Usta İe Margarita: Korkaklık En Büyük Günahtır

Mihail Bulgakov’un “Usta ile Margarita” romanı, 20. yüzyıl Rus edebiyatının tartışmasız en büyük başyapıtlarından biri, hatta birçoklarına göre tüm zamanların en iyi romanlarından biridir.

Haber Merkezi / 1928 – 1940 yılları arasında, Bulgakov’un ölümüne kadar yazdığı ve ancak 1966 – 1967’de sansürlü haliyle, 1973’te ise tam metin olarak yayımlanabilen bu eser, hem içeriği hem de yazılma koşulları bakımından efsaneleşmiştir.

Roman üç ayrı ama iç içe geçmiş katmandan oluşur:

Moskovanın Şeytanı (Woland ve maiiyeti): Şeytan Woland ve onun renkli ekibi (Korovyev, Azazello, Behemoth ve Hella) 1930’ların Moskovasını ziyaret eder. Stalin dönemi Sovyet toplumunun ikiyüzlülüğünü, bürokrasisini, açgözlülüğünü, korkaklığını ve ahlaki çöküşünü acımasız ama bir o kadar da komik bir şekilde gözler önüne serer.

Varieté Tiyatrosu’ndaki sihir gösterisi, “para yağmuru” sahnesi, Griboyedov Lokantası baskını gibi bölümler, kara mizahın zirvesidir.

Usta ve Margarita’nın aşk hikâyesi: İsmi olmayan “Usta”, Pontius Pilatus romanı yüzünden hem edebiyat çevreleri hem de devlet tarafından ezilmiştir.

Margarita ise onun hem ilham perisi hem de kurtarıcısıdır. Margarita’nın şeytanla anlaşma yapıp cadı olarak uçması, Walpurgis gecesi balosu gibi sahneler hem büyülü gerçekçiliğin hem de derin bir aşkın manifestosudur.

Yahudiye’de geçen İncil hikâyesi (Yeşua ve Pilatus): Usta’nın yazdığı romanın iç içe geçtiği bu kısım, İncil’deki İsa ve Pilatus hikâyesinin radikal bir yeniden yorumudur. Yeşua (İsa) burada tanrı değil, yalnız bir filozof; Pilatus ise vicdanıyla boğuşan trajik bir figürdür. “Korkaklık en büyük günahtır” cümlesi, romanın ana fikri haline gelir.

“İyi ile kötü arasındaki çizginin bulanıklığı (Şeytan kötülük yapmaz, sadece var olan kötülüğü açığa çıkarır)”, “sanatçının toplumdaki yalnızlığı ve totaliter rejim altında ezilmesi”, “gerçek aşkın kurtarıcı gücü”, “vicdan azabı ve affedilme”, “inancın, korkaklığın ve cesaretin sorgulanması”, romanın ana temaları arasındadır.

Roman Neden Bu Kadar Önemli?

Roman, Stalin döneminde yazılmış en cesur Stalin eleştirisi (ama doğrudan değil, şeytanın ağzından!) olarak kabul edilir.

Paylaşın

Hatimoğulları: Kürt Meselesi Seçim Meselesi Değildir

“Süreç” hakkında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bir kez daha belirtiyoruz ki, Kürt meselesi bir seçim meselesi değildir. Kürt deyince sandık, barış deyince oy/sayım çizelgesi hayal etmek siyaset değil, siyasetsizliktir.” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu.

Konuşmasına 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin mesajlar vererek başlayan Hatimoğlulları, “Kelebeklerin yaktığı ışık, mücadele mirası bugün dünyanın dört bir yanında büyüyor” diye konuştu.

Devamla Suriye’de Alevi’lere dönük devam eden saldırılara dikkati çeken Hatimoğulları, gerekli siyasi ve toplumsal mücadeleyi sürdüreceklerini kaydetti. Hatimoğulları, herkesin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini vurguladı.

Kadınların yaşamın her alanında farklı şiddet türleriyle karşı karşıya kaldığını kaydeden Hatimoğulları, şüpheli ölümlerin de kadın cinayetlerini aştığını söyledi. “‘Şüpheli’ denilerek üzeri örtülen kadın cinayetlerini çok iyi biliyoruz” diyen Hatimoğlulları, 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin soruşturmayı anımsattı.

Kabaiş’in ölümüne ilişkin dosyanın kapatılmak istendiğini söyleyen Hatimoğulları, yetkililere seslendi: “Kimler, neden korunuyor. Rojin’in dosyası derhal aydınlatılmalıdır.”

11 Yargı Paketi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hatimoğulları, “Nefret suçlarını körükleyen bu yargı paketinin karşısında olacağız” dedi.

Kadınların iş hayatında yaşadıkları eşitsizliklere dikkati çeken Hatimoğulları, Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bir fabrikada çıkan yangında 7 kadının hayatını kaybettiğini anımsatarak yeni bir iş kanunu çıkarılması gerektiğini söyledi. Hatimoğulları, eşit işe eşit ücret politikalarının uygulanması ve kadın istihdamının artırılmasına ilişkin politikalar üretilmesi çağrısında bulundu.

Konuşmasının devamında 27 Kasım’da görülecek “Kent Uzlaşısı” davasını anımsatan Hatimoğulları, “Barışı toplumsallaştıracaksak arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin önemli bir süreçten geçtiğini kaydeden Hatimoğulları, “Savaşlarda ilk kısılan ses kadınların sesidir. Biz kadınlar Türkiye’nin bu trajediden kurtulması için barışa dört elle sarılıyoruz. Barış kadın özgürlükçü bir dil ve sesle inşa edilir” dedi.

Barış masasında eşit temsili, karar mekanizmalarında etkin rol almayı önemli bulduklarını belirten Hatimoğulları, “Yaşamı, demokratik geleceği biz inşa edeceğiz” ifadelerini kullandı: “Artık evlatlarımızı değil, silahları gömme zamanıdır. Şiddetsiz bir toplumu hep beraber inşa edeceğiz, barışa sonsuza dek sahip çıkacağız.”

Meclis’te kurulan süreç komisyonunun İmralı’da Abdullah Öcalan’la önemli bir görüşme gerçekleştirdiğini kaydeden Hatimoğlulları “Yapıcı, kapsayıcı, umut verici bir görüşme gerçekleşti” dedi.  Komisyonun Öcalan’la gerçekleştirdiği görüşmede Suriye’deki son duurmun da gündeme geldiği ve değerlendirmelerde bulunulduğunu kaydeden Hatimoğulları, “Dün itibarıyla tarihi bir eşik aşılmış oldu” şeklinde konuştu.

Hatimoğulları, yasal ve hukuki düzenlemeler evresine hızla geçiş yapılması gerektiğini söyledi. CHP’nin İmralı’da gerçekleştirilen görüşme için heyete üye vermemesini de eleştiren Hatimoğulları, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda temsili bulunan bütün partilerin İmralı’ya giden komisyonda yer almasını isterdik” ifadelerini kullandı.

Hatimoğulları şöyle devam etti: “Kürt meselesi bir seçim meselesi değildir, Kürt deyince sandık, barış deyince oy/sayım çizelgesi hayal etmek siyaset değil, siyasetsizliktir.”

Hatimoğulları, özetle şu değerlendirmelerde bulundu: “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu İmralı’da Sayın Öcalan’la çok önemli bir görüşme gerçekleştirdi. Partimiz adına bu heyette Gülistan Kılıç Koçyiğit vekilimiz yer aldı. Bu heyette yer alan, giden komisyona bir defa daha teşekkür ediyoruz.

u görüşme Türkiye’nin barış ve demokrasi sürecine odaklanan, yapıcı, kapsayıcı ve umut verici bir niteliğe sahip olmuştur. Bu görüşme, Türkiye’nin uzun süredir beklediği barış ve kardeşlik kapısını aralayan tarihi bir adım oldu. Bu görüşme, sadece bir dinleme ve temas değil, halkların ortak geleceğini şekillendirecek bir diyalog köprüsüne dönüşmelidir.

Görüşmenin içeriğine dair şüphesiz Meclis Başkanı ve komisyon gerekli paylaşımları yapacaktır. Ancak Sayın Öcalan, Türk-Kürt ittifakının ve bütün halkların ortak yaşam zeminini güçlendirilmesi, çatışmasızlığın kalıcılaştırılması ve demokratik çözüm iradesini bir kez daha net bir şekilde ortaya koyduğundan şüphemiz yoktur.

Sayın Öcalan, Kuzey Doğu Suriye özelinde çözüm sürecinin anahtarı olacak bir perspektifi ortaya koymuştur. Türkiye halklarının geleceği için bu sürecin başarıya ulaşması şart. Başarıya ulaşmasının yolu, iktidar ve muhalefetin süreci tam, açık ve cesurca sahiplenmesiyle; barışın daha çok toplumsallaşması için çalışmasıyla mümkündür.

Biz komisyonda temsili bulunan bütün partilerin İmralı’ya giden komisyonda yer almasını isterdik. Ama olmadı. Bu konuda eleştirel değerlendirmelerimizi de yaptık. Komisyonun Sayın Öcalan’la görüşmesinin, 86 milyona zarar değil, yarar sağladığını görülecektir.

Bir kez daha belirtiyoruz ki, Kürt meselesi bir seçim meselesi değildir. Kürt deyince sandık, barış deyince oy/sayım çizelgesi hayal etmek siyaset değil, siyasetsizliktir. Kürt halkına da haksızlıktır. Kürt meselesi hiçbir siyasi partinin kendi penceresinden araçsallaştıracağı konjonktürel bir mesele de değildir.

Tarihsel bir meseledir. Türkiye’de demokrasinin önündeki temel engellerdendir. Ve çözülmelidir. Türkiye’nin ve bölgenin barışa ihtiyacı var. Herkes bu perspektiften bakabilmeli, ona göre bir pratik ortaya koyabilmeli.

Değerli Türkiye halkları. DEM Parti olarak, bu süreçte üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Ancak iktidar, muhalefet ve devletin de sorumluluğu büyüktür. Bu yolun ilerlemesi için gerekli yasal düzenlemelerin hızla hayata geçirilmesi şarttır. Barış, bir tarafın çabasıyla değil, hepimizin ortak iradesiyle inşa edilir. Sürecin bu yeni aşamasında beklentimiz; komisyonun raporunu bir an önce yazması, yasal ve hukuki düzenleme aşamasına hızla geçilmesidir.”

Paylaşın

Her 10 Dakikada Bir Kadın Veya Kız Çocuğu Öldürülüyor

Birleşmiş Milletler’in raporuna göre; Dünya genelinde her 10 dakikada bir kadın veya kız çocuğu, partneri, kocası ya da bir aile üyesi olan, tanıdığı biri tarafından öldürülüyor.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) ve BM Kadın Birimi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla dikkat çeken bir rapor yayınladı.

Rapora göre, dünyanın bir yerinde her 10 dakikada bir kadın veya kız çocuğu, partneri, kocası ya da bir aile üyesi olan, tanıdığı biri tarafından öldürülüyor.

Raporda, her gün 137 kadının hayatını kaybettiği ve dünyanın bütün kısımlarının şiddetten etkilendiği belirtiliyor.

Raporda, 2024 yılında yaklaşık 50 bin kadın ve kız çocuğunun partnerleri veya aile üyeleri tarafından öldürüldüğü kaydediliyor.

Bunlar, dünya çapında kadın ve kız çocuklarına yönelik tahammüden cinayetlerin yüzde 60’ını oluşturuyor.

Raporda, endişe verici bir gerçeğe de dikkat çekiliyor: Kadınlar için en ölümcül yer hâlâ ev.

Kadın cinayetlerinin ev dışında da işlendiği, ancak bunlara ilişkin veri miktarının sınırlı olduğu belirtiliyor.

BM Kadın Birimi Politika Bölümü Direktörü Sarah Hendriks, “Kadın cinayetleri tek başına gerçekleşmiyor. Genellikle davranışları kontrol etme, tehdit ve taciz gibi çevrimiçi ortamlarda da devam eden bir şiddet döngüsünün parçası oluyorlar” diyor.

100 bin kadın ve kız çocuğuna üç kurbanın düştüğü Afrika’da partner veya aile üyeleri tarafından işlenen kadın cinayetlerinin en yüksek oranda. Bunu Amerika (1,5), Okyanusya (1,4), Asya (0,7) ve Avrupa (0,5) izliyor.

UNODC’nin geçici icra direktörü John Brandolino “Ev, dünya genelinde çok sayıda kadın ve kız çocuğu için tehlikeli ve bazen ölümcül bir yer olmaya devam ediyor” diyor.

Raporda, Avrupa ve Amerika’da 2024 yılında en çok kadın cinayetinin aile üyeleri yerine, partnerler tarafından işlendiği belirtiliyor. Bu oran Avrupa’da % 64, Amerika’da ise % 69.

Arnavutluk’ta kadın cinayeti mağdurlarının yüzde 90’ı daha önce failler tarafından şiddete maruz kalmış, bazıları ise faillerin cezaevinden çıkmasından sadece birkaç gün sonra, koruma kararı gibi koruyucu tedbirlere rağmen öldürüldü.

Birçok vakada ateşli silah, keskin veya künt aletler veya fiziksel güç kullanıldı.

Raporda, cinayetlerin başlıca nedenleri olarak kıskançlık, ayrılığı reddetme, polise ihbar etme nedeniyle misilleme yapma veya ayrılıktan sonra yeni ilişkileri kabul etmeme gösteriliyor.

Bu ülkede kadın cinayetlerinden annelerini kaybeden 35 çocuk da etkilendi.

Sağlık Bakanlığı’nın raporunda yer alan rakamlara göre, Lesotho’da da partner şiddeti oranları yüksek. 15-49 yaş aralığındaki kadınların % 44’ü partneri tarafından fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor.

Ancak güvenilir veriler hâlâ kısıtlı. Raporda, kadın cinayetlerinin çoğunun yakın partnerler veya aile üyeleri arasında gerçekleştiği, aile içi şiddet, alkol kullanımı ve çatışmanın yaygın tetikleyiciler olduğu belirtiliyor.

Raporda, ateşli silahların ve teknolojinin kadın cinayetlerine olanak sağlayan unsurlar olarak ortaya çıktığı belirtiliyor;

“Bu alanda eldeki veriler, partner şiddeti faillerinin ateşli silah bulundurmasının, cinayet olasılığını önemli ölçüde artırdığını ve özel alanda işlenen cinayetlerde birden fazla kurban olma riskini % 70 oranında artırdığını gösteriyor.”

Teknolojinin aynı zamanda bir kontrol silahı olarak görüldüğü belirtiliyor.

Raporda, çevrimiçi taciz, doxing (bir kişinin izni olmadan internette özel, tanımlayıcı bilgileri yayınlama eylemi) ve görüntülü, teknoloji destekli şiddet gibi ortaya çıkan tehditlere karşı uyarıda bulunuluyor.

“Birleşik Krallık’ta 2011-2014 yılları arasında yayınlanan 41 aile içi cinayet incelemesinin analizi, vakaların % 58,5’inde mağdurun öldürülmesinden önce zorlayıcı kontrol ve gözetim uygulamak için teknolojinin kullanıldığını gösteriyor.”

Çevrimiçi zorlayıcı kontrol, gözetim ve takip gibi şiddetin, fiziksel şiddet de dahil olmak üzere çeşitli yollarla çevrimdışı alanda nasıl ortaya çıkabileceğini gösteren ve giderek artan kanıtlar bulunuyor.

Raporda, gazeteciler, eylemciler ve politikacılar gibi kamuoyunda görünürlüğü olan kadınların teknoloji kaynaklı şiddete maruz kalma riskinin daha yüksek olduğu belirtiliyor.

Hedefli politikalar da dahil olmak üzere “zamanında ve uygun müdahale” ile kadın cinayetlerinin önlenebileceği sonucuna varılıyor.

Risk faktörleri arasında ateşli silahlara erişim, takip, ilişki bozulmaları ve madde bağımlılığı yer alıyor.

Raporda, bu tür cinayetlerin gerçekleşmeden önce durdurulması için daha güçlü yasalar, koruma emirlerinin uygulanması ve daha iyi veri toplanması çağrısında bulunuluyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

İYİ Parti’de “Üst Düzey” İstifa

İYİ Parti’de Genel Başkanlık Yardımcılığı yapan Alpaslan Yüce, sosyal medya platformu üzerinden yayımladığı bir mesaj ile görevinden ve partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Alpaslan Yüce, istifa kararının ardında herhangi bir kırgınlığın olmadığını vurgulayarak, kendi görüşleri ve değerleri çerçevesinde tamamen siyasi bir karar verdiğini belirtti.

Yüce, istifa açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Zaman içinde ülkemizin karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümüne dair uzun vadeli ve bütüncül bir program geliştirme gayretimizin, yer yer kısa vadeli ve tepkisel yaklaşımların gölgesinde kaldığını gözlemledim. Bu nedenle İYİ Parti’de sürdürdüğüm Genel Başkan Yardımcılığı görevimden ve parti üyeliğimden istifa etme kararı aldım.

Bu karar, bir kırgınlığın değil, siyasetin anlamına, kurumsal akla ve ilkesel tutarlılığa olan inancımın gereğidir. Anlayışım gereği, siyasetçinin görevi, kişisel konfor alanını korumak değil, bu ülke ve değerleri savunmak pahasına sorumluluk üstlenmektir.

Türkiye’nin geleceğine ilişkin umut, yalnızca iktidar değişiminde değil, siyaset kültürünün dönüşümündedir. Bu dönüşüm, partiler arası rekabetten çok, partilerin kendi içlerindeki ilkesel yenilenme kapasitesiyle mümkün olacaktır. İnanıyorum ki, demokratik temsilin gerçek anlamda kökleşmesi, siyasetin popülist dalgalardan arınıp kurumsal akla ve etik sorumluluğa dayanmasıyla sağlanacaktır.”

Paylaşın

TFF Başkanı Hacıosmanoğlu: Futbolun Bütün Unsurları Temizlenmeli

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, bahis soruşturmalarına ilişkin, “Futbolun bütün unsurları temizlenmeli. Biz hakemlerden başladık. Şimdi futbolcularla devam ediyor” dedi.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, Riva Tesisleri’nde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Hacıosmanoğlu, “Bu kutsal görev ne birey ne de kurumların kendilerine menfaat devşirme alanı olmasın, temiz Türk futbolunu hep beraber katkı sunarak mutlu yarınlara ulaşalım” ifadelerini kullandı.

Göreve şahsi menfaat amacıyla gelmediklerini belirten Hacıosmanoğlu, “Bu yola girerken, bundan zarar görecek kulüplerimiz, spor camiasında zarar görecek insanlar olacağı bilinciyle girdik. Amacımız, şahsımın ya da çalışma arkadaşlarım demir atmaya gelmedik bu göreve” dedi.

Süreçte elde ettikleri bilgilerin devletten ve Hukuk Kurulu aracılığıyla geldiğini ifade eden Hacıosmanoğlu, “Mağdur olan arkadaşlar olduğu söyleniyor. Bize bilgiler devletten, Hukuk Kurulu’na geliyor. Makul şüphe varsa Hukuk Kurulu’nun yargıya intikal ettirme zorunluluğu var. İntikal ettirmezse suç işler. Görevi suistimalden dava açılır” şeklinde konuştu.

Bahis dosyaları kapsamında bilgi toplama sürecine de değinen Hacıosmanoğlu, “Bilgiler yeteri derecede alındı mı, 6 tane şirket var, 1’inin lisansı iptal edilmiş. Hangi verilere göre tam sağlıklı aldınız mı hepsini diyorlar. Biz bu şirketlerden bilgileri istedik, ilk etapta gelen bilgileri bir kenarda bekletemezsiniz” dedi.

Sürecin adli makamlara da taşındığını belirterek, “Eksik veya gelmeyen bilgilerle ilgili, Bakanlık üzerinden aynı firmalardan bilgi talep ettik. Belli kısmı geldi. Gelmeyenlerle ilgili de, burada tarihi de var, Savcılığa suç duyurusunda bulunduk, verilmeyen verilerle ilgili. Savcılık da aynı firmalardan bilgi talep etti. Umut ediyorum ki onlar da en yakın zamanda gelecek” diye konuştu.

Türk futbol kamuoyunun adil bir rekabet beklediğini vurgulayan Hacıosmanoğlu, “Samimi olarak Türk futbolunun temizlenmesini, sahada tiyatro seyretmek istemiyorum diyen insanların, sadece seyredenler açısından değil bu işe emek, hizmet veren, gecesini gündüzüne katan başkanından yöneticisine teknik direktöründen malzemecisine kadar, futbol onlar varsa var taraftarlarımız. En büyük emekçi onlar. Kimi harçlığını kullanıyor, kimi zor şartlarda kazandığı parayı kullanıyor. Hiçbiri tiyatro seyretmek istemiyor” ifadelerini kullandı.

“Zarar görecek kulüpler ve futbolcular da var. Hayat nasıl devam edecek diye bir soru var herkesin kafasında” diyen Hacıosmanoğlu, “Bu ülkede, Allah bir daha göstermesin deprem oldu bu ülkede, pandemi diye bir şey icat oldu. Bunların hepsi doğal afet. Futbolda da bir deprem var. Herkes müsaade etsin ki, takım sayıları orada nasıl arttıysa şimdi de düşsün” açıklamasında bulundu.

Hacıosmanoğlu, süreçte hakemlerden başlandığını ve şimdi futbolcularla devam edildiğini söyledi: “Futbolun bütün unsurları temizlenmeli. Biz hakemlerden başladık. Şimdi futbolcularla devam ediyor. Bu hafta istediğimiz veriler bakanlıktan gelecek. Teknik direktör, sağlık görevlisi, malzemeci, antrenörler, tercüman, sağlık çalışanı, menajer, temsilci, gözlemciler de bu hafta gelecek.”

TFF içindeki sorumluluklarını tamamladıktan sonra kulüplere de görev düştüğünü ifade ederek, “Bu incelemeden sonra kendi önümüzü temizleyeceğiz, TFF uhdesinde olanları. Kulüplerimiz de kendi önlerini temizler inşallah, bu görev hem bize hem savcılığa inşallah kalmaz” dedi.

Ersin ve Necip’in sürecine ilişkin soruya da yanıt veren Hacıosmanoğlu, “Aklandı derken neyi kastettiniz, anlamadım. Aklandı diye bir konu yok. Sevkleri yapmazsanız suçlu duruma düşersiniz” dedi. Kamuoyunun merak ettiği 47 oyuncunun sevk edildiğini belirterek, “1’er kupon oynayanları bir kenara ayırdık. Onların araştırması, bilgi akışı devam ediyor. 1 kupon üzerinde oynayanları Hukuk Kurulu sevk etti” ifadelerini kullandı.

Tedbir kararlarının kaldırıldığını ancak yargı sürecinin devam ettiğini kaydeden Hacıosmanoğlu, “Bahsettiğiniz arkadaşlar 1 kupon üzerinde olduğu için sevk edildi. Tedbir kararı kalktı ama sonuç yargıya göre belli olacak. İnsanları zan altında bırakmak değil amacımız, sevdiğimiz ve değerli isimler. Hukuk Kurulu’nun görevi sevk etmek, 1 kuponun üzerinde oynayanlar sevk edildi. Yargının ilk ayağı PFDK, oynamadığınıza dair belgeleri ibraz ederseniz o zaman suçsuz olduğunuz ortaya çıkar. O süreç de devam ediyor” diye konuştu.

Paylaşın

Türkiye’de Her Dört Çalışandan Biri Sigortasız

Türkiye’de toplam istihdam 33.09 milyon kişi olurken, bu çalışanlardan 8.91 milyonu herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı değil. Başka bir ifadeyle Türkiye’de ortalama her dört çalışandan biri sigortasız.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı üçüncü çeyrek verileri, çalışma hayatındaki “kayıt dışı” gerçeğini ve bunun ekonomiye faturasını bir kez daha gözler önüne serdi. Çalışma çağındaki 66,5 milyon kişinin yarısının bile istihdamda olmadığı Türkiye’de, çalışanların önemli bir bölümü sosyal güvenlik şemsiyesinin dışında kalıyor.

Dünya Gazetesi’nden Naki Bakır’ın aktardığına göre, toplam 33 milyon 69 bin kişilik istihdam ordusunun 8 milyon 910 bini kayıt dışı, yani sigortasız çalışıyor. Bu rakam, toplam istihdamın yüzde 26,9’una denk geliyor.

Kayıt dışılıkta cinsiyet ve sektör dağılımı ise dikkat çekici:

Erkeklerde yüzde 23,9 olan kayıt dışı çalışma oranı, kadınlarda yüzde 33,1’e yükseliyor.
Tarım dışı sektörlerde kayıt dışılık yüzde 16,9 seviyesindeyken, tarım sektöründe bu oran yüzde 83,3’e fırlıyor.
“Ücretsiz aile işçisi” olarak tanımlanan grupta kayıt dışılık oranı yüzde 88,1 ile zirve yapıyor.

Kayıt dışı istihdamın SGK bütçesi üzerindeki etkisi hesaplandığında ortaya çıkan tablo ise çarpıcı.

Mevcut asgari ücret (Brüt 26.005 TL) baz alındığında, bir çalışan için SGK’ya ödenmesi gereken aylık toplam prim (işçi ve işveren payları dahil) 8 bin 516 TL seviyesinde. Bu, çalışan başına yıllık 102 bin 201 TL’lik bir prim geliri anlamına geliyor.

Eğer 8,9 milyon kayıt dışı çalışan sisteme asgari ücret üzerinden dahil edilebilseydi:

Aylık İlave Gelir: 75,9 milyar TL,
Yıllık İlave Gelir: 910,6 milyar TL olacaktı.

Bu rakam, SGK’nın 2025 yılı için hedeflediği 3 trilyon 752 milyar liralık toplam prim gelir hedefinin dörtte birine tekabül ediyor.

SGK’nın 2025 yılı bütçe hedeflerinde 322,8 milyar TL açık öngörülmüştü. Yılın ilk sekiz ayında açık 74,1 milyar TL olarak gerçekleşti. Kayıt dışı istihdamın oluşturduğu yıllık 911 milyar TL’lik teorik gelir kaybı, kurumun finansman açığını fazlasıyla kapatabilecek bir potansiyeli barındırıyor.

Uzmanlar, özellikle 3,2 milyon kişiyle en büyük grubu oluşturan ücretli ve yevmiyelilerin kayıt altına alınmasının bile kuruma yıllık 322 milyar TL kazandıracağını, bunun da sistemin sürdürülebilirliği için hayati önem taşıdığını vurguluyor.

Paylaşın

MHP’den Dikkat Çeken “İmralı” Açıklaması: Gidilecek

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Meclis’te kurulan komisyonun İmralı’ya gitmesine ilişkin, “İmralı’ya gidilecektir. Cumhur İttifakı olarak ve tabii DEM’in de katkısıyla İmralı’ya gidilecektir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Bengü Türk TV’de TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan ile görüşmeye gitmesine ilişkin açıklamada bulundu. Yıldız, şunları söyledi:

“İmralı’ya gidilip gidilmeme konusu bu haftanın konusu değil, üç haftadır gündeme geliyor. Grup başkanları olarak kendi aramızda bu konuda Meclis Başkanı’nın başkanlığında görüşmeler yapıyoruz. Sonunda mutabakata varıldı. Cuma günü oylamasını yapalım dedik. Oylama için 3’te 2 çoğunluğa ihtiyaç var. Bu sayı da yeterli şu anda.

Onun için de bana sorulduğunda kararın gitme yönünde olacağını net olarak söyledim. Fazla uzatılmadan birkaç gün içinde İmralı Adası’na gidilip terör örgütünün kurucusunun beyanları alınır, söyleyecekleri dinlenir, dönülüp gelinir. Burada yapacağımız şey: 45 yıl örgüt yönetmiş kişinin herkesi dinlediğimiz bir ortamda, onun da bu konudaki beyanlarının alınmasından ibarettir.

Pazarlık ya da benzer şeyler yapılacak değildir. Oraya gidilip herhangi bir konunun al-ver, pazarlık ya da benzer şeyler yapılacak değildir. Biz aşağı yukarı bütün görüşleri biliyoruz. Örgütünü dağıtma ve silahları bırakma şartının tam olarak yerine getirildikten sonra da bir rapor eşliğinde yapılacak hukuki düzenlemeler kamuoyuna paylaşılacaktır.

Yani diğer devletlerin terörle mücadele etmiş ve çatışmalı süreçleri sonlandırmış dünya örneklerine de baktığımızda aşağı yukarı 6-7 sene süren görüşmelerin bizim komisyonumuzda çok kısa sürede sonuçlandığını görüyoruz. Bu çok büyük bir başarıdır. Terörsüz Türkiye modeli dünyaya örnek olacak bir modeldir. İmralı’ya gidilecektir, evet. Bunu net olarak söylüyoruz. İmralı’ya gidilecektir. Cumhur İttifakı olarak ve tabii DEM’in de katkısıyla İmralı’ya gidilecektir.

Katılmayacak olan, heyete üye vermeyecek partinin de cumadan önce kamuoyuna sebeplerini paylaşması gerekir diye düşünüyoruz. Bu meselenin çözülmesi için gayret gösterdiğini söyleyenlerin bahane üretmelerini de toplum görür diye düşünüyorum. Tüm iyi niyetimle oy birliğiyle karar alınacağını düşünüyorum. Oy birliği olmazsa da oy çokluğuyla karar alırız. Kesin olarak gitmeme yönünde bir karar çıkmaz. Çünkü bunun müzakerelerini daha önce aramızda defalarca yaptık.”

Yıldız, AK Parti’nin İmralı’ya gidilmesine yönünde çekinceleri olduğu iddialarına ilişkin ise, “Bu doğru değil. Net olarak söyleyeyim: Terörsüz Türkiye konusunda MHP ve AK Parti arasında en ufak bir fikir ayrılığı yok.” dedi.

Yasal düzenlemelere ilişkin soruya Yıldız, “Benim peşinen bir şey söylemem uygun düşmez. Elbette düzenleme olacaktır. Başından beri söylediğimiz gibi infaz düzenlemesi şart. Liderimizin şarta bağlı olarak söylediği Umut Hakkı, şartlar yüzde yüz gerçekleştiğinde de Umut Hakkı’nın kullanılmasının yolu da elbette açılacaktır.” yanıtını verdi.

Paylaşın

Yurt Dışı Üretici Enflasyonu Yüzde 28,75

Yurt dışı üretici enflasyonu, ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 0,90, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 28,69, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28,75 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 25,13 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) Ekim 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Yurt dışı üretici enflasyonu, ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 0,90, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 28,69, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28,75 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 25,13 arttı.

Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 32,78, imalatta yüzde 28,68 arttı.

Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 25,85, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 35,80, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 36,17, enerjide yüzde 14,35, sermaye mallarında yüzde 27,64 arttı.

Sanayinin iki sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 4,74, imalatta yüzde 0,83 arttı.

Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 1,12, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 2,82, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,95, sermaye mallarında yüzde 0,07 artarken, enerjide yüzde 3,50 azaldı.

Paylaşın

CHP Ve İYİ Parti Seçmeni Sürece Mesafeli

Asal Araştırma’nın anketine göre; CHP seçmeninin yüzde 27.4’ü, İYİ Parti seçmenin yüzde 19.4’ü, iktidarın “Terörsüz Türkiye” DEM Parti’nin ise “Demokrasi ve Barış” adını verdiği süreci destekliyor.

Asal Araştırma’nın Kasım 2025’te gerçekleştirdiği kamuoyu araştırması, “Terörsüz Türkiye” sürecine toplumun nasıl baktığını ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre halkın yüzde 55,8’i süreci “olumlu” değerlendiriyor. Sürece olumsuz bakanların oranı ise yüzde 34,3 olurken, yüzde 9,9’luk bir kesim görüş belirtmedi.

Asal Araştırma’nın Eylül 2025’te yaptığı ölçümde ise kamuoyuna “Terörsüz Türkiye sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu yöneltilmiş, katılımcıların yüzde 54,6’sı olumlu, yüzde 33’ü olumsuz, yüzde 12,4’ü ise fikrim yok/cevap yok demişti. Bu sonuçlar, Kasım ayına gelindiğinde olumluluk oranında hafif bir artış olduğuna işaret ediyor.

Araştırma kapsamında, siyasi tercihlere göre sürece dair kanaatler de ölçüldü. AK Parti seçmeninin yüzde 82,3’ü süreci olumlu değerlendirirken, DEM Parti seçmeninde bu oran yüzde 75 olarak gerçekleşti. MHP seçmeninde sürece destek yüzde 61,5 olurken, CHP seçmeninde olumlu kanaat yüzde 27,4, İYİ Parti seçmeninde ise sadece yüzde 19,4 oldu.

Süreci olumsuz değerlendirenlerin oranı en yüksek iki grup ise yüzde 70,8 ile İYİ Parti ve yüzde 58,7 ile CHP seçmeni oldu. DEM Parti seçmeninde olumsuz kanaat oranı yüzde 20,2, MHP’de yüzde 26,8, AK Parti’de ise sadece yüzde 10,6 olarak ölçüldü.

Araştırmada ayrıca “fikri olmayan” veya “cevap vermeyen” seçmenlerin oranı AK Parti’de yüzde 7,1, CHP’de yüzde 13,9, MHP’de yüzde 11,7, İYİ Parti’de yüzde 9,8 ve DEM Parti’de yüzde 4,8 olarak kaydedildi.

26 ilde 2.015 kişiyle yapılan saha araştırması, sürece yönelik genel kamuoyu eğiliminin olumlu olduğunu, ancak siyasi kimliklere göre belirgin ayrışmalar bulunduğunu gösteriyor.

Paylaşın

Türkiye, Dünya Kupası Bileti İçin Play-Off Oynayacak

2026 FIFA Dünya Kupası Avrupa Elemeleri E Grubu son maçında İspanya ile Türkiye, Sevilla Olimpiyat Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Karşılaşma 2 – 2 sona erdi.

Haber Merkezi / Hakem Felix Zwayer’in yönettiği karşılaşmada Türkiye’nin gollerini 42. dakikada Deniz Gül ve 54. dakikada Salih Özcan attı. Rakibimiz İspanya’nın gollerini ise 4. dakikada Dani Olmo ve 62. dakikada Mikel Oyarzabal kaydetti.

Grubunda 13 puan toplayan Türkiye, Dünya Kupası için play-off oynama hakkı kazandı. Play-off maçları 2026’nın Mart ayında oynanacak.

4. dakikada sol kanattan gelişen atakta, Cucurella’nın altıpas önüne gönderdiği topu kontrol eden Olmo, yakın mesafeden şutunda meşin yuvarlağı filelerle buluşturdu. 1-0

42. dakikada sağ taraftan Orkun’un kullandığı kornerde Barış Alper’in indirdiği topu altıpas önünde Deniz Gül ağlara yolladı. 1-1

54. dakikada sol taraftan Ferdi Kadıoğlu’nun terse gönderdiği topu Orkun Kökçü, göğsüyle Salih Özcan’ın önüne indirdi. Salih, ceza yayının hemen gerisinden yaptığı düzgün ve sert vuruşta meşin yuvarlağı Unai Simon’un sağından filelerle buluşturdu. 1-2

62. dakikada sl taraftaki Cucurella’nın ortasında Çağlar’dan seken top, Pino’nun önünde kaldı. Bu oyuncunun şutunda Merih Demiral’ın kale çizgisi üzerinden uzaklaştırdığı meşin yuvarlak, yeniden Çağlar’a çarparak Oyarzabal’ın önüne düştü. Oyarzabal, topu boş kaleye göndererek ağları havalandırdı. 2-2

ABD, Meksika ve Kanada’nın ev sahipliğinde düzenlenecek ve 48 takımın mücadele edeceği 2026 Dünya Kupası’na, eleme maçları sonucunda Avrupa’dan 16 takım katılım hakkı kazanacak.

Avrupa elemelerinde gruplarını lider tamamlayan 12 takım doğrudan Dünya Kupası’na katılım hakkı elde etti.

Bu takımlar, Almanya, İsviçre, İskoçya, Fransa, İspanya, Portekiz, Hollanda, Avusturya, Norveç, Belçika, İngiltere ve Hırvatistan oldu.

Son 4 bilet için ise 12 grup ikincisi ile UEFA Uluslar Ligi’nden gelecek 4 takımın katılımıyla toplam 16 takım mücadele edecek.

Gruplarını ikinci sırada bitiren Slovakya, Kosova, Danimarka, Ukrayna, Türkiye, İrlanda Cumhuriyeti, Polonya, Bosna Hersek, İtalya, Galler, Arnavutluk ve Çekya, Dünya Kupası bileti için play-off oynayacak

Uluslar Ligi’nden gelen Kuzey İrlanda, İsveç, Romanya ve Kuzey Makedonya da play-off aşamasına adını yazdıran diğer takımlar oldu.

Paylaşın