IŞİD’in Öldürülen Lideri Bağdadi’nin Eşine İdam Cezası

Irak Yüksek Yargı Konseyi, öldürülen IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin eşinin, örgütle işbirliği yaptığı ve evinde Ezidi kadınları alıkoyduğu gerekçesiyle Karkh Ceza Mahkemesi tarafından idama mahkûm edildiğini duyurdu.

Konseyden yapılan açıklamada, Esma Muhammed kod adlı kadının, Ninova İli’ne bağlı Şengal ilçesinde Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından kaçırılan bazı Ezidi kadınları evinde gözaltına aldığı belirtildi.

İki Ezidi kadın, diğer Ezidi kadınlarla birlikte kendilerinin kaçırılması ve köleleştirilmesinde suç ortaklığı yaptığı gerekçesiyle Muhammed’e dava açmıştı. Kadınlar, ölüm cezası talep ediyorlardı. 

Ağustos 2014’te IŞİD, Sincar’a düzenlediği saldırıda binlerce Ezidi’yi öldürdü ve 6 binden fazla Ezidi’yi de kaçırdı. Kaçırılanların çoğu, IŞİD militanları tarafından Suriye ve Irak’taki pazarlarda seks kölesi olarak satıldı.

Çok sayıda Ezidi erkek, kadın ve çocuk hâlâ IŞİD tarafından kayıp veya alıkonulmuş durumda ve binlercesi hala IDP kamplarında zor koşullara katlanıyor.

Birleşmiş Milletler müfettişleri de IŞİD’in Ezidi kadınlara yönelik “soykırım ve birçok diğer uluslararası suç” işlediğine dair açık ve ikna edici kanıtları olduğunu belirtmişti.

2019 yılında ABD güçleri El Bağdadi’nin ailesinin bir kısmıyla birlikte Suriye’nin kuzeybatısında saklandığı yere baskın düzenlemiş, Bağdadi bir tünelde kıstırıldığında üzerindeki patlayıcı yeleği infilak ettirerek kendisi ve iki çocuğunu öldürmüş; dört eşinden ikisi ise çıkan çatışmada öldürülmüştü.

Bağdadi’nin ölümüyle sonuçlanan baskın sırasında Esma Muhammed, ise orada değildi çünkü 2018 yılında Türkiye’de sahte bir isimle yaşarken yakalanmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2019’da Bağdadi’nin ölümünün ardından yaptığı açıklamada “ABD, Bağdadi’yi tünelde imha etti. İlk kez açıklıyorum, biz de Bağdadi’nin hanımını yakaladık ama bakın bir yaygara yapmadık. Aynı şekilde kız kardeşini ve eniştesini de Suriye’de yakaladık” diye konuşmuştu.

Esma Muhammed, bu yılın Şubat ayında Irak’a geri gönderildi ve o günden bu yana cezaevinde tutuluyor; yetkililer IŞİD’deki rolünü araştırıyor.

Kendisine IŞİD’in işlediği bu suçlar sorulduğunda Esma Muhammed, kocasına “o masum insanların kanını” ellerine bulaştırdığı için meydan okuduğunu söylemişti.

Hüdayfe Ezidi kadınların başına gelenler için çok üzgün olduğunu ve utanç duyduğunu da eklemişti. En az dokuz Ezidi kız çocuğu ve kadının Esma Muhammed’in evine köle olarak getirildiği biliniyor.

Paylaşın

10 Ekim Davası’nda Karar: 10 Sanığa Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezası

10 Ekim 2015 tarihinde IŞİD’in Ankara Tren Garı Meydanı’nda düzenlediği ve 103 kişinin hayatını kaybettiği davada, 10 sanığa 101’er kere ağırlaştırılmış müebbet, insan öldürmeye teşebbüs suçundan da 379’ar kere 18 yıl hapis cezası verdi.

Ayrıca sanık Erman Ekici hakkında insanlığa karşı suçtan beraat, dosyanın firari sanıklar yönünden ayrılmasına karar verildi. IŞİD üyesi olduğu tahmin edilen 16 kişi halen firari durumda.

Ankara’da 10 Ekim 2015’de düzenlenmek istenen Barış Mitingi’nde Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından düzenlenen ve üç saniye arayla yapılan iki canlı bomba saldırısında 103 kişi hayatını kaybetmesiyle ilgili Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşması bugün görüldü.

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Sanık Yakup Şahin, Sanık Hakan Şahin, Sanık Resul Demir’e, Sanık İbrahim Halil Alçay’a, Sanık Hacı Ali Durmaz’a, Sanık Erman Ekici’ye, Sanık Talha Güneş’e, Sanık Hüseyin Tunç’a, Sanık Metin Akaltın’a insan öldürmekten 101’er kere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesine, insan öldürmeye teşebbüs suçundan 379’ar kere 18 yıl hapis cezası verdi.

Ayrıca Erman Ekici hakkında insanlığa karşı suçtan beraat verilmesine, dosyanın firari sanıklar yönünden ayrılmasına karar verdi.

Ne olmuştu?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü soruşturma sonucunda arasında IŞİD’in “Türkiye emiri” olduğu belirtilen İlhami Balı’nın da bulunduğu 35 kişi hakkında dava açtı. Sanıklardan 16’sı firariyken 19’u tutuklu yargılanıyordu. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi 2018’de davayı bitirerek 9 sanığı 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis, 11 bin 730’ar yıl hapis cezasına çarptırdı.

Mahkeme heyeti, diğer beş sanığa “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 12’şer yıl, 4 sanığa ise aynı suçtan 7 yıl 6’şar ay hapis cezasına çarptırdı. Sanık Erman Ekici’nin “silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan 18 yıl hapisle cezalandırılmasına hükmeden mahkeme, söz konusu sanığın 100 kişiyi “kasten öldürme” ve 391 kişiyi “kasten öldürmeye teşebbüs etme” suçlarından da yargılanması için suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.

Ayrıca firari 16 kişi hakkındaki dosya da ayrıldı. Yargıtay, temyiz incelemesinde 9 sanığa verilen 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı. Dokuz sanığa yaralama suçundan verilen bazı cezalar ise eksik inceleme nedeniyle 2022’de bozuldu. Ancak bu sanıklar hakkındaki öldürme suçundan verilen cezalar onandı.

Hakkında bozma kararı verilen 9 sanık ile Erman Ekici yönünden yeniden başlayan Gar davasında son duruşma 24 Nisan’da görüldü. Cumhuriyet Savcısı, bu duruşmada esasa ilişkin mütalaasında Ekici’nin “anayasayı ihlal” suçundan bir kez ağırlaştırılmış müebbet, 101 kasten öldürme suçundan 101 kez ağırlaştırılmış müebbet, öldürmeye teşebbüs suçundan ise 379 kez cezalandırma istedi. Mütalaada Yunus Durmaz’a Gar katliamı talimatının İlhami Balı tarafından Erman Ekici aracılığıyla gönderildiği vurgulandı.

Savcı, Ekinci hakkında insanlığa karşı suç işlemek suçundan ise ceza istemedi. Sanıklar Yakub Şahin, Hakan Şahin, Hacı Ali Durmaz, Halil İbrahim Alçay, Resul Demir, Hüseyin Tunç, Taha Güneş, Abdülmüttalip Demir, Metin Akaltın’ın 11 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan beraati istendi, katliamdan bir süre sonra hayatını kaybeden Mustafa Budak’a yönelik kasten öldürme suçundan ise ağırlaştırılmış müebbet talep edildi. 26 Haziran’da mahkeme bu 10 sanıkla ilgili son kararını açıklayacak.

Gar katliamı davasında IŞİD üyesi oldukları tahmin edilen 16 kişi halen firari durumda. Bunlar arasında IŞİD’in bir dönem Türkiye sorumlusu olan İlhami Balı, yöneticiler Deniz Büyükçelebi ve Edremit Türe ile HDP Mersin ve Adana il binalarına bombalı saldırıların faili Savaş Yıldız da bulunuyor. Haklarında yakalama kararı bulunan 16 sanık, bu süreçte yakalanamadı. Savcı, bu sanıkların dosyasının ayrılmasını istedi.

10 Ekim katliamının mağdurları, olayda ihmali bulunduğu belirtilen kamu görevlilerinin de yargılanmasını talep etti. Buna ilişkin o dönem İçişleri Bakanlığı idari, Ankara Başsavcılığı ise adli soruşturma başlattı.

Bakanlık müfettişlerinin hazırladığı 25 Şubat 2016 tarihli raporda, dönemin Ankara Emniyet Müdürü, İstihbarat Şube Müdür Vekili, TEM Şube Müdürü, eski Güvenlik Şube Müdür Vekili ve TEM Şubesi C Büro amirinin ihmali olduğuna yönelik tespitler yapıldı. Ancak Ankara Valiliği, soruşturma izni vermedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da buna karşı dava açmayınca kamu görevlilerine ilişkin soruşturma dosyası kapandı.

Paylaşın

IŞİD Tehdidi Devam Ediyor Mu? Son Durum

SDG, 23 Mart 2019 yılında IŞİD’in son kalesi olan El-Bağuz köyünü ele geçirdi. El-Bağuz köyünü el değiştirmesiyle birlikte, Haziran 2014 yılında IŞİD tarafından Suriye ve Irak’ta ilan edilen İslam Devleti’nin de sonu geldi.

Peki 10 yıl önce zirveyi gören Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) artık ne durumda?

Birleşik Krallık’ın (BK) kamu yayıncısı BBC, 10 yıl önce gücünün zirvesinde olan IŞİD’in son durumunu yazdı.

Haberde, IŞİD’in kurucusu Ebu Bekir el-Bağdadi’nin 2014’te kendini İslam halifesi ilan etmesiyle örgütün gücünün zirve noktasına ulaştığı belirtildi.

Suriye ve Irak’ta geniş toprak kazanan örgütün, bundan sonraki 5 yıl içinde dünyanın her yerinden yeni cihatçılarla güçlendiğine dikkat çekildi.

ABD liderliğinde, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 70 ülkelik bir koalisyonla IŞİD’e karşı başlatılan savaşta Bağdadi’nin 2019’da öldüğü, örgütün de zayıfladığı belirtildi.

Dönemin ABD Başkanı Donald Trump, Ekim 2019’da düzenlenen operasyonda köşeye sıkışan Bağdadi’nin üzerindeki bomba yüklü yeleği patlatarak intihar ettiğini açıklamıştı.

Haberde, Bağdadi’nin ölümünün ardından “Halifelik ortadan kalktı ama ideoloji yaşamaya devam etti” dendi.

BK hükümetinden kimliğinin paylaşılmasını istemeyen üst düzey bir yetkili de IŞİD için “Çöktü ama yok olmadı” dedi.

Analizde IŞİD’in, Suriye ve Irak’ta üsse sahipken “Uçakla Türkiye’ye ulaşmayı, sınıra giden bir otobüse binmeyi ve ardından kaçak yollarla Suriye’ye geçmeyi kolay bulan militanları kendine çekebildiği” yazıldı.

Artık örgütün en güçlü biriminin Horasan kolu (IŞİD-H) olduğu, grubun bu yıl İran ve Rusya’ya düzenlenen saldırılarla tekrar gündeme geldiği yazıldı.

Rusya’nın başkenti Moskova’da 22 Mart’ta düzenlenen saldırıda en az 145 kişi ölmüş, 500 kişi de yaralanmıştı. Saldırıyı IŞİD-H üstlenirken, Rusya’nın iç güvenlik teşkilatı FSB, olayla ilgili aralarında 4 Tacikistan yurttaşının da yer aldığı 12 kişinin yakalandığını duyurmuştu.

İran’ın Kirman şehrinde 3 Ocak’ta düzenlenen bombalı saldırıları da IŞİD-H üstlenmişti. Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani için düzenlenen anma töreninde yapılan saldırılarda en az 100 kişi yaşamını yitirmişti.

IŞİD, 28 Ocak’ta Sarıyer’deki Santa Maria Kilisesi’nde de saldırı gerçekleştirmiş, olayda bir kişi hayatını kaybetmişti. Bunun ardından IŞİD’e yönelik peş peşe operasyonlar düzenlenmiş, çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı.

Analizde, IŞİD-H’nin merkezinin Afganistan ve Pakistan’ın kuzeybatısında yer aldığı ve örgütün Taliban’a karşı savaştığı da belirtildi.

Örgütün aynı zamanda El-Kaide gibi Afrika’da da faaliyetlerini hızlandırdığı aktarıldı.

IŞİD’in Afrika’da “vilayetler” diye adlandırdığı Batı Afrika, Çad Gölü bölgesi, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Mozambik’in kuzeyine yayılmış 5 kolu olduğu belirtildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

5 Yılda 4 Bin Kişi IŞİD Saldırılarında Hayatını Kaybetti

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi 2019’da bu yana 4 bin 85 kişinin IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) saldırılarında öldüğünü açıkladı. En az 627 sivil de IŞİD saldırılarında hayatını kaybetti.

Birleşmiş Milletler (BM), Irak ve Suriye’de toplam 3 ila 5 bin IŞİD militanı olduğunu tahmin ediyor.

IŞİD bölgesel hakimiyetini 5 yıl önce kaybetse de Suriye hemen her gün ölümcül saldırılar gerçekleştirmeyi sürdürüyor.

2014’te Irak ve Suriye’de kontrolü altındaki geniş alanlarda hilafet ilan eden örgüt, ABD öncülüğündeki koalisyonun operasyonları sonucu Mart 2019’da hakimiyetini kaybetmişti.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi o tarihten bu yana 4 bin 85 kişinin IŞİD saldırılarında öldüğünü açıkladı. Kurbanların çoğu Şam rejimine bağlı askerler ve Kürt savaşçılar oldu. En az 627 sivil de IŞİD saldırılarında hayatını kaybetti.

IŞİD bu dönemde en kanlı eylemlerini Şam eteklerinden Irak sınırına uzanan bölgede yer alan Badia Çölünde gerçekleştirdi. Ocak ayında yayınlanan Birleşmiş Milletler (BM) raporuna göre örgüt, Badia Çölünü lojistik merkez olarak kullanıyor.

Gözlemevi raporunda, IŞİD’in hakimiyetinin kırıldığı 2019’dan beri militanlarının neredeyse hemen her gün bir saldırı gerçekleştirdiği tespiti yer aldı. Başta Rus hava saldırıları olmak üzere örgüte yönelik operasyonlar sonucu aynı dönemde 2 binden fazla IŞİD savaşçısı öldü.

BM, Irak ve Suriye’de toplam 3 ila 5 bin IŞİD militanı olduğunu tahmin ediyor.

Mart 2011’de, Şam rejiminin muhalif göstericilere sert müdahalesiyle patlak veren Suriye iç savaşında yarım milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Ülke topraklarının büyük kısmında yönetim ve güvenlik boşluğu oluşurken, bu durum silahlı örgütlere hareket alanı sağlıyor.

Paylaşın

“10 Ekim Gar Katliamı” Davası 1 Temmuz’a Ertelendi

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen “10 Ekim Gar Katliamı” davası, sanıklardan Erman Ekici’nin avukatının rapor alması ve diğer sanıkların avukatlarının mahkemede hazır bulunmaması nedeniyle 1 Temmuz’a ertelendi.

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı Meydanı’nda düzenlediği saldırıda 103 kişinin hayatını kaybetmişti.

Artı Gerçek’ten Seda Taşkın’ın haberine göre; Duruşma öncesi Adliye önünde açıklama yapıldı. Açıklamaya 10 Ekim Derneği üyeleri, katliamda ölenlerin aileleri, siyasetçiler, Sivil Toplum Kuruluşu (STK) temsilcileri ve çok sayıda kişi katıldı.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, “Türkiye’de yaşanmış en büyük katliamı, 104 insanımız hayatını kaybetti, yüzlerce insanın yaralandı. Yüzlerce meslektaşımızın yaşam hakkını koruması zorunlu bir unsurdur ve TBB’nin duruşma katılması zorunludur. Katliamda bir avukat olan Avukat Uygar Coşkun da hayatını kaybetti” diyerek duruşmaya TBB’nin katılmak talebinde bulundu. Mahkeme, katılan sıfatıyla katılmasına karar verildi.

Avukat İlke Işık şöyle konuştu: “Bugün 25 celsedeyiz. 2019 yılında insanlığa suç iddianamesi düzenlendi, mahkemeniz tarafından kabul edildi. Bu dosyanın 3’ncü heyetsiniz. Verdiğimiz dilekçeleri her duruşma özetledik, tane tane anlattık. Sizin döneminizde sizinle birlikte yaptığımız duruşmalarda 35 talep sunduk sadece 6’sını kabul ettiniz. Bütün kararları ret biçiminde kurdurunuz. İnsanlığa suç demek neden bu kadar zor, Türkiye yargısı buna neden bu kadar direniyor? IŞİD sadece Türkiye’de katliamlar yapmadı, Ezidilere, Kürtlere karşı soykırım uyguladı. Tek bir kamu görevlisine bile soruşturma açılmadı, Ankara’nın orta yerinde yapılan bir katliamla ilgili hiçbir kamu görevlisinin suçu yok diyorsunuz”

“Bu meseleyi çözemiyorsanız o cübbeye çıkaracaksınız”

Avukatlar alkışlarla cübbelerini bırakıp ailelerin yanına geçti. Duruşma salonunda “adalet istiyoruz” sloganları atıldı. Ardından katliamda ölenlerin aileleri söz istedi. Bir kişi, “Sayın başkan oğlumu kaybettim, adalet istiyorum, sizden adalet istiyorum, arkanızda yazan yazıya saygı duymanızı istiyoruz” dedi. Mahkeme salonunda hoparlör olmamasına duruşma salonundakiler tepki gösterdi. Mahkeme başkanı ise “Hoparlör yok” yanıtı verdi. Bunun üzerine Avukat Mehtap Coşkun Sakinci, “Biz söz hakkımızı kullanmadan, karar veremezsiniz. Bu hukuka aykırıdır. Hoparlör getirilene kadar bekleyeceğiz” dedi. Avukat Murat Yılmaz, “Bu meseleyi çözemiyorsanız o cübbeye çıkaracaksınız” diyerek tepki gösterdi.

Mahkemeye 15 dakika ara verildi. Aranın ardından ilk söze 10 Ekim Derneği Başkanı İsa Kocabıyık söz aldı. Kocabıyık, adalet mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini belirterek, “Bizi insan olduğumuz için katlettiler. İnsanlığa karşı suç değilse ne bu, bu alacak verecek davası mı? O dönemin başbakanı 7 Haziran ile 1 Kasım arasında olanları açıklarsam yer yerinde oynar demesi bu yargılamanın konusu değil mi? Arkanızda ‘adalet mülkün temeli’ yazıyor. Biz mülk istemiyoruz, adalet istiyoruz. Birkaç IŞİD’li katile diz çökmeyiz, biz adaletin peşindeyiz” dedi.

Katliamda hayatını kaybeden Güney Doğan’ın annesi Derman Doğan, “Benim torunum babasını hiç göremeyecek. O gün bana ‘babaanne bana dokunma, baba acısı çekiyorum’ diyor. Anne olarak evladınızı görmek istiyorsunuz ama hayatta en çok istediğiniz ne diye sorsalar bir kez evladıma sarılmak isterim. Siz adaletin anlamını anca anlarsınız. Bu mücadelenin devamını, biz adalet istiyoruz. Gerçek adaleti istiyoruz. Onlar orada keyif çatarken, biz acı çekiyoruz. Onlar yaşarken ben evladımı göremiyorum. Bunu düşünerek adalet, adalet, adalet istiyorum” dedi.

Kormaz Tedik’in annesi Zöhre Tedik ise şunları söyledi: “Çocuklarımız ne askerler ne insanlar ölsün diye barış talep etti. Biz orada çocuklarını kaybedenler olarak siz bizim oradaki duygularımızı yok sayarak ret verdiniz. İnsanlık suçunu reddediyorsunuz ama bunun ucu size de dokunacaktır. Hiç suçu olmayan çocuklar katledildi. Siz bunu mahkemece değerlendirdiniz mi? Bu insanlık suçunu tüm ısrarlara rağmen reddediyorsunuz. Siz burada ısrarla suçlulara ceza vermiyorsunuz, tutuklamaktan imtina ediyorsunuz.

Korkmaz’ım yaşasaydı düğün yapacaktım, benim en çok istediğim şeydi. Benim çocuğum ölürken üzerine gaz bombası atıldı, nefesi kesilerek hayatını kaybetti. Hiç vicdanınız yok mu, bizim ciğerimiz yanıyor. Bu ülkede belki sizin yerinizde onlar oturacaktı. Bizim buradaki tek talebimiz adalet istiyoruz, hala adalete güvenimiz var. İnsanlığa karşı suç işlemiş katile, suç işlememiş diyorsunuz. Bir gün sıra sizin çocuklarınız başına da gelecektir. Bir gün bizler suçluları yargılayacağız.”

Başak Sidar Çelik’in annesi Hatice Çevik yıllardır davayı takip ettiklerini belirterek, “Bilindiği halde engellenmeyen bir katliam var. Sizlerden adaletin sağlanması için elinizden geleni yapmanızı istiyoruz. Bizler hala başımızı yastığa koyduğumuzda uyuyamıyoruz. Bizler ölene kadar bu yas devam edecek. Sizin de başınızı yastığa rahat uyuyabilecek bir karar vermenizi talep ediyoruz. Sanık sandalyeleri boş, tüm faillerin buraya getirilmesi, yargılanmasını istiyoruz” dedi.

Daha sonra konuşan EMEP Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan ise şunları söyledi: “Bu ülkede en büyük adalet sarayları yapılıyor ama içlerinde adalet yok. En büyük şehir hastaneleri yapılıyor ama içinde emekçiler için sağlık yok. En büyük hukuk fakülteleri yapılıyor ama içinde bilimsel bir yargı yok. Bugün ailelere görülen reva burada bir mikrofon olmaması, insanların birbirini duymaması, ona göre tutum almasına engel oluyor. Çünkü burada işledikleri suçu gizlemek istiyorlar.

Buradaki yargılamanın, buradaki hukuksuzluğun dünyanın gözü önünde olmasını istemiyorlar. Türkiye’de eşitlik, barış isteyenler göz göre göre katledildiler. Burada hakimler, savcılar var ama bunun bir mahkeme olduğunu iddia etmek zordur. Ailelerin 9 yıldır talepleri görmezden gelinmiştir. Bu adalet talebi bastırılmıştır. Sorumlular yargılanmadan, onlar sanık sandalyelerine oturmadan adalet talebinin yerine gelmesi mümkün değildir. Katliamlara uğramadan yaşamak istiyorsak, karanlıkların açığa çıkarılması gerekir. Umuyoruz bundan sonra gerçek anlamda bir adalet olur. Bu dava biz bitmedi demeden bitmeyecek.”

HDP Eş Genel Başkanı Cahit Kırkazak ise şunları söyledi: “Bu davanın barışa yönelik bir saldırının yargılanması olduğunu bilincinde olmanız gerekiyor. Bu katliamı yapanlar IŞİD’liler ama IŞİD tek başına mıydı ona bakmak lazım. IŞİD bu katliamı tek başına yapmadı. 2 duruşma öncesinde o katillerden Yakup Şahin, mahkemenin olaydan 3 gün önce teknik takibe almış. Bütün bunlara bakıldığı zaman IŞİD bu katliamı tek başına yapmadı. İşbirlikçisi var o da AKP’dir. İnsanlığa suç tanımı çok açık net ceza sistemine girdi. Bu kavram mevzuatla sınırlandırılamaz. Vicdan şudur; ortak kanı, ortak akıl, empati kurmaktır, vicdan en yumuşak yastıktır. Barış mücadelesine bir katkı sunabilirsiniz.”

Ardından konuşan Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk ise, “Biliyoruz ki esas sorumlular yargılanmadığı sürece bu davanın kapaması bizim açımızdan mümkün değildir. Arkadaşlarımızı anmak istediğimizde bize saldırdılar, onların yasını tutamadık. Bu davalar bize yetmez gibi hakkımızda yeni davalar açılabildi. Zaten bu yargı bu devlet tarafını defalarca kez belli etti. 10 Ekim’de katledilen hiçbir arkadaşımızı unutmadık, katillerinden hesap soracağız demek için buradayız. Sarayın iktidarına, yargısına güvenmiyoruz. Biz azmimizi mücadelemizden alıyoruz. Gözümüzün içine bakamayanlar şunu bilsin ki tüm dünyanın tarihini ezilenler yazmıştır. Siz bugün burada alacağınız kararla insanlığa karşı işlenmiş suç olarak kabul etmezseniz, siz de tarihin çöplüğünde yerinizi almaya karar vermiş olacaksınız” dedi.

KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise şunları söyledi: “O gün 27 KESK üyemiz hayatını kaybetti. İnsanlık suçu ya da savaş suçu bu konularla ilgili oluşturulmuş olan uluslararası hukuksal metinler, insanlık tarihin yaşamış olduğu çok büyük acılar sonrası ortak akılla oluşturulmuştur. O metinleri dikkate almamak, acıları görmezden gelmektir. Eğer orada güvenlik alınmadıysa, alınmak istenmediği içindir.

Burada alınacak karar bizlerin savaşlar karşısında, hukuksuzluklar karşısında halkın, emekçilerin tavır koyma hakkının da devamının güvenceye alınıp alınmaması anlamına gelir. Bugün burada adaleti en azından bir düzeyde de olsa buradakiler acısından karar çıkmadığı taktirde ülke büyük bir karanlığa çekilir. Umutların tükendiği bir yerden size sesleniyoruz; biz umudun yeniden yeşermesini istiyoruz. Sonuna kadar barış mücadelesinin içinde olacağız.”

Ankara Baro Başkanı Mustafa Köroğulu, ise şunları söyledi: “Acaba burada bu yargılamada etik müzakere yapıldı mı? Hakimlerin insan olmaları dolayısıyla etiğin gerekliliklerine uyması gerekiyor. Başkalarını kaderini etkileyen her karar etik bir karardır hakim bey. Savcının mütalaasına baktığımızda etik bir müzakere yapılmadığını görüyoruz. Bu dosyada insanlığa karşı kavramının tartışılacak bir yanı yok. Ben vicdanınıza seslenmiyorum, ben sizden de bir insan ve değerler sistemi sonucu etik kararlarla ilgili bir karar vermenizi hatırlatmanızı istiyorum. Bugün vereceğin kararın bir yerinde bunun insanlığa karşı işlenmiş suç yazılması gerektiğini düşünüyorum.”

Daha sonra konuşan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ise şöyle konuştu: “Bütün mahkeme kararlarına baktığımızda, bütün katliamlara baktığımızda mahkemelerin ağır suçluları beraat ödüllendirme yöntemiyle devam ettiğini ve yeni katliamlara yol açtığını görüyoruz. ‘Barış getireceğiz kardeşlik getireceğiz’ dediler. Cehenneme giden yolun taşlarını döşediklerini gördük. Uzunca süredir bir çete düzeni ve organize kötülükle karşı karşıyayız. Ama ısrarla birlikte yaşama kültürüne, iyiliği örgütlemek için verdiğimiz mücadeleye karşın organize kötülük kanla, gözyaşıyla terbiye etme çabası içindeler. Bugün böyle bir davada insanlığa karşı suç işlenmediğini ısrarla gündeme getirme çabası bu sürecin bir parçası. 10 Ekim iktidarın kendi iktidarını sürdürmesi için önemli bir karardı. Siz bu vesayetten kurtulabilirseniz bu ülkede bir şey olacak.”

“Mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz”

Ardından söz alan Dersim Gül, mitingin tertip komitesinde yer aldığını ifade ederek “Tertip komitesi olarak yaşadığımız her şeyi anlattık. Geri dönüp baktığımızda miting için Ankara Valiliğine başvuran biri olarak patlamadan hemen önce yaşananları öğrendik ve taşlar yerine oturdu. Bizim kanaatimizde insanlığa karşı işlenmiş suç olarak tarihe geçmiş bu davanın, hukuksal anlamda da aynı şekilde değerlendirilmesi. Mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Avukat Nuray Özdoğan ise , “bu katılama eli değmiş kim varsa hepsinden şikayetçiyiz, hiç kimsenin kanı yerde kalmayacak”

Duruşmaya 14:30’a kadar ara verildi. Aranın ardından ilk sözü Mustafa Çete aldı. Çete “Zamanında araştırma yapılsaydı katliam olmayacaktı. İnsan yaralandıktan sonra kendini nasıl kurtarmayı düşünür. Bir katliamda canını kurtarmak aklına gelir ama bizin aklımıza 1 Mayıs katliamı geliyor. Bu ülke katliamlar ülkesine dönecek. Hem tertip komitesinin hem de yetkili emniyetin dinlenmesini istedim. Tertip komitesi dinlendi ama emniyetten kimse yok. Elinizde bu kadar delili var ama araştırma yapılmıyor. Onca talepte bulunduk, ben 600 km yolu aşıp buraya gelirken sizden bunları dinlemeye mi geliyorum? Bu kadar anne ağladı, ben hala ağlıyorum. Sizde hiç vicdan yok mu? Adalet gelsin bu ülkeye ben hiçbir mahkemeyi kaçırmıyorum. Bu mahkeme o gün biber gazını atıldığını bile kabul etmiyor, bunun hesabını siz sormayacaksak kim soracak, siz hesabını sormayacaksanız biz mi soracağız bunun hesabını?” diye sordu.

Daha sonra katliamda ölen Mesut Mak’ın eşi Evrim Mak söz aldı. Mak, “Sizden dilenmiyorum, talep ediyorum bu dava sizin boynunuzun borcu. Bugün avukatlara teşekkür ederim. Yıllardır bu dosyaya emek veren avukatlarımıza cübbelerini çıkarttıran adalet sistemi utansın.” dedi.

Osman Turan Bozacı’nın oğlu Çağlayan Bozacı şunları söyledi: “Açıkça düşman hukuku işletilen bir ortamda, sizlerin vicdanına hitap etmeyi doğru bulmuyorum. Çünkü vidan iyi ile kötü orasında süregelen savaşta muhakeme edebilmektir. Ancak bu açıkça savaştır. Hukuka göre karar vereceksiniz ama bence adil olmayacak. Siz hukuka göre karar vermek istemiyorsunuz. Neden insanlığa karşı suç tanımını inatla vermiyorsunuz.

Buradan sizin çıkarınız nedir? Hepimiz aslında bildiğimiz şeyi birbirimize söylüyoruz. Biz bir tane bekçinin düğmesini kopardığımızda bu işin sonunu nereye gideceğini herkes biliyor. Adalet beklemek, vicdanlara seslenmek düşman hukuk işletildiği bir ortamda doğru gelmiyor. Bugün adalet isteyenler günün birinde adalet dağıtacak bir konuma eriştiklerinde inanın hepinize adaleti en doğru şekilde tartarak verecektir. Bir gün bu kantar sizi de tartacaktır, bizi hayata bağlayacak şey o büyük günün geleceğine olan inancımızdır.”

Ata Önder Atabay’ın annesi Halime Atabay ise “Benim çocuğum öğrenci yetiştirecekti. Bu devlet insanları yaralı bıraktı. Bizler adalet istiyoruz, başka bir şey istemiyoruz. Biz yanıyoruz. Ben çocuğumun her gün mezarına gidiyorum, köz gibi yanıyorum. Düğün tarihi aldım ama düğününü yapamadım. Bu acı değil mi? Anlayana acı, vicdansıza değil. Biz adalet istiyoruz. Biz 9 yıldır yollardayız. Devletin her kademesinden şikayetçiyim” dedi.

Mustafa Budak’ın eşi Hanife Budak, “Katliamın en büyük suçlusu vali. Bizim gördüğümüz acıyı onlar da yaşasınlar eğer adaleti yerine getirmiyorlarsa. Adalet istiyoruz, sanıkların yargılanmasını istiyoruz. Herkes için adalet istiyoruz” dedi.

SES Eş Genel Başkanı Sıddık Akın ise şöyle konuştu: “’Sıddık bize yardım et’ sözü hiç aklımdan çıkmıyor. Ben arkadaşlarıma müdahale etmeye çalışırken, bizim üstümüze gaz attılar. Arkadaşımın eli elimdeyken, müdahale etmek için o gazın dağılmasını bekledim. Hiç aklımdan çıkmıyor. Toplumun örgütleri yapıları bir miting almada tereddüt ettiler. Bu devlet güvenliğimizi sağlayacak mı? Bu ülkeye yapılan kötülüklerden birisi demokrasiden uzaklaşmaktır. Orada yaralıyken bizim zamanında onlara müdahale edemediğimiz arkadaşlarımız için dönemin emniyet müdürünün burada yargılanmasını istiyorum.”

İHD Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban şunları söyledi: “Yaşamın her alanına yayılan cezasızlık kültürüne son verilmesi gerekiyor. Böyle katliamların bir daha yaşanmaması için etkili bir soruşturma yapılması gerekmektedir. Bu dava insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Türkiye tarihinde onlarca benzer suçlar işlenmiş ancak gerçek failler yargılanmamıştır. Heyetinizden talebimiz katliam mağdurlarının acılarını dindirecek şekilde bu davanın insanlığa karşı suç olarak değerlendirilmesidir.”

Kokmaz Tedik’in babası Erdoğan Tedik ise, “Gerek Ortadoğu’da gerekse ülkemizde bir savaş ortamında emek ve demokrasi güçleri Ankara’da bir barış mitingi düzenledi. Ben de ailemle birlikte Ankara’ya geldim. Gaziantep’ten çıktıklarında yolda arama noktaları kaldırılmış ve bu kişiler alana kadar getirilmiş. Bu insanlar için hiçbir işlem yapılmadı. 19 tane İŞİD’liye ceza vermeleri bizim içimizi soğutmadı. Bunlara yol veren tüm kamu görevlilerin yargı önüne çıkarılmasını talep ediyoruz. Kamu görevlilerin görmemezliğini es geçiyorsunuz. Asla bu davanın takipçisi olmaktan vazgeçmeyeceğiz. Biz gerçek yargılama istiyoruz, adalet istiyoruz. Yaşamımız değişti. Barış bedel istiyor, barış bedel istiyor” dedi.

KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz ise şunları söyledi: “Ben burada sapa sağlam duruyorum. Arkadaşlarım öldüğü için sağlam duruyorum. Karar verildi aslında biz dönüp tarihi davaları okuyoruz. Biz yaşadık, biz kıyameti yaşadık. Biz bunu hak etmiyoruz, bu devlet bize bunu yapmamalı. Bu yargılamalar neden işkenceye döner? Bu davanın kararı da kamunun vicdanında verildi. Yakınlarını kaybetmiş herkese karşı kendimi suçlu hissediyorum. Yok mudur bu devletin keşkesi? Biz bugün devletin hakimine biz katledildik, içişleri bakanı biliyordu emniyet biliyordu diyoruz. Bunun kendisi psikolojik baskıdır, işkencedir. Evet beden bütünlüğümüzde bir şey yok ama ülke olarak çöktük. Biz bitti demeden bu dava bitmez, bu dava da öyle olacak.”

Şebnem Yurtman’ın annesi Şafak Yurtman ise şunları söyledi: “Siz empati kuramazsınız, kendinizi de bizim yerimize koyamazsınız. Çünkü biz çektiğimiz acıyı biliyoruz. Hükümet bize ‘sıralı ölüm’ vermedi. Ben 9 yıldır Şebnem’in sevdiği yemekleri yapmıyorum. Siz empati kurmayın, bizi azarlayan sizsiziniz. Bir anne çocuğunun mezarını sularken siz empati kurmayın, adalet verin bize. Benim kuzum 23 yaşındaydı. Ben çocuğuma hasretim. Kız çocuğu okusun kendisini kurtarsın dedim. Şebnem evimin en küçüğüydü. Benim için açılmamış bir gonca güldü. Bana polis haberin var mıydı diye soruyor, eskiden şebnem bizim peşimizden yürüyordu, sonra biz çocuğumuzun peşinden gittik. Kimse sorgulayamaz benim çocuğumu.”

“Firarileri gerçekten devlet getirtemiyor mu, bir gücünüz yok mu?”

10 Ekim Ankara Katliamında ölen Dicle Deli’nin babası Faik Deli ise şöyle konuştu: “Miting günü hiçbir güvenlik tedbiri alınmadı. Hak hukuk adalet derken, aynı zamanda halay çekenleri izliyorduk. Bir anda iki canlı bomba yaşam sevincimizi yok eden bu katliam yaşandı. Bir devlet iki canlı bombayı görmeyecek, duymayacak öyle mi? Çeşitli kurumların raporları sizlere ulaştırıldı. Onlarca kanıt belgeler avukatlar aracılığı ile size uluşturuldu.

Ama sizlerin mahkeme heyeti olarak hakikati ortaya çıkarmak için kaç tane belge topladığını bilmiyoruz. İŞİD devletten aldığı güçle bir yere geldi. Bu ülkenin cumhurbaşkanı bu teröristlerle mücadele eden insanlara ‘Kobane düştü düşüyor’ dedi. Onlar da aynı düşünüyor. Gelinen aşamada bu davanın bu mütalaa ile bitmeyeceğini de sizlerin de kabul etmesi gerekiyor. Firarileri gerçekten devlet getirtemiyor mu, bir gücünüz yok mu? Bunların ifadelerine başvurmamışken bu dosya nasıl tamamlanabilir. Burada kağıt üzerinde kapatabilirsiniz ama kamuoyu vicdanında kapatamazsınız.”

Duruşmada son sözü ise Uygar Coşkun’un eşi Avukat Mehtap Coşkun Sakinci aldı. Sakinci şunları söyledi: “Bu kadar klasörü okuyup özümseyebilmek insan üstü bir durum. Derdimiz bizim kendimizi size anlatma noktamız olmamalı. Biz müştekiyken günlerce konuşabiliriz. Bu zamana kadar gerçek anlamda bir yargılama ile karşı karşıya kalmadık.

Bu gerçek bir yargılama değil. Sayın Başkan bu dosyada hakim olmak, mesleki olarak görev almak sizin için talih midir talihsizlik midir? Müşteki ve katılanlar olarak empati kurmanızı istiyorsak, bu insanları bu noktaya ne getirdi. İnsanlığa karşı suç meselesinden vazgeçmiyoruz. Bu ülkede herkes mi zalim, yıllardır avukatım. Bizim için işletilmeyen adalet, başka dosyalar için işletiliyor. Meslek şerefimizi koruyarak yaşayalım, vereceğiniz karar en azından ölürken sizi rahatlatacak bir karar olsun. Biz vicdanen çok rahatız.”

Paylaşın

Irak ‘Terör’ Suçundan Hüküm Giymiş 11 Kişiyi İdam Etti

Irak “terörizm” suçundan hüküm giymiş en az 11 kişiyi idam ederken, Uluslararası Af Örgütü, konuya ilişkin yaptığı açıklamada “endişe verici şeffaflık eksikliği” ifadelerine yer vererek, idam cezalarını kınadı.

Irak yasalarına göre terör ve cinayet suçları ile ilişkili yargılamalarda idam cezası verilebiliyor. Irak yasalarına göre infaz kararları cumhurbaşkanı tarafından imzalanması gerekiyor.

AFP’ye konuşan bir güvenlik yetkilisi, “İslam Devleti grubundan 11 teröristin” Nasıriye kentindeki bir hapishanede “adalet bakanlığı ekibinin gözetiminde” asılarak idam edildiğini söyledi.

Reuters’e konuşan bir hapishane görevlisi ve bir yerel güvenlik yetkilisi ise, infazların pazartesi günü gerçekleştirildiğini ve idam edilenlerin tamamının Irak vatandaşı olduğunu söyledi.

Kaynaklar, 11 kişinin IŞİD’e katılmak ve “terörist eylemlerde” yer almaktan suçlu bulunduğunu söyledi.

Çarşamba günü yayınlanan bir raporda Uluslararası Af Örgütü, son aylarda Irak’taki infazlarla ilgili “rahatsız edici derecede şeffaflık eksikliği” göz önüne alındığında çok daha fazla kişinin gizlice infaz edilmiş olabileceğini açıkladı ve bu durum endişe verici olduğunu belirtti.

Irak, 2014-2017’de ABD destekli askeri operasyonda IŞİD savaşçılarının yenilgiye uğratılmasından bu yana yüzlerce şüpheli militanı yargıladı ve çok sayıda toplu infaz gerçekleştirdi.

Paylaşın

HTŞ Liderlerinden Ebu Maria Kahtani Öldürüldü

Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) örgütünün önde gelen isimlerinden Ebu Maria Kahtani’nin Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) düzenlediği canlı bomba saldırısı sonucu öldüğü duyuruldu.

Gerçek adı Maysa Ali Musa Abdullah Cuburi olan Kahtani, El Kaide örgütünden ayrılan militanların oluşturduğu El Nusra Cephesi’nin kurucuları arasındaydı.

2012’de ABD’nin yaptırım listesine aldığı HTŞ Şura Meclisi üyesi Kahtani, 2003-2011’de Irak Savaşı’nda Amerikan ordusuna karşı çatışmalara girmişti.

Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) medya organı Amjad’dan dün yapılan açıklamada, Iraklı Kahtani’nin IŞİD’in düzenlediği canlı bomba saldırısı sonucu öldüğü duyuruldu. Birleşik Krallık merkezli muhalif Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) de canlı bombanın saldırısında Kahtani’nin öldürüldüğünü, yanındaki iki kişinin de ağır yaralandığını aktardı.

SOHR’un açıklamasında canlı bombanın kimliği paylaşılmazken, olayın İdlib’deki Türkiye sınırına yakın Sarmada kasabasında gerçekleştiği belirtildi. IŞİD veya herhangi bir örgüt saldırıyı henüz üstlenmedi.

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre, gerçek adı Maysa Ali Musa Abdullah Cuburi olan Kahtani, El Kaide örgütünden ayrılan militanların oluşturduğu El Nusra Cephesi’nin kurucuları arasındaydı.

Suriye iç savaşında Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimine karşı savaşan El Nusra, 2017’de farklı örgütlerin de katılımıyla HTŞ adı altında faaliyet göstermeye başladı. İdlib’in yarısına ek olarak Hama, Halep ve Lazkiye’nin bir kısmı HTŞ’nin kontrolünde.

2012’de ABD’nin yaptırım listesine aldığı HTŞ Şura Meclisi üyesi Kahtani, 2003-2011’de Irak Savaşı’nda Amerikan ordusuna karşı çatışmalara girmişti.

Öte yandan HTŞ yönetimi, rakip örgütlerle bağlantı kurduğu gerekçesiyle 47 yaşında olduğu tahmin edilen Kahtani’yi ağustosta hapse atmıştı. Militan, daha sonra suçsuz olduğuna karar verilmesiyle 7 Mart’ta serbest bırakılmıştı. SOHR, saldırının Kahtani serbest bırakıldıktan kısa süre sonra gerçekleştiğini aktardı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

IŞİD’den Moskova’da Silahlı Saldırı: En Az 133 Ölü

Rusya’nın başkenti Moskova’da yer alan bir konser salonuna düzenlenen silahlı saldırıda, en az 133 kişi hayatını kaybederken, 133’den fazla kişi de yaralandı. Saldırıyı IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) üstlendi.

Haber Merkezi / IŞİD ile bağlantılı Amaq ajansı tarafından Telegram’da paylaşılan kısa açıklamada saldırı üstlenildi; ancak açıklamada, bu iddiayı desteklemek için bir delil ortaya konmadı.

Rusya medyası da saldırının IŞİD tarafından üstlenildiğine dair güvenilir bir bilgi olmadığını belirtiyor. Rusya’nın İngilizca yayın yapan haber kanalı Russia Today de saldırıyı henüz üstlenenin olmadığını duyurdu.

Öte yandan Reuters haber ajansı adını paylaşmadığı bir ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberinde ABD’nin saldırıyı IŞİD’in Horasan kolunun gerçekleştirdiğine dair istihbarat bilgisi olduğunu belirtti. Aynı yetkili ABD’nin Rusya’yı saldırı konusunda geride bıraktığımız haftalar içerisine uyardığını da söyledi.

Moskova’daki saldırı, 2004 yılında militanların aralarında yüzlerce çocuğun da olduğu binden fazla kişiyi rehin aldığı Beslan okul kuşatması olarak tarihe geçen saldırıdan bu yanaki en ağır saldırılardan biri.

Rus basınına göre, kamuflaj kıyafetli en az 5 kişi Crocus City alışveriş merkezindeki konser salonu yakınlarında ateş açtı. O sırada “Picnic” adlı bir müzik grubunun konseri vardı. TASS haber ajansı da ateş açılan binada patlama olduğunu ve yangın çıktığını bildirdi.

11 gözaltı

Reuters haber ajansının aktardığına göre, Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Devlet Başkanı Vladimir Putin’e saldırıyla bağlantılı olarak 11 şüphelinin gözaltına alındığı bilgisini verdi. Rusya’nın Interfax haber ajansı da Kremlin’e dayandırdığı haberinde, saldırıyla bağlantılı olarak ‘daha fazla suç ortağının tespiti için çalışma yapıldığını’ aktardı.

Putin: Dikkatlice planlanmış bir terör saldırısı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, saldırısının ardından ilk kez konuştu. Tüm saldırganların yakalandığını belirten Rusya Devlet Başkanı Putin, “Saldırganlar Ukrayna’ya kaçmaya çalışıyorlardı” dedi. “Düşmanlarımız bizi bölemeyecek” ifadelerini kullanan Rus lider Putin, “Dikkatlice planlanmış bir terör saldırısının yanı sıra önceden hazırlanmış bir toplu insan katliamıyla karşılaştık” dedi.

Bu saldırı emrini veren herkesin cezalandırılacağını belirten Putin, “Rusya’ya, halkımıza yönelik bu saldırıyı hazırlayan, teröristlerin arkasında duran herkesi tespit edip cezalandıracağız” ifadelerini kullandı. 24 Mart gününü yas günü ilan ettiklerini duyuran Putin, saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diledi.

Türkiye, saldırıyı kınadı

Türkiye, Moskova’daki saldırıyı kınadı. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, saldırıda çok sayıda ölü ve yaralı olduğunun üzüntüyle öğrenildiği belirtildi. Açıklamada, “Masum sivilleri hedef alan bu menfur terör saldırısını şiddetle kınıyoruz. Rus halkına ve Rusya hükümetine en derin taziyelerimizi sunuyoruz” denildi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile telefonda görüşerek saldırı nedeniyle başsağlığı diledi. Fidan, Lavrov’a, Türkiye’nin saldırıyı kınadığını belirterek, Rus halkı ve hükümetine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Türk halkının başsağlığı dileklerini iletti.

“Ukrayna bağlantısına dair bir işaret yok”

Olayın hemen ardından ABD yönetimi, olayda Ukrayna bağlantısına dair bir işaret bulunmadığını açıkladı. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, “Açılan ateşte Ukrayna’nın ya da Ukraynalıların dahli olduğuna dair bu sefer bir işaret bulunmamakta” ifadelerini kullandı.

Olayın detaylarıyla ilgili konuşabilmek için henüz çok erken olduğunu belirten Kirby, “Ancak görüntüler dehşet verici. Düşüncelerimiz bu korkunç silahlı saldırının kurbanlarıyla. Haberi daha almamış anneler babalar, ağabey ve ablalar, kız ve erkek çocuklar var. Bu çok zor bir gün olacak” diye konuştu.

Saldırıyla ilgili Ukrayna’dan da açıklama geldi. Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin baş danışmanı Mihail Podolyak, Ukrayna’nın olayla hiçbir bağlantısının bulunmadığını belirtti.

“Washinton nereden biliyor?”

Rusya Dışişleri Bakanlığı, olayı “terör saldırısı” olarak nitelendirerek tüm dünyaca kınanması gerektiğini kaydetti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova, Kirby’nin açıklamasına tepki göstererek “Washington’daki yetkililer daha bir trajedinin ortasındayken neye dayanarak birinin masumiyetiyle ilgili çıkarımda bulunabiliyor?” sorusunu yöneltti. Zakharova, Washington’ın elinde bilgiler varsa bunu Rusya ile paylaşması ya da bu tür açıklamalarda bulunmaya son vermesi gerektiğini söyledi.

Moskova’daki ABD Büyükelçiliği, 7 Mart’ta yaptığı açıklamada “aşırılıkçıların” Moskova’da saldırı planları yaptığına dair uyararak ABD vatandaşlarının Moskova’daki kalabalık yerlerden uzak durmaları tavsiyesinde bulunmuştu.

Saldırının arkasında kim var?

Cuma günü kısa bir açıklama yapan IŞİD saldırıyı üstlendi. Cumartesi günü ise saldırganlara ait olduğunu öne sürdüğü ve dört maskeli erkeğin yer aldığı bir fotoğraf paylaştı.

Rus yetkililer, saldırıyı IŞİD’in üstlenmesine dair bir açıklama yapmadı. ABD iki hafta önce Moskova’da büyük etkinliklerin hedef alınabileceğine dair bir uyarı yayımlamıştı. Rus yetkililer, ABD’nin paylaştığı istihbarat bilgisinde pek bir detay olmadığını belirtti.

Vladimir Putin geçen hafta yaptığı bir konuşmada “Batılı kurumların Rusya’da terör saldırısı düzenlenebileceğine dair son dönemde yaptığı provokatif açıklamalar bir şantaj niteliğindedir. Amacı toplumumuzu sindirmek ve istikrarsızlaştırmaktır” demişti.

ABD saldırının arkasında IŞİD’in Horasan kolu olan IŞİD-H’nin olduğunu söyledi. Örgütün bu kolu, eskiden Horasan olarak adlandırılan bölgede bir halifelik kurmak istiyor. Örgütün hak iddia ettiği topraklar Afganistan, Pakistan, Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan ve İran’ı kapsıyor.

New York Times’a konuşan terörizmle mücadele analisti Colin Clarke “IŞİD-H iki yıldır Rusya’ya odaklanmış durumda” diyor ve ekliyor: Örgüt Kremlin’i Afganistan, Çeçenistan ve Suriye’deki müdahaleleri nedeniyle eleştiriyor, Müslümanları katlettiğini söylüyor.

Putin saldırganların Ukrayna’ya kaçmaya çalışırken yakalandığını söyledi, “İlk bulgulara göre Ukrayna tarafında onlar için bir geçiş hazırlanmıştı” dedi. Ukrayna ise bu iddiayı reddetti, “son derece absürt” diye niteledi.

Paylaşın

33 İlde Eş Zamanlı IŞİD Operasyonu: 147 Gözaltı

IŞİD’e yönelik 33 ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen “Kahramanlar-49” operasyonlarında 147 şüphelinin yakalandığını açıklayan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Terörle mücadelemiz son terörist etkisiz hale getirilince kadar kararlılıkla devam edecek” dedi.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, terörle mücadele kapsamında IŞİD’e karşı 33 il genelinde “Kahramanlar-49” operasyonları düzenlendiğini belirtti.

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığı ve Terörle Mücadele Daire Başkanlığı koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüklerince yürütülen operasyonlarda IŞİD içerisinde faaliyet yürüttüğü tespit edilen toplam 147 şüpheli yakalandı.

İçişleri Bakan Yerlikaya, Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Ankara, Antalya, Bingöl, Bitlis, Bolu, Bursa, Çorum, Diyarbakır, Düzce, Eskişehir, İstanbul, Gaziantep, İzmir, Karabük, Kayseri, Kırıkkale, Elazığ, Kırşehir, Kilis, Kocaeli, Konya, Kütahya, Manisa, Mardin, Mersin, Muğla, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa ve Yalova’da düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan kişilerin sayısına dair de bilgi verdi.

Operasyonları gerçekleştiren polisleri tebrik eden Yerlikaya, “Allah ayaklarına taş değdirmesin. Yılın 365 günü, 4 mevsim, 12 ay, gece gündüz demeden operasyonlar düzenliyoruz. Terörle mücadelemiz son terörist etkisiz hale getirilince kadar kararlılıkla devam edecek” dedi.

Paylaşın

Irak’taki ABD Askeri Üssü Füzelerin Hedefi Oldu

Irak’ın Anbar ilinde ABD ve IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) karşıtı koalisyon güçlerinin bulunduğu Ayn el-Esed askeri hava üssüne füzeli saldırı düzenlendi. Son saldırıyı henüz üstlenen olmadı.

Konuya ilişkin olarak bilgi veren ABD’li bir yetkili, saldırıya ilişkin eldeki ilk verilere göre saldırının balistik bir füzeyle düzenlendiğini gösterdiğini söyledi. Ancak farklı bir türde roket saldırısının da olası olduğu belirtilirken saldırıya ilişkin soruşturmanın sürdüğü açıklandı.

Son dönemde Irak’ta başkent Bağdat ve Kuzey Irak’taki Erbil Havalimanı yakınlarındaki üsler de dahil olmak üzere ABD üslerine çok sayıda saldırı düzenlendi. İsrail’in Gazze saldırılarının başlamasının ardından bölgedeki ABD üslerine saldırılar arttı.

İsrail’in bugün Suriye’nin başkenti Şam yakınlarında düzenlediği hava saldırısında İranlı Devrim Muhafızlarından 5 kişi hayatını kaybetmişti. İran pazartesi günü ise Kuzey Irak Kürt Özerk Bölgesi’nde İsrail gizli servisi Mossad tarafından kullanıldığını iddia ettiği bir binayı tahrip etmişti.

Paylaşın