Hematemez nedir? Nedenleri, Tedavisi

Farklı birçok nedenden oluşabilen kan kusması veya hematemez, mide içeriğinin kanla karışması durumudur. Kan kusması endişe verici olabileceği gibi küçük nedenlerden de kaynaklanabilir. 

Ağız yaralanmasından veya burun kanamasından kaynaklı kan yutması sonrası oluşabilecek kan kusması gibi basit nedenler uzun vadeli sorun olmayacaktır. Fakat, kan kusması, iç yaralanmalar, organ kanaması veya organ yırtılması gibi daha ciddi durumlardan da kaynaklanabilir .

Kan kusması (hematemez) nasıl olur?

En sık sebeplerden birisi mide veya on iki parmak barsak ülserlerinden kanam olmasıdır. Mide yada özefagustaki (yutak borusu) irritasyonlar (yangı) da kan kusmaya sebep olur. Aspirin, ibobrufen ve naproksen mide ve özefagusdaki irritasyonların en sık sebepleridir.

Diğer bir sık kanama nedeni karaciğer hastalığıdır. Siroz nedeniyle karaciğerde skarlar gelişirse yutak borusu civarındaki kirli kan damarları bacaklardaki varislere benzer şekilde genişlerler. Hiçbir belirgin sebep olmadan aniden kanamaya başlayabilirler ve öksürük yada kusmayı takiben kanarlar.

Bazen özefagus (yutak borusu) yırtılırsa kanama olur. Bu durum genellikle çok fazla miktarda alkol alınımını takiben şiddetli kusmalarla yada şiddetli öksürükleri takiben olmaktadır. Mide yada özefagus kanserlerinde şiddetli kanama olması nadir görülür.

Bulgular nelerdir?

Kan kusma korkutucu bir tecrübedir. Hafif vakalarda kusmada, parlak kırmızı yada kahve telvesi gibi koyu kahverengi renkli (mide asidi ile sindirilmiş kan) görülebilir. Eğer şiddetli kanama varsa, bol miktarda parlak kırmız kan gelir ve kusmalar durmaz.

Sizde aynı zamanda kan kusma yapan sebebin bulguları da olabilir, bunlar;

  • Mide yanması
  • Mide ağrısı
  • Koyu, siyah katran renginde dışkılama
  • Koyu siyah ve katran renginde dışkılama bazen barsaklardan da kanamanın bulgusudur. Barsaklardan geçen ve sindirilen kan katran gibi siyah bir renk alır.

Tanısı;

Eğer kanama hafif ve sık değilse doktorunuz size aile ve öz geçmiş hakkında sorular soracak ve sizi muayene edecektir. İze aynı zamanda;

  • Kan testleri
  • Gaitada gizli kan testi
  • Mide yada özefagusun radyolojik incelemesi isteyecektir.

Eğer bu testler kanamanın sebebini göstermezse ve semptomlar devam ederse doktorunuz sizden gastroskopik inceleme isteyecektir. Bu işlemde size ilkin bir sakinleştirici yapılır. Daha sonra ağzınızdan ince, bükülebilen, ucunda ışık kaynağı ve kamera bulunan bir tüpü (gastroskop) ağzınızdan mideye doğru uzatarak inceleme yapacak ve kanamanın nedenini arayacaktır. Endoskopla özefagusta varikoz venler gastrit yada ülserler veya kanserlerin varlığı aranacaktır.

Tedavisi;

Eğer kanama şiddetliyse, hastanenin acil ünitesinde yada acil yoğun bakım ünitesinde tedavi edileceksiniz. Tedavinin ilk amacı kanamayı durdurmaktır. Kanama sırasında kalp, beyin ve böbrek gibi hayati organların normal kan basınç seviyesini muhafaza edebilmek için yeterli sıvı ve kanların verilmesi gereklidir. Bunların verilmesi için uygun damar yollarının açılması gereklidir. Size aynı zamanda burun maskesi ile oksijen verilebilir. Ayrıca kanama takibi yapabilmek ve bazı ilaçları verebilmek için “nazogastrik sonda” adı verilen ince plastik bükülebilen yumuşak bir tüp burnunuzdan mideye doğru itilebilir.

Eğer şiddetli özefagus varis kanaması varsa hastaya Blackmore Sangstaken ismi verilen özel bir sonda yutturulur ve yutak borusu içinde şişirilip kanayan venlere basınç yapılarak kanama durdurulur. Nadiren kanamaları durdurmak için cerrahi işlem gerekebilir.

Kanamanın şiddetine ve yerine bağlı olmak kaydıyla hastanede kalma süresi birkaç gün olabilir. Tedavinin sebebine bağlı olarak ta tedaviniz olacaktır.

Kanama ister şiddetli ister hafif olsun alınan kan testleri ne kadar kan kaybı olduğunu , pıhtılaşma ile ilgili hastalığınız olup olmadığını gösterir. Bu testler aynı zamanda kanamanın sebebi ve tekrarlama eğilimini de gösterebilir. Kanamanın tanı ve tedavisi için bir yada daha fazla endoskopiler gerebilir.

  • Eğer anama az ise tedavi kanamanın sebebine göre olur
  • İrritasyon yapan ilaçlara son verilir
  • Şiddetli kusmalar için ilaçlar verilebilir
  • Gastrit ve ülserler ilaçlarla tedavi edilir ve sizden yaşam biçiminizi değiştirmeniz istenebilir
  • Karaciğer hastalıkları sebebine göre tedavi edilir
  • Özefagusun varikoz venleri ortadan kaldırılmalıdır (cerrahi yada içine uygulanan kimyasal maddelerle)
  • Bütün vakalar için doktorunuz size uygun yumuşak bir diyet önerecektir.

Kendime nasıl bakabilirim?

  • Doktorunuzun ilaç ve diyet konusundaki önerilerini dinleyiniz
  • Eğer kanama alkol kullanımından olduysa alkol almayı kesmelisiniz
  • Doktorunuzun bütün randevularına uyunuz.
  • Yeniden kanam olduğunda ne yapmanız gerektiğini öğrenmelisiniz.

Kendimi nasıl koruyabilirim?

  • Sık kan kusma sebeplerinin acil tedavisi gereklidir. Bunun için
  • Özefagus, mide yada duodenumdaki ülser ve gastritlerin semptomlarının (bulgu) tedavisi gereklidir (mide ağrısı, mide ekşimesi ve asit içilmesi vs gibi)
  • Siyah katran, renkli dışkılama
  • Eğer çok fazla alkol alırsanız karaciğerde sirozu gelişimine neden olursunuz ve yutak borusu yada midedeki problemler şiddetli mide kanamasına neden olur ? Alkol probleminiz için yardım almanız gerekebilir.
Paylaşın

Hazımsızlık nedir? Nedenleri, Tedavisi

Hemen hemen herkesin başın gelebilecek hazımsızlık (dispepsi), yeme alışkanlıkları veya kronik bir sindirim problemidir. Oluşan semptomlar dayanılmaz boyutta olmasa da, sürekli olarak tekrarlaması durumunda hazımsızlık sorunu günlük hayatı olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Bu nedenle bu sorunu yaşayan kişilerin soruna yol açan nedene yönelik araştırmaların yapılabilmesi açısından sağlık kuruluşlarına başvurmasında fayda vardır.

Sebepleri;

Hazımsızlığın sebebini bulmak çok da kolay değildir. Sıklıkla psikolojik sebeplere bağlı olabilir. Ancak yemeklerden sonra ortaya çıkan şikayetler sindirim sistemi hastalıklarını düşündürmelidir. Safra kesesi hastalıkları, midede iltihap (gastrit), yemek borusu rahatsızlıkları hatta mide kanserinin yada ülserinin bile araştırılması gerekir.

Yemekten bir kaç saat sonra başlayan hazımsızlık şikayeti ise on iki parmak barsağı ülserlerinde ve pankreas rahatsızlıklarında görülebilir.

Yağlı gıdaların yenmesinden sonra belirginleşen hazımsızlık safra veya pankreas yetmezliğine bağlı olabilir. Bazı kişilerde buğday yada süt, yumurta gibi gıda allerjileride hazımsızlık sebebi olabilir.

Karında hazımsızlıkla birlikte fazla gaz bulunması ve şişkinlik olması daha da çok sindirim sitemi rahatsızlıklarını düşündürü ve bir gastroenteroloji uzmanına muayene olmayı düşündürmelidir.

Belirtileri;

Yukarıda da bahsedildiği gibi hazımsızlık, bir hastalık değil semptomlar topluluğudur. Kişiler hissettikleri bu semptomların hazımsızlık belirtisi olduğunu kolaylıkla ayırt edebilirler. Belirtiler oldukça yaygın olup şiddeti değişebilse de hemen herkeste aynı şekilde görülmektedir. En sık görülen hazımsızlık belirtileri şu şekilde sıralanabilir:

  • Karın ağrısı
  • Aşırı tokluk hissi
  • Üst abdominal bölgede (üst karın) şişlik
  • Ağız yoluyla gaz çıkarma (geğirme)
  • Midede aşırı doluluk hissi
  • Mide yanması
  • Reflü (mideden ağıza asit gelmesi)
  • Mide bulantısı ve kusma

Yukarıda görülen belirtiler en yaygın hazımsızlık belirtileridir. Bu semptomlardan da anlaşılacağı üzere hazımsızlık pek çok kişinin hayatının belirli bir döneminde de olsa yaşadığı bir sorun olup her zaman ciddi bir hastalığı işaret ettiği söylenemez. Hafif şiddette hazımsızlık sorunu yaşayan bireylerde bu durum ek bir tedavi gerektirmeden beslenme planına ilişkin birtakım önlemler ve düzenli egzersiz ile çözüme kavuşturulabilir. Fakat çok şiddetli hazımsızlık sorunu yaşayan kişilerin bir sağlık kuruluşuna başvurarak detaylı muayeneden geçmesi ve altta yatan hastalıklara ilişkin tedavi alması gerekmektedir.

Teşhisi;

  • Tıbbi öykü; Şikayetlerin süresi, yeri ve yemekle olan ilişkisi, kullanılan ilaçlar, yeme-içme alışkanlıkları ve eşlik eden hastalıklar ve diğer belirtiler sorgulanır
  • Fizik muayene; Bazı karaciğer ve safra hastalıklarında sarılık gelişebileceği için cilt ve gözlerde renk değişikliği olup olmadığına bakılır. Ayrıntılı karın muayenesi yapılır
  • Laboratuvar testleri; Özellikle erkeklerde kansızlık varsa sindirim sisteminde kanama olabilir. Bunun için tam kan sayımı yapılır. Şeker hastalığı tanısı için kan şekerine bakılabilir. Bağırsakların çalışmasında önemli olan elektrolitler (potasyum, vb.) oranları, karaciğer ve pankreas enzim düzeyleri gibi biyokimya testlerine bakılabilir
  • Dışkıda gizli kan testi; Dışkı örneğinde gizli kan tespiti yapılmaktadır. Kanser taramasında kullanılmaktadır
  • Endoskopi; Kamerası bulunan esnek ince bir cihazla ağızdan girilerek yemek borusu, mide ve ince bağırsakların ilk kısmının görüntülenmesi işlemine endoskopi denilir. Altta yatan herhangi bir hastalığın teşhis edilmesinde kullanılır. Şüpheli bulunan yerden parça alınabilir. Bazı durumlarda tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Alarm belirtiler olduğunda, doktor uygun gördüğü takdirde yapılmaktadır
  • Görüntüleme yöntemleri; Gerek görüldüğünde dispepsiye sebep olan hastalıkların tanısında karın grafisi, karın ultrasonu, bilgisayar tomografisi ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi yöntemlere başvurulabilir
  • Helicobacter testi; Helicobacter; midede ülser ve gastrite sebep olarak dispepsiye neden olduğu için hastada olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu amaçla kan, dışkı ve ya endoskopi ile alınan mide doku örneği veya nefes testi ile bakterinin varlığı araştırılır

Tedavisi;

Hazımsızlık bir hastalık değil semptom olduğundan yukarıda da belirtilen teşhis yöntemleri ile altta yatan hastalıklara ilişkin teşhisler konulduktan sonra hazımsızlık tedavisi de belirlenebilmektedir. Hazımsızlığa ne iyi gelir, mide hazımsızlığına ne iyi gelir gibi sorular hazımsızlık problemi yaşayan pek çok kişinin yanıtını merak ettiği sorulardır. Dispepside tedavinin en önemli parçası, beslenme düzeninin planlanmasıdır.

Hazımsızlık problemi ile mücadele eden kişiler az az ve sık sık beslenmeyi alışkanlık haline getirerek her zamankinden daha küçük öğünler yapmaya alışmalıdır. Bu öğünler mümkün olduğunca yavaş tüketilmeli ve besinler çok iyi şekilde çiğnenmelidir. Yüksek yağ ve baharat içeren besinlerden, asitli ve kafein içeren içeceklerin tüketiminden tamamen kaçınılmalıdır. Domates ve turunçgiller de yüksek oranda asit içerdiklerinden mümkün olduğunca az tüketilmelidir.

Sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı probiyotik besinler ve yüksek lif içeren gıdalara diyette yeterli miktarda yer verilmelidir. Yemek yedikten sonra birkaç saat boyunca midedeki doluluk hissi geçene kadar yatılmamalı, reflü şikayeti var ise reflü yastığı kullanılmalıdır. Hazımsızlığın tetikleyici nedenlerinden bir tanesi de strestir. Bu nedenle hastaların stresten uzak durması, kendini rahatlatmaya yardımcı hobiler edinmesi ve kendine vakit ayırması hazımsızlığı önlemeye de yardımcı olacaktır.

Sigara ve alkol kullanımı bırakılmalıdır. Düzenli egzersiz alışkanlık haline getirilmeli, bu egzersizler öğünlerin öncesinde ve 1 saat sonrasında yapılmalıdır. Dolu bir mideyle egzersiz yapmak hazımsızlığı daha çok arttıracağından kaçınılması gereken bir davranıştır. Midede baskı oluşturacak dar pantolonlar, sıkı giysiler ve korse gibi giysilerin kullanımından uzak durulmalıdır.

Bu belirtilerde doktora gitmeyi geciktirmeyin;

  • Ağızdan veya makattan kan gelmesi
  • Yutma güçlüğü
  • Devam eden bulantı-kusma
  • İstemsiz kilo kaybı
  • Dışkılama alışkanlığında yeni meydana gelmiş değişiklik
  • Ailede sindirim sistemi kanseri olması
  • Erkek veya menopoz sonrası kadında demir eksikliği olması durumlarında zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır

Hazımsızlık hangi hastalıkların habercisi olabilir?

Hazımsızlığın bir belirti olduğunu düşündüğümüzde arka planda farklı rahatsızlıkların olabileceğini görmekteyiz. İşte hazımsızlığın habercisi olabilecek bazı hastalıklar:

  • Tiroid hastalığı
  • Sindirim sistemi hastalıkları
  • Kronik pankreatit
  • İritabl bağırsak sendromu
  • Mide enfeksiyonları
  • Mide hastalıkları
  • Gastroparezi
  • Gastro- özofageal reflü
  • Ülser
Paylaşın

Hava yolu tıkanıklığı nedir? İlkyardım

Hava yolu tıkanıklığı; Solunan havayı burundan ve ağızdan akciğerlere taşıyan karmaşık bir tüp sistemi olan solunum yolunun herhangi bir yerinde tıkanma durumudur. Tıkanma tam tıkanma ya da kısmi tıkanma şeklinde olabilir.

Burun ve dudaklarınızdan gırtlağınıza kadar olan bölgede yaşanan tıkanma üst solunum yolu tıkanıklıkları, gırtlağınızdan akciğerlerin dar geçiş yolları arasındaki bölgede olan tıkanma ise alt solunum yolu tıkanıklıkları ile adlandırılır.

Hava yolu tıkanıklığı belirtileri nelerdir?

Kısmi tıkanma belirtileri:

  • Öksürür
  • Nefes alabilir
  • Konuşabilir

Bu durumda hastaya dokunulmaz, öksürmeye teşvik edilir.

Tam tıkanma belirtileri:

  • Nefes alamaz
  • Acı çeker, ellerini boynuna götürür
  • Konuşamaz
  • Rengi morarmıştır

Bu durumda Heimlich Manevrası (=Karına Bası Uygulama) yapılır.

Bilinci yerinde tam tıkanıklık olan kişilerde Heimlich Manevrası (=Karına bası uygulama) nasıl uygulanır?

  • Hasta ayakta ya da oturur pozisyonda olabilir
  • Hastanın yanında veya arkasında durulur
  • Bir elle göğsü desteklenerek öne eğilmesi sağlanır
  • Diğer elin topuğu ile hızla 5 kez sırtına ( kürek kemikleri arasına) süpürür tarzda vurulur
  • Tıkanıklığın açılıp açılmadığına bakılır, açıldıysa işlem durdurulur

Tıkanıklık açılmadıysa heimlich manevrası yapılır;

  • Hastanın arkasına geçip sarılarak gövdesi kavranır
  • Bir elin başparmağı midenin üst kısmına, göğüs kemiği altına gelecek şekilde yumruk yaparak konur. Diğer el ile yumruk yapılan el kavranır
  • Kuvvetle arkaya ve yukarı doğru bastırılır
  • Bu hareket 5 kez yabancı cisim çıkıncaya kadar tekrarlanır
  • Tıkanıklık açılmadıysa tekrar sırtına vurulur
  • Bu işlemler 5’er kez olacak şekilde dönüşümlü olarak tekrarlanır
  • Hastanın bilinci kapanırsa, sert zemin üzerine yatırılır
  • Şah damarından nabız ve solunum değerlendirilir
  • Tıbbi yardım istenir (112)
  • Temel yaşam desteği uygulanır

Bilincini kaybetmiş(=bilinci kapalı) kişilerde Heimlich Manevrası:  

  • Hasta yere yatırılır, yan pozisyonda sırtına 5 kez vurulur
  • Tıkanma açılmadığı takdirde hasta düz bir zeminde başı yana çevrilir
  • Hastanın bacakları üzerine ata biner şekilde oturulur
  • Bir elin topuğunu göbek ile göğüs kemiği arasına yerleştirilir, diğer el üzerine konur
  • Göbeğin üzerinden kürek kemiklerine doğru eğik bir baskı uygulanır
  • Şah damarından nabız ve solunum değerlendirilir
  • İşleme yabancı cisim çıkıncaya kadar devam edilir
  • Tıbbi yardım istenir (112)
  • Bu hareketi 5–7 kez yabancı cisim çıkıncaya kadar ya da yardım gelinceye kadar devam edin
  • Bu tür olgularda havayolu tıkanıklığından şüphelenildiğinde, ilkyardımcılar Temel Yaşam Desteği uygulamalarını yapacaklardır. Kurtarıcı nefes verdikten sonra hava gitmiyorsa tıkanıklık olduğu düşünülür, ilkyardımcı ağız içinde yabancı cisim olup olmadığını kontrol etmeli, yabancı cisim görüyorsa çıkarmalıdır

 Bebeklerde tam tıkanıklık olan hava yolunun açılması (*):

  • Bebek ilkyardımcının bir kolu üzerine ters olarak yatırılır
  • Başparmak ve diğer parmakların yardımıyla bebeğin çenesi kavranarak boynundan tutulur ve yüzüstü pozisyonda öne doğru eğilir
  • Baş gergin ve gövdesinden aşağıda bir pozisyonda tutulur
  • 5 kez el bileğinin iç kısmı ile bebeğin sırtına kürek kemiklerinin arasına hafifçe vurulur
  • Diğer kolun üzerine başı elle kavranarak sırtüstü çevrilir
  • Yabancı cismin çıkıp çıkmadığına bakılır
  • Çıkmadıysa başı gövdesinden aşağıda olacak sırtüstü şekilde tutulur
  • 5 kez iki parmakla göğüs kemiğinin alt kısmından karnın üs kısmına baskı uygulanır
  • Yabancı cisim çıkana kadar devam edilir
  • Tıbbi yardım istenir (112)

(*) Bebek çok küçük ise ve karından baskı uygulanamıyorsa bebekler için yukarıda anlatılan uygulamalar yapılır. Ancak diğer hallerde bebeklerde yapılan uygulamalar, bilinci kapalı erişkinlerde yapılan Heimlich Manevrası uygulamaları ile aynıdır.

Paylaşın

Hasta/yaralı taşıması nasıl yapılmalı? Detaylar

Hastanın/yaralının ilkyardım müdahalesi yapıldıktan güvenli bir yere veya sağlık kurumuna taşınması sırasında belirli kurallara uyulması gerekmektedir. Bu kurallara uyulmadığı takdirde hastada geri dönüşü mümkün olmayan olumsuz sonuçlara yol açılabilir. Farklı durumlarda farklı taşıma yöntemleri kullanılır.

Hangi durumda hangi yöntemin kullanılacağı hastanın bilinç durumuna, kazanın yerine, hastanın pozisyonuna, kaç kişi ile taşınacağına, taşıyıcıların olanaklarına göre belirlenir. Hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın hastanın yaşamına zarar verebilecek faktörlerin en aza indirilmiş olduğundan emin olunmalıdır.

Hasta/ yaralı taşımada uyulması gereken genel kurallar şunlardır:

  • Zorunlu bir durum yoksa hasta ya da yaralı yerinden kımıldatılmamalıdır
  • Taşınacak kişiye olabildiğince yakın mesafede olunmalıdır
  • Hasta/yaralının başı her zaman düz tutulmalıdır
  • Kalkarken ağırlık kalça kaslarına verilmelidir
  • Yavaş ve düzgün adımlarla yürünmelidir
  • Omuzlar, leğen kemiği ve omurilik aynı hizada tutulmalıdır
  • Yön değiştirirken ani hareketten kaçınılmalıdır
  • Hasta/yaralı mümkün olduğunca az hareket ettirilmeli ve baş-boyungövde ekseni esas alınarak en az 6 destek noktasından kavranmalıdır
  • Hasta/yaralı taşıması ekip işidir, bu ekip için tüm hareketleri yönlendirecek sorumlu bir kişi olmalıdır
  • Bütün ilk yardım uygulamalarında olduğu gibi, hasta ya da yaralı taşınması sırasında ilk yardımcı kendi sağlığını ön planda tutmalı, kendini riske atmamalıdır
  • Hasta/yaralı beden mekaniği ilkelerine dikkat edilerek ve yerden destek alınarak taşınmalıdır

Beden mekaniği ilkeleri;

“Beden mekaniği”, geniş bir kavram olup hareket ederken, yük kaldırırken ve eğilirken; ayakta durma, oturma ve yatma pozisyonlarındayken ve günlük yaşamın tüm etkinliklerini yerine getirirken bireyin, kas, iskelet ve sinir sistemlerinin düzenli bir şekilde bir arada çalışması anlamına gelir. Hasta/yaralı taşıma sırasında, gerekli araç gerecin taşınmasının yanı sıra, hastanın kaldırılması ya da çevrilmesi gibi işlevlerde de beden mekaniği sıklıkla kullanılacaktır.

Eğilme, kalkma ya da kaldırma hareketleri sırasında ayak tabanları açılarak, dizler bükülmeli ve bel, sırt, boyun kaslarına ağırlık yüklemeden bütün kuvvet kalça ve bacaklardaki geniş kaslara verilmelidir. Hasta taşıma sırasında beden mekaniklerinin bilinmesi gerekir.Beden mekaniği ilkelerini anlamak için ağırlık merkezinin tanımlanması gerekir. İnsanda ağırlık merkezi, pelvis içinde lomber omur hizasındadır. Ağırlık merkezinden taban yüzeyine dikey doğrultuda geçen çizgi ağırlık çizgisidir.

İnsanda yukarıdan aşağıya doğru- mastoid kemiği, servikal ve lomber omurlar, patellaların ortasından ayak bileklerinin önüne doğru inen çizgidir.Hasta/yaralı taşıma sırasında, taşınan yük çok fazla olmasa bile yanlış tekniklerin kullanılması nedeniyle, taşıyıcıların her zaman kas ve eklemlerini incitme olasılıkları vardır. Bu nedenlerle beden mekaniği ilkeleri bilinmeli taşıyıcılar taşıma sırasında hasta/yaralının incinme olasılığı olduğu unutulmamalıdır.

Beden mekaniği ilkeleri şunlardır:

  • Bir cismin dengede kalması, bir cismin orta noktasında bulunan ağırlık merkezi ile ilgilidir
  • Bir cismin taban yüzeyi genişledikçe ağırlık merkezi cismin orta noktasına yaklaşacağından dengede kalması kolaylaşır
  • Cismin boyu küçüldükçe ağırlık merkezine yaklaştığı için denge artar
  • İşe ne kadar yakın çalışılırsa o kadar kolay hareket edilir
  • Boy uzadıkça denge azalır. Bir cismin yüksekliği arttıkça denge azalır
  • Ağırlık merkezi cismin tabanına yaklaştıkça denge artar
  • Ağırlık merkezini taban yüzeyinin dışına çıkartmamak için cisme yakın çalışmak gerekir. Bir hareket daima yer çekimi kuvvetinden etkilenir
  • Yer çekimine uygun olarak hareket etme, doğru hareket etme yöntemidir
  • Vücut mekaniğini doğru kullanmak için kaldırılacak cismin ağırlık merkezinin, kaldıran kişinin ağırlık merkezine yakın olması gerekir. Böylece iki ağırlık merkezi arasındaki uzaklık kısalır ve cisim daha rahat kaldırılır
  • Vücut yüzeyinin küçültülerek, ağırlığın geniş kaslara verilmesi, taban yüzeyinin genişletilmesi, cismin kaldırılmasını kolaylaştırır
  • Bir cismin hareket ettirilmesinde çekme, itme, yuvarlama hareketleri, kaldırmaktan daha sağlıklıdır
  • Çekme hareketinde geniş kaslar kullanılır ve sırtın dik olmasına dikkat edilir
  • Omurga üzerine fazla basınç yüklenmesi sırt ağrılarına neden olur. Bu yüzden mutlaka sırt dik olmalıdır
  • Bir cismin taşınmasında ya da yüksek bir yerden alınmasında ağırlık her iki kola eşit olarak bölünmelidir

Hasta/yaralının ikinci değerlendirmesi nasıl olmalıdır?

İlk muayene ile hasta/yaralının yaşam belirtilerinin varlığı güvence altına alındıktan sonra ilkyardımcı ikinci muayene aşamasına geçerek baştan aşağı muayene yapar.

İkinci değerlendirme aşamaları şunlardır:

Görüşerek bilgi edinme:

  • Kendini tanıtır
  • Hasta/yaralının ismini öğrenir ve adıyla hitap eder
  • Hoşgörülü ve nazik davranarak güven sağlar
  • Hasta/yaralının endişelerini gidererek rahatlatır
  • Olayın mahiyeti, koşulları, kişisel özgeçmişleri, sonuç olarak ne yedikleri, kullanılan ilaçlar ve alerjinin varlığı sorularak öğrenilir

Baştan aşağı kontrol yapılır:

  • Bilinç düzeyi, anlama, algılama
  • Solunum sayısı, ritmi, derinliği
  • Nabız sayısı, ritmi, şiddeti
  • Vücut veya cilt ısısı, nemi, rengi

Baş: Saç, saçlı deri, baş ve yüzde yaralanma, morluk olup olmadığı, kulak ya da burundan sıvı veya kan gelip gelmediği değerlendirilir, ağız içi kontrol edilir.

Boyun: Ağrı, hassasiyet, şişlik, şekil bozukluğu araştırılır. Aksi ispat edilinceye kadar boyun zedelenmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Göğüs kafesi: Saplanmış cisim, açık yara, şekil bozukluğu ya da morarma olup olmadığı, hafif baskı ile ağrı oluşup oluşmadığı, kanama olup olmadığı değerlendirilmelidir. Göğüs kafesi genişlemesinin normal olup olmadığı araştırılmalıdır. Göğüs muayenesinde eller arkaya kaydırılarak hasta/yaralının sırtı da kontrol edilmelidir.

Karın boşluğu: Saplanmış cisim, açık yara, şekil bozukluğu, şişlik, morarma, ağrı ya da duyarlılık olup olmadığı ve karnın yumuşaklığı değerlendirilmelidir. Eller bel tarafına kaydırılarak muayene edilmeli, ardından kalça kemiklerinde de aynı araştırma yapılarak kırık veya yara olup olmadığı araştırılmalıdır.

Kol ve bacaklar: Kuvvet, his kaybı varlığı, ağrı, şişlik, şekil bozukluğu, işlev kaybı ve kırık olup olmadığı, nabız noktalarından nabız alınıp alınmadığı değerlendirilmelidir.

İkinci değerlendirmeden sonra mevcut duruma göre yapılacak müdahale yöntemi seçilir.

Paylaşın

Turnike nedir, hangi durumlarda uygulanmalı?

Zor şartlar altında kanamayı acil olarak durdurmak amacıyla uygulanan bir metottur.  Turnike sadece büyük bir damarın (arterin) kesildiği hallerde gerekli olur. Turnike uygulamasını, sağlık ve ilk yardım eğitimi alan kişilerce yapılmalıdır.

İlk yardımcı; İlk yardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi ya da kişilerdir.

Dikkat edilecek hususlar;

  • Turnike uygulamasında kullanılacak malzemelerin genişliği en az 8–10 cm olmalı
  • Turnike uygulamasında ip, tel gibi kesici malzemeler kullanılmamalı
  • Turnikeyi sıkmak için tahta parçası, kalem gibi malzemeler kullanılabilir
  • Turnike kanama duruncaya kadar sıkılır, kanama durduktan sonra daha fazla sıkılmaz
  • Turnike uygulanan bölgenin üzerine hiçbir şey örtülmez
  • Turnike uygulamasının yapıldığı saat bir kağıda yazılmalı ve yaralının üzerine asılmalı
  • Uzun süreli kanamalardaki turnike uygulamalarında, kanayan bölgeye göre 15-20 dakikada bir turnike gevşetilmeli
  • Turnike uzvun koptuğu bölgeye en yakın olan ve deri bütünlüğünün bozulmamış olduğu bölgeye uygulanır.
  • Turnike, kol ve uyluk gibi tek kemikli bölgelere uygulanır, ancak önkol ve bacağa el ve ayağın beslenmesini bozabileceği için uygulanmaz. Uzuv kopması durumlarında, önkol ve bacağa da turnike uygulanabilir

Uygulama;

  • İlkyardımcı eline geniş, kuvvetli ve esnemeyen bir sargı alır
  • Şerit yarı uzunluğunda katlanır, uzuv etrafına sarılır
  • Bir ucu halkadan geçirip çekilir ve iki ucu bir araya getirilir
  • Kanamayı tamamen durduracak yeterlikte sıkı bir bağ atılır,
  1. Sargının içinden sert cisim (kalem gibi) geçirilir ve uzva paralel konuma getirilir
  2. Kanama durana kadar sert cisim döndürülür
  • Sert cisim uzva dik konuma getirilerek sargı çözülmeyecek şekilde tespit edilir
  • Hasta/yaralının elbisesinin üzerine, adı ve turnikenin uygulandığı zaman (saat ve dakika) yazılı bir kart iğnelenir
  • Çok sayıda yaralı olduğunda, yaralının alnına rujla veya sabit kalemle “turnike” veya “T” harfi yazılır
  • Hasta/yaralı pansuman ve turnikesi görülecek şekilde battaniye ile sarılır
  • Turnike 15-20 dakika aralıklarla gevşetilir, sonra tekrar sıkılır

Uzuv kopması var ise;

  • Kopan parça temiz su geçirmez ağzı kapalı bir plastik torbaya yerleştirilir
  • Kopan parçanın konduğu torba buz içeren ikinci bir torbanın içine konur
  • Kopmuş uzuv parçasının konduğu plastik torba ağzı kapatıldıktan sonra, içerisinde 1 ölçek suya 2 ölçek buz konulmuş ikinci bir torbaya ya da kovaya konulur. Bu şekilde, kopmuş uzuv parçasının buz ile direkt teması önlenmiş ve soğuk bir ortamda taşınması sağlanmış olur
  • Torba hasta/yaralı ile aynı vasıtaya konur, üzerine hastanın adı ve soyadını yazılır, en geç 6 saat içinde sağlık kuruluşuna sevk edilir
  • Tıbbi birimler haberdar edilir (112).
Paylaşın

Hamilelikte astım ve alerji nedir? Detaylar

Kronik bir solunum sistemi hastalığı olan astım, erişkinlerde görülme sıklığının ortalama %5 oranında olduğu dikkate alınırsa gebelerde de sık karşılaşılan bir sorun olduğu aşikardır. Bebeğin sağlıklı doğması, anne adayının sağlığına bağlı. Hamilelik döneminde en sık karşılaşılan akciğer hastalığının astım ve alerjik sorunlar olduğu belirtiliyor.

Araştırma sonuçlarına göre hamilelerin, yaklaşık üçte birinde astım ve alerjiyle ilgili problemler artış gösteriyor, üçte birinde değişmiyor, üçte birinde ise iyileşiyor. Bu nedenle anne ve çocuk sağlığı açısından hamile kalmadan önce yaptırılacak testler büyük önem taşıyor.

Astım ve alerjik problemi olan kadınların hamilelik öncesinde gerekli alerji testlerinin yapılmasının şart olduğu söyleniyor. Böylece hastanın duyarlı olduğu alerjenlere karşı duyarsızlaşma yapılarak hamilelik sırasında oluşabilecek krizlere karşı önlem alınabilir. Bu işlem hamilelik sırasında da yapılabilir. Ancak aşırı bir reaksiyon oluştuğu taktirde bu bebeğe de zarar verebilir. O nedenle hamilelik öncesinde yapılmasında ve bununla ilgili kayıtların iyi tutulmasında fayda vardır.

Hamilelik döneminde ilaç kullanımı;

Hamilelik döneminde güvenilirliği kanıtlanmamış hiçbir ilacın kullanılması önerilmiyor. Hamilelik döneminde astım ve alerji açısından en sık beta-mimetik ve steroidlerin aerosol formlarının kullanıldığı belirtiliyor. Beta mimetikler anne kalbinin düzensiz çalışmasına neden olabilir. Steroidler annede oral pamukçuk yapabilir. Her iki grup ilacın da bebek üzerinde belirgin bir anomaliye yol açtığı gösterilememiştir. Steroidlerin hayvan deneylerinde fetusta yarık damağa yol açabileceği saptanmış. Ancak insan fetuslarında ise bir sorun oluşturmuyor. Hamilelikte kullanılacak diğer astım ilaçları antikolinerjikler ve tefilindir.

Kalıtım faktörü;

Birçok hastalıkta olduğu gibi astım ve alerjide de kalıtım faktörünün rolü olduğu biliniyor. Astım ve alerji hastası hamile kadınların çocuğuna da aynı hastalıkların geçme ihtimali bulunuyor. Hamilelik sırasında bunu engellemek için henüz yapılacak bir şey olmadığı belirtiliyor. Ancak, bir anne babanın alerji öyküsü bilinirse ve göbek kordonunda Ig E miktarı saptanırsa dış alerjik etkenlere karşı önlem alınabilir.

Alınabilecek önlemler;

Pek çok hastalığın nedenleri arasında olduğu bilinen sigara içilmesi, genetik bir özellik olmadığı için anne karnındaki bebeğin alerji hastası olmasına yol açmıyor. Ancak, anne adaylarının gebelik döneminde yoğun sigara içmeleri düşük riskini artırıyor.

Hamile kadınların hem kendileri hem de doğacak çocukları için alabileceği birçok önlem bulunuyor. Evde özellikle çocukların odasında toz ve küf bulunmaması gerektiği belirtiliyor.

Kürklü hayvan, hava da oluşturacağı parazitler de alerjik etki yapabilir. Halı, yün ve deri giysiler, klima alerjiye ortam hazırlayabilir. Ayrıca, solunumu olumsuz etkilediği için, evde sigara içilmemeli ve virüs hastalıklarına karşı önlem alınmalıdır.

Her anne adayının kendi özelliklerini bilerek davranmasının önemine değinilerek; Anne adaylarının, daha önce yaptırdıkları duyarlılık testleri ya da kendi deneyimleriyle belirledikleri alerjen besinlerden uzak durmaları isabetli olur. Bebek doğduktan sonra, alerjik bünyeli anne, emzirme sırasında, yumurta, süt ve fıstık gibi majör alerjenlerle beslenmemelidir. Bebeğe katı gıdalar en erken 6 aylıkken verilmelidir.

Paylaşın

Guvatr nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Guvatr, boynumuzda adem elmasının hemen altında yer alan kelebek şeklindeki tiroit bezinin anormal büyümesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Tiroid bezi salgıladığı hormonlar aracılığıyla vücudumuzun ve alışma hızını düzenlemektedir. Türkiye’de de görülme sıklığı fazladır. Cinsiyet dağılımına bakıldığında, kadınlar erkeklere oranla 5 kat daha fazla risk altındadırlar.

Boynun ön tarafında yumru görünümüne yol açan guatr varlığında kişi yutkunduğunda yumru aşağı ve yukarı doğru hareket eder. Solunum sırasında zorlanma, boğazda yumru hissi ve öksürüğe yol açabilen hastalık, çoğunlukla ağrısızdır. Büyük oranda iyot eksikliğine bağlı olarak oluşan guatr, medikal yöntemlerle tedavi edilebilir.

Nedenleri;

Guatr’ın dünyada en sık görülen nedeni beslenmede iyot eksikliğidir. Diğer nedenler şunlardır:

  • Graves hastalığı
  • Hashimoto hastalığı gibi tiroidin iltihaplı hastalıkları
  • Tiroid bezinin tek tarafında nodül ya da şişlik
  • Tiroid bezinde birden fazla nodül ve şişlik varlığı (multinodüler guatr)
  • Tiroid kanseri (İyi huylu tiroid nodüllerine kıyasla çok nadir görülür)
  • Hamilelik (Hamilelik sırasında salgılanan HcG hormonu tiroid bezinin az da olsa büyümesine neden olabilir)
  • Kistler
  • Boyun bölgesinden radyasyona maruz kalan kişiler
  • Ailesinde nodül hikayesi olan kişiler

İyot içeren yiyeceklerin az olduğu bölgeler, kadın cinsiyet, çeşitli bağışıklık hastalıklarına sahip olanlar, amiodaron, interferon ve lityum gibi ilaçları kullananlar, hamilelik ya da menopoz dönemindeki kadınlar ve 40 yaş üstü kişiler guatr hastalığı açısından risk altındadır.

Belirtileri;

  • Boğaz bölgesinde gözle görülür şişlikler
  • Boğazda baskı hissi
  • Öksürük
  • Yutkunma ve yutma güçlüğü
  • Nefes darlığı
  • Ses kısıklığı
  • Çarpıntı
  • Titreme
  • Baş dönmesi
  • Halsizlik
  • Yorgunluk
  • Baş ağrısı
  • Kilo alma
  • Kabızlık
  • Saç dökülmesi
  • Cildin kuruması
  • Ağrı ve ateş
  • Guatr hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir

Tanısı:

Boynun ön bölgesinde bulunan tiroit bezinin farklı nedenlere bağlı olarak büyümesiyle oluşan guatr, rutin sağlık taramaları sırasında ya da hastalığın belirti vermesiyle fark edilir. Kişinin hekime başvurmasının üzerine hekim, öncelikle hastanın öyküsünü dinler ve fizik muayenesini yapar. Tiroit hormon düzeylerinin ölçümü için laboratuvar testleri yapılır. Ayrıca ultrasonografi ile tiroit bezi ayrıntılı olarak incelenir. Hekim, gerektiğinde ek olarak sintigrafi ve biyopsi yapılmasını isteyebilir. Elde edilen verilerin ışığında kişiye guatr tanısı koyulur.

Tedavisi;

Guatr tedavisinde ilaç tedavisi, radyoaktif iyot tedavisi ve cerrahi tedavi olmak üzere 3 farklı yöntem vardır.
Hormon eksikliği olan hastalar tiroid hormonu ilaç olarak verilmektedir. Hormon fazlalığı olan hastalara hormon yapımını baskılayacak ilaçlar verilerek hormon düzeyi normale çekildikten sonra ameliyat veya radyoaktif iyot tedavisi yapılır.

Hormon seviyelerinin normal olduğu ve genelde nodüllerin görüldüğü durumlarda genellikle cerrahi tedavi uygulanır. Cerrahi tedavide tiroid bezinin bir bölümü veya tamamı çıkarılmaktadır. Ameliyatta tiroid bezi komşuluğundaki dokuların korunması önem taşımaktadır. Ayrıca ameliyat bölgesinde iz bırakmamak için özen göstermek gerekir.

  • Hangi durumlarda guatr hastalığının ameliyatla tedavi edilmesi önerilir?

Guatr olgularında hormon düzeylerinde bozukluk, solunum ve yutma problemleri, kanser şüphesi ve guatra bağlı estetik problem nedeniyle cerrahi tedavi önerilmektedir.

  • Guatr ameliyatının riskleri nelerdir?

Guatr ameliyatında en önemli riskler ses tellerini çalıştıran sinirlerin zedelenmesi ve tiroid bezi komşuluğunda bulunan paratiroid bezinin zarar görmesidir. Ses telini çalıştıran sinirin tek veya iki taraflı olarak zedelenmesi ses kısıklığı ve nefes darlığı ile sonuçlanabilirken, paratiroid bezinin zarar görmesi kalsiyum seviyesinin düşmesine enden olmaktadır. Kalsiyum gereksinimi karşılanmazsa metabolizma, kalp ve sinir sistemi ile ilgili ciddi problemleri ortaya çıkmaktadır.

Kimler risk altındadır?

  • Ailesinde guatr, tiroid nodül, tiroid kanseri ve tiroidit gibi tiroid hastalıkları olan kişiler
  • Daha önceden tiroid nodülü nedeniyle ameliyat geçirmiş kişiler
  • Sigara içenler
  • Menopoz dönemindeki kadınlar
  • Baş ve boyuna yönelik ışın tedavisi (radyoterapi) gören kişiler kontrol ve takiplerini düzenli olarak yaptırmalıdırlar

Guatr hastalığında kanser görülme olasılığı var mıdır?

Guatr hastalığında altta yatan kanser olup olmadığını net olarak belirlemek ancak ameliyatta çıkarılan dokunun incelenmesiyle mümkün olabilir. Tüm guatr hastaları göz önüne alındığında %15 civarında kanser görülme olasılığı söz konusudur.

Ne zaman doktora gitmeli?

Eğer tıraş olurken ya da aynaya bakarken boynunuzda şişlik fark ettiyseniz; bununla birlikte çarpıntı, sinirlilik, geçmeyen ishal, kabızlık, uykusuzluk veya aşırı uyku hali, ellerde titreme, kilo alma, yutmada ve nefes almada zorluk gibi belirtiler varsa en yakınınızdaki iç hastalıkları uzmanına müracaat etmelisiniz.

Paylaşın

Göze yabancı cisim kaçmasında ilkyardım, detaylar

Bireyin yaşam faaliyetinin tehlikeye düştüğü bir durumda, sağlık görevlilerinin olay yerine varıp, müdahalede bulunacağı zaman aralığında yaralı veya yaralıların hayatlarının kurtarılması veya durumlarının kötüye gitmesini önlemek amacıyla, olay yerindeki mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamaların tümüne ilk yardım denir.

İlk yardımcı; İlk yardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi ya da kişilerdir.

Göze yabancı cisim kaçmasında ilkyardım nasıl olmalıdır?

Toz gibi küçük madde ise;

  • Göz ışığa doğru çevrilir ve alt göz kapağı içine bakılır
  • Gerekirse üst göz kapağı açık tutulur
  • Nemli temiz bir bezle çıkarılmaya çalışılır
  • Hastaya gözünü kırpıştırması söylenir
  • Göz ovulmamalıdır
  • Çıkmıyorsa sağlık kuruluşuna gitmesi sağlanır

Bir cisim batması varsa ya da metal cisim kaçmışsa;

  • Gerekmedikçe hasta yerinden oynatılmaz
  • Göze hiçbir şekilde dokunulmaz
  • Tıbbi yardım istenir (112)
  • Hastanın göz uzmanı olan bir sağlık kuruluşuna gitmesi sağlanır
Paylaşın

Göğüste kuvvetli ağrı nedenleri, belirtileri

Birçok farklı problem göğüs ağrısına neden olabilir. Göğüs ağrısı, göğüs ön duvarında hissedilen, kişide huzursuzluk hissi yaratan ve tıbbi bir destek alma gerekliliğine iten durumdur. Göğüs ağrısı, insanların acil servise gitmesinin en yaygın nedenlerinden birisidir.

Göğüs ağrısı, olası bir kalp krizinin göstergesidir, ancak başka bir durumun veya sorunun belirtisi de olabilir. Bununla birlikte göğüs ağrısı şikâyeti varlığında öncelikle mutlaka kalp sorunları ekarte edilmelidir. Göğüs ağrısının diğer nedenleri arasında akciğer sorunları, hazımsızlık, reflü, kas gerginliği, göğüs kemiğine yakın kaburga eklemlerinde iltihaplanma sayılabilir.

Göğüste kuvvetli ağrı nedenleri arasında en sık kalp spazmı (angina pektoris) ve kalp krizi (miyokart enfarktüsü) görülür. Her ikisi de kalp kasının belli bir yerine gönderilen kanın azalması sonucu oluşur.

Kalp Spazmı (Angina Pektoris) belirtileri:

  • Sıkıntı veya nefes darlığı olur
  • Ağrı hissi; genellikle göğüs ortasında başlar, kollara, boyuna, sırta ve çeneye doğru ilerler
  • Sıklıkla fiziksel hareket, fiziksel zorlanma, heyecan, üzüntü ya da fazla yemek yeme sonucu ortaya çıkar
  • Kısa sürelidir, ağrı yaklaşık 5–10 dakika kadar sürer
  • Ağrı, istirahat ile durur, istirahat halindeyken görülmesi ciddi bir durumu gösterir
  • Nefes alıp vermekle ağrının şekli ve şiddeti değişmez

Kalp Krizi (Miyokart Enfarktüsü) belirtileri:

  • Hasta ciddi bir ölüm korkusu ve yoğun sıkıntı hisseder, terleme, mide bulantısı, kusma gibi bulgular görülür
  • Ağrı; göğüs ya da mide boşluğunun herhangi bir yerinde, sıklıkla kravat bölgesinde görülür, omuzlara, boyuna, çeneye ve sol kola yayılır
  • Süre ve yoğunluk olarak kalp spazmı (angina pektoris) ağrısına benzemekle birlikte daha şiddetli ve uzun sürelidir
  • En çok hazımsızlık, gaz sancısı veya kas ağrısı şeklinde belirti verir ve bu nedenle bu tür rahatsızlıklarla karıştırılır (Bu tür gaz ya da kas ağrıları, aksi ispat edilinceye kadar kalp krizi olarak düşünülmelidir)
  • Nefes alıp vermekle ağrının şekli ve şiddeti değişmez

Diğer nedenler;

Akciğer kaynaklı sebeplerin başında; Pnömotoraks (akciğer sönmesi; akciğerdeki havanın göğüs boşluğuna sızması), plörezi (akciğer zarı iltahabı), pnömoni (akciğer iltihabı), pulmoner emboli (akciğere pıhtı atması), pulmoner hipertansiyon (akciğere kan taşıyan atar damarın tansiyonundaki artış), bronkospazm (hava yollarında spazm neden olan hastalıklar; ASTIM, KOAH)

Akciğer kaynaklı ağrılar; hastalar tarafından, derin nefes almakla artan, batar tarzda göğüs önduvarı ve sırtta hissedilir. Hastalar sıklıkla efor ile ağrılarının arttığını ve gece uyutmayabileceğini de ifade ederler.

Sindirim sistemi sebeplerinin başında; Özafagus sorunları (yemek borusu spazm ve yırtılması), GER (reflü), Pankreatit (pankreas iltihabı), safra kesesi problemleri (taş ya da iltihap). Sindirim sistemi kaynaklı ağrılar, sıklıkla yemekler ile ilintilidir, ve yemek yemekle şikayetler de artma gözlenir. Ek olarak, gaz çıkarma, şişkinlik, hazımsızlık, ağıza acı-ekşi su gelmesi ve yutma güçlüğünün ek şikayet olarak görülür

Kas ve kemik kaynaklı sebeplerin başında; Ters hareket ile yapılan kas incinmesi, Kosta Kırığı Servikal Spondiloz, Kemik Metastazları, Kostakondrit (Tietze sendromu): özellikle 2. Kot üzerinde kostakondriyel bileşkede öksürük ve hareketle artan lokal ağrı, fibromiyalji, zona (suçiçeği virüsünün aktif hale gelmesi ile sırt ve göğüs duvarında döküntülü kabarcıkların görülmesi. Kas ve kemik kaynaklı sebeplerde sıklıkla ağrı pozisyon ile tetiklenir, dinlenme, sıcak uygulama ile şikayetler geriler.

Psikolojik kaynaklı sebeplerin başında; Anksiyete ve Panik atak gelmektedir. Psikolojik kökenli göğüs ağrıları sıklıkla stres, üzüntü ve kronik yorgunluk ile tetiklenir.

Paylaşın

Göğüs ağrısında ilkyardım nedir, nasıl yapılır?

Bireyin yaşam faaliyetinin tehlikeye düştüğü bir durumda, sağlık görevlilerinin olay yerine varıp, müdahalede bulunacağı zaman aralığında yaralı veya yaralıların hayatlarının kurtarılması veya durumlarının kötüye gitmesini önlemek amacıyla, olay yerindeki mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamaların tümüne ilk yardım denir.

İlk yardımcı; İlk yardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi ya da kişilerdir.

Göğüs ağrısında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Hastanın yaşamsal bulguları kontrol edilir (ABC)
  • Hasta hemen dinlenmeye alınır, sakinleştirilir
  • Yarı oturur pozisyon verilir
  • Kullandığı ilaçları varsa almasına yardım edilir
  • Yardım istenerek (112) sağlık kuruluşuna gitmesi sağlanır
  • Yol boyunca yaşam bulguları izlenir

Olası nedenleri;

Göğüste kuvvetli ağrı nedenleri arasında en sık kalp spazmı (angina pektoris) ve kalp krizi (miyokart enfarktüsü) görülür. Her ikisi de kalp kasının belli bir yerine gönderilen kanın azalması sonucu oluşur.

Belirtileri;

Kalp Spazmı (Angina Pektoris) belirtileri:

  • Sıkıntı veya nefes darlığı olur
  • Ağrı hissi; genellikle göğüs ortasında başlar, kollara, boyuna, sırta ve çeneye doğru ilerler
  • Sıklıkla fiziksel hareket, fiziksel zorlanma, heyecan, üzüntü ya da fazla yemek yeme sonucu ortaya çıkar
  • Kısa sürelidir, ağrı yaklaşık 5–10 dakika kadar sürer
  • Ağrı, istirahat ile durur, istirahat halindeyken görülmesi ciddi bir durumu gösterir
  • Nefes alıp vermekle ağrının şekli ve şiddeti değişmez

Kalp Krizi (Miyokart Enfarktüsü) belirtileri:

  • Hasta ciddi bir ölüm korkusu ve yoğun sıkıntı hisseder, terleme, mide bulantısı, kusma gibi bulgular görülür
  • Ağrı; göğüs ya da mide boşluğunun herhangi bir yerinde, sıklıkla kravat bölgesinde görülür, omuzlara, boyuna, çeneye ve sol kola yayılır
  • Süre ve yoğunluk olarak kalp spazmı (angina pektoris) ağrısına benzemekle birlikte daha şiddetli ve uzun sürelidir
  • En çok hazımsızlık, gaz sancısı veya kas ağrısı şeklinde belirti verir ve bu nedenle bu tür rahatsızlıklarla karıştırılır (Bu tür gaz ya da kas ağrıları, aksi ispat edilinceye kadar kalp krizi olarak düşünülmelidir)
  • Nefes alıp vermekle ağrının şekli ve şiddeti değişmez
Paylaşın