Pakistan – Afganistan Sınırında Şiddetli Çatışmalar

Afganistan ile Pakistan sınırında şiddetli çatışmalar yaşandı. Bölgeden gelen haberine göre, sınır hattına yakın birçok noktada çıkan çatışmalarda ağır silahlar ve insansız hava araçları (İHA) kullanıldı.

Pakistan ordusu, pazar günü yaptığı açıklamada, Afganistan ile yaşanan sınır çatışmalarında, “Taliban ve bağlantılı teröristlerden” 200’den fazlasını öldürdüğünü açıkladı. Ayrıca 23 Pakistanlı askerin öldüğü ve 29’unun da yaralandığı belirtildi.

Afganistan’da iktidarı elinde tutan Taliban yönetimi ise Pazar günü yaptığı açıklamada, Cumartesi gecesi boyunca yürütülen operasyonlarda 58 Pakistan askerinin öldürüldüğünü duyurdu. Taliban söz konusu operasyonu, topraklarının ve hava sahasının Pakistan ordusu tarafından sürekli ihlâl edilmesine karşı bir “misilleme” olarak nitelendirdi.

Taliban hükümetinin sözcüsü Zabihullah Mücahid, Kâbil’de düzenlediği basın toplantısında, Afgan güçlerinin 25 Pakistan karakolunu ele geçirdiğini, öldürülen 58 askerin yanı sıra 30 Pakistan askerinin de yaralandığını dile getirerek “Afganistan’ın tüm resmi ve fiili sınırları tamamen kontrol altında ve yasa dışı faaliyetler büyük ölçüde önlendi” ifadesini kullandı.

Taliban hükümetinin Savunma Bakanlığı da Pazar sabahı erken saatlerde, kuvvetlerinin sınır boyunca “misilleme ve başarılı operasyonlar” yürüttüğünü açıkladı.

Bakanlığın açıklamasında, “Karşı taraf Afganistan’ın toprak bütünlüğünü bir kez daha ihlâl ederse, ülkenin sınırlarını korumaya tamamen hazır olan silahlı kuvvetlerimiz güçlü bir yanıt verecektir” denildi.

Pakistan basını ise Pakistan ordusunun saldırılara güçlü bir şekilde karşılık verdiğini, Afgan tarafına ait birçok üs ile militan mevzilerinin ağır hasar aldığını duyurdu.

Afgan yetkililer hafta başında Pakistan’ı, başkent Kâbil ve ülkenin doğusundaki bir pazarı bombalamakla suçlamış, Pakistan ise saldırının sorumluluğunu üstlenmemişti.

Gece boyunca şiddetli çatışmaların patlak vermesiyle Pakistan ve Afganistan arasındaki önemli sınır geçişleri Pazar günü kapatıldı. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, sınır bölgesinde gece boyunca yaşanan çatışmaları, “Afganistan’ın provokasyonları” olarak nitelendirdi. Şerif yaptığı açıklamada, “Pakistan’ın savunması konusunda tavizde bulunulmayacak ve her provokasyona güçlü ve etkili bir yanıt verilecek” dedi.

Pakistan ve Afganistan arasında son aylarda tansiyon yüksek. İslamabad, Afgan hükümetini Pakistan topraklarında saldırılar düzenleyen terör gruplarına karşı harekete geçmemekle suçluyor. Afganistan ise bu suçlamayı reddediyor.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: Adaletsizliğin Milleti, Coğrafyası Olmaz

Ekrem İmamoğlu, “Biz adaleti sadece kendimiz için değil, herkes için istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki adalet bir kişiye değil, herkese lazımdır. Adalet olmadan ekmeğin, dirliğin, birliğin olmayacağını biliyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), görevinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerini ilk kez yurt dışında düzenledi.

Avrupa Birliği Konseyi ve Avrupa Parlamentosu da dahil olmak üzere, bazı önemli AB kurumlarının merkezlerinin yer aldığı Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen miting bu buluşmaların 61’incisi oldu.

Mitingde İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun mektubu okundu. İmamoğlu mektubunda şu ifadelere yer verdi:

“Değerli yurttaşlarım, Avrupa’da yaşayan dostlarım, kardeşlerim, yol arkadaşlarım… Biliyorum, aklınızın ve kalbinizin bir yanı hep Türkiye’de. İnanın bizim de aklımız ve kalbimiz hep sizde. Çünkü bu ülke, sadece sınırlarla değil; inançla, sevdayla, umutla birbirine bağlı bir ülkedir. Ben, bugün size yine Silivri’den sesleniyorum. Ama biliyorum ki sesim burada, Avrupa’nın kalbinde, sizlerin yüreğinde yankı buluyor.

Bu zor dönemde, hepimizin zihninde ve yüreğinde üç kelime var: Demokrasi, adalet ve cesaret. Bu üçü, birbirine tutunarak ayakta kalıyor. Zira bugün, yalnızca demokrasi ve adalet talep etmek değil, demokratik haklarımızın elimizden alınması ve adaletsizlik karşısında sessiz kalmamak da cesaret gerektiriyor. Avrupa Birliği de bir zamanlar işte bu cesaretle oluştu. Savaş yorgunu halkların, barış, özgürlük ve insanlık onuru için gösterdiği büyük cesaretle.

Ama bugün görüyoruz ki, Avrupa da dünyanın birçok ülkesi gibi, büyük bir sınavdan geçiyor. Bu sınav yalnız ekonomik ya da diplomatik değil; ahlaki ve vicdani bir sınav. İklim krizi, savaşlar, göç, enerji krizi, eşitsizlik… Ve en önemlisi; halkların kurumlara olan güveninin sarsılması. Bu ortamda otoriter liderler, hakikati eğip bükerek, adaleti kendi iktidarlarının aracı haline getiriyor.

Demokrasiyi sadece sandığa, hukuku ise siyasetin sopasına indirgemeye çalışıyorlar. Bugün Ukrayna halkı, özgürlük için direniyor. Gazze’de yaşanan büyük acıların ardından gelen ateşkes, umut verici. Ancak gördük ki, devletlerin kendi toplumlarının vicdanından gerisine düşen tutumları, dünyayı daha güvensiz, insanlığı ise daha yorgun hale getiriyor.

Bu iki tablo, iki ayrı coğrafyada görünse de aslında aynı gerçeği gösteriyor: Bir yerde adalet eksilirse, her yerde otoriterlik ve despotluk güçlenir. Adaletin coğrafyası daraldığında, despotların zulmü genişliyor. Avrupa da kendi değerlerinden uzaklaştıkça, kısa vadeli çıkarların peşine düştükçe, uzun vadede kendi demokrasisini tehlikeye atıyor. Ben, halkın özgür oylarıyla üç kez İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildim. Bugün özgürlüğüm elimden alınmış olsa da mücadelem asla bitmedi. Çünkü bu, sadece benim mücadelem değil, adil ve özgür bir Türkiye’nin mücadelesidir.

Bu; yoksulluktan, haksızlıktan ve hukuksuzluktan bitap düşmüş büyük bir milletin onur ve haysiyet mücadelesidir. Ve Yüce Allah’a şükürler olsun ki yalnız değilim… Yalanlar, iftiralar, baskılar, zorbalıklar, tehdit ve şantajlar sonuç vermiyor. Tam tersine, milyonlar mücadelemizde birleşiyor. Omuz omuza, el ele veriyor. Gençlerin üniversitelerde, kadınların meydanlarda, aziz milletimizin sokaklarda gösterdiği barışçıl mücadele, ülkemizin demokrasiye olan inancının ne kadar köklü ve güçlü olduğunu kanıtlıyor.

Gelişmiş ülkelerde dahi meşruiyet krizi yaşanıyor. Otoriter iktidarlar, demokrasiyi sandığa sıkıştırıyor, hukuku yok sayıyor ve hatta ayaklar altına alıyor. Ama biz biliyoruz ki; halkın iradesi vicdanlarda, sandıklarda ve meydanlardadır. Ve hiçbir güç, o iradeyi susturamaz. Biz, halkın sesini devletin kalbine, adaletin merkezine taşıyana kadar mücadelemize devam edeceğiz. Kararlarımızı, kapalı kapılar ardında değil; birbirimizin gözünün içine, aynı hizadan bakarak alacağız.

Aslında İstanbul’da biz, bu anlayışın ilk adımlarını attık. Katılımcı yönetim modelimiz, sadece bir şehir uygulaması değil; geleceğin Türkiye’si için bir demokrasi örneğidir. Bugün Avrupa’daki tüm demokratlara sesleniyorum: Bu mücadele, sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da geleceğini ilgilendiriyor. Avrupa’nın yeniden değerlerine sahip çıkması, adaleti ve demokrasiyi her yerde savunması gerekiyor. Çünkü adaletsizliğin milleti olmaz, coğrafyası olmaz.

“Biz, adaleti sadece kendimiz için değil, herkes için istiyoruz”

Beni, belediye başkanlarımızı ve yol arkadaşlarımızı esir tutanların amacı; kendi ikbâlleridir, bitik tükenmek bilmeyen koltuk hırslarıdır. Onlar, milletin iradesine ve demokrasinin özüne yönelmiş, aciz ve hukuksuz bir girişimin içindeler. Bizim tek talebimiz, adil bir yargılamadır. Biz, adaleti sadece kendimiz için değil, herkes için istiyoruz.

Çünkü biliyoruz ki adalet artık bir kişiye değil, herkese lazımdır. Adalet olmadan ekmeğin olmayacağını, dirliğin olmayacağını, birliğin olmayacağını biliyoruz. Evet Türkiye bugün zor bir dönemden geçiyor. Ama biz umutsuzluğu değil, umudu diri tutan, adaleti ve birliği yeniden hâkim kılan günler için tarifi zor bir onur mücadelesi veriyoruz.

Türkiye, şu ya da bu şahsın, şu ya da bu partinin değil; milletin ortak çıkarlarına uygun olarak yolunu belirleyecek. Türkiye; adaletin, eşitliğin, kardeşliğin gücüyle büyüyecek, zenginleşecek, güçlenecek ve adilce paylaşacak. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak, dünyanın her yerinde gıpta edilen, saygı duyulan bir imtiyaz olacak.

Birbirimize güveneceğiz. Asla geride bir tek arkadaşımızı bırakmayacağız. Omuz omuza vereceğiz ve onları duyduklarında tir tir titreten o sözü yılmadan haykıracağız: Her şey çok güzel olacak! Her şey çok güzel olacak! Her şey çok güzel olacak! Hepinizi hasret ve özlemle kucaklıyorum.”

Paylaşın

Otomotiv Devi İflas Bayrağını Çekti

2018 yılında kurulan Çinli elektrikli araç üreticisi Neta Auto için resmi iflas süreci başlatılırken, şirketin yaklaşık 10 bin çalışanının durumu ise belirsizliğini koruyor. 

Artan rekabet ve ham madde maliyetlerindeki ciddi artış, Neta Auto’nun iflasında belirleyici oldu.

Tayland hükümetiyle yapılan anlaşmaya göre şirketin 2025 yılında 19 bin araç üretmesi gerekiyordu; ancak şu ana kadar yalnızca 4 bin adet üretim yapılabildi.

Karar’ın Çin medyasından aktardığı haberlere göre, Neta Auto birkaç ay önce iflas başvurusunda bulunmuş, ancak talep ilk etapta reddedilmişti. Haberlere göre, son gelişmelerle birlikte şirket için resmi iflas süreci başlatılmış durumda.

Haberlere göre,  şirketin yaklaşık 10 bin çalışanının durumu ise belirsizliğini koruyor.

Uzmanlar, Neta Auto’nun iflasının sadece bir şirketin çöküşü olmadığını, aynı zamanda Çin elektrikli araç pazarındaki acımasız rekabet ve küresel regülasyon baskılarının sektörde yeni bir dönemi başlattığını belirtiyor.

Paylaşın

Sembolizm Ve Estetik

Sembolizm, estetik deneyimi derinleştirmek için semboller kullanmaktadır. Bir sembolist eser, estetik bir haz uyandırırken aynı zamanda izleyiciyi anlam arayışına yönlendirmektedir.

19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan bir sanat ve edebiyat akımı olan sembolizm, bir şeyin ötesinde daha derin anlamlar taşıyan sembollerin kullanılmasıdır.

Semboller, nesneler, imgeler veya işaretler aracılığıyla soyut fikirleri, duyguları veya kavramları ifade etmektedir. Sembolizm, görünenin ötesine geçerek izleyici veya okuyucuda daha derin bir anlam arayışını teşvik etmektedir.

Edebiyatta sembolizm, Fransız şairler Charles Baudelaire, Stephane Mallarme ve Paul Verlaine gibi isimlerle şekillenmiştir. Sembolist yazarlar, doğrudan anlatım yerine imgeler ve metaforlarla ruhsal, mistik veya duygusal deneyimleri ifade etmeyi tercih etmektedir.

Örneğin, bir “gül” sembolü aşkı, geçiciliği veya güzelliği temsil edebilir.

Sanatta sembolizm ise Gustave Moreau veya Odilon Redon gibi ressamlar, mitoloji, rüyalar ve hayal gücüne dayalı eserler üreterek gerçekliğin ötesindeki anlamları görselleştirmişlerdir.

Gerçekçilikten uzaklaşma, duygu ve hayal gücüne odaklanma, bireysel deneyimlerin evrensel anlamlarla bağdaştırılma, sembolizmin özellikleri arasında sayılmaktadır.

Estetik, güzellik ve sanatın doğasını inceleyen bir felsefe dalıdır. Sanat eserlerinin, doğanın veya herhangi bir nesnenin “güzel” olup olmadığını, neden güzel göründüğünü ve estetik deneyimin ne olduğunu sorgulamaktadır.

Estetik, sadece görsel hazla sınırlı kalmaz; anlam, duygu ve düşünceyle de ilişkilidir. Klasik estetiği, Platon ve Aristoteles gibi düşünürler, güzelliği uyum, orantı ve dengeyle ilişkilendirmişlerdir.

Modern estetiği, Kant, güzelliği öznel bir deneyim olarak tanımlarken, Hegel sanatı insan ruhunun bir yansıması olarak görmüştür.

Çağdaş estetikte, güzellik kavramı daha geniş bir perspektife yayılmış, kimi zaman rahatsız edici veya sıradan olanın da estetik değeri olduğu savunulmuştur (örneğin, pop art veya dadaizm).

Sembolizm ve Estetik Arasındaki İlişki

Sembolizm, estetik deneyimi derinleştirmek için semboller kullanmaktadır. Bir sembolist eser, estetik bir haz uyandırırken aynı zamanda izleyiciyi anlam arayışına yönlendirmektedir.

Örneğin, bir tablodaki karanlık bir orman hem görsel olarak etkileyici (estetik) hem de bilinçaltı korkuları veya gizemi temsil eden bir sembol olabilir.

Estetik, güzellik ve sanatın genel teorisini incelerken, sembolizm daha çok anlam yaratma sürecine odaklanmaktadır. Estetik bir eserin sembolik olması gerekmez; soyut sanat gibi sadece form ve renk üzerinden estetik bir deneyim sunabilir.

Sembolist sanatçılar, estetik kaygılarla (renk, kompozisyon, form) sembolik anlamları birleştirerek eserlerini hem görsel hem de zihinsel olarak etkileyici kılmaktadır.

Örneğin, William Blake’in eserleri hem estetik açıdan çarpıcıdır hem de derin sembolik anlamlar taşmaktadır.

Baudelaire’in Les Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri) adlı eserinde, çiçekler hem estetik bir imge olarak güzelliği temsil eder hem de çürüme ve günah gibi sembolik anlamlar taşımaktadır.

Gustav Klimt’in The Kiss tablosu, altın renklerin estetik cazibesiyle aşk ve birleşmenin sembolik anlamını harmanlamaktadır.

Debussy’nin sembolist şiirlerden ilham alan müzikleri, estetik bir atmosfer yaratırken duygusal ve sembolik derinlik sunmaktadır.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Enflasyon” Açıklaması: Tek Haneli Rakamlara İndireceğiz

Rize’de gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Enflasyonu tek haneli rakamlara indirecek, her kesiminin rahat nefes almasını temin edeceğiz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rize’de “Sivil Toplum Kuruluşları ve Sektör Temsilcileri Buluşması” programında açıklamalarda bulundu. Erdoğan, şunları söyledi:

“Türkiye yüzyılı hedeflerimize her geçen gün daha da yaklaşıyoruz. Eğitimden ulaşıma, dış politikadan ticarete, ekonomiden teknolojiye her alanda yaptığımız atılımlarla büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa ediyoruz. Artık kendisine güvenen, sözünün ağırlığı olan savunma sanayi başta olmak üzere pek çok alanda dünyaya öncülük eden bir Türkiye gerçeği var. Bu tarihi ivmeyi artırarak sürdürmek, başarı çıtamızı daha da yükseltmek mecburiyetindeyiz. Ekonomide uyguladığımız makro istikrar programının müspet neticelerini görmeye devam ediyoruz.

Bölgemizde yaşanan çatışmalar, küresel ekonomideki belirsizlik ortamı ve büyük ekonomiler arasında kızışan ticaret savaşları işimizi zorlaştırsa da hedeflerimize ulaşacağımızdan hiçbir şüphe duyuyoruz. Geçen ay açıkladığımız Orta Vadeli Program’la önümüzdeki üç yıla dair yol haritamızı iç dünyamızla ve milletimizle paylaştık. Çin Halk Cumhuriyeti ve ABD seyehatlerimiz diğer konuların yanı sıra özellikle ekonomi, ticaret ve yatırım başlıklarında da oldukça verimliydi.

Türkiye’ye yönelik yatırım iştahının halen yüksek olduğunu orada bizzat görme fırsatı bulduk. İnşallah bunların olumlu yansımalarını yakında müşahade edeceğiz. Koronavirüs salgınından beri tüm dünyada olduğu gibi bizim de başımıza ağrıtan enflasyonun önce kontrol altına alınmasını ardından da düşüş politikasına ve patikasına girmesini sağlamak. Bunu kararlılıkla devam ettirerek tek haneli rakamlara indirecek, böylece milletimizin her kesiminin rahat nefes almasını temin edeceğiz. Dezenflasyon sürecini kesintisiz sürdürürken yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı politikalarımızı da inşallah güçlendireceğiz.

İş dünyamızın hükümetimizden beklentilerini elbette çok iyi biliyoruz. Enflasyondaki iyileşmeye paralel olarak bu beklentileri de karşılayacak adımları peyderpey atacağız. Aziz kardeşlerim şu hakikatin sizin gibi bizler de gayet farkındayız. Türkiye’nin son 23 yılda elde ettiği birçok kazanımın arkasında özel sektör kamu dayanışmasının çok büyük rolü var.

Çalışkan, vizyon sahibi siz iş insanlarımıza her alanda öncülük ederek sizlerin yolunu açtık, engelleri ortadan kaldırdık, sizlere destek olduk. Sizler de önünüze çıkan fırsatları en iyi şekilde değerlendirerek Türk ekonomisine kan verdiniz, can verdiniz. Ağızlarını her açtıklarında yandık bittik diyerek millete karamsarlık zerk eden felaket tellallarına değil bu ülkeye inandınız, bu devlete güvendiniz. Aramızdaki işte bu dayanışma sayesinde Türkiye’ye nice başarıları birlikte yaşattık. Mesela 36 milyar dolardan aldığımız ihracatı 270 milyar dolar sınırına sizlerle birlikte gittik.”

Programının önceki bölümünde; Erdoğan, İsmail Kahraman Kültür Merkezi’nde partisinin Genişletilmiş İl Danışma Meclis Toplantısı’nda konuştu.

Sözlerine, “Her birinize coşkunuz için, vefanız için, sevdanız için teşekkür ediyorum. 24 yıldır bu kardeşinizi yalnız bırakmadığınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum. Şunu da özellikle ifade etmek istiyorum, biz de Rize’miz için de canla başla çalıştık. İyi gününde zor gününde Rizelilerin yanında olduk. Sel felaketinin tamamen silinmesi için çalışmalar devam ediyor” diye başlayan Erdoğan özetle şunları söyledi:

“Ana baba ocağımda bulunmak benim için ayrı bir bahtiyarlık. Son ziyaretimizden bu yana sadece 15 ay geçmiş olsa da Rize’yi, Rizeli hemşerilerimizi özlemişiz, Rizeli uşaklar da bizi özlemiş. Hem hasret giderim hem geçmiş olsun dileklerimizi iletelim hem de yapımı tamamlanan hizmetleri açalım istedik. Dün toplam değeri 3 milyar 84 milyar liralık 38 projenin toplu açılışını, 2 projenin temel atma törenini gerçekleştirdik. Tüm bu eser ve hizmetlerin sizlere hayırlı olmasını diliyorum.

Önceki gün Gazze’yle ilgili yüreklerimize su serpen bir haber aldık. Ateşkes konusunda İsrail ile Hamas arasında mutabakat sağlandı. Türkiye unutmayın, Türkiye’den çok daha büyüktür. Türkiye geleceğe doğru emin adımlarla ilerliyor. Ülkemiz son sürecin lokomotiflerinden biri oldu. Filistinli kardeşlerimiz, özellikle Hamas barışa hazıra hazır olduklarını gösterdi. 2 yıllık zulmün, soykırımın, vahşetin ardından Gazze’de buruk da olsa ilk defa yüzler gülmeye başladı. Filistin’i ve Filistinleri selamlıyorum. Kim ne derse desin Gazzeli mağdurları sevindiren her adım bizim için de makbuldür.

Türkiye olarak hep şunu söyledik; Adil bir barışın kaybedeni olmaz. Diplomatlarımızı tebrik ediyorum. Artık buradan dönüş olmamalı. İsrail hükümeti attığı imzanın arkasında durmalıdır. Saldırgan politikalarına son vermelidir. İki devletli çözüm bölgede kalıcı barışın anahtarıdır. Biz dün olduğu gibi yarın da adil barışı savunmaya devam edeceğiz. 2 yıl boyunca çok büyük acılar çeken Filistinli kardeşlerimize tüm gücümüzle sahip çıkacağız. Bundan kimsenin endişesi olmasın.

“Enflasyon düşmeye devam ediyor”

Milletimiz de bu samimiyetimizi görüyor. Bir avuç müzbin dışında benim milletim gayretlerimizi görüyor. Rabbim bizi milletimize hizmet yolundan ayırmasın. İçerde ekonomide hayat pahalılığının çözmenin yanı sıra ülkemizi terör belasından kurtarma gayretindeyiz. Enflasyon düşmeye devam ediyor. Şimdi sizlere bir müjde veriyorum; Merkez Bankamızın rezervleri 183 milyar dolarla artış trendini sürdürüyor. Deprem bölgesindeki inşaa faaliyetlerimizde ivme kaybı yok. 350 bininci konutun anahtarını teslim ediyoruz.

Bakıyorsunuz birileri Türkiye’nin stratejik hamlelerini gölgelemek için bazı şeyler yapıyor. CHP Genel Başkanı ABD seyahatimizle ilgili ipe sapa gelmez bir sürü yalan savurdu. Kendileri rüşvetsiz selam dahi almadıkları için aynı çamuru bize de bulaştırmaya kalktı. Gazze’yi bile alet etti. Sonuçta rezil olan, yalanı elinde patlayan yine kendisi oldu. Tıpkı baklava kutularından çıkan Eurolar sonrası kumpas kurdular dediği gibi burada da faka bastı. Ana muhalefetin iddia, iftira ve saldırılarının hedefinde sadece biz yokuz.

Bizim yanımıza yaklaşan, çay sohbetini paylaşan tüm siyasi partiler de aynı saldırılara muhatap oluyor. Meclis açılışı sonrası yaşananları hep beraber takip ettik. CHP’li tetikçiler mangası topyekun linç furyası başlattılar. Son genel seçimlerde il il beraber dolaştıkları ittifak ortaklarını bile azgınlıklarıyla çileden çıkardılar. Savunduklarını iddia ettikleri ne kadar kavram varsa bir fotoğraf karesi yüzünden rafa kaldırdılar. Sadece bir fotoğraftan dolayı eski ittifak ortaklarına bunları yapanlar, ellerine güç geçince bu millete ne yapmaz. Bunlara güven olur mu? Sözde demokratlığına inanılır mı?

Onlar gerilimden besleniyor, biz kardeşliği savunuyoruz. Onlar kutuplaştırmanın biz kucaklaştırmanın yanındayız. Onlar siyasi ikballerinin peşinde biz ülkenin istikbalinin peşindeyiz. Onlar slogan üretiyor, biz sorunlara çözüm üretiyoruz. Türkiye için daha büyük hedeflere yine sizlerle ulaşacağız.”

Paylaşın

Dünya Genelinde 129 Milyon Kız Çocuğu Okula Gidemiyor

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü… Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuk Acil Durum Fonu’nun (UNİCEF) verilerine göre; dünya genelinde en az 129 milyon kız çocuğu okula gidemiyor.

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü, çocukların cinsiyetlerinden dolayı uğradığı ayrımcılığa, çocuk yaşta zorla evlendirmeye, şiddete ve çocuk yoksulluğuna dikkat çekmek için Birleşmiş Milletler tarafından 2012’de ilan edildi.

Peki 2025’te kız çocukları hangi koşullarda Dünya Kız Çocukları Gününü kutluyor? UNİCEF’ in verilerine göre dünya genelinde 129 milyon kız çocuğu okula gidemiyor.

Türkiye’de çocuk nüfusunun yarıya yakınını oluşturan kız çocuklarının en az yüzde 13’ü okul gitmek yerine çalışmak zorunda. Geçtiğimiz yıl en az 9 bin 354 kız çocuğu erken yaşta evlendirilerek istismara maruz bırakıldı. Cinsel istismar davalarının yüzde 85’inde ise mağdurlar kız çocukları oldu.

2024’te 9 bin 354 kız çoğu erken yaşta evlendirildi
2024’te Türkiye’deki 21 milyon çocuk nüfusunun yüzde48,7’sini kız çocuklarından oluşuyor.
15-17 yaşta çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 24,9, bu oran kız çocuklarında yüzde 13,7.
2024’te 16-17 yaş grubundaki kız çocuklarının resmi evlenme oranları yüzde 1,6.

2024’te en az 9.354’ü kız çocuğu erken yaşta evlendirilerek istismara maruz bırakıldı.
Cinsel istismar davalarının yüzde 85’inde mağdurlar kız çocukları oldu.
6-17 yaş grubundaki 611 bin çocuk okul dışında. Bunların yüzde 44,3’ü kız çocukları.
Okul öncesi eğitimde kız çocuklarının okullaşma oranı Türkiye ortalamasının altında.

(Kaynak: Evrensel)

Paylaşın

Hatimoğulları: Barışı Her Şeye Rağmen Sağlayacağız

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Hiç kimse barışı bize altın tepside sunmayacak. Hep birlikte kazanacağız. Barışı her şeye rağmen sağlayacağız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Berlin Alevi Toplumu-Cemevi ev sahipliğinde düzenlenen Türkiye Barış Konferansına katıldı. Akademisyenler ile siyasi parti ve STK temsilcilerinin katıldığı konferansta konuşan Hatimoğulları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Türkiye, Ortadoğu ve Rojava gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Hatimoğulları konuşmasının başında, dünyada ve bölgede artan savaş ihtimaline karşı konferansın çok önemli ve anlamlı olduğunu belirtti; konferansı düzenleyen kurumlara ve temsilcilerine teşekkür etti. Türkiye barışının aynı zamanda Suriye ve Ortadoğu barışı olduğunu söyleyen Hatimoğulları, “27 Şubat’ta Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını gerçekleştirdiği zaman ısrarla altını çizdiği noktalardan biri şuydu. ‘Biz evet Kürt barışını, Kürt’ün hakkını savunuyoruz ama Kürt’ün tek başına barışını sağlaması, tek başına haklarına ulaşması olamaz, çok zordur. Dolayısıyla bir demokratik Türkiye’yi inşa etmek zorundayız. Demokratik cumhuriyetin inşası için elimizden gelen her türlü çabayı sarf etmek zorundayız ve toplumun demokratikleşmesi için elimizden gelen her çabayı sağlamalıyız’. Bu mesajını biz sürecin esasen özeti olarak görüyoruz” dedi.

Hatimoğulları, partimizin sürecin başında Türkiye’de 100’ün üzerinde Alevi kurumuyla görüşmeler gerçekleştirdiğini ve bu görüşmelere devam ettiğini belirterek, “Türkiye’de AKP iktidarı sadece Kürtlerle uğraşmıyor, sadece Kürt’ü asimile etmeye çalışmıyor; farklı halklar ve inançlardan olan bütün kesimlere dönük tekçi bir yaklaşım içindedir. Hem etnik anlamda tekçi hem de din ve mezhep anlamında tekçi bir yaklaşım içindedir. Bugün devletin Aleviliği oluşturulmaya çalışılıyor. Aleviliği devletin sınırları içinde hapsetmek için çok ciddi adımlar atıyorlar” diye konuştu.

Alevilerin Türkiye ve Suriye’de yaşadığı katliamlara ve zulümlere dikkat çeken Hatimoğulları, şunları söyledi: “Biz bütün bu tanıklığa sahip olan insanlar olarak bu barış sürecini hem Türkiye’nin barışı ve demokratikleşmesi hem de bölgenin barışı ve demokratikleşmesi olarak okuyoruz. Alevi canlarımız başta olmak üzere, Türkiye ve bölgede yaşayan bütün farklı halkların ve inançların eşit yurttaş olarak yaşayabilecekleri bir demokratik zeminin oluşması için mücadelemizi bugüne kadar sürdürdük ve biz bu zemini böyle okuyoruz.”

Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde bugüne kadar yaşanan gelişmelere ilişkin katılımcılara bilgi veren Hatimoğulları, “Bize göre artık yasal ve hukuki düzenlemelere gidilmeli. Burada yasal ve hukuki düzenlemelerden kasıt somut olarak nedir? Onu öncelikle ifade edeyim. Özgürlük yasaları ve demokratikleşme yasalarıdır” dedi.

Barışı her şeye rağmen sağlayacağız

Hatimoğulları, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer Kobanî tutukluları ile siyasi tutukluların bir an önce salıverilmesinin gerektiğini belirttiği konuşmasında, “Algı yönetimine karşı hep birlikte güçlü bir dayanışmayla yan yana duralım, yan yana olalım. Sayın Öcalan’ın ilk mektup gönderdiği kişilerden biri Sayın Demirtaş’tır ve Figen Yüksekdağ’dır. Bunu da sizinle paylaşmış olayım” ifadelerini kullandı.

Hatimoğulları son olarak parlamentoda temsili olan-olmayan bütün muhalefet partileri, emek-meslek örgütleri, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, kadın ve gençlik hareketleri, doğa ve insan hakları savunucuları ile bir araya girerek bu süreci örgütleme taraftarı olduklarını kaydetti. “Biz kendimiz mücadele ederek kazanacağız barışı da demokrasiyi de. Hiç kimse barışı bize altın tepside sunmayacak” diyen Hatimoğulları, sözlerini “Hep birlikte kazanacağız. Barışı her şeye rağmen sağlayacağız. Akan kanı hem Türkiye’de hem Suriye’de hem bölgede durduracağız. Bunun için daha güçlü olacağız” diyerek bitirdi.

Paylaşın

Dünya Kupası Elemeleri: Türkiye’den Tarihi Galibiyet

2026 FIFA Dünya Kupası Avrupa Elemeleri E Grubu’nda Bulgaristan ile Türkiye, Vasil Levski Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Türkiye, karşılaşmadan 6-1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Türkiye’ye galibiyeti getiren golleri 11. dakikada Arda Güler, 49. dakikada Victor Popov, 51 ve 56. dakikalarda Kenan Yıldız,  65. dakikada Zeki Çelik ve 90+3. dakikada İrfan Can Kahvesi, Bulgaristan’ın tek golünü ise 13. dakikada Radoslav Kirilov kaydetti.

Türkiye, bu galibiyet ile puanını 6’ya çıkardı ve grupta 2. sıraya yükseldi. Bulgaristan ise 0 puanda kaldı. Grupta lider olan İspanya’nın 9, 3. sırada yer alan Gürcistan’ın ise 3 puanı bulunuyor.

Türkiye, ilk maçında deplasmanda Gürcistan’ı 3-2 yenmiş, ikinci maçında ise İspanya’ya 6-0 mağlup olmuştu.

Türkiye ile Gürcistan, 14 Ekim Salı günü saat 21:45’te Kocaeli Stadyumu’nda karşı karşıya gelecek.

Grubun bir diğer maçında Gürcistan’ı ağırlayan İspanya, Pino ve Oyarzabal’ın golleriyle maçtan 2-0 galip ayrıldı.

11. dakikada Hakan Çalhanoğlu’nun pasıyla Bulgaristan ceza sahasına giren Arda Güler, plase vuruşuyla fileleri havalandırdı. 0-1

13. dakikada sağ kanattan hızlı gelişen atakta Despodov’un penaltı noktası önüne yaptığı ortaya Krilov’un gelişine vuruşunda Zeki Çelik’e de çarpan top filelere gitti. 1-1.

51. dakikada Arda Güler’in pasını ceza sahasında iyi kontrol eden Kenan Yıldız, açısını düzeltip vurdu ve meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 1-3.

56. dakikada Hakan Çalhanoğlu’nun sol kanata iyi pasını kontrol eden Kenan Yıldız rakibini geçip ceza sahasına girdi, ayak içiyle köşeyi gördü ve topu ağlara yolladı: 1-4

65. dakikada Arda Güler’in sağ kanattan kullandığı kornerde ön direkte Zeki Çelik topa kafayı vurdu ve fileleri havalandırdı. 1-5

90+3. dakikada gelişen atakta Oğuz Aydın ceza sahasına girdi, altı pas içindeki İrfan Can Kahveci’ye pasını gönderdi, İrfan kayarak topa dokundu ve meşin yuvarlağı ağlara yolladı. 1-6

Paylaşın

Yavaş’tan Soruşturma İzni Talebine Tepki: Hesabını Veremeyeceğimiz…

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma izni talebine tepki gösteren ABB Başkanı Mansur Yavaş, “Hesabını veremeyeceğimiz tek bir işlemimiz yoktur” dedi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ve Özel Kalem Müdürü Nevzat Uzunoğlu hakkında “konser” soruşturması başlatılabilmesi için İçişleri Bakanlığından izin talebinde bulundu.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 2021-2024 yılları arasında yaptığı konser harcamalarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında beşi tutuklu 14 kişi hakkında, “nitelikli zimmet” suçundan iddianame hazırlandı. İddianamede, nitelikli zimmet suçunun zincirleme şekilde işlendiği gerekçesiyle sekiz kişi hakkında 31,5 yıla, altı kişi hakkında ise 18 yıla kadar hapis cezası istendi.

Savcılık kaynaklarından edinilen bilgilere göre, soruşturma kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, “görevi kötüye kullanma” ve “denetim görevinin ihmali” suçlarından CHP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Yavaş ve Özel Kalem Müdürü Uzunoğlu hakkında İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma izni vermesini istedi.

“İfade vermeye hazırım”

ABB Başkanı Mansur Yavaş, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hakkında İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma izni istemesine tepki gösterdi. Yavaş, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada “gönüllü olarak ifade vermeye” hazır olduğunu vurguladı.

Görev süreci boyunca “defalarca devletin kendi kurumları, Mülkiye Müfettişleri ve MASAK yetkilileri tarafından kapsamlı incelemeler” yapıldığını belirten Yavaş, “Belgeler, dosyalar, hesaplar satır satır incelendi. Sonuç açık ve nettir: Her işlemimiz şeffaftır, her kuruşun kaydı vardır” dedi.

Yavaş açıklamasında, “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma yürütmesi için İçişleri Bakanlığı’ndan izin almasına gerek yoktur. Çağırırlarsa, gönüllü olarak ifadeye vermeye hazırız. Çünkü bizim gizleyecek, çekinecek, saklayacak hiçbir şeyimiz yoktur. Kolaylık sağlamak, sürecin uzamasına fırsat vermemek adına izin alınmasını bile gerek görmüyoruz. Hesabını veremeyeceğimiz tek bir işlemimiz yoktur” ifadelerine yer verdi.

Paylaşın

Postkolonyal Anarşizm

Postkolonyal anarşizm, sömürgecilik sonrası (postkolonyal) bağlamda anarşist düşünceyi, sömürgeleştirilmiş halkların kimlik, kültür ve özgürlük mücadeleleriyle birleştiren bir yaklaşımdır.

Haber Merkezi / Bu hareket, Avrupa merkezli sömürgeci yapıların dayattığı hiyerarşileri, ırkçı ve kültürel hegemonyayı reddederken, anarşizmin devlet karşıtı ve özgürlükçü ilkelerini postkolonyal kimlik mücadeleleriyle harmanlamaktadır.

Postkolonyal anarşizm, geleneksel anarşizmin Batı merkezli perspektifini eleştirirken, sömürgeleşmiş toplulukların deneyimlerini merkeze almaktadır.

Sömürgeciliğin yalnızca siyasi ve ekonomik değil, aynı zamanda kültürel ve psikolojik etkilerini de (örneğin, Frantz Fanon’un vurguladığı “sömürgeleşmiş zihin”) hedef alan postkolonyal anarşizm, sömürgeci söylemin yarattığı “öteki” algısını yıkmaktadır.

Hareket, Homi Bhabha’nın “üçüncü alan” kavramına paralel olarak, sömürgeci ve yerel kimliklerin kesişiminde yeni, hibrit direniş biçimleri önermektedir. Bu, hem Batı’ya hem de yerel otoritelere karşı özerk alanlar yaratmayı içermektedir.

Postkolonyal anarşizm, Avrupa anarşizminin evrenselci eğilimlerine karşı, Afrika, Latin Amerika veya Asya gibi bölgelerdeki yerel mücadeleleri (örneğin, yerli hareketler veya Kara Bilinci) önceliklendirmektedir.

Günümüzde, ekonomik küreselleşme ve kültürel emperyalizm gibi neokolonyal yapılarla mücadele, postkolonyal anarşizmin ana odaklarından biridir.

Postkolonyal anarşizm, 20. yüzyılın dekolonizasyon hareketlerinden ve anarşist düşüncenin yerel uyarlamalarından beslenmektedir. Frantz Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri (1961) gibi eserler, sömürgeciliğin psikolojik tahribatını ele alarak anarşist özerklik fikirlere zemin hazırlamaktadır.

Aynı zamanda, Mikhail Bakunin ve Emma Goldman gibi klasik anarşistlerin devlet karşıtlığı, postkolonyal bağlamda yeniden yorumlanmaktadır.

Günümüzde postkolonyal anarşizm, özellikle küresel Güney’deki hareketlerde etkilidir:

Küresel Hareketler: #BlackLivesMatter veya Filistin’deki dayanışma hareketleri, postkolonyal anarşizmin ırk, kimlik ve devlet karşıtlığını birleştiren örnekler arasındadır.

Yerli Direnişleri: Amazon’daki yerli toplulukların çevre ve özerklik mücadeleleri, postkolonyal anarşizmin ekolojik boyutunu yansıtmaktadır.

Dijital Aktivizm: Sosyal medya platformlarında (örneğin, X’te) postkolonyal anarşist fikirler, sömürgeci anlatılara karşı alternatif hikayeler yayarak yankı bulmaktadır.

Paylaşın