Mehmet Emin Yurdakul Kimdir? Hayatı, Eserleri

13 Mayıs 1869’da İstanbul’da dünyaya gelen Mehmet Emin Yurdakul, 14 Ocak 1944 yılında İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’ni (Ortaokul) bitirdi, Mektebi Mülkiye’nin idadi(Lise) bölümünden ayrıldı.

Haber Merkezi / Babıâli Sadaret Dairesi’nde kâtip atandı. Bir süre Hukuk Mektebi’ne devam etti fakat yarıda bırakıp memurluğa döndü. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Padişah aleyhine yazıları nedeniyle Erzurum’a atandı. Kısa süreler Hicaz ve Sivas valiliğinde bulundu.

Türk Ocağı Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı ve başkanı oldu. Türk Yurdu dergisini yönetti. İttihat ve Terakki yönetimiyle anlaşamadı ve Erzurum’a vali olarak gönderildi. Ertesi yıl da emekli oldu. Musul’dan milletvekili seçildi. Halide Edip, Köprülüzade Fuat ve Hamdullah Suphi ile birlikte Hars ve İlim Heyeti üyeliğinde bulundu. Türk Fırkası’nı kurdu. İstanbul’un işgalinden sonra Anadolu’ya geçti. Antalya, Adana, İzmir çevresinde çalıştı. Cumhuriyetle birlikte ölünceye kadar Şarkikarahisar, Urfa ve İstanbul illerinden beş dönem millet vekili seçildi.

Yazın yaşamı şiirle başladı, ilk şiiri Servet-i Fünun dergisinde yayınlandı. Milli edebiyat akımı ve Türkçülüğün önde gelen temsilcileri arasında yer aldı, Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarına karşı Türkçülüğü savunan hamasi şiirler yazdı. Hece ölçüsü ve yalın Türkçe ile dörtlük geleneğinin dışına çıkarak üçer, altışar, sekizer dizeler ile biçim yenilikleri getirdi.

Yapıtları;

Türkçe Şiirler (1899)
Türk Sazı (1914)
Ey Türk Uyan (1914)
Tan Sesleri (1915, 1956)
Ordunun Destanı (1915)
Zafer Yolunda (1918)
Aydın Kızları (1919)
Dante’ye (1920)
Mustafa Kemal (1928)
Ankara (1939)

“Benim Ömrüm”

ruhumdaki hanımelleri koktuğunda
bahar geldiğini sanırdım
oysa misketli çocukluğummuş
senden arta kalan.
bir arnavut kaldırımı hafifliğinde
eteklerin salınırken
tanrı geldi sanırdım
sesinden
oysa
sadece
seni
öpmek
isterdim

gece vakti omuz basında parlayan ay
en şeytan zamandır
o yüzden hep omuz başını öpmek istedim
masumlaşmak için…
seni görünce
bu gün sokakta gördüğüm yedi aylık çocuğun
dünya telaşı sarıyor beni
ama…
ama hep giderdin sen
yazları kışlık yalnızlığınla bırakırdın
sonra sevişirdik
en beyaz çarşaftan daha beyaz
dökülürdü siyah saçların
bir bardak su getirmek için
severdim seni hoyrat yalnızlığımla
mutfaktan bir bardak su,
seviştikten sonra…
uslu bir güvercin sessizliğinde içerdin elimden
ve göğüslerini kapatacak kadar benimdin
sinemasız sevişmelerden sonra…
sen hep giderdin…

Paylaşın

Mehmet Can Doğan Kimdir? Hayatı, Eserleri

8 Haziran 1969 yılında Aksaray’da dünyaya gelen Mehmet Can Doğan, ilk ve orta öğrenimini doğduğu şehir Aksaray’da tamamladı. 1990 yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimini (1995), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde doktorasını tamamladı (2007).

Haber Merkezi / 1990-1998 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı Ankara Ahmet Yesevî Lisesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olarak görev yaptıktan sonra 1998-2009 arasında Gazi Üniversitesinde Türk Dili Okutmanı olarak çalışan Mehmet Can Doğan, 2009 yılından bu yana Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde öğretim üyesidir.

Yeni Türk Edebiyatı doçenti olan Doğan, akademik kimliğinin yanı sıra şairliği ve eleştirmenliği ile ön plana çıkmış bir isimdir. Polemik, Araf, Son Duvar, Sonsuzluk ve Bir Gün, Kurgan Edebiyat kuruluşunda yer aldığı ve editörlüğünü yürüttüğü dergiler arasındadır. 90’lı yılların sonunda radyoda hazırladığı programların bazıları “Edebiyat’ın İçinden”, “Yeni Yayınlar” ve “Haftanın Portresi” adlarını taşır. 1990’lı yıllardan itibaren şiirleri, eleştirileri, incelemeleri ve diğer yazıları ile görünmeye başlayan şair, günümüzde de Türk edebiyatının süreli yayınlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Türk şiiri üzerinde yoğunlaşan ve arkeolojik bir nitelik kazanan araştırmaları birkaç kez kitaplaştırılmıştır. Şair, Beş Şair Beş Poetika adlı incelemesiyle 1993 yılında Milliyet Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür.

Mehmet Can Doğan, yayımladığı ilk şiirlerinden itibaren farklı bir şiir dilinin peşinde olduğunu hissettiren, yayımladığı her şiir kitabında daha da incelen bir zevk ve duyarlılıkla bu dili dönüştürüp sürdüren bir şairdir.

İlk iki şiir kitabı 1993 ve 1997 yıllarında yayımlanan Doğan’ın kitaplarına vermiş olduğu Mene Tekel Feres ile Törenler ve Komplolar isimleri dahi, 2005 yılında yayımlanacak ve Yücel Kayıran’ın bir poetik ayrım olarak nitelendirdiği Şaman’ı, duyuş tarzı bakımından hazırlar niteliktedir. Bu duyuş tarzı ve tarzın şiir dili ile ilişkisi ise şu cümlelerle ifade edilir: “Mehmet Can Doğan’ın şiirinin biçim bakımından ayırıcı özelliği, şiire yorumun ve denemenin olanağını katmasında ortaya çıkmaktadır. […] Can Doğan’ın getirdiği, denilebilir ki, nedensellik zemini üzerinde düşünüş biçimi değil, olasılık zemini üzerinde düşünüş biçimi. Bu şiirin ‘sıkı’ veya ‘sert’ görülmesinin nedeni de buradan kaynaklanıyor. […] Bu şiirin temel birimi kelime değil dize de öykü de. Can Doğan, şiiri dize veya kelimelerle yazmıyor, şiiri öykü üzerine kurmuyor. Bu şiirin temel birimi dilin kendisi. Örneğin yorumlama, dille bir oyun oynama tarzında ortaya çıkıyor”.

Şaman’dan sonra yayımlanan dört şiir kitabında da kullandığı şiir dilinin giderek derinleştiği ve şairin üslubunu oluşturan temel unsurların tamamen belirginleştiği söylenebilir. Buradan hareketle Doğan’ın bilinçli bir şekilde şiir üzerine düşündüğü anlaşılmaktadır. Böylelikle Doğan’ın şiirinde geçen herhangi bir dizenin, yalnızca ilham veya ahenkten değil, dilin içindeki gelenekten, dış dünyaya ait izlenimlerden ve kendi şiir dilindeki ustalıktan beslendiği görülebilir. Kimi zaman bir türküde geçen bir imaj, kimi zaman gündelik hayatta karşılaşılabilecek bir ayrıntı, kimi zaman çağrışım gücü yüksek bir imge, aynı şiirin içinde dildeki bu ustalıkla var olabilir. Akademisyen ve eleştirmen kimliği ile yöneldiği Türk edebiyatı tarihinin de şairlik birikimine kaynaklık ettiği, referanslı imajları ve metinleriyle gözlenebilmektedir.

Orhan Kahyaoğlu, Modern Türkçe Şiir Antolojisi 1920-2000 adlı kitapta, Doğan’ın şiirinden söz ederken 1990’lar şiirinde baskın olan varlık sorununun iç hesaplaşmasına değinir ve şairin “metaforik bir atmosferle kendi şiirini şekillendirme uğraşında” olduğunu ve “bu şiirin de kişiselleştiği ölçüde olgunlaştığını” ifade eder. Seçilen şiirlere bakıldığında, Şaman’dan sonrasının görülmediği kanısını oluşturan bu yorum, Can Doğan’ın şiir dili üzerinde yoğunlaşan üslubunu işaret etmesi bakımından önemlidir. Bununla birlikte şairin, özellikle bütüncül bir biçim-içerik ilişkisiyle yayımladığı son iki şiir kitabı olan Üvey İkiz ve Camekân’da, kendi şiirini şekillendirdiği, kendi şiir dili bağlamında bir ustalığa ulaştığı söylenebilir.

Paylaşın

Mehmet Butakın Kimdir? Hayatı, Eserleri

17 Nisan 1979 yılında Bingöl’de dünyaya gelen Mehmet Butakın, ilk ve ortaokuldan sonra Bingöl Lisesinden mezun oldu. Yüksek öğrenimini Elazığ Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde tamamladı. Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisansını tamamladı.

Haber Merkezi / 2004-2005 yıllarında İstanbul’da danışmanlık yaptı. Yazıları Varlık, Düzçınarı, Radikal İki, Milliyet Sanat, Sanat ve Hayat, Virgül, Yasakmeyve ve Sonra Edebiyat’ta yayımlanan Butakın, 2001’de Yaşar Nabi Nayır Gençlik Şiir Ödülüne ve aynı yıl ‘Seküler Cumhuriyet: Türkiye’nin Siyasal ve Toplumsal Değişimi’ adlı çalışmasıyla Milliyet Ödülleri Sosyal Bilimler Ödülüne değer görüldü.

Mehmet Butakın, şiirlerinde; aşk, sevgi, isyan, hasret, gurbet konularını işler. İlk şiir kitabı olan Israr Falcıları (2003), Üniter Düşüncenin Sonu, Özgürlük Önermeleri 2003’te, son şiir kitabı Yaylılar İçin Dörtlü 2006 yılında yayımlandı.

Mehmet Butakın, Üniter Düşüncenin Sonu Özgürlük Önermeleri (2003) kitabında; demokratik ilkelerin, küreselleşme sürecinde geçirdiği evrimin kodlamalarını işlemektedir. Yazar, adı geçen eserinde Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde yaşadığı hukuksal dönüşümü, yeni siyaset tarzının standartlarını ne ölçüde yükselteceğini, siyasal alanda bir yeniden yapılanma ihtiyacı olduğunu anlatır.

“Dağ kantatı”

eski bir masal yontusu olduğum
söylenebilirdi sana. sen ki bir su
hatırasını unutmadan büyürsün için
bir aşina ispiralya’dan dönersin
boyunda kalem kokusu.
düşersin gülşen-i râz’ın tayfına.
rüyandaki elvana baksam anların1 belki.
elirı1de değildi o hiçbir şeylerden
herkesin bir anlam çaldığı burgaçlı yollar.
yanmış bir şerhin enkazı üzerinde dimdik
ya da bütün ahrazların burkulmuş kalbine
dokunmadan,her tortuda
bir parçasını bıraktığım güz definesi.

bir şiir için gelinir mi buralara ta uzaklardan
taşıyarak birkaç ölü kelimeyle beklemelisin
kendini. hem bunun neresi soru?
kalbine gelini mi, her hatırladığında seni
bir âyindeymiş gibi allah’a yeniden inanan
bir münzeviyim oysa?

uzak bir dağı hatırla.

 

Paylaşın

Mehmet Başaran Kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Nisan 1926 yılında Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesine bağlı Ceylanköyü’nde dünyaya gelen Mehmet Başaran, 27 Haziran 2015 tarihinde hayatını kaybetti. Başaran’ın cenazesi doğduğu yer olan Ceylanköyü’nde toprağa verildi. Mehmet Başaran, Türkiye Yazarlar Sendikası, Türkiye Öğretmenler Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Dil Derneği, PEN Yazarlar Derneği, Köy Enstitüleri Derneği ve Çağdaş Eğitim Vakfı üyesiydi.

Haber Merkezi / İlkokul eğitiminin ilk üç yılını köyünde geçirmiş olan yazar, öğrenim hayatının kalan kısmını ise Uzunköprü Gazi Mahmut İlkokulu’nda tamamladı. 1943 yılında Kepirtepe Köy Enstitüsü’nü, 1946 yılında da Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü bitirdi ve Antalya Aksu Köy Enstitüsü öğretmenliğine atandı. Kendisi gibi köy enstitüsü mezunu Birsen Başaran ile evlendi. 1947 yılında askere alındı. Askerlikten sonra Balıkesir’in Edremit Bölgesi’ne Gezici Başöğretmen olarak atandı.

Gömeç ve Edremit Gazi Okulu’nda ilkokul öğretmenliği yaptı. 1960’tan sonra da İstanbul’daki ortaokul ve liselerde Türkçe öğretmeni olarak çalıştı. 1961 yılında Sabahattin Eyüboğlu’nun başkanlığında bulunan İmece dergisini çıkardı ve üç buçuk yıl Yurt Ansiklopedisi’nde görev aldı. 1956-1960 yılları arasında İstanbul Millî Eğitim Müdürlüğü sicil bölümü memurluğu ve Folklor bölümünde Eflatun Cem Güney’e yardımcılık görevlerinde bulundu.

1965 yılında Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın kuruluş çalışmalarına katıldı ve bu sendikanın yönetimi ile Marmara Bölge Temsilciliği görevlerinde bulundu. 1974 yılından sonra görevini 50.Yıl Tahran Lisesi’nde yazın öğretmeni olarak sürdürdü.1979 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. 1980 askeri darbesinden sonra Söğütler Ses Verince ve Yağmur Gelini adlı çocuk kitapları için açılan davalar zaman aşımına uğrayıp düştü.

1940’lı yılların sonundan itibaren güçlenen köy edebiyatı hareketinin ve köy enstitülü yazarlar kuşağının en önde gelen isimlerinden biri olan Mehmet Başaran, “Elif Diye Bir Türkü” adlı öyküsü ile TRT 1970 Sanat Ödülleri Yarışması’nda başarı ödülünü, “Ayarlanmak” adlı öyküsü ile 1974 Sabahattin Ali Hikâye Yarışması ikicilik ödülünü ve Mehmetçik Memet adlı romanıyla da 1979 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı aldı.

Almış olduğu diğer ödüller ise şunlardır: 1993 Sabahattin Ali Kültür Günleri Onur Ödülü, 1996 Rıfat Ilgaz Onur Ödülü, 1997 Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü, 1998 Truva Kültür Sanat Edebiyat Ödülü, 2008 BUYAZ Dünya Şiir Günü Ödülü.

Şiirlerinde Başaran, öykü ve romanlarında H. Meran, F. Deniz, Mehmet B., Deniz B. ve F. Ceylan imzalarını kullanan sanatçının ilk şiiri Balıkesir’de çıkan Türk Dili Gazetesi’nde 20 Ekim 1943 tarihinde yayımlandı. Diğer şiir ve öyküleri, Köy Enstitüleri dergilerinden başlayarak Yücel, Varlık, Ülkü, Yeditepe, İmece, Yansıma, Yeni Dergi, Demet, Ufuklar, Yeni Ufuklar, Pazar Postası, Kaynak, Küçük Dergi, Yaprak, Yelken, Papirüs, Türk Dili, Somut, Milliyet Sanat, Adam Sanat, Karşı, Dünya Kitap, Gösteri, Yazko Edebiyat gibi dergilerde yer aldı.

1953 yılında ilk şiir kitabı olan Ahlat Ağacı’nı yayımladı. TRT-2’de “Günebakan” adlı beş bölümlük eğitim programı hazırladı. Öğretmeniz Acıya Sürgün adlı kitabındaki öyküleri Kocaeli Bölge Tiyatrosu tarafından sahnelendi. Eserlerinde daha çok köy yaşamını konu almış, eğitim sorunları üzerine eğilmiş ve bu sorunları dile getirmiştir. Öğretmenim Hasan Ali Yücel, Tonguç Yolu, Sabahattin Eyüboğlu ve Köy Enstitüleri, Özgürleşme Eylemi: Köy Enstitüleri adlı eserleriyle köy enstitülerinin bir bakıma tarihini yazmıştır.

Paylaşın

Mehmet Aydın Kimdir? Hayatı, Eserleri

4 Mart 1923 yılında Afyonkarahisar’ın Emirdağ İlçesinin Bayat Bucağında dünyaya gelen Mehmet Aydın, 31 Mart 2016 yılında Ankara’da hayatını kaybetti. İlkokul ve ortaokulu Bayat’ta okudu. Afyon Lisesi (1943) ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü (1948) bitirdi.

Haber Merkezi / Kayseri/Pazarören, Kars/Cılavuz, Erzurum/Pulur Köy Enstitülerinde, Çanakkale Öğretmen Okulu, Bursa, Konya-Selçuk ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüleri’nde öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. Paris’te ve Belgrad’da Türkçe okutmanlığı (1965-1967) yaptı. Türk Dil Kurumu’nda Terim Kolunda uzman olarak çalıştı.

1980 yılında kendi isteği ile emekliye ayrıldı. Dil Derneği ve Ankara Edebiyatçılar Derneği’nin kurucularından olan Aydın; 1962’de Türkiye Öğretmenleri Milli Federasyonu Yönetim Kurulu, Türkiye Yazarlar Sendikası, Dil Derneği, Edebiyatçılar Derneği, Sanat Kurumu, Dışişleri Türk Derneği, Türkiye Gaziler Vakfı, Sivil Emekliler Derneği, Kültür Bakanlığı Yayınlar Dairesi ve HAGEM üyelikleri yaptı. Son olarak çalıştığı Bilkent Üniversitesi’nden sağlık nedeniyle 2008 yılında emekli oldu.

Aldığı ödüller şunlardır: Özgürlüğe Açılan Eller (1970 TRT Büyük Ödülü), Oluşum Dergisi Eleştiri Birincilik Ödülü (1980), Abdi İpekçi Deneme Yarışması Mansiyon Ödülü (1989), Güneş Dergisi Şiir Mansiyon Ödülü (1991), Nasrettin Hoca Fıkra Derleme Mansiyon Ödülü (1997), Ankara Valiliği Türk Eğitimine Hizmet Ödülü (1998), Türk Folkloruna Hizmet Ödülü (1998), Türkiye Yazarlar Sendikası ve Edebiyatçılar Derneği Emeğe Saygı Ödülü (2001).

Şiirleri Varlık, Türk Dili, Güney, İnsancıl, Kıyı, Damar gibi dergilerde, yazıları ise Cumhuriyet’te yayımlandı. İlk şiirlerinde toplumcu-gerçekçi şiir çizgisinde olan Aydın; halk şiiri geleneğinden söyleyiş ve biçim olarak yararlandı. Türk Dil Kurumu’nda görev yapması ve dilde sadeliğe özen göstermesi nedeniyle şiirlerinde de duru bir anlatıma yöneldi. 1950’li yıllardan itibaren kaleme aldığı şiirlerini Özgürlüğe Açılan Eller adıyla yayımlayan Aydın; toplamda sekiz şiir kitabı çıkardı.

Mehmet Aydın, Türk Dili ve Edebiyatının çeşitli alanlarına yönelik araştırma-inceleme kitapları yayımladı. Ders kitabından, söyleşiye ve sözlük çalışmalarına kadar geniş bir alanda yoğun bir çalışma ve yayın faaliyeti gerçekleştirdi. Şairliğinin yanında edebiyat ve dil alanındaki bilimsel kitaplarıyla da tanındı.

Paylaşın

Mehmet Atilla Kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Ocak 1959 yılında Muğla’nın Bodrum İlçesinin Turgutreis Beldesi’nde dünyaya gelen Mehmet Atilla, ilköğrenimini aynı yerde tamamladı. Turgutreis Ortaokulu’nun 1972’deki ilk mezunlarındandır. Lise öğrenimi için İzmir Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi’nin Tesviye Bölümü’ne kaydoldu. 1975’te bu okulu bitirdikten sonra, aynı yıl girdiği Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulu’ndan 1979 yılında mezun oldu.

Haber Merkezi / İlk görev yeri olan Samsun Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi’nde teknik öğretmen ve müdür yardımcısı olarak iki ayrı dönemde toplam 11 yıl görev yaptı. Bu sürecin ortasında bir yıl kadar da Yozgat Akdağmadeni Endüstri Meslek Lisesi’nde (1984-1985) çalıştı ve 1990 yılı sonunda İzmir’e atandı. Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi’nde sürdürdüğü öğretmenlik görevinden 2003’te emekli oldu, 2009’dan sonra da çoğunlukla Turgutreis’te yaşamaya başladı.

Şiirleri Milliyet Sanat, Aydınca, Düşlem, Kıyı, Dize, Damar, Bir, Yeni Biçem, Yaşasın Edebiyat, Bahçe, Varlık ve Kum dergilerinde yayımlandı, hikâyeleri de Fayton, Üçüncü Öyküler, Adam Öykü ve Ünlem adlı dergilerde yer aldı. Evli ve bir çocuk babası olan Mehmet Atilla, Dil Derneği, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği ile Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir. Atilla, çocuk ve gençlik edebiyatına Bu Yayınevi tarafından 1997 yılında yayımlanan İngiltere’den Gelen Konuk adlı kitabıyla girdi, daha sonra arka arkaya kitaplar yayımladı, ödüller aldı. Parktaki Gergedanlar adlı ilk gençlik romanı, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği tarafından “Yılın Kitabı Ödülü” ne değer görüldü; ayrıca Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu’nun (IBBY) 2011 yılı “Onur Listesi”nde yer aldı.

Mehmet Atilla’nın aldığı diğer ödüller şunlardır: TARİŞ Edebiyat Ödülleri Öykü ikinciliği (1993); Kıyı Dergisi A. Selim Teymur Köşe Yazısı ikinciliği (1995); Mevlüt Kaplan Çocuk Öyküleri birinciliği (1996); P.E.N. Edip Cansever Şiir Yarışması Özel Ödülü (1996); Arkadaş Z.Özger Jüri Özel Ödülü (1999); Ankara Öykü Günleri Leyla Erbil Öykü Ödülü (2000); Bilgi Yayınevi “e-kitap” öykü Ödülü (2002); Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri birinciliği (2007); Tudem Edebiyat Ödülleri Çocuk Şiirleri ikinciliği (2009); ÇGYD Yılın Kitabı Ödülü (2011).

Edebiyat dünyasına şiirle adım atan Mehmet Atilla’nın ilk çalışması, 1984 yılında Milliyet Sanat dergisinin “Genç Şairler” köşesinde yayımlandı. Daha sonra değişik dergilerde şiirler yayımladı ve 1999 yılında “Arkadaş Zekai Özger Ödülü”nde seçici kurul özel ödülüne değer bulunan dosyası, Beşinci Tat Şiirleri adıyla 2004 yılında Mayıs Yayınları’ndan çıktı. Bu arada hikâye çalışmalarına da ağırlık veren Atilla, bir yandan da çocuklar için eserler üretmeye başladı. Bilgi Yayınevi tarafından düzenlenen “e-kitap” yarışması “öykü” ödülünü alan Sancı Yılanı (2003) adlı dosyası, daha sonra Bilgi Yayınevi tarafından basılı kitap olarak da 2003 yılında yayımlandı. Heyamola Yayınları’nın semt kitapları dizisinde 2011 yılında İzmir’in Karabağlar semtini yazdı.

Bodrum’un İkinci Dünya Savaşı sırasında 1940’lı yıllardaki yaşantısını kurmaca bir aşk hikâyesi ekseninde anlatan ve İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkemize sığınan insanları; acıları, sevinçleri, coşkuları, hüzünleri, umutları, yazgıları ve kederleriyle ele alan İsKanDil (2009) adlı romanı, aynı zamanda köy eğitmenlerinin edebiyata taşınmasına katkıda bulundu. Roman, kurmaca bir yapı içerse de savaşın yaşandığı yıllardaki olayları, geçişleri, aşkları gerçekçi dil ve sade anlatımla dikkatlere sunar.

Mehmet Atilla, şairliğinin dil ve anlatım ustalığını romanında da sergiler. Ege bölgesinin havasına ve yaşama tarzına ilişkin gözlemlerini sıcak ve rahat bir anlatımla betimler. Sözcük seçimi ve cümle kurma titizliğiyle Türkçeye özen gösterir. Atilla, güçlü kalemiyle, yerinde betimlemeleriyle ve sağlam kurgusuyla gençlik duygularını irdeleyen başarılı bir yazardır. Yazar, aynı zamanda şair olmanın avantajıyla imgenin gücünü de kullanır düz yazılarında. Amacı gelişigüzel şiirli anlatım tutturmak değil, insandan ve doğadan süzülen şiiri yalınlığı ile açığa vurmaktır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Açıkladı: CHP Belediyelerinde Asgari Ücret 4 Bin 500 TL Olacak

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı video mesajda “CHP belediyelerinde, yani sosyal demokrat belediyelerde en düşük ücret yani asgari ücret 4 bin 500 lira olacak” açıklamasında bulundu.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ayrıca belediyelerimizle bu hafta sonu Kayseri’de buluşup kara kış fonunu konuşacağız. Biz kuracağız o fonu biz. Yalnız değilsin sevgili halkım, yanınızdayız. Bu felaketi birlikte, omuz omuza atlatacağız.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından ‘Bu gece size bir haberim var’ notuyla videolu bir paylaşım yaptı. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

”Bugün Merkez Bankası, şahsın emri ile akla mantığa sığmayan bir karar aldı. Biz 128 milyar dolar konusunu halkımıza söyleyince bu sorumsuz saray avaneleri pankart indirme derdindeydi. En büyük dertleri çevirdikleri alavereli kimse bilmesin. Açıkca arka kapıdan dolar sattılar. Birilerini zengin ettiler.

Erdoğan’ın durumu ortada. Bir ekonomik intihar treninin lokomotifi oldu. Bu rezaletler dünyada ilk kez yaşanmıyor. TÜİK rakamları oynuyorlar ya bu geçmişte Yunanistan’da yapıldı. Gidip baksınlar, sonuçları ne olmuş.

Açlığı algıyla yönetemezsiniz. Artık kendinize geliniz. Erdoğan’ın kendisi imza atsın tüm bunlara. Ayrıca saray ve şurekasının üzerine bugün yoğun çalıştık. Kararımızı da bildirerek geceyi kapatmak istiyorum: CHP’li belediyelerde en düşük ücret 4 bin 500 lira olacaktır.”

Paylaşın

BM Genel Sekreteri Guterres: Türkiye’den Gönderilen İnsani Yardımı Sıkı İzliyoruz

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Türkiye’nin Cilvegözü ile Suriye’nin Bab El Hava sınır kapısından BM ve ortakları tarafından yapılan insani yardım teslimatının sıkı bir şekilde izlendiğini, bunun “en kritik insani yardım operasyonu” olarak değerlendirildiğini söyledi.

Amerika’nın Sesi’nde yer alan habere göre; Çoğunluğu Suriye’nin İdlib vilayetindeki muhaliflere ulaşan insani yardımın uzatılması konusunda, geçen Temmuz ayında BM Güvenlik Konseyi’nin veto hakkı bulunan iki daimi üyesi Rusya ve Çin’in itirazları yüzünden konseyde uzun süren tartışmalar yaşanmıştı.

BM Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğunluğu, Suriye’ye insani yardımın dört ayrı kapıdan yapılması için ısrarcı olsa da yardımın teröristlere gittiğini iddia eden Rusya, uzun süre Türkiye’nin Cilvegözü sınır kapısından Suriyeli muhaliflere yapılacak insani yardıma karşı çıktı.

Suriye’ye insani yardımın ulaştırılması için Rusya, uygulamayla ilgili konsey kararının süresinin dolmasına kısa süre kala ikna edilmiş ve yardımın süresi şartlı olarak bir yıl daha uzatılmıştı. BM Genel Sekreteri’nin yardım süreciyle ilgili altı ay sonra bir rapor yayınlaması ve otomatik olarak yardım sürecinin bir yılda tamamlanmasına karar verilmişti.

Amerikan haber ajansı AP, Guterres’in Türkiye’den Suriye’ye yapılan insani yardımla ilgili hazırladığı rapora ulaştı. BM’de ilgili kişilere dağıtılan rapordan AP’nin elde ettiği belgelere göre, Genel Sekreter Guterres yaşanan tüm güçlüklere rağmen Suriye geneline ilkeli ve şeffaf bir şekilde insani yardım ulaştırıldığını ve hizmetler sunulduğunu belirtti.

Guterres’in raporunda, sınır kapısından gönderilerin insani yardımın kontrol ve takibinin nasıl yapıldığını detaylandırdığını, bölgedeki insani yardım operasyonunu dünyanın en yakından izlenen operasyonlarından biri olarak nitelendirdiği belirtildi. Genel Sekreter Guterres’in, çatışma bölgesinden ulaştırılan yardımın sevk ve teslimatında açık bir ilerleme kaydedildiğini ifade ettiği ancak BM’nin altı aylık planı tam olarak uygulayabilse bile yapılan insani yardımın ihtiyaçları tamamen karşılamadığını ifade ettiği kaydedildi.

Paylaşın

“Türkiye, Kronik Yüksek Enflasyon Dönemine Girmiştir”

DEVA Partisi Lideri Babacan, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, “Bugün açıklanan asgari ücret, daha ocak sonunda vatandaşlarımızın, işçilerimizin eline geçmeden erimeye başlayacak. Üzülerek söylüyorum ki şu anda Türkiye artık kronik yüksek enflasyon dönemine girmiştir.” dedi.

Haber Merkezi / Merkez Bankası’nın faiz indirimi kararı üzerine de açıklama yapan Babacan, “Erdoğan tam gaz inada devam ediyor, yanlışta ısrar ediyor. Sonuçta dolar kuru daha da arttı, artmaya devam ediyor. Dolar kuru artınca A’dan Z’ye her şeye zam geliyor, anlamadınız mı hâlâ? Yoksulluk, açlık artıyor.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabın üzerinden gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Babacan’ın açıklamaları şöyle;

“Bu asgari ücretin ilk ödeneceği tarih ocak ayının sonu. Ancak şöyle bir gerçekle karşı karşıyayız: Sadece 1 Kasım’dan bu yana, bir buçuk ay içerisinde dolar kuru tam yüzde 60 arttı. Bu yüzde 60’lık kur artışı hemen ocak, şubat, mart, nisan aylarında yüksek enflasyon olarak tekrar vatandaşlarımızı etkileyecek. Bugün açıklanan asgari ücret, daha ocak sonunda vatandaşlarımızın, işçilerimizin eline geçmeden erimeye başlayacak. Üzülerek söylüyorum ki şu anda Türkiye artık kronik yüksek enflasyon dönemine girmiştir.”

“Erdoğan inada devam ediyor”

Babacan, Merkez Bankası’nın faiz indirimi kararı üzerine şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan tam gaz inada devam ediyor, yanlışta ısrar ediyor. Sonuçta dolar kuru daha da arttı, artmaya devam ediyor. Dolar kuru artınca A’dan Z’ye her şeye zam geliyor, anlamadınız mı hâlâ? Yoksulluk, açlık artıyor.

Faizi düşürmenin yolu talimat değildir. Faiz ancak hukukla, adaletle, demokrasiyle, insan haklarına saygıyla düşer. Ehliyetli, liyakatli ve dürüst kadroların iş başına geçmesiyle düşer. Bu ülkeyi planlı, programlı, istişareyle yöneterek faiz düşer. Merkez Bankası faiz düşürüyor da ne oluyor? Aynı dönemde Hazine’nin borçlanma faizlerinin çok hızlı bir şekilde arttığından niye Erdoğan bahsetmiyor? Eylül başında yüzde 17 olan Hazine’nin 5 yıl vadeli borçlanması şu anda yüzde 23 buçuk. Hazine, yüzde 23 buçuk faizi 5 yıl arka arkaya sürekli ödemek zorunda kalıyor. Vatandaşlardan toplanan vergiler, doğrudan Hazine’nin faiz ödemesi olarak ödeniyor. Gerçekten yazık, günah.

Artık bu inattan, bu yanlıştan vazgeçin. Ülkenin ekonomisi akılla, bilimle yöneterek düzelir. Enflasyon da faiz de ancak akılla, bilimle düşer. Israrla, inatla, yanlış akıl dışı tezlerin ülkeye dayatılmasıyla ne faiz ne enflasyon düşer.”

Paylaşın

HDP’li Günay: Doların Yükselmesi İle Kimler Zenginleşiyor?

Dolar/TL kurundaki yüksele ilişkin açıklama yapan HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, “Bugün dolar 15 TL’yi geçti. Aslında ülkenin içinde olduğu durum gözler önüne serildi. Doların bu kadar yükselmesinin kimleri zengin ettiğini buradan sormak gerekiyor. Yükselen dolar bu halkı, emekçileri yoksullaştırıyor. Türk lirasını pula dönüştürüyor, iktidarın destek verdiği birilerini de zengin ediyor.” dedi.

Haber Merkezi / Partisine yönelik açılan kapatma davasını da değerlendiren Günay, “Kobanî Kumpas Davasında olduğu gibi kapatma davasını da boşa çıkaracağız. Halkımızla birlikte sokaklarda omuz omuza mücadele ederek Türkiye demokrasi güçleriyle birlikte mücadele ederek bunu başaracağız, çünkü bu kapatma davası aynı zamanda Türkiye demokrasisine yönelik bir saldırıdır. Hep birlikte omuz omuza Türkiye demokrasisi ve geleceğini korumak için mücadele edeceğiz. ” ifadelerini kullandı.

“Kılıçdaroğlu’nun olası adaylığına yönelik HDP’nin alacağı tavır nedir?” sorusuna da Ebru Günay, “HDP’nin bu konudaki tavrı daha önce hazırladığımız deklarasyondaki tavrımızdır. Başka bir tartışma bizim açımızdan söz konusu değildir” şeklinde cevap verdi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Günay şöyle konuştu:

“Dün akşam üzücü bir haber aldık, hukuk camiasının önemli isimlerinden Prof. Dr. Yücel Sayman’ı yitirdik. Hukuk camiası ve insan hakları mücadelesi açısından önemli bir kayıp. Bize iyi bir hukuk deneyimi ve perspektifi bıraktı. Hukuk camiasına, ailesine sevenlerine dostlarına ve meslektaşlarına başsağlığı diliyoruz.

Bir ülkenin cezaevleri o ülkenin demokrasisinin aynasıdır. Maalesef Türkiye cezaevleri ölüm evine döndü. Sadece son bir haftada cezaevinde iki hasta tutuklu hayatını kaybetti. Halil Güneş Diyarbakır Cezaevi’nde, Abdülrezzak Şuyur ise Şakran Cezaevi’nde hayatını kaybetti ve ailelerine tabutları teslim edildi. Her iki hasta mahpusun tedavileri ve sağlık hakları engellendi ve adeta ölüme terk edildiler. Halil Güneş 29 yıldır cezaevindeydi, tek başına ölüme terk edildi. Kemik kanseri tedavisi görüyordu, Ulucanlar başta olmak üzere birçok cezaevinde kaldı ama bu iktidarın Adalet Bakanlığı’nın kendisine reva olarak gördüğü ölüm, zulüm ve işkence oldu.

Düşman hukukundan vazgeçin Aysel Tuğluk’u tahliye edin

Garibe Gezer, Kandıra Cezaevi’nde tecavüze uğradı, işkenceye maruz kaldı, mektuplarla sesini duyurmaya çalıştı ama Adalet Bakanlığı talebine cevap vermedi. İntihar süsü verilerek bir cinayetin altına imzasını attı. Adli Tıp Kurumu Kürtler söz konusu olduğunda cinayet raporları düzenliyor. Söz konusu kurum mafya çete olunca tahliyelerinin önünü açan raporlar düzenleyen bir kurum haline geldi. Kürtler ve muhalifler söz konusu olduğunda düşman hukuku uygulandığının en somut göstergesidir bunlar. Bunlar bizler açısından kabul edilmez. Bu düşman hukukundan bir an önce vazgeçin. Adalet Bakanlığı’na bir kez daha seslenmek istiyorum. Cezaevlerinin ölüm evlerine dönüştüğü bu uygulamalardan ve düşman hukukundan vazgeçin. Başta Aysel Tuğluk olmak üzere bütün hasta tutukluları tahliye edin.

Doların yükselmesi ile kimler zenginleşiyor?

Bütçe görüşmeleri devam ediyor. Meclis yoğun bir bütçe görüşmesi içinde. Bugün dolar 15 TL’yi geçti. Aslında ülkenin içinde olduğu durum gözler önüne serildi. Doların bu kadar yükselmesinin kimleri zengin ettiğini buradan sormak gerekiyor. Yükselen dolar bu halkı, emekçileri yoksullaştırıyor. Türk lirasını pula dönüştürüyor, iktidarın destek verdiği birilerini de zengin ediyor. Bütçe görüşmeleri başlarken bizler Saray’a, savaşa değil halka bütçe ayrılmasını savunduk. Bunu hem alt komisyonda hem de genel kurulda dile getirdik. Bu düzende bir siyasal kriz olduğu çok açık. Faizin sebep enflasyonun sonuç olduğu ise bir hikaye. Yönetememek sebep, siyasal kriz sebep, ekonomik kriz ise sonuç. Bunu bir çok kez söyledik. Bütçe görüşmeleri esnasında Saray’ın bakanlarının bütçeyi sunamadıklarını, ülkeyi yönetememe hallerinin, emekçiye yoksula bütçe ayrılmadığını, savaşa talana ve ayırdıkları bütçenin savunması yapamadıklarını, buna karşılık vekillere parmak sallayarak hamaset yaparak yönetememe krizlerinin üstünü örttüğüne bütün Türkiye tanıklık etti.

Barınamıyoruz, geçinemiyoruz, grevdeyiz diyenlerin sesini Meclis’te yükselttik

Bizler bütçe görüşmeleri öncesinde hem sahada iş ve aş buluşmalarında hem de kadın yoksulluğu kampanyalarımızda emekçileri, kadınları, gençleri, işsizleri, EYT’lileri dinledik ve onların sesi olduk ve taleplerini Meclis’te dile getirdik. Bütçe görüşmeleri devam ederken halkımız sokaklardaydı, yoksullaşmasına, ekonomik krize tepkisini dile getirdi. Milyonlar geçinemiyoruz diye sokaklardaydı. Biz onlarla sokaklarda omuz omuza mücadele ettik. Barınamıyoruz diyen gençlerin karşısına kolluk dikildi. Milletvekili arkadaşlarımız gençlerin sesini de Meclis’te yükseltti. Görevdeyiz, grevdeyiz diyen sağlık emekçileri ile birlikteydik, dayanıştık. Aynı zamanda sağlık emekçilerinin sesini, taleplerini Meclis’te yükselttik. Bütçe görüşmeleri sırasında DİSK geçinemiyoruz diye İstanbul’da miting yaptı. Biz onlarla da birlikte sahada yan yanaydık. KESK 18 Aralık’ta Diyarbakır’da geçinemiyoruz diyerek bir miting yapacak ve biz orada da olacağız. Çünkü Saray’a, savaşa değil halkın bütçesini destekliyoruz. Halkımızla beraber sokakta mücadele ederek iktidarın bu faşizan uygulamalarına karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.

Yargının sopaya dönüştürülmesine müsaade etmeyeceğiz

Partimiz iktidara karşı en büyük muhalefeti yapan bir parti. İktidarın muhalefeti siyaseten ekarte etmediği  durumlarda da yargıyı bir sopa olarak kullandığını biliyoruz. Bunun en büyük mağduru partimizdir. Bütçe görüşmeleri devam ederken aynı zamanda Sincan’da da Kobanî Kumpas Davası görüldü. Mahkeme başkanının ve üyesinin değiştirilmesi iktidarın açık bir şekilde yargıya müdahale ettiğinin göstergesi. Savunma yapmak için arkadaşlarımıza makul süreyi vermemesi üzerine arkadaşlarımızın duruşmayı protesto etmesine karşı duruşmalar görüldü. İlk günden bu güne arkadaşlarımız duruşma salonlarında direnerek iktidarı yargıladı ve yargılamaya devam edecek. Çünkü baştan sona kumpas, yalan ve iftiralarla dolu bir yargılama süreci var. Yeterli sürenin verilmemesi, bundan korktuklarının göstergesi, çünkü arkadaşlarımız yalanlarını, kumpaslarını salonda yüzlerine haykırıyor. Hakikatlere tahammülü olmayan iktidar arkadaşlarımızın savunma hakkını engelleyerek kendi sopasına dönüştürdüğü yargısı üzerinden kararlar almaya çalışıyor. Ne arkadaşlarımız ne de HDP’nin dostları ve mücadele arkadaşları yargının iktidarın elinde sopaya dönüşmesine müsaade etmeyecek.

Kapatma davasını halkımızla birlikte boşa çıkaracağız

Partimize yönelik kapatma davasına ilişkin hukukçu arkadaşlarımız meslektaşlarımız, ön savunmamızı hazırladı ve Anayasa Mahkemesi’ne sundu. Sadece ön savunma bile hukuk fakültelerinde ders niteliğinde okutulacak cinsten. Çünkü biz o iddianamenin hangi karanlık odalarda hazırlandığını biliyoruz. Uzun bir süredir AİHM’in kararlarında geçtiği üzere iktidar ve ortağının siyaseten alt edemediği  muhalefeti ekarte etme aracına dönüştü bu yargı kıskacı. Kapatma davası bunun en açık örneğiydi. Kobanî Kumpas Davasında olduğu gibi kapatma davasını da boşa çıkaracağız. Halkımızla birlikte sokaklarda omuz omuza mücadele ederek Türkiye demokrasi güçleriyle birlikte mücadele ederek bunu başaracağız, çünkü bu kapatma davası aynı zamanda Türkiye demokrasisine yönelik bir saldırıdır. Hep birlikte omuz omuza Türkiye demokrasisi ve geleceğini korumak için mücadele edeceğiz.

İstanbul Kongremizde emeği geçenlere teşekkür ediyoruz

İstanbul Kongremizde o coşkulu fotoğraf, bu saldırılara en büyük cevaptı. “Mecali kalmamış” diyenlere en büyük cevaptı. Emeği geçen bütün arkadaşlarımıza tekrardan teşekkür ediyoruz. İstanbul Kongresi sadece bir örnekti ondan önce Tekirdağ ve Mersin’de yaptığımız mitingler en somut örnekti. Parti kurullarımız sokakta mücadele etme, demokrasi güçleri ile birlikte ortak mücadele zeminini yaratma çalışmalarımızı sürdürüyor. Bu  eylem ve etkinliklerimiz kesintisiz bir şekilde sürecek. Bizler birlikte mücadele edince güçlüyüz, birlikte mücadele ettiğimiz takdirde ülkenin demokrasisini koruyacağız. HDP’ye yönelik saldırılar, demokrasiye yönelik saldırılardır. Gelin hep birlikte HDP’yi savunarak Türkiye’nin demokrasisini ve geleceğini savunalım. Bu Türkiye’nin geleceği açısından barınamıyoruz, geçinemiyoruz, görevdeyiz, grevdeyiz diyen emekçiler açısından da HDP’nin savunulması önemlidir.

Meclis’te Kürt dili ve kültürüne karşı düşmanlaştıklarını gördük

Bütçe görüşmeleri yarın sona eriyor. Bu görüşmelerde çok şeye tanıklık ettik, en önemlisi de iktidarın Kürtçe düşmanlığı oldu. Sahada Kürt dili ile problemi olmadığını iddia eden ama Meclis’te birkaç kelam Kürtçe konuşmaya tahammüllerinin olmadığına tüm Türkiye tanıklık etti. Birkaç deyim, birkaç cümle Kürtçe konuşmaya çalışan arkadaşlarımızın mikrofonları kapatıldı. “Meclis Başkanvekilleri, milletvekilleri ve vatandaşlar anlamıyor” diyerek anlaşılmayan, bilinmeyen dil olarak kayıtlara geçti. Tutanaklarda bilinmeyen dil, X olarak geçirildi ama aynı kürsüde farklı dillerdeki konuşmalara iktidar partisi sesini çıkarmadı. Kürtler söz konusu olduğunda, oy istemek söz konusu olduğunda Kürtlerle kardeş olduğunu, Kürtlerle bir sorunları olmadığını dile getirenlerin nasıl Meclis’te Kürt dili ve kültürüne karşı düşmanlaştığını gördük. Bizler bunlara meydanı asla bırakmayacağız. Kürt dilini ve kültürünü savunmak ve korumak için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Aynı zamanda Türkiye’de konuşulan bütün dillerin özgürce ifade edilebilmesi için her türlü mücadeleyi de yürütmeye devam edeceğiz.”

İktidar aftan önce hasta tutsakları tahliye etmeli

Soru: İktidarın seçimden önce genel af ilan edeceği söyleniyor. Bunun da oy oranları üzerinde etki yaratacağı söyleniyor. Muhalefet partisi olarak sizce Türkiye’de genel af gerekli mi? Sizin bu konudaki tavrınız ne olacak?

İktidarın her dönem kendisini kurtarmak için bu çeşit spekülasyonlar yarattığını hepimiz biliyoruz. İktidarın cezaevi politikaları ortada. İktidar aftan önce hasta tutsakları tahliye etmeli. Cezaevinden cenazelerin değil insanların tedavi görmek için dışarı çıktığı, ailelerini görmek için dışarı çıktığı bir süreç hazırlanmalı. Bu bir kulis bilgisi, doğruluğu tartışılır ama iktidarın ve Adalet Bakanlığı’nın cezaevi politikası ortada. Özellikle Kürt tutsaklara intikam almak için düşmanca yaklaştıklarını hepimiz biliyoruz. Bizim için önemli olan bu uygulamaların bir an önce değiştirilmesidir. Genel af başka bir tartışma konusu. İktidarın cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, insanların yaşam hakları iktidarın seçim kazanmasına ve hesaplarına alet edilemeyecek kadar hayatidir.

Cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin tavrımızı deklarasyonumuzda açıkladık

Soru: Erken seçimin yoğunca konuşulduğu bir ortamda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir açıklaması olmuştu. Eğer muhalefet olur derse adaylığımı ilan ederim demişti. HDP ve HDP seçmeni Kılıçdaroğlu’nun adaylığına yönelik tavrı nedir?

HDP’nin bu konudaki tavrı daha önce hazırladığımız deklarasyondaki tavrımızdır. Başka bir tartışma bizim açımızdan söz konusu değildir.

Paylaşın