Sivas: Kurşunlu Hamamı

Kurşunlu Hamamı; Sivas’ın Merkez İlçesi, Paşabey Mahallesi, Arapşeyh Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür. Şehir merkezinde tarihi kent meydanına 400 metre mesafededir.

1950 yıllarında onarılan hamam Vakıflarca kiraya verilmek suretiyle işler hale getirilmiştir. 2005 yılında yeniden onarılan hamamın dökülen kurşunları yenilenmiş, taş çürütmeler yapılmış, içten sıva raspası yapılarak iç dekorasyon yenilenmiştir. Halen bakımlı durumda bulunan hamam erkek ve kadın bölümleriyle hizmete açıktır.

Erkek bölümüne girişin doğusundaki pencere içinde mermer üzerine yazılmış üç satırlık 984 tarihli kitabesi ve anlamı şöyledir: Bu hamam Selim Han’ın oğlu Sultan Murad’ın zamanında Allah’ın rahmetine muhtaç Rum Eyaleti emirler emiri Abdullah oğlu Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır 984 (1576)”

Kitabesinden anlaşıldığı üzere 1576 yılında Belhram Paşa tarafından, çifte hamam olarak yaptırılmıştır. Sivas’ta Osmanlı dönemi klasik hamamların özelliklerini yansıtmaktadır. Dıştan dışa 32.50 x40.50 mölçülerinde dikdörtgen planlı, duvarlar tamamen kesme taştan, kubbeler tuğladan inşa edilmiştir.

Erkekler bölümüne, güney cephede sivri kemerli bir kapıdan girilmektedir. Girişin sağ ve solunda sivri kemer alınlıklı iki pencere soyunmalık mekânını aydınlatmaktadır. 11.85 x 11.85 m. iç ölçülerindeki kare planlı soyunmalık bölümünde köşelerde tromplar yardımı ile sekizgen kasnağa geçilmektedir. Kasnakta sivri kemerli dört küçük pencere yer almakta olup kasnak üzerine tek bir kubbe oturtulmuştur.

Hamamın güneydoğu ve güneybatı köşeleri kasnak başlangıç hizasına kadar devam etmektedir. Soyunmalık bölümleri erkek ve kadınlar bölümünde aynıdır. Erkekler bölümünün ılıklık kısmının dar kenarı 5.25 m. olup dikdörtgen planlıdır. Ilıklıkta helâ ve tıraşlıklar yer almaktadır. Dikdörtgen alanın üzeri eşit üç kubbe ile örtülüdür.

Sıcaklık bölümü 14×14 m iç ölçülerinde kare planlı dört eyvanlı üzeri tek kubbe ile örtülüdür. Eyvan kubbeleri elips biçimindedir. Köşelerdeki dört hücre (halvet) 3.70 x3.70 miç ölçülerinde olup üzerleri kubbe ile örtülüdür. Hamamın kuzey yanında, sıcaklık bölümünden sonra dikdörtgen planlı su haznesi ve onun da gerisinde beşik tonoz örtülü külhan kısmı bulunmaktadır.

Kadınlar ve erkekler bölümünden oluşan bu çifte hamam, kesme taş örgülü beden duvarlarındaki demir bağlantılarla kurşun dökülerek inşa edildiği için halk arasında Kurşunlu Hamam olarak bilinmektedir. 1928’de metruk olan hamamın Düyun-ı Umumiye İdaresi’nce tuz deposu olarak kullanılmış olduğu Sivas Şehri adlı eserde kaydedilmektedir.

 

 

Paylaşın

Bozkırın ortasındaki doğa harikası: Şuğul Vadisi

Şuğul Vadisi; Sivas’ın Gürün İlçesi, Şuğul Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Malatya – Kayseri Devlet Karayolu’ndan (D300) Gürün ilçe merkezine Kayseri yönünde yaklaşık 2 km mesafe uzaklıktaki Şuğul Mahallesine ayrılan tali yoldan yaklaşık 3,5 km gidildiğinde Şuğul, Mağarabaşı ve Kuşkayası Mevkileri’nde yer alan “Gürün Tohması” da denilen Gövdeli Dağından kaynaklanan ırmağın aktığı etrafı dik kayalarla çevrili dar vadiye ulaşılmaktadır.

Şuğul Vadisi Gürün’de görülmeye değer önemli doğal güzelliklerden biridir. Son dönemde yapılan çalışmalarla, kanyon girişinde bulunan yürüyüş yolunun kanyonun içine doğru uzatılması sağlanmıştır. Ayrıca, vadi girişinde bir balık lokantası ve kır kahvesi bulunmaktadır.

Mevcut beton ve stabilize yürüme bandı üzerinde vadi gezildikçe, kayalıkların dikliği, oluşturuldukları doğal şekiller, içlerinden kaynayan sular (kış aylarında sarkıtlar halindedir), ırmağın berrak, mavi suları ve içinde ışıldayan balıklar ve yer yer kavaklıklarda doğal olarak oluşmuş mağara ağızlarının yer aldığı görülmektedir.

Kayalıklarda meydana gelen doğal aşınmalar sonucu, iri kaya parçalarının ırmağa ve ırmak kenarlarına düşmesi, bazı kayaların ise ufalanması bu görsel zenginliği artırmaktadır. Vadinin bitki örtüsünü; dere kenarında söğüt, yamaçlarda ise yabani badem, kuşburnu ve sumak ağaçları oluşturmaktadır. Kayaların üzerinde nadiren ardıç ağaçları da görülmektedir.

Vadi jeolojik zamanlardan II. Zaman (Mezozoik) Kretase döneminde oluşmuştur. Oldukça sert ve dik kayalıklarla çevrili vadinin ana kayası sedimanterdir. Vadinin iki yamacı taşlık olup killi toprak yapısına sahiptir. Bunun yanında vadi tabanı gevşek granüllü strüktüre sahip kumlu topraktan oluşmaktadır.

Paylaşın

Sivas: Aşık Veysel Müzesi

Aşık Veysel Müzesi; Sivas’ın Şarkışla İlçesi, Sivrialan Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Türkiye, bütün insanlığın ortak kültürü olarak kabul edilen ve evrensel değerlere sahip kültürel ve doğal varlıkların cennetinde yer almaktadır. Kadim tarihi, kültürel kodları, coğrafi araştırmaları ve uzantılarıyla tüm dünya için oldukça kıymetli bir ülke özelliğine sahiptir.

Türkiye’nin en önemli markası olan kültürel mirası, müze ve ören yerleri sadece Türkiye değil, yurt dışından gelen tüm misafirlerin de çekim alanında yer almaktadır. Aşık Veysel Şatıroğlu’nun yaşadığı evin müzeye dönüştürlmeside Türkiye’nin en önemli sosyal sorumluluk projelerinden biridir.

Aşık Veysel Şatıroğlu’nun evi Kültür Bakanlığı tarafından 1979 yılında kamulaştırılmış ve 1982 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. Müzede Aşık Veysel’in kişisel eşyaları, fotoğrafları, şiirleri ve onunla ilgili yayınlanan eserler sergilenmektedir. Aşık Veysel’in anısını yaşatmak için her yıl 9-11 Temmuz tarihleri arasında Sivas’ta ve Şarkışla-Sivrialan Köyü’nde anma törenlerinin yanı sıra “Aşık Veysel Aşıklar Bayramı” adı altında festival düzenlenmektedir.

 

Paylaşın

Sivas: Eğri Köprü

Eğri Köprü; Sivas’ın Gürün İlçesi, Yeşilyurt Mahallesi, Bağdat Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür. Şehir merkezine 3 km uzaklıkta Kızılırmak üzerine inşa edilmiştir.

Yazılı kaynaklarda Selçuklu dönemine ait olduğu belirtilmiştir. On sekiz gözlü olup gözleri teşkil eden kemerler sivridir. Uzunluğu 179.60 m, eni 4.55 m’ olan köprü halen araç trafiğine kapalı, yaya trafiğine açık ve sağlam durumdadır.

Sivas’ı Malatya üzerinden Güneydoğu Anadolu’ya ve oradan da Bağdat’a bağlayan eski Bağdat Yolu (İpek Yolu) üzerinde bulunması önemli bir eser olduğunu göstermektedir. Yapım kitabesi bulunmayan köprünün Sivas Müzesinde korunan onarım kitabesine göre 1217 H. (M. 1802) yılında onarıldığı anlaşılmaktadır.

“Köprü doğudan batıya doğru düz şekilde iken ortada güneye doğru eğik olarak kesme taştan inşa edilmiştir. On sekiz gözlü olup gözleri teşkil eden kemerler sivridir. Uzunluğu 179,60 m, eni 4.55 m’dir. Menba yönünden üçgen selyaranlar suyun hız kuvvetini köprüden uzaklaştırmaktadır. Mansab yönünde ayaklara takviye duvarlar örülmemiştir. Tahliye döşemeleri kesme taş olup köprünün her iki yüzüne çok sayıda çörtenler (yağmur olukları) yerleştirilmiştir.

Köprü, Sultan III. Murad zamanında 1585 yılında, Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa’nın teşviki ile Kangal Ağası Abdurrahman Paşa tarafından XIX. yüzyılda onarılmıştır.”

Köprünün eğri olması ile ilgili olarak halk arasında söylenen rivayetler yazılı kaynaklarda da yer almıştır. Zamanında bir usta bir şakirt (çırak) varmış. Zamanla, ustasıyla araları açılan çırak ustasının yanından ayrılmış; Sivas’taki bu köprünün yapımını üzerine almış. Köprünün yapımı ilerlerken ustasına haber ulaşmış. Usta merak ederek köprüyü görmeye gelmiş. Gizlice incelemiş ve beğenmiş.

Çırağının karşısına geçip:

Usta idik olduk şâkirt
Al bardağı suya seğirt
Hiç nazardan korkmadın mı?
Köprünü eğri çevirt

Dörtlüğünü söylemiş. İşte köprünün eğri olması bu hikâyeye bağlanmaktadır.”

Karayolları 16. Bölge Müdürlüğü tarafından 2006 yılında onarılan köprü araç trafiğine kapatılmış olup halen yaya trafiğine açık ve sağlam durumdadır.

 

Paylaşın

Sivas: Gökpınar Gölü

Gökpınar Gölü; Sivas’ın Gürün İlçesi, Gökpınar Mevkii’nde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür. Gökpınar Gölü, Gürün İlçe Merkezine yalnızca 10 kilometre uzaklıktadır.

Gökpınar Gölü tabii güzelliği bakımından Gürün’ün olduğu kadar ülkemizin de nadide yerlerinden biridir. İlçe merkezine 10 kilometre uzaklıktadır. Suyu tatlı, berrak ve temizdir. Öyle ki bazı kısımların derinliği 17-20 metreyi bulduğu halde içine atılan küçük bir cismin tabana kadar çöküşü ve tabandaki duruşu, net olarak izlenebilmektedir.

Gölün diğer bir özelliği, güneşin açısına göre ton değiştirmesidir. Gölün rengi mavi-gök renginden olduğu için bu ad verilmiştir. Yaslandığı kayaların dibinden ve yer yer tabandan kaynayan göl, iki parçadan oluşmaktadır. Küçük Göl adı verilen gölden çıkan suda alabalık üretimi yapılmaktadır. Büyük Göl ise turistik amaçlarla ziyaret edilen bir konumdadır.

Halk arasında Gökpınar’ın oluşumu ile ilgili olarak iki efsane anlatılmaktadır. Birincisine göre, “Bir çoban sürüsüyle birlikte gölün bulunduğu arazide dinlenirken rüyasında kendisine ‘Koyunların ile birlikte buradan uzaklaş, alttan su kaynayacak’ denir. Çoban uyandığı zaman aceleyle sürüyü alır ve karşı yamaca geçer. Gerçekten de bir süre sonra su kaynamaya başlar ve Gökpınar oluşur.

İkincisine göre ise, “Çoban ve sürüsü şiddetli susuzluk çekmektedir. Oraya yakın bir çevrede su kaynağı yoktur. Çoban çaresiz bir şekilde ‘Ya Rabbi su’ diye inler ve elindeki asasını yere vurur. Bir süre sonra asanın değdiği yerden su kaynamaya başlar. Çoban ve koyunlar kana kana sularını içerler. Çıkan bu su, orada bir göl halini alır.” Gölün suyu berrak ve gök mavisi olduğu için yöre halkı göle “Gökpınar” ismini verir.

Rafting sporu ile ilgilenen insanlar için görülmeye değer harika bir yerdir. Gökpınar Gölü’nün alanı 3 bin metrekaredir. Doğal bir akvaryum görünümündedir. Suyu çok tatlı olup ve soğuktur. Gölün rengi mavi-gök renginden olduğu için bu adı almıştır. Biri büyük ve küçük olmak üzere iki tane göl mevcuttur. Gökpınar Gölü iç ve dış turizme hizmet vermektedir. Gökpınar Gölü ilçe merkezine 10 kilometre uzaklıktadır.

 

 

Paylaşın

Sivas: Ulu Camii

Ulu Camii; Sivas’ın Merkez İlçesi, Uluanak Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Camii şehrin ileri gelenlerinden Şeyh İhramcı-zade İsmail Hakkı Toprak’ın önderliğinde ve halkın yardımlarıyla 1955 yılında onarılmıştır. Sivas Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 2005 yılında onarılarak çevre düzenlemesi yapılmış, son cemaat yeri yenilenmiş ve çatı örtüsü değiştirilmiştir.

“Anadolu’nun en eski camilerindendir. Camilerin mekân fikrinin gelişmesinde önemli bir basamağı teşkil etmektedir. Avlusuna üç yönden girişli ve düz damlı, dikdörtgen planlı, Kufe tipli camii sınıfına giren ender örneklerdendir. Kubbe fikrinin henüz gelişmediği bir dönemde yapılmıştır. Bazı bilim adamlarına göre Danişmendli dönemi eseri olarak da kabul edilmektedir.

Danişmendliler 1085–1178 yıları arasında Sivas, Kayseri ve Malatya’ya yerleşmişlerdir… Danişmendliler 1178’de Selçuklulara bağlanmasına rağmen adlarına yapılan yapılar yüzyılın sonuna kadar uzanmaktadır. Sivas Ulu Camii’ni de Danişmendli döneminin önemli eserlerinden saymak mümkündür.

1955 yılında yapılan büyük onarım sırasında camiinin inşa ve onarım kitabeleri bulunmuş, yapım tarihi ve yaptıranı ilim alemine tanıtılmıştır. Yapım kitabesi Sivas Müze Müdürlüğü’ndedir. 1120 envanter no’lu, kalkerli taştan, 0. 89 x 0. 49 x 0.17 mboyutlarında, üç satırlık kitabesi şöyledir:

Bu Mescidin yapılmasını din ve dünyanın kıymeti olan adaletli İzzeddin’in oğlu (aziz oldu ve Allah ona yardım etti) Melikşah’ın saltanatları zamanında Allah’ın rahmetine dönecek olan İbrahim oğlu Kızılarslan tarafından Kul Ahi’ye 593 (1196–1197) yılında emretti.

Onarım kitabesi de, Sivas Müze Müdürlüğü’nde 1121 envanter no’da kayıtlıdır. 0.52 x0.35 mboyutlarında, kalkerli taştan, dört satırlık kitabenin ilk satırı okunamamaktadır. Kitabenin okunuşu şöyledir:

Bir gücü ve topluluğu yenen, din ve dünyanın şerefi, fetihlerin sahibi, Allah’ın zayıf kulu, müminlerin emiri Keyhüsrev oğlu Keykavus Yusuf’un oğlu… 609 (1212) yılında Allah’ın rahmetine kavuştu. Yapım kitabesinden de anlaşılacağı üzere camii,1196-1197’de II. Kılıç Arslan’ın oğlu Kutbettin Melik Şah’ın saltanatları zamanında Kul Ahi’ye yaptırılmıştır.

İkinci kitabeden de caminin I. İzzettin Keykavus döneminde, 1212 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır. Camiinin asıl ibadet alanı ahşap tavan üst örtülü sistemi 1955 yılı onarımında tamamen değiştirilerek ahşap taklidi betonarme haline getirilmiş, akıntıyı önlemek amacıyla üzeri bakır kaplı kırma çatı ile örtülmüştür.

Anadolu Camii mimarisinde Urfa Ulu Camii’nden sonra en erken tarihli son cemaat yerine sahip olan ve üç yönden girişi bulunan avlulu ilk camilerdendir. Güney duvarına dikey olarak düzenlenmiş 11 sahında, 50 yığma ayak birbirine sivri kemerlerle bağlanmıştır. Ulu Cami, 54.70 x33.70 miç ölçülerindedir.

Doğu-Batı doğrultusunda dikdörtgen planlı avluya kuzey, doğu ve batı yönlerinden girilmektedir. Avlu, yaklaşık 25 x55 mölçülerindedir. Kuzey duvarı eksenindeki giriş kapısının iki yanında Daire kesitli mihrabiyeler yer almaktadır. Asıl ibadet alanına, kuzey duvarının tam ortasında asıl ve köşelere yakın yerlerden birer olmak üzere üç ayrı kapı ile girilmektedir.

Asıl ibadet alanının kuzey- güney doğrultusundaki on bir sahnı oluşturan kesme taş örgülü yığma elli adet ayak, sivri kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır. Mihrap eksenine uzanan orta sahın diğerlerinden biraz daha geniş tutulmuştur.

Ulu Camii, dıştan ve içten tamamen kesme taş malzeme ile yapılmış, beden duvarları kalın bir tabaka halinde kireçle sıvanmıştır. Cami orijinalde ahşap tavanlı, düz toprak damlı olarak yapıldığı halde günümüze bu şekliyle gelememiş; 1955 yılında geçirdiği onarımlar sırasında ahşap yerine daha dayanaklı malzeme olan beton kullanılarak tavanı yenilenmiş; ahşap görüntüsü verilmiştir.

Portal : Sivas Ulu Camii’nin asıl giriş kapısı ile diğer kapıları süslemesiz ve sade görünümlüdür.

Mihrap : Sivas Ulu Camii’nde 1955 yılında yapılan onarımlar sırasında çıkarılan orijinal mihrabın üzerinde, birbirini kesen sekizgenlerden geometrik örgü motifli iç içe iki sekizgenin kenarlarından çıkan kollarla kesilmesi ile kareler oluşturan süsleme elemanları bulunuyormuş. Onarımda mihrabın süslemeleri taş malzemeyle sade bir şekilde düzenlenmiştir. Üstünde yukarıya doğru gittikçe daralan yedi sıra mukarnaslı kavsaradan başka süsleme elmanı görülmez.

Minber : Ulu Camii’nin orijinal olmayan minberi taş malzemeyle, son derece sade bir şekilde yapılmıştır.

Minare : XIII. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen minaresi, camii’nin güneydoğu köşesine yaklaşık3 muzaklıktadır. Minare kaidesi tuğla örtülü, sekizgen kaidelidir. Sağır kemerli nişler üzerinde firuze renkli sırlı tuğlalarla “el-azametü ve’l-ikbal…el-mülkü lillah’lvahidi’l-kahhar” yazılıdır. Tuğla örgülü silindirik gövde, şerefeye doğru düzgün bir biçimde incelerek yükselir.

Tuğla gövde kilit örgülü yazı şeritlerinde firuze renkli sırlı tuğladandır. Kilit tuğla örgü gövdeyi aralıksız kaplar. Biri korniş altında diğeri gövdenin ortasında iki yazı kuşağı bulunmaktadır. Şerefe altı mukarnaslı olup ilk sırası orijinal, üst sıralar ve şerefe geç dönemlerde onarılarak yenilenmiştir. Şerefe mukarnaslarının başlangıcı tuğla, çini, mozaik malzemelidir. Küçük nişler içinde geometrik kompozisyonlar işlenmiştir.

Prof. Dr. Refet Yinanç, ‘Sivas Abideleri ve Vakıfları adlı’ adlı makalesinde (Vakıflar Dergisi, Sayı: XXII) camii ile ilgili önemli bilgiler vermektedir: ‘Ulu Cami, Timur istilasında tahribata uğradığı gibi 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Sivas’a hakim olan Mezid Bey ile onu itaat altına almak isteyen Çelebi Mehmed’in ümerasından Beyazıt Paşa arasında meydana gelen çarpışma esnasında da kısmen yıkılmıştır.

Çelebi Mehmed kuvvetleri tarafından sıkıştırılan Mezid Bey, Ulu Cami’ye sığınınca Beyazıt Paşa cami’nin yıkılmasını emretmiş, Mezid Bey de minareye çıkarak mücadeleye devam etmek istemişse de minare ateşe verildiğinden teslim olmak zorunda kalmış. Cami daha sonra hayır sahipleri tarafından tamir ettirilmiştir. 1525’te yeniden onarılan cami 1597’de Sivas Valisi Mahmut Paşa zamanında tekrar tamir görmüştür. Son olarak Şeyh İhramcı Zade İsmail Hakkı Toprak’ın himmeti ve halkın yardımı ile 1955’de restore ve tamir ettirilerek ibadete açılmıştır.

Vakıflar : Vakfiyesi Timur istilası sırasında kaybolan caminin eski vakıfları daha sonra padişah beratları ile görevlilerin tasarrufunda bulunan yerlere göre tespit ve tescil edilmiştir. Vakıflarını 1578’de tanzim edilmiş evkaf ve tahrir defterlerinden tespit etmiş bulunuyoruz. Camiye altı köy, yedi mezra, dört zemin (arazi) vakfedilmiştir. Ayrıca daha sonra bazı hayır sahibi kişilerin tahsis ettikleri gelirle caminin vakıf gelirinin artığı görülmektedir. Tahrir defterinde yapılan tashihlerden ve pusula kayıtlarından caminin vakıflarının bu yüzyılın başlarına kadar devam ettiği anlaşılmaktadır.’

Asıl ibadet alanı kuzey duvarında yer alan ve son cemaat yerine açılan pencerelerin iç lentoları dikkat çekmektedir. Bugüne kadar hiçbir kaynakta rastlamadığımız iri taşlar üzerinde büyük Arap harfli yazılar bulunmaktadır. Bu kitabeler pencere lentosu olarak kullanıldığı için sağlıklı okunamamaktadır. Kanaatimizce bu büyük boyutlu kitabe taşları başka bir binadan getirilerek 1955 yılı onarımında bu pencerelerde kullanılmış olmalıdır.

Ulu Camii Hakkındaki Rivayet; Vehbi Cem Aşkun, Ulu Cami hakkında şu rivayetlere yer vermektedir: “Vaktiyle camii istasyon civarındaki ‘Gazhane’ denilen mevkie yapılacakmış; fakat bir türlü muvaffak olmamışlar. Caminin yapılması için icap eden malzeme gündüz akşama kadar gazhaneye taşınmış sabahleyin kalktıklarında aynı malzemenin caminin bu günkü yerinde olduğunu görmüşler ve aynı hal 40 gün devam etmiş.

Nihayet ihtiyar bir zat peyda oluyor. Caminin gazhaneye değil hali hazır yerine yapılmasını söylüyor ve nasıl yapılacağını da izah ediyor. Sonra gözden kayboluyor. Bunun üzerine derhal ihtiyarın dilediğini yerine getiriyorlar ve o zatın da Hızır olduğuna kani olarak caminin ilk direğini onun görüldüğü yere dikiyorlar. Adına ‘Hızır Direği’ diyorlar.

İkinci efsanede bu direk hakkındadır ki: “Caminin içerisi çok geniştir. Üç kapısı vardır. En kalabalık bayram günlerinde bile kolay kolay dolmaz. Dünün mimari tarzına göre caminin içinde birçok direkler vardır. Bunların arasında Hızır direği ayrı bir önem taşır. Herkes bunun dibinde oturur. Hatta daha ileri vararak buraya nur yağdığını bizzat gördüklerini söyleyenlerde çoktur. Bilhassa bayanların inanı fazladır.

Hızır, insanların dar günlerinde imdadına ulaşan nur yüzlü, uzun beyaz sakallı meçhul bir şahsiyettir. İşte Cami-i Kebir’de yatan zat da böyle bir Hızır’dır. Yaşlıların rivayetine göre, bir gün bu Hızır Direği’nin dibine gayri meçhul bir çocuk bırakılmış. Bunun üzerine direğin dibinden büyük bir su çıkmış ve ne yapmışlarsa suyu kesememişler. Sonuçta 40 yapağı yün tıkamak suretiyle durdurmaya muvaffak olmuşlar.”

Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı avluya kuzey, doğu ve batı yönlerinden girilmektedir. Avlu yaklaşık 25 x55 m. ölçülerindedir. Kuzey duvarı eksenindeki giriş kapısının iki yanında daire kesitli mihrabiyeler yer almaktadır.

Camiinin minaresi10 m²lik bir alanda ve 35 m. yüksekliktedir. Ustalıklı bir işçilikle yapılmıştır. Zemin kesme sekizgendir. Üzerinde tuğladan yukarıya doğru hafifçe incelen silindirik bir gövde halinde minare yükselir. Üzeri sepet örgüsü motifi ile süslenmiştir. Tuğlalar arasında çiniler görülür. Özellikle şerefe altındaki çanaklarda görülen minarede iki kitabe kuşağı vardır. Minare bir yıldırım tehlikesi geçirmiştir.

 

Paylaşın

Sivas: Şifaiye Medresesi (Daruşşifa)

Şifaiye Medresesi (Daruşşifa); Sivas’ın Merkez İlçesi, Eskikale Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus tarafından 1217 yılında şifahâne olarak yaptırılmıştır. Dört eyvanlı olan medresenin bir eyvanı türbe haline getirilmiştir. Darüşşifa 48 x68 mebadında dikdörtgen planlı, tek katlı kesme taştan yapılmıştır. Orta avlulu ve revaklı olan medrese, portal ve arka duvarlar boyunca uzanmaktadır.

Ana eyvanın yanında iki büyük salon bulunur. Medrese hücreleri beşik tonozla örtülü ve pencerelidir. Portaldeki arslan ve boğa kabartması, ana eyvan köşelerindeki madalyonlarda bulunan kadın ve erkek başı rölyefleri bu medresenin belirgin özelliğini oluşturur.  Taş ve çini işçiliği ise ayrı bir önem arz etmektedir.

“Taç kapısı üzerindeki kitabesinden şifahanenin 1217 yılında Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırıldığını öğreniyoruz.

Taç kapısı cepheden daha ileriye taşkın durumdadır. Kapı kavsarası dokuz sıralı mukarnaslı olup yan yüzler geometrik ve yıldız motifleri ile işlenmiştir. Bu motifler, ışık-gölge tesirleri yaratacak görünümdedir. Kapı kemeri köşeliklerinde simetrik iki hayvan figürü görülmektedir. Tahrip olmuş bu hayvanlardan sağdakinin kuvveti sembolize eden bir aslan, soldakinin sıhhati sembolize eden boğa figürü olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Bazı kaynaklarda ise her ikisinin de aslan figürü olduğu yazılıdır.

Anadolu’daki Selçuklu Tıp sitelerinin ve hastanelerinin en büyük boyutlusudur. Hastane, 1768 yılında çıkarılan bir fermanla medreseye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı esnasında levazım ambarı olarak kullanılmıştır.

Genç yaşta hastalanan İzzeddin Keykâvus vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas’a ve yaptırdığı Şifaiye’deki  türbeye getirilerek 1220 yılında defnedilmiştir. I. İzzeddin Keykâvus bilgin, iyi huylu şair bir insandır. Genç yaşta hastalanması sebebiyle tıbba ve hekimlere çok önem vermiştir. III. Gıyaseddin Keyhüsrev, hocası Mecdüddin İshak, halası Gevher Nesibe, karısı Mengücekli Behramşah’ın kızı Selçuk Hatun’dur. Selçuk Hatun için 100.000 kızıl altın başlık verilmiştir.

Binada taş, tuğla malzeme karışık olarak kullanılmıştır. Selçuklu yapılarında olduğu gibi taç kapı, pencere bordürlerinde, ana eyvan cephesinde Rumi tezyinata önem verilmiştir. Dikkatle incelendiğinde stilize çift başlı kartal ve kuş motifleri olduğu ortaya çıkar.

Ana eyvanın sağında ay sembolünün içinde örgülü saçları olan bir hanım başı ve çevresinde “La-İlâhe İllallâh Muhammedün Resûlllâh”, altta “Sûret-i Kamer” yazılıdır. Ana eyvanın solunda ise bir güneş sembolü ve ortada bir erkek başı figürü, altta “Sûret-i Şems”  çevresinde “Lâ-İlâhe İllallâh Muhammedün Resûlullâh” yazısı yer almaktadır. Bugün bu figürler tanınmayacak haldedir. Gerek taç kapı cephesi gerek pencereler gerekse ana eyvan cephesi iç içe geçmiş yıldız biçiminde zarif motiflerle kaplıdır.

Darü’ş-Şifa’nın güney eyvanı I. İzzeddin Keykavus’a türbe olarak ayrılmış ve inşa edilmiştir. Türbe kareye yakın planlı olup ongen tuğla örgülü bir kasnağa sahip kubbe ile örtülü ve sivri külahlıdır.

1220 yılında vefat eden I. İzzeddin Keykavus’un sandukasından başka, hanedanına mensup on iki mezar sandukası daha yer almaktadır. Türbe cephesi, Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Süslemede geometrik geçmeler, yıldızlar, kûfi yazıları; mavi, lacivert, firuze ve beyaz renkleri ile şifahanenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır.  Bu çini süslemeyi yapanın sağ pencere üzerindeki alınlıkta yazılı olan “amel-i Ahmet bin Bekir-ül Marendi” kaydından Ahbet bin Bekir-ül Marendi olduğu anlaşılmaktadır.

Türbe içinde on üç sanduka bulunmaktadır. Sandukaların üzerleri çinilerle kaplanmıştır. Mihrap önündeki sanduka, I. İzzeddin Keykavus’a aittir. Türbe kubbesi tuğla örgülüdür. Türbe mihrabı giriş aksındadır. Mihrabın iki yanında birer pencere bulunmaktadır.

Mihrap dışa taşıntılı olmayıp geometrik yıldız motifleri ve yazı ile süslenmiştir. Mihrap nişi kavsarası beş sıra mukarnaslıdır. Nişin iki yanında sütunceler yer almaktadır. Kavsaranın sivri kemerinde Tevbe suresi 18. ayet yazılıdır. 1220 tarihli en eski vakfiyeye de sahip olan ve döneminde tıp öğrenimi yapılması yanında hastane olarak da hizmet veren Şifaiye Medresesi Selçuklu döneminin şaheserlerinden biridir.”

Paylaşın

Sivas: Buruciye Medresesi

Buruciye Medresesi; Sivas’ın Merkez İlçesi, Eskikale Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Selçuklular zamanının ileri gelenlerinden Muzaffer Burucerdi tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Dört eyvanlı, avlulu kesme taştan yapılmış olup revaklı avlunun bitiminde medrese hücreleri yer alır. Medrese hücreleri beşik tonozla örtülüdür.

Giriş eyvanının solundaki hücre türbe şekline getirilmiş olup burada medreseyi yaptıran Muzaffer Burucerdi’nin mezarı yer almaktadır. Ana giriş batı yönde olup, cephe geometrik motiflerle bezelidir. Sağlam kalmış taç kapısıyla Anadolu’daki Selçuklu medreselerinin önemli örneklerinden biridir.

“1271 yılında Anadolu Selçuklu sultanlarından III. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Hibetullah Burucerdi oğlu Muzaffer Bey tarafından yaptırılmıştır. İlmiyye çalışmaları için medrese olarak yapılmış ve devrin pozitif ilimlerinin okutulduğu bina olarak uzun yıllar kullanılmıştır.

Yapı kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri açık avlu etrafındaki sütunlu revakla ve bunların gerisinde bulunan hücrelerden oluşmaktadır. Giriş kapısının sol yanında mavi ve siyah çinilerle süslü türbe hücrede medrese binasını yaptıran Burucerdi oğlu Muzaffer ve çocuklarının mezarları bulunmaktadır.

Mukarnas kavsaralı bir nişin belirlediği taç kapıda dışa taşıntılı rozetler dikkati çekmektedir. Cephenin her iki köşesindeki demet payelerden oluşan köşe kuleleri yazı kuşağı ve pencereler cepheyi zenginleştirmektedir. Taş işlemeciliğinde ağırlığın taç kapıda yer aldığı görülür. Yıldız, Rumî ve geometrik motifler yüzeysel ancak bir dantel gibi işlenmiştir.

Yapıda kesme taş, moloz taş, devşirme, tuğla ve çini olmak üzere beş tür malzeme kullanılmıştır. Buruciye Medresesi mimari özellikleri ve süslemeleriyle Anadolu Selçuklu sanatının en uyumlu ve bütünlük arz eden mimari yapılarından biridir.”

1960, 1964 ve 2005 yıllarında onarılmıştır. Sivas İl Özel İdaresine tahsisli olup, 2005 yılında zemin takviye ve drenaj sistemi, elektrik tesisatı, kubbe kurşun örtüsü, taban taş döşemesi, eriyen, çürüyen ve yıkılan moloz duvarlar epoksi yapılarak onarımı tamamlanmıştır.

Paylaşın

Sivas: Gök Medrese

Gök Medrese; Sivas’ın Merkez İlçesi, Gökmedrese Mahallesi, Gökmedrese Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Açık avlulu, iki katlı, dört eyvanlı plan şeması gösteren bir medresedir. Giriş eyvanının sağındaki mescidin ve iki yan eyvanın firuze renkli çinileri bu medreseye Gök Medrese adını verdirecek kadar etkili olmuştur. Selçuklu sanatının en seçkin en abidevi anıtlarından biri olan Gök Medrese, süsleme sanatı ile mimarinin birbiriyle bütünleştiği nadide eserlerdendir.

 “Gök Medrese, özellikle anıtsal mermer taç kapısı ve cephesiyle XIII. Yüzyılın karakterini tam anlamıyla yansıtır. Medresenin doğu yönünde olması gereken ana eyvan yıkılmış; sonradan Müftü Seyyid Abdullah Efendi tarafından ahşap olarak yaptırılmıştır.

Girişin sağındaki mescit bölümünün firuze renkli çinilerinin büyük bir kısmı düşmesine rağmen ihtişamını korumaktadır. Mescit mihrabının çevre bordürleri koyu mavi, mor ve firuze renkli çinilerle çiçekli kufi tarzda yazılı ayet çevrelemektedir. 5.20  x5.20 miç ölçülerindeki kare planlı mescit kubbesinin onaltıgen kasnağına Türk üçgenlerinin yardımı ile geçiş sağlanmıştır. Üçgenler ve kubbede tuğla-çini mozaik birlikte kullanılmıştır. Onaltıgen kasnaktan sonra yarım küre kubbe eteğine çepeçevre üç hadis yazılmıştır. Çinilerle süslü mihrabın çevresinde kufi yazı ile âyetel-kürsi yazılıdır.

Gök Medrese’nin cephesi 31.25 m’dir. Taç kapı yaklaşık cephenin 1/3’ünü kaplamaktadır. Minarelerle birlikte yüksekliği25 molan taç kapı cepheden1.80 möne çıkmıştır. Medreseye 4 x7 mboyutlarındaki bir kapıdan girilir. Giriş eyvanının üstü yıldız tonozla örtülüdür. Giriş eyvanının yanlarındaki karşılıklı iki kapıdan sağdaki medresenin mescidine, soldaki darü’l-kurra kısmına açılır. Minarelerine bu odaların içinden çıkılır. Mescit, dershaneye göre daha büyük yapılmıştır. Bu mekân bütünüyle üçgenli bir kuşak üzerine oturan kubbe ile örtülmüştür.

Her iki yanı revaklı avlunun ölçüleri 24.25 x14.50 m. dir. Yedi açıklıklı revakların orta açıklıkları geniş olup bunların gerisinde yan eyvanlar, eş genişlikteki yan açıklıkların gerisinde de üçer adet sivri beşik tonozlu hücreler bulunur. Hücrelerin kapıları revak kemerlerine açılmaktadır.

Minare gövdelerinde iri eşkenar dörtgenler ile eski gelenek devam ederken, cephe yan kanatlarındaki iri sekiz köşeli yıldız dikkati çeker. Plastik sanatın şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme nedeniyle ışık-gölge değerleri genel görünüme katkıda bulunmaktadır. Plastik dekorlu yan kulelerin taç kapı bezemesiyle denge sağlamak amacıyla dekore edildiği düşünülebilir. Sırlı tuğla ve çini işçilikli minarelerle de berkitme kuleleri arasında bir denge aramasına gidilmiştir.

Taç kapıyı dış şeritlerden sonra üç yönden dönen bitkisel ve geometrik dekorlu bordürler çevrelenmekte; portal üzeri mermer malzemeli dendanlarla son bulunmaktadır. Bugün bu dendan motifli mermer taşlardan sadece iki tanesi minare diplerinde birer örnek olarak kalmıştır.

Minarelerin yücelttiği taç kapının iki yanında, içe açıklık ve aydınlık sağlayan mermer ve mukarnas kavsaralı iki pencere bulunmaktadır. Taç kapının solunda üç lüleli çeşmesi, üç dilimli kemeri, iki satırlık kitabesi ve üç yönü dolanan geometrik bordürüyle bir bakıma cephedeki simetriği bozmakta; ancak, cepheye zenginlik vermektedir.

Minarelerin altında iki kare alan görülmektedir. Bu alanın altında geniş ve dışa taşıntılı kaval silmelerin çizdiği büyük şekiller bulunur.

Yine kaval silmelerin meydana getirdiği sekiz köşeli motifi dikkati çeker. Bunun altında kompozit bitki demeti kabartması mealinde simetrik olarak yanlardan çıkan yaprak motifleri, nar meyvesi, kuş ve en tepede cepheden görünüşü yapılmış kartal motifi oturtulmuştur. Bu motif, “Hayat Ağacı” motifi olarak adlandırılmaktadır.

Hayat ağacı motifinin altında ise kesişen iki karenin meydana getirdiği sekiz köşeli yıldızı bir oktogon doldurur. İçinde yazı olup boşlukları kıvrık dallar ile doludur. Yukarıda anlatılan motifler diğer minarenin altında da simetrik olarak işlenmiştir. Bu işleyiş detaylı ve itinalı olduğundan ve malzemenin mermer olması nedeni ile daha gösterişli dururlar.

Taç kapının girişi basık kemerli, geçmeli renkli mermerdendir ve tabana kadar kesintisiz iner. Üst köşe taşlarında yepyeni ve benzersiz bir motif olarak birer yaprak kabartma oturur. Yaprağın içini birbirine girift hayvan başları doldurur. Koç, tilki, boğa, ördek, at, kuş, arslan, yılan ve fil başlarının tanındığı bu kompozisyonda burç işaretlerinin kastedildiği sanılmaktadır. Türklerin on iki hayvanlı takviminde de bu hayvanların bir kısmı mevcuttur. Bu takvimin hayvanları sıçan, sığır, pars, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur.

Taç kapının on dört sıralı mukarnasdan oluşan kavsarası, petek manzarası göstermektedir.

Evliya Çelebi de İslam diyarında eşine rastlanmayan medresenin kale kapısı gibi büyük bir kapısı olduğunu, dershaneleri ve öğrencilere ait olan odaların seksen kadar yekün tuttuğunu, iki kat olan medresenin yazın üst, kışın alt katında oturulduğunu yazar.

Paylaşın

Sivas: Çifte Minareli Medrese

Çifte Minareli Medrese; Sivas’ın Merkez İlçesi, Eskikale Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

zamanda en çok tahribata ve yıkıma uğramış yapılardan biridir de. Günümüze yalnızca doğu cephesi, yani ön yüzü gelebilmiştir. 1960’lı yıllarda yapılan araştırma kazısı sonucuna göre medrese, açık avlulu, dört eyvanlı, iki katlı anıtsal bir yapıdır. Köşe kulelerinden sonra medreseye bitişik güney yönünde daha önceki dönemlere ait bir imaret veya zaviye olduğu, kuzey yönünde ise medrese bünyesi içinde bir hamamın olabileceğinin izleri ortaya çıkarılmıştır.

Taç kapısı üzerinde yer alan kitabesine göre 1271 yılında Vezir Sahip Şemseddin Muhammed Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. XIII. yüzyıl, Anadolu Selçuklu döneminde imar faaliyetleri ve kültür hayatının önemli devresi olarak görülür. Selçuklular bu yüzyılın içinde Buruciye Medresesi, Gök Medrese ve Çifte Minareli Medrese gibi taş, tuğla ve çini sanatının Anadolu’da en önemli yapılarını meydana getirmişlerdir.

Bugün, doğu yönünde yer alan medrese girişinin taş süslemeli cephesi büyük boyutları ve tuğla-sırlı tuğla örgülü iki minaresi ile dikkati çekmektedir. Sivas Gök Medrese ve Erzurum Çifte Minareli Medrese ile benzerlik gösteren yapının iki katlı, dört eyvanlı ve açık avlulu olduğu öğrenilmektedir.

Ön yüz, ortada iki minareli taç kapı, iki yandaki pencere ve köşe kuleleri ile kompoze edilmiştir. Ön yüzündeki süslemeli pencereler yerleştirilirken bir simetri aranmamıştır.

Cephedeki taş süsleme ve oran itibariyle mimari bir olgunluğun yanı sıra aynı süslemeyi tekrardan kaçınan bir anlayışın hâkim olduğu göze çarpar. Böyle bir uygulama ile daha canlı, hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe elde edilmiştir. Taşın yanı sıra sırlı tuğla ve çinilerle bezeli iki minaresi bu olgun ve doyurucu kompozisyonu renklendirmiştir.”

İlhanlı baş veziri Şemsettin Mehmet Cüveyni tarafından 1271 yılında yaptırılan medresenin bu gün sadece ön cephesi ayakta kalmıştır. Yapının bu günkü durumundan hareketle, orijinal halinin iki katlı, dört eyvanlı ve açık avlulu olduğu anlaşılmaktadır.

1882 yılında hücre birimleri yıkılan yapının ön cephe kısmına arkadan destek verilerek tamamen yıkılması önlenmiştir. 1946 yılında minarelerin şerefeleri restore edilmiş, 1972 yılında yıldırım düşmesi sonucu gövdesi çatlayan minare Vakıflar Genel Müdürlüğünce onarılmıştır. Doç. Dr. Haluk Karamağaralı yönetiminde 1965-1971 yılları arasında yapılan kazıyla medresenin temelleri ortaya çıkarılmıştır. Yapı ayrıca 2002 ve 2008 yıllarında onarım görmüştür. 2009-2010 yıllarında yapılan restorasyonda ise cephe ve minareler onarılarak çiniler tamamlanmış, cephe temizliği yapılmış, temel kalıntıları 1 metre yükseltilerek belirgin hale getirilmiştir.

Paylaşın