Siyah Giymenin Kişiliğiniz Hakkında Söyledikleri

Sosyal kategorizasyonlar biraz eski ve modası geçmiş olsa da, siyah kıyafetlerin genellikle heavy metal, punk veya emo müzik hayranlarının tercih ettiği düşünülür.

Haber Merkezi / Psikologlar, renk seçimlerinin karakter hakkında ne söylediğine dair yeni fikirler ileri sürüyorlar.

Siyah, birçok kültürde güç ve inceliği temsil eder. Siyah, üst düzey yetkililerin, iş dünyasının ileri gelenlerinin ve nüfuzlu şahsiyetlerin seçtiği renktir. Siyah ile otorite arasındaki bu simbiyotik ilişkinin kökleri, bu rengin resmi kıyafetler ve üniformalarda kullanımına dayanır.

Siyah, moda dünyasında zarafetin ve inceliğin eşanlamlısı haline gelir. Efsanevi “küçük siyah elbise” ve siyah smokin her daim çekiciliği, ince bir stili ve kusursuz zevki temsil eder. Bu nedenle, siyah kişinin varlığının ilanı haline gelir.

Siyahın egemenlik ve cesaretle olan ittifakı kültürel ruhun iplikleriyle adeta iç içe geçmiştir.

Siyahın cazibesi, arzu ve baştan çıkarma alanlarına da uzanır. Siyah iç çamaşırları ve samimi giysiler, seksiliği ve çekiciliği simgeler. Kültürel ve toplumsal normlara dayanan siyah, gizem ve entrikanın rengi olarak ortaya çıkar.

Siyah renk aynı zamanda dikkat çekme özelliğine de sahiptir. Daha açık tonlara karşı keskin kontrastı, ister kalabalığın içinde ister bir fonun önünde olsun, onu dikkat çekici hale getirir. Siyah giyme seçimi, bir otorite havası yansıtarak özgüven ve öz güvenin ilanı haline gelir.

Psikologlar, siyah rengin, dış dünyaya karşı bir kalkan görevi görebileceğini ve bir tür kontrol hissi yaratabileceğini öne sürüyorlar.

Yukarıda sayılan özellikler gardıroptan siyah ceket ve siyah pantolon çıkarmanız için yeterli bir sebep değilse, hiçbir şey yeterli olamaz.

Paylaşın

Yalnızlık, Kalp Krizi, Felç Ve Diyabet Riskini Artırabilir

Yakın zamanda yapılan bir araştırma, sosyal izolasyonun ve yalnızlığın, kalp krizi, felç ve tip 2 diyabet gibi hastalıklar riskini artırabileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Profesör Barbara Sahakian, her yaş grubunda giderek daha fazla dile getirilen yalnızlık ve sosyal izolasyon sorununun acilen ele alınması gerektiğini vurguladı.

Sosyal izolasyon, yalnız yaşamak veya seyrek sosyal temas kurmak gibi nesnel faktörleri ifade ederken, yalnızlık öznel yalnız olma hissini ölçer.

İngiltere ve Çin’den araştırmacılar, 40 ila 69 yaş aralığındaki 42 binden fazla yetişkinden alınan kan örneklerindeki proteinleri analiz ederek sosyal ilişkiler ve sağlık arasındaki olası bağlantıları araştırdılar.

Nature Human Behaviour’da yayınlanan araştırmanın bulguları, sosyal izolasyonun ve yalnızlığın genel sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik önemli fikirler veriyor.

Ancak araştırmadaki bağlantıların ardındaki biyolojik nedenler henüz netlik kazanmadı. Araştırma, kandaki proteinlerin bağlantıyı nasıl açıklayabileceğine ışık tutuyor.

Vücutta önemli roller oynayan proteinler, genlerin çeşitli durumlara nasıl yanıt verdiğini yansıtabilir ve genellikle hastalıkların belirteci olarak kullanılır.

Araştırma, sosyal izolasyonla bağlantılı 175 protein ve yalnızlıkla bağlantılı 26 protein buldu ve iki grup arasında önemli bir örtüşme vardı. Bu proteinlerin birçoğu, iltihaplanma, kalp krizi, diyabet, felç gibi rahatsızlıklarda rol oynuyorlar.

Cambridge Üniversitesi’nden Profesör Barbara Sahakian, her yaş grubunda giderek daha fazla dile getirilen yalnızlık ve izolasyon sorununun acilen ele alınması gerektiğini vurguladı.

Sahakian, “Dünya Sağlık Örgütü sosyal izolasyonu ve yalnızlığı küresel bir halk sağlığı endişesi olarak kabul etti. İnsanları ilişkide tutmanın yollarını bulmak, sağlıklarını korumak için hayati önem taşıyor” dedi.

Paylaşın

Programlama Dili Nedir Ve Nasıl Çalışır?

Programlama dili, sözdizimi, semantik ve kurallardan oluşan, bilgisayarların verilen görevleri yerine getirmesi veya sorunları çözmesi için talimatlar yazmasını sağlamak üzere tasarlanmış bir iletişim sistemidir.

Haber Merkezi / İnsan tarafından okunabilen kod ile makine tarafından çalıştırılabilir komutlar arasında aracı görevi görür. Örnekler arasında Python, Java, C++ ve JavaScript bulunur.

“Programlama Dili” terimi, kullanıcılar ile bilgisayarlar arasında çok yönlü bir iletişim kanalı sağlayan temel ortamı ifade etmesi bakımından önemlidir.

Programlama dili, programcıların algoritmalar yazmasını ve çeşitli uygulamalar geliştirmesini sağlayarak bilgisayar sistemlerinin potansiyelini en üst düzeye çıkarmayı ve dijital teknolojiyi birçok alanda değiştirmeyi mümkün kılar.

Programlama dillerinin kullanımıyla karmaşık talimatlar ve veri işleme, bilgisayarın anlayabileceği, işleyebileceği ve yürütebileceği bir dile çevrilebilir.

Programlama dillerinin bilgisini ve uygulamasını, yazılım mühendisliği, veri bilimi, web geliştirme ve sayısız diğer teknoloji odaklı disiplinlerde birincil beceri haline getiren bu vazgeçilmez yardımcı programdır.

Programlama dili, geliştiricilerin çeşitli uygulama aralıklarının yürütülmesini oluşturmak ve kontrol etmek için bilgisayarlarla iletişim kurabileceği bir araç görevi görür. Bir programlama dilinin birincil amacı, komutları makinelerin kolayca yorumlayabileceği ve işleyebileceği bir biçime dönüştürmektir.

Bu diller, geliştiricilerin karmaşık algoritmalar ve etkileşimli web siteleri oluşturmasını, yazılım uygulamaları geliştirmesini ve video oyunları tasarlamasını ve daha pek çok şeyi mümkün kılar.

Programlama dili seçimi, geliştiricinin hedeflerine ve gereksinimlerine bağlıdır, çünkü her dil performans ve işlevsellik açısından kendine özgü güçlü ve zayıf yönleriyle birlikte gelir.

Günümüzde her biri belirli ihtiyaçları ve uygulama alanlarını karşılamak üzere tasarlanmış çok sayıda programlama dili mevcuttur. Python, Java ve JavaScript gibi üst düzey diller, doğal dile çok benzedikleri, kolay anlaşılmayı sağladıkları ve net talimatlar belirledikleri için yaygın olarak tercih edilmektedir.

Assembly ve C gibi alt seviye diller, programcılara donanım ve sistem kaynakları üzerinde daha ayrıntılı kontrol sağlayarak verimli performans ve optimize edilmiş bellek kullanımı sağlar.

Sonuç olarak, bir programlama dili, dijital çağda son kullanıcıların sürekli değişen taleplerini karşılama potansiyelini, kullanım kolaylığını ve performanslarını belirlediği için verimli, güvenli ve ölçeklenebilir uygulamalar oluşturmanın ayrılmaz bir parçasıdır.

Programlama Dilinin Örnekleri

Programlama Dili (APL), 1960’larda Kenneth E. Iverson tarafından geliştirilmiştir. Özlü ancak etkileyici sözdizimi ve güçlü matematiksel özellikleriyle bilinir. APL’nin uygulandığı üç örnek:

Aktuerya Bilimleri ve Finans: APL, finansal türevlerin değerlendirilmesi, sigorta sözleşmelerinin fiyatlandırılması ve risk yönetimi senaryolarının simülasyonu gibi çeşitli finansal hesaplamalar için aktuerler ve finansal analistler tarafından kullanılmıştır.

Büyük veri kümelerini işleme ve asgari kodla karmaşık hesaplamalar gerçekleştirme özelliği, onu bu alanlardaki profesyoneller arasında popüler hale getirmiştir.

Veri Analizi ve Görselleştirme: APL’nin güçlü dizi işleme özellikleri, zaman serisi analizi, trend ekstrapolasyonu ve keşifsel veri analizi gibi veri analizi ve görselleştirme görevleri için onu oldukça uygun hale getirir.

Örneğin, bazı şirketler satış verilerini analiz etmek, tedarik zinciri süreçlerini optimize etmek ve iş zekası raporları oluşturmak için veri odaklı uygulamalar oluşturmak amacıyla APL’yi kullanmıştır.

Bilimsel Araştırma: APL, fizik, kimya ve biyoloji gibi çeşitli bilimsel araştırma alanlarının yanı sıra ekonomi ve psikoloji gibi sosyal bilimlere de uygulanmıştır.

Araştırmacılar, karmaşık sistemleri modellemek, simülasyonlar gerçekleştirmek ve çeşitli bilimsel problemler için algoritmalar geliştirmek amacıyla APL kullanmışlardır.

Örneğin, APL, akışkan dinamiği ve protein katlama simülasyonlarıyla ilgili problemleri çözmenin yanı sıra ulaşım ve lojistik endüstrileri için optimizasyon algoritmaları oluşturmak amacıyla kullanılmıştır.

Programlama Dili Hakkında Sıkça Sorulan Sorular:

Programlama dili nedir?

Programlama dili, geliştiriciler tarafından yazılım programları, uygulamalar ve web siteleri oluşturmak için kullanılan bir dizi talimat, komut ve sözdizimidir. Kullanıcılar ile bilgisayarlar arasında bir aracı görevi görerek, görevleri gerçekleştirmek ve sorunları çözmek için bilgisayarlarla iletişim kurulmasını sağlar.

Kaç çeşit programlama dili vardır?

Günümüzde yüzlerce programlama dili mevcuttur ve bunlar genel olarak üç kategoriye ayrılabilir: prosedürel, nesne yönelimli ve işlevsel programlama dilleri. Popüler olanlardan bazıları Python, Java, C++, JavaScript ve Ruby’dir.

Programlama dili nasıl çalışır?

Bir programlama dili, programcının kod biçiminde talimatlar yazmak için kullandığı tanımlanmış kurallar ve sözdiziminden oluşur. Bu kod daha sonra derlenir veya yorumlanır, bilgisayarın işlemcisi tarafından yürütülen makine diline (ikili kod) dönüştürülür ve istenen çıktı veya eylem elde edilir.

Programlama dilinin olmazsa olmaz özellikleri nelerdir?

Programlama dillerinin ortak özellikleri arasında değişkenler, veri tipleri, operatörler, koşullu ifadeler, döngüler, işlevler ve hata işleme mekanizmaları bulunur. Farklı diller, amaçlanan amaçlarına ve uygulamalarına bağlı olarak benzersiz özelliklere sahiptir.

Birden fazla programlama dili öğrenmek önemli midir?

Birden fazla programlama dili öğrenmek, çeşitli programlama paradigmaları hakkında daha geniş bir anlayış sağladığı, problem çözme becerilerini geliştirdiği ve kariyer beklentilerini artırdığı için faydalı olabilir. Ancak, kariyer hedeflerinizle ilgili bir veya iki dili öğrenmeye odaklanmak da geçerli bir yaklaşımdır.

Paylaşın

Yavaş’tan “Su Fiyatı” Eleştirilerine Yanıt: Elektriğe Yüzde 680 Zam Yapanlar…

“Su fiyatı” eleştirilerine yanıt veren ABB Başkanı Mansur Yavaş, “2019-2024 döneminde elektriğe yüzde 680 oranında zam yapılmıştır. Elektriğe, zam yapanlar şimdi bizden suyu indirimli vermemizi istiyor. Bu nasıl bir adalet anlayışıdır?” dedi.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkan Mansur Yavaş, sosyal medya hesabı üzerinden, iktidar kanadından kendisine yöneltilen “su fiyatı” eleştirilerine yanıt verdi. Mansur Yavaş, şu ifadeleri kullandı:

“Görevde bulunduğumuz süre boyunca su fiyatlarını vatandaşlarımızın alım gücüne uygun tutmayı temel öncelik haline getirdik. Bu konuda geçmiş dönemlerin verileri de gerçeği açıkça ortaya koymaktadır.

Melih Gökçek döneminde suyun metreküp fiyatı 1.7 dolar seviyesindeydi. Mustafa Tuna döneminde ise seçim öncesine kadar bu fiyat 1.5 dolar seviyesinde devam etti. Geçtiğimiz günlerde yapılan düzenlemeyle birlikte, yeni su tarifesi metreküp başına 1 dolar olarak belirlendi. Bu rakam, 2010-2018 yılları arasındaki fiyatların da altında bir seviyedir. Sudan alınan vergi ise zaten hükümete ödenmektedir. Biz bu vergiyi almadığımız gibi, alınan vergiden dolayı suçlanmayı da doğru bulmuyoruz. Bari aldığınız vergiden dolayı bizi suçlamayın.

Ankara’da sosyal yardım alan vatandaşlarımız 10 metreküpe kadar suyu yalnızca 1 TL’den kullanırken; şehit ve gazi aileleri, engelli vatandaşlarımız ve üniversite öğrencilerimiz yüzde 50 indirimli tarife uygulamasından yararlanmaktadır. Ayrıca sosyal yardım kapsamına aldığımız asgari ücretli aileler için de yeni bir indirim çalışması başlatılmıştır.

2010-2018 döneminde, bir asgari ücretli, 10 metreküp su için maaşının ortalama yüzde 4,2’sini harcamak zorundaydı. Ancak 2019-2024 döneminde bu oran yüzde 1,9’a kadar gerilemiştir. Son olarak, yapılan yeni düzenlemelerle birlikte bu oran yüzde 1,64 seviyesine düşmüştür. Bu da asgari ücretli vatandaşlarımız üzerindeki su faturası yükünün yüzde 55-60 oranında azaltıldığı anlamına gelmektedir.

Ancak bu süreçte göz ardı edilmemesi gereken önemli bir gerçek vardır: 2019-2024 döneminde elektriğe yüzde 680 oranında zam yapılmıştır. Elektriğe, zam yapanlar şimdi bizden suyu indirimli vermemizi istiyor. Bu nasıl bir adalet anlayışıdır?”

Paylaşın

Süper Lig: Fenerbahçe, Zirve Takibini Sürdürdü

Süper Lig’in 18. hafta maçında Fenerbahçe ile Hatayspor, Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Sahadan 2-1 galip ayrılan Fenerbahçe, zirve takibini sürdürdü.

Haber Merkezi / Hakem Oğuzhan Çakır’ın yönettiği karşılaşmada Fenerbahçe’nin gollerini 17 ve 45+5. dakikalarda Youssef En-Nesyri, Hatayspor’un tek golünü ise 33. dakikada Bilal Boutobba kaydetti.

Fenerbahçe, bu galibiyet ile puanını 39’a yükseltirken, Hatayspor ise 9 puanda kaldı.

17. dakikada Tadic, sağ tarafta Kamil Ahmet Çörekçi’den kaptığı topta pasını ceza sahası içi sağ çaprazındaki Dzeko’ya aktardı. Dzeko’nun savunma arkasına attığı ara pasa hareketlenen En-Nesyri, kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonda yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi. 1-0

33. dakikada Diack’ın pasında sağ tarafta topla buluşan Boutobba, ceza sahası içi sağ çaprazına girerek şutunu çekti. Levent Mercan’a da çarpan top filelerle buluştu. 1-1

45+5. dakikada sol taraftan Kostic’in ortasında kaleci Erce’nin yumrukladığı top Yiğit Ali’ye çarpıp kale önündeki En-Nesyri’ye düştü. En-Nesyri yaptığı kafa vuruşuyla meşin yuvarlağı ağlara yolladı. 2-1

Paylaşın

CHP İle Dem Parti Görüşecek Mi? Özel’den “Değerlendiriyoruz” Açıklaması

İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ı ziyaret eden DEM Parti heyeti ile görüşme olup olmayacağına ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Bu konuyu arkadaşlarımızla enine boyuna değerlendiriyoruz” dedi.

DEM Partili Pervin Buldan Ahmet Türk ve Sırrı Süreyya Önder, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Meclis’te görüşmüştü. DEM Parti heyetinin bu hafta ziyaretlerine devam etmesi, bu çerçevede CHP ile de bir görüşme yapması bekleniyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İmralı Adası’nda tutuklu bulunan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri Abdullah Öcalan ile görüşmeye giden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) heyetiyle bir araya gelip gelmeyeceği sorusunu yanıtladı.

Sarıkamış programının ardından Erzurum İl Başkanlığı’nın halk buluşmasına katılan Özel, DEM Parti heyetiyle görüşme sorusu üzerine, “Bu konuyu arkadaşlarımızla enine boyuna değerlendiriyoruz. Ben MYK toplantısı bitmeden böyle bir şey söyleyemem. Ayrıca böyle bir görüşmenin olup olmayacağı, ne düzeyde olacağı ya da bir partinin genel başkanının bu görüşmeyi yapmamasının bu sürece nasıl etki edeceğini arkadaşlarımızla birlikte değerlendireceğiz,” dedi.

DEM Partili Pervin Buldan Ahmet Türk ve Sırrı Süreyya Önder, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Meclis’te görüşmüştü. DEM Parti heyetinin bu hafta ziyaretlerine devam etmesi, bu çerçevede CHP ile de bir görüşme yapması bekleniyor.

Öte yandan Özgür Özel, “MYK toplantısında durumu değerlendireceğiz. Ama kimse böyle bir mevzuda, ‘Efendim bütün genel başkanlar görüşsün ama bir partinin genel başkanı bir başka şekilde konumlansın’ falan diyemez. Bunlar bu meseleyi siyasi stratejilere dökmek olur. Bu da doğru bir şey olmaz,” ifadelerini kullandı.

Özel ayrıca, DEM Parti heyetinin İmralı’da PKK lideri Öcalan ile görüşmesine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

“Meselenin özü şu: biz Meclis’in dışlanmamasını, şeffaf ve samimi ilerlenmesini ve toplumsal mutabakatı öneriyoruz,” diyen Özel, şöyle ekledi: “Toplumsal mutabakatın bizim için en önemli köşe taşı da şehit aileleri ve gaziler. Burada dünya kadar şehit babasının, gazinin gözünün içine bakabiliyorsak bu tutumumuz sayesindedir. Bu tutumumuzu sürdüreceğiz. Şehit ailelerinin ve gazilerin ‘evet’ demedikleri hiçbir şeye ‘evet’ demeyiz. Onları incitecek hiçbir tutumda bulunmayız.”

DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, dün İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmüştü. Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yapmıştı. Buldan ve Önder’in yazılı açıklamasında Abdullah Öcalan’ın açıklamalarına yer verilmişti.

Abdullah Öcalan, açıklamasında, “Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın güç verdiği yeni paradigmaya, ben de pozitif anlamda gerekli katkıyı sunacak ehil ve kararlılığa sahibim” demişti. Öcalan, “Heyet bu yaklaşımımı gerek devletle gerekse siyasi çevrelerle paylaşacaktır. Bunlar ışığında gereken pozitif adımı atmaya ve çağrıyı yapmaya hazırım” ifadelerini kullanmıştı.

Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve Ahmet Türk’ten oluşan DEM Parti heyeti, yılbaşından sonra siyasi partilerle temasa başlamıştı. 2 Ocak’ta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşen DEM Parti heyeti, daha sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmişti.

Paylaşın

Erdoğan: Emperyalistlerin Oyununa Gelmeyeceğiz

Partisinin Trabzon İl Başkanlığı kongresinde konuşan Erdoğan, “Çatışmanın şiddetin istikrarsızlığın tarihe karıştığı terörsüz Türkiye hedefimize gönül birliği içinde mutlaka ulaşacağız. Bunun için çok kapsamlı her adımı incelikli düşünülmüş bir politika yürütüyoruz” dedi ve ekledi:

“DEAŞ terör örgütünü de bozguna uğrattık. Terör örgütü için yolun sonu geldi. PKK’nın Suriye uzantısını sınırımızdan uzaklaştırdık. Emperyalistlerin oyununa gelmeyeceğiz. Bu topraklarda fitne yetiştirmek isteyenlerin tuzaklarına düşmeyeceğiz. Biriz, beraberiz, hepimiz kardeşiz. Bizim aramıza hiç kimse giremeyecek. Hiç kimse bizim kadim birlikteliğimizi bozamayacak. Terör belasını da ortadan kaldırarak inşallah hedefe daha seri bir şekilde ulaşacağız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hayri Gür Spor Salonu’nda düzenlenen partisinin 8. Trabzon Olağan İl Kongresi’nde konuştu.

Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle: “Değerli Trabzonlular çatışmanın şiddetin istikrarsızlığın tarihe karıştığı terörsüz Türkiye hedefimize gönül birliği içinde mutlaka ulaşacağız. Bunun için çok kapsamlı her adımı incelikli düşünülmüş bir politika yürütüyoruz.

DEAŞ terör örgütünü de bozguna uğrattık. Terör örgütü için yolun sonu geldi. PKK’nın Suriye uzantısını sınırımızdan uzaklaştırdık. Emperyalistlerin oyununa gelmeyeceğiz. Bu topraklarda fitne yetiştirmek isteyenlerin tuzaklarına düşmeyeceğiz. Biriz, beraberiz, hepimiz kardeşiz. Bizim aramıza hiç kimse giremeyecek. Hiç kimse bizim kadim birlikteliğimizi bozamayacak. Terör belasını da ortadan kaldırarak inşallah hedefe daha seri bir şekilde ulaşacağız.

CHP’nin hizmet ve yatırım düşmanlığını Sayın Özel’e sordum. CHP’li belediyelerin SGK’ya kaç çeyrek altın borcu olduğunun hesabını yapmasını istedim. Sayın Özel henüz bir cevap veremedi. CHP’li belediyelerin SGK’ya borçlarının çeyrek altın cinsinden hesaplaması sayın Özel’in vaktini alıyor. CHP’nin Genel Başkanı Ankara’da karşı çıkıyor ama Kars’a gittiğinde millet neyi duymak istiyorsa onu söylüyor.

Yüzde 1000 ila yüzde 2500 arasında zam yapıyorlar ama Kars’ta doğalgaza indirim yapmaktan bahsediyor. EPDK’nin indirim kararını iptal ettirmeyi niçin mahkemeye taşıdınız? İndirebiliyorsan çağır belediye başkanını, talimat ver, düşürsün. Madem bu işler böyle oluyor yapsınlar. Orta oyunu burada bitmiyor. Sayın Özel’in doğalgaz destekleriyle ilgili hiçbir malumatının olmamasıdır. Evinde kullandığı, verdiğimiz doğalgaz desteklerinden haberi bile yok.

Geçen yıl vatandaşlarımızın 100 liralık doğalgaz faturasının 65 lirasını biz karşıladık. Sayın Özel ucuzlatacağız dedikleri suya neden zam yaptığını bir anlatsın. “Allah’ın suyundan para alınır mı?” diyen siz değil miydiniz bay Özel. Neden suya 10 kat zam yaptınız? Sayın Özel’e şunu da söylemek isterim. Sakarya Gaz Sahası’nda günlük üretimimiz 7 milyon metreküpü aştı. Gabar’da da günlük 70 bin varilin üzerine çıktık Sayın Özel. Enerjide tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşıncaya kadar gece gündüz çalışacağız.

Sayın Özel’e ve CHP’ye bugün yüklenmek istemiyorum. CHP’nin kadroları arasındaki güç mücadelesi onları yeterince yıpratıyor. CHP’nin derdi Sayın Özel’e yeter de artar bile. Bay Kemal’in siyasi ihtirasları ayrı bir tez konusu olur. Partisi tarafından istenmediğini bir türlü kabul edemedi. Nereden tutsan elinde kalan bir rakiple karşı karşıyayız. Dikkate alınacak hiçbir fikirleri de yok. Muhalefetin bu kötürüm hali bizim yükümüzü daha da ağırlaştırıyor.”

“Hedefimiz terörsüz Türkiye”

Erdoğan ayrıca, partisinin 8. Rize Olağan İl Kongresi’nde de açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Siz kalbinizle ve desteğinizle bizimle olduğunuz sürece Allah’ın izniyle kazanmadık mücadele bırakmayız. Benim sizlere olan sevdam dağlardan yüce Karadeniz’den coşkundur. Bu öyle bir sevda ki asla eksilmez. Sizlerle beraber yol yürüdüğüm için Rabbime sonsuz hamd ediyorum. İnşallah daha gidecek çok yolumuz var.

Son dönemde attığımız her adım Türkiye Yüzyılı’nın yapı taşları mahiyetindedir. Birileri gibi içi boş palavralar atmıyoruz. Birilerinin yaptığı gibi emperyalistlerin senaryolarından biçilen rollere güvenmiyoruz. Hedefimiz terörsüz Türkiye. Attığımız adımların sonuçları milletin hayrına olacaktır. Biz ülkesinin ve milletinin kaderiyle kendi kaderi birleşmiş bir partiyiz.

Türkiye’nin en önemli sorunu tatlı su siyasetçisi tipinin her yeri işgal etmesidir. Bizde bu anlayışa sahip olanlara yer yoktur. Hangi görevde olursanız olun vatandaşımız gelip sizden bir işin yapılmasını istiyorsa onu başka yere havale etme hakkınız yok. Bunu yaptığınız sürece genel başkanınız olarak varsa sizlere hakkımı helal etmiyorum.

Bazılarına bu söylediklerim zor görünebilir ama bilin ki bu Cumhurbaşkanı çok şikayetler alıyor. Bu şikayetleri burada haykırmam lazım, hepinizin bilmesi lazım. Biz siyasetimizi yaparken kimseye değil hak olan davamıza hizmet etmeliyiz. Bunları herhangi bir çıkar beklentisi ile değil davamızın yüklediği mesuliyet bilinci ile yapmalıyız. Aksi halde partiyi ticarethaneye çevirirsiniz.

Büyük kongremizle birlikte yeni bir döneme kapı açacağız. Hedefimiz AK Parti’yi seçimlerde yeniden yüzde 50 bandına çıkartmaktır. Ülkeye kazandıracak daha çok eserimiz, millete verecek çok hizmetimiz var. Bunun için kongrelerimizi bir şahlanış ve enerji yenileme zemini olarak görüyoruz.”

Paylaşın

Suriye’nin Yeni Yönetiminden ABD’ye Yaptırımları Kaldırma Çağrısı

Suriye’nin yeni yönetimi, ABD’nin Suriye’ye uyguladığı yaptırımların ülkenin hızla toparlanmasının önünde bir engel olduğunu belirterek, Washington’a yaptırımları kaldırma çağırısında bulundu.

Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, Suriye halkının yüzde 90’ı yoksulluk içinde yaşıyor ve bir sonraki öğünde dahi karınlarını nasıl doyuracağını bilmiyor. Uluslararası toplum ise Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları kaldırmadan önce yeni yönetimin iktidarını nasıl kullanacağını görmek istiyor.

Suriye geçici hükümetinin bakanları Katar’a yaptıkları ziyarette, ABD’ye Şam’a yönelik yaptırımları kaldırma çağrısında bulundu.

Katar Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin bugün Suriye Dışişleri Bakanı Esaad Şeybani, Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra ve İstihbarat Teşkilatı Başkanı Enes Hattab ile görüştüğü belirtildi. Açıklamada, Al Sani’nin görüşmede “Katar devletinin Suriye’nin toprak bütünlüğü, egemenliği ve bağımsızlığını destekleyen tutumunu yinelediği” ifade edildi.

Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki İslamcı grupların Beşar Esad’ı devirmesi öncesinde ülkedeki muhalif gruplara destek veren Katar, Esad yönetimindeki Suriye’nin 2023 yılında Arap Birliği’ne dönmesine karşı çıkmıştı.

HTŞ lideri Ahmed eş-Şera liderliğindeki Suriye’deki yeni hükümet ise Arap ülkeleri ile diplomatik ilişkileri yeniden güçlendirilmesinin yanı sıra ülke ekonomisinin canlandırılması için yaptırımların kaldırılmasını umuyor.

Suriye’deki geçici hükümetin Dışişleri Bakanı Şeybani, Katar’daki temasları sırasında bir radyo kanalına yaptığı açıklamada, yaptırımların “hızlı bir toparlanma önünde engel teşkil ettiğini” belirterek “Suriye halkına yönelik ekonomik yaptırımlara ilişkin zorluklara dair endişelerimizi Doha’ya ilettik ve ABD’ye bu yaptırımları kaldırma çağrımızı yineliyoruz” ifadelerini kullandı.

Katar da, Aralık ayı sonunda Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırılması çağrısında bulunmuştu.

Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, Suriye halkının yüzde 90’ı yoksulluk içinde yaşıyor ve bir sonraki öğünde dahi karınlarını nasıl doyuracağını bilmiyor. Uluslararası toplum ise Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları kaldırmadan önce yeni yönetimin iktidarını nasıl kullanacağını görmek istiyor.

Geçen hafta Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ta temaslarda bulunan Şeybani, gelecek günlerde Katar’ın yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Ürdün’ü ziyaret edeceğini duyurmuştu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

DEM Parti Eş Başkanı Hatimoğulları: Görüşme Yetmez İmralı’nın Kapıları Açılmalı

Diyarbakır’da Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) tarafından düzenlenen halk buluşması programında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DEM Parti’nin İmralı’da Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmenin yeterli olmayacağını, Öcalan’ın Türkiye ve Ortadoğu barışı için çalışabileceği fiziki koşulların sağlanması gerektiğini söyledi.

DEM Parti heyeti ile İmralı’da görüşen Abdullah Öcalan’ın dile getirdiği, “Suriye’deki gelişmeleri herkes yakinen takip etmelidir. Filistin’deki, Gazze’deki gelişmeleri herkes yakinen takip etmelidir” sözlerinin arkasında olduklarını belirten Hatimoğulları, tarihsel bir kırılma anından geçildiğini kaydetti.

“Bu tarihsel kırılmada ya pozitif bir şekilde kırılma gerçekleşecek, barışı inşa edeceğiz ya da negatif yönde kırılmalar gerçekleşecek ve her yer Gazze olacak” diyen Hatimoğulları, “O nedenle devlet aklına biz buradan seslenmek istiyoruz. İmralı’da gerçekleşen bu görüşme yetmez, İmralı kapıları açılmalıdır, Öcalan’ın barış için, sadece Türkiye barışı değil bütün Ortadoğu barışı için de çalışabileceği fiziki koşulların sağlanması gerekir” ifadelerini kullandı.

“Bu süreç önemli bir süreç, hepimiz büyük bir heyecanla takip ediyoruz. Ama rehavete kapılmayalım. ‘Nasılsa işler hal oluyor barış oluyor’ deyip demokratik mücadelemizi zayıflatan bir duruma asla düşmemeliyiz” şeklinde konuşan Hatimoğulları, bu görüşmelerin bir barış sürecine evrilebilmesinin yolunun Kürt halkının demokratik zeminde eylemleri sürdürmek olduğuna işaret etti.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Diyarbakır’da Halk Buluşması gerçekleştirdi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da buluşmaya katıldı. Tülay Hatimoğulları, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Merhaba hevalino, hûn bi xêr hatin li ser seran li ser çavan hatin. Ehlen ve sehlen. Merhaba özgürlük ve demokrasi mücadelesinin neferi olan Kürt halkı, merhaba Jin Jiyan Azadî sloganını bütün dünyaya mal eden kadınlar. Merhaba Mazlumların, Sêvêlerin yoldaşı gençler. Merhaba acılara rağmen acılarını yaşayarak ama asla barış demekten vazgeçmeyen beyaz tülbentli barış anneleri. Sizleri saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Hoş gelmişsiniz baş göz üstüne geldiniz. Değerli halkımız DEM Parti’nin en önemli bileşeni olan Demokratik Bölgeler Partisi’nin şu an kongre öncesi büyük halk buluşmasındayız ve ben bunun onurunu ve gururunu yaşıyorum. DEM Parti’de en büyük emeği veren ve katkıyı sunan siz değerli DBP’nin kongresini şimideden kutluyorum ve seçilecek yeni yönetime başarı dileklerimi sunuyorum. Sözlerime başlarken bundan 9 sene önce Silopi’de katledilen hem DBP’de çalışan hem de TJA’nın aktivistleri sevgili Sêvê, Pakize ve Fatma’yı sizlerin huzurunuzda saygıyla anıyorum.

Kürt kadınları, kadın siyasetçileri devletin faşist otoriter rejimin her daim hedefi oldu. Kadın hareketini bitirmeye dönük sayısız operasyonlar gerçekleştirdiler. Ama kadınlar durmadı, Kürt kadınları Türkiye kadın hareketiyle birlikte güçlü bir mücadele yürüterek Jin Jiyan Azadî, Kadın Yaşam Özgürlük şiarını bütün dünyaya hep birlikte mal etmeyi başardılar. Kadına yönelik şiddetin her türlüsüne karşı mücadele ettik.

Kadın cinayetlerine karşı mücadele ettik. Kadın katliamlarına, siyasetçi kadınlara yönelik düzenlenen suikastlere yok saymaya karşı her daim mücadele ettik. Kadının yaşamı ve özgürlüğünü sürekli savunduk, savunmaya devam edeceğiz. Sakinelerden, Sêvêlere, Behice Boranlardan Kader Ortakkayalara kadar kadın mücadelesi dimdik ayakta ve bizler bütün dünyada, bütün kadınlar özgürleşene dek mücadelemizi hep birlikte devam ettireceğiz.

Barış elçisi sevgili Tahir Elçi, 4 ayaklı minarenin önünde kameraların karşısında apaçık bir şekilde katledildi. Bu katliam sonrasında tiyatro gibi işleyen yargı sistemi dün itibariyle herkesi beraat ettirdi. Dava karara bağlandı. Bizim nazarımızda bu karar yok hükmündedir. Tahir Elçi’nin, barış elçisi olan her yoldaşımızın, kurşunlara hedef olmuş her barış elçisinin katillerine dair mevcut yargı sisteminin aldığı kararı asla kabul etmiyoruz. Bu kurşun barışa sıkılmıştır, Tahir Elçilere sıkılan kurşun barışa sıkılan bir kurşundur ve ben sizlerin huzurunda sevgil Tahir Elçi nezdinde barış mücadelesinde yitirdiğimiz bütün yoldaşlarımızı, canlarımızı saygıyla anıyorum.

“Kobanî düşmedi düşmeyecek”

Değerli halkımız Suriye’de yeni gelişmeler oldu. Bütün dünya izliyor. Bu sadece Ortadoğu’yu değil tüm dünyayı etkileyen gelişmelerdir. Suriye’deki gelişmelerin akabinde orada rejim değiştikten sonra bir demokrasi gelmedi. Beterin beterini yaşıyoruz. Başta Kuzey ve Doğu Suriye, Rojava toprakları Türkiye imalatı olan SMO tarafından ve onların beslemesi çeteler tarafından birçok operasyona maruz kalıyor. Şimdi “Kobanî düştü düşecek” diyenlerin bir kez daha iştahları kabardı. Kobanî’yi düşürmek için de ellerinden geleni yapıyorlar.

Ama Kobanî halkı IŞİD’in barbarlığına karşı geçmiş dönemde nasıl mücadele ettiyse şimdi de mücadele ediyor. Kobanî düşmedi, düşmeyecek. Bu da onu düşürmek isteyenlere ders olsun. Suriye’de Kürt halkına dönük gerçekleşen operasyonların yanı sıra oradaki Arap Alevilere, Hristiyanlara, Dürzilere dönük de çok ciddi katliamlar gerçekleşiyor. Bizler buradan bir kez daha bütün dünya kamuoyuna, bütün uluslararası güçlere, bütün demokrasi güçlerine Diyarbakır’dan sesleniyoruz. Oradaki katliamları durdurmak için derhal harekete geçilmelidir, oradaki operasyonları durdurmak için derhal harekete geçilmelidir.

Özellikle Rojava’da kurulmuş olan özerk yönetimin resmi bir statüye kavuşması için mücadelemizi daha çok yükseltmeliyiz. Biz biliyoruz ki Suriye’deki tek çare Kürt halkı başta olmak üzere oradaki yaşayan bütün farklı halkların ve inançların temsiliyetini sağlayan demokratik bir Suriye’nin inşasıdır, bunun dışında bir seçenek yoktur. Bu seçeneğin içinde de Rojava modeli hayata geçmiş bir modeldir ve bütün Ortadoğu’ya ve dünyaya örnek olmuştur. Bu modelin hayata geçirilerek resmileşmesinin elzem olduğunun altını çiziyoruz.

Elbette bu gelişmeler sadece Suriye ve Rojava’da değil. 4 parça Kürdistan’ı etkileyen çok önemli gelişmeler oluyor. Ve biz 4 parça Kürdistan’ın bulunduğu 4 devlete buradan sesleniyoruz. Demokratikleşme sağlanmadığı sürece emperyalist güçlerin bölgede oyun kurmasının önünü açmış olursunuz. O nedenle 4 ülkede Irak, İran, Suriye ve Türkiye’de de Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmelidir. Gelişmeler bizlere bunları dayatmaktadır. Umut ediyoruz ki bu ülkeler ne demek istediğimizi iyi anlar ve buna uygun bir biçimde ciddi şekilde yol alırlar.

Öcalan “Kürdistan’ı Gazze yapmak istiyorlar” dedi

Değerli Kürt halkı, özellikle başta sizler olmak üzere ama Türkiye’de yaşayan diğer bütün halkların da merakla ve dikkatle izlediği yeni gelişmeler var. Bu gelişmeleri biliyoruz. En çok siz değerli Kürt halkı büyük bir heyecanla takip ediyorsunuz. İmralı kapıları şimdilik açılmıştır. DEM Parti heyeti Sayın Öcalan’ı İmralı’da ziyaret etmiştir. Sayın Öcalan’ın heyetimize söylediği bir iki noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum. 7 maddelik açıklamayı yaptık onları elbette izlediniz. Sayın Öcalan şunu söylüyor, “Suriye’deki gelişmeleri herkes yakinen takip etmelidir.

Filistin’deki, Gazze’deki gelişmeleri herkes yakinen takip etmelidir. Bugün emperyalist güçlerin bölgede oynamak istediği oyunlara baktığımızda Türkiye Kürdistanını da diğer bölgeleri de her yeri Gazze’ye çevirmek istiyorlar. Bu nedenle Kürt sorunu çözülmelidir. Bu nedenle onurlu bir barışa imza atılmalıdır” diyor. Bizler de bu sözlerin arkasındayız. Bir şey daha iletti, bizler de elçi olarak onu sizlere iletmek isteriz. “Dışarıda onurlu halkımıza, mücadeleden asla vazgeçmeyen, İmralı kapılarının açılmasına vesile olan değerli halkımıza selam ve sevgilerimi iletiyorum” dedi.

Biz de bütün bunlardan hareketle devlet aklına sesleniyoruz. Suriye’deki gelişmeleri de Kızıldeniz’den bu topraklara kadar her kesimdeki gelişmeleri yakından izlemekteyiz. Devletin aklı bunları analiz etmelidir. Kürt halkı 40 yılı aşkın devam eden saldırılara, savaşa, çatışmalara rağmen 4 parça Kürdistan’da varlık mücadelesini sürdürdü, mücadelesini büyüttü. Şimdi özerk yönetimini Rojava’da oluşturabilecek seviyeye geldiyse burada Kürt halkının çok önemli bir başarısı vardır. Tarihsel bir kırılma anından geçiyoruz.

Bu tarihsel kırılmada ya pozitif bir şekilde kırılma gerçekleşecek barışı inşa edeceğiz ya negatif yönde kırılmalar gerçekleşecek ve her yer Gazze olacak. O nedenle devlet aklına biz buradan seslenmek istiyoruz bir daha. İmralı’da gerçekleşen bu görüşme yetmez, İmralı kapıları açılmalıdır, Sayın Öcalan’ın barış için, sadece Türkiye barışı değil bütün Ortadoğu barışı için de çalışabileceği fiziki koşulların sağlanması gerekir.

Burada Kürdistan’ın kalbinden Amed’ten halkın iradesini temsil eden bu salondan bizler hep birlikte İmralı’ya selamlarımızı ve saygılarımızı sunuyoruz. Bir noktanın daha altını çizeceğim. Bu süreç önemli bir süreç hepimiz büyük bir heyecanla takip ediyoruz. Ama rehavete kapılmayalım. ‘Nasılsa işler hal oluyor barış oluyor’ deyip demokratik mücadelemizi zayıflatan bir duruma asla düşmemeliyiz.

Bugün İmralı kapıları açıldıysa siz değerli halkımızın verdiği mücadele sayesindedir. Bu görüşmelerin bir barış sürecine evrilebilmesinin yolu siz değerli halkımızın demokratik zeminde eylemlerini, etkinliklerini, sözünü, fikrini ve duygusunu alanlarda meydanlarda en örgütlü şekilde en üst seviyeye taşıyarak bunun önünü açabiliriz. Bu bir süreç olacaksa, bir barış süreci inşa olacaksa bu barış sürecinin Kürt halkının kazanımları lehine neticelenebilmesi için siz değerli halkımızın mevcut olan mücadelesini katlayarak büyütmesi ve geliştirmesi gerekiyor.

O nedenle asla rehavete kapılmadan sadece Kürdistan’da değil, Türkiye’nin dört bir yanında devrimci hareketlerle, sosyalistlerle, demokratlarla, aydınlarla, yazarlarla yani ez cümle “bu topraklar kana doydu artık yeter, barış istiyoruz” diyen her kesimle çalışmalarımızı sürdürmeye ve bu sesi büyütmeye hep beraber devam edeceğiz. Sizler bunu yaparsanız bütün halklar adına hep birlikte kazanabiliriz. Ben bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Ve DBP’nin kongresine bir kez daha hayırlı olsun dileklerimi iletiyorum. Sağolun, var olun.”

Paylaşın

Afganistan’da 500’den Fazla Çocuk Patlayıcılar Nedeniyle Öldü Veya Yaralandı

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), 2024 yılında, Afganistan’da savaştan kalma kara mayınları ve patlamamış mühimmatlar nedeniyle 500’den fazla çocuğun öldüğünü veya yaralandığını bildirdi.

Haber Merkezi / 2023 yılında Afganistan’da savaştan kalan patlayıcıların patlaması sonucu en az 800 kişi hayatını kaybetti, bunların çoğu çocuktu.

UNICEF ayrıca, 2023 yılında yaklaşık üç milyon çocuk ve bakıcısının savaştan kalma patlayıcı kalıntıların oluşturduğu tehlikeler konusunda eğitildiğini açıkladı.

Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu (UNAMA), daha önce yaptığı açıklamada, Afganistan topraklarının bin kilometrekareden fazla bölümünün kara mayınları da dahil olmak üzere savaş kalıntılarıyla dolu olduğunu belirtmişti.

Afganistan’da 1989 yılından bu yana 57 bine yakın sivil, mayın ve savaş kalıntılarından kaynaklanan patlayıcılar nedeniyle hayatını kaybetti veya yaralandı.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın