Türkiye’de Kadınların İşgücüne Katılımı Erkeklerin Yarısından Daha Az

Hanehalkı İşgücü Araştırması verilerine göre; 2024 yılında 15 yaş ve üzeri nüfusun işgücüne katılma oranı yüzde elli dört virgül iki olarak ölçüldü. Bu oran kadınlarda yüzde otuz altı virgül sekiz, erkeklerde ise yüzde yetmiş iki oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması 2025 verilerini açıkladı.

Araştırma, Türkiye’de kadın ve erkeklerin demografik, eğitim ve çalışma hayatına ilişkin göstergeleri, toplumdaki dönüşümü ve devam eden eşitsizlikleri birlikte ortaya koyuyor. Resmî istatistikler, nüfus yapısından eğitime, iş gücüne katılımdan siyasete kadar birçok alanda önemli değişimlerin yaşandığını gösteriyor.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 31 Aralık 2025 itibarıyla Türkiye’de kadın nüfus 43 milyon 32 bin 734 kişi, erkek nüfus ise 43 milyon 59 bin 434 kişi oldu. Buna göre toplam nüfusun yüzde kırk doksan sekizini kadınlar, yüzde elli sıfır ikisini erkekler oluşturdu.

Genel nüfusta cinsiyetler arasında denge bulunmasına karşın, yaş ilerledikçe bu tablo değişiyor. Kadınların daha uzun yaşaması nedeniyle 60 yaş ve üzerindeki gruplarda kadınların oranı artıyor. Kadın nüfus oranı 60-74 yaş grubunda yüzde elli bir virgül dokuz olurken, 90 yaş ve üzeri grupta yüzde altmış dokuz virgül yediye kadar yükseliyor.

Hayat tablolarına göre Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 2022-2024 döneminde ortalama 78,1 yıl olarak hesaplandı. Bu süre kadınlarda 80,7 yıl, erkeklerde ise 75,5 yıl oldu. Böylece kadınların erkeklerden ortalama 5,2 yıl daha uzun yaşadığı görüldü.

Ancak sağlıklı yaşam süresi açısından tablo farklı. Günlük yaşamı sınırlayan sağlık sorunları olmadan yaşanması beklenen süre Türkiye genelinde 57,6 yıl olarak ölçüldü. Bu süre kadınlarda 56,3 yıl, erkeklerde ise 58,9 yıl oldu. Buna göre erkeklerin sağlıklı yaşam süresi kadınlardan 2,6 yıl daha uzun.

Ulusal Eğitim İstatistikleri verilerine göre Türkiye’de 25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresi son yıllarda önemli ölçüde arttı. 2011 yılında ortalama eğitim süresi Türkiye genelinde 7,3 yıl iken, 2024 yılında 9,5 yıla yükseldi. Aynı dönemde kadınların ortalama eğitim süresi 6,4 yıldan 8,8 yıla, erkeklerin ortalama eğitim süresi ise 8,3 yıldan 10,2 yıla çıktı.

En az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 yaş ve üzeri nüfusun oranı da önemli ölçüde yükseldi. Bu oran 2008 yılında yüzde yetmiş beş virgül bir iken 2024 yılında yüzde doksan iki virgül altıya ulaştı. Kadınlarda bu oran yüzde altmış yedi virgül beşten yüzde seksen sekiz virgül üçe yükselirken, erkeklerde yüzde seksen iki virgül sekizden yüzde doksan yediye çıktı.

Yükseköğretim mezunu oranı da hızlı artış gösterdi. 2008 yılında yüzde dokuz virgül bir olan yükseköğretim mezunu oranı 2024 yılında yüzde yirmi beş virgül ikiye ulaştı. Kadınlarda yükseköğretim mezunu oranı yüzde yedi virgül birden yüzde yirmi üç virgül altıya çıkarken, erkeklerde yüzde on bir virgül ikiden yüzde yirmi altı virgül sekize yükseldi.

Araştırmalar, ebeveynlerin eğitim seviyesinin çocukların eğitimini doğrudan etkilediğini de gösteriyor. Annesi yükseköğretim mezunu olan 25 yaş ve üzeri bireylerin yüzde seksen dört virgül dördünün kendilerinin de yükseköğretim mezunu olduğu görülüyor.

Hanehalkı İşgücü Araştırması verilerine göre 2024 yılında 15 yaş ve üzeri nüfusun işgücüne katılma oranı yüzde elli dört virgül iki olarak ölçüldü. Bu oran kadınlarda yüzde otuz altı virgül sekiz, erkeklerde ise yüzde yetmiş iki oldu.

Kadınların işgücüne katılımı eğitim seviyesi yükseldikçe artıyor. Okuryazar olmayan kadınlarda işgücüne katılım oranı yüzde on dört virgül altı iken, lise mezunlarında yüzde otuz sekiz virgül beşe, yükseköğretim mezunlarında ise yüzde altmış sekiz virgül yediye kadar çıkıyor.

İstihdam oranı ise Türkiye genelinde yüzde kırk dokuz virgül beş olarak hesaplandı. Kadınların istihdam oranı yüzde otuz iki virgül beş, erkeklerin ise yüzde altmış altı virgül dokuz oldu.

Bölgesel dağılıma bakıldığında en yüksek istihdam oranı yüzde elli dört virgül yedi ile Antalya, Isparta ve Burdur’un bulunduğu TR61 bölgesinde görülürken, en düşük oran yüzde otuz dokuz virgül beş ile Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt’i kapsayan TRC3 ile Van, Muş, Bitlis ve Hakkari’yi kapsayan TRB2 bölgelerinde kaydedildi.

Kadın istihdamının en yüksek olduğu bölge yine TR61 olurken, en düşük oran yüzde yirmi virgül dokuz ile TRB2 bölgesinde gerçekleşti.

Hanede üç yaşın altında çocuğu bulunan 25-49 yaş grubunda istihdam oranı 2024 yılında yüzde altmış oldu. Ancak cinsiyetlere göre fark oldukça belirgin. Aynı grupta istihdam oranı kadınlarda yüzde yirmi altı virgül dokuz iken erkeklerde yüzde doksan virgül dokuz olarak ölçüldü.

Kadınların karar alma mekanizmalarındaki temsili de son yıllarda artış gösterdi. Dışişleri Bakanlığı verilerine göre kadın büyükelçi oranı 2011 yılında yüzde on bir virgül dokuz iken 2025 yılında yüzde yirmi sekiz virgül dörde yükseldi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ise 2025 yılı sonunda 592 milletvekilinin 118’i kadın oldu. Böylece kadın milletvekili oranı yüzde on dokuz virgül dokuza ulaştı. Bu oran 2007 yılında yüzde dokuz virgül bir düzeyindeydi.

Yükseköğretimde görev yapan kadın akademisyenlerin oranı da artıyor. Kadın profesörlerin oranı 2010-2011 öğretim yılında yüzde yirmi yedi virgül altı iken 2024-2025 döneminde yüzde otuz dört virgül dokuza çıktı. Kadın doçent oranı ise aynı dönemde yüzde otuz iki virgül ikiden yüzde kırk üç virgül üçe yükseldi.

Üst ve orta düzey yönetici pozisyonlarında kadın oranı 2012 yılında yüzde on dört virgül dört iken 2024 yılında yüzde yirmi bir virgül beşe ulaştı. Borsa İstanbul’da işlem gören en büyük elli şirketin yönetim kurullarında kadın üyelerin oranı ise 2016 yılında yüzde on iki virgül ikiden 2025 yılında yüzde on sekiz virgül üçe çıktı.

Araştırma-Geliştirme faaliyetlerine katılan kadınların sayısı da yükselişte. 2024 yılında tam zaman eşdeğeri hesaplamaya göre 106 bin 74 kadın Ar-Ge personeli görev yaptı. Bu sayı toplam Ar-Ge personelinin yüzde otuz dört virgül ikisini oluşturdu.

Kadın Ar-Ge personel oranı yükseköğretimde yüzde kırk yedi virgül dokuz, kamu sektöründe yüzde otuz virgül altı, özel sektörde ise yüzde yirmi sekiz virgül iki olarak hesaplandı.

Evlenme istatistiklerine göre 2025 yılında kadınların ortalama ilk evlenme yaşı 26, erkeklerin ise 28,5 oldu. En yüksek ortalama evlenme yaşı kadınlarda 29,6 ve erkeklerde 32,4 ile Tunceli’de görülürken, en düşük yaş kadınlarda 23,7 ile Kilis’te, erkeklerde 26,4 ile Şanlıurfa’da kaydedildi.

2025 yılında kesinleşen boşanma davalarında çocukların velayeti çoğunlukla anneye verildi. Çocukların yüzde yetmiş dört virgül altısının velayeti anneye, yüzde yirmi beş virgül dördünün velayeti ise babaya bırakıldı.

İnternet kullanan bireyler arasında üretken yapay zeka kullandığını belirtenlerin oranı 2025 yılında yüzde on dokuz virgül iki oldu. Bu oran kadınlarda yüzde on sekiz virgül sekiz, erkeklerde yüzde on dokuz virgül dört olarak ölçüldü.

En yüksek kullanım oranı yüzde otuz dokuz virgül dört ile 16-24 yaş grubunda görüldü. Bu yaş grubunda yapay zeka kullanan kadınların oranı yüzde kırk virgül beş, erkeklerin oranı ise yüzde otuz sekiz virgül üç oldu.

Yoksulluk Riski Kadınlarda Daha Yüksek

Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında bulunanların oranı 2025 yılında toplam nüfusun yüzde yirmi yedi virgül dokuzunu oluşturdu. Bu oran kadınlarda yüzde otuz virgül bir, erkeklerde ise yüzde yirmi beş virgül altı olarak hesaplandı.

Kadına yönelik şiddet araştırmasına göre kadınların en fazla maruz kaldığı şiddet türü psikolojik şiddet oldu. Yaşamının herhangi bir döneminde psikolojik şiddete maruz kalan kadınların oranı yüzde yirmi sekiz virgül iki olarak belirlendi. Ekonomik şiddet oranı yüzde on sekiz virgül üç, fiziksel şiddet yüzde on iki virgül sekiz, ısrarlı takip yüzde on virgül dokuz, dijital şiddet yüzde sekiz virgül üç ve cinsel şiddet yüzde beş virgül dört olarak kaydedildi.

Araştırma, şiddetin çoğunlukla kadınların yakın çevresinden geldiğini de ortaya koydu. Kadınların yüzde otuz dokuz virgül beşi en fazla eşleri, eski eşleri ya da birlikte oldukları kişiler tarafından şiddete maruz kaldıklarını belirtti.

Türkiye’de eğitim, temsil ve kamusal hayata katılım alanlarında ilerleme görülse de özellikle istihdam ve toplumsal eşitsizlikler konusunda kadınların hâlâ önemli sorunlarla karşı karşıya olduğu görülüyor. İstatistikler, kadınların toplumsal yaşamda daha güçlü yer alabilmesi için politikaların ve sosyal destek mekanizmalarının önemini ortaya koyuyor.

Paylaşın

Taliban, İktidarını Güçlendirmek İçin Kadın Haklarını Kısıtlıyor

Yeni yayınlanan bir raporda, Taliban’ın Afganistan’da iktidarını güçlendirmek için kadın haklarına getirilen kısıtlamaları silah olarak kullandığı, aynı zamanda dini okulları yayarak radikalliği körüklediği uyarısı yapıldı.

Haber Merkezi / Kanada merkezli Farageer tarafından hazırlanan “Alarm Zili: Afgan Kadınların Cinsiyet Ayrımcılığı ve Artan Aşırılık Tehlikesi Konusundaki Tanıklıkları” raporu New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun (BMGK) Afganistan etkinliğinde açıklandı.

Taliban’ın diğer aşırılıkçı gruplar gibi, Afgan toplumunu kontrol etmek ve gücünü korumak için kadın haklarının kısıtlanmasından yararlandığı belirtilen raporda, Taliban’ın kadın düşmanı radikal ideolojisine yönelik eğitimin sadece erkek çocukları ve genç erkeklerle sınırlı olmadığı, kız çocukları ve genç kadınları da kapsadığı belirtiliyor.

Taliban Eğitim Bakanlığı’ndan alınan verilere dayanarak yapılan araştırmada, Afganistan’da şu anda 22 bin 972 dini okulun bulunduğu ve üç milyondan fazla öğrencinin kayıtlı olduğu belirtildi. 2021 yılında Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinden önce bu sayı yaklaşık 5 bindi. Son dört yılda Taliban sadece 269 modern okul inşa etti; bu da her yeni modern okula karşılık 85 dini okul kurulduğu anlamına geliyor.

14 ilde 600’ü kadın olmak üzere 700’den fazla kişiyle yapılan görüşmelere dayanan raporda, çoğunluğun Taliban’ın iktidara geri dönmesinden bu yana Afgan toplumunun daha radikal hale geldiğine inandığı ortaya çıktı.

Etkinlikte konuşan BM Afganistan İnsan Hakları Özel Raportörü Richard Bennett, Taliban’ın cihatçı ve dini okullara odaklanmasının Afganistan’ın geleceğini tehlikeye attığını söyledi. Bennett, grubun dini, özellikle Taliban politikalarının “boyunduruğu” altında yaşayan kadın ve kız çocuklarını kontrol etmek için bir araç haline getirdiğini belirtti.

Bennett, Taliban’ın “Erdemin Teşviki ve Kötülüğün Önlenmesi Yasası”na dikkat çekerek, bunu “katı ve baskıcı” bir toplumsal düzen dayatarak Taliban kontrolünü sağlamlaştırmak için hesaplı bir stratejinin parçası olarak nitelendirdi. Bennett, Yasanın hem Taliban baskısının bir belirtisi hem de bir aracı olduğunu söyledi.

Bennett, artan yoksulluk, sınırlı eğitim ve istihdam olanakları ve hak ve özgürlükler üzerindeki daha fazla kısıtlamanın radikalleşme tehdidini artırdığını ve bunun bölgesel ve küresel güvenlik açısından sonuçlar doğurduğunu da sözlerine ekledi.

Bennett, soruşturma mekanizmaları, cinsiyet ayrımcılığının insanlığa karşı bir suç olarak tanınması ve özellikle kadın örgütleri olmak üzere sivil topluma verilen desteğin güçlendirilmesi de dahil olmak üzere kapsamlı bir uluslararası müdahale çağrısında bulundu.

Etkinlikte konuşan Afgan sivil toplum kuruluşları üyeleri, aktivistler, eski hükümet yetkilileri ve akademisyenler de bu endişeleri dile getirerek, BM ve uluslararası toplumu durumun daha da kötüleşmeden harekete geçmeye çağırdı.

Paylaşın

Afganistan, Kadınlar İçin “En Baskıcı” Ülkelerden Biri

Birlemiş Milletler (BM), yaklaşık dört yıldır Taliban yönetimi altında bulunan Afganistan’da kadınların temel hak ve özgürlüklerinin “benzeri görülmemiş” bir saldırı altında olduğunu duyurdu.

Haber Merkezi / Birlemiş Milletler (BM) Kadın Birimi, 2024 Afganistan Cinsiyet Endeksi raporunda, Afgan kadınlarının ve kız çocuklarının kamusal yaşamın hemen her alanından sistematik olarak silindiğini belirtti. Raporda, genç kadınların onda sekizinin eğitim, beceri eğitimi ve istihdamdan dışlandığı, bunun da erkeklere kıyasla dört kat daha fazla olduğu vurgulandı.

Raporda, Afganistan’ın işgücünde şu anda en büyük cinsiyet eşitsizliğine sahip ülkelerden biri olduğu, kadınların yalnızca yüzde 24’ünün katılım gösterirken, erkeklerin yüzde 89’unun katılım gösterdiği belirtildi. Rapora göre, kadınların finansal hizmetlere erişimi de keskin bir şekilde azaldı. Kadınların yalnızca yüzde 6,8’i artık bir banka hesabına sahip veya mobil para hizmetlerini kullanırken, erkeklerde bu oran yüzde 20,1.

Raporda, aile planlaması hizmetlerine ihtiyaç duyan Afgan kadınlarının yarısından azının modern doğum kontrol yöntemlerine erişebildiği belirtildi. Bu arada, ergenlik çağındaki doğum oranı 15 ila 19 yaşlarındaki 1.000 kızda 62 doğum gibi endişe verici bir seviyeye yükseldi.

Raporda, “Taliban kabinesinde veya yerel ofislerde hiçbir kadın görev almıyor” ifadesi yer alırken, bu durumun kadınların hayatlarını etkileyen politikaların şekillendirilmesine katılımları açısından ciddi bir gerileme olduğu belirtildi.

BM Kadın Birimi, bu kısıtlamalara rağmen Afgan kadınların çaba göstermeye devam ettiğini ve hem ulusal hem de yerel düzeyde Taliban yetkililerine endişelerini iletmenin yollarını aradığını bildirdi. BM Kadın Birimi Yöneticisi Sima Bahous, “Afganistan’ın en büyük kaynağı kadınları ve kızlarıdır” dedi.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Taliban, Kadınları Yaşamdan Siliyor

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Taliban’ın kadınları ve kız çocuklarını kamusal yaşamdan dışlamasını sert bir dille kınayarak, durumun ciddi bir insan hakları krizini temsil ettiğini söyledi.

Haber Merkezi / Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin 59. oturumunda konuşan Türk, Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidarı yeniden ele geçirmesinden bu yana kız çocuklarının altıncı sınıftan sonra okula gitmesini yasaklamakla kalmayıp, aynı zamanda kadınların seslerini susturduğunu, eğitimden, istihdamdan, siyasi katılımdan ve birçok kamusal alana erişimden mahrum bıraktığını ifade etti.

Taliban’ın küresel etkileri olan insan hakları acil durumu oluşturduğu uyarısında bulunan Volker Türk, “Afganistan’da yaşananlar sadece Afgan halkı için bir trajedi değil, aynı zamanda uluslararası toplumun insan haklarının evrenselliğine olan bağlılığının da bir sınavıdır” dedi.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür. İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Afganistan’da Dört Milyon Çocuk Eğitimden Yoksun

UNICEF, Afganistan’da yaklaşık 4 milyon çocuğun eğitim hakkından mahrum bırakıldığını açıkladı. Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidara dönüşünden bu yana kadınlar ve kızlar kapsamlı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Afganistan’da yaklaşık dört milyon çocuğun okul dışında olduğunu, yoksulluk, cinsiyete dayalı kısıtlamalar ve temel altyapı eksikliğinin erişimin önündeki en büyük engellerler olduğunu duyurdu.

Afganistan, kızların altıncı sınıftan sonra okula gitmesinin resmen yasaklandığı dünyadaki tek ülke olmaya devam ediyor.

Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidara dönüşünden bu yana kadınlar ve kızlar kapsamlı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı. Ortaokullara yönelik yasağın yanı sıra Taliban, kadınların üniversitelere gitmesini ve eğitim ve insani yardım da dahil olmak üzere çoğu sektörde çalışmasını yasakladı.

UNICEF, bu yılın başlarında yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte 400 bin kız çocuğunun daha yasaktan etkilendiğini, böylece eğitimden mahrum bırakılan kız çocuklarının sayısının 2,2 milyona ulaştığını bildirmişti.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

 

Paylaşın

Taliban, Kadınlara Ait Alanlara Bakan Pencereleri Yasakladı

Afganistan’da Taliban, kadınlara yönelik kısıtlamalarını sıkılaştırdı ve “müstehcen eylemlerden duyulan endişe” gerekçesiyle kadınlarının kullandığı alanlara bakan pencereleri yasakladı.

Haber Merkezi / Taliban sözcüsü Zabihullah Mujahid, kararı sosyal medya platformu üzerinden paylaşarak, “Kadınların mutfaklarda, avlularda veya kuyulardan su çekerken görülmesi müstehcen eylemlere yol açabilir” dedi.

Karar uyarınca belediye yetkilileri ve diğer ilgili birimler, komşuların diğer evlerdeki bu alanları görmediğinden emin olmak için inşaatları denetlemek zorunda kalacak.

Bu tür pencerelerin var olduğu evlerde, maliklerin “komşulara rahatsızlık vermemek için” pencerelere duvar örmesi veya görüntüyü engelleyecek başka önlemler alması teşvik edilecek.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), yakın zamanda Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Taliban’a kadınlara yönelik kısıtlamalardan hızla vazgeçme çağırısında bulunmuştu.

Açıklamada, BMGK’nın 2681 (2023) sayılı kararını hatırlatarak, ülkenin geleceği ve uzun vadeli kalkınması için Afganistan’daki kadınların tam, eşit, anlamlı ve güvenli katılımının sağlanması gerekliliği vurgulanmıştı.

Taliban, Afganistan’ı ele geçirmesinden bu yana kadınların haklarına karşı kapsamlı bir saldırı yürütüyor ve kadınların hayatlarının hemen her alanını düzenliyor.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

BMGK’dan Taliban’a “Kadın Hakları” Uyarısı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Taliban’a kadınlara yönelik kısıtlamalardan hızla vazgeçme çağırısında bulundu.

Haber Merkezi / Açıklamada, BMGK’nın 2681 (2023) sayılı kararını hatırlatarak, ülkenin geleceği ve uzun vadeli kalkınması için Afganistan’daki kadınların tam, eşit, anlamlı ve güvenli katılımının sağlanması gerekliliği vurguladı.

Taliban, Afganistan’ı ele geçirmesinden bu yana kadınların haklarına karşı kapsamlı bir saldırı yürütüyor ve kadınların hayatlarının hemen her alanını düzenliyor.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Taliban, Kadınların “Birbirlerinin Sesini Duymalarını” Yasakladı

Taliban’ın Fazilet Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanı Muhammed Halid Hanefi, “Kadın namaz kılarken yanından başka bir kadın geçse bile, onların duyabileceği kadar yüksek sesle dua etmemelidir” dedi ve ekledi:

“Bırakın başka bir şeyi, namaz kılarken birbirlerinin seslerini duymalarına bile izin verilmezken şarkı söylemelerine nasıl izin verilebilir?”

Muhammed Halid Hanefi, kadın sesinin “avret” (İslam’a göre insan vücudunun örtülü olması gereken bölümlerini tanımlar) olarak kabul edildiğini ve diğer kadınlar tarafından bile kamusal alanda duyulmaması gerektiğini savundu.

Cumhuriyet‘in Merkezi ABD’nin Virginia eyaletinde bulunan Afgan haber kanalı Amu TV’den aktardığı habere göre, Taliban’ın Fazilet Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanı Muhammed Halid Hanefi, kadınların diğer kadınların yanında yüksek sesle Kuran okumaktan kaçınmaları gerektiğini söyledi.

Hanefi, “Kadınların tekbir getirmelerine ya da ezan okumalarına izin verilmediğinde, kesinlikle şarkı ya da müzik söyleyemezler. Yetişkin bir kadın namaz kılarken yanından başka bir kadın geçse bile, onların duyabileceği kadar yüksek sesle dua etmemelidir. Bırakın başka bir şeyi, namaz kılarken birbirlerinin seslerini duymalarına bile izin verilmezken şarkı söylemelerine nasıl izin verilebilir?” dedi.

Hanefi, kadın sesinin “avret” (İslam’a göre insan vücudunun örtülü olması gereken bölümlerini tanımlar) olarak kabul edildiğini ve diğer kadınlar tarafından bile kamusal alanda duyulmaması gerektiğini savundu.

İnsan hakları uzmanları da dahil olmak üzere kadınlar, bu kararın namaz kılmanın ötesine geçerek birbirleriyle sohbet etmelerini kısıtlayacağından ve sosyal varlıklarını daha da azaltacağından korkuyor.

Afganistanlı aktivisti Zubaida Akbar, Taliban liderlerinin “cinsiyet ayrımcılığı” diktalarından sorumlu tutulmaları çağrısında bulunarak, “Bugün kadınların birbirlerinin yanında seslerini duyurmalarına getirilen yasak, geçtiğimiz ay kadınlara karşı 100 sayfadan fazla bir ferman kitabı yayınlayan Taliban’ın ahlak ve fazilet bakanı Muhammed Halid Hanefi’den geldi” dedi.

Bu karar, Taliban ‘ın Ağustos ayında kadınların dışarı çıkarken yüzleri de dahil olmak üzere tüm vücutlarını örtmelerini emreden yeni bir dizi yasayı uygulamaya koymasından sadece iki ay sonra geldi. Taliban’ın bu son kararının, uygulanıp uygulanmadığı ya da ne kadar yaygın olarak uygulandığı bilinmiyor.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Türkiye’de Çalışan Her Dört Kadından Biri “Cinsel Şiddete” Uğruyor

“İş Yerinde Şiddet ve Tacize İlişkin Algı ve Deneyimleri” araştırmasına göre; Türkiye’de çalışan her dört kadından biri, daha önce cinsel şiddete uğradığını ve bu şiddetin münferit olmadığını ifade etti.

Prof. Dr. Canan Sümer “Ne kadar farklı şiddet türüne maruz kalınırsa algılanan şiddet oranı düşüyor. Yani şiddete maruz kaldıkça farkındalık azalıyor” dedi.

Özyeğin Üniversitesi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ortaklığıyla gerçekleşen “İş Yerinde Şiddet ve Tacize İlişkin Algı ve Deneyimleri” araştırması kamuoyuna sunuldu.

İş hayatındaki kadın ve erkeklerin yüzde 60’ının ekonomik şiddete maruz kaldığı, cinsel şiddete uğrama oranının kadınlarda erkeklerin yaklaşık 2 katı fazla olduğu ortaya çıktı. Projenin bulguları dün yapılan basın açıklamasıyla kamuoyu ile paylaşıldı.

Geçen nisan ayında başlayan araştırma kapsamında, 39 ilçeden rastgele seçilen 188 mahalleden 3 bin 7 katılımcı ile görüşmeler yapıldı. Yapılan hane halkı anketinde demografik bilgiler, işe adanmışlık ve iş yerinde taciz ve şiddet türlerine yönelik sorular soruldu. Çalışmada soru yönetilen kişiler yarı yarıya kadın ve erkek olacak biçimde belirlendi.

Kadınlar daha çok cinsel şiddete uğrarken erkekler ise ayrımcılığa maruz kaldı. Ekonomik şiddet ise cinsiyet fark etmeksizin en çok maruz kalınan şiddet türü oldu. Çalışma yaşamındaki kişilerin yüzde 60’ının ekonomik şiddete maruz kaldığı ortaya çıktı.

Kamu sektöründe fiziksel şiddet daha fazla görülürken özel sektörde ise cinsel ve ekonomik şiddet oranı daha yüksek oldu. Çalışmada hem algılanan hem de maruz kalınan şiddet ölçüldü.

Cumhuriyet’ten İrem Karataş’ın haberine göre; Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı ve Proje yürütücüsü Prof. Dr. Canan Sümer “Ne kadar farklı şiddet türüne maruz kalınırsa algılanan şiddet oranı düşüyor. Yani şiddete maruz kaldıkça farkındalık azalıyor” dedi.

Araştırmada daha az eğitimli olmanın daha fazla şiddete maruz kalmaya sebep olduğu belirtildi. Çalışmanın ortaya koyduğu ilginç bulgulardan biri ise katılımcıların genellikle din, milliyet veya etnik köken sebebiyle ayrımcılığa uğradıklarını belirtmesi oldu. Cinsiyet ise ayrımcılığa uğrama sebepleri arasında çok düşük oranda yer aldı.

Sümer, bu bulgunun cinsiyet eşitsizliğinin normalleşmesine işaret edebileceğini belirtti. Bulgulara göre şiddet faillerinin çoğu erkek. Kadınlar genelde psikolojik şiddet uygularken, erkekler daha çok fiziksel ve cinsel şiddet uyguluyor. Cinsel şiddette faillerin yarıya yakını birinci derecede amir olanlar. Yine cinsel şiddette faillerin yüzde 60’ı evli.

Cinsel şiddete uğrama oranı ise, kadınlarda erkeklerin yaklaşık iki katı. Çalışmada soru yöneltilen her dört kadından biri daha önce cinsel şiddete uğradığını ve bu şiddetin münferit olmadığını ifade etti.

Paylaşın

İktidar, Kadını “Hiçleştirmek” İçin Yeni Yollar Arıyor

İktidar, kadının evlendikten sonra bekarlık soyadını kullanma hakkını vermemek için yeni “çözüm” yolları arıyor. 29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı Şenal Sarıhan, “Bu engel oluşun altında aslında kadının hiçliği anlayışı yatıyor” dedi.

Şenal Sarıhan, “Bu anlayışa göre, kadın evlendiği zaman her şeyden arınır ve evlendiği erkeğin ‘malı’ olur. Böyle bir düzenlemeye kadın örgütleri olarak hiçbirimizin olur vermeyeceği açıktır” ifadelerini kullandı.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “Kadının yalnızca kocasının soyadını kullanabilmesini” öngören Medeni Kanun hükmünü iptal etmesine karşın kadının evlendikten sonra bekarlık soyadını kullanma hakkını vermemek için yeni “çözüm” yolları arıyor. Yapılacak yeni düzenlemeyle, Medeni Kanun’daki mevcut hükmün genel olarak korunacağı ve yalnızca “tanınmış kadınlar” için bir istisna getirileceği öne sürüldü.

Buna göre; sanatçılar, siyasetçiler ve toplum önünde bilinen kişiler, “Bu soyadımla tanınıyorum” gerekçesiyle sadece kendi soyadlarını kullanabilecekler. Bu düzenlemenin gerekçesi olarak ise kadınların genellikle eşlerinin soyadını kullanmak istedikleri ve bu tercihin, çocukları ve aile birliğini önemsemelerinden kaynaklandığı iddia edildi.

Bu iddialara ilişkin Cumhuriyet’ten Eylül Barut‘a konuşan 29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı Şenal Sarıhan, AYM kararında “açık bulmaya” çalışmanın her türlü hukuksuzluk olduğunun altını çizdi. Sarıhan, “İster parlamento yapsın, ister hüküket gerçekleştirsin, bu her türlü hukuksuz bir tutumu ortaya çıkarır. AYM’nin vermiş olduğu herhangi bir yargı kararı karşısında o kararı yok hükmüne getiren düzenlemelerin yapılması hukuksuzluktur, nerede olursa olsun hukuksuzluktur. Mevcut Türk hukuk sistemine ve bağlı olduğumuz uluslararası sözleşmelere de aykırı bir durumdur” dedi.

“Kadının hiçliği anlayışı”

Bu düzenlemelerin pratikte yer aldığını kaydeden Sarıhan, “Bir kadın bekarlık soyadıyla tanınmışsa zaten onu kullanır ya da evlenip boşandıktan sonra bile o soyadla tanınmışsa onu kullanmayı sürdürebilir. Bu geleneksel bir olgudur, yani hukuki bir durum değildir. Şimdi bunu hukuki bir biçime getirmek aslında herhangi bir fikri olmayan kadınları yok hükmünde görmek, o kadınların kendi aile soyadlarını ya da istedikleri soyadı taşımalarına engel olmaktır. Bu engel oluşun altında aslında kadının hiçliği anlayışı da yatıyor. Bu anlayışa göre, kadın evlendiği zaman her şeyden arınır ve evlendiği erkeğin ‘malı’ olur. Böyle bir düzenlemeye kadın örgütleri olarak hiçbirimizin olur vermeyeceği açıktır” diye konuştu.

Paylaşın