HDP’li Oluç: Çöküşün Nedeni Saray Hanedanlığıdır!

2022 yılı bütçe görüşmelerinin son günde HDP Grubu adına söz alan Saruhan Oluç, “Bugünkü çöküşün nedeni günümüzün Saray Hanedanlığıdır! Halkın cebindeki parayı yandaşın cebine, halkın sandıktaki iradesini kayyımların, atanmışların eline teslim eden bir sistemdir sizin sisteminiz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında parti devleti sistemiyle tüm kurumları iktidarınızın parti birimlerine çevirdiniz. Tablo ortada; Yargıtay Partisi, Danıştay Partisi, Ağır Ceza Partisi, Emniyet Partisi, SADAT Partisi, TÜGVA Partisi, Vali-Kaymakam-Milli Eğitim-İŞKUR Partisi oluşturdunuz!” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Ekonomik krizin tohumlarının 2015’te atıldığını, 2018’de başladığını belirten Oluç, “Ekonomik kriz siz yok deseniz de her gün etkisini hissettiriyor. Sosyal ve siyasal alana sirayet ederek çoklu kriz özellikleri gösteriyor. Esnaf, alıp satamıyor, hatta son haftalarda fiyat belirleyemiyor. Vatandaş alım gücünü her gün kaybediyor. Türk lirası, değersiz pul haline getiriliyor. Kim yapıyor bunları? Bu iktidar yapıyor” dedi.

İktidarın ömrünü uzatmak için “yeni ekonomik model”den bahsettiğini söyleyen Oluç, modeli “çelişkiler modeli” olarak tanımladı. Oluç, iktidarın her yıl bir yeni ekonomi programı yarattığını, ülke ekonomisini batırdığını, Türkiye’yi tarımda dışa bağımlı hale getirdiğini savundu. Gençlerin iş bulma umudunu yitirdiğini söyleyen Oluç, yoksulluk ve işsizliğin gençleri, en çok da genç kadınları vurduğunu kaydetti.

İktidarın, kutuplaştırma ve gerginlik yaratma üstadı olduğunu belirten Oluç, “Kendisini sınırlar içinde ve dışında Kürtlere karşıtlık üzerinden var eden bu yeni rejim, Kürt sorununu da çözümsüz hale getirmiştir. Önce Kürtleri sonra Kürtçeyi daha sonra Kürt sorununu şimdi ise Kürtlerin siyasal temsilini inkar eden bu rejim demokratik ve barışçıl bir rejimi de reddetmektedir” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, 2022 bütçe görüşmelerinin kapanışında konuştu. Oluç’un konuşmasının tam metni şöyle;

“Günlerdir 2022 yılının bütçesi ve geçtiğimiz yılın kesin hesabı üzerine konuşmalar gerçekleştirdik ama ortada çok tuhaf bir durum var. Çünkü aslında kadük hale gelmiş bir bütçe görüşüldü. Neden mi? Bu bütçe Plan Bütçe Komisyonuna geldiğinde dolar kuru 9,27 idi. Şimdi kapanış konuşmaları yapılırken, dolar 16,5-17 aralığında dalgalanıyor. Yüzde 75 sapma var. Yüzde 75. Yani bütçenin bütün öngörüleri ve değerlendirmeleri boşa düşmüş durumdadır. Aynen iktidarın Orta Vadeli Programında ve Merkez Bankası’nın 10 gün önceki öngörülerinde olduğu gibi. Şimdi ‘maaşınızı dolarla mı alıyorsunuz’ saçmalığına düşmeyin sakın. Çünkü Türkiye ekonomisini az buçuk bilen bilir ki, ara malları ithalatı üzerinde yükselen bağımlı bir üretim modeli vardır ve döviz kurlarındaki bu yükselme ithalatı ve enerji fiyatlarını doğrudan belirlemektedir. Daha bu bütçeyi oylamadan, ek bütçe yapılacağına dair haberler ortalıkta dolaşıyor ve sizler iktidar kibrinizden dolayı muhalefete kulaklarınızı kapatıyorsunuz.

Aslında bu bütçenin geri çekilerek revize edilmesi gerekirdi. Bütçe tercihlerinin değiştirilmesi ve halkın ihtiyaçlarına göre yeni bir bütçe hazırlanması gerekirdi. Ama bu iktidarın bunu yapacak mecali de yok, vizyonu da. Tükenmiş, halka yeni bir umut hikayesi anlatamayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Ve tek hedefi kendi bekasını sağlamaktır. 2015 yılında tohumları atılan ve 2018’de başlayan ekonomik kriz, siz yok deseniz de her gün etkisini hissettiriyor. Hem de sosyal ve siyasal alana sirayet ederek çoklu kriz özellikleri gösteriyor.

“Türk Lirası değersiz pul haline geliyor”

AKP-MHP ittifakı “ekonomik kriz” kelimesini ağzına almasa da bir ülkede insanlar “Karnımızı doyurduğumuz gün şükrediyoruz” diyorsa; bir esnaf kalkıp “Her şeyimi sattım, borç bitti ama ben de bittim” diyorsa; bir emekçi kadın “Asgari ücretten ucuza çalışıyorum. Yetiştiremiyorum” diye isyan ediyorsa; çiftçi ve köylü gübre, mazot ve tohum fiyatlarındaki yükselişi dehşetle izliyorsa o ülkede ekonomik kriz vardır! Bu ülkede insanlar fırından utanarak bayat ekmek alıp akşam sofra kurarken, iktidar beslemesi medya “İşte 4 lezzetli bayat ekmek tarifi’” diye manşet atmakla meşgul oluyorsa; halkına yabancılaşmış bir iktidar sefası vardır! Saray sefa sürerken, işçinin, emekçinin, çiftçinin, yoksulun, dar gelirlinin mutfağı yangın yerine dönmüştür. Üretici maliyetlerden ötürü üretemiyor, Esnaf alıp satamıyor, hatta son haftalarda fiyat belirleyemiyor. Vatandaş alım gücünü her gün kaybediyor. Türk Lirası değersiz pul haline geliyor.

Cumhurbaşkanı sıfatıyla AKP Genel Başkanı Erdoğan ise ya “Faiz nas’tır” ya da “Stokçuluk haramdır” sözlerini sarf ediyor. Halbuki sorun bu güvensizlik ortamını yaratan iktidardadır. Halk güvenmiyor sizin sözlerinize. Ortadaki günah sizindir, günahkâr olan Saray’dır! Suçlu olan esnaf değil, üretici değil Saray’dır, AKP-MHP ittifakıdır! “Ekonominin kitabını yazdım” diyen Cumhurbaşkanının eğer bir kitabı varsa adı: “Saray’ın Saadet Zinciri”dir. İşte siz bu felakete sıkılmadan “ekonomik kurtuluş savaşı” diyorsunuz. Bizler de “böyle bir savaş yok, siz politikalarınız ve uygulamalarınızla emekçi yoksul halka savaş açtınız” diyoruz. İktidarınızı koruma savaşı.

İktidar ömrünü uzatmak için şimdi de “Yeni Ekonomik Model” lafına sarıldı. Yatıp kalkıyorsunuz, “Yeni Ekonomik Model” diyorsunuz. Her şeyden önce bu model yeni değil, Kenan Evren’in Türkiye’ye 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve tank paletleri ile getirdiği ekonomik modelin makyajlanmış halidir. Bu modelin faturasını halk, 1994 ekonomik krizinde ödedi. 2000 ve 2001 yıllarındaki ekonomik krizlerde ödedi. Biz bu modeli; bankerler krizinden, hayali ihracatlardan, gıda kuyruklarından tanıyoruz. Biz bu modeli; cari açıklardan, ticaret açıklarından, siyaset-iş dünyası-bürokrasi arasında kurulan suç ekonomilerinden biliyoruz. Bu modelin ilk icraatı Merkez Bankasının dolar satışları oldu. Merkez Bankası 1 Aralık, 3 Aralık, 10 Aralık ve 13 Aralık’ta piyasaya 4 milyar dolardan fazla döviz sattı. Bugün de satıyor. Erdoğan, grup toplantısı yaparken bile kurlar oynamasın diye satış yapıldı, ABD FED toplantısı yapılırken satış yapıldı. Faiz açıklamasından sonra satış yapıldı.

“Türkiye’de tek adamın merkez bankası, yani Saray-Bank vardır”

Kimin dolarlarını satıyor bu Merkez Bankası? Kaçtan borçlanıp dolarları alıyor bu Merkez Bankası? Kimlere peşkeş çekiliyor bu dolarlar? Doları düşürmek için piyasaya satılan dövizin etkisi ne kadar sürdü biliyor musunuz, 45 dakika, sadece 45 dakika! Döviz satıldı, dolar düştü. 45 dakika sonra dolar eski fiyatına geri geldi. Bu halkın cebinden çıkan milyarlarca dolar kül oldu ama birilerini cebi şişti. Bütün dünyada ülkelerin merkez bankaları vardır. Türkiye’de ise tek adamın merkez bankası, yani Saray-Bank vardır. Saray Bank size çalışıyor. O da yetmiyor. Bugünlerde kamu bankalarının sermaye yapısını ve kredi kapasitesini desteklemek için çalışmalar yapıyorsunuz. Esnafı, emekliyi, emekçiyi, çiftçiyi batırdıktan sonra şimdi sıra kamu bankalarına geldi.

Bu model bir çelişkiler modelidir. Faize karşıyız diyenlerin yüksek faiz ödediği, yerli ve milliyiz diyenlerin ülkenin geleceğini, zenginliklerini kelepir fiyatına yabancı yatırımcılara ve şirketlere satmaya çalıştığı bir modeldir. Her yıl bir yeni ekonomi programı yaratıyorsunuz. Geçen yıl da öyleydi bu yıl da. Toplumu yüksek kur, yüksek faiz borcu, yüksek işsizlik, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı sarmalıyla kuşatan sisteminiz miadını doldurdu, kilometre ömrünü tamamladı. Sisteminiz pert oldu, hurdaya çıktı. Pert olmuş bir arabayı yürütemeyeceğinizi göreceksiniz. Üç yıllık Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminiz, bolca “yeni model”le doludur. Modelleriniz Türkiye’yi ne hale getirdi söyleyeyim. Modelleriniz Türkiye’yi ne hale getirdi size söyleyeyim: Dünya Bankası raporuna göre nüfusun yarısı toplam yıllık ülke gelirinin yüzde 15’ini alırken, en yukarıdaki yüzde 1 gelirin yüzde 24’ünü alıyor. İşte sizin modeliniz.

“Karanlık senaryolar bu iktidarı kurtaramaz”

İktidar bu ülkenin ekonomisini batırıyor. 2018’den bu yana her yıl bir Hazine ve Maliye Bakanı değiştirdiniz, 2018’den beri dört Merkez Bankası Başkanı değiştirdiniz, TÜİK’i Saray’ın hesap makinesine çevirdiniz, sayısız başkan ve başkan yardımcısı değiştirdiniz. Yolsuzluğu Bakanlar Kuruluna, Saray’a kadar taşıdınız. Toplam borçlu sayısını 35 milyon kişiye çıkardınız. 30 milyon insanı açlık sınırının altında bıraktınız. Ne “ekonomik kurtuluş savaşı” diyerek sarıldığınız 1994 model Tansu Çiller ne zamanında vesayet kurumu dediğiniz Milli Güvenlik Kurulu ne de Saray’ın kör kuyularında hazırlanan karanlık senaryolar bu iktidarı kurtaramaz.

Türkiye halklarını, yarattığı çoklu kriz içerisinde yaşam mücadelesi vermeye zorlayan ve utanmadan, sıkılmadan “kriz yok” diyen bir iktidar ortaklığı gerçeği var. Sokak, çarşı, pazar, atölye, manav, bakkal, kasap ve en önemlisi halkın mutfağından bihaber. Halkın arasına gidemeyecek duruma geldiniz. İşte bu yüzden yüzü kızarmadan konuşabiliyorsunuz.

“Ucuza almak için pazara akşam saatlerinde gidin, yerden ürün toplayın, porsiyonlarınızı küçültün, az yiyin, eti gramla, sebzeyi taneyle alın, turfanda yemeyin sağlığa zararlıdır, kombinizi kısık derecede kullanın, üşüyün” diyebiliyorsunuz. Bakın tarımı öyle bir tahrip ettiniz ki… Çiftçiler, köylüler size ne diyeceklerini bilemiyor.

AKP Genel Başkanı, Türkiye’nin savunma sanayiinde dışa bağımlılığını yüzde 80’lerden yüzde 20’lere indirdik diyor.

2020 yılında üretilen buğdayın yüzde 48’i oranında buğday ithal edilmiş. 2021’deki buğday ithalatı ise 11-12 milyon tona yaklaşmış. Sadece buğdayda değil pirinçte, mercimekte, nohutta da Türkiye’yi dışa bağımlı hale getirdiniz. Savunma sanayinde dışa bağımlılığı azaltmakla övünen iktidarınız, ekmeğin buğdayında, pilavın pirincinde Türkiye’yi dışa bağımlı hale getirdi. Eserinizle gurur duyuyor musunuz?!

Mazotun, gübrenin, tohumun fahiş ölçülerde zamlanması nedeniyle bu ülkenin verimli topraklarında traktörler çalışamıyor. Çiftçiler haciz derdiyle boğuşuyor. Ama ithalat vurgunculuğu çalışıyor! Türkiye’de bir de yalan sanayisi kurdunuz. Uçuyoruz, coşuyoruz, şahlanıyoruz, Avrupa bizi kıskanıyor, bolluk içindeyiz, ekonomi büyüyor gibi sürekli yerli ve milli yalan üreten yalan sanayisiyle siyasetinizi yürütüyorsunuz! Bütçedeki faiz ve silahlanma harcamalarınızı, çoklu maaş düzeninizi, rant ve talanınızı, yolsuzlukları ne düşünüyorsunuz ne görüyorsunuz ne de duymak istiyorsunuz.

2021 yılı boyunca, yaşanan ekonomik krize karşı halkın taleplerini ve dertlerini dinlemek üzere HDP olarak İstanbul’dan Van’a, Mardin’den İzmir’e kadar Türkiye’nin dört bir yanında “İş ve Aş Buluşmaları” gerçekleştirdik. 2022 yılı bütçe görüşmeleri başlamadan önce de “Bütçe Buluşmaları” adı altında Ağrı’dan İstanbul’a, Mardin’den Ankara’ya hem sivil toplum örgütleri, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri, sivil inisiyatifler gibi kurumlarla görüşmeler yaptık, halkla bir araya gelerek bütçe için taleplerini dinledik.

“Toplumun derdi sizin derdiniz değil”

Bu buluşmalar sonucu ortaya çıkan talepleri Meclis’e taşıdık. 2022 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifinin Plan ve Bütçe Komisyonu’nda gerçekleşen görüşmeleri boyunca önergeler verdik. Asgari ücret vergilerden muaf tutulsun dedik. Dinlemediniz, ama şimdi Saray söyledi diye heyecanla savunuyorsunuz. Doğruyu kabullenmeniz ancak Saray size söylerse oluyor. Öğrencilerin kredi borçlarından EYT’lilerin sorunlarına, 3600 ek göstergeden çiftçilerin borçlarına, ataması yapılmayan öğretmenlerden emekli maaşlarına, ev emekçisi kadınların haklarından engellilerin sorunlarına kadar verdiğimiz önergelerin hepsi AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Çünkü işçiyle, emekçiyle, emekliyle, esnafla, çiftçiyle, kadınla, gençle, dar gelirliyle, ücretli çalışanla birlikte dertlenmeyi önemsemiyorsunuz. Toplumun derdi sizin derdiniz değil çünkü.

Bu bütçenin en büyük özelliklerinden birisi KADIN bütçesi olmamasıdır. Bu bütçe toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olmak bir yana, eşitsizliği derinleştiren bir bütçedir! Kadına yönelik şiddeti engellemeye yönelik, kadın yoksulluğunu ve işsizliğini çözmeye dönük, kadınların esnek, güvencesiz ve düşük gelirle çalışmamasına yönelik politikalar bu bütçede yoktur. Bu bütçe eşit katılımı, eşit temsiliyeti yok sayan bir bütçedir.

Türkiye dünya genelinde gençlerin en yoğun olduğu ülkeler arasında üst sıralardayken, maalesef aynı zamanda gençlerin en mutsuz ve umutsuz olduğu ülkeler arasında da üst sıralardadır. Türkiye’de genç işsizliği TÜİK verilerinde bile yüzde 25’e yakın. Yani her 4 gençten biri işsiz, daha da beteri istatistiklere göre yüzbinlerce genç iş aramaktan vazgeçmiş, iş bulma umudunu yitirmiş. Gençliği bu hale getirdiniz. Bütün bu yoksulluk ve işsizlik gençler arasında en çok da genç kadınları vuruyor. Hal böyleyken liyakatsizlik ve torpille ilgili belgeler, bilgiler klasör klasör ortaya dökülüyor.

Umutsuzluğun normalleştirilmeye çalışıldığı; kuralsızlığın kural, olağanüstünün olağan, hukuksuzluğun norm, eşitsizliğin felsefe, yolsuzluğun sistem haline getirilmeye çalışıldığı bir dönemdeyiz. Ancak bizlere yol göstereceklerin, cesaret aşılayacakların kadınlar ve gençler olduğunu çok iyi biliyoruz. Kadınların gücü, mücadelesi, iradesi ve ısrarı bütün engellemelere rağmen büyüyor. Önümüzdeki zaman diliminde bir devri kapatırken gençlerin kendi elleriyle ülkeyi yeniden bu ülkeyi inşa edeceği bir umut var. “Genç başladık, genç başaracağız” diyen gençler her geçen gün artıyor. Kadınları kamusal alandan uzaklaştırmak isteyenlere karşı direnen kadınlar; “çıkar telefonunu” diyen zihniyete cevap veren gençler hepimize yol gösterecek.

“Aynı gemideyiz, ama kaptan ve yardımcıları ehliyetsiz. Değiştireceğiz hepsini”

Bütçe boyunca iktidar sözcülerinin, bakanların burada çizdiği sahte pembe tabloyu, birkaç gün önce Maliye Bakanınız ters yüz etti: “Bitersek hep beraber biteriz” dedi! Biz de diyoruz ki; yok hep beraber bitmeyeceğiz, asıl siz biteceksiniz, siz! Bitiyorsunuz da zaten. Gemi metaforunu çok seviyorsunuz. Aynı gemideyiz, ama kaptan ve yardımcıları ehliyetsiz. Değiştireceğiz hepsini. Başka türlü bu geminin batmaktan kurtulma şansı kalmamıştır.

İçinde bulunduğumuz durum çoklu krizdir ve bu çoklu krizin önemli bir sebebi bu ülkenin tarihinde saklıdır. Bu ülke kuruluşundan bu yana cumhuriyeti demokrasi ile buluşturamamıştır. 100 yıldır aktörleri değişse de Türkiye’de yürürlükte olan düzen anti demokratiktir. Bu ülkede ne sivil demokratik bir anayasa ne de demokratik bir cumhuriyet maalesef inşa edilemedi. Her gelen iktidar yalnızca kendi bekasını esas aldı ve halkları her seferinde sefalete, demokrasisizliğe, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe mahkûm etti.

Belirli periyotlarla kriz yaratan bu durum, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesiyle birlikte çoklu boyut kazanmıştır. 2018 sonrası otokrasi ile yönetilmeye çalışılan bu ülke; halktan, Meclis’ten ve kurumlardan kaçırılan karar mekanizmalarını Saray’da tek bir kişinin insafına bırakmıştır. Oysa zamanın ruhu bize başka bir şey söylüyor: Tek bir kişi her konuda bilgi ve yetki sahibi olamaz! Tekliği, merkeziyetçiliği bu kadar yüceltirseniz kaçınılmaz olarak yasama, yürütme, yargı ve kitle iletişim araçları ve akademi vesayet altına alınır. İçinde bulunduğumuz çoklu krizin sebebi bu merkeziyetçi, tekçi anlayıştır. Bu sistemde ne yazık ki, yargı kurumu da saygınlığını ve güvenilirliğini yitirmiştir. En üst yüksek mahkeme olan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına saygı duyulmamakta, iktidarı rahatsız eden bir karara karşı mahkemenin kapatılması gerektiği iktidar ortaklarınca dile getirilebilmektedir. Yargıya güven bugün yüzde 20’lere kadar gerilemiştir. Sizin sayenizde.

KHK’lar ile on binlerce yurttaş kamu görevlerinden ihraç edilerek -kendi söylemleriyle- sivil ölüme terk edilmiştir. Son derece derin adaletsizliklerin ve hukuksuzlukların yaşandığı bu uygulamalarla haklarında herhangi bir yargı kararı olmayan insanlar, adeta ölüme terk edilmişlerdir. Meclis’in hali ortada; yürütmenin noter makamı gibi çalıştırılmak isteniyor. Ezcümle, istikrardan söz edenler istikrarsızlığın kaynağı haline gelmişlerdir. Bakın, Türkiye’yi her anlamda uçuracağı söylenen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi şaibeli bir referandumla kabul edildiğinden bu yana Türkiye’de zaten kadük olan demokrasi her alanda darbe almaya başlamıştır. Türkiye’de eski parlamenter sistem sorun üretiyordu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ise hem seri şekilde sorun üretiyor hem eski sorunları derinleştiriyor.

Bugünkü çöküşün nedeni günümüzün Saray Hanedanlığıdır! Halkın cebindeki parayı yandaşın cebine, halkın sandıktaki iradesini kayyımların, atanmışların eline teslim eden bir sistemdir sizin sisteminiz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında parti devleti sistemiyle tüm kurumları iktidarınızın parti birimlerine çevirdiniz. Tablo ortada; Yargıtay Partisi, Danıştay Partisi, Ağır Ceza Partisi, Emniyet Partisi, SADAT Partisi, TÜGVA Partisi, Vali-Kaymakam-Milli Eğitim-İŞKUR Partisi oluşturdunuz! Siyaset mutfağınızda istediğinizi pişirin ama mutfaktaki boş tencereler, sokaklarda geçinemiyoruz diyen milyonlar ve ekmek kuyruklarında “hakkımı helal etmiyorum” diye bağıranlar karşısında sizler kaybedeceksiniz!

Türkiye’yi Sefalet Endeksinde ilk sıralara yerleştiren, sizin yolsuzluk ekonominizdir! Türkiye’yi Küresel Organize Suç Endeksinde 12’nci sıraya getiren, FATF’de gri listeye aldıran sizin hukuk dışı ve meşru olmayan işlerinizdir. Ülkeyi bütün uluslararası demokrasi ve hukuk endekslerinde son sıralara siz yerleştirdiniz. Her ne kadar ABD’nin 9-10 Aralık’ta yaptığı Demokrasi Zirvesi hiç olmamış gibi davranılsa da Türkiye bu zirveden dışlanmıştır. Zambiya’dan tutalım Ekvator’a kadar 111 devletin çağrıldığı Demokrasi Zirvesinde Türkiye’nin olmaması demek, diplomatik ve siyasi dışlanmışlıktır.

İktidar anlayışınız, AİHM’in Demirtaş ve Kavala kararlarını uygulamayarak, AİHS Sözleşmesini çiğneyerek Avrupa Konseyinin yaptırım hamleleri ile karşı karşıya kalınmasını da sağlamıştır. Sizin sık sık yok saydığınız AB ilerleme raporları felaketi ortaya sermektedir. Kopenhag Kriterlerinin yerine düşmanlık kriterlerini, hukuktan uzak Saray kriterlerini koydunuz.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde çok devlet az toplum vardır. “Siyasal rekabet”i kötü göstermeye çalışan bu sistem, kendi varlığını sürdürmek için “düşmanlar” yaratmak çabasına girmiştir. Dolayısıyla muhalifler birer siyasal rakip olarak değil bastırılması ve hatta yok edilmesi gereken birer düşman olarak görülmektedir. Toplumsal kutuplaşma zirve noktasındadır. Türkiye toplumu bir toplum olmaktan çıkmış, fay hatlarının sürekli kışkırtıldığı, ortak bir yaşamın dinamitlendiği ayrı mahallelere bölünmüştür. Bunu siz yarattınız. Kutuplaştırma ve gerginlik yaratma üstadısınız. Ama toplum bu kutuplaştırmayı aşıyor, ortak sorunları etrafında size rağmen ve siz iktidar olduğunuz için buluşuyor. Bu yeni ve umudu geliştiren bir gelişmedir.

Kendisini sınırları içinde ve dışında Kürt düşmanlığı üzerinden var eden bu yeni rejim, Kürt sorununu da çözümsüz hale getirmiştir. Önce Kürtleri, sonra Kürtçeyi, daha sonra Kürt sorununu, şimdiyse Kürtlerin siyasal temsilini inkar eden bu rejim, demokratik ve barışçı bir çözümü reddediyor. Bu iktidar çatışma ve güvenlikçi politikaları tırmandırarak bu hayatî meseleyi çözümsüz bırakmak istiyor. Bu yeni sistem bir Amok Koşucusu gibi etrafı dağıta dağıta ilerlerken, Kürt sorunu ve demokratikleşmeyi bu ülkede konuşturmak istemiyor. “Kürt sorununun filmini çekersiniz” diyenler bugün ekonomik krizin kitabını yazmaktadır. Dolmabahçe Mutabakatını inkâr ettiniz, toplumsal barış mutabakatını hedef aldınız. “Kürt sorunu yoktur” deme karşılığında ittifak kurduğunuz yapılar size Tansu Çillerler, Mehmet Ağarlar, mafya bozuntuları ve siyaset simsarlarını hediye etti.

“Türkiye halkları bu ağır bilançoyu geçmişte bırakacak ve demokratik bir cumhuriyeti inşa edecek güce ve deneyime sahiptir”

Milli Güvenlik Kurulu, vesayet kurumu dediniz. Şimdi MGK ile birlikte Kürt halkının iradesine en büyük ipoteği siz koymaya çalışıyorsunuz. Kürt sorunu bu ülkede yaşanan siyasi, toplumsal ve iktisadi krizlerin hepsinin merkezinde yer alan temel bir sorundur. 100 yıldır Türkiye halklarına yönetim rejimi olarak inkâr, asimilasyon ve baskıya dayanan tekçi otoriterlik dayatılmaktadır. Halbuki yapılması gereken, bir arada barış ve eşitlik içerisinde yaşama kültürünü, gönüllü birlikteliği geliştirmektir. Türkiye halkları bu ağır bilançoyu geçmişte bırakacak ve demokratik bir cumhuriyeti inşa edecek güce ve deneyime sahiptir.

Dış politikada kendi planlarınızın yanı sıra aynı zamanda Doğu Akdeniz’den Suriye’ye, Libya’dan Irak’a ve Afganistan’a varıncaya kadar Akdeniz ve Ortadoğu hattında size verilen rolleri bir bir oynadınız! Bu rollerin nasıl oynandığını bizzat yine genel başkanınız söylüyor: Sadece iki sözünü buradan hatırlatacağım: “Türkiye, bölgesinde ve ötesinde güvenilir bir müttefik olarak üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmektedir” dedi. “Eğer hakikaten icraat ortaya konulursa, biz de Türkiye olarak, bize ne düşüyorsa, bunu yapmaya hazırız” dedi. Bu iki söz, verilen rolleri nasıl oynadığınızın kanıtıdır! Savaş tezkerelerini geçirdiğiniz şu parlamentoda barışa dair, çözüme dair, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, insan haklarına dair köklü politika değişikliğini getirseydiniz, bugün bu ekonomik yıkımın sonuçlarını değil, istikrar ve ekonomik büyüme konuşuyor olacaktık. Hukukla, demokrasiyle aranıza mesafe koydukça ekonomi yangın yerine dönüyor. Kurduğunuz her cümle yanmakta olan ekonomiye biraz daha fazla benzin döküyor! Yeter ki Kürtler, Suriye’de birlikte yaşadığı halklarla ortak bir gelecek kurmasın diye uluslararası alanda taviz üstüne taviz verdiniz. Ne rol verdilerse oynadınız. Diplomasiyi, barışçı bir söylem ve politikayı, müzakere ve diyalogu öne çıkarmak yerine askeri operasyonları, vekalet savaşlarını, çatışmayı seçmeniz tarihsel hataları art arda yapmanızla sonuçlandı. Ve çok şey kaybedildi.

Bu topraklara demokratik çözüm ve barışı getirmeyi sadece bizler, sadece Kürtler, sadece HDP’liler için istemiyoruz. Halkların Demokratik Partisi olarak yeni dönemde barış içinde bir arada yaşanabilecek demokratik, denetlenebilir, şeffaf ve eşitlikçi bir ülke hedefiyle üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazırız. Siz bize değil, bu ülkenin demokrasi ve adalet umuduna saldırıyorsunuz. Siz barış umuduna saldırırken, demokratik geleceğimizi baltalıyorsunuz. Kürt halkının ve Türkiye demokrasi güçlerinin siyasi temsiline son vermek, demokratik siyasetten HDP’yi tasfiye etmek için yargıyı kullanmanız çözümsüzlük ve büyük bedeller demektir. Çok açık söyleyeyim; bizlere kaybettirmek isteyenler büyük kaybedecektir. Partimize yargı kumpası kuran, terfi ve ödül almak için fezleke yarışına giren savcılarınıza buradan sesleniyorum: Fezlekeci savcılar, siyasete çok meraklıysanız çıkarın üzerinizdeki cübbeyi ve cesaretiniz varsa gelin siyaset yapın! Suçluları koruma ve suç işleme bakanınız var bir tane. Her gün bir suçluyla fotoğraf albümü ortaya saçılıyor. Bu savcıların sesi çıkmıyor. Sözde adalet arıyorsunuz öyle mi? Geçin bu yalanları! Bunu size bıkmadan söyleyeceğiz.

Demokratik siyasette kararlıyız, sorunlarımızı çatışma ve şiddet yoluyla değil, konuşarak müzakere ederek, diyalogla Ankara’da ve bu mecliste çözme konusunda kararlıyız. Eşitlik taleplerimizde ve mücadelemizde, Edirne’den Hakkari’ye ve Kürdistan coğrafyasına kadar ortak vatan ve demokratik cumhuriyet mücadelemizde kararlıyız. Aydınlık yarınları getireceğiz. Türkiye halkları 100 yıldır kendilerine dayatılan otoriter rejimlere mecbur değildir. Dışlayıcılık, ayrıştırıcılık üzerinden kendini kurgulayan ve var eden rejimler karşısında, eşitliğin ve demokrasinin birleştirici, bütünleştirici ve toplumsal adaleti sağlayıcı özelliğine sıkı sıkıya bağlıyız.

İki farklı blokun tekçilik, merkeziyetçilik, erkeklik üzerinde birleştiği anlayışlar karşısında gerçekçi alternatif Üçüncü Yol siyasetimizdir. Bu anlayışı esas alan partimiz, Türkiye’de cumhuriyeti demokrasi ile buluşturacak, bu adaletsiz düzene son verecek bir güçtür. Yeni bir siyaset, yeni bir yönetim ve yeni bir yaşam kurabiliriz. Türkiye’nin temel ihtiyacı bugün katılım, müzakere ve demokratik ve toplumsal uzlaşı esasına dayalı, evrensel temel hak ve özgürlüklerin en geniş şekilde sağlandığı güçlü demokrasidir. Bütçenin saraylara, israfa, yandaşlara, silahlanma ve savaşlara, faize değil halka harcandığı, toplumsal cinsiyete dayalı bütçelemenin olduğu, maceracı dış politika yerine bölgesel barışın ve ilkelerin esas alındığı bir yönetim mümkündür. Kamu yönetiminin iktidar blokunun tekelinde kadrolaşmanın alanı olmaktan çıkarıldığı ve liyakatın esas alındığı, şeffaflığın ilke edinildiği, halktan hesap soran değil hesap veren bir anlayışın hakim kılındığı, eşitliğin eşdeğerlikle buluştuğu, merkezin değil yerelin sözünün geçtiği ve yerel demokrasinin güçlendirildiği, kayyım sisteminin ve anlayışının çöpe atıldığı bir sistem için geç kalınmamıştır. Yargının, yürütmenin ve tek adamın vesayetinden çıktığı, eşitliği esas alarak düzenlenecek yasaların uygulanacağı, adaleti ve yargının bağımsızlığını terazi dengesi ile sağladığı bir hukuk mümkündür. Kâr hırsıyla doğayı sonsuz bir sömürü alanı olarak gören anlayışların son bulması ve başta enerji, ulaşım, kentleşme ve tarım olmak üzere tüm politikalarda doğa haklarının kabul edilmesini sağlayabiliriz.

“Siz yalanlarınıza devam edin hakikat bizleriz”

Kürt sorununun kalıcı ve onurlu çözümü için müzakere ve inşayı esas almak aslolandır. Demokrasi, adalet, eşitlik, eşdeğerlik ve barış mücadelesini bir programa bağlamak için her seferinde yeni bir keşfe gerek yoktur. Biz bu saydığımız değerlerden bir adım geri atmayacağız. Her türlü baskı, yok sayma, tutuklama tehditlerine karşı ödediğimiz bedel ve mücadelemiz de bunun kanıtıdır. Her zaman nerede zulüm, haksızlık varsa orada olmaya devam edeceğiz ve kazanacağız. Bu, halklarımıza sözümüzdür. Bu söz seçimleri değil demokratik toplumsal değişimi ve dönüşümü, mücadeleyi ve kurucu aklı kendisine rehber edinmiştir. Biz parti olarak tüm bunları halkımızla birlikte yapacağız. Kendimize ve halkımıza inanıyoruz.

Sırf bir seçim kazanacak diye ülkeyi batırmakta ısrar eden AKP-MHP ittifakına sesleniyoruz: Hiçbir entrika açlık, yoksulluk, işsizlik hakikati karşısında dayanamaz ve kazanamaz. Size bir kez daha şunu söyleyelim. Siz tekleşin, çoğunluk bizleriz. Siz karunlaşın, harun bizleriz. Siz zalimleşin, mazlum bizleriz. Siz korkutmaya devam edin, cesaret ve umut bizleriz. Siz yalanlarınıza devam edin hakikat bizleriz.”

Paylaşın

Meteoroloji’den Bir Çok İl İçin ‘Sarı Kodlu’ Uyarı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), aralarında Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar, Denizli, Muğla, Antalya, Adıyaman, Diyarbakır, Batman, Bingöl, Muş, Bitlis ve Siirt’in de bulunduğu bir çok il için kuvvetli yağış uyarısında bulundu. MGM, kuvvetli yağışın etkili olacağı yerlerdeki vatandaşlara olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalı çağrısı da yaptı.

Haber Merkezi / MGM tarafından yapılan son değerlendirmelere göre: Ülkemiz genelinin çok bulutlu ve yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; kıyı kesimler ile Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’da yağmur ve sağanak, yağış alan diğer yerlerde karla karışık yağmur ve kar şeklinde olması bekleniyor.

Yağışların; Çanakkale’nin doğusu, Balıkesir’in kuzey ve batısı, Bursa’nın güneyi, Konya’nın güney ve batısı, Burdur’un güney ve doğusunun yüksekleri, Isparta çevreleri, Antalya çevreleri, Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar, Denizli’nin yüksekleri ile Muğla’nın Yüksekleri, Antalya, Adıyaman, Diyarbakır, Batman, Bingöl, Muş, Bitlis ve Siirt çevrelerinde yerel olarak kuvvetli yağmur ve sağanak, yüksek kesimlerde kuvvetli karla karışık yağmur ve yer yer yoğun kar şeklinde olması bekleniyor.

Hava sıcaklığının batı bölgelerde mevsim normallerinin altında, doğu bölgelerde mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın ise genellikle kuzey ve kuzeybatı, Marmara ile Kuzey Ege’de kuzeydoğu yönlerden, doğu kesimlerde güney ve güneybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara ile Kuzey Ege’de kuvvetli ve kısa süreli fırtına(40 – 70 km / saat) şeklinde esmesi bekleniyor.

Kuvvetli yağış uyarısı

Yağışların, Çanakkale’nin doğusu, Balıkesir’in güneybatısı, Bursa’nın güneyi, Konya’nın güney ve batısı, Burdur’un güney ve doğusunun yüksekleri, Isparta, Antalya, Mersin çevreleri, Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar, Denizli’nin yüksekleri ile Muğla’nın Yüksekleri, Adıyaman, Diyarbakır, Batman, Bingöl, Muş, Bitlis ve Siirt çevrelerinde yerel olarak kuvvetli yağmur ve sağanak, yüksek kesimlerde kuvvetli karla karışık yağmur ve yer yer yoğun kar şeklinde olması beklendiğinden ani sel, su baskını, heyelan, yağış anında kuvvetli rüzgar, buzlanma ve don olayına bağlı olarak ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.

Kuvvetli rüzgar uyarısı

Rüzgarın Marmara ile Kuzey Ege’de kuzeydoğu yönlerden kuvvetli ve kısa süreli fırtına(40 – 70 km/saat) şeklinde esmesi beklendiğinden yaşanabilecek olumsuz şartlara karşı çatı uçması, ağaç ve direk devrilmesi, ulaşımda aksamalar gibi olumsuz şartlara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.

Bölgelerimizde hava durumu ise şöyle;

Marmara ve Ege Bölgesi

Marmara Bölgesi’nin çok bulutlu ve Güney ve doğusunun aralıklı yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, genellikle yağmur ve sağanak, yükseklerinde karla karışık yağmur ve yer yer kar şeklinde olması bekleniyor. Yağışların Çanakkale’nin doğusu ile Balıkesir’in kuzey ve batısı, Bursa’nın güneyi, Sakarya ve Kocaeli’nin yükseklerinde yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın kuzeydoğu yönlerden kuvvetli ve kısa süreli fırtına(40-70 km/saat) şeklinde esmesi beklenirken, Ege Bölgesi’nin çok bulutlu, bölge genelinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kıyı kesimleri ile Manisa çevrelerinde yağmur ve sağanak, yağış alan diğer yerlerde karlakarışık yağmur ve kar yağışı şeklinde olması bekleniyor. Yağışların Kütahya ile akşam saatlerinden sonra Afyonkarahisar, Denizli’nin 700-800 m üzeri yüksek kesimleri ile Muğla’nın 900 m üzeri yüksek kesimlerinde yer yer kuvvetli (5-20 cm) kar şeklinde olacağı tahmin ediliyor.

Akdeniz ve İç Anadolu Bölgesi

Batı Akdeniz’in çok bulutlu bölge genelinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, genellikle yağmur ve sağanak, iç kesimlerinde karla karışık yağmur ve kar şeklinde olması bekleniyor. Yağışların; Burdur’un güney ve doğusunun yüksekleri, Isparta çevreleri ile Antalya’nın yükseklerinde kuvvetli kar şeklinde, Mersin ile Antalya’nın doğu kıyılarında kuvvetli sağanak şeklinde etkili olması beklenirken, İç Anadolu Bölgesi’nin çok bulutlu, bölge genelinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Konya’nın güney ve batısında kuvvetli olması bekleniyor.

Karadeniz Bölgesi

Batı Karadeniz’in çok bulutlu, bölge genelinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kıyılarda yağmur ve sağanak, iç ve yüksek kesimlerinde karla karışık yağmur ve kar yağışı şeklinde olması beklenirken, Orta ve Doğu Karadeniz’in çok bulutlu, bölge genelinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kıyılarda yağmur ve sağanak, iç ve yüksek kesimlerinde karla karışık yağmur ve kar yağışı şeklinde olması bekleniyor.

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi’nin çok bulutlu, bölge genelinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yağmur ve karla karışık yağmurlu yükseklerinin kar yağışı şeklinde görülmesi, Bingöl, Muş, Bitlis çevrelerinde kuvvetli yağmur, 900 metre üzeri rakımlı kesimlerde kuvvetli karla karışık yağmur ve yer yer yoğun kar şeklinde olacağı tahmin edilirken, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Diyarbakır, Adıyaman, Batman ve Siirt çevrelerinde kuvvetli yağmur ve sağanak, 900 metre üzeri rakımlı kesimlerde kuvvetli karla karışık yağmur ve yer yer yoğun kar şeklinde olması bekleniyor.

Paylaşın

Metin Demirtaş Kimdir? Hayatı, Eserleri

17 Mart 1938 yılında Antalya’nın Elmalı İlçesi’ne bağlı Akçay Köyünde dünyaya gelen Metin Demirtaş, 27 Eylül 2014 tarihinde Antalya’da vefat etti ve Andızlı Mezarlığı’na defnedildi. Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği ve Antalya Sanatçılar Derneği üyesiydi.

Haber Merkezi / Metin Demirtaş, ilkokulu köyünde okudu. Antalya Erkek Sanat Enstitüsününün Torna-Tesviye Bölümünü 1955’de bitirdikten sonra, 1962’de Ankara Akşam Teknikerlik Okulu Makine Bölümünden mezun oldu. Makine Kimya Endüstrisi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Atölyesi ve Ankara Fen Fakültesi Atom Araştırma Laboratuvarında, Antalya Belediyesinde teknisyen olarak çalıştı. Çok genç yaşta bacağında oluşan bir kanser hücresi yüzünden 1980’de bacağı kesildi. 1981 yılında emekli oldu.

Yugoslavya – Struga’da her yıl gerçekleştirilen Struga Şiir Akşamları Şenliği’nde Hasan İzzet Dinamo, Arif Damar’la birlikte Türkiye’yi temsil etti. Avustralya Kültür Bakanlığı ve Sidney Türk Halkevi’nin davetlisi olarak, Nazım’ın 25. Ölüm Yıldönümü Anma Etkinlikleri’ne katıldı. Sydney ve Melbourne’de Nazım’ın son eşi Vera ve Abazha yazar Fazıl İskender ile değişik toplantılarda Nazım ve şiiri üzerine konuşmalar yaptı.

İlk şiirleri Varlık dergisinde yayınlanan şairin şiirleri daha sonra İmece, Türk Solu, Yeni Adımlar, Militan, Sanat Emeği, Yansıma dergilerinde yayınlandı. Şiirleri değişik dillere de çevrildi. Kelimelerle fazla oynamadan, sadelikle ve tevazuyla serbest ölçüde yazdığı şiirlerinde sosyal konulara ağırlık verdi.

Eserleri;

Görüşme Yeri Memleket
Hazır Ol Kalbim
Hançer ve Lirik
Bir Mendil Gökyüzü
Şiirimsi Nasrettin Hoca Öyküleri
Tersinden Okunan Masallar
Çocuklar Kediler Uskumrular
Hazırol Kalbim – Toplu Şiirler –
Ve Erenler Böyle Dedi

 

Paylaşın

Metin Cengiz Kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Mayıs 1953 yılında Ardahan’ın Göle İlçesinde dünyaya gelen Göle İlkokulu (1964) ve Kars Alpaslan Lisesi’nden (1972) sonra girdiği, Erzurum Atatürk Üniversitesi Temel Bilimler ve Yabancı Diller Yüksek Okulu Fransızca Bölümünden 1977’de, Marmara Üniversitesi Fransızca Bölümünden 1987’de mezun oldu.

Haber Merkezi / Öğrencilik yıllarında bir süre DİE’de memurluk yaptı (1973). Siyasi dergi çıkarmak ve siyasi faaliyetlerde bulunmaktan dolayı tutuklandı. 1977-1987 arasında Erzurum, Kars ve İstanbul’da Fransızca öğretmeni olarak çalıştı. 12 Eylül döneminde iki yıl cezaevinde kaldı. Muş’ta öğretmenlik görevini yaptığı sırada istifa etti ve İstanbul’a döndü.

Günaydın gazetesi, Sosyal Yayınları, Papirüs Yayınları ve Tüyap’ta düzeltmen, redaktör, editör ve çevirmen olarak çalıştı. 1993’ten 2002’de emekli olana dek Türkçe öğretmeni olarak çalıştı. Öğretmenliğin yanında Yön Yayınları’nda editör olarak çalıştı. 1998’de Söz Kanatlanınca adlı bir televizyon programı hazırladı. 2005’te arkadaşlarıyla Digraf Yayınlarını (sonradan Şiirden Yayıncılık adını aldı) kuran Metin Cengiz 2010’da çıkmaya başlayan Şiirden dergisinin genel yayın yönetmenliğini sürdürmektedir.

Çanakkale, Yalova ve Lefkoşa’da şiir festivalleri hazırladı. Bu festivallerde kurulan dostluklar sayesinde Türkiye’de Fransız şairlerin ve Fransa’da Türk şairlerin eserlerinden antolojiler hazırladı. Şiir kitapları dünyanın farklı ülkelerinde yayımlandı. Şiirden dergisinde dünyanın şiirlerinden çeviriler yayımlamaya özen göstermektedir.

Şarkılar Kitabı ile 1996 Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü, Sonsuzluk Çiseler Büyük Sularda adlı kitabıyla Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü aldı (2010). 2011 yılında Uluslararası Tudor Arghezi Ödülü’ne ve 2014 yılında bütün eserleriyle 8. Mersin Kenti Edebiyat Ödülüne layık görüldü. Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN ve Edebiyatçılar Derneği üyesidir. Evli ve bir çocuk babası olan sanatçı halen İstanbul’da yaşamakta, şiir ve eleştiri çalışmalarına devam etmektedir.

Edebiyatın özellikle şiir ve şiir eleştirisi yönüne ağırlık veren sanatçının şiirleri Broy, Düşün, Yazko Edebiyat, Varlık, Adam Sanat, Hürriyet Gösteri gibi dergilerde, “Nasıl Şiir” başlıklı ilk yazısı 1980’de Demokrat gazetesinde, ilk şiiri 1983’te yayımlandı. 1998-2002 yıllarında Varlık dergisinde ve 2003-2004 yıllarında Hürriyet Gösteri’de şiir ve şiir sorunları hakkında düzenli yazılar yazdı. Şiirlik, Kavram Karmaşa, Düşler, Kedi, Atika, Islık, Kervan, No, Şehir, Papirüs, Kum, Yasak Meyve, Son Kişot, İnsan, Yazarlar Dünyası, Yazılı Kaya gibi dergilerde şiir ve yazıları yayımlandı.

Şiirin insanın varoluşsal sorunlarını en iyi dile getiren yazım tarzı, dilin olanakları içinde insanın kendini varetme biçimi, varlığını ortaya çıkarma yolu olduğunu düşünür. Yenibütün Şiir Hareketi ve toplumcu şiir içinde yer alan sanatçı, şiirlerinde modern lirik şiirin özellikleri, zengin ve derin bir imgelem yapısı sergilemektedir. Şiirlerinde varoluş sorunsalını ağırlıklı olarak tema edinmiştir. Metin Cengiz yaşantısından yoğun izler taşıyan şiirlerinde modern şiirin dil imkânlarından yararlanmıştır. Zaman zaman geleneksel ögelerin ön plana çıktığı bu şiir insanı modern dünyanın gerçekliği içinde duygusal ve gerçekçi bir bakışla bütünsel olarak ele almaktadır. Şairin toplumcu yönü doğal olarak şiirlerinde insanın sömürülüşü, toplumsal aydınlanma gibi temaların ön plana çıkmasını sağlamıştır.

Şiirleri İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, Boşnakça, Rusça, Romence, Arapça, İbranice gibi pek çok dile çevrilmiş, seçme şiirleri Apres le Tempete et Autres Poems (2006) adıyla Fransızca ve Il Colore dell’Oscurita: Karanlığın Rengi adıyla İtalyanca (2017) yayımlanmıştır. Fransızca-Türkçe şiir seçmeleri çeşitli dosyalar halinde Fransa ve Türkiye’de dergilerde yer almıştır. İspanya, İtalya ve Fransa’da çağdaş Türk şiiri antolojileri hazırlamıştır. Max Jacob, Pablo Neruda, Jacques Prevert gibi şairlerden çeviriler yapmıştır.

Modern Türk şiiri üzerine incelemelerinin yanında şiir, imge, biçim, biçem, şiir yazma üzerine ve kültür, felsefe, eleştiri ile şiir arasındaki ilişkilere dair yazılarını kitaplarda toplamıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Metin Celâl Kimdir? Hayatı, Eserleri

13 Mart 1961 yılında Ankara’da dünyaya gelen Metin Celâl, İstanbul Göztepe Aryamerh Lisesini bitirdi. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Petrol Mühendisliği Bölümünde başladığı (1978-1981) yükseköğretimini yarıda bırakıp İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Basın Yayın Yüksekokuluna devam etti (1982-1985).

Haber Merkezi / Çeşitli gazete ve dergilerde redaktörlük ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. Aralık 1989-1992 yıllarında Heinrich Böll bursuyla Almanya’da kaldı (2001:566). Parantez Yayınevi’nde yönetici olarak çalıştı. İmge/Ayrım (1984, 3 Sayı), Yeryüzü Konukları (1984, 1 Sayı), Poetika (1985, 4 Sayı), Fanatik (1989, 4 Sayı) ve Sombahar (1990-1996, 35 Sayı) ve Özgür Edebiyat (2007-2013) dergilerinin yayın kurullarında yer aldı.

Hâlen Parantez Yayınlarının yöneticisidir. Edebiyat ve İlim Eserleri Sahipleri Meslek Birliği (EDİSAM) başkanlığı da yapan Celâl Türkiye Yazarlar Sendikası ve Pen Yazarlar Derneği üyesi, Türkiye Yayıncılar Birliği genel sekreterliği ve başkanlığı görevlerinde bulundu. İstanbul’da yaşıyor.

İlk deneme yazısı “Yol Ayrımı” 1980’de ODTÜ Edebiyat Kulübü Bülteni’nde çıktı. Yeni Olgu, Oluşum, Edebiyat ’81, Varlık, Türk Dili, Sanat Olayı, Günümüzde Kitaplar, Cönk, Gösteri, Broy, Yeni Düşün, Üç Çiçek, Fanatik, Öküz ve Düşler, E gibi edebiyat dergilerinde yayımlanan şiir ve yazılarıyla tanınan Metin Celâl’in, Güneş, Evrensel, Özgür Gündem, Yeni Yüzyıl, Cumhuriyet ve Radikal gibi gazetelerde şiir ve yazıları yayımlandı. Uzun yıllar (Eylül 2018’e kadar) Cumhuriyet gazetesinde köşe yazıları ve Cumhuriyet Kitap’ta “Okuduğum Kitaplar” köşesini yazdı. Hâlen Hürriyet Kitap-Sanat’ta kitap eleştirileri yazıyor.

1980 kuşağının imgeci şairleri arasında yer alan Metin Celâl aynı zamanda yazdığı kuramsal ve eleştirel yazılarla da bu şiir anlayışının yaygınlaşmasında önemli rol oynar. Şiirde içerikten çok söyleyiş güzelliğine ve estetiğe önem veren şair, 1970’lerde ve 1980’lerde şiiri ideolojik araç olarak gören, şiire estetik bir gözle bakmayan, şiirin kendine özgü sorunlarıyla ilgilenmeyen şairleri eleştirmiş ve kendi şiirini estetik bakış üzerine, şiirimizin geçmişiyle hesaplaştığı kadar geçmişin birikiminden de faydalanmak üzerine kurma düşüncesindedir.

Metin Celâl’in şiirinde aşk, erotizm, ayrılık, hüzün gibi temaları ince bir duyarlılıkla, yer yer hüzünlü ama bir o kadar da ironik bir dille ele aldığı görülür. Kendi döneminin “toplumcu gerçekçi” şairleri tarafında “bireyci” olmakla suçlanan Metin Celâl, hayatın sıradan akışı içinde sıkılan bireyin kendine çıkış aramasını şiirlerinde işlerken bireyin öne çıkarılmasını estetik bakıştan ve imgeden faydalanarak şiirini kurar.

İlk kitabı Adım Ölüm’den (1986) itibaren kendini kolay ele vermeyen bir imge sisteminden yana olan şair, günlük hayata dair unsurları ve konuşma dilini başarıyla kullanır. Yalın imgelerle dolu şiirlerinde duyarlı, hüzünlü bir dil vardır. Kendi kuşağı içinde şiir eleştirileriyle de dikkat çeken şair, poetik donanıma önem vermesine ve şiir tarihimize geniş bir açıdan bakabilecek donanıma sahip olmasına rağmen şiirlerinde poetik bilgilere rastlanmaz, bilgiyi içselleştirimiş şekilde kullanır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Metin Altıok Kimdir? Hayatı, Eserleri

14 Mart 1941 yılında İzmir’in Bergama İlçesi’nde dünyaya gelen Metin Altıok, çocukluğu ve ilk gençliği Karşıyaka’da geçti. Karşıyaka Lisesi ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde çalıştı. Öğretmenliğe geçiş yaptı ve Bingöl Lisesi felsefe öğretmenliğine atandı. Mesleğine Karaman İmam Hatip Lisesi’nde sürdürdü ve 1990 yılı başında emekliye ayrılarak Ankara’ya yerleşti. Pir Sultan Abdal Kültür Şenliği için gittiği Sivas’ta, 2 Temmuz 1993 Madımak Oteli’nin yakması sırasında ağır yaralandı. 9 Temmuz 1993’te Ankara’da hayatını kaybetti.

Şiire lise yıllarında başlayan Altıok şiirle resmi birlikte yürüttü. Ankara Fransız Kültür Merkezi’nde ilk resim sergisini açtı (Çetin Sipahi ile birlikte). Daha sonraki yıllarda yine Fransız Kültür Merkezi’nde, Ankara Sinematek Derneği’nde (Orhan Taylan’la birlikte), Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde resimlerini sergiledi. Kuşağın en romantik, duygucu şairlerindendir. Yalnızlık, gezginlik, yerleşiklik, yabancılık şiirlerinin ana temasını oluşturur. Kendine özgü bir sesi, romantik, acılı ve yalın bir söyleyişi vardır.

Eserleri;

Gezgin (1976)
Yerleşik Yabancı (1978)
Kendinin Avcısı (1979, Ahmet Telli ile 1980 Ö. F. Toprak şiir ödülü)
Küçük Tragedyalar (1981)
İpek ve Klabtan (1987)
Gerçeğin Öte Yakası (1990)
Dörtlükler ve Desenler (1990)
Süveyda (1991)
Alaturka Şiirler (1992)
Şiirin İlk Atlası (1992)
Hesap İşi Şiirler (1993)
Bir Acıya Kiracı (1998-Bütün Şiirleri)

Ödülleri:

1980 – Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü / “Kendinin Avcısı” ile
1990 – Cemal Süreya şiir ödülü / “Gerçeğin Öte Yakası” ile

Paylaşın

Mesut Aşkın Kimdir? Hayatı, Eserleri

1968 yılında Sivas’ın Şarkışla İlçesinde dünyaya gelen Mesut Aşkın, beden eğitimi öğretmeni olarak çalışmaktadır.  İstanbul’da yaşıyan Mesut Aşkın, Mersin’de Islık şiir dergisinin yayın kurulunda görev aldı.

Haber Merkezi / Mesut Aşkın’ın şiirleri; Şiir Oku, Varlık, Kum, Kavram-Karmaşa, Şiir Ülkesi, Budala, Atika, Maskesiz-Yelken, Başka, Öteki-siz, Yaratım, Sanat ve Hayat gibi dergilerde şiirlerinin deneme, inceleme yazılarıyla yer aldı.

Mesut Aşkın, Edebiyat, Fotoğraf, Sinema, Tiyatro, Sanat & Mimarlık kategorilerinde eserler yazmış bir yazardır. Mesut Aşkın kitapları; Artshop Yayıncılık, Chiviyazıları Yayınevi, Galata Yayıncılık, İnsancıl Yayınları, Kaos Çocuk Parkı Yayınları aracılığıyla kitapseverlerle buluşmuştur.

Mesut Aşkın tarafından yazılan son kitap “Üç Ayın Kırk Ayini” Kaos Çocuk Parkı Yayınları tarafından okurların beğenisine sunulmuştur.

Eserleri;

Drama Phone
Harf Divanı
Terk Divanı
Çocuk Gülünce
Üç Ayın Kırk Ayini

“Dağ adı”

Çömelip bakır bir kapıyı
dövdüm senden sonra
aklımdan önce üşüdü
sabah

sonra kadına bir dağın
adını verdim ok
ile yay uzaklaşırken birbirinden

karanlığa bıraktım avcılığımı kristal
ve taş dedim ateşe
su düştü kül ağır

ince uzun mum
ile kandili
aynı ateşte yaktım ince
ağır uzun sıcak

izlerini buldum gecenin
eşiğinde körlerin

kristal ve taş dedim
sana
bir dağın adını verdim
“rouni” dedim

ateşe su düştü
kül çimlendi
seni bir de böyle
sevdim
topraksız
taşsız
sözsüz

“Harf divanı”

ben yazmak adağı

ben

senin için kurban

senin için
kana bulanan üstüm başımla
cennetten kovulan ilk annem

ilk kadınımla bahara yaza giren

kar ile teyemmüm eden ben

kalemin arkasında
birinci tekil şahıs

kâğıtlara yürüyorum

gücümü tüketmek için

senin için

tevrata zebura incile kur’ana
cennete cehenneme

senin için giriyor çıkıyorum

bir tek sayfada

seninle olmak için
ben yazmak adağı

ben senin için

günde iki kez kurban

derimi sunuyorum sana
çadır kur davul çal

seninim ben yalnızca

senin

ya kelime

Paylaşın

Meryem Çoşkunca Kimdir? Hayatı, Eserleri

1992 yılında Adana’nın Tufanbeyli İlçesi’nde dünyaya gelen Meryem Çoşkunca, Mersin 19 Mayıs Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. Bolu İzzet Baysal Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümünde okudu.

Haber Merkezi / Meryem Çoşkunca’nın şiirleri Hayal, Akatalpa, Aşkın E Hali, Eliz Edebiyat, Gard Şiir, Hayâl, Kalemsiz, Kurşun Kalem, Kuşak Edebiyat, Lacivert, Mavi Yeşil, Melâmet, Me’yus, Mühür, Peyniraltı Edebiyatı, Şiiri Özlüyorum, Tmolos Edebiyat, Tun, Yasakmeyve gibi dergi ve fanzinlerde yayımlandı

Ödülleri:

2015 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü’nde adı anıldı
2016 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü

“Öbürü ya da Öteki”

/içi kemiren bu korkunç basınç

başka nasıl açığa çıkacaktı

              şiirsiz./

kaygılarımı omuzlamaktan başka
bilmedim tek bir yankı
döktüğüm yaşları topluyorum
önüme konulan çeyiz kör. gök kilitli.
duyarım dağılmış tozlar arasında
ezik bir kavalın ağıtını.ben
ordaydım ve yalnız çırpınışları gecenin
ezildim ben de doğrudur
bütün öfkesinin altında
sırtı dökük bir aşkın

doyur dedim nefsime
acıyı doyur
sesi eğilene kadar. karanlık
ol kuyunda bir başına taş
bir yaş daha düş, huy et
ve söyle
bu çağda en/ine duran bir ayna
bütün bütün değil daha
bin parça

bir gölge oyalasa bizi ah
içimizi taşıyla fırlatıp atacağız
kesiği yüzümüzden okunacak
suyun
dişli tanrılar ödeyecek bu bedeli
ben ve rüzgarından olan
dağ bilinecek. bilinecek
çarpışıp tutunamayan şeyler
aranırken eleği altında
küf kokulu zamanın

dağılıp toz olan ne varsa
bilinecek görünmeyen
öbürü
ve geceyle daha öteki

“Su Günü”

Suyun boğuluşuydu bardağa dökülmek
uzağınızda değil, boşluğunuzda, o sarı kovukta
dört kere tekrarladım bunu kalabalığa
yalnız kendim duyardım, bir de bardağa değen el

Ah dedim, herkes kendine yansır sarhoş bardakta
oyuk masalar üstünde başlar dünya turu!

Kimse sormadan gelirdi suların hatırını,
taşlar bakımsızlıktan kara
uzanmıyorlar ondan ırmak kenarlarına.
Söz gelimi birden doldurulmak desem
aldırır mısınız beni de boşluğunuza?

Dur dedim, bir çölün kumu ne kadar çoksa
o kadar ağaçsızdır topraklar, sen de olmayan bir dal
yol: işaret parmağım, yol: tırnaklarımın kazıdığı
yalnız kendim duyardım bunu, bir de bardağa değen el

Çok kere vurdum masaya, beşincide devrildi masa
işte, suyun ellerimde dirilişi
hazır değildim gülmeye ama güldüm

Yazın bunu: suyun günüdür bugün!

“Alıç Güzü”

Dilaltında saklı sözler gibi bir ağaçla akşamları
birikirdi ellerim kanlı kütüğün soğuğunda
ölü aynalardan yansıyandı inançsız gövdelere
çizgisine yamanan kovuk başları.

Ben sonbahardan sonraki şeylere inanırdım
ağzımdan Akdeniz tadına en çok ve suya
yetmedi söz buldum ağzıma
harflerin ininde yaz’dım
geçmişimde alıç güzü

İndiğim tümsekte durulmazdı
karanlığın yarama battığı o çukur aynada
gezindiğim yırtık bana esrar, bana buz ağı
her buz eriyeceği bir kap bulmalıydı oysa

her iyi denilen şey gibi fos çıkardı mutluluk
cam gibi eşiğe dağılırdım kim kırsa

ve içimizde hep dağlı bir at başı suskunluğu.

Paylaşın

Merih Akoğul Kimdir? Hayatı, Eserleri

8 Ağustos 1963 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Merih Akoğul Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden 1985 yılında mezun oldu. Reklam fotoğrafçılığı, radyo yayın yönetmenliği ve daha sonra Marmara Üniversitesi Fotoğraf Bölümünde öğretim görevlisi olarak görev yaptı.

Haber Merkezi / İstanbul’da yaşayan Akoğul, Günaydın FM’de ”Gece Devriyesi” ve ” Şehir Işıkları”, Hür FM ve Capitol FM’de ”Sanat Noktası” programlarını hazırladı. TYS ve Caz Derneği üyesidir.

Akoğul’un şiir, fotoğraf ve eleştiri yazıları Gösteri, Şiir Atı, Düşler ve Göçebe dergilerinde yer aldı. Fotoğrafçılığın yanı sıra fotoğraf kuramı ve müzik yazıları da yazdı. İlk şiiri ”Av Zamanı” 1981’de Milliyet Sanat’ın ”Genç Şairler” sayfasında çıktı.

Şiir ve yazılarını Poetika, Varlık, Şiir Atı, Sombahar, Gösteri, Düşler, Göçebe, Çalıntı, Jazz, Amann, Geniş Açı ve E dergilerinde yayımladı. Ölüm, aşk, sıkıntı, hüzün, anlamsızlık, çocukluk ve zaman ekseninde ilerleyen şiirerinde incelikli, yalın bir dil yakaladığı görüldü. Son Dokunuş ve Kuğunun Ölümü adlı iki şiir kitabı vardır.

“Ekvator”

Kuşatırdı yağmurlar, inanmasa da
İçine büküldüğüm haritalar,
Fena çocuklardık taşlanıp
Akşamla ortaya çıkardık

Ormanlar gelmese de aklıma
Aşk süsü verdiğim intiharlarımdan
Çalsanız ve beni yakalatsanız
Demir taradığım gizli limanlarımdan

Durduk mu düşerdik, aşk Süveyş
İçimden bir çizgi gibi geçtiniz,
Seyrek öpüşlerle ayrılan
Uzak akrabalardık

“Kara süit”

Güzdü:
Soyundu müntehir parmakları gecenin
Şehirler mi düşmüştü
Yoksa mesihlerin saralı dudaklarında
Değirmenler öğütürken ağzımı.

Sabret!
Usul usul bir zambak
Affını isterken dünyadan
Yazgımdı saltanat
En çok denizlerden korktum.

Aşk bekletir,
Bir ölünün solan yanaklarında
Rahibeler ilk günahlarına soyunurken
Kısa sevmelerde, kelebek
Teninde delirirken dentelalar.

“Zamansız”

Uykuların en derin yerinde
Zamansız şehirler kuşatılır
Sarsılır, çığlıktan anlar
Başlar başlamaz bir talan

Görülür alevi uzaktan
Yanmakta olan bedenlerin
Yüzünde sevisiz sırat
Yalnızlığında gecenin, ilkdördün

Devleşir aşklar, soğuduğunda odalar
Çatırdağını duyarsın ağaçların
Tapınaklar çökerken geceye
Şehir düşmüştür artık

“Tedirgin kuşlar kantatı”

Gecenin yelesi değerdi yüzüme
Anaforlarla bükülüşünde dünyanın
Melankoli / solan nilüferlere baksam
Yolunu yitirirdi kovuğunda zaman

Dokundum, tenin…
Bir ölüm haberine dönüştü gözlerin
Kucağına yığıldım ürkek pieta
Soluk benzimde tanıdık bir gölgenin

Acıyı hisset, erdem neydi
Usulca mezara baktığımız akşam
Tedirgin kuşların göç yollarında
Kanayan yerlerinden usulca öperdim

Paylaşın

Zeynep Melisa Gürpınar Kimdir? Hayatı, Eserleri

9 Aralık 1941 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Zeynep Melisa Gürpınar, 24 Kasım 2014 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Zühtüpaşa İlkokulunun ardından Çamlıca Kız Lisesinin orta kısmında okudu. Beyoğlu Ticaret Lisesini bitirdikten sonra bir süre İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. Daha sonra girdiği İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nü 1964’te bitirdi. Tiyatro öğrenimine 1965-1967 arasında Londra’da devam etti.

Haber Merkezi / Londra’da bulunduğu yıllarda BBC Türkçe Servisi’nde kültür programları yaptı, tiyatro eleştirileri yayımladı. Matbaa yöneticiliği (1969-81), sanat dergisi yöneticiliği (Zeren dergisi, 1962-63), Kadıköy Halk Eğitim Merkezinde tiyatro eğitmenliği gibi işlerde çalıştı, amatör ve profesyonel çok sayıda tiyatronun kurucuları arasında yer aldı. 1991-93 arasında Türkiye Yazarlar Sendikası’nın genel sekreterliği görevini yürüttü. 1993-94 arasında İstanbul Belediyesi Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Repertuar Kurulu üyeliğinde bulundu. Yeni Hayat Eski Zaman adlı oyunu 1993-95 arasında, Şu Bizim Evli Çelebi adlı oyunu 1999’da İstanbul Şehir Tiyatrosunda sergilendi. 1995-96 arasında Müjdat Gezen Sanat Merkezinde ve bazı özel tiyatrolarda özel dersler verdi.

PEN Yazarlar Derneği, Oyun Yazarları Derneği, Uluslararası Eleştirmenler Birliği, BESAM üyesiydi. İstanbul’un Gözleri Mahmur adlı kitabı ile 1991 Halil Kocagöz Ödülü; Yeni Zaman Eski Hayat ile 1994 Avni Dilligil Yılın En İyi Oyun Yazarı Ödülü; Ada Şiirleri ile 2003 Cevdet Kudret Şiir Ödülü, Gezintiler ile 2010 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü kazandı.

Melisa Gürpınar’ın “Köy ve Şehir Romanı” adlı ilk yazısı 1959’da Vatan gazetesinde çıktı. Gürpınar, Türk edebiyatında şiirleri ile ön plana çıktı. Şiirleri önce Yelken, Otağ, Ataç, Varlık, İstanbul, Edebiyat ’81, Gösteri, Milliyet Sanat, Çağdaş Türk Dili, Edebiyat-Eleştiri, E, Soyut gibi dergilerde yayımlandı. Lise yıllarında yazdığı ve hiçbir yerde yayımlamadığı şiirlerini Umut Pembeleri (1962) adlı ilk şiir kitabında bir araya getirdi. İlk şiirlerinde yer yer Garip şiir hareketinden ve toplumcu gerçekçi şairlerden etkilendi, açık ve sade bir anlatımı tercih etti. Bir söyleşisinde ilk şiir kitabı ile ilgili şu değerlendirmeleri yaptı: “O kitap (Umut Pembeleri) gerilerde kalmış bir ilk ışıktır benim için. Yüreğimi aydınlatan, hayatı taşıyabilmeme, yolumu, ileriyi görmeme neden olabilecek olan bir ilk ivmedir. Şiirin böyle bir gücü var mıdır diye de sorulabilir. Kitaptaki şiirler, lise yıllarımda yazılmış hiçbir yerde yayımlanmamıştı. Dosya, kitap olabilmek için benimle birlikte bir iki yıl kadar dolaşmış, bazı mucizelerin gerçekleşmesini beklemişti. Öylesine içe kapanık ve öylesine atak bir ruh hali taşıyordum ki, çığlık, isyan ve inilti iç içeydi sanki anlatımımda. Hem bütün edebi etkilere açıktım, hem de tümünü elimin tersiyle itiyor, kendime göre bir ses arıyordum. Dizeler üzerinde gerçekleştirmeye çalıştığım çok gizli hesaplarım bile vardı. Bir yandan her genç gibi, ergenliğin ve ilk gençliğin ateşten çemberlerinden geçiyor, bir yandan da toplumsal hayatın kara bulutlarına kılıç sallıyordum. Sâfiyet ile zekâ birbiriyle yarışıyor, trajik olanla ironi yan yana gelebiliyordu. Şiir, belirsizliklerden, kararsızlıklardan ve çelişkilerden doğuyor, belki soyut ama çarpıcı bir cinsellik teması üstünde yükselip, toplumsal kargaşaların, gündelik hayatın, yarım yamalak edinilmiş bilgilerin ve duygusallığın çöplüğünde batıyordu. Tempo buydu.”.

Şair, ikinci şiir kitabı Yeni Bir Gün Şarkısı’nı 1975’te neşretti. Şair, “Ölü Günler”, “Derin Su” ve “Sevginin Yüzü” adlı üç kitaptan oluşan bu eserde 1967-1974 arasında yazdığı, bazıları dergilerde yayımlanan şiirlerini ve mensur şiirlerini bir araya getirdi. Kitabın “Derin Su” bölümünde mensur şiirlerine yer verdi. 1981’de Geceyarısı Notları, 1985’te Ara Beni Sevgilim Sözcüklerin İçinde, 1986’da Yaz Mektupları adlı şiir kitapları yayımlandı. 1990’da yayımlanan İstanbul’un Gözleri Mahmur adlı şiirsel öykülerinde geçmişte kalmış İstanbul’u şiirli ve dokunaklı bir dille anlattı. Muzaffer Uyguner, bu eseri şu cümlelerle değerlendirdi: “Melisa Gürpınar, insana ilişkin en önemli olguların çoğunu kurcalarken yazı yazma, yaratma eyleminin bütün zorluklarından biri olan anlatımda yoğunlaşmanın üstesinden gelmiş, az sözcükle çok şey söylemeyi başarmıştır. (…) Yepyeni bir biçim, yepyeni bir öz ve yepyeni, sıcak, içtenlikli bir duyarlıkla harmanlanmış bir çalışmanın ürünü olan İstanbul’un Gözleri Mahmur öyküleri, değişik bir sesin yüreğinde büyüyen özgün, sağlam, dört dörtlük öykülerdir ve bence yılın edebiyat olayıdır.”.

Bir İstanbul Üçlemesi olan bu çalışmanın ikinci parçası, Yeni Zaman Eski Hayat adlı bir oyun olarak 1993’te basıldı ve o yıl sahneye konuldu. Melisa Gürpınar, 1993’de Çocukluğum ve Ölümüm adlı şiir kitabıyla, Uçup Giden Kent adlı çocuk romanı yayımlandı. 1997’de Okul Arkadaşım adlı gençlik romanı ve 1998’de Salkımsöğütlerin Gölgesinde adlı düzyazı şiir kitabıyla, çocuklar için yazılmış Kitap Benim Kanadım adlı şiirsel bir anlatı kitabı yayımlandı. Çocukluğum ve Ölümüm adlı kitabıyla Salkımsöğütlerin Gölgesinde adlı kitaplarında İstanbul’un Gözleri Mahmur adlı kitabında yöneldiği İstanbul duyarlılığını devam ettirdi, fonda daima İstanbul’un ve İstanbul’dan kişilerin olduğu metinler ortaya koydu. Bu bakımdan Melisa Gürpınar, bir İstanbul şairi ve yazarı olarak ön plana çıktı. Kendisi ile yapılan bir söyleşide eserlerindeki İstanbul teması ile ilgili şu tespitleri yaptı: “Hiç kuşku yok ki, şiirin kaldırabileceği kadar bir ağıt yakmaktan yanayım ben İstanbul’a. Ama gelecek kuşaklara, onu ağlayarak da bırakmak istemiyorum. Kendilerinin ve yaşadıkları kentin tarihsel köklerini araştırsınlar, sevsinler istiyorum. Bu kente güzel bir gelecek yakışır. Ona layıktır da…”.

1999’da, Her Harf Bir Melek adlı şiir kitabı yayımlanan şair, 2003’te Ada Şiirleri adlı kitabını yayımladı. Gürpınar, şiirlerinde genel olarak bir kendini arayış ve kendisiyle, geçmişle ve çevreyle hesaplaşma temalarında yoğunlaştı; dil alanındaki özgün buluş ve kullanımlarıyla da dikkati çekti. Çocukluk anılarını, aile çevresini, insanlarla olan ilişkisini, bu ilişkilerdeki açmazları ve çelişkileri işlediği şiirlerinde kendi iç benliğini anlama çabası içinde olduğu görüldü. Yeni Zaman Eski Hayat adlı oyununda değişime ayak uyduramayan eski İstanbul insanlarını ironik bir dille ele aldı. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında şair kimliği ile ön plana çıkan Melisa Gürpınar, çocuk edebiyatı alanında da bazı eserlere imza atmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın