Mango Milkshake, Malzemeleri, Hazırlanışı

Yaz geldi ve bazı mevsim meyvelerinin tadını çıkarmanın tam zamanı. ‘Meyvelerin Kralı’nın kendisinden daha iyi ne olabilir? Zengin ve kremsi bir tada sahip olan mango başlı başına bir tatlıdır. Kavurucu yaz sıcağında ihtiyacınız olan tek şey serin ve lezzetli bir şey. 

Haber Merkezi / Mango Milkshake, serinletici tadıyla sizi ferahlatmak için burada. Yapımı o kadar kolay ki herkes 15 dakikadan az bir sürede hazırlayabilir. Bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

Hazırlanışı;

İlk olarak mangoların kabuklarını soyun ve küçük küçük doğrayın. Kalan posayı kazıyın ve bir kapta toplayın. Ardından mangoyu, soğutulmuş sütü, şekeri ve 2 top vanilyalı dondurmayı birlikte bir karıştırıcıya ekleyin. Pürüzsüz bir karışım oluşturmak için iyice karıştırın.

Ondan sonra milkshakei iki farklı bardağın 3/4’ünü dolduracak şekilde dökün. Ardından her bardağa bir top vanilyalı dondurma ekleyin. Son olarak kabaca doğranmış kaju fıstığı, badem ile süsleyin ve servis yapın. Afiyet olsun…

Paylaşın

Malai Laddoo, Malzemeleri, Hazırlanışı

Malai Laddoo’nun çok farklı versiyonları mevcut. Bu diş gıcırdatan tatlı, her yaştan insan tarafından sevilmektedir. Bu tarifte sizlere Malai Laddoos’u en kolay şekilde nasıl yapacağınızı anlatacağız. Bu tarifte hiçbir şey pişirmenize gerek yok ve sadece beş malzemeyle en lezzetli laddoları elde edeceksiniz.

Haber Merkezi / Bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

Hazırlanışı;

Malzemelerin sığabileceği boyutta bir kaseye kavrulmuş irmiği, hindistancevizini, pudra şekerini ve taze kremayı ekleyin. Ardından iyice yoğurun. Yoğurma işlemi için ellerinizi kullanabilirsiniz. Malzemenin durumuna göre gerekirse, biraz daha irmik ekleyebilirsiniz. Kalın bir karışım elde edene kadar iyice yoğurun.

Ardından kuru üzüm ekleyip ve tekrar iyice karıştırın. Ondan sonra karışımdan küçük bir top çıkarın ve bir laddoo yapmak için avuçlarınız arasında yuvarlayın. Karışımdan daha fazla bu tür ladolar yapın ve bir tepsiye koyun. Son olarak, 15-20 dakika buzdolabında bekletin ve Malai Laddoos’unuz servise hazır. Afiyet olsun…

 

Paylaşın

Mısır Salatası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Salatalara ve sağlıklı tariflere düşkünseniz bu eşsiz tarif tam size göre. Bu Mısır Salatası tarifi, atıştırmalık olarak veya akşam yemeğinde hem sağlıklı hem de lezzetli bir şeyler yemek istediğinizde mükemmeldir. Bir sos ile yapılan bu salata tarifi, evinizde anında hit olacaktır.

Haber Merkezi / Bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

Sosu için;

Hazırlanışı;

Küçük bir kavanoza zeytinyağını, tahini, pul biberi, karabiberi, limon suyunu ve tuzu ekleyin. Kapağı kapatın ve iyice karıştırın. Ayrıca bu malzemeleri bir kasede de iyice çırparak hazırlayabilirsiniz.

Bir tavaya 1 yemek kaşığı zeytinyağı koyup biraz ısıtın. Doğranmış soğanı, domatesi, kırmızı biberi, yeşil zeytini ve siyah zeytini ekleyin. İyice karıştırın ve iki dakika soteleyin. Damak zevkinize göre kimyonu, tuzu ve karabiberi ekleyin.

Ardından haşlanmış nohutları tavaya ekleyin ve iyice karıştırın. İki dakika pişirin ve ateşi kapatın. Salatayı bir kapta toplayın. Daha önceden hazırladığınız sosu salatanın üzerine dökün ve biraz çevirin. Salatanız servise hazır. Afiyet olsun…

 

Paylaşın

Sedat Umran kimdir? Hayatı, Eserleri

1925 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Sedat Umran, 7 Ağustos 2013’te, Kayışdağı Huzurevi’nde hayatını kaybetti. İlkokulu Erenköy 38. İlkokulu’nda; ortaokulu Kadıköy 1. Ortaokulu’nda; liseyiyse Haydarpaşa Lisesi’nde 1942’de tamamladı. Ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1948’de mezun oldu.

Haber Merkezi / 1951-56 yılları arasında Merkez Bankası İstanbul Şubesi’nde ve Maliye Enstitüsü’nde memurluk yaptı. 1956’da İzmir’e taşındı ve çeşitli şirket ve fabrikalarda çevirmen olarak çalıştı. 1974’te emekli oldu. İlk şiiri 1943’te Yedigün dergisinde yayımlanan Umran, ilk şiir kitabı Meşaleler’i 1949’da kendisi yayımladı. Wilhelm Weischedel’in düşünce kitabı Felsefenin Arka Penceresi çevirisiyle, 1993 Türkiye Yazarlar Birliği Tercüme Ödülü’nü aldı. 1970’te yayımlanan Leke isimli ikinci şiir kitabı, üzerine en çok konuşulup yazılan eseri oldu. On iki şiir kitabı, on altı çeviri, dört antoloji ve bir deneme kitabı yayımladı.

Henüz 17 yaşındayken Yedigün dergisinde çıkan ilk şiiriyle edebiyat çevrelerine giren Sedat Umran, 1970’te yayımlanan Leke isimli şiir kitabında bir tür eşya sembolizmi geliştirmiş, metafizik unsurlarla modern içerikleri bir araya getirerek farklı bir şiir dili oluşturmuştur. Hasan Akay, Umran’ın şiir dilini şöyle betimler: “Umran, dili yaratıcı biçimde kullanmayı tecrübe ediyor, daha önce denenmemiş, yoğrulmamış, ham bir dil kullanıyor, adeta umrânî bir dil.”. Şiirinde Ahmet Haşim ve Necip Fazıl etkisi görülür; öyle ki kendisi bu durumu, Şiirde Metafizik Gerçek adlı deneme kitabında “Necip Fazıl olmasaydı, ben de olmazdım.” diyerek belirtmiştir. Edebiyat çevrelerinde “Yedigün Şairleri” arasında anılmasının yanı sıra “Leke’nin şairi” ya da “eşyanın şairi” olarak da tanındı.

Kendisiyle beraber Şaheserler Antolojisi’ni hazırladığı Hasan Akay, onu “son modern şair” olarak tanımlarken Mustafa Nuri Şirin’e göre Umran, sembolist şiirin belki de son örneğiydi. Osman Serhat Erkekli, Necip Fazıl’la Ahmet Haşim’in bir bileşkesi olarak tanımladığı Sedat Umran şiirlerinin “(…) onların el atmadığı konulara el atarak Türk şiirini birkaç adım ileriye götür[düğünü]” belirtmiştir. Her ne kadar Ahmet Haşim ve Necip Fazıl etkisinde olduğu bilinse de Umran, kendine has şiir diliyle bütün edebiyat çevrelerince değeri bilinmiş bir şairdir.

Örneğin İlhan Berk, Leke için şunları söylemiştir: “Yeni bir duyarlığı deniyor Leke, bu da yetmeli. Ham bir dili kullanıyor Sedat Umran, bu dil şiirin yapısına da uzanıyor, şiire karşı bir şiir deneyine giriyor bile denebilir. Başkalarını bilmem, bu beni korkunç ilgilendiriyor.” (1970). 87 yaşında vefat eden şair, Türk şiirine ve düşünce dünyasına sayısız katkıları dolayısıyla pek çok makalenin ve yazının konusu olmuştur. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Sami Baydar kimdir? Hayatı, Eserleri

26 Eylül 1962 yılında Amasya’nın Merzifon İlçesi’nde dünyaya gelen Sami Baydar, ilkokulu, ortaokulu ve Merzifon Lisesini bitirdikten sonra, 1979’da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümüne, 1981’de Neset Günal atölyesine girdi. 1983 yılında Devrim Erbil Atölyesine geçen Baydar, üç yıl sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nin Devrim Erbil Atölyesini bitirdi.

Haber Merkezi / Yüksek lisansını da aynı bölümde tamamladı.1984’te Gösteri Dergisi Resim Yarışması’nda Başarı Ödülünü kazandı. İlk kişisel resim sergisini Garanti Bankası Yonca Sanat Galerisi’nde açtı. Sami Baydar, resim çalışmalarını ve çeşitli dergilerdeki yazı etkinliğini memleketi Mrzifon’da sürdürmekte iken, 29 Ekim 2012 tarihinde, genç sayılabilecek yaşta Merzifon’da vefat etti.

Sami Baydar’ın şiir ve hikâyeleri; Beyaz, Hürriyet Gösteri, Deter, Sombahar, Ludingirra, Kaşgar, eskiZ, Göçebe, Kitap-şık, Geceyazısı gibi dergilerde yayımlandı. Şiirde kendine has bir üslup oluşturan Sami Bayar, serbest ölçüyle yazdığı şiirleriyle okuyanlarına kendine yeterli ve kendini tamamlamış bir imajlar dünyası sunar. İlk şiir kitabı Dünya Efendileri’dir. 1990 yılında ise, ilk hikâye kitabı Dünyadan Çıkış Yolları yayımladı.

Ertesi yıl ikinci şiir kitabı Yeşil Alev (1991) ve ikinci hikâye kitabı Dünya’da Anılara Bakıyorum 1991 yılında yayımlandı. Çiçek Dünyalar adlı şiir kitabında; daha derinlikli ve oylumlu bakışlar, irdelemeler dikkati çeker. Dünya İnancı-Toplu Şiirler (2012) adlı kitabında; Yeşil Alev, Dünya Bana Aynısını Anlatacak, Çiçek Dünyalar, Varla Yok Arasında, Nicholas’ın Portresi kitaplarının yanı sıra yeni kitabı Vücut Her Zaman Savaşır ile Sami Baydar’ın otuz yılı bulan şiir serüveni gözler önüne serilir.

Paylaşın

Salih Mercanoğlu kimdir? Hayatı, Eserleri

6 Ocak 1959 Ankara’da dünyaya gelen Salih Mercanoğlu, ilk ve ortaöğrenimini Kırıkkale’de yaptı. Kırşehir Eğitim Enstitüsündeki öğrenimini yarıda bıraktı. 1982 yılından sonra Akdeniz Kitabevi ve Yayınevinin sanat danışmanığını yaptı. Bir müddet İnsan degisinin yayın kurulu üyeliğinde bulundu.

Haber Merkezi / Şiirle yakından ilgilendi ve Yağmurun Elleri (1994) adlı kitabı ile 1995 yılında Ordu Sanat Evi (ORSEV) Vedat Güler Şiir Ödülü’nü aldı. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Şair olarak bilinen Salih Mercanoğlu’nun “Sevgi ve Semah” adlı ilk şiiri Yarın dergisinde yayımlanmıştır. Şiir ve yazıları Yarın, Varlık, İnsan, Kırkmerdiven Portakal, Sanat Edebiyat 81 ve Yeni Biçem gibi dergilerde yer almıştır. Şiirlerini; Sevgi ile Semah (1991), Yağmurun Elleri (1994), Ara İstasyon (2004) ve Bahçeye Çıkmak (2006) adlı kitaplarda toplamıştır. Şiirleri ayrıca Adam şiir Yıllıkları’nda (1992-1996) da yer almıştır.

Can Çocuk Dizisi’nde yayımlanan Güzel Günler Kitabı (2007) “Çocuklar kendileri için bir gün seçecek olsalardı, Nato Günü, Meteoroloji Günü, Avrupa Günü, Birleşmiş Milletler Günü gibi günleri seçerler miydi?” sorusundan hareketle yazılmıştır. Güzel Günler Kitabı, belirli gün ve haftalar adı altında yayımlanmış kitaplara ve ders kitaplarına henüz girmemiş çocuk günlerinin kitabıdır. Yaşamı çocukların bakışı ve değerleriyle zenginleştirmeye davet eden, bu yönde düşündüren bir eserdir. Mercanoğlu’nun Asuman (1994) adlı bir hikâye kitabı da bulunmaktadır.

“Sardunya”

üç
derler ya
karşılığı varmış dünyada çocuk işte
üç saksı koydu zemin kata.

ikisi sardunya
aylar sonra çiçeklendi
üçüncüsü nergis
ne bir sap ne tomurcuk
sadece
üç beş yaprak kederlendi.

çocuk işte
sardunyalardan sakız alanını
kendine seçti
az çiçeklisini kardeşine
nergis mi?
o benmişim -öyle söyledi-

üç
derler ya
beni boşver!
çocuk belki, hayat kesindi.

“Kısa Mesafe”

zor
hayata dahil olmak taşrada
eve dahil oldum ben de

yok
ne odayım ne mutfak
sadece uzun bir antre

kim
o bile diyemem kapı çalsa
bana değil dışarıda bekleyen bahçe

belki
kollarımı kesmeden önce
yıllar önce, hani sokaktayken ateş
hani aşık paşa’da
parmakları sigortasız mustafa
horozlu cep aynasından
henüz çıkarmamışken yüzünü
hani kar yağarken kırlaşan şehre

yok
ne gencim ne ihtiyar
sadece kısa bir mesafe

Paylaşın

Salih Bolat kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Temmuz 1956 yılında Adana’da dünyaya gelen Salih Bolat, ilk ve orta öğrenimini Adana’da tamamladı. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Sosyal Politika Bölümü’nden mezun oldu. Hacetepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora yaptı. Halen Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinde öğretim üyeliği yapmaktadır.

Haber Merkezi / İlk şiir kitabı Yaşanan’ı 1983’te yayınladı. Bu kitapla 1984 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü’nü kazandı. Şiirlerini, yazı ve çevirileri; Petek, Oluşum, Türkiye Yazıları, Süreç, Hürriyet Gösteri, Yeni Düşün, Adam Sanat, Adam Öykü,Varlık, E, Edebiyat ve Eleştiri, Kum , Günümüzde Kitaplar, Cumhuriyet, Demokrat, Siyah Beyaz gibi dergi ve gazetelerde yayımladı. Arkadaşlarıyla birlikte Koza Dergisini yayımladı. Yapıt ve Yarın dergilerinin yayın kurullarında bulundu. Radyo C ve Radyo Altı Nokta’da programlar yaptı.

Eserleri; Yaşanan, Bir Afişin Önünde, Sınır ve Sonsuz, Karşılaşma, Uzak ve Eski, Gece Tanıklığı, Deniz Feneri Behçet Aysan Kitabı (Eren Aysan ile birlikte), Öykü Yazma Teknikleri Yaratıcı Yazma Dersleri, Açılmış Kanat, Duygusal Düşünceler

Ödülleri; Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü (1984), Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü (1986), Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü (1992)

“Gülün İlkesi”

Dağa çizilmiş resimdir
Bir çocuğun babası olmak
Yakından balınca anlaşılmaz
Uzaktan belli eder kendini.

Taşrada yalnız yaşamaktır
Bir çocuğun babası olmak
Atlarla çarşıya girince köylüler
Upuzun bir turna katarı
Sonbaharın altını çizer.

Radyoda uygun bir istasyon aramak
Aynanın önünde yılların tortusunu taramak
Hep aynı dalda açmaktan yorulmak
Başka nedir, bir çocugun babası olmak?

Gülün ilkesidir vaktinde solmak.

“Gravür”

bu dağlar o çok öldüğüm dağlar değil
eğri büğrü gülen bu çocuk
bu yamyassı rüzgar
kapının önünde uluyan bu gece
ufukta uyanan bu masmavi kadın cesedi deniz
bu yeni doğmuş tayın ıssız adımları
sığ sularda boğulan bu balık
o değil

bu umutsuzluğun gravürü
umutsuzluk: tabutuma çakılacak son çivi

Paylaşın

Salih Aydemir kimdir? Hayatı, Eserleri

10 Ocak 1967 yılında Amasya’da dünyaya gelen Salih Aydemir, Perihan Hanım ve öğretmen Sefer Aydemir’in oğlu olan şair; İlk, orta ve liseyi Ulukışla’da okudu. Dokuz Eylül Üniversitesi Muğla İşletme Fakültesinden mezun oldu.

Haber Merkezi / 1997’den itibaren İstanbul’da öğretmenlik yaptı. 2002’de Öteki-siz Yayınlarını kurdu, Öteki-siz dergisi ve yayınlarını yönetti. Edebiyatçılar Derneği üyesidir, evlidir ve hâlen İstanbul’da yaşamaktadır.

İlk olarak 1991 yılında Demokrat Dergisi’nde bir röportajı yayımlandı. Daha sonra şiir ve denemeleri; Öteki-siz, Üç Nokta, Kuzey Yıldızı, Islık, Kül, Ağır Ol Bay Düzyazı, Sanatta Yaratım dergilerinde yer aldı. İlk hikâyesi “Gündelik Hayatın Gözleri Şaşıdır” Mozaik Şiir-Sanatı İnadı dergisinde 1997 yılında yayımlandı. Fayton, Sevi, Mum, İskenderiye, Kütüphanesi, Budala dergilerinde yer aldı.

Şiirlerini yedi ayrı kitapta toplayan Aydemir’in şiirlerinde ilk dikkat çeken bütünlük arayışı olmuştur. Meriç Hanım’daki şiirleri; şiir-yaşam, şiir-geçmiş, şiir-şimdi bağlamlarında okunabilecek bir nitelikte okur karşısına çıkar.

“Saklı Şiir”

aklın en orta yerinde büyüdüm
yol kesen her dil içinde
huy ve gurur taşıdı beden
suya bakan göz çekti gözünü
el çekti virgül noktasından

kaçtım suların ses ve yüzünden
oruç tuttum sözcüklere ve yas
günah üstüne günah yattım
sustum meşhur uykulara
saklı rakılara sahte müziklere
suça ve yasa ve geceye kaldım

hala büyüyor bir harfin hecede susması
bari sözcükler üşümeseydi şairlerin dizelerinde
oysa dili susan kadınlar
şehir üstüne şehir düşürselerdi pazarları

aklı başında kalan şair nokta olur hayata
soylu dikenlerin intiharından habersiz
uzun ve geçmiş bir dile akar gözyaşı
akşamın gözü kalır camlarda

ıslak kentler içinde toz bir masa
korku sabahların ustası olur büyür kir
aklın en uzak yerine kasılır rüzgâr

gül olur da buz kesmez mi dil

“Çocuksun Çünkü”

murat önder’e

içimde yaşıyorsun, sen beni öldüremezsin
mumlar üç kez yandı
üç kez söndü sabaha kadar dilimde
sen akıyordun içime doğru; saatler durdu
bir intihar olasılığı içinde tekrarlanıyor hayat
bir çift gözyaşı akıyor gecenin damarlarından
sus, ağlatma sabahları bu aşk için
mumlar çocuklar için yanar sonra kendine

gözlerini üzen yollarda bıraktım devrim tarihimi
önce öpüştük kokladık saçlarımızı
sonra bir daha koştuk ayrılıklarımıza
toz kıvılcım içinde demir yığını bir kalp bıraktın
ağlama, üzüldüğün gibi değil aslında aşk
aslında öyle, bu uzaklık hiçbir kayıta geçmedi
ateşi yak son sigarımız bu, son başlangıcımızdı bizim

yokluk kazanılmış bir zaferin hatırası
tenindeki kırgınlık doğduğumuz yer
yanıldık işte bu sevişmede, yanıldım ilk gecemde
sana hayatı anlatamam çocuk, anlatamam yangınları
anlatamam ayrılışları, sana sessiz gelişlerimi
sustukça eksilen korkularımı hiç ama hiç anlatamam

aşk yenilir her yalnızlıkta; öfkenin kazandığı yerde biz aşktık
takvimi aç ve yırt beş mayıs günceni
sen sıfırdan başladın içimdeki sıfıra
asyalı bir sabırla işgal ettin arzuyu; beyazdın
yüzüne vuran ışık kadar sarıydın pazarları
kanlı pazarlar için yağıyordu kar
git ya da kal ama ölme; bu aynada iki ayrı boşluğuz

sen işlenmiş bir günahın provasında çocuktun
çünkü sesimi duyurmadım dudaklarındaki iklime
her soğukta içime sarhoş bir yağmur yağıyordu
aklımdaydın

kimi zaman iğfal ediyorum gözlerimdeki korkuyu
acının aynalarda kırıldığını unutuyorum çocuktun çünkü

Paylaşın

Salah Birsel kimdir? Hayatı, Eserleri

14 Kasım 1919 yılında Balıkesir’in Bandırma İlçesi’nde dünyaya gelen Salah Birsel, 10 Mart 1999 yılında İstanbul’da yaşamını yitirdi. Ortaöğrenimini İzmir’de Saint Joseph Fransız Okulu ve İzmir Erkek Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. 2 yıl sonra aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne geçti, 1948’de mezun oldu.

Haber Merkezi / 1943-1949 arasında İstanbul Nişantaşı Ortaokulu’nda Fransızca öğretmenliği, 1953-1956 arasında iş müfettişliği, 1956-1960 arasında Edebiyat Fakültesi Kütüphane Müdürlüğü, 1960-1973 arasında Türk Dil Kurumu Yayın Kolu Başkanlığı yaptı.

İlk şiirleri 1937’de “Gündüz” dergisinde yayınlandı. 1940-1950 arasında “İnkılapçı Gençlik”, “Sokak”, “İnsan”, “Seçilmiş Hikayeler” gibi dergiler şiirlerine yer verdi. “Yenilik”, “İnsan”, “Sokak” ve “Nokta” dergilerinin yayını çalışmalarına katıldı. Şiirleri öncelikle zekaya, ince alaya dayanan yergi ağırlıklı şiirler. Garip ve İkinci Yeni akımlarını kendine göre yorumlayarak uzaktan izledi.

Şiirlerinde halk şiirine yaklaşan bir söyleyiş yöntemine ulaştı. Yalın üslubu, hoşgörülü konu seçimleri ve ince alaylı yaklaşımıyla, kendine özgü farklı bir yerde bulundu.

Asıl ününü 1970’lerde peş peşe yayınlanan “denemelerle” kazandı. Günlük konuşma dilinde pek az bilinen sözcük ve deyimlerden başka, kendi yarattığı ilginç deyişleri de sıkça kullandığı ve anlatımına egemen kıldığı alaycı tavrıyla bu denemelerde özgün bir üslup yarattı.

“Salâh Bey Tarihi”ni oluşturan “Kahveler Kitabı”, “Ah Beyoğlu, Vah Beyoğlu”, “Boğaziçi Şıngır Mıngır”, “Sergüzeşt-i Nono Bey”, “Elmas Boğaziçi” ve “İstanbul-Paris” kitaplarında, geçmişin İstanbul kahvelerini, Beyoğlu ve Boğaziçi’nin sanat çevrelerini anlattı.

1990’larda büyük bir coşkuyla tekrar şiire döndü. İroni ve humor özellikleri taşıyan şiirleriyle modern şiirimizi tema ve dil bakımından demokratlaştırdı, geliştirdi.

Eserleri;

Şiir; Dünya İşleri, Hacivatın Karısı, Ases, Kikirikhane, Haydar Haydar, Köçekçeler, Bütün Şiirleri, Varduman, Sevdim Seni Ey İnsan, Baş Ve Ayak, Seçme Şiirler, Rumba Da Rumba

Roman; Dört Köşeli Üçgen

İnceleme / Araştırma; Şiirin İlkeleri, Rüştü Onur, Sen Beni Sev, Fransız Resminde İzlenimcilik, Goethe, Seyirci Sahneye Çıkıyor

Deneme; Kendimle Konuşmalar, Seyirci Sahneye Çıkıyor, Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Paf ve Puf, Halley Kimi Kurtarır, Amerikalı Tolstoy, Bir Zavallı Sarı At, Yapıştırma Bıyık, Şişedeki Zenci, Asansör, Kediler, Hafiyeler Önde Gider, Nezleli Karga, Yalnızlığın Fırınlanmış Kokusu, Tarih / Salâh Bey Tarihi: Kahveler Kitabı, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu, Boğaziçi Şıngır Mıngır, Sergüzeşt-i Nono Bey, İstanbul – Paris, Günlük, Kuşlar Örtünmek, Hacivat Günlüğü, Yaşlılık Günlüğü, Aynalar Günlüğü, Bay Sessizlik, Gece Yarısı Mektupları

Çeviri; Birsel’in J. Janet (Hizmetçiler), M. Jacob (Genç Bir Şaire Öğütler), M. Duras (Bütün Gün Ağaçlarda)

Ödülleri; 1970 TRT Deneme Başarı Ödülü /”Keçi Çobanı Kuzu Çobanı” ile, 1976 Türk Dil Kurumu Deneme-Eleştiri-Gezi Ödülü / “Şiir ve Cinayet” ile, 1982 İş Bankası-Deneme-Eleştiri Büyük Ödülü / “Paf ve Puf ” ile, 1986 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü / “Yaşlılık Günlüğü” ile, 1994 Behçet Necatigil Şiir Ödülü / “Varduman” ile

Paylaşın

Sait Maden kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Mayıs 1931 yılında Çorum’da dünyaya gelen Sait Maden, 19 Haziran 2013’te hayatını kaybetti. İlk ve ortaöğrenimini Çorum’da tamamladı. On üç yaşındayken şiir yazmaya başlayan Maden, on sekiz yaşında Fransızcadan çeviriler yaptı. Şiire ve resme olan tutkusundan dolayı İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Resim Bölümünde yüksek öğrenimine devam ederek Bedri Rahmi Atölyesinden mezun oldu (1949-1954).

Haber Merkezi / Resim sanatının yanı sıra 1950’li yıllardan grafik sanatıyla yakından ilgilendi. 1955-1960 arasında tiyatro dekorları ve sinema afişleri tasarladı ve çizdi. 1960’tan sonra ilgisini tamamen grafik sanatına yoğunlaştırdı. Sekiz bin kitap ve dergi kapağı çizerek bu alanda bir rekora imza attı. Kitaplarda kullandığı fontların bir kısmı kendi tasarımıdır. 500 kadar da logo, broşür, ambalaj ve etiket tasarımı yapan Maden, siyasi partiler için seçim afişleri de tasarlamıştır. 1958-1963 arasında gazetelerde ressamlık yaparak geçimini sağladı. 1964’te kendi grafik atölyesini kurdu ve profesyonel grafiker olarak çalışmalarını sürdürdü. 1968’de faaliyete geçen “Grafik Sanatçıları Derneği”nin kurucularından biri olan Sait Maden, bir süre derneğin başkanlığını da üstlendi.

1979’da başladığı ve Türkiye adına bir ilk olan “Başlangıcından Bugüne Türk Grafik Sanatı” adlı kapsamlı projesini zaman ayıramadığı ve sponsor bulamadığı için tamamlayamadı. Ancak kitabın birinci bölümünü Çevre dergisinde yayımlatmayı başardı. Projenin 1830 sonrasına ait bölümünü ise özet olarak kaleme aldı ve Grafik Sanatı dergisinde yayımlandı. Sait Maden, logo tasarımlarını 1990’da Simgeler adını verdiği kitapta topladı. Şiir ve çeviri kitaplarını yayınlayabilmek için 1996’da Çekirdek Yayınları’nı kurdu. Eşi Ayten Maden de çocuk kitapları yazar ve çizeridir. Maden, Varlık Dergisi 1950 Çeviri Şiir Yarışması Birincilik Ödülü (Baudelaire’den “Moesta et Errabunda” ile) ve Türk Dil Kurumu 1976 Çeviri Ödülü’nü (Aragon’dan “Elsa’ya Şiirler” ile) almıştır.

Edebiyatla ilgisi on üç yaşından itibaren yazmaya başladığı ve on sekiz yaşında da çeviri yoluyla ilgilendiği şiir sahasında geçekleşir. Küçük yaşlardan itibaren Anadolu’nun bütün sesleriyle kulağının dolduğunu, on iki yaşına kadar ninniler, ilahiler dinlediğini dile getiren şair, on üç yaşında divan şiirini okumaya başladığını ve Leyla ile Mecnun’u ezberlediğini söyler. Aynı yıllarda “bir oturuşta yüz dize aruzla şiir yazdığının” altını çizer ve Dıranas’ın Baudelaire çevirisini okuduktan sonra dikkatini çeviri işine yönelttiğini belirtir.

Maden, akademi yıllarında ilk olarak Eminönü Halkevi’nin sanat etkinliklerine katılmaya başlar ve ilk yazılarını Beş Sanat adlıyla Halkevi’nin çıkardığı dergide yayımlar. Bu süreçte edebiyatla ilişkisini, “Beş altı şair arkadaşımla birlikte bir şiir sergisi açtım orada; kaligrafim çok iyiydi, şiirleri kendi elimle yazdım. Dergiye bir kapak çizdim. İlk profesyonel işim buydu” şeklinde dile getirir. Bundan sonra şiirleri, şiir yazıları ve çevirileri İstanbul, Yeditepe, Türkçe, Yansıma, Türk Dili, Yazko Edebiyat, Somut, Gösteri ve özellikle sürekli biçimde Soyut dergisinde yayımlanır. Dilin yenileşme olanaklarını sonuna kadar kullanarak kendine özgü bir şiir dili kurmaya çalışır.

Şiire aktif olarak başladığı süreçte Türk şiirinde kullanılmayan veya çok az kullanılan ölçüler dener. Sözgelimi dokuz heceli şiire yeni duraklar bulur, on altı hecenin ötesine pek geçmeyen dizeleri yirmi dört heceye kadar yükselten örnekler kaleme alır. Değişik duraklardaki biçimleri kullanarak zengin sesler elde etme yoluna gider. Şiirin geçmişe özgü temel değerlerinin yok olduğu düşüncesiyle ahenk unsurlarını ve ölçüyü önemseyen Maden’e göre, “Nasıl anatomi ve fizyoloji bilmeyen bir hekim, statik bilmeyen bir mühendis, armoni (ses matematiği) bilmeyen bir müzikçi, desen (çizgi matematiği) bilmeyen bir ressam düşünülemezse, şiirin anatomisiyle fizyolojisi, statiği, armonisi, deseni demek olan ölçü, uyak gibi halk ve divan şiirinden gelme sıkı düzenleri, bu sözel matematiklerin uzun deneyimini sindire sindire yaşamamış bir ozan, dolayısıyla bir çevirmen de düşünülemez”. Sait Maden’in bütün şiirlerinde gelenekle bağını koparmadan yeni biçimsel denemeler yaptığını söylemek mümkündür.

Maden’in sanatçı kimliği birbirini tamamlayan iki ana damardan ilerler: Grafik ve edebiyat. Onun yazın yaşamını şekillendiren grafik ve edebiyat ilişkisini kendisi şu sözlerle dile getirir: “Benim grafiğimi biçimlendiren, alttan alta etkileyen ve destekleyen, besleyen tek kaynak benim şiir tarafımdır. Edebiyatım, benim resmimi çok besledi”. Şiirini görsel sanatıyla bir araya getiren Maden, resimle şiir birlikteliğini oldukça önemsemiştir. “Bende şiirle resim birbirini törpüleyerek gelişti; bir alandan ötekine sürekli bilgi, görgü, deneyim aktardım. Bu yüzden şiirim genelde imge ağırlığına dayalı bir nitelik kazandı. Söylediğim her şeyin yalnız zihinsel değil, görsel olarak da algılanmasına çalıştım”.

Bir yandan şiir yazan Maden, diğer yandan şiir çevirileri yapmaya devam eder. Çeviri onun sanatçı kimliğinin önemli bir bileşeni olarak küçük yaşlarda başlayıp ömrü boyunca sürdürdüğü, kendisine ödüller kazandıran en önemli alan olur. İspanyol Lorca’nın şiirlerini Türkçeye çevirebilmek için İspanyolca öğrenir. Dünyanın ünlü şairlerinden başta Baudelaire olmak üzere Mayakovski, Aragon, Lorca, Neruda, Paz, Eluard ve Perse ile pek çok yabancı şairin şiirlerini Türkçeye çevirerek Türkiye’de tanınmalarını sağlar. Çeviri konusunda dünyanın en büyük gezginlerinden biri olduğunu düşünen Maden, “Dünyanın bütün dillerini dolaştım.

Çeviri yapmadığım ülke, ulus, toplum çağ kalmadı.” söylemini ve kendisini çeviriye iten sebepleri de Feridun Andaç ile yaptığı söyleşide şu sözlerle dile getirir: “Yalnızca bir merak değildi bu. Kendi şiirimin kaynaklarını arıyordum. Türk şiiri besin olarak yetmiyordu. Dünyanın en aç insanıyım ben. Bir yandan Lorca’yı Fransızcadan çevirmeye başladım, diğer yandan da İspanyolca öğrendim. Hem yanlışlardan kaçmak, hem de ürünün doğuşunu anlamak için bu çabaya girdim. Aynı şey Mayakovski’de oldu”. Sait Maden bir dönem Hayyam gibi birtakım İranlı şairleri çevirmek için Farsça da öğrenmeye çalışır.

Sait Maden’in Türk edebiyatında özellikle 1950’de Varlık Yayınevi tarafından düzenlenen çeviri yarışmasında aldığı birincilik ödülünden sonra tanınırlığı artmıştır. Şiirde biçim-içerik ilişkisine son derece önem vermiş, şiir dünyasını resim ve grafik alanlarındaki yetkinliğiyle harmanlayarak oluşturmuştur. Şiirlerinde belli bir anlayış, akım ya da şairin etkisinde kalmak istemediğini ifade eden Maden, “etkilenmeyeyim diye bütün şairleri okudum” diyerek özgünlüğünü korumak istediğinin altını çizer. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın