oylarıyla cumhurbaşkanlığına seçildiğimde, gideceğim yer saray olmayacak. Asla olmayacak. Gazi Mustafa Kemal’in mütevazı Çankaya’sına gideceğim” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim mitingleri kapsamında bugün Sivas’taydı. Kılıçdaroğlu’na mitingde, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan eşlik etti.

Kılıçdaroğlu, mitingde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Sivas hazır mı? Değişime hazır mı? Alın terine değer verme yönünde hazır mı? Herkesin kazandığı, her evde huzurun olduğu bir ortam için hazır mı? Bay Kemal de hazır. Beraber yapacağız. Birlikte yapacağız.

Ama benim Sivaslı kardeşlerime soracaklarım var. Soru bir; bir dönem Sivas, 14 milletvekili çıkarırdı, şimdi 5 milletvekili çıkarıyor. Neden? Hiç acaba Sivaslı kardeşlerim düşündü mü? Yahu Sivas, Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı bir kent. Anadolu’nun göbeğinde. Bereketli toprakları var. Cumhuriyet döneminde yapılan büyük ve güzel yatırımları var. Bir anlamda Türkiye’de demir yolunun merkeziydi burası. Ne oldu da 14 milletvekili çıkaran Sivas, şimdi 5 milletvekili ancak çıkarabiliyor? Ne oldu?

Bu soruyu vicdan sahibi her arkadaşıma soruyorum, her Sivaslı kardeşime soruyorum. Neden biliyor musunuz? Ben söyleyeyim. ‘Yahu nasıl olsa Sivas oyları çantada keklik. Efendim fabrika yapsak da yapmasak da, demir çeliği satsak da satmasak da, nasıl olsa oylar çantada keklik, bize oy veriyorlar, önemli değil.’ Siz, önemli bir kentsiniz. Güzel bir kentsiniz. Sivas coğrafyası, sıradan bir coğrafya değil. Benim size sözüm var. Göreceksiniz, Sivas Demir Çelik Fabrikası’nı kamulaştıracağım. Binlerce işçi orada çalışacak, binlerce Sivaslı.

22 yıldır yapmıyorlar. Yapamıyorlar. Sizi düşünmüyorlar, evlatlarınızı düşünmüyorlar. Herkes nerede? İstanbul’a gidiyor, Ankara’ya gidiyor, İzmir’e gidiyor, Denizli’ye gidiyor, Bursa’ya gidiyor; ‘Acaba asgari ücretle bir iş bulabilir miyim’ diye. Neden arkadaşlar? Baba toprağı burası. Burada çalışın, burada iş yaratın. Burası bizim toprağımız değil mi? Yapamadılar. Bay Kemal, altı ay içinde o fabrikayı kamulaştıracak ve Sivaslılara tahsis edecek. Göreceksiniz.

Bir şey daha. Ayrımcılık benim kitabımda yoktur. İnsan, insandır; başımın üstünde yeri vardır. Görüşü ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun benim başımın üstünde yeri vardır. İnsana saygı duyarım ve onun dertleriyle dertlenmesini bilen birisiyim. O nedenle ayrımcılığa karşı çıkmak lazım. Ayrımcılık sadece insanlar arasındaki ilişkide değil, yatırım yapıyorsanız orada da ayrımcılık olmaması lazım. Bir sanayi bölgesi var, yeni açılan bir başka sanayi bölgesi var, iki sanayi bölgesi arasında teşvikler farklı.

Niye farklı? Çünkü diyorlar ki ‘önce yatırım yapanları cezalandıracağız, sonra yatırım yapanları da ödüllendireceğiz’. Böyle bir anlayış, devlet yönetiminde olmaz. Devlet, adaletle yönetilir. Devlet, liyakatle yönetilir, devlet bilgiyle yönetilir, devlet birikimle yönetilir. Bütün bunlar olmadığı takdirde, böyle farklı kararlar ve rahatsız edici uygulamalar çıkıyor ortaya. Onun da sözünü Sivaslı sanayicilere, Sivaslı yatırımcılara veriyorum; bütün teşvik, Sivas’ın tamamını kapsayacak, sadece bir bölgeyi değil.

Bir şey daha. Büyük bir coğrafya, güzel bir coğrafya… Bereketli toprakları var. Soru… Ya arkadaş buğdayı niye dışarıdan alıyoruz, arpayı niye dışarıdan alıyoruz, yulafı niye dışarıdan alıyoruz, soğanı niye dışarıdan alıyoruz, canlı hayvanı niye dışarıdan alıyoruz, eti niçin dışarıdan alıyoruz? Neden? Toprak mı yok? Var. İnsan mı yok? Var. Güneş mi yok? Var. Su mu yok? O da var. Neden dışarıdan alıyoruz? Neden üreticiyi, çiftçiyi toprağa küstürdük.

Barıştıracağım, barıştıracağım. Yurt dışından değil; burada üretecek insanımız, burada kazanacak insanımız. Her şeyi biz üreteceğiz. Felsefem ne? Türkiye, dünyayla yarışacak. Dünyanın işsizlik deposu olmayacak burası. Dünyanın göçmen deposu olmayacak burası. Dünyanın çöp deposu olmayacak burası. Burası, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti; bilgiyle, birikimle, kalkınmayla dünyayla rekabet eden bir devlet haline gelecek. Bunun sözünü veriyorum. Dünyayla rekabet edeceğiz. Hep birlikte bu rekabeti yapacağız göreceksiniz.

Ayrıca bir şey daha. Bu taşeron işçisi belası hâlâ bitmiş değil. Taşeron işçilerin tamamına… Yaklaşık 150 bin taşeron işçisi var, onlara kadro verilmedi. Bu kardeşiniz adaletten yanadır. Adaleti her yerde, her ortamda savundum. Taşeron işçilere de kadro vereceğiz. Onlar da evlerine huzur içinde, iş güvenceleri olarak her zaman gidecekler iş başı yapacaklar, kazanacaklar, üretecekler ve sizlere hizmet sunacaklar. İnsanı koru ki, devleti yaşatabilesin. Biz, insanı koruyacağız. Hiç endişe etmeyin.

Benim umudum da sizlersiniz gençler, hiç endişe etmeyin. Daha gençlere de geleceğim. Daha kadınlara da geleceğim.

Bakınız şunu sakın unutmayın; köy okullarını yeniden açacağız, bütün köylerde öğretmenimiz olacak. Bütün köylerdeki okulları açacağız. Cumhuriyetin 100. yılında 100 bin öğretmenin atamasını gerçekleştireceğiz. Köyler boşaldı ya. Baba, evladını okutmak için köyü terk ediyor, gidiyor. Taşımalı eğitime son vereceğiz. Öğretmen gidecek. Yüzlerce çocuğu taşıyacağına bir öğretmen atayacaksın, iki öğretmen atayacaksın.

Dışarıda atama bekleyen 100 binler var. Niye bunu yapmıyoruz? Köylerde sadece öğretmen değil, sadece imam değil, ziraat mühendisi olacak, ziraat teknisyeni olacak. Hayvancılık yapılıyorsa veteriner hekim olacak. Bütün bunların tamamının atamalarını yapacağız. Yeni bir anlayış, üreten bir anlayış, alın terine değer veren bir anlayış ve her evde huzurun, bereketin olması gereken bir anlayış… Bunu yeniden inşa etmek beraber ve birlikte olacak. O açıdan desteğinizi istiyorum. Söz mü?

Kadın kardeşlerim; size de bir çift sözüm var. Eğer bir evde, bir anne çocuğunu okula gönderirken beslenme çantasına koyacak bir şey bulamıyorsa, eğer bir anne üniversiteyi bitirmiş evladına iş bulamıyorsa, eğer bir anne pazara çıktığında pazardaki yangını mutfağa taşıyıp mutfaktaki yangınla karşılaşıyorsa ve binlerce çocuğumuzun kaldığı hanelerde sular kesiliyorsa, milyonlarca evde elektrikler kesiliyorsa, milyonlarca evde doğalgaz kesiliyorsa, kışın ortasında çocuklar, aile soğuğa terk ediliyorsa; buna sessiz kalamayız.

Benim size sözüm var, hanımlar size sözüm var, Aile Destekleri Sigortasını getireceğiz. Emin olun göreceksiniz. Geliri olmayan veya geliri asgari ücretin altında olan bütün evlere, bütün ailelere devlet yardım yapacak. Sizlerin, hanımların, bankada hesabı olacak. Dolayısıyla sosyal hizmet uzmanı gelip sizi ziyaret edecek. 20 bin sosyal hizmet uzmanı atanacak, sizin evinize gelecekler. Ev kiralık mı değil mi, engelli var mı yok mu, hanede kaç çocuk var, yaşlı var mı yok mu; bütün bunların tespiti yapılacak.

Geliriniz var mı, yok mu? Gelirinizin ana kaynağı nedir, bunlara bakacaklar. Ve size belli bir rakam belirleyecekler, o rakam üzerinden – asgari ücretin altında olmamak kaydıyla – kadının banka hesabına parayı her ay düzenli yatıracaklar. Gideceksiniz, emekli gibi, işçi gibi, memur gibi paranızı çekeceksiniz; çoluk çocuğunuzun rızkı sağlayacaksınız. Sizi, ele güne muhtaç etmeyeceğim. Hiçbir kadını, ele güne muhtaç etmeyeceğim.

Ben bunu söylediğimde bazı kadın kardeşlerimiz dediler ki, ‘Acaba katılım bankasından da hesap olabilir mi, altın hesabı olabilir mi?’ Söz verdim; elbette olabilir, katılım bankasında altın hesabı açarız, size yapılacak ödemeyi de oraya yatırırız. Hiç endişe etmeyin. Bay Kemal gelince göreceksiniz; hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek, hiçbir ailenin elektriği kesilmeyecek, hiçbir ailenin doğalgazı ve suyu kesilmeyecek. Huzuru getireceğim, huzuru. Bereketi getireceğim, bereketi. Birlikte yaşama sevincini getireceğim.

Ziraat mühendisleri atama istiyorlar. Söyledim, köylerde ziraat mühendisleri olacak, ziraat teknisyenleri olacak, veteriner hekimler olacak. ‘20 bin atama’ demişsiniz, bizim köylerin sayısı 20 binden fazla. Alacağız, yeni mezunları da alacağız. Oralara atamalar yapacağız, göreceksiniz. Çiftçinin toprak analizini yapacaksınız siz, hayvanların aşılarını yapacaksınız siz. Öğretmene nasıl maaş veriliyorsa sizlere de aylık ödenecek ve siz köylerde yaşayanlara, üretenlere, alın teri dökenlere yardımcı olacaksınız. Temel hedefimiz bu.

Bir soru daha. Kendi ülkemizde huzur içinde yaşamak istiyoruz. Dışarıdan geldiler. 3 milyon 600 bin Suriyeli kardeşimiz geldi. Afganların sayısını bilmiyoruz. Ama en geç 2 yıl içinde hepsini kendi ülkelerine uğurlayacağız. Bunu gittiğim her yerde söylüyorum. Sivaslı kardeşlerim siz de bunu bir tarafa kaydedin. En geç 2 yıl içerisinde bunları kendi ülkelerine göndereceğiz. Türkiye, bir göçmen deposu olmayacak. Avrupalı rahat etsin diye burada tutuyoruz. Avrupalının keyfi olsun diye burada tutuyoruz. Derdi biz çekiyoruz, keyfi onlar yaşıyorlar. Olmaz. Bay Kemal buna izin vermez. Emin olun izin vermez. Beraber, gelecekler beraber çözeceğiz.

Yoksa… ‘’ O zaman kusura bakmayın arkadaş’ diyeceğiz. Burası senin depon mu? Burada olacak, ben bakacağım, sıkıntıyı ben çekeceğim; beyler keyif sürecekler. Türkiye’de itibar sahibi olduğunuz zaman, Türkiye’de halkınıza güven verdiğiniz zaman, Türkiye’de verilmeyecek hesabınız olmadığı zaman, dünyada da verilmeyecek hesabınız olmadığı zaman; çok rahat konuşabilirsiniz. Çok rahat kükreyebilirsiniz. Türkiye’nin itibarını her yerde koruyabilirsiniz. Yeter ki verilmeyecek hesabınız olmasın.

Diyeceksiniz ki bu verilmeyecek hesaptan kastettiğiniz nedir? Kastettiğim şu; malum, Trump dedi ki ‘Bak ha beni kızdırma, senin mal varlığını açıklarım kamuoyuna.’ Tek bir cümle çıkmadı, tık bile çıkmadı. Oysa aynı soru Bay Kemal için söylenseydi, ‘Bak ha beni kızdırma, senin mal varlığını araştırırım’ deselerdi, Bay Kemal şunu söylerdi: ‘Araştırmazsanız namertsiniz!’

27 buçuk yıl devlette çalıştım. Devletin ne olduğunu bilirim. Her zaman, her yerde dürüst görev yapmaya özen gösterdim. Hiç kimsenin hakkını, hukukunu ihmal etmemeye özen gösterdim. Herkese yardımcı olmak gibi geleneksel bir aile yapısından geliyorum zaten.

Bir şey daha. Sinan Ateş’in katillerini unutmadım; kulaklarından yakalayacağım, yargıya teslim edeceğiz. Hiç endişe etmeyin. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun oğlu geldi, ziyaret etti; ‘Babamın hakkını, hukukunu savun.’ dedi. Ona da söz verdim, o olayı da bütün ayrıntılarıyla ortaya koyacağım ve bu millete bilgi vereceğim. Gizli, kapaklı bir şey olmayacak.

Bir şey söylüyorlar; ‘Yok masanın altı yok, yok masanın üstü, yok terör örgütleri, yok iş birliği…’ Açık ve net söylüyorum. Terör, bir insanlık suçudur. Nereden gelirse gelsin, hep beraber mücadele etmek zorundayız. Teröre destek verenin de, teröristin yanında duranın da, seyyar mahkemeler kuranların da Allah bin belasını versin. Biz milliyetçiyiz. Bizim milliyetçiliğimiz onlarınkine benzemez. Onlarınki mevsimlik milliyetçilik. Biz, kökten milliyetçiyiz. Bu ülkenin hakkını ve hukukunu sonuna kadar koruruz. Birilerine boyun eğmeyiz. Birilerinin önünde diz çökmeyiz. Düne kadar küfrettikleri adamın kapısına gidip de, onun önünde para dilenmeyiz. Biz, Kuvâ-yi Milliyeciyiz.

Çiftçiler, üreticiler, kırmızı mazotu vereceğiz size, göreceksiniz.

Emekliler içinde bir sözüm var. ‘Emekliye, Ramazan ve Kurban Bayramı’nda asgari ücret kadar ikramiye verilsin.’ dedik. Önce ‘Para yok’ dediler. Sonra bin lira verdiler. Şimdi seçim yaklaşıyor; bin lirayı, 2 bin liraya çıkardılar. Ben ne söylemiştim? ‘Asgari ücret kadar.’ Bir bayramda bir asgari ücret, ikinci bayramda ikinci asgari ücret. 2 bin lira verdiler, oradan alacağınız var, bir de Kurban Bayramı’nda alacak olacak; topladım, 15 bin lira yapıyor. Emekliler, Kurban Bayramı’nda bankaya gittiklerinde, analarının ak sütü kadar helal olan 15 bin lirayı çekecekler ve harcayacaklar.

Şimdi ben bunu dedim ya, gene koro başlıyor; ‘Parayı nereden bulacaksın, para nerede?’ Sen yandaşlar için para buluyorsun, Beşli Çeteler için para buluyorsun, ihale takipçileri için para buluyorsun, Amerikalarda villalar alıyorsun, gökdelenler yaptırıyorsun. Oralara para var, vatandaşa gelince ‘Parayı nereden bulacaksın?’ Alacağım, alacağım. Kaçırdıkları 418 milyar doları alacağım ve size vereceğim. Onlar yandaşlara çalışıyorlar, Bay Kemal vatandaşa çalışıyor. Sizin için çalışacağım.

Hiç meraklanmayın; hakkı, hukuku ve adaleti sağlayacağım hiç endişe etmeyin. Benim görevim zaten o.

Ben, saraylarda oturan birisi değilim. Mütevazı evimde oturuyorum. Çoluk çoğumla beraber oturuyorum. E benim mutfağımı da siz biliyorsunuz, ne olduğunu da biliyorsunuz. Huzur içinde yaşıyoruz. İsterim ki her evde huzur olsun, her evde bereket olsun. İnsanlar huzur içinde akşam evlerine gelsinler. Evlatlarıyla, çoluk çocuğuyla beraber huzur içinde yaşasınlar. En büyük arzum bu. Allah nasip eder, sizlerin oylarıyla cumhurbaşkanlığına seçildiğimde, gideceğim yer saray olmayacak. Asla olmayacak. Gazi Mustafa Kemal’in mütevazı Çankaya’sına gideceğim. Sizler gibi yaşayacağım. Sizler gibi yaşıyorum zaten.

Bir şey daha söyleyeyim. Sizler gibi bir aileden geliyorum ben de aslında. 7 kardeşiz. Rahmetli annem okuma-yazma bilmezdi. 7 kardeşten üniversiteye giden sadece benim. 7 kardeşe, babamın bir bayramda ayakkabı aldığını da hayatım boyunca hiç görmedim. Çünkü geliri düşüktü. Bir bayramda iki kişiye, bir bayramda üç kişiye ayakkabı alırdı. Bazen ayakkabılarımızı değiştirirdik. Küçükler büyüdüğü zaman, büyük olanların elbiselerini giyerdi, ayakkabılarını giyerdi. Böyle bir aileden geliyorum, sizler gibi bir aileden geliyorum. Lüksüm yok, şatafatım yok.

Öyle millete tepeden bakmak gibi bir alışkanlığım da yok. Herkesi seviyorum. Herkese saygı duyuyorum. Bana oy versin vermesin, söz verdim; 85 milyonun cumhurbaşkanı olacağım, 85 milyonu kucaklayacağım. Hiç ayrımcılık yapmayacağım, asla ve asla. Benim kitabımda ayrımcılık yoktur. Herkesi kucaklayacağız. Birisinin bir derdi varsa o derdi çözmek için yollara koyulacağız. Çünkü çok kutuplaştık. Kavga eder noktaya getirdiler memleketi. Buradan çıkmamız lazım. Beraber çıkmamız lazım. Huzura ihtiyacımız var, beraberliğe ihtiyacımız var.

Sandığa gideceksiniz değil mi? Oy kullanacaksınız değil mi? O zaman şunu yapacağız… Sandığa tek başınıza gitmeyeceksiniz. Komşunuzu alacaksınız, akrabanızı alacaksınız, beraber bir bayram havası içinde gideceksiniz. Oylarınızı kullanacaksınız. Akşam sayım yapıldığında orada olacaksınız. Tutanaklara bakacaksınız. Doğru aktarılıp aktarılmadığına bakacaksınız ve otoriter bir yönetimi demokratik yollarla değiştireceğiz. Allah, bunu bize nasip edecek inşallah. Göreceksiniz.

Yazıyor, ‘Bay Kemal gelecek, haramiler gidecek.’ Haramilerin saltanatını bitireceğim. Hiç endişe etmeyin. Söyledim, yine söyleyeyim; kul hakkı yemem ama kul hakkı da yedirmem. Açık ve net söylüyorum; kul hakkı yemem, kul hakkı yedirmem. Yedirmeyeceğim kimseye.

‘Hak, hukuk, adalet ülke sana emanet’ diyor. Ülke hepimize emanet. Beraber ve birlikte, güzel Türkiye’yi inşa edeceğiz.

Efendim bizim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızın seçimlerde kullandığı güzel bir slogan vardı. O sloganla isterseniz hep birlikte bitirelim. Her şey çok güzel olacak. İnanın her şey çok güzel olacak, inanın. Birlikte bu ülkeye huzuru, birlikte bu ülkeye bereketi getireceğiz. Hiç endişe etmeyin. Sizleri seviyorum, sizlere hizmet etmek benim için onur olacaktır. 27,5 yıl kamuda çalıştım, bundan sonraki bütün görevim de bu ülkeye hizmet etmek, bu ülkenin güzel insanlarına hizmet etmek olacak.

‘Sivaslı gençlere silikon vadisi’ diyor. Sözü vermiştik. Yapacağı, yapacağız. Bilime, teknolojiye önem vereceğiz. Sivas’ı Orta Anadolu’nun en güçlü kentlerinden birisi haline getireceğiz, hiç endişe etmeyin. Sivas’ın içinin boşaldığını biliyorum. Hepsini biliyorum. Göreceksiniz; Sivas’ın nasıl şaha kalktığını göreceksiniz, Anadolu’nun nasıl şaha kalktığını göreceksiniz. Zaten hedefimiz, 5 yıl içinde İstanbul’un nüfusunu 2,5 milyon azaltmak ve o insanları Anadolu’ya getirmek. Anadolu’da onlara, çok ama çok iyi imkânlar sağlayacağız.

İki kelime daha edeyim. Bizim güvenliğimizi sağlayan polis kardeşlerimiz var. Onlara da yürekten teşekkür ederim. Polis kardeşlerimin derdini biliyorum, sorunlarını da biliyorum. Günde 12 saat, 13 saat, 14 saat çalıştıklarını da biliyorum. Bazen 24 saat evlerine gitmediklerini de biliyorum. Büyük sıkıntılar çektiklerini de biliyorum. Onu da çözeceğim bu ülkede. Çünkü polisi sokakta gördüğünüz zaman devleti görüyorsunuz. Onlar devletimizi temsil ediyorlar. Güzel ülkemizde, her vatandaşın huzur içinde yaşamasını istiyorlar. Hayatlarını yeri geldiğinde bizler için tehlikeye atıyorlar.

Toplumun her kesiminin sorunlarına talibim ve bütün bu sorunları ahlakla, erdemle, bilgiyle, birikimle, liyakatle çözeceğiz. Sağ olun, var olun.”

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri; Kılıçdaroğlu: Tek Adam Sistemini Bitireceğiz

14 Mayıs seçimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, “Güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmek istiyoruz. Bilginin paylaşılması, karar mekanizmasında çoğulluğun sağlanması, hiyerarşinin azalması, liyakatin yönetim mekanizmasına geri dönmesi, devletin yozlaşmadan kurtulması için. Ülke yönetiminde sivil toplumun gücünden daha fazla yararlanabilmek için” dedi ve ekledi:

“Daha esnek ve daha etkili bir müdahale mekanizması üretebilmek, daha fazla hayat kurtarmak, yaraları daha hızlı sarmak için. Bina yapmayı marifet sanan ama hayatları o binaların altında bırakan bu tek adam sistemini 14 Mayıs’ta bitireceğiz. İnsana ve hayata saygı duyan, kültürel birlikteliğimizi öne çıkaran, vatandaşımıza inisiyatif veren, onu yaşadığı kentte karar mekanizmasına davet eden bir şehircilik anlayışına geçeceğiz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Önce devleti onaracağız’ başlığıyla Cumhuriyet’e yazdığı mektupta seçmelere seslendi. Kılıçdaroğlu’nun mektubunun bir kısmı şöyle:

“Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini bitirmek üzere olduğumuz bugünlerde dünya hâlâ istikrarsız ve güvensiz. Belirsizlik ve endişe küreselleşmiş durumda. Çare ise içe kapanma, kendi çıkarını kollama; küresel sorunlar karşısında kaçış yolları üreterek kendini aldatmak değil. Küresel sorunlar küresel cevapları, dolayısıyla küresel işbirliğine bizi davet ediyor.

Bu da karşılıklı anlayış, özveri, güven ve birlikte sürdürülecek akılcı çaba demek. Önümüzdeki dönemde Türkiye bu ortaklaşmanın taşıyıcı güçlerinden biri olacak. Küresel meselelerin çözümü, ekonomik, kültürel ve siyasi bir yeniden inşa faaliyetidir ve Türkiye bu inşa faaliyeti içindeki yerini alacak. Üniversiteleriyle, bilim insanlarıyla ve yeni nesil bir siyasetçi kuşağıyla.

Dünyanın parçası olmak bir cesaret işidir; özgüven gerektirir. Hamasetle yoğrulmuş, kerameti kendinden menkul yönetimlerin harcı değildir. Nitekim bugün birçok ülkede dünyayı kavramaktan uzak, dar ve pazarlıkçı kalıplara sığınmış, hayali düşmanlar üreterek ayakta kalmaya çalışan yönetimler var. Bu tür ülkelerde kuşatıcı ve zenginleştirici bir milliyetçilik göremezsiniz.

Aksine toplumu bölen, iç düşman yaratan, kutuplaştıran, ilkel bir milliyetçiliğin hortladığına tanık olursunuz. Çünkü bu ülkelerde iktidarlar ancak sanal gerçeklikler ve karşıtlıklar sayesinde ayakta kalabilirler. Ülkemiz de çok farklı değil; toplum kamplara bölündü. Kültürel kimlikler arasında sahte hiyerarşiler oluşturuldu. Toplumun içinde ayrışma çizgileri üreterek kuşatıcı bir vatandaşlığın inşası engellenmeye çalışılıyor.

Hayalim kimsenin kendisini dışlanmış, yabancılaşmış hissetmediği, herkesin bir diğeriyle ortaklaşma duygusuna sahip olduğu, demokratik işleyiş içinde ve hukukla kayda alınmış bir devlet-toplum ilişkisinin ülkemizde yerleşmesi, hayata geçmesidir. Hiç kuşku yok ki bu, devletin evrensel ilkeler üzerinde yeniden inşası demektir. Nedir bu evrensel ilkeler? Bu ilkeleri başka ülkelerden, kültürlerden almak zorunda değiliz.

Bu ilkeler esasen sahip olduğumuz ama kıymetini bilmediğimiz yol gösterici nitelikler olarak kendi tarihimizde var. Toplumun hizmetkârı olduğunu bilen bir devlet, kendisini toplumsal denetime açan bir devlet, karar mekanizmalarına toplumu davet eden bir devlet. Dolayısıyla şeffaflığı öne çıkaran, hesap veren bir devlet. Millet İttifakı’nın değerli paydaşları, yol arkadaşlarım; siyasi partilerle birlikte bu devlet anlayışını kalıcı hale getireceğiz.

“Devlet geleneğimiz bu değil”

Devlet yozlaştığında toplum da kişiliksizleşir, karakterini kaybeder. Rant üretip kendi içinde bölüşen, illegal yapılanmalarla iç içe geçmekte mahsur görmeyen bir devlet, başlı başına bir beka sorunudur. Yozlaşmayı kanıksayan, normalleştiren, yaygınlaştıran bir devlet, topluma ayak bağıdır. Oysa bizim devlet geleneğimiz bu değil. Ne Osmanlı’da ne de Cumhuriyet’te…

Şu anki iktidarın rant, güç, yandaşı gözetme, liyakate bakmama sevdası devletin içine girmiş bir virüstür. İhale-rüşvet mekanizması, illegal yollarla toplumsal servetin kapalı kapılar ardında bölüşülmesi, mafyatik unsurların devlete sokulması ve bütün bunların üzerine iktidar yandaşlığının meslek haline gelmesi yozlaşmayı topluma yayıyor, bir pandemiye dönüştürüyor.

Bu yozlaşmanın acilen durması, durdurulması lazım. Ve bunun için de devlet lazım; siyasetin devletle birlikte yürümesi, onu doğru yöne sevk etmesi lazım. Bu mümkün! Çünkü karşımızda sadece bu iktidarın üretmiş ve öne çıkarmış olduğu yozlaşmış unsurlar yok. Devletin içinde hâlâ özverili, bilgili, namuslu, liyakatli, kaliteli ama sessiz kalmaya mahkûm edilmiş bir çoğunluk var. Yeni bir devlet anlayışı işte bu ana damar üzerinden inşa edilecek. Şu an devlet adına yapılanlara bakıp kimse endişe etmesin!

Kamu bürokrasisinin her kademesinde işinin ehli, liyakatli kadrolar kendilerine görev verilmesini bekliyor. Kurumlar, bu vatansever kadrolarla ve bu kadrolara katılacak yeni isimlerle birlikte yeniden inşa edilecek. Nepotizmi, yani kayırmacılık, iltimas, torpil, akraba ve arkadaş ilişkilerini devletten uzaklaştıracağız. İşte o zaman devlet tekrar saygın ve herkesin devleti olacaktır.

Yozlaşmanın, bilimi, aklı ve liyakati devre dışı bırakmanın bedelini halkımız ödüyor. İşte son depremde yaşananlar; depremin her an olabileceğini, muhtemel gücünü, yaratacağı tahribatı bilen ama tedbir almayan, sonra da bunu ‘kaderin oyununa’ bağlayan bir sorumsuzluk ve aymazlık abidesi, yitip giden hayatların geride bıraktığı manevi dokuya, yüreklere dokunmaktan aciz; bina yapmayı yara sarma için yeterli sanan bir bakış. Uzun uzun anlatmaya gerek var mı? Yöneticileri birbirlerine akraba olan, depremzedelere yardım etmek yerine, depremzedelere yardım eden sivil toplum kuruluşlarına çadır ve yiyecek satan Kızılay gerçeği her şeyi anlatıyor.

“Bu tek adam sistemini 14 Mayıs’ta bitireceğiz”

İşte bu nedenle güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmek istiyoruz. Bilginin paylaşılması, karar mekanizmasında çoğulluğun sağlanması, hiyerarşinin azalması, liyakatin yönetim mekanizmasına geri dönmesi, devletin yozlaşmadan kurtulması için. Ülke yönetiminde sivil toplumun gücünden daha fazla yararlanabilmek için.

Daha esnek ve daha etkili bir müdahale mekanizması üretebilmek, daha fazla hayat kurtarmak, yaraları daha hızlı sarmak için. Bina yapmayı marifet sanan ama hayatları o binaların altında bırakan bu tek adam sistemini 14 Mayıs’ta bitireceğiz. İnsana ve hayata saygı duyan, kültürel birlikteliğimizi öne çıkaran, vatandaşımıza inisiyatif veren, onu yaşadığı kentte karar mekanizmasına davet eden bir şehircilik anlayışına geçeceğiz.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Bizim Sorunumuz Devleti Soyanlarla

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, “Yapılan ihaleler, alınan rüşveteler, vatandaşın soyulması, dolar endeksli ihale yapılması, 85 milyonun bir avuç kişiye çalışır hale getirmesi. Tüm bunları üst üste koyduğunuz zaman bizim uzman arkadaşlar 418 milyar dolarlık bir kaybı ortaya çıkardı. Her birisini dosyaladık, bir tarafta tutuyoruz. Devleti soyanlarla bizim sorunumuz var” dedi ve ekledi:

“Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir. TBMM, TMSF’de soruşturma açılmayacaktır diye kanun çıkardı. Belki de hiçbir ülkenin tarihinde böyle bir rezalet yaşanmamıştır. TMSF’yi soyacaksın, soyanlara soruşturma açamayacaksın, kanun çıkardılar. Bu parlamentoyu itibarsız kılmak demektir. Yargı felaket durumda. Bir tek Yargıtay kararı altında imzası olmadan kişi alındı AYM’ye üye yapıldı. Bu yargıç mı şimdi? Buna yargıç denmez ki, paraşütle geleceksin oraya, dayın olacak orada.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, gazeteci Zeynel Lüle ve TELE1 Ana Haber Sunucusu Evren Özalkuş’un sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu’nun söyleşisinden öne çıkanlar şöyle:

“Gençler umduğumuzdan fazla siyasetin içinde ve onlar özgürlük istiyorlar. Seçimin kaderini belirleyecek olan gençler. Oylarının ne kadar değerli olduğunun da farkındalar. Türkiye’de değişimi siz getireceksiniz, dünya siyaset tarihine miras bırakacaksınız diyorum. Daha ilginç olanı, kadınlar. Mutfaktaki yangını en çok hisseden kadın. Evin, pazarın sıkıntılarını yaşayan kadın. Gençler ve kadınlar iktidarı yolcu edecekler. İki kesim siyasete ağırlığını koymuşlar.

Türkiye ikiye bölünmüş vaziyette. Kadını değersiz olarak görenler ve kadın erkek eşitliğini savunanlar… Değersiz görenler de her fırsatta dillendiriyor. Bir tarafta demokrasi isteyenler öbür tarafta otokrasi isteyenler. Bir tarafta üniversitelerde bilimsel çalışmaların yapıldığı tabloyu savunanlar, diğer tarafta üniversiteleri tamamen bilimsel çalışmaların dışına itenler. Türkiye’nin demokrasiden hızla uzaklaştığını gösteriyor. Bir kişinin dudaklarından çıkacak sözlere göre yönetildiği bir tablo. Her ne kadar yasama yargı organlarımız olsa da saraydan aldıkları talimata göre görev yapıyorlar. Devleti ayakta tutan kolonları yeniden inşa etmemiz lazım. Tüm bunlardan çıkışın yolu sandıkla olacak. Her vatandaşımın pazar günü sandığa gitmesini, sayımını izlemesini, orada elde edilen bilgileri duyurmasını isteriz.

Bazen sizin ne söylediğiniz değil kendi iç dünyasını yansıtıyor. Ondan söz edilmesini istiyor. Pankart ve görsellerle. Canlarını yakan o. Zaman zaman söylemlerinizin dışınıza çıkmak durumunda kalıyorsunuz. Biz de gittiğimiz yerlere göre o pankartlara da bakarak söylemlerde bulunuyoruz. Sakın ola ki umutsuzluğa kapılmayın, hepimizin iradesiyle gerçekleşecek. Gidip oy kullanacağız. Değişim için oy kullanın diye çağrıda bulunuyoruz.

Kararlılık iradesi çok önemli. Onların ne yaptıklarını çok iyi biliyoruz. Çatışma yaratmak istiyorlar. Seçmen bilinçli, tahriklere kapılmıyor. Öbür türlü, pankartlar, broşürleri biz dağıtıyormuşuz gibi yapılıyor. Sormak lazım, bunlarda Allah inancı var mı, ahlak var mı? Devleti yönetenler partiyi devletleştirdiler. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti yok AK Parti devleti var. İletişim Başkanlığı, AK Parti’nin yayın organı, kara kutusu gibi.

Kimse montajcılara inanmasın, bu ahlaksızlıktır. Çıkar iftiralar atarlar, Türkiye’nin buradan çıkması lazım. Kesinlikle çıkaracağız, ahlaksız yapıları açığa çıkaracağız. YSK açıklamasın, sonuçları biz açıklayacağız. 1 buçuk yıldır sandık güvenliğine çalışıyoruz. Tüm altyapı oluşturuldu, denemeler yapıldı. Bayram havası içinde sandığa gideceksiniz. YSK, AA yayınlamayabilir. Biz tutanak örneğini göstererek tek tek yayınlayacağız. Hepsi bizim elimizde olacak.

AK Partili bazı unsurlar sokaklara çıkıp ateş edebilirler, kaybettiklerini görünce taşkınlık yapabilirler. O konuda bütün vatandaşlarımın dikkatli olmasını istedim. Bir çatışma ortamı yaratmak isteyebilirler. Nasıl Erzurum’da yapıldığında çatışmaya girmediler özellikle. Çünkü saray bunu istiyor, özellikle kaçınması gerekiyor.

En sonunda bunlar halkı darbeci yaptılar. Soğan üreticisini, emekliyi terörist yaptılar. Neredeyse 85 milyonu terörist yaptılar. Şimdi darbeci yaptılar. Seçim tarihini, YSK’yı, kuraları yapanlar bunlar. Beğenmedikleri zaman vatandaş darbe yaptı olacak. Allah bunlara akıl fikir versin, bunlar devleti yönetmiyorlar. Bunların devletle falan ilgisi yok. Bunlar beşli çetelerin, ailelerin, kendi çıkarlarını savunuyorlar. Bunların dünyalıkları da yurt dışında.

Halkın iradesi her şeyin üzerindedir. Bir kişi halkın iradesini yok sayıyorum deme lüksü yok. İstanbul seçimlerinde denemek istediler. YSK’daki çetelerle bunu halletmeye çalıştılar. Hukuka bakın, zekaya bakın. Tam bir rezalet. Hukuk tarihimizin en büyük rezaletlerinden. İkinci kez seçimi yaptıran yargıçların hiç birisi gerçek anlamda yargıç değildir. O yüzden onlara çete dedim. Dava açtılar, kazanacağım. Bir yargıç hukuku katledemez. İstanbul seçimlerinde görüldü. İstiyorlarsa bir daha seçim yaparız. Halkın iradesine herkes saygı göstermek zorundadır. Yönetimi vermemezlik edemez, tıpış tıpış verecek. Türkiye onun malı mı? Birinci turda bitecek. Çok iyi durumdayız, rahatlıkla…

“Devleti soyanlarla bizim sorunumuz var”

Sadece bir havalimanı. 1 milyar dolar. Bunlar bilinen olaylar, paraların nasıl gittiği belli. Yapılan ihaleler, alınan rüşveteler, vatandaşın soyulması, dolar endeksli ihale yapılması, 85 milyonun bir avuç kişiye çalışır hale getirmesi. Tüm bunları üst üste koyduğunuz zaman bizim uzman arkadaşlar 418 milyar dolarlık bir kaybı ortaya çıkardı. Her birisini dosyaladık, bir tarafta tutuyoruz. Devleti soyanlarla bizim sorunumuz var.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir. TBMM, TMSF’de soruşturma açılmayacaktır diye kanun çıkardı. Belki de hiçbir ülkenin tarihinde böyle bir rezalet yaşanmamıştır. TMSF’yi soyacaksın, soyanlara soruşturma açamayacaksın, kanun çıkardılar. Bu parlamentoyu itibarsız kılmak demektir. Yargı felaket durumda. Bir tek Yargıtay kararı altında imzası olmadan kişi alındı AYM’ye üye yapıldı. Bu yargıç mı şimdi? Buna yargıç denmez ki, paraşütle geleceksin oraya, dayın olacak orada.

Özel sektör de bu alana girecekse bir rekabet içinde girilmeli. Dolayısıyla kim daha iyi nitelikli ürün üretiyorsa başımızın üzerinde yeri var. Ama diğerlerini tasfiye edip bir kişinin önünü açarsanız bu doğru değil, ahlaki de değil.

Terör bir insanlık suçudur. Kim destek verirse Allah belasını versin. Hangi çağda yaşıyoruz biz. Teröre karşı durmak insani bir görevdir, mücadele etmek hepimizin görevidir. İktidar muhalefet ayrım olmaz, hepimizin görevidir.

Türkiye artık yoksulluğu yaşayan bir ülke olmaktan çıkacak. Hayat standardı yükselecek. Sosyal devlet kadının temel güvencesi olacak.

6 lider 2 bin 400 maddelik Ortak Mutabakat Metni hazırladık, kamuoyu ile paylaştık. Bunun içinde her şey var. Neyi nasıl yapacağımızı biliyoruz. İlk yapacağımız şeylerden birisi Durum ve Hasar Tespit komisyonu kuracağız. MB’nin durumu nedir, bilmiyoruz. Varlık Fonu nedir ne değildir, bilmiyoruz. TÜİK’de ne oluyor, gerçek rakamlar nedir? En geç önümüze 15-20 gün içerisinde rapor koyacak.

“Yönetimde yeni bir anlayışı egemen kılacağız”

Stratejik Planlama Teşkilatı kuracağız. Türkiye’nin kaynaklarının nereye harcandığı ile ilgili. Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayacağız. Tüm taraflar yer alacak, işçisinden sanayicisine. Toplumsal destek alacağız. Yönetimde yeni bir anlayışı egemen kılacağız. Bir kişiye teslim edilen devletin nereye geldiği görüldü.

Türkiye 6 ay içinde nefes alacak. Hızla büyümesini sağlayacağız. Anayasa değişikliği ön görüyoruz. Parlamenter sisteme dönelim derken, eskiye dönmeyeceğiz. Eskiden memnun değiliz. Antidemokratik maddelerin ayıklanması lazım. Oturuldu çalışıldı hazırlandı, paylaşıldı. Millet İttifakı bunun hepsini yaptı, Cumhur İttifakı ne yaptı? Böyle devlet olmaz, devlet yara alır buradan.

Kadro çalışmalarımız devam ediyor. CHP olarak değil, diğer partilerle de. Şu anda kamuda görevini hakkıyla, sorumlulukla, çalışan insanlar yerlerinde kalacaklar. Hepsini atalım yenisini getirelim düşüncemiz yok. Saray’ın talimatlarını yapan, politize olmuş insanlar ayrılacak. Onların yerine daha birikimli insanlar gelecek. Merkez Bankası’nın başkanı çok önemli. İçerideki ve dışarıdaki kişilere güven vermesi lazım. Birisi var. Türkiye’de bu işi bilen insanlar artık ekonomiye yön verecek.

Devlet adaletle yönetilir, kinle öfkeyle yönetilmez. Birisi yolsuzluk yapmışsa bağımsız mahkemelerde hesabını verir. Serbest de kalır mahkum da edilebilir. Mahkemeye bunu demeyiz. Vicdani kanaati ve hukukun üstünlüğüyle karar veriyorsa bir sorun yok. Yolsuzluk varsa belgesi dokümanları hukuk sürecinde alınır, varsa yolsuzluk yargıya teslim edersiniz, gider yargılanır. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedi, bunu görmezden geleyim diyemezsiniz.

Vali gerçekten valiliğini yapıyorsa, gel hemen değiştirelim değil, onun kuralları vardır, atama kuralları vardır, atamalar yapılır. Fincancı dükkanına giren fil gibi yakıp yıkma gibi davranılmaz. Adalete uygun davranılması gereğine inanan bir insanım.

Dış politikayı 180 derece değiştireceğiz. Yapılan yanlışı doğru zemine oturtmamız lazım. Kavgacı bir dış politikası olmaz. Hele Arap dünyasının iç işlerine karışmak asla doğru değil. Türkiye hakemlik rolü üstlenir. Türkiye o alana girmemekle her zaman kazançlı çıkmıştır. Suriye Devlet Başkanı’na her türlü hakaret yapıldı şimdi adam gönderiyorlar barışalım diye. Neden kavga ettin? Kaybeden kim, Türkiye. Sorumlusu kim? Sınırlar yol geçen hanına döndü. Biz uygar dünyadan koptuk. İstedikleri kişinin mal varlığına çökebilirler.

İlla bu devletin demokratikleşmesi için illa birinin dayatması mı lazım? Bizim aklımız yok mu? Avrupa Birliği’nin ön gördüğü bütün demokratik kuralları yaparız. Bir Alman demokrasiyi yaşayacak da bir Türk neden yaşamasın? Tüm demokratik kuralları getireceğiz. 3 ay içinde onların vize için ön gördükleri kuralları, yasal düzenlemeleri yapacağız, vizeler kalkacak, vatandaşımız seyahat edebilecek.

“Rusya’nın Türkiye’deki yatırımları devam edecek”

Biz, bir devletin başka bir devletin iç işlerine karışmasını istemeyiz. Elbette dostluk komşuluk ilişkilerimiz olacak. Binlerce turist gelecek. Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmanın bir an önce bitmesini, barışın olmasını isteriz. Beklentilerimizden birisidir. Rusya’nın işgalini doğru bulmayız. Rusya’nın Türkiye’deki yatırımları da devam edecek. Nükleer Santral yatırımları… Bazı büyük teknolojik yatırımları, cam sanayiyi Rusya’dan aldık.

Hayatını savaş meydanlarında geçirmiş olan Mustafa Kemal’in temel bir kuralı vardır: Yurtta sulh, cihanda sulh… Ben dünyayla neden kavga edeyim. Rekabet edebilirsiniz ama kavgaya gerek yok. İki taraf da kavga eder. Dış politikayı var olan eksenden değiştireceğiz. Suriyeli kardeşlerimizi de en geç 2 yıl içinde kendi ülkelerine uğurlayacağız.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan 14 Mayıs Yorumu: Tarihi Bir Dönemeç

14 Mayıs seçimlerinin “tarihi bir dönemeç” olabileceğini kaydeden Kılıçdaroğlu, “İlk kez sandık başına gidecek 5 milyon 300 bin genç seçmen özgürlük ve demokrasi istiyor. Bu bizim için, Türkiye için, üyesi olmaya çalıştığımız AB için ve ayrıca Batı medeniyeti için çok önemli” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan karşısında az farkla önde olduğunu; darboğazdaki ekonomi, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla Şubat’daki deprem felaketinden sonra hükümetin verdiği yanıtın seçmen memnuniyetsizliğini arttırdığını kaydetti.

Kılıçdaroğlu, seçmen memnuniyetsizliğini seçim zaferine dönüştürme yolunun zorluklarla dolu olduğunu da belirtti.

Wall Street Journal (WSJ, CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’yla yaptığı özel röportajı yayınladı.

Jared Malsin ve Elvan Kıvılcım imzasını taşıyan haber, “Türkiye’nin Seçimlerde Önde Gelen Rakip İsminden NATO ve AB’yle Daha Yakın Bağ Sözü” başlığıyla yayımlandı.

WSJ’ye verdiği söyleşide Kılıçdaroğlu, seçimin galibi olması durumunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “siyasi muhalifleri hapsettiği ve yüz yılın en güçlü Türk lideri olmak için devleti yeniden şekillendirdiği Türkiye’de demokratik kontrol ve denge mekanizmalarına yeniden hayat vereceğini” kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’le daha yakın ilişki kurma arayışına girmesi sonrasında, Türkiye’nin NATO’nun temel yapı taşlarından biri olarak rolünü güçlendireceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin AB’ye katılma sürecini de yeniden canlandırma taahhüdünde bulundu.

“Seçmen özgürlük ve demokrasi istiyor”

14 Mayıs seçimlerinin “tarihi bir dönemeç” olabileceğini kaydeden Kılıçdaroğlu WSJ’ye Cumartesi günü düzenlenen Millet İttifakı mitinginden bir saat sonra verdiği söyleşide, “İlk kez sandık başına gidecek 5 milyon 300 bin genç seçmen özgürlük ve demokrasi istiyor. Bu bizim için, Türkiye için, üyesi olmaya çalıştığımız AB için ve ayrıca Batı medeniyeti için çok önemli” şeklinde konuştu.

WSJ, Türkiye’yi 2003’ten beri yöneten Erdoğan’ın Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında tüm taraflara oynadığını, Putin’le yakın ilişkileri korumaya çalışırken Türkiye’yi “bölgesel bir güç odağına dönüştürme amacına hizmet etmek” için Ukrayna’ya silah sattığını da hatırlatıyor.

“Putin de bunu çok iyi bilir”

Gazete, Amerika’nın itirazlarına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rus S-400 savunma sistemini satın aldığını, Washington’un da Batı yaptırımlarını ihlal etmeye çalışan Rusya’ya yardım eden Türk şirket ve kurumlarına yaptırım uygulama tehdidinde bulunduğunu vurguluyor.

Kılıçdaroğlu ise WSJ röportajında Türkiye’nin Rusya’daki yatırımlarını koruyacağını; ancak Rusya’ya yaptırım uygulama konusunda Batılı ülkelerin aldıkları kararlara uyacağını kaydederek, “Türkiye, Batı ittifakının ve NATO’nun bir üyesidir ve Putin de bunu çok iyi bilir. Türkiye, NATO tarafından alınan kararlara uymak zorundadır” dedi.

WSJ, son kamuoyu yoklamalarına göre Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan karşısında az farkla önde olduğunu; darboğazdaki ekonomi, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla Şubat’daki deprem felaketinden sonra hükümetin verdiği yanıtın seçmen memnuniyetsizliğini arttırdığını kaydetti.

Gazete, Kılıçdaroğlu’nun seçmen memnuniyetsizliğini seçim zaferine dönüştürme yolunun zorluklarla dolu olduğunu da savundu. WSJ’ye göre bunun bir nedeni, Erdoğan’ın zorlu Türk siyasetinde “Rasputin tarzı ayakta kalma becerileri” sergileyebilmesi.

Gazete Kılıçdaroğlu’nun adaylığının en zayıf noktalarından biri olarak görülen “karizma ve siyasi kurnazlık yoksunluğu” algısının üstesinden gelmek için çabaladığını, mitinglere çok sayıda seçmenin katılmasını sağladığını ve coşkulu kampanyasıyla kimilerini şaşırttığını yazdı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun hayat pahalılığını azaltma, Türkiye’yi parlamenter sisteme döndürme, Merkez Bankası gibi kurumların bağımsızlığını yeniden inşa etme ve siyasi tutukluları özgürlüklerine kavuşturma vaatleriyle kampanya yaptığını kaydeden WSJ, CHP liderinin Suriyeli ve Afgan mültecileri ülkelerine gönderme sözününse insan hakları savunucularını kaygılandırdığını belirtiyor.

“Erdoğan kazanırsa Türkiye bir tür diktatörlüğe geçmiş olur”

Kılıçdaroğlu bu konuda, “Biz ırkçı değiliz. Ancak bu insanların kendi ülkelerinde daha iyi şartlar altında yaşamlarına devam etmelerini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

WSJ haberin sonunda, HDP’nin Millet İttifakı’nın bir parçası olmamasına rağmen, “Türkiye’nin en önemli Kürt lideri” olarak tanımladığı Selahattin Demirtaş’ın Kılıçdaroğlu’na destek açıklamasında bulunmasının seçimlerin yönünü değiştirebilecek bir hamle olduğunu yazdı.

Demirtaş WSJ’ye verdiği yazılı söyleşide, Kılıçdaroğlu’nun zafer kazanmasının kendisi ve diğer siyasi tutukluların serbest bırakılmasının önünü açacağını kaydetti; “Eğer Erdoğan kazanırsa Türkiye bir tür diktatörlüğe geçmiş olur” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Dikkat Çeken “Demirtaş Ve Kavala” Açıklaması

“Kazanmanız halinde Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş gibi siyasi nedenlerde mahkum olanların durumu ne olacak? Serbest kalacaklar mı?” sorusuna yanıt veren Kılıçdaroğlu, “Yargı kararları var zaten serbest kalmalarına yönelik olarak” dedi ve ekledi:

“Bu kararların uygulanması lazım. Hiç kimse düşüncelerinden ötürü hapse girmemeli. Temel hedefimiz bu zaten.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Bolu’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte düzenlediği miting öncesinde DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu, farklı alanlardaki sorulara şu yanıtları verdi:

Seçime çok az bir süre kaldı. İlk turda biteceğini düşünüyor musunuz? Anketler ve alanlar ne diyor?

Seçim ilk turda bitecek ve ilk turda kazanacağız. Alanlar zaten bunu gösteriyor.

Bu seçimler Türkiye için kader seçimi olarak da görülüyor. Sizin bu seçime sembolik açıdan bakışınız nasıl? Bir çeşit referandum da denilebilir mi?

Demokrasi talebi var toplumun. O nedenle demokrasiyi getirmek için kitleler birleşmiş vaziyette. Herkes farklılıklarını bir tarafa bıraktı ülkeye demokrasi ve özgürlükleri getireceğiz diye. Özellikle gençler bunu talep ediyorlar.

Gençler dediniz… Son yıllarda ciddi bir beyin göçü var. Siz gençlere ne vaat ediyorsunuz?

Gençlere Türkiye’de istihdam olanağı sağlamanız lazım. Eğer bunu sağlamazsanız doğal olarak yurtdışına gidiyorlar. Çalıştıkları zaman da iyi bir gelir düzeyi yakalamaları gerekiyor. Yani kısa bir süre içinde araba alma olanağı olmalı, bir süre sonra da bir ev sahibi olabilmeliler. Dolayısıyla bu gelir dağılımındaki bozukluğu özellikle gençler için gidermemiz gerekiyor.

Yurtdışındaki seçmenlerden de seçime büyük bir katılım var. Diğer taraftan bu kişilerin oy kullanmaları ile ilgili bazı kesimlerin itirazları da var. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz? 

Yurtdışındaki seçmenlerin oy kullanmaları gayet doğal. Gitmeliler, oylarını kullanmalılar. Ama bizim düşüncemiz bir yurtdışı seçim çevresi yasası çıkarmak. Yurtdışında çalışan Türk kardeşlerimiz orada kendi adaylarını seçmeli, adayları TBMM’de yurtdışındaki seçmenleri temsil etmeli. Doğru olan budur. Bu bir geçiş süreci, biz iktidar olduğumuzda görecekseniz. Yurtdışı seçim bölgesi getireceğiz ve o seçmenler kendi milletvekili adaylarını kendileri seçecekler.

Millet İttifakı’nın ekonomi kadroları açıklanacak mı?

Geçen Cumartesi günü ittifakınızın ekonomi kadroları bir araya geldi. 14 Mayıs öncesi belki bazı isimlerin açıklanması söz konusu olabilir mi?

Bu aşamada hayır. Ama aşağı yukarı kimin hangi göreve geleceği belli, yetkin kişiler alanında uzman kişiler gelecek. Türkiye ekonomisi zaten zor koşullarla karşı karşıya, ülkenin bu içinde bulunduğu cendereden çıkması lazım. Siyasal açıdan özgürlük ortamı yaratmak gerekiyor, ikinci olarak da ekonomik bir sıkışmışlık var bunun giderilmesi gerekiyor. Bunun için de uzman kişilerin liyakatli bürokratların atanması gerekiyor.

İlk tur ile ikinci tur arasındaki döneme dair endişeleriniz var mı? 

Hiçbir endişem yok, çünkü birinci turda kazanacağız.

Rusya ile ilişkiler ne olacak?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 20 yıldan uzun bir süredir iktidarda. Otoriter rejimini sona erdirmek istediğinizi söylüyorsunuz. Kazanmanız durumunda göreceğimiz en büyük değişiklik ne olacak?

Kılıçdaroğlu: Sadece Türkiye halkının değil bütün dünyanın göreceği en büyük değişiklik demokrasi özlemini gidermemiz olacak. Bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi getireceğiz.

Türkiye’nin Batı ülkeleri ile ilişkileri son yıllarda zor zamanlardan geçti. Batılı müttefiklerinize mesajınız nedir?

Kılıçdaroğlu: Türkiye’nin dış politikasını 180 derece değiştireceğiz. AB’nin öngördüğü bütün demokratik kuralları kendi ülkemizde uygulayacağız. Dolayısıyla bu çerçevede yapılması gereken bütün düzenlemeleri altı liderin uzlaşması ile kendi ülkemizde sağlayacağız. En büyük değişiklik toplumun beklediği demokrasi talebinin hayata geçirilmesi olacak.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı tutumunuz nasıl olacak?

Kılıçdaroğlu: Biz NATO İttifakı’nın bir üyesiyiz ve aynı zamanda AB’ye de tam üyelik için başvuran bir ülkeyiz. Dolayısıyla bizim yönümüz Batı uygarlığı olacaktır. Ama Rusya ile ilişkilerimizi de iyi zeminde götürmek isteriz. Yani orada çok sayıda iş insanımız var çalışıyorlar. Ama Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini da asla doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz.

Kavala ve Demirtaş

Seçimde kaybetmesi durumunda sizce şimdiki iktidar yetkilerini barışçıl bir şekilde devreder mi? Yoksa bazı sorunlar ya da gecikmeler çıkabilir mi?

Kılıçdaroğlu: Halka sandığa gidin ve oy kullanın dedik. Bu seçimde çok fazla kişi sandığa gidecek ve oy kullanacak. Ve biz kazanacağız. Ve Erdoğan’ı da göndereceğiz.

Kazanmanız halinde iş insanı Osman Kavala ve HDP eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş gibi siyasi nedenlerde mahkum olanların durumu ne olacak? Serbest kalacaklar mı?

Kılıçdaroğlu: Yargı kararları var zaten serbest kalmalarına yönelik olarak. Bu kararların uygulanması lazım. Hiç kimse düşüncelerinden ötürü hapse girmemeli. Temel hedefimiz bu zaten.

Seçim öncesinde zaman zaman tansiyon yükselebiliyor. Güvenliğinizden endişeli misiniz?

Kılıçdaroğlu: Şöyle ifade edeyim; güvenlik konusu Türkiye’nin temel sorunlarından birisi. Ama hiçbir endişe duymuyorum. Ben tümüyle seçime kilitlendim. Bu seçimi alacağız ve Türkiye’yi demokratikleştireceğiz.

Paylaşın

Guardian: Erdoğan’ın Rakibi Demokrasi İçin Mücadeleyi Hızlandırdı

Uluslararası basın, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Birleşik Krallık merkezli The Guardian gazetesi, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında bir makale yayınladı.

Kılıçdaroğlu’nun Kürtler tarafından “kahraman gibi” karşılandığını yazan gazete, CHP lideri için “Türk demokrasisinin geleceği olarak lanse edilen siyasetçi” yorumunu yaptı.

Gazeteye konuşan Kılıçdaroğlu, “Seçimler uygun koşullarda gerçekleşmiyor ama her şeye rağmen kazanacağız” dedi.

“Dış politikada u dönüşü kesin değil”

CNN ise “Türk liderliğindeki bir değişiklik, Rusya ile bağların sonu anlamına gelmeyebilir” başlıklı bir analiz yayınladı. Seçimlerin baş başa geçmesinin beklendiğini yazan CNN, “Ancak analistler, Erdoğan anketlerde devrilse bile, Türkiye’nin dış politikada u dönüşünün kesin olmadığını söylüyor.

Muhalefete yakın figürler, galip gelmesi halinde Türkiye’nin yönünü yeniden Batı’ya çevireceğini belirtirken, diğerleri temel dış politika konularının muhtemelen değişmeyeceğini söylüyor” diye yazdı.

“Erdoğan’ın daha önce hiç olmadığı kadar ‘savunmasız'”

BBC, “Türkiye seçimleri: Depremin vurduğu ülkede öfke ve kederin artçı şokları” başlıklı bir haberle seçimleri yazdı.

Erdoğan’ın daha önce hiç olmadığı kadar “savunmasız” göründüğünü belirten BBC’ın değerlendirmesi şöyle:

“Otoriter Erdoğan döneminin sonu -eğer gelirse- daha özgür, daha demokratik bir Türkiye anlamına gelmelidir. Hapishaneler daha az kalabalık olabilir ve Batı ile ilişkiler daha az gergin olabilir.

Seçimler yaklaşırken, Türklerin, devletin Şubat ayındaki depremlere yavaş tepki vermesinden harabeye dönmüş bir ekonomiye kadar şikayet edecek ve üzülecek çok şeyi oldu. Resmi enflasyon oranı %50’dir. Gerçek rakam bunun iki katı olabilir.”

“Az bir farkla kaybetmesi yargı ve orduyla bağlılığını sınayacak”

Financial Times (FT) gazetesi “Erdoğan şimdiye kadarki en büyük sınavıyla karşı karşıya” başlıklı bir analiz yayınladı.

Analizde, “21 yıllık iktidarından sonra Cumhurbaşkanı, ülkenin rotasını değiştirmeye kararlı olan birleşik bir muhalefetle başa baş bir yarışta” denildi. Analizin devamında şöyle denildi:

“Muhalefetin, özellikle az farkla kazanacağı bir zafer, Erdoğan’ın demokrasiye olan bağlılığının yanı sıra, kontrolü altına almak için yirmi yıldır çabaladığı yargı, polis ve ordunun bağlılıklarını da sınayacaktır. Muhalefete karşı artan bir hoşgörüsüzlük sergileyen Erdoğan, bir dönemi daha garantiye alınırsa, onu eleştirenler, Türkiye’yi daha da otoriterleşmeye sürükleyeceğinden korkuyor.”

Gazete, “Erdoğan’ın seçim kampanyası hakkında bilgi sahibi olan bir kişi ‘Panik yok ama rahat değiller’ dedi” diye yazdı

Paylaşın