Mehmet Mümtaz Tuzcu Kimdir? Hayatı, Eserleri

5 Ocak 1950 yılında İzmir’in Karşıyaka İlçesi’nde dünyaya gelen Mehmet Mümtaz Tuzcu, eğitim-öğretim hayatına Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulunda başlamış ve daha sonrasında sırasıyla St.Joseph Koleji ve İzmir Lisesinde sürdürdü.

Haber Merkezi / Lisans eğitimini 1970-1975 arasında Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamlamasının ardından aynı bölümde yüksek lisans yaptı. 1976’da Ege Üniversitesi Yabancı Diller Fakültesinde Fransızca okutmanlık yaptı ve buradaki görevine 2002’ye kadar devam ettikten sonra Ege Üniversitesinden emekli oldu.

1970 yılında karikatürleri ile başlayan yayın hayatı 1971’de ”Duman Kokusu” adli şiirinin Demokrat İzmir gazetesinde Attila İlhan tarafından yayınlanmasıyla devam etti. Aynı yıl içerisinde Demokrat İzmir gazetesinde ”Kış Odası” adlı hikayesi yayınlandı. 1985’te ilk kitabı olan ”Yalan Yazın Yelleri” Gündem Yayınları tarafından basıldı. Küçük yaştan beri resim ve karikatür çizdiğini söyleyen Tuzcu, onu edebiyata iten sebebi ise çizmek dışında kelimelerle uğraşmanın daha çekici olmasına bağlamaktadır.

Eserleri okuyucudan çaba isteyen,okuyucunun titiz olmasını isteyen yayınlardır. İlk eserlerinde karamsarlık etrafında dönen kalemi daha sonrasında sosyal ve bireysel eleştiriyi alayla harmanlayan bir kaleme dönmüştür. Heterotopya Yayınlarından çıkardığı Keşifbaz adlı eserinde bir tür anlatı şiiri tarzı vardır, şair önceki şiirlerinden farklı bir biçime yönelmiştir. Kitap dil bakımından Tuzcu’nun okurunun alışık olduğu dilin ötesine geçmiştir.

Dönüşsüzün Selinde adlı kitabı Heterotopya Yayınları tarafından yayınlanan şair, bu eserinde karşımıza seslerin uyum şekli ve ironinin inceliğini imgelerle birleştirmiştir ve bilinmezin,yaşamın sırrını sökmeye çalışmıştır. Tuzcu, 2006’da yazdığı Yaşamsanat adlı anlatı türündeki eseri ile karşımıza çıkmış ve bu eserinde kaçmanın yollarını aramıştır.

Eserleri;

Yalan Yazın Selleri
Bulvar Resimleri
Sevda Adıyla
Yazöte Toplu Şiirler
Yürek’le Bakmak’ta (1998) Victor Hugo’dan seçilmiş şiir çevirileri
Gece Raporu
Yaşamsanat (2006)

Ödülleri;

Halil Kocagöz Şiir Ödülü (1987) ‘Bulvar Resimleri’ adlı kitabıyla
Sabri Altinel Şiir Ödülü üçüncülüğü (1995) ‘Gece Raporu’ adlı dosyasıyla
Cemal Süreya Şiir Ödülü (1997) ‘Sevda Adıyla’ adlı kitabıyla
Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü (2001 ) Yazıöte adlı kitabıyla

Paylaşın

Mehmet Kıyat Kimdir? Hayatı, Eserleri

13 Eylül 1940 yılında Malatya’da dünyaya gelen Mehmet Kıyat, ilk ve orta okulu aynı şehirde tamamlamıştır. Kuleli Askeri Lisesinden sonra Hava Harp Okuluna girmiştir. Okulu bitirdikten sonra Diyarbakır, Ankara ve Balıkesir’de görev yapmıştır.

Haber Merkezi / 1980 Mart’ında ise kendi isteğiyle emekli olmuştur. 1984 başında Ankara Kızılay’da kurduğu Doku Sanat Galerisi’ni 1986 yılında Çankaya’ya taşımış;1996’da, İstanbul Teşvikiye’de galerinin diğer şubesini açmıştır. Görsel Sanatlarla ilgili önemli sanatçıların yapıtlarını sergileyen Mehmet Kıyat, sekiz kişisel resim sergisi açmış olup ilki 1962 yılında yayımlanan kırk bir şiir kitabı yayımlamıştır. Kıyat, Eylül 2014’ten bu yana İstanbul’da yaşamaktadır. Evli olan şairin iki kızı vardır.

Remzi İnanç, Daha İyisi Yok adlı kitabının arka kapağında, şairin şiirleri için şu değerlendirmeyi yapar: “Mehmet Kıyat’ın şiir üzerinde çok düşündüğünü, çok çalıştığını gözlemliyoruz son kitaplarında. Akıp giden yaşamın gergefinde arı dili ve zengin sözcük dağarcığıyla insanın ve doğanın hallerini anlatıyor. Neredeyse çeyrek yüzyıldır içinde soluk alıp verdiği resim dünyasından onun şiirini ayrı düşünmek olur mu? Yoğun bir emeği yerine ulaştıran ustalıkla, resim yapar gibi kurduğu şiirler renk ve ses çığlığında güne uyanıp imge olarak çıkıyor sokağa” (2007). Gerçekten de Kıyat, şiire emek vermiş bir şairdir. O, şiirini sessizce işlemiş; usulca inceltmiştir.

Eserleri;

Ak Özlem (1962)
Çoklu Kentler Gerçeği (1963)
Sürelerin Sözü (1964)
Doğu (1965)
Türkiye Bizi Dinliyor (1967)
Yeniden (1970)
Kolkola (1977)
Yazılan (1982)
Yeniden – Kolkola (1996)
Acılar Bize Kalıyor (1996)
Ses ve Doku (1996)
İzini Süren (1996)
Gül ve Defne (1996)
Yüreğim Yüreğim (1996)
Sesler 1997 Kasırga (2002)
Kasırga (2002 )
Çakmaktaşı ( 2003 )
Güneşe Düşen Gölge ( 2004 )
Kimsenin Umurunda Değil ( 2005 )
Ölüm Kaçmış Gözlerine ( 2005 )
Kentlerimiz Kent Olmadı / Köyde Kaldı Cumhuriyet ( 2006 )
Daha İyisi Yok (2007 )
Koca Çınar Olsanız İstemem / Şiirimin Gölgesi Bana Yeter ( 2008 )
Sorusunu Unutan Toplum ( 2008 )
Aydın Karanlığı ( 2009 )
İyiliğin Belleği Olmaz ( 2009 )

“Ölün”

Düşümüzün kaçak oyuncağı
Beklemekle tükenmeyen gökyüzü
Sağıla sağıla bitmeyen sabah
Narçiçeği şafağı günlerin

Yaşamak ah yaşamak
Ölüm iki adım ötemizde unutma

“Çıkmaz sokak”

Kösnüsü sabahı tutan ırmak
Gibi kırmızı doyumsuzluk
Toprak ve dinlenik uykusu gecenin
Çığlıklar yangınlar su
Toz kondurmadan virgülüne
Noktayı koyan
Sabahına güneş bulmak için
Kök salan toprağın oynak kalçasına
Nar ve erinci günün
Soyağacı
Açılmayan kapıların anahtarı
Bilmediğim koyaklarda bekleyen
Çiçeği burnunda bir güzellik
Gibi geçit vermeyen
Çözümsüzlüğün komşu kapısı
Ve acılar
İçime sığmayan direnç
Sevincimin kankırmızı şafağı
Bir gelgit
Bir arapsaçı oyun
Akşamın eşiğinde bekleyen kent
Gemisine bağlandığım deniz
Ve saydamlığın kuyruklu yıldızı
Bize doğru dönerken
Ölümüne tutuyor yolları
Yasakların çıkmaz sokağı
Kösnüsü sabahı tutan ırmak
Gibi kırmızı doyumsuzluk.

Paylaşın

Mehmet Hameş Kimdir? Hayatı, Eserleri

13 Nisan 1959 yılında Hatay’ın Hassa İlçesi’nde dünyaya gelen Mehmet Hameş, ilkokulu ve ortaokulu doğduğu ilçede tamamlamıştır. Mehmet Hameş, Çukurova Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi’ni yarım bırakmıştır.

Haber Merkezi / 1998 yılında Hacı Bektaş Veli Şiir Ödülü’nde özendirme ödülüne layık görülmüştür. Suskunluğu Su Rengi adlı eseriyle 2000 Dünya Kitap Dergisi Birincilik Ödülü’nü almıştır. Adana Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Koza Kültür – Sanat A.Ş’de kültür danışmanlığı da yapan Hameş, 2017 Muammer Hacıoğlu Şiir Ödülü’ne layık görülmüştür. Şair, Edebiyatçılar Derneği üyesidir.

Şairin; Varlık, E, Bahçe, Evrensel Kültür ve Kum gibi dergilerde şiirleri yayımlanmıştır. Toplumcu gerçekçiliği benimsemiştir. Geleneksel söyleyiş tarzının kendisine uyan yönlerini alıp sentezleyen ve şiirini bu tarzda oluşturmuştur.

“İki deniz feneri”

üst üste gelmiş gölge gibiydik
kendi karanlığında kaybolan
gündüzü olmayan sularda
ikiz deniz feneriydik

ah uzak buluşmalarda

“Kaptanlar ve tayfalar”

kristal kirpiklerinden damlayan su
süt buğulu yüzündeydi saf çocuğun
hayatına dadanan harami karartısı
tortulaşırdı bilgisiz zamanın dibinde

göğün lekesinde kayarken yıldızı
ıssız yamyamlar dikilirdi gecesine
yeryüzünde çizik ellerle gezerken
avucunda ince ince çoğalırdı ter

şer kıyısında dolaşırdı avcı
arkadaşını hançerleyen metalik el
gel gel ederdi su alan sandala
yoldaşına yolu zehreden sızı

kapılar kırıldı deniz terledi
evlerin bacası söndü varoşlarda
göletlere demirlendi kaptanlar
tayfalar kulaç attı pusulasızlıkta

yeni çağda da çağırır elbet deniz, yağmuru
uykusu gündüz korsan karanlığında

“Musalla taşı düştü dantele”

gözleri bağlı dolaştırılırken yüzyılın gençliği
tirşe bir yıldız kaydı göğün kalbinde
çeliğe dökülürken teri
çıngıdı çekici örste

körükte öfkeye dönüştü erinci
bıçağa rengini verdi ateşin korunda
kollarında su küresinin kardeşliği
kuşluk vakti eritti ocağında

sevinci öpüşürken mayısta demircinin
kahramanları vurulan masaldı düşleri
çekiciyle eğrilerini düzeltmekti evrenin
sevgiyi sevdayla seviştirmekti ömründe

öldü gece, yıldızlarla yundu gökyüzü
dağların rengi soldu çakal ulumalarıyla
yarasalara su taşıdı çocuğun gözleri
ıralandı ırmaklar gözyaşlarıyla

sülünler süzülürken dağın merasına
sandıkta düşlerini biriktirdi ezidi kızı
musalla taşı düşerken beyaz dantele
soluklandı mezarlıkta eskiyen kızlığı

bir gül daha devrildi yeni günde
tirşe bir yıldız kaydı toprağın kalbine

 

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Saray Hükümeti Artık Kangrenli Bacaktır

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada TÜSİAD başkanıyla görüştüğünü söyledi ve “Bu Saray hükümeti artık kangrenli bacaktır. Susma zamanı değil, vatanını seven herkes konuşmalı” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TL’nin değer kaybına ve artan enflasyona sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile tepki gösterdi.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Simone Kaslowski’yi aradığını söyleyen Kılıçdaroğlu “Ülke yangın yeri. Aklî melekelerini kaybetmiş bir şahsın ülkeyi intihara sürüklemesini mi seyredeceğiz? Herkes konuşmalı artık, herkes! Seçim istiyoruz. Erdoğan ve Bahçeli’nin tek yapması gereken, kendilerinin gitme olasılığını millete göstermeleridir” dedi.

Açıklamasında “Bu Saray Hükümeti artık kangrenli bacaktır” diyen Kılıçdaroğlu “Susma zamanı değil, vatanını seven herkes konuşmalı. Tüm vücut kangren olduktan sonra, konuşsanız da bir anlamı olmayacak. Utancı giden kimsenin kalbi ölürmüş. Bu Saray ve şürekasının utanması yoktur, kalbi yoktur. Bu zulmü bitireceğiz!” ifadelerini kullandı.

Öte yandan TÜSİAD Başkanı Kaslowski de görüşmeyle ilgili sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Kaslowski açıklamasında, “TÜSİAD bağımsız ve gönüllü bir iş dünyası örgütü olarak, telefonda da belirttiğim gibi, ekonomide yaşadığımız sorunlarla ilgili görüşlerini uzun zamandır kamu kurumları ve kamuoyu ile paylaşmaktadır, paylaşmaya devam edecektir” dedi.

Paylaşın

Akşener, Erdoğan’a Seslendi: Düş Yakamızdan

Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamalarla ekonomik gündemi değerlendiren İYİ Parti Lideri Akşener, “Ülkeyi yangın yerine çevirdin. Milletin ocağına incir ağacı diktin. İnsan bu kadar mı zalim olur? Yıllarca “Milletim, milletim” deyip durdun. Şimdi milletin sana sesleniyor duy bu sesi; Artık yeter! Düş yakamızdan!” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Açıklamasında, Türk Lirasının ve borsanın bugün yüzde 10 değer kaybettiğini vurgulayan Akşener, “Yani TL’de olan sıradan bir yatırımcı yaklaşık yüzde 20 zarar etti. Neden? Yerli parasına ve ülkesinin şirketlerine güvendiği için” dedi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “İnsanlar nasıl yatırım yapsın sana güvenerek?” diye seslendi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, akşam saatlerinde sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunarak ekonomik gündemi değerlendirdi. Akşener’in açıklamaları şöyle;

“Bugün TL %10 değer kaybetti. Borsa %10 değer kaybetti. Yani TL’de olan sıradan bir yatırımcı yaklaşık %20 zarar etti. Neden? Yerli parasına ve ülkesinin şirketlerine güvendiği için. @RTErdogan insanlar nasıl yatırım yapsın sana güvenerek?

Pazartesi nasıl bir gün olacak Allah bilir. Ülkeyi yangın yerine çevirdin. Milletin ocağına incir ağacı diktin. İnsan bu kadar mı zalim olur? Yıllarca “Milletim, milletim” deyip durdun. Şimdi milletin sana sesleniyor duy bu sesi; “Artık yeter! Düş yakamızdan!”

Esnaf kaybetti. İşçi kaybetti. Memur kaybetti. Sanayici kaybetti. Çiftçi kaybetti. İşsiz zaten kaybediyor. Milletimizin her bir ferdi kaybetti. Daha kimin kaybetmesini istiyorsun? Allah’tan korkmuyorsunuz anladık. Kuldan utanın bari.

Gençlerin umutlarını dövizin altında enkaza çevirdiniz. Yaşlılarımızı yağ kuyruklarına mahkum ettiniz. Enflasyonla milleti fakirleştirdiniz. Kınadığınız ne varsa hepsini başımıza bela ettiniz. Kendinize gelin! Bırakın artık!

 

 

Paylaşın

Mehmet Güler Kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Eylül 1944 yılında Sivas’ta dünyaya gelen Mehmet Güler, Pamukpınar İlköğretmen Okulu’nu, Necati Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Yurdun çeşitli yerlerinde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı. İlk kitabını 1975’te çıkardı. Gazetelerde, sanat ve edebiyat dergilerinde pek çok öykü, deneme, şiir yayımladı. Birçok öyküsü, şiiri ilkokul ve ortaokulların Türkçe kitaplarında yer aldı. Bazı öyküleri yabancı dillere çevrildi, radyolarda okundu, canlandırıldı.

Haber Merkezi / Yazarın Sabahattin Ali Öykü Yarışması İkincilik Ödülü (1974), Orhan Kemal Öykü Yarışması mansiyonu (1975), Antalya Film Festivali Öykü Başarı Ödülü (1975), Başkent Belediyesi Öykü Ödülü ikinciliği (1979), Zonguldak 100. Yıl Vakfı Öykü Ödülü ikinciliği (1981), Zonguldak 100. Yıl Vakfı Öykü Birincilik Ödülü (1986), Enver Naci Gökşen Çocuk Edebiyatı Ödülü birinciliği (1988), İstanbul Belediyesi Öykü Ödülü mansiyonu (1988), Nesin Vakfı Çocuk Edebiyatı Ödülü birinciliği (1988), Güneş Dergisi Öykü Ödülü birinciliği (1998), Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı Ödülü ikinciliği (1990), Ferit Oğuz Bayır Roman Ödülü birinciliği (1991), Orhan Kemal Öykü Ödülü birinciliği (1991), Çankaya Belediyesi Çocuk Edebiyatı Ödülü birinciliği (1992), Uludağ Üniversitesi Öykü Ödülü birinciliği (1996), Haldun Taner Öykü Ödülü ikinciliği (1997), Sabahattin Ali Öykü Ödülü birinciliği (1998), Tudem Gençlik Edebiyatı Roman Ödülü ikinciliği (2006) bulunmaktadır. 2014’te Yalova Belediyesi ve valiliği tarafından yaşadığı sokağa adı verilmiştir.

Mehmet Güler ilk olarak 1970 yılında Yeni a dergisinde yayımlanan bir öyküsüyle edebiyat dünyasına, “Dünya Çocuk Yılı” ilan edilen 1979’da kaleme aldığı Okul Bir Türküdür adlı roman ile de çocuk edebiyatına adım atmıştır. Yazarın öykülerinde çocukların hayal dünyalarının uçsuz bucaksız olduğu görülmektedir. Gökyüzüne Kaçan Uçurtma’da kahraman, bir uçurtma olduğunu hayal eder; Ay Dedenin Öpücüğü (1990)’nde kahraman, gece Ay Dede’nin kendisini alarak uzaydaki çocuk şenliğine götürdüğünü, Bulut Kız Şimşek Oğlan (2011)’da tatile gidemeyen Eylül’ün ise yaptığı baloncuklardan çıkan su damlasının oluşturduğu bulut ile gökyüzünde gezintiye çıktığını hayal ettiği anlatılır. Eserlerinin büyük çoğunluğunda yazarın “ilkyaz” olarak ifade ettiği bahar mevsimi önemli bir yer tutar. Öykülerinde yaptığı betimlemelerle okuyucular, adeta ilkyazda doğanın canlanmasına zihinlerinde yaşayarak şahit olurlar. Hayvanlar ve bitkilerin özellikleri, önemleri ve çevre temizliği eserlerinde sık sık vurgulanır.

Güler, eserlerinde mutlu ve şanslı çocuklara yer vermiştir ancak bununla birlikte onun çocuk kahramanlarının büyük çoğunluğu işçilik yapan fakir, yetim ve ezilmiş çocuklardır. Yazarın Kese Kağıdı Ustaları (1992) isimli eserinde iyi vaatlerle kandırılan ve şehre çalışmaya gelen dört çocuğun öyküsü yürek burkan dokunaklı bir öyküdür. Şehre geldiklerinde patronları çocuklara hiçbir hak sağlamadan onları boğaz tokluğuna çalıştırır. Bir yandan hayal kırıklığına uğrayan bir yandan da gurbet hüznünü yaşayan çocukları içinde bulundukları şartlar kısa sürede olgunlaştırır. Bir başka çalışan çocuk “Pazar Yerindeki Çocuk” öyküsünde babası sakatlandığı için hamallık yapan ve daha o yaşında arabesk müzik dinleyerek arabasına “Batsın bu dünya!” yazan çocuktur.

Avcı’ya göre emekli bir öğretmen olarak gözlemlerini aktaran yazar, çocuk işçiler sorununa daha çok eğitim açısından yaklaşır. “Gecenin İçindeki Pırıltılar” öyküsünde, geceden karanlıktan korkan çocuk gün ışımadan kalkıp okula yürüyerek gitmek zorundadır. Babası o küçükken Almanya’ya gitmiş geri dönmemiştir. Hayal meyal hatırlar babasını, kendisine bir şeyler getirmesini değil çıkıp gelmesini ister. Babasızlığını, yoksulluğunu düşünen çocuk karanlıktan korkmaz artık. “Kalem” öyküsünde ise derslerinde başarılı olamadığı için okuldan alınan ve bir zanaat öğrensin diye tamirhaneye verilen çocuk, kalemi kitapları sevmez ama araba boyarken resim derslerini anımsar, mutlu olur. Arkadaşlarıyla karşılaştığında utanır. Bir gün yolda bir kalem bulur, düşüren öğrencinin belki sınavı vardır diye kalemi ona verebilmek için her şeye rağmen okula gider. Yolda anılarına dalar. Onu okuldan soğutanların gecekondulu bir öğrenci olduğu için sınıf ayrımı yapan öğretmeni ve arkadaşları olduğunu hatırlar. Yazar bu öyküler aracılığıyla hayatın zorluklarını gözler önüne sererek hem zor durumda olan başkalarını anlamaları için empati kurmalarını sağlar hem de çocukları gerçek hayata hazırlar.

Yazarın dokunaklı hikâyeleri olan çocukların dışında öyküsünü anlattığı diğer çocuklar genelde oyunda bile olsa şiddeti sevmeyen ve asla onaylamayan çocuklardır. Ayrıca bu çocukların çoğu duygusal, sorumluluk sahibi, başarılı, estetik duygusu güçlü, sanatın bir dalıyla ilgilenen ve kendini sanatla ifade eden özel çocuklardır. “Elif’in Kağnısı”ndaki Elif, “Barışın Güvercini”ndeki Barış, “Kara Tahta”daki Duygu, “Kırmızı Pelerinli Kurtçuk” bunlara örnek olarak verilebilir.

Eserler aile ilişkileri bakımından ele alındığında genelde çalışan ve doğadan uzaklaşan şehirde kendini yalnız hisseden çocuklara rastlanır. Bu çocukların ailede birlikte olmaktan en çok keyif aldıkları bireyler ise dedelerdir. Dedeler torunları ile doğada birlikte olmaktan oynamaktan büyük zevk almakta hatta onlarla çocuklaşmaktadırlar. Ninemin Yemekleri Dedemin Oyuncakları (2015) eseri ailesinin yaz tatili için köye gönderdiği Doğan’ın dedesi ve ninesi ile geçirdiği günleri anlatmaktadır. Oyuncağı bozulan torununun oyuncaksız duramayacağını düşünen dedesi Doğan’a bir oyuncak yapmaya karar verir. Bundan sonra Doğan’ın günleri kendisine oyuncak yapan dedesine yardım etmekle geçer. Yemek vakitlerinde ise ninesi hormonsuz besinlerle birbirinden güzel yemekler ve tatlılar yapar. Türk kültürünü yansıtan her yemeğin ve tatlının adı Doğan’a ilginç gelir. Uçurtmam Bulutlardan Yüce (1993), Balonlar Gökyüzünün Olsun (1992) eserlerinde de benzer dede-torun ilişkisi görülmektedir.

Yazarın Uzaylı Uzi (2014), Ruandalı Dinozor (2018), Düşçelen (2018) gibi son dönemde yazdığı eserlerine bakıldığında çağın gelişmelerine paralel olarak kendisinin bilimi ve teknolojiyi ne kadar önemsediği ve doğaya zarar vermeden teknolojinin insanlığın yararı için nasıl kullanılması gerektiğini, bilimsel düşünmenin ve bilimin önemini çocuklara anlatabilmek için özen gösterdiği görülmektedir. Efsane Dolu Anadolu (2017) isimli eseri binlerce yıllık geçmişi olan medeniyetler beşiği Türkiye’nin yedi bölgesinde söylenen efsanelerden seçki sunmaktadır. Efsaneleri kendine has üslubu ile anlatan Güler, şehirlerin ve beldelerin tarihî ve kültürel özelliklerinden ve destanlara konu olan olayların öneminden bahsetmektedir. Ayrıca bölümlerin sonunda açıkladığı kelimeler ile okuyucularının kelime hazinesine katkı sağlamaktadır. Güler’in “Uçurtmam Bulutlardan Yüce” adlı öyküsü oyunlaştırılarak, TRT 2’de gösterime girmiştir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Mehmet Erte Kimdir? Hayatı, Eserleri

1978 yılında İzmir’de dünyaya gelen Mehmet Erte, Sakarya Üniversitesi Fizik Bölümü’nden mezun oldu. Yayımcılık dünyasında çalışmaya başladı. İki yıl süreyle Yasakmeyve dergisinin yayın müdürlüğünü yaptı.

Haber Merkezi / Mehmet Erte, halen Varlık Yayınları’nda editörlük görevini yürütüyor. İlk şiiri “Yıldırımları Beklemek” Aralık 1999’da Varlık dergisinde yayımlandı. Şiir, öykü, deneme, söyleşi ve çevirileri Kitap-lık, Varlık, Özgür Edebiyat, Milliyet Sanat, E, Yasakmeyve, Akşam-lık, Kül Öykü dergilerinde yayımladı. ‘Suyu Bulandıran Şey’ adlı dosyası ile 2003 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü kazandı.

Eserleri;

Suyu Bulandıran Şey / Şiir (Varlık Yayınları, 2003)
Bakışın Kirlettiği Ayna / Öykü (YKY, 2008)
Alçalma / Şiir (YKY 2010)

Ödülleri;

Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü (2003)

“Olmamak”

Ne kadar yaklaşırsam yaklaşayım doldurmuyor aynayı yüzüm
Burdayım ben, gözlerimin içinde oturuyorum
Gözlerim yüzüme atılmış bir çarpı
Islık çaldım ve bozdum düzenini yıldızların
Bir çanağa su koydum ve yazgısıyla oynadım denizlerin
Üstüme biraz kan bulaştıysa, benim kanım.

Hiçbir şey duymadım
Hiçbir ulak varmadı buralara
Hiçbir çağrıya uymadım ömrüm boyunca
Bozacak tek bir yeminim olmadı
Tek bir tövbe etmedim şimdiye değin
Ne anlatabilirdi ki zeytin ağaçları, küstüm gölgelerine
Denize girdim fakat vermedi bana dokunduğu kıyıların tadını
Hiçbir kıyıda görmedim uzaklara çatılmış bir ufuk
Ama vardı yine de her yerde bir oluş
Ama nerdeydi benim gözlerime denk olan bakış
Nerdeydi benim nesnem
Nerdeydi benimle birlikte şavkıyacak olan?

Bir şeyler olmaktadır başlangıçtan beri
Çalılar arasında bir şeyler olur, yosunlar arasında bir şeyler
Rüzgârlar arasında.. dalgalar arasında…
Yusuf’un gömleği olur, Musa’nın asası
Davud’un sapanı olur, İsa’nın çarmıhı
Olur yine bir şeyler daha bir şeylerin yanı sıra
Ben de olurum belki ama önce bir şey bulmak gerek
Sözgelimi, elime bir asa alabilirim ama bana vuracak kaya gerek
Öyle bir yaşarım ki bir çarmıhı hak ederim ama çarmıha İsa gerek
Beni de saysınlar artık olanların arasında
Beni de katsınlar hesaba
Bensiz olunca eksik kalanı bulayım
Denize bir taş attım ve dedim ki ben de taşla birlikteyim
Ama taşın düştüğü yere düşmüyorum
Aynaya baktım ve dedim ki işte benim çarmıhım
İşte ben burdayım, gözlerimin içinde!

Madem taşamıyorum kabımdan, devrilip döküleyim
Dökülsün dudaklarımdan
Dökülsün rüzgârın bütün limanlarda yaktığı ağıt
Madem demir alamıyorum, dalgalar söküp alsın beni
Düşünmek istemiyorum artık ötesini
Yelkenim yırtılır, bordam dağılır diye korkmuyorum.

“Çatılar prensesi”

bütün gün çatılarda yürümüşsün
uzanmışsın ve kıvranmışsın
besbelli ki uyumuş ve terlemişsin
işte nemlisin
ve ben okşadıkça
yaymış oluyorum lekelerini
ayakların kiremit rengini benimsemiş
ve ben öyle öpüyorum ayaklarını
ayakların dudaklarımı ellerimi her yerimi boyuyor
üzerimde yürüyorsun
bütün gün çatılarda yürüdüğün gibi
uzanıyorsun ve kıvranıyorsun
şehrin bütün çatılarında sevişiyoruz bir bir
kiremitten dalgalarla tartaklanan bir sahil bedenlerimiz
saniyeler ayak izleri gibi siliniyor kıyımızdan
zamanı seviştikçe uzayan saçlarından anlıyoruz
bütün şehri kapladığında saçların
gün doğuyor
ve sen
şehrin bütün çatılarına dağılıyorsun

Paylaşın

Babacan: AK Partinin Siyasi Meşruiyeti Bitti

DEVA Lideri Babacan, “2023’te seçimler yapılır mı? Bir şüpheniz var mı?” sorusuna “Seçimlerin 2023 Haziran’da olması dahi çok ertelenmiş bir durum. Siyasi meşruiyetleri bitti ama hukuki meşruiyetleri devam ettiği için ‘Hakkımı sonuna kadar kullanacağım’ diyebilir. Ama ondan sonrası artık işin hukuki meşruiyetini sıfırlar. Zaten sıfırlanmış siyasi meşruiyetin yanına bir de sıfırlanmış hukuki meşruiyeti koyduğunuzda o iş biter. Dolayısıyla bu ihtimali ben görmüyorum.” şeklinde cevap verdi.

Haber Merkezi / Ekonomik gidişatı değerlendiren Babacan, “Acilen yangını söndürmenin yolu hemen Merkez Bankası ve TÜİK’in yasalarına birer madde koyup, gerçekten bağımsız hale getirip, saygın, düzgün isimlerin bu iki kurumun başına getirmek. Bir de Meclis’te Plan ve Bütçe Komisyonu’nda oturuma katılmaları gerekiyor. Bunlar yangını söndürebilir ama ortada büyük bir enkaz var. Bu enkazın kalkması ancak hukuk ve adaletle mümkün. Hükûmetin de bunu yapması mümkün değil. Artık Erdoğan o sınırı geçti” diye konuştu.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Cüneyt Özdemir’in sorularını cevapladı. Babacan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Ortada büyük bir yangın var. İlk önce yangın söndürülür, ondan sonra hasarı onarmaya başlarsınız. Acilen yangını söndürmenin yolu hemen Merkez Bankası ve TÜİK’in yasalarına birer madde koyup, gerçekten bağımsız hale getirip, saygın, düzgün isimlerin bu iki kurumun başına getirmek. Bir de Meclis’te Plan ve Bütçe Komisyonu’nda oturuma katılmaları gerekiyor. Bunlar yangını söndürebilir ama ortada büyük bir enkaz var. Bu enkazın kalkması ancak hukuk ve adaletle mümkün. Hükûmetin de bunu yapması mümkün değil. Artık Erdoğan o sınırı geçti.

Merkez Bankası, bizim piyasa rakamlarından okuduğumuz 4 milyar doların üzerinde borç aldığı döviz bozdurdu, sıfır. Aynı kızgın saça su dökerseniz buharlaşır. Altında kömür yanan, yufka yapılan saçlar vardır. Üzerine su döktüğünüzde bir anda buharlaşır. Merkez Bankası’nın döviz satması aynen öyle. Merkez Bankası ne kadar döviz satsa ya da herhangi bir kişi döviz bozdursa buharlaşır gider. Hiçbir işe yaramaz. Çünkü bir başka benzetme de havuzun dibi delik. Ne kadar su koysanız o delikten çatlaktan akıyor.

“Kimse Merkez Bankası’nın dediğine inanmıyor”

Merkez Bankası’nın önümüzdeki aylarda faiz indirimine devam etme ihtimali olduğu sürece dövizi tutmanın bir yolu yok. Merkez Bankası’nın dünkü açıklamasında ‘Bir alanımız vardı onu da kullandık artık bundan sonra kullanmayız’ gibi bir ima var. Hiç kimse Merkez Bankası’nın dediğine inanmıyor çünkü nihai kararın Erdoğan’ın iki dudağının arasında olduğunu herkes biliyor. Nas diyor ya… Yüzde 19 faiz haram da yüzde 14 helal mi?

Bütün dünya krizi yaşıyor tezi doğru değil. Biz her açıdan dünyanın çok dışındayız. Paramızın değer kaybı en büyük bizde. İşsizlik, özellikle genç işsizlik en yüksek bizde. Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin OECD ortalaması yüzde 14 bizde yüzde 29. Altı ay diyorlar, sayılı gün çabuk geçer. Yanlıştan vazgeçin diye defalarca uyardık, uyarıyoruz.

Daha eylülde Cumhurbaşkanı imzasıyla orta vadeli program açıkladılar. 2022 için oradaki dolar kuru 9,30. 2023 için 9,80. Bugünden dolar 16. Ne yaptıklarını bilmiyorlar. Yeni sistemde bütün yetki tek kişide. Cumhurbaşkanı’nın bir ilçenin tapu müdürüne kadar atama yetkisini kendisinde toplayıp, ondan sonra olup bitenin sorumluluğunu başkasında araması doğru değil. İki yılda dört Merkez Bankası Başkanı değişti, sabit duran kendisi. Değişmeyen tek gerçek: Erdoğan tek yetkili olarak duruyor ve her şey de kötüye gitmeye devam ediyor.”

“Derhal seçime gidilmesi gerekir”

Orta direk şu anda çöküyor. Zengin daha zenginleşiyor, fakir daha fakirleşiyor. Herkes yoksullaşıyor. Böyle bir tabloda derhal seçime gidilmesi gerekir. Ama gider mi? Gitmez. Çünkü daha bir buçuk sene var niye gideyim diyor. Sayılı gün çabuk geçer.”

DEVA Lideri Babacan, ‘2023’te seçimler yapılır mı? Bir şüpheniz var mı?’ sorusunu şu sözlerle yanıtladı:

“Seçimlerin 2023 Haziran’da olması dahi çok ertelenmiş bir durum. Siyasi meşruiyetleri bitti ama hukuki meşruiyetleri devam ettiği için ‘Hakkımı sonuna kadar kullanacağım’ diyebilir. Ama ondan sonrası artık işin hukuki meşruiyetini sıfırlar. Zaten sıfırlanmış siyasi meşruiyetin yanına bir de sıfırlanmış hukuki meşruiyeti koyduğunuzda o iş biter. Dolayısıyla bu ihtimali ben görmüyorum.

Bir detaya dikkat etmek lazım. Erdoğan ve iktidara bir çıkış planı gerekiyor. Hâlâ gönül bağı olan seçmen de şöyle bir korku var: ‘Acaba bir rövanşist iktidar iş başına gelir de hem Erdoğan’ı hem de hepimizi çok mağdur eder mi, haklarımızı elimizden alır mı?’. Vatandaşlarımızın rahat hissetmesi lazım. DEVA Partisi’nin kitabında ‘rövanş’ kelimesi yok, ‘devri sabık’ ifadesi yok. Ne var? Hukuk var. Zamanı gelince idari denetim, yargı denetimi ve Meclis denetimi işler.”

Babacan, Özdemir’in ‘Ekonomi Bakanı olsanız ne yaparsınız?’ sorusu üzerine şunları söyledi:

“Onu kesin reddederim çünkü ekonomi bakanının kendi başına yapacağı hiçbir şey yoktur. Ülkenin sorunları ekonominin çok daha üzerinde sorunlardır. Şu anda Türkiye’nin en önemli sorunu özgürlük, hukuk ve adalet sorunudur. Demokrasimizin iyi işlememesidir. Doların son dönemdeki atağının sebebi Merkez Bankası ile ilgili atılan yanlış adımlar ama işin özünde Türkiye 5-6 yıldır hukuk ve adaletten ayrıldığı için fakirleşiyor.”

Paylaşın

Demirtaş: Ülke Tümden Batmadan Derhal Erken Seçim Yapılmalı

Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda erken seçim tartışmalarına değinen eski HDP Eş Başkanı Demirtaş, “Durum çok vahim. Ülke tümden batmadan derhal erken seçim yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Edirne Cezaevi’nde 4 Kasım 2016’dan bu yana tutuklu olan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, avukatları aracılığıyla sosyal medya hesabından açıklamada bulundu. Demirtaş paylaşımında şu ifadelerini kullandı;

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adlı ucube rejimin yol açtığı krizi, seçim dışında hiçbir şey çözemez.

Temel sorun güven ve hukuk krizidir. Bunun açtığı kara deliği, hiçbir asgari ücret zammı kapatamaz”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) dünkü 100 baz puanlık faiz indirimi (yüzde 15’ten yüzde 14’e çekti) döviz kurlarında engellenemez bir yükselişe sebep oldu.

Naci Ağbal’ın 20 Mart 2021’de görevden alınıp yerine Şahap Kavcıoğlu’nun atandığı dönemden bu yana Merkez Bankası’nın dördüncü faiz indirimi bu.

Politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranları önce Eylül’de yüzde 19’dan yüzde 18’e, Ekim yüzde 16’ya, Kasım’da da yüzde 15’e çekildi.

Her indirimde döviz kurları ve altın yükseldi. Öyle ki faiz indiriminin başladığı 23 Eylül’den bugüne kadar artış oranı neredeyse yüzde 100’ü buldu.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Koca’dan Aşı Çağrısı

Kovid 19’da son 24 saatte 18 bin 141 yeni vaka tespit edilirken, 190 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Belirlenen aşı takvimi üzerinden 3 aydan uzun süre geçen vatandaşlarımızın hatırlatma dozunu yaptırmasını ısrarla öneriyoruz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 354 bin 857 test yapılırken, 18 bin 141 yeni vaka tespit edildi. 190 kişi hayatını kaybederken, 24 bin 245 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan aşı çağrısı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Hatırlatma dozu Türkiye’de erken uygulanmaya başladı ve ani vaka artışları yaşanmadı. Bu doz, aşıların yeni varyantlara karşı etkisini de artırıyor. Belirlenen aşı takvimi üzerinden 3 aydan uzun süre geçen vatandaşlarımızın hatırlatma dozunu yaptırmasını ısrarla öneriyoruz.

Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı 16 Aralık Perşembe gününe ait verilere göre, 354 bin 3 test yapılmış, 18 bin 100 yeni vaka tespit edilmişti. Aynı verilere göre, 167 kişi yaşamını yitirirken, 25 bin 664 kişi iyileşmişti.

Paylaşın