Yaptırımlar, Protestolar Ve Nükleer Baskı: İran Üç Cephede Sıkıştı

İran, ekonomik çöküş, yükselen toplumsal protestolar ve uluslararası nükleer baskı üçgeninde sıkıştı; halkın öfkesi büyürken, rejim hem içeride hem dışarıda baskı altında.

Haber Merkezi / İran, tarihinin en sancılı dönemlerinden birini yaşıyor. Ülke, ekonomik kriz, toplumsal patlama ve uluslararası baskının aynı anda etkisi altında.

Bir zamanlar Orta Doğu’nun güçlü aktörlerinden biri olarak görülen Tahran, bugün üç cephede sıkışmış durumda: içeride halkın öfkesi, dışarıda yaptırımlar ve diplomatik baskı, bir de nükleer program tartışmaları.

Son yıllarda uygulanan ağır uluslararası yaptırımlar, İran ekonomisinin omurgasını kırdı. Para birimi hızla değer kaybederken, enflasyon halkın günlük yaşamını vuruyor. Temel gıda maddeleri ve enerji fiyatları kontrol edilemez bir hızla artıyor, işsizlik gençleri ve kadınları çaresiz bırakıyor. Devlet destekleri sınırlı ve çoğu zaman yetersiz.

Uzmanlar, İran ekonomisinin yalnızca dış baskılardan değil, uzun yıllardır süren kötü yönetim ve şeffaflık eksikliğinden de etkilendiğini belirtiyor. Petrol gelirlerine bağımlılık, diğer sektörlerin gelişmesini engellediği gibi, ekonomik krizlerin tetikleyicisi haline geldi. Bu durum, halkın devlete güvenini ciddi şekilde sarstı.

Ekonomik kriz, sosyal patlamaya dönüştü. 2025’in sonlarından bu yana ülkede kitlesel protestolar düzenleniyor. Başlangıçta temel yaşam maliyetlerindeki artışa tepki olarak başlayan eylemler, kısa sürede rejime karşı geniş bir muhalefet hareketine dönüştü.

Hükümetin sert baskısı ve gözaltı politikaları, protestoların şiddetini azaltmak bir yana, öfkeyi daha da büyütüyor. Uluslararası insan hakları örgütleri, Tahran’ın tepkilerini “orantısız ve ölümcül” olarak nitelendiriyor. İçerideki kargaşa, İran rejiminin meşruiyetini sorgulayan daha geniş bir toplumsal kesimi harekete geçirdi.

Dış politikada ise İran, küresel güçlerin baskısı altında. Nükleer anlaşmalar ve silahsızlanma tartışmaları, ülkenin diplomatik elini zayıflatıyor. ABD ve Avrupa, İran’ın nükleer faaliyetlerini yakından izlerken, olası yaptırımlar ve askeri tehditler, Tahran’ın hareket alanını kısıtlıyor.

Analistler, ekonomik ve toplumsal krizlerle birleşen bu dış baskının, İran’ın iç politikadaki kararlarını doğrudan etkilediğini belirtiyor. Rejimin, hem ulusal güvenliği hem de iktidarını korumaya çalışırken, aynı anda halkın taleplerini bastırmak zorunda kalması, siyasi kırılganlığı artırıyor.

Üç cephede sıkışan bir rejim

İran bugün, üç cephede birden zorluk yaşıyor: ekonomik çöküş, toplumsal patlama ve uluslararası baskı. Uzmanlar, bu krizler zincirinin sadece kısa vadeli sonuçlar doğurmayacağını, uzun vadede rejim istikrarını da tehdit edebileceğini vurguluyor.

Halkın talepleri ile devletin sert politikaları arasındaki çatışma büyürken, dış baskılar ve nükleer tartışmalar ülkeyi daha da izole ediyor. İran, tarihindeki en karmaşık sınavlardan birini veriyor ve bu sınavın sonucu, sadece bölgeyi değil, küresel dengeleri de etkileyebilir.

Paylaşın

Kendi Halkıyla Savaş Halinde Olan Bir Rejim

Tarih gösteriyor ki, hiçbir rejim kendi halkıyla sonsuza dek savaş halinde kalamaz. Baskı, itaat üretebilir; fakat meşruiyet üretemez. Onurlu yaşam arzusu, en sert rejimlerin bile karşısında er ya da geç kendine bir yol buluyor.

Haber Merkezi / İran’da olup biteni izlerken akla ister istemez şu soru geliyor: Bir devlet, kendi halkından bu kadar mı korkar? Sokakta yürüyen gençten, saçını açan kadından, slogan atan öğrenciden…

Cevap ise çok açık: Korku büyükse, meşruiyet sorunu da o kadar büyüktür.

İran’da mesele yalnızca muhalefet ya da örgütlü siyaset değil; gündelik hayatın kendisi rejim için bir güvenlik sorunu. Nasıl giyindiğiniz, ne dinlediğiniz, ne yazdığınız, hatta ne düşündüğünüz bile rejimin radarında.

Böyle bir yerde “normal” bir toplumdan söz edilebilir mi?

Rejim sözcüleri her fırsatta “dış güçler”, “komplolar” ve “ülkenin istikrarını bozmak isteyenler”den dem vuruyor, ki bu yakından tanıdığımız bir söylem. Gençler ülkeden kaçmanın yollarını arıyorsa, kadınlar en temel hakları için meydanlara çıkıyorsa, sorun aynaya bakmamakta ısrar eden rejimdedir.

Rejimin refleksi ise hiç değişmiyor: Sertlik. Protesto varsa cop, itiraz varsa gözaltı, sosyal medyada bir cümle varsa mahkeme.

Bir rejim, varlığını sürekli baskıyla sürdürüyorsa, çoktan savunma pozisyonuna geçmiş demektir. Kendi halkıyla savaş halinde olan bir rejim, er ya da geç bu savaşı kaybeder.

Tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Halkı susturabilirsin, bastırabilirsin, hatta korkutabilirsin; ama sonsuza kadar yönetemezsin.

İran’daki kitlesel protestolar

İran’daki kitlesel protestolar, farklı dönemlerde farklı kıvılcımlarla başlamış olsa da ortak bir zeminde buluşmaktadır: siyasal baskı, ekonomik kriz ve toplumsal özgürlüklerin yokluğu.

Bu eylemler, rejimle toplum arasındaki derin yapısal çatlağın dışavurumudur.

İran’da son yılların en geniş çaplı protesto dalgası, 2022’de Mahsa (Jina) Amini’nin ahlak polisi gözetiminde hayatını kaybetmesiyle patlak vermiştir.

Başörtüsünü “uygunsuz” taktığı iddiasıyla gözaltına alınan genç bir kadının ölümü, özellikle kadınlar ve gençler öncülüğünde ülke geneline yayılan bir isyana dönüşmüştür.

“Kadın, yaşam, özgürlük” sloganı, protestoların hem simgesi hem de özeti haline gelmiştir.

Ancak bu patlama bir anda ortaya çıkmamıştır.

2009 Yeşil Hareketi, seçimlere hile karıştığı iddialarıyla başlamış ve rejimin sandık yoluyla bile değişime izin vermediğini göstermiştir.

2017–2019 protestoları, ekonomik nedenlerle (zamlar, işsizlik, yoksulluk) ortaya çıktı ve ilk kez alt sınıfların da açık biçimde rejimi hedef aldığı görülmüştür.

2019’daki akaryakıt zammı protestoları, yüzlerce kişinin öldürüldüğü ağır bir devlet şiddetiyle bastırılmıştır.

Paylaşın

İran, Mossad Adına Casusluk Yaptığı Gerekçesiyle Bir Kişiyi İdam Etti

İran, İsrail’in istihbarat teşkilatı Mossad adına casusluk yapmakla suçladığı bir kişiyi idam etti. İran’da bu yıl şimdiye kadar binden fazla idam cezasının infaz edildiği belirtiliyor.

İran, İsrail’e casusluk yapmakla suçladığı bir kişiyi idam ettiğini açıkladı. İran yargısına bağlı Mizan internet sitesinde yayımlanan açıklamada, İsrail’in dış istihbarat servisi Mossad’a çalışmakla suçlanan Behmen Çubi Asl adlı kişinin bu sabah asılarak idam edildiği bildirildi.

“Siyonist rejimin İran’daki önde gelen ajanlarından biri” olarak nitelendirilen kişinin bir telekomünikasyon şirketinde çalıştığı ve “İran’ın kritik ve egemen veri tabanlarına ayrıcalıklı erişim imkânının bulunduğu” belirtildi. Açıklamada, söz konusu kişinin ne zaman tutuklandığına dair bir bilgi ise yer almadı.

Haziran ayında İsrail’in İran’daki hedeflere hava saldırıları düzenlemesiyle başlayan ve İran’ın da İsrail topraklarına yönelik misilleme saldırıları düzenlediği 12 günlük bir savaşyaşanmıştı. İran rejimi, savaşın ardından İsrail ile iş birliği yapmakla suçlanan kişilere karşı yargı süreçlerinin hızlandırılacağını açıklamıştı.

İran yargısından 9 Ağustos’ta yapılan açıklamada, İsrail ile bağlantılı oldukları şüphesiyle 20 kişinin tutuklandığı bildirilmişti.

Uluslararası Af Örgütü verilerine göre İran’da bu yıl gerçekleştirilen infaz sayısı, son 15 yılın en üst seviyesine çıktı. Bu yıl şimdiye kadar binden fazla idam cezasının infaz edildiği belirtiliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İran’da 3 Yılda 2 Bin 910 Kişi İdam Edildi

İran’da son 3 yılda  2 bin 910 kişinin idam edildiği açıklandı. İdam edilenler arasında 83 kadın, 37 siyasi tutsak, 14 gösterici ve 18 yaşının altındaki 4 çocuk bulunuyor.

İran İnsan Hakları Örgütü Başkanı Mehmud Emiri Muqedem, son 3 yılda İran’da 2 bin 910 kişinin idam edildiğini açıkladı. Veriler, Tahran’da “ahlak polisi” tarafından katledilen Jina Amini’nin katledilişinin üçüncü yıl dönümü dolayısıyla paylaşıldı. Emiri’nin aktardığı bilgilere göre; 26 Eylül 2022’den bu yana idam edilenler arasında 83 kadın, 37 siyasi tutsak, 14 gösterici ve 18 yaşının altındaki 4 çocuk bulunuyor.

Aynı dönemde, 2022’deki gösterilerde 551 kişi hayatını kaybetti, bunlardan 68’i çocuktu. Çok sayıda kişinin güvenlik güçlerinin doğrudan ateş açması sonucu yaşamını yitirdiği, baskı amacıyla özellikle kadınların hedef alındığı vurgulandı. Özellikle Sistan – Belucistan eyaletine bağlı Zahedan’da düzenlenen protestolarda 104 kişi katledildi; bunların 14’ü çocuk, 4’ü kadın olarak kayda geçti.

Açıklamada, Jina Amini’nin ölümünün ardından idamların belirgin şekilde arttığına dikkat çekilerek, bu uygulamaların toplumda korku yayma ve muhalefeti bastırma amacı taşıdığı ifade edildi. İdam cezasına çarptırılanların işkence ve kötü muameleye maruz kaldıkları, adil yargılanma haklarının ihlal edildiği belirtildi.

Açıklamada, İran’daki idamların, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından bağımsız bir soruşturma ile incelenmesi gerektiği çağrısı yapıldı.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

İran: İsrail İle 12 Gün Süren Savaşta 935 Kayıp Verdik

İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine ve askeri yapılanmasına yönelik başlattığı saldırının ardından başlayan savaşta, İran, 38’i çocuk, 132’si kadın olmak üzere 935 kayıp verdiklerini açıkladı.

Bu, 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı’ndan bu yana İran’a yönelik en ağır kayıpların yaşandığı askeri saldırı olarak kayıtlara geçti.

İran Yargı Erki, İsrail ile 12 gün süren savaşta İran topraklarında hayatını kaybedenlerin sayısının 935’e yükseldiğini açıkladı. İran devlet medyasına konuşan Yargı Erki Sözcüsü Asgar Cihangir, son adli tıp verilerine göre ölenler arasında 38 çocuk ve 132 kadının da bulunduğunu bildirdi.

Yeni açıklanan rakam, daha önce İran Sağlık Bakanlığı tarafından duyurulan 610 kişilik ölü sayısına kıyasla ciddi bir artışa işaret ediyor. Ateşkes geçen hafta Salı günü yürürlüğe girmişti.

Cihangir ayrıca, İsrail’in Tahran’daki Evin Hapishanesi’ne düzenlediği saldırıda ölenlerin sayısının da önceki açıklamalara göre yükseltilerek 79 olarak güncellendiğini duyurdu. Daha önce 71 kişinin bu saldırıda öldürüldüğü belirtilmişti.

İsrail, 13 Haziran’da başlattığı hava saldırılarında İran’ın nükleer tesislerini ve üst düzey askeri hedeflerini vurmuş, saldırılarda çok sayıda sivilin de hayatını kaybettiği belirtilmişti. Bu saldırılar, 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı’ndan bu yana İran’a yönelik en ağır kayıpların yaşandığı askeri harekât olarak kayıtlara geçti.

İran buna yanıt olarak İsrail’in askeri altyapılarına, üslerine ve kentlerine füze saldırıları düzenledi. Gerilimin büyümesi üzerine ABD 22 Haziran’da devreye girerek İran’ın nükleer altyapısını hedef alan hava saldırıları gerçekleştirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, başkentte düzenlediği basın toplantısında, İsrail’in “gerekçesiz ve sebepsiz” saldırılarla çok sayıda savaş suçu işlediğini savundu.

Bekai, “Siyonist rejimin bu eylemi hiçbir neden ya da gerekçeye dayanmıyor. Bu nedenle biz askeri ve sivil kayıplar arasında bir ayrım yapılmasını doğru bulmuyoruz” dedi.

İran’ın, İsrail’e ilişkin savaş suçu iddialarını içeren delilleri uluslararası kuruluşlara sunacağını vurgulayan Bekai, “Her bir şehit ya da yıkılan her bina bir savaş suçunun örneğidir” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“Kilise İle Hükümet” Arasında Gerilim: Ermenistan’da Neler Oluyor?

Ermenistan’da “Kilise ile Hükümet” arasındaki gerilim, derin bir krize işaret ederken, Hükümet ülkeyi istikrarsızlaştırma planlarını engellediğini öne sürüyor. 

Haber Merkezi / Başbakan Nikol Paşinyan, 25 Haziran’da, Başpiskopos Bagrat Galstanyan liderliğindeki bir grubun “darbe planı” yaptığını ve bu planın güvenlik güçleri tarafından engellendiğini duyurdu.

Galstanyan ve 14 şüpheli, Kasım 2024’ten beri hükümeti yasal olmayan yollarla devirme ve “terör eylemleri” planlama suçlamasıyla gözaltına alındı.

Ermenistan Ulusal Güvenlik Servisi, Galstanyan’ın evinde geniş çaplı bir arama yaparken, Soruşturma Komitesi, Galstanyan ve suç ortaklarının anayasal düzeni şiddet yoluyla değiştirme amacı taşıdığını açıkladı.

27 Haziran’da, Apostolik Kilisesi’nin Eçmiadzin’deki merkezine operasyon düzenlendi. Şirak Başpiskoposu Mihail Ajapahyan, darbe çağrıları yaptığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Paşinyan, bu operasyonları “kriminal oligarşik ruhban sınıfının iktidarı gasp planı” olarak nitelendirdi.

Paşinyan’a göre, darbe girişimi 23 Haziran’da başlayıp 30 Haziran’da yönetimi ele geçirmeyi hedefliyordu. İddialara göre, eski devlet başkanları Robert Koçaryan ve Serj Sarkisyan ile bazı muhalif partiler ve Rusya bağlantılı iş adamları da bu plana dahildi.

Galstanyan ve suç ortaklarının darbe planlarını tartıştığına dair ses kayıtları yayınlandı, bu da darbe iddialarını güçlendiren bir unsur olarak öne çıkıyor.

Son gelişmeler, din ve devlet arasındaki gerilimin bir yansıması olarak görülüyor. Peder Zareh Aşuryan’ın Paşinyan’ı “sünnetli” olmakla suçlayarak Hristiyan olmadığını ima etmesi, tansiyonu yükseltti. Paşinyan bu iddiaya alaycı bir şekilde yanıt vererek, Ermeni Kilisesi Başkanı II. Karekin’e penisini göstermeyi teklif etti.

Paşinyan, kilisenin siyasi ve mali çıkarlar peşinde olduğunu ima ederken, muhalefet ve kilise destekçileri, bu suçlamaların Paşinyan’ın iktidarını sağlamlaştırmak için bir bahane olduğunu öne sürüyor.

Rusya, olayları Ermenistan’ın “iç meselesi” olarak nitelendirerek tarafsız bir duruş sergiledi, ancak ülkede hukukun üstünlüğü ve istikrarın korunmasını desteklediğini belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sözcüsü Dmitry Peskov, yaşanan olayları “Ermenistan’ın iç meselesi” olduğunu söyledi ve Rusya vatandaşı olan iş adamının tutuklanması konusunda Erivan ile temas halinde olduğunu belirtti.

Ermenistan’da din ve devlet arasındaki çatışma, ekonomik sorunlar (yüksek işsizlik, yoksulluk) ve dış politikadaki gerginliklerle (Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkiler) birleştiğinde, toplumda ciddi bir kutuplaşma yaratıyor.

Nikol Paşinyan, Serj Sarkisyan’ın istifasına yol açan 2018’deki protestoların ardından iktidara geldi. Paşinyan, Türkiye ile ilişkileri iyileştirme, Azerbaycan ile ateşkes sağlama ve ülkeyi Rus etkisinden uzaklaştırma vaadiyle seçilmişti.

Gelecek yıl Ermenistan’da parlamento seçimleri yapılacak. Son kamuoyu yoklamalarına göre, katılımcıların yalnızca yüzde 15’i Başbakan Paşinyan’a hala destekliyor.

Paylaşın

İran, ABD’nin Saldırılarına Nasıl Karşılık Verebilir?

ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine saldırıları, Orta Doğu’yu daha da istikrarsız bir konuma sokarken, tüm gözler Tahran’ın Washington’a nasıl bir karşılık vereceğine çevrildi.

Haber Merkezi / İran’ın ABD’nin nükleer tesislerine yönelik saldırılarına karşılık verme yöntemleri, mevcut jeopolitik durum, askeri kapasite ve uluslararası hukuka dayalı meşru müdafaa hakkı çerçevesinde şekillenebilir. Ancak, bu tür bir yanıt, bölgesel ve küresel sonuçları nedeniyle oldukça karmaşık ve riskli olacaktır.

Askeri misilleme: İran, 3 binden fazla balistik füzeye ve günlük 150’den fazla fırlatma kapasitesine sahip. ABD’nin bölgedeki askeri üslerini (örneğin, Katar, Bahreyn veya Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki üsler) hedef alabilir. İran, daha önce Irak’taki ABD üslerine füze saldırısı düzenlemişti ve benzer bir strateji izleyebilir.

İran, Hizbullah, Husiler veya diğer vekil güçler aracılığıyla ABD veya müttefiklerine (örneğin, İsrail) karşı dolaylı saldırılar düzenleyebilir. Bu, Yemen’deki Husiler’in Kızıldeniz’deki gemilere saldırısını yoğunlaştırması veya Lübnan’daki Hizbullah’ın İsrail’e yönelik roket saldırılarını artırması şeklinde olabilir.

İran, Stuxnet gibi geçmişte kendisine karşı kullanılan siber saldırılara benzer şekilde ABD’nin kritik altyapısına (enerji şebekeleri, finansal sistemler) yönelik siber saldırılar düzenleyebilir. İran’ın siber kapasitesi, son yıllarda önemli ölçüde gelişti.

Diplomatik ve hukuki yanıtlar: İran, ABD’nin saldırılarını Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (IAEA) taşıyarak uluslararası hukukun ihlali olarak kınayabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, BM Şartı’nın meşru müdafaa maddesine dayanarak misilleme hakkını saklı tuttuklarını belirtti.

İran, NPT’den çekilerek nükleer programını daha serbest bir şekilde sürdürebilir. Bu, uluslararası toplumda ciddi bir gerilim yaratabilir ve İran’ın nükleer silah geliştirme potansiyelini artırabilir. İran, ABD ile nükleer müzakereleri tamamen durdurabilir. Arakçi, İsrail’in saldırılarından sonra nükleer görüşmelerin gereksiz hale geldiğini ifade etmişti.

Ekonomik ve stratejik misilleme: İran, küresel petrol ticaretinin yaklaşık %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidinde bulundu ve bu yönde bir karar aldığı iddia edildi. Bu, petrol fiyatlarını dramatik şekilde artırabilir ve küresel ekonomiyi sarsabilir.

İran, İsrail’in Buşehr’deki doğal gaz tesislerini vurmasına yanıt olarak enerji altyapısını koruma veya petrol üretimini durdurma gibi adımlar atabilir. Bu, enerji piyasalarında dalgalanmalara neden olabilir.

İç ve dış propaganda: İran, ABD’nin saldırılarını “saldırganlık” ve “uluslararası hukukun ihlali” olarak nitelendirerek iç kamuoyunu konsolide edebilir ve bölgesel müttefiklerini (örneğin, Rusya ve Çin) harekete geçmeye çağırabilir.

İran, sosyal medya ve devlet medyası aracılığıyla ABD’nin nükleer tesislere yönelik saldırılarını “sivil katliam” veya “nükleer felaket riski” olarak çerçeveleyerek uluslararası kamuoyunda destek arayabilir.

İran’ın vereceği yanıt, muhtemelen asimetrik askeri eylemler (vekil güçler veya siber saldırılar), diplomatik hamleler (NPT’den çekilme tehdidi veya BM’ye şikayet) ve ekonomik misilleme (Hürmüz Boğazı’nı kapatma) kombinasyonu olacaktır. Ancak, İran’ın tepkisinin kapsamı, ABD’nin sonraki adımlarına ve uluslararası toplumun tepkilerine bağlıdır.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den İran Ve İsrail’e “Barışa Fırsat Verin” Çağrısı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, İran ve İsrail gerilimine ilişkin, “Bölgeyi ve dünyamızı uçurumun kenarından kurtarmak için sorumlu bir şekilde ve birlikte hareket edelim” dedi.

İsrail ile İran’ın karşılıklı saldırıları devam ederken, uluslarası toplum tırmanan askeri ihtilafa diplomatik çözüm arayışını sürdürüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK), İsrail ile İran arasında çatışmaların ele alındığı özel bir oturum yapıldı.

Oturumda konuşan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, sert uyarılarda bulunarak “barışa fırsat verme” çağrısı yaptı. Guterres, İsrail ile İran arasında tırmanacak ihtilafın kimsenin kontrol edemeyeceği bir ateşin alevlenmesine yol açabileceğini, dünyanın koşar adım ilerleyen bu tehlikeli süreci teyakkuz halinde izlemekte olduğunu söyledi.

İnsanlığın geleceği konusunda kritik bir karar anında bulunulduğunun altını çizen genel sekreter, “Öyle anlar vardır ki, izlenecek yol sadece ulusların kaderini değil, ortak geleceğimizi de şekillendirir. Bu öyle bir an” diye konuştu.

Diplomasinin önemine vurgu yapan Guterres, “Bölgeyi ve dünyamızı uçurumun kenarından kurtarmak için sorumlu bir şekilde ve birlikte hareket edelim” çağrısını yaptı.

Guterres bu mesajları New York’tan verirken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Cenevre’de Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ve İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy ile bir araya geldi.

Bu görüşme öncesinde Cenevre’deki BM İnsan Hakları Konseyi’nde konuşan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsrail’e sert suçlamalar yöneltti.

Arakçi, İsrail’i “ABD’nin diplomatik çabalarına ihanet etmekle suçladı. İranlı bakan, İsrail’in İran’a ABD ile İran arasında “çok umut verici bir anlaşma için” yapılacak görüşmelerden hemen önce saldırdığını söyleyerek, “Bu diplomasiye ihanettir ve uluslararası hukukun temellerine eşi benzeri görülmemiş bir saldırıdır” diye konuştu.

İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini hedef alan saldırılarını “ağır savaş suçu” olarak nitelendiren Arakçi, uluslararası topluma İsrail’in saldırılarını kınama çağrısı yaptı, “Bu haksız ve suç teşkil eden savaşın herhangi bir şekilde meşrulaştırılması suç ortaklığı ile eşdeğer olacaktır” sözlerini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Arakçi, saldırıların “son iki yıldır Filistin’de korkunç bir soykırım gerçekleştiren bir rejim tarafından yapılan çirkin bir saldırganlık eylemi” olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:

“Dünya, her devlet, BM’nin her mekanizması ve organı alarma geçmeli ve saldırganı durdurmak, cezasızlığa son vermek ve suçluları bölgemizdeki bitmek bilmeyen zulüm ve suçlarından sorumlu tutmak için hemen harekete geçmelidir.”

Bu arada İsrail, Arakçi’nin BM İnsan Hakları Konseyi’nde konuşmasına itiraz ederek önlemeye çalıştı. İsrail’in Cenevre’deki Büyükelçisi Daniel Meron, Konsey Başkanı Jurg Lauber’e hitaben yazdığı mektupta, “İran Dışişleri Bakanı’na bu organ önünde söz hakkı verilmesi, konseyin güvenilirliğini baltalar ve bu rejiminin dünya genelindeki pek çok kurbanına da açık bir ihanet teşkil eder” ifadelerine yer verdi.

Meron mektubunda İran’ı konseyi “rejimin despotik kampanyasını desteklemek için uluslararası bir sahne olarak kullanmakla” suçladı. Ancak İsrail’in yoğun itirazlarına rağmen Lauber, Arakçi’nin konuşmasına izin verdi.

İsrail ve ABD’ye uyarı

Bu arada Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, nükleer tesislere yönelik silahlı saldırıların, saldırıya uğrayan devletin sınırları içinde ve ötesinde büyük sonuçlar doğurabilecek radyoaktif salınımlara yol açabileceği konusunda uyardı.

Grossi, bugün BMGK’da yaptığı konuşmada, İsrail’in İran’ın Buşehr nükleer santralini hedef alacak bir saldırısının çok yüksek miktarda radyoaktivite salınımına neden olabileceğini, yüzlerce kilometre çapında tahliyelerin gerekebileceğini söyledi.

Rafael Grossi ayrıca İran ile yeni bir nükleer anlaşma yapılması durumunda, UAEA’nın Tahran’ın nükleer programının sağlam kontrollerini garanti edebileceğini söyledi.

“UAEA, İran’da nükleer silah geliştirilmediğini tartışılmaz bir kontrol sistemi ile garanti edebilir” diyen Grossi, İsrail’in İran’ın güneyindeki Buşehr nükleer santraline olası bir saldırısı durumunda nükleer bir felaket yaşanabileceğini kaydetti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İsrail, İran’ın Nükleer Programına Ne Kadar Zarar Verdi?

Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın (UAEA) ölçütlerine göre, İran’ın dokuz nükleer silah üretmeye yetecek oranda yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğu tahmin ediliyor.

Haber Merkezi / Yetkililer, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun çoğunun UAEA kontrolü altında İsfahan’da depolandığını söylüyor. IAEA, uranyumun nerede depolandığını bildirmiyor ve saldırılardan etkilenip etkilenmediğini de açıklamıyor.

İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine düzenlediği saldırılar, İran’ın nükleer programına sınırlı ancak hedef odaklı hasar verdi. UAEA ve diğer kaynaklara göre, Natanz Nükleer Tesisi’nin yer üstü tesisleri ve elektrik altyapısı ciddi şekilde zarar gördü.

UAEA Başkanı Rafael Grossi, Natanz’daki tesisin bir bölümünün ve elektrik altyapısının imha edildiğini, bu durumun yer altındaki santrifüj odalarına güç sağlayan sistemlere zarar verebileceğini belirtti. Ancak, yer altındaki santrifüj odalarına doğrudan fiziksel bir saldırı olmadığı ve Natanz dışındaki Fordo, İsfahan ve Buşehr tesislerinde önemli bir hasar tespit edilmediği açıklandı.

İsfahan’daki Uranyum Dönüştürme Tesisi ve Yakıt Plakası Üretim Tesisi gibi bazı kritik binaların hasar gördüğü bildirilse de, saha dışı radyasyon sızıntısı olmadığı ve radyolojik risklerin kontrol altında olduğu belirtildi. İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, Fordo’daki hasarın sınırlı olduğunu ve önemli ekipmanların önceden taşındığını iddia etti, bu da hasarın etkisini azalttığını öne sürüyor.

İsrail, Natanz’daki tesislere “önemli ölçüde zarar verdiğini” ve nükleer programı birkaç yıl geriye ittiğini savunsa da, uzmanlar İran’ın yer altındaki güçlendirilmiş tesislerinin (özellikle Natanz ve Fordo) nükleer kapasitesinin büyük ölçüde korunduğunu belirtiyor. UAEA’ya göre, İran’ın elinde 9 nükleer bomba üretebilecek kadar zenginleştirilmiş uranyum bulunuyor, ancak bu kapasitenin doğrudan silah üretimine dönüştürülmediği biliniyor.

Saldırılar, Natanz’daki yer üstü altyapısına ve bazı İsfahan tesislerine zarar verse de, İran’ın nükleer programının temel unsurları olan yer altı tesisleri ve uranyum stokları büyük ölçüde sağlam kalmış durumda.

Paylaşın

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan: Nükleer Silah Geliştirme Hedefimiz Yok

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, nükleer silah geliştirme hedeflerinin olmadığını belirterek, nükleer enerji ve araştırma hakkından feragat etmeyeceklerini söyledi.

İran, Pazartesi sabah erken saatlerde bir kez daha İsrail’i füze saldırılarıyla hedef alırken Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan İran meclisinde bir konuşma yaptı.

Konuşmasında, “Nükleer silah geliştirme hedefimiz yok” diyen Pezeşkiyan, “Nükleer enerji ve araştırma hakkımız var ve biz hiç kimsenin bu hakkı elimizden almasına izin vermeyeğiz” ifadelerini kullandı. Pezeşkiyan ayrıca İran halkına İsrail’e karşı birlik olma ve direniş gösterme çağrısında bulundu.

Her türlü görüş ayrılığı ve sorunun bir kenara bırakılması gerektiğini söyleyen Pezeşkiyan, “İsrail’in soykırım suçu niteliğindeki saldırganlığına karşı birlik ve beraberlik içinde güçlü bir şekilde durmalıyız” dedi.

“Bedelini Tahran sakinleri ödeyecek”

Bu sabah saatlerinde İsrail’den de art arda açıklamalar geldi. İsrail ordusu, İran’ın başkenti Tahran’daki Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü karargahı ile İran ordusuna ait komuta merkezinin İsrail hava kuvvetleri tarafından vurulduğunu duyurdu.

İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz ise yaptığı açıklamayla Tahran kenti sakinlerini uyardı. İran’ın İsrail’de sivilleri hedef aldığına vurgu yapan Katz, bunun bedelini Tahran sakinlerine ödeteceklerini ifade etti.

“Tahran’ın kibirli diktatörü korkak bir katile dönüştü” diyen Katz, “İran’ın, askeri yeteneklerini felce uğratan İsrail’i caydırmak için İsrailli sivillerin evlerine ateş açtığını” kaydetti. Bakan Katz ayrıca, “Tahran sakinleri bunun hesabını ödeyecek, hem de çok yakında” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın