Kılıçdaroğlu Ve Uysal’dan Ortak Basın Açıklaması: Erken Seçim Çağrısı

Demokrat Partisi Genel Başkanı Gültekin Uysal, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP Genel Merkezi’nde ziyaret etti. İki lideri görüşmenin ardından kameralar karşısına geçerek açıklamalarda bulundu.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, erken seçim çağrısında bulunarak, “Ne konuşursa konuşsun Erdoğan ülkeyi yönetemez. Yönetimiyor zaten. Bir ülke bilgi, birikim, adaletle yönetilir. Devleti almışsın bir kişiye teslim etmişsin bir kişi istediğini yapıyor. TÜİK’e telefon ediyor, rakamı şöyle beyan edeceksiniz diyor. Kimsenin umutsuz olmasına gerek yok. Kalınan her günün maliyeti artıyor, onun için bir an önce sandığı getirin diyoruz. Bu millet daha fazla zulüm görmesin. İnsanlar biraz nefes alsın. Dostlarımızla yapacağız.” dedi.

DP Lideri Uysal ise, “Bu ülkede bugün herkes konuşacak. Sorumluluk birinci derece sadece siyasetçilerin, muhalefet partilerinin liderlerinin değil geniş örgütlü kesimleri temsil eden tüm yapıların konuşması gerek. Bir büyük facia yaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle;

“Türkiye ciddi sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunlar hepimizin ortak çözüm açısından kafa yormamız gereken sorunlar ve bunların bir şekliyle aşılması lazım. Doğal olarak sorunları çözecek olan, sorunları aşmak için mücadele edecek olan siyasi partilerdir. Sayın Genel Başkan ve arkadaşlarıyla ekonomiyi, sosyal yapıyı, gelişmeleri, dış politikayı bütün bunları bir şekliyle masaya yatırdık ve görüştük. Kendilerine ve arkadaşlarına yürekten teşekkür ederim.

Şunu özet olarak ifade etmek isterim. Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın hiç kimse. Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir sorunu yoktur. Bütün sorunları çözülebilir. Akılla, bilgiyle, birikimle bu sorunların üstesinden geleceğiz ve gelmekte de kararlıyız. Bu konuda da görüş birliği içindeyiz. Dolayısıyla ben tekrar Sayın Genel Başkana ve arkadaşlarına yürekten teşekkür ederim. Şeref verdiler, onur verdiler.”

DP Lideri Uysal’ın açıklamaları şöyle;

“Çok teşekkür ederim. Sayın Genel Başkan, çok değerli basın mensupları, bende öncelikle en derin saygılarımla hepinizi selamlamak isterim. Kabulleri için Sayın Genel Başkanın şahsında tüm Cumhuriyet Halk Partisi camiasına hem teşekkür ediyorum, hem saygılarımızı sunuyoruz.

Nasılsınız demekten bile imtina ettiğimiz günleri üzülerek yaşıyoruz. Derin bir sistematik çöküşün içerisindeyiz. Sağır Sultanlar gözlerini, kulaklarını kapatsalar da milyonlarca insanımız büyük bedelleri her gün sofrasında, hanesinde yaşıyor ve bedelini ödüyor. Aleni yanlışlara bu süreç içerisinde suç ortağı yapılmış kimi kurumsal yapılar ve aktörler hikmetler arasa da milletimizin gözü önünde bu hadiseler gerçekleşiyor. Bir büyük tarihin içerisinden gelmişiz, pek çok zorlukları aşmışız. Bugün aşılabilecek bütün olumsuzluklara rağmen gümüz var ama çok kısa sürede kaybettiklerimizi on yıllara sari bir şekilde telafi edebilmek mümkün mü bunu da ister istemez düşünüyoruz.

Bugün maalesef cesaretleri cehaletlerinin önünde giden bir kadronun, korkuları vicdanlarının önünde giden bir kadronun Türkiye’yi rehin aldığı bir portre. Aldıkları bir takım hezeyan içerisindeki tez diye millete yutturulmaya çalışılan, deneme yanılma metoduyla milyonların üzerinden kumar oynanıyor. 300 yıl ömrümüz olsa deneme yanılma metotlarını öğrenme maliyetlerine katlanacağız fakat bu büyük ülkenin zamanın hızla aktığı böyle bir dönemde yeni yeni güç merkezlerinin yükseldiği böyle bir dönemde pozitif bir şekilde gelişen dünyadan da ayrışabileceği bir iklim varken biz maalesef çok katmerli bir şekilde olumsuz olarak ayrışıyoruz. Bu kadar kısa süreye bu kadar büyük gafleti nasıl sığdırdılar bizlerde merak ediyoruz.

Ama Sayın Genel Başkan da altını çizdi biz bu ülkenin büyüklüğüne, bu ülkenin evsafına denk bir siyasi akıl ve programla bu sürecin içerisinden çıkılabileceğine kati bir inancımız ve hükmümüz var. Milletimiz nasıl bir asır evvel milletin azim ve kararlılığı makus talihini değiştirmişse bugün yine milletin makus kaderini değiştirmek milletin temsilcileri olarak bu süreçte ortak irade koymuş tüm sorumluluk sahibi siyasi aktörlerindir. O açıdan bu süreç içerisinde Sayın Kılıçdaroğlu’nun kurumsal olarak hem tarihi geçmişi hem de bugün TBMM’nin ikinci büyük grubu olarak aldığı inisiyatif çok önemli.

Bizlerde Demokrat Parti olarak herkesin hukukundan emin olduğu bir Türkiye’yi inşa edebilmek, herkesin eşit fırsatlara sahip olduğu bir Türkiye’yi hep beraber ortaya çıkarabilmek için aklı, fikri, enerjimizi, irademizi ortaya koymaya gayret gösteriyoruz. Tabi adeta ülkede Gogol’un Bir Delinin Hatıra Defteri romanından uyarlanmış bir tiyatro oynanıyor. Her günümüz sabah afakanlarla kalkıyoruz o güne derj ediliyor. Bunun üzüntüsü içerisindeyiz. Umarız bugün akletmeyenler akleder bu iktidarın iklim değişikliğinin ihtiyaç olduğu böyle bir dönemde iktidarını sürdürmesi milletimizin ödeyeceği bedelleri katmerlendireceğini görüyoruz. O açıdan bu yanlış yoldan, bu çıkmaz sokaktan Türkiye’nin çıkması ümit ederiz inşallah demokratik meşruiyet içerisinde olacaktır.

Önümüzde Türk demokrasisinin en zor sınavı var. Önümüzde en uzun yüzyılımız gibi en uzun seçim dönemimiz var. O açıdan da bilerek ve istenerek sokağa düşsün isteniyor. Kriminalize edelim, bir takım dini, milli hamasi argümanlarla kitleleri etkileyelim ama insanımızın sağduyusu bu zamana kadar müsaade etmedi bundan sonrada müsaade etmeyecek. Bu süreç içerisinde siyasi partilerin ortak bir paydada her zamankinden daha fazla buluşma iradesi var, mecburiyeti var. Biz de bu sorumluluk duygusu içerisinde bugün burada Sayın Genel Başkanın her zamanki hüsnükabulleriyle misafir edildik. O açıdan kendilerine de tüm Cumhuriyet Halk Partisi camiasına da minnet duygularımızı ifade ediyorum. Tekrar saygılarımı sunuyorum.”

Soru / Cevap

Soru: Sorum her iki Genel Başkana da. TÜİSAD’ın bir açıklaması olmuştu. Sonrasında dün akşam Cumhurbaşkanı Erdoğan TÜSİAD’ı hedef aldı. Siz üretim yapın, yatırım yapın, bizimle mücadele etmeye kalkmayın bizimle mücadele edemezsiniz dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TÜSİAD’a yönelik bu sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bu ülkede yaşayan, bu ülkede üretim yapan, üretim yapmayıp çalışan, çiftçisi, işçisi, köylüsü, emeklisi, sanayicisi, tüccarı herkesin konuşmaya hakkı var. Siz konuşmayın ben konuşacağım diyor. Sonra da kalkıyor dünyaya demokrasi dersi vermeye kalkıyor. Demokrasinin D’sinden dahi haberi yok. Üretim yapan insanlar gidin kime sorarsanız sorun en büyük dertleri şu, önümüzü göremiyoruz diyor. Nasıl karar alacağımızı bilmiyoruz diyor. Dolar ne olacak bilmiyoruz diyor. Rakam ortaya çıksın, bir belirsin biz ona göre yatırım yapacağız diyor, ona göre maliyetlerimizi oluşturacağız diyor. Beyefendi sarayda olduğu için, sarayın dışını görmediği için, üretimle olan bağları koptuğu için sadece ve sadece sarayı ve çevresini gördüğü için dünyadaki gelişmeleri de, Türkiye’deki gelişmeleri de izleyemiyor, bilmiyor. Kendisini aslında uyarıyorlar yapmayın böyle bu yanlıştır diyor. Söyledikleri ne? Ekonomi biliminin gereğini yapın diyorlar. Bilime vurgu yapıyorlar. Bilime vurgu yapmak bile rahatsız ediyor onu ve akıl alacak şey değil yani. Devlet akılla yönetilir, bilgiyle yönetilir. Hatta ona şunu söyleyeyim, sevgili peygamberimizin ne güzel sözü var “İlim Çin’de bile olsa gidin öğrenin” diyor. Sana bilim vurgusu yapılıyor sen karşı çıkıyorsun. Ahlak vurgusu yapılıyor ona da karşı çıkıyor. Devleti yönetemiyorlar. Yönetemediklerini artık sokaktaki sade vatandaşta görüyor ve biliyor. İşin özü bu yönetemiyorlar.

Gültekin Uysal: Demokrasiyi ne kadar içselleştirdiklerini bu sözlerden bile anlayabiliyoruz. 20 yıllık icraatları demokrasiyi bir konjonktürel program olarak telakki ettiklerini zaten göstermişti. Ele geçirmek mantığıyla sadece devletin kurumları değil, sivil organizasyonlarda bu süreç içerisinde bir psikolojik harekat unsuru gördü. MÜSİAD’ın açıklaması var beraberinde. Akılla mantıkla izah edilir değil ruhuna cümlelerin baktığınızda o çekingenliği de görebiliyoruz. Ama bugün bu ülkede herkes konuşacak. Sadece birinci derecede sorumluluk siyasetçilerin, muhalefet partilerinin, liderlerinin değil geniş örgütlü kesimleri temsil eden tüm örgütlü yapıların konuşması gerekir. Bir büyük facia yaşıyoruz. TOBB Başkanı sadece yasak savma kabilinden açıklamalar yapıyor. 19 yıllık uygulanan programla beraber Türkiye’de tarım tasfiye edilmiş, Ziraat Odaları Birliği yasak savma kabilinden kısık ses tonuyla bir takım beyanlarda bulunuyorlar. Türkiye’de yine en önemli zararı bu süreçte görmüş yapısal olarak esnaf teşkilatının birliği bu hususlarda cılız bir ses veriyor. O açıdan sadece sorumluluk siyasetin değil TÜSİAD’da, TOBB’da, Ziraat Odaları Birliği de, TESK’de, konfederasyonlarda bu sese kulak vermeli. Çürümüşlük sadece iktidar sahasında değil maalesef bu alanlarda. TÜSİAD’ın çok sınırlı bir değerlendirmeyle çok net bir açıklaması var. Akılla izah edilemeyecek bir takım fikirlerin bu ülkede yani fiiliyattan teze gidiyoruz. Yani fiiliyatı, realiteyi akıl almaz tez diye ortaya konulan, asgari düzeyde ekonomi okur yazarlığı olmayan birisinin maalesef memleketi rehin aldık diyerek deneme yanılma metoduyla bir denemesi var. O açıdan ben açıklamayı gayet normal bir açıklama olarak hatta daha yüksek ses tonundan olması gerekir. O açıdan bunu değerlendirirken iktidarın meseleyi en küçük tenkiti bir tehdit olarak değil bilakis yararlanacak çünkü Tanzimat’ın meşhur paşası Ali paşanın güzel bir sözü var “Tenkitten ancak hatalarını düzeltmek istemeyen iktidarlar ve aktörler korkar” der. Bu yanlışı düzeltmek isteyenler bu tenkitlerden korkmazlar. Bu açıdan değerlendiriyorum.

Soru: Cumhurbaşkanı Erdoğan faiz indirimiyle ilgili ısrarını sürdürürken milleti faize ezdirmeyeceğim demişti Nas suresini işaret etmişti. Bu konu hakkındaki değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hangi faiz indi? Çiftçinin faizi indi mi? Hayır. Esnafın faizi indi mi? Hayır. Tüccarın faizi indi mi? Hayır. Kredi kartı kullanıp bankalardan en azından kredi kartı dolayısıyla bankalara borçlanan sade vatandaşın faizi indi mi? Hayır hiç kimsenin faizi inmedi. Kimin faizi indi? Merkez Bankası bankalara kredi açarsa onun faizi indi. İyi de vatandaşa yansıyan bir şey yok. Merkez Bankası kredi açıyor düşük faizle, bankalar o krediyi alıyorlar, hazine borçlanmak istiyor yüzde 14’ten aldığı krediyi yüzde 22’den hazineye satıyor. Banka hiçbir şey yapmıyor 14’ten alıyor 22’den satıyor. Kim kazanıyor? Bankalar kazanıyor. Kime hizmet ediliyor? Bir avuç insana hizmet ediliyor. Faiz mi indi? Hayır efendim faizin falan indiği yok. Hayal aleminde yaşıyor bunlar. Faizi indireceğim. Londra’daki tefecilere dünyanın faizini ödeyen kim? Türkiye’deki tefecilere yani dolar baronlarına dünyanın parasını ödeyen kim? Bu zat değil mi, bu kişi değil mi? Emin olun yani soru sormasanız bu alanlara girmeyeceğim. Erdoğan’ı muhatap almak bile yanlış aslında. Akli melekeleri yerinde mi orada da ciddi endişelerim var. Bir insan ülkesine bu kadar büyük bir ihanet yapamaz, ihanet içinde olamaz. Bir organize kötülükle karşı karşıyayız. 84 milyon perişan vaziyette. Görmüyor 84 milyonu. 84 milyona kötülük yapılıyor. Kime iyilik yapıldı? Dolayısıyla yönetilmeyen bir ülkenin yarın ne olacak? Hatta bırakın yarını bir saat sonra ne olacağını kimse bilmiyor. Böyle bir tabloda Türkiye yönetilir mi? Getirmişiz koskoca devasa bir Türkiye’yi bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak söze teslim ediyoruz. Yok böyle bir şey. Hele hele 21.yüzyılda yok böyle bir şey. Ortaçağda bile yoktu.

Soru: Geçtiğimiz günlerde iktidara yakın olan holdinglerin temsilcilerinin CHP ve İYİ Partiden randevu talep ettiği yönünde iddialar vardı. Bunlar, Cengiz Holding, Limak Holding, Kalyon Holding ve Kolin Holding olduğu yönünde çeşitli gazeteciler tarafından da bu dillendirildi. CHP’ye böyle bir randevu talebi geldi mi? Geldiyse içeriği neydi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yo hayır. Benim bilgim yok ama belki böyle bir talep oldu mu, olmadı mı bilemiyorum ama bize yansıyan bir talep yok.

Soru: Efendim MÜSİAD’dan da bir açıklama geldi TÜSİAD’ın zıttı bir açıklamaydı. Düşük faiz odaklı politikamızın destekçisi olduğumuzu yeniden ifade ediyoruz dedi. Bu açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TÜSİAD’ı eleştirmesinin ardından geldi. Nasıl değerlendirirsiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Herkes düşük faiz ister arkadaşlar. Düşük faiz ister, sanayicide düşük faiz ister, yatırımcı ister, tüccar ister, esnaf ister, vatandaş ister. Ama düşük faiz yok ortada.

Soru: TÜİK’in enflasyon rakamlarıyla çarşı pazardaki enflasyon rakamları muhalefetinde, sokağında tartışma konusu birbiriyle tutmuyor diye. Dün Çalışma Bakanına soruldu bu soru şöyle bir cevap verdi Çalışma Bakanı. TÜİK’in sepetinde binlerce ürün var, TÜİK’in ölçümü farklı çarşı pazardaki enflasyon farklıdır dedi. Yani TÜİK’in ölçtüğüyle çarşı pazardaki enflasyonun farklı olduğunu söyledi. Sizler nasıl değerlendirirsiniz?

Gültekin Uysal: Sayın Bakan akademik birikimini inkar etmiş. Üzüntü verici. Türkiye illüzyon kurumu haline gelmiş TÜİK’in bu ölçümleri uzun süredir bir parti devletine dönüşmüş, devletin bir kurumu haline gelmiş siyaset ihtiyaçlarını karşılamak için kağıt üzerinde bir takım ölçüm metotları geliştiriyor. Onlara başarılar diliyoruz. Ama sokakta, pazarda bir zam tsunamisi içerisinde insanlarımız enflasyonu hayatlarında zaten görüyor. Sadece TÜİK değil yakınlarda Milli Güvenlik Kurulu da bir açıklama yaptı biliyorsunuz. Bu tez diye ortaya atılan Sayın Erdoğan’ın Çin modeli dediği, bir başka bakanın Kore modeli dediği, bir başka bakanın Türkiye modeli dediği ortada bir tezin olmadığı bu uygulanacak programla ilgili güya bir tehdit değerlendirmesi yapmış Milli Güvenlik Kurulu hem bugün hem yarınla ilgili. Ona da bu fırsatla ifade etmek isterim. Asıl Milli Güvenlik Kurulunun değerlendirdiği tehdidi bugün Türk ekonomisi yaşıyor. TL’nin ucuzlaması dolayısıyla milli varlıklarımız el değiştirme riskiyle karşı karşıya. Esas bunu değerlendirmeli. Esas yolsuzların bir sistematik usul haline geldiği bu ülkede yolsuzluk milli güvenliğimizi tehdit ediyor, bunu gündemine almalı, bütün bunları değerlendirmeli. 80 yıllık cumhuriyete bir devri sabık anlayışıyla muamele çekenler elbette bu yaptıkları yanlışı iktisadi, siyasi olarak bu ülkeyi bağışıklık sistemini çökerterek yaşattıklarını eninde sonunda hem siyasi hem hukuk yoluyla da karşılığını göreceklerdir. O açıdan en azından biz kendi fikrimizi ifade ediyoruz. Bu yanlışı yapanlara milletimizin toplumsal talebi olarak bir devri sabık yaşatılmalı. Hukuk önünde, siyaset yoluyla da hesabını vermeliler. O açıdan TÜİK’in rakamlarına hakem kuruluş olarak sadece vatandaşlarımız değil devletin kurumları, şirketler değil uluslararası anlamda kabul görür bir kurum haline gelmeli, bağımsızlığından kaynaklı o güveni tesis etmeli ama bugün ne Merkez Bankasının, ne TÜİK’in bir iradesi yok, bir aklı yok, kurumsal derinliği sıfırlanmış, hiçleştirilmiş bir kurum olarak bu bedeli milletimiz ödüyor üzülerek söylüyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu: Eğer devlette liyakati yok ederseniz yani işi ehline vermezseniz, yani o işi en iyi bilen kişiyi o işin başına getirmezseniz devlette çürüme başlar. Çürümenin en tipik örneği de TÜİK’tir yani Türkiye İstatistik Kurumudur. Vatandaş alışveriş yapıyor Türkiye İstatistik Kurumunun yayınladığı rakamların ne kadar yanlış olduğunu zaten görüyor, her gün tanığı oluyor. Dolayısıyla o kuruma duyulan güven sıfırlanmış vaziyette. Çürüme baştan başlamıştır, aşağıya doğru bu çürüme gidiyor. Ama inşallah bu çürümeyi sonlandıracağız. Beraber birlikte sonlandıracağız.

Soru: Efendim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Nas suresini dillendirmesini sık sık bu konuyla ilgili neler söylersiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Neyse arkadaşlar Erdoğan’la bugün çok fazla konuştuk. Ne konuşursa konuşsun Erdoğan ülkeyi yönetemez, yönetemiyor zaten. Bir ülke deneme, sınamayla yönetilmez arkadaşlar. Bir ülke az önce söyledim bilgiyle, birikimle, en azından adaletle yönetilir. Adaleti bitirdiniz siz, liyakati bitirdiniz, istişareyi bitirdiniz, danışmayı bitirdiniz. Devleti almışsın bir kişiye teslim etmişsin o bir kişi ne istiyorsa onu yapıyor. TÜİK’e telefon ediyor rakamı şöyle beyan edeceksiniz diyor. Sokaktaki vatandaş görmüyor mu, pazara giden vatandaş görmüyor mu, alışveriş yapan vatandaş görmüyor mu? Görüyor zaten. Ama onun için söyledim kimsenin umutsuzluğa kapılmaya hakkı yok. Gidecekler, göndereceğiz. Demokratik kurallar içerisinde göndereceğiz. Kalınan her günün maliyeti artıyor. Vatandaş bu maliyeti görüyor zaten. O nedenle biran önce sandığın gelmesini istiyoruz. Sandığı getirin dememizin temel nedeni ülkenin çıkarını savunduğumuz içindir. Bu millet artık daha fazla zulüm görmesin. Getirsinler sandığı devleti adaletle yönetmek istiyoruz, hakla, hukukla yönetmek istiyoruz devleti. Devlette insanlar bir nefes alsınlar ya, oh desinler ya biraz rahat ettik desinler. Oh desinler ben mevcut hükümeti, iktidarı istediğim gibi eleştirebiliyorum desinler. İktidarı eleştirdiğim için başımıza bir bela gelmeyecek diye düşünsünler. Biz böyle bir Türkiye istiyoruz. Ve bunu yapacağız, kararlıyız. Birlikte yapacağız. Dostlarımızla birlikte yapacağız. Bir dostumuzla zaten şimdi birlikteyiz.

Paylaşın

Süper Lig’de 18. Haftanın Hakemleri Açıklandı

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), Süper Lig’de 18. Hafta karşılaşmalarını yönetecek hakemleri açıkladı. Buna göre, ligin zirvesini ilgilendiren Altay – Trabzonspor maçında Ali Şansalan düdük çalacak.

Haber Merkezi / Yine ligde üst sıraları ilgilendiren Fatih Karagümrük – Fenerbahçe karşılaşmasını Erkan Özdamar, Beşiktaş  – Göztepe maçını Ümit Öztürk, Adana Demirspor – Galatasaray karşılaşmasını ise Arda Kardeşler yönetecek.

İşte Süper Lig’de 18. haftanın maçlarını yönetecek hakemler:

21 Aralık Salı

17:00 Antalyaspor – Kasımpaşa: Yaşar Kemal Uğurlu

17:00 Başakşehir – Giresunspor: Alper Ulusoy

20:00 Adana Demirspor – Galatasaray: Arda kardeşler

20:00 Altay – Trabzonspor: Ali Şansalan

22 Aralık Çarşamba

17:00 Demir Grup Sivasspor – Çaykur Rizespor: Atilla Karaoğlan

17:00 Hatayspor – Konyaspor: Halil Umut Meler

20:00 Gaziantep FK – AAlanyaspor: Tugay Kaan Numanoğlu

20:00 Fatih Karagümrük – Fenerbahçe : Erkan Özdamar

23 Aralık Perşembe

17:00 Yeni Malatyaspor – Kayserispor: Hüseyin Göçek

20:00 Beşiktaş  – Göztepe: Ümit Öztürk

Paylaşın

2021’de ‘Kömürden Elektrik Üretimi’ Zirveye Ulaştı

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) 2021’deki elektrik üretimine ilişkin verileri içeren bir rapor yayımladı. Buna göre, hızlı ekonomik toparlanma, küresel kömürlü elektrik üretimini bu yıl rekor seviyeye ve toplam kömür talebini 2022’ye kadar tüm zamanların en yüksek potansiyeline ulaştırdı.

Rapora göre, kömürlü termik santrallerden üretilen elektrik miktarı, fosil yakıt talebindeki artıştan sonra bu yıl yüzde 9 arttı.

Pandemi küresel ekonomik yavaşlamaya neden olduğu için 2020’de kömürden elektrik üretimi yüzde 4 düştü, ancak IEA bu ​​yıl elektrik talebinin düşük karbonlu kaynaklardaki büyümeyi geride bıraktığını ve birçok zengin ekonominin fosil yakıtlı enerji santrallarına daha fazla güvenmesine yol açtığını tespit etti.

IEA raporuna göre, dünya çapında rekor fiyatlara neden olan küresel gaz arzı daralması da kömür talebini yeniden canlandırmaya yardımcı oldu. Ajans, çimento ve çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel kömür talebinin bu yıl genel olarak yüzde 6 arttığını tespit etti.

IEA raporuna göre, kömür talebindeki artışın ekonomik büyüme ve hava şartlarına bağlı olarak 2022’de tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşacağı hesaplanıyor. Küresel kömür talebinin 2 yıl bu seviyede kalması bekleniyor.

Ülkelerde durum ne?

Rapor, Hindistan’ın bu yıl kömürle çalışan elektrik üretimini yüzde 12 büyütme yolunda olduğunu, Çin’in ise son aylarda keskin bir yavaşlamaya rağmen kömür santralı kullanımını yüzde 9’a kadar artıracağını tahmin ediyor.

IEA, bunun, güneş ve rüzgar enerjisi projelerinin “etkileyici” bir şekilde sunulmasına rağmen, her iki ülkede de tüm zamanların en yüksek seviyesine işaret edeceğini bildirdi.

Kömürden elektrik üretiminin ABD’de ve Avrupa Birliği’nde yüzde 20 artacağı öngörülürken, bu piyasalarda gelecek yıldan itibaren üretimde düşüş bekleniyor. Bu düşüşte, elektrik talebinin yavaşlaması ve yenilenebilir enerji alternatiflerinin genişlemesinin devam etmesi rol oynayacak.

“Küresel emisyonlar için endişe verici”

IEA Başkanı Fatih Birol, rapora ilişkin değerlendirmesinde, kömürün küresel karbon emisyonlarının en büyük kaynağı olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Bu yıl kömürden elektrik üretimindeki tarihi yüksek seviyeler, dünyanın emisyonları düşürmek çabalarında yoldan ne kadar uzak olduğunun endişe verici bir göstergesi. Kömür kaynaklı emisyonları adil ve güvenli bir şekilde düşürmek için güçlü ve acil politikalar olmadan, küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırmak için çok küçük bir şansımız olacak. O şansımız da kaldıysa.”

Kömürden çıkış “azaltım” olmuştu

Rapor, kömürden çıkış taahhüdü konusunda bir anlaşmazlıkla sonuçlanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26. Taraflar Konferansı’nın (COP26) iklim müzakerelerinin sonuçlanmasından haftalar sonra geldi. Hindistan’ın son dakika müdahalesi ile anlaşmanın dili “kademeli çıkış”tan “kademeli azaltım”a çevrilmişti.

COP26 Başkanı Alok Sharma, geçen ay Glasgow’da yapılan görüşmelerden sonra, Hindistan ve Çin’in Glasgow İklim Paktı’nı sulandırmalarının nedenini yoksul ülkelere açıklamak zorunda kalacaklarını ve eylemlerinin kendisini “derin bir şekilde hüsrana uğrattığını” söylemişti.

Çin ve Hindistan’da kömür 

İklim değişikliği düşünce kuruluşu olan E3G’nin (Third Generation Environmentalism – Üçüncü Nesil Çevrecilik) raporuna göre, Paris Anlaşması’nın imzalandığı 2015’ten bu yana yapımı planlanan yeni kömürlü santral kapasitesinde yüzde 76’lık azalma oldu ve yeni kömürlü santraller sona yaklaştı.

Rapora göre, sadece altı ülkenin harekete geçmesiyle, dünya genelinde inşaat öncesi planlama aşamasındaki projelerin yüzde 82’si tamamen iptal edilebilir. Bu altı ülkenin içinde Türkiye de bulunuyor.

Rapora göre 41 ülke, yapımı planlanan kömürlü santralleri iptal etti. 42 ülke zaten halihazırda yeni kömürlü santral projesinde bulunmayacağını duyurmuştu. Küresel ölçekte yapımı planlanan kömürlü santrallerin yüzde 55’i sadece Çin’de. Çin’i Hindistan, Vietnam, Endonezya, Türkiye ve Bangladeş takip ediyor.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

CHP’li Karabıyık: Bir Kişinin İnadıyla Ekonomi Yönetilemez

İktidarın mevcut ekonomi politikasını bianet’ten Hikmet Adal’a değerlendiren CHP’li Karabıyık düşük faiz uygulamasıyla ilgili “Böyle bir iktisat teorisi yok” dedi. Karabıyık, Erdoğan’ın düşük faiz politikasını kastederek “Bir kişinin inadıyla bu şekilde ekonomi yönetilmez” diye konuştu.

Türk Lirasındaki geçen haftaki tarihi değer kaybının ardından piyasaların kapalı olduğu hafta sonunda da ekonomi cephesinden peşi sıra açıklamalar geldi.

Önce CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Simone Kaslowski’yi aradığını açıkladı. Bu açıklama sonrası TÜSİAD’dan hükümete “Genel kabul görmüş iktisat bilimi kurallarına hızla dönülmeli” çağrısı geldi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’sa çağrıya “Ey TÜSİAD ve yavruları… Size sesleniyorum. Sizin tek göreviniz var, yatırım, üretim, istihdam ve büyüme. Siz bunda ne yapıyorsunuz önce onu ortaya koyun. Kalkıp da hükümete saldırmanın değişik yollarını aramayın, bizimle mücadele edemezsiniz. Sizin cinsinizi de cibilliyetinizi de gayet iyi biliyoruz” diyerek karşılık verdi.

İktidara yakınlığıyla bilinen Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği de (MÜSİAD) Erdoğan’a destek vererek düşük faiz odaklı politikayı savundu. Türkiye ekonomisinin ayakta olduğunu söyledi.

“Faiz düşüyor ama Türkiye’nin borcu katlanıyor”

Açıklamaları ve iktidarın mevcut ekonomi politikasını bianet’ten Hikmet Adal’a değerlendiren CHP Genel Başkan Yardımcısı ve finans profesörü Lale Karabıyık düşük faiz uygulamasıyla ilgili “Böyle bir iktisat teorisi yok” dedi.

Karabıyık, Erdoğan’ın düşük faiz politikasını kastederek “Bir kişinin inadıyla bu şekilde ekonomi yönetilmez” diye konuştu.

Merkezi yönetiminin borçlarının yüzde 80’inin faize ve dövize endeksli, borcun yüzde 60’ının da döviz cinsinden olduğunu dile getiren Karabıyık, iktidarın Türkiye’yi borca batırdığını söyledi. Tek çözüm olarak erken seçime işaret eden Prof. Dr. Lale Karabıyık şöyle konuştu:

“Mevcut siyasal rejimin ve onun alt yapısı olarak ekonomik sistemin çöktüğü artık daha net görülebiliyoruz. Merkez Bankası’nın attığı her adım Türkiye’yi daha kötüye götürüyor. Faiz indiriyor, dolar yükseliyor. Erdoğan faizi eleştiriyor ama Merkez Bankası, bankalardan aldığı borca karşılık daha fazla faiz ödemesi yapıyor. Politika faizi düşüyor ama Türkiye’nin borcu katlanıyor.

“Şu anki durumda, Merkez Bankası’nı yerden yere vurup üstünde tepiniyorlar. Merkez Bankası’nı perişan ediyorlar. Yani bir tarafta faiz indirimi, diğer tarafta daha çok borçlanma. Sırf yanlış politikalar yüzünden merkezi yönetimin brüt borç stoku son birkaç ayda 2.2 trilyon TL’ye çıktı.

“Elbette hiçbir yönetim yüksek faiz istemez, biz de istemeyiz yüksek faiz. Ama bu politikalarla değil. Faiz böyle düşürülmez. Öncelikle doğru bir ekonomi politikası inşa edeceksiniz. Bunu çok iyi ayrıntılandırıp anlatacaksınız, düzen telkin edeceksiniz. O güven üzerine yeni bir ekonomi inşa edeceksiniz. Ancak bu şekilde faiz indirebilirsiniz. Eğer bunları yapmadan indirirseniz, maliyeti bu şekilde olur, halk öder, hepimiz öderiz.”

“İhracatta da dışa bağımlıyız”

Faiz indiriminin, ihracatı artırma amacı taşıdığı iddialarına ilişkin de konuşan Karabıyık “Türkiye için kur yükselişi ihracatla direkt ilgili değil…” dedi.

Geçmiş senelerden örnek veren Karabıyık “8 yılın ortalamasında döviz sepetindeki 1 birimlik artış, ihracata 0,33 birim olarak yansımış. Kaldı ki Türkiye’nin ihracatı ithalata bağlı. Normal ihracatta yüzde 70-71. Petro-kimyada yüzde 95 oranında dışa bağımlıyız. Her faiz indirimi maliyeti yükseliyor. Faizi indirip, kuru yükseltecekmişiz, ihracat artacakmış ya… Söyledikleri gibi bir iktisat teorisi yok” diye konuştu.

“Fakirden zengine sermaye transferi”

Karabıyık, TÜSİAD’ın ve İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan’ın ekonomi politikasından duydukları rahatsızlığı son derece açık bir şekilde dile getirdiğini kaydetti ve şöyle devam etti:

“İktidar Türk Lirasını doların önüne attı, pul etti. Varlık Fonu’nun içerisindeki mal varlığı 34.5 milyar dolardan 22.5 milyar dolarlara düştü. Bir haftada oldu bu.

“2004’ten bugüne 24 paket açıkladılar. 17’si istihdam teşvik paketi, 7’si ekonomi paketi. 24 paket sonucunda ortada hiçbir şey yok. Halk artık bunların yalan olduğu, iktidara inanılmayacağını, güvenilmeyeceğini biliyor.

“Ülkenin yarısı asgari ücretle geçinmeye çalışıyor. Fakirden zengine doğru sermaye transferi yapılıyor. Parası olan dolarına dolar katıyor veya ranttan bir gecede malının değerini katlıyor. Diğer insanlar küçük maaşlarıyla geçinmeye çalışıyor.

“Halk peynire yeniden zam gelmesin, nohuta yeniden zam gelmesin, alayım stoklayayım derdinde. Stoklanacak şey var, stoklanamayacak şey var. Ama insanlar bugün alabildikleri şeyi yarın alıp alamayacaklarını bildikleri için kaygı duyuyor. Bütçesini yapamıyor. Asgari ücret güya artı ama alım gücünü her geçen gün eriyor. Dolar artıyor, kirada oturarak geçinmeye çalışan yoksul kesim her geçen gün fakirleşiyor.

“Tek çare erken seçim”

Karabıyık “Buradan bir dönüş istiyorsak erken seçim tek çare. Çünkü bu iktidar bu ekonomiyi düzeltemez. Halk artık her şeyin göstermelik olduğunu gördü. Orta Vadeli Program yapılıyor, içindekiler bir öncekinin kopyası. Artık güveni kaybettiler. Ekonomi yönetimi doğru adımları atsa bile artık güven telkin edecek pozisyonda değil. Onun için yepyeni bir iktidar, yepyeni teoriler, yepyeni kadrolar, güven verecek yöneticiler lazım. Dış ilişkilerde düzelme, hukukun üstünlüğünde geri dönüş lazım” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

Paylaşın

Türkiye’nin Kara Lekesi: Maraş Katliamı

19-26 Aralık 1978’de Maraş’ta Alevilere yönelik gerçekleşen katliamda resmi rakamlara göre 120 insan öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı. Resmi olmayan, olayın tanıkların aktarımına göre ise katliamda 500’ün üstünde insan yaşamını yitirdi.

MİT”in belgelerine göre Maraş katliamı MHP Maraş il örgütünde ÜGD (Ülkücü Gençlik Derneği) ile yapılan toplantıda planlandı ve ‘sağcı-solcu veya Alevi-Sünni meselesinden ziyade Türk-Kürt meselesi görünümü’ verildi.

Katliamla ilgili 804 kişi hakkında dava açıldı; sanıklardan 29’u idam, 7’si müebbet hapisle, 321 kişi de 1-24 yıl arasında hapisle cezalandırıldı. Sıkıyönetim mahkemelerinde açılan davalar 1991 yılına kadar sürdü. İdam ve müebbet dışında hapse mahkum edilenlere 1/6 oranında indirim uygulanarak cezalar azaltıldı. Sıkı yönetim mahkemesinin idam kararları da Yargıtay tarafından bozuldu.

Nasıl başladı?

12 Eylül darbesine giden sürecin başlangıcı olarak kabul edilen katliam döneminde iktidarda CHP vardı, Baş­bakan Bülent Ecevit’ti.

19 Aralık günü Çiçek Sineması’nda Sovyetler Birliği’ndeki “komünist zulmü” anlatan, Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan’ın baş rollerini oynadıkları, Mehmet Kılıç’ın yönettiği “Güneş Ne Zaman Doğacak?” isimli filmin ara­sında bir ses bombası patladı.

Gece yarısı patla­yan bombanın ardından filmi izlemek için salonda toplanan ülkücüler sokağa dö­küldü. “Kanımız aksa da zafer İslam’ın!” sloganı­nı atan kişiler Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) il binasına saldırdılar.

Şehirde “Komünistler, Al­lahsız Aleviler şehir suyuna zehir kattılar”, “Sinemayı komünistler bombaladı” söy­lentilerinin yayılmasının ardından ertesi gün Alevilerin oturduğu bir kahvehane bombalandı.

21 Aralık günü Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) üyesi iki öğretmen, Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu öldürüldü. 22 Aralık’ta iki öğretme­nin cenaze törenine on bin kişi katıldı.

Alevilerin evleri işyerleri yakıldı

Ülkücüler, bu kez “Komünistlerin ve Alevilerin cenaze namazı kılınmaz!” sloganı eşliğinde cenaze kortejine saldırdı. Maraş çarşısına doğ­ru yürüyüşe geçenler, CHP’li ve Alevi olan yurt­taşlara ait işyerleri yağmalanıp yakıldı. Çatışmalarda üç kişi daha yaşamını yitirdi. Daha önceden belirle­nen evler ve işyerleri Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ya da Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) yazılarıyla, “Üç Hilal” işaretleriyle donatıldı.

23 Aralık’ta Be­lediye hoparlörlerinden ve Ulucami minarelerin­den “Alevi kafirler, Yörükselim”de birçok din kardeşimizi şehit ediyorlar. Al­lah’ını seven Müslümanlar hazır olsunlar!” sözleriyle katliamın çağrısı yapıldı.

Kadınlar, çocuklar, bebekler öldürüldü

Başta Yörükselim olmak üzere Alevilerin yaşadı­ğı Serintepe, Mağarah ve Yenimahalle semtlerinde evlere saldırıldı. Uzun menzilli silahlarla taranan evler, bombalandı ve yakıldı. Çocuk, bebek, kadın, erkek demeden Aleviler öldürüldü. Ellerinde silahlar, taşlar, sopalar, keserler, bal­talarla saldıran kişiler katli­am yaptı.

24 Aralık sabahı şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ancak sokağa çıkma yasağına sadece Alevi yurttaşlar ve polisler uydu. Olaylar sırasında saldırganlar ara­sında polislerin de bulunması nedeniyle, polis gö­rev dışı bırakıldı.

120 kişi öldürüldü

25 Aralık günü de devam eden olaylar ancak ge­ce yarısında sona erdi. 19 Aralık”ta başlayan olaylarda resmi rakamlara göre 120 kişi yaşamını yitir­miş, binin üzerinde insan yaralanmış, 552 ev ve 289 işyeri tahrip edilip, yakıldı.

Bu katliamın so­rumluları olarak ilk günlerde sadece 75 kişi yakalandı. 16 Nisan 1979’da askeri mahkeme­de başlayan dava ise; 8 Ağustos 1980’de sonuçlandı. Yargıtay’a giden davanın sanıkları, 1991’de çı­karılan Terörle Mücadele Kanunu nedeniyle serbest kaldı. Davanın bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger -sonradan soyadını değiştirerek Şendiler oldu – be­raat ederek daha sonra 1991 yılında MHP’den mil­letvekili oldu.

Ökkeş Şendiler yıllar sonra katliama ilişkin “Kahramanmaraş’ta Alevi-Sünni çatışması olmamıştır. Aleviler kimseyle çatışmamış, katledilmişlerdir” dedi.

13 ilde sıkıyönetim kararı

Ecevit ise; Maraş’ta yaşanan katliamı, “Kah­ramanmaraş Toplumsal Olayları” olarak nitelendi­rdi ve “sıkıyönetim” ilan etti. 25 Aralık gecesi toplanan Bakanlar Kurulu, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ile Kara Kuv­vetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin’in de katıldığı toplantıda “yaygın şiddet eylemlerini” en­gellemek için 13 ilde sıkıyönetim kararı alındı.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

CHP’nin ‘Belediye Başkanları Çalıştayı’ndan Beş Madde Çıktı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, Kayseri’de düzenlenen “Belediye Başkanları Çalıştayı”nın sonuç bildirgesini açıkladı. Torun, belediye başkanlarının önce saha çalışmaları ile başladığını, ardından dün belli bilgilendirme toplantıları yapıldığını, hem kara kış fonunu hem de diğer sorunları konuştuklarını, bugün de çok farklı konularda bilgilendirme yapıldığını anlattı.

Haber Merkezi / İktidarın CHP’li belediyelere olabildiğince engel olma çabasına değinen Torun, beş madde sayarak çalıştayda yapılan değerlendirmeleri özetledi. Torun’un özetlediği Çalıştay Sonuç Bildirgesi’nde şu açıklamalara yer verildi:

1- Siyasi  iktidarın politikaları ülkemizi ekonomik buhran ile karşı karşıya bırakıştır. Giderek daha fazla hane sosyal yardımlara muhtaç hale gelmiştir. CHP Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu Kara Kış Fonu kurulması çağrısında bulunsa da iktidar bunu dikkate almadı. CHP Kara Kış Fonu’nu belediyelerde hayata geçirmiş, 3 Kasım 17 Aralık 1 milyon 472 bin haneye  216 milyon 228 bin lira destek sağlanmıştır.

2-Siyasi iktidar yerel yönetimlere ayrılan devlet kaynalarını partizanca kullanarak, ayrımcılık yapmaktadır. Özellikle Çevre Bakanlığı desteklerini neredeyse tamamını Cumhur İttifakı belediyelerine aktarmaktadır. Ayrıca tüm belediyelere eşit destek amacıyla kanunla kurulan, bütçesinin yarısından fazlasının CHP’li belediyelerde kesilen paylarla oluşturulan Türkiye Beldiyeler Birliği kaynaklarının tamamına Cumhur İttifakı belediyelerine ayrılmaktadır. Her türlü demokratik ve hukuki hakkımızı kullanacağız.

3-CHP’li Belediyeler vatandaşa hizmet götürürken iktidarın sayısız engellemeleri ve hukuksuz soruşturmalarıyla karşılaşmaktadır.Çalıştayımızda tüm bu tehditler değerlendirilmektedir. Vatandaşımız müsterih olsun, bunları aşmaya devam edeceğiz.

4- Yerel yönetimler ile ilgili yasal üzenlemelerin Anayasa’nın 127. maddesinde tarif edilen çerçeveyi kapsamadığı açıktır. Belediyeler, idari ve mali açıdan pek çok sorunla karşı karşıya bırakılmıştır. Belediyelerin pek çok yetki ve gelirleri ellerinden alınmıştır. Anayasa’da öngörülen yerinden yönetim ilkesine uyumlu hale getirilmesi ve günün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlenmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu kapsamda CHP tarafından yürütülen yasal düzenleme çalışmaları diğer siyasi partileri kapsamak üzere genişletilecek, konuyla ilgili tüm kesimelerin görüşleri alınarak kanun teklifi hazırlanacak ve Meclis’ sunulacaktır.

5-CHP’li belediyelerde vatandaşlarımız ucuz ve hızlı etkinliklere erişmiş, nefes almıştır. Beldiyelerimizde ortaya konulan yönetim becerisi, iktidarın beceriksizliğiyle ortaya çıkan fark tüm vatandaşlarımız tarafından görülmektedir. Bu kapsamda belediyelerdeki yönetim başarısının ülke geneline yayılması, yerel yönetimleri baskı altına alan anlayışın giderilmesi ve kamu kaynaklarının toplumun tüm kesimlerine adil şekilde dağıtılması önündeki tek engel iktidarın yönetim anlayışıdır. İktidarın açtığı yaraların sarılması için genel seçime gidilmesi ve milletin kararına saygı duyulması genel zorunluluktur.

Paylaşın

Fenerbahçe İle Beşiktaş Yenişemedi

Fenerbahçe, Süper Lig’in 17. haftasında Beşiktaş’ı Kadıköy’de konuk etti.  Fırat Aydınus’un yönettiği ılın son derbisi 2-2 eşitlikle sona erdi. Fenerbahçe, bu sonuçla puanını 28’e yükseltirken, Beşiktaş ise puanını 25 yaptı.

Haber Merkezi / Fenerbahçe’nin golleri Mesut Özil (pen-14′) ve Berisha’dan (30′) gelirken, Beşiktaş’ın gollerini Josef de Souza (25′-59′) kaydetti.

Karşılaşmadan dakikalar;

3. dakikada Bceza sahası dışı sağ çaprazından Ghezzal’ın direkt kaleye vurduğu serbest vuruşta top direğin yanından auta gitti.

11. dakikada Fenerbahçe atağında top ceza sahası içinde savunmadan sekip yükseklik kazandı. Larin ve Rossi topa doğru yükseldi. Hakem topun Larin’in eline çarptığını gerekçe göstererek penaltı noktasını gösterdi. 13′ Mesut Özil penaltıda hata yapmadı, Fenerbahçe’yi 1-0 öne geçirdi.

25. dakikada Beşiktaş atağında Batshuayi ile paslaşan Josef’in ceza sahası içi sol çaprazından yaptığı plase vuruşta top filelere gitti (1-1).

27. dakikada Sarı-Lacivertliler tehlikeli geldi. Mesut’un sol kanattan ortasında kafalardan seken top penaltı noktası üzerindeki Berisha’ya geldi. Bersiha gelişine kötü vurdu. Top üstten dışarda.

29. dakikada Vida’nın büyük hatası pahalıya patladı. Hırvat stoperin pası kısa düştü, Rossi araya girdi. Rossi, Berisha’yı gördü, Alman forvet bu kez gelişine düzgün vurdu ve Ersin’i avladı (2-1).

45+1. dakikada ceza sahası içi sol çaprazından Batshuayi’nin yaptığı vuruşta topu kaleci Berke kornere çeldi. 49. dakikada Pjanic’in soldan kullandığı köşe vuruşunda Vida topa kafayla vurdu, meşin yuvarlak az farkla üstten auta gitti.

59. dakikada Rıdvan sol kanattan ceza sahası içine adrese teslim bir orta yaptı, Josef de şık bir kafa vuruşuyla skora bir kez daha beraberliği getirdi. (2 – 2)

85. dakikada Savunmadan seken topu önünde bulan Serdar Dursun, ceza sahası yayı içinden dönerek şutunu çekti. Ersin soluna uzanarak bu topu kontrol etti. 88. dakikada Ceza sahasının sol çaprazında topla buluşan Serdar Dursun’un yakın direk dibine doğru yaptığı vuruşta Ersin topu kontrol etti.

Stat: Ülker

Hakemler: Fırat Aydınus, Aleks Taşcıoğlu, Erdem Bayık

Fenerbahçe: Berke Özer, Kim Min-jae, Serdar Aziz, Szalai (Dk. 90+2 Nazım Sangare), Novak, Osayi-Samuel (Dk. 90+2 Valencia), Crespo, Zajc (Dk. 65 Mert Hakan Yandaş), Rossi (Dk. 65 İrfan Can Kahveci), Mesut Özil, Berisha (Dk. 71 Serdar Dursun)

Beşiktaş: Ersin Destanoğlu, Rosier, Necip Uysal (Dk. 22 Serdar Saatçı), Vida, Rıdvan Yılmaz, Josef, Can Bozdoğan (Dk. 46 Oğuzhan Özyakup), Ghezzal (Dk. 90+1 Gökhan Töre), Pjanic, Larin (Dk. 78 Güven Yalçın), Batshuayi

Goller: Dk. 14 Mesut Özil (Penaltıdan), Dk. 30 Berisha (Fenerbahçe), Dk. 25 ve Dk. 59 Josef (Beşiktaş)

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Bakan Koca’dan Uyarı

Kovid 19’da son 24 saatte 16 bin 910 yeni vaka tespit edilirken, 171 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Toplumca bize düşen, bu kritik mücadelenin hayatı savunmak anlamına geldiğini bilip, salgın şartlarını hızla aşmaktır.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 349 bin 193 test yapılırken, 16 bin 910 yeni vaka tespit edildi. 171 kişi hayatını kaybederken, 22 bin 858 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan ‘hatırlatma dozu’ uyarısı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Salgının sonuçlarının günlük tablodaki verilerle ölçülemeyeceği bir dönemdeyiz. Hayatın tamamını etkileyen Covid-19’un sağlık dışı etkileri zaten öngörülüyordu. Toplumca bize düşen, bu kritik mücadelenin hayatı savunmak anlamına geldiğini bilip, salgın şartlarını hızla aşmaktır.

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Ordu’yu Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Bartın takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Bayburt takip etti.

Paylaşın

Murathan Mungan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1955 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Murathan Mungan, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Mardin’de geçirdi. Bu yıllarda Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay, Ömer Seyfettin ve Peyami Safa gibi Türk klasiklerini okudu. Mardin Lisesi’nden ve Ankara Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans derecesini de aynı bölümden aldı ve Ankara Devlet Tiyatroları’nda 6 yıl, İstanbul Belediye Tiyatroları’nda da 3 yıl oyun yazarı olarak çalıştı.

Haber Merkezi / 1978’de şiirlerini yayımlamaya başladı. Sadece tiyatro ve şiir türlerinde değil, öykü, roman ve deneme türlerinde de yapıt verdi ve kendine özgü yaralı lirizmiyle edebiyata damgasını vurdu. Mungan İstanbul’da yaşamaktadır. Murathan Mungan’ın edebiyatı, bir ayağını Anadolu coğrafyasının çok kültürlü yapısına, diğer ayağını ise modern toplumun çatışmalı ikliminde yalnızlaşan bireyine basan bir köprü gibidir; yapıtları toplumun gelenekselliğine yaslanan ancak bir yandan da modernleşen ve değişen dünyada bocalayan öznelerin çelişkili sesini duyurur.

Mungan, ilk kitabı Mahmut ile Yezida’nın yayımlandığı 1980’den beri, tiyatrodan şiire, öyküden romana farklı pek çok türde yapıt vermiş ve prestijli pek çok ödül kazanmıştır. İlk şiir derlemesi “Osmanlı’ya Dair Hikâyat” ile Akademi Kitabevi Şiir Ödülü’nü alan Mungan, 1987’de yayımlanan Kırk Oda ile Haldun Taner Öykü Ödülü’nü, eski ve yeni yazılarının bir araya getirildiği Tuğla adlı kitabının yayımlandığı 2012’de ise tiyatro, şiir, kısa hikaye, roman tarzındaki eserlerindeki yaratıcılık, orijinallik ve yeteneklerinden dolayı Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır. Mungan ilk kitabından bugüne tutkulu bir okur kitlesi yaratmış ve her yeni yapıtı ile bu kitleyi daha da genişleterek peşinden sürüklemiştir.

Mungan’ın edebiyatında otobiyografik öğelerin çarpıcı bir ağırlığı bulunur ve bu öğeler, bir çeşit hesaplaşmayı anlatının parçası kılar. Mungan, çocukluktan devralıp yalnızlığımıza kattığımız kişisel tarihimizin, içimizde yankılanan seslere dönüştüğünü gösterir. Yazarın yapıtlarında ayrıca, mitoloji, masallar ve anlatı geleneğinin sözlü aktarım özellikleri önemli yer tutar. Pek çok şiirinde ve öyküsünde yerel motiflerle bezeli bir anlatı göze çarpar: şamanistik dönemden kalma inanışlar, masal öğeleri, folklorik deyişler vb. dramatik anlatının merkezi unsurlarını oluştururlar.

Örneğin kırk oda motifi, yazarın yıllara yayılan bir seri kitabının çerçevesini oluşturmaktadır: Kırk Oda (1987), Üç Aynalı Kırk Oda (1999), Yedi Kapılı Kırk Oda (2007) ve Dokuz Anahtarlı Kırk Oda (2017) kırk öykü ile tamlığa ermesi planlanan masalsı bir arayışın ayaklarıdır. Bu serinin son kitabı yazılan öykülerin toplamda kırka tamamlanacağı Son Oda olarak planlanmış ve bu başlık yazar tarafından duyurulmuştur. Yapıtlarını çok boyutlu bir tarihsel çerçeve içinde planlayan Mungan, kitapları arasındaki bağı da ilmek ilmek örer.

Mungan, Yüksek Topuklar, Şairin Romanı ve Çador adlı romanlarında da toplumsal eleştirisini kurarken, fantastiğe yaslanan mitolojik bir dil yaratırken ve toplumsal çatışmaların açtığı yaraları yansıtırken yine sözün yazılı kültüre mesafesine, edebiyatın işlevine ilişkin değinilere yer verir ve metinleri birbirine bağlayacak temas noktaları inşa eder. Şairin Romanı, eleştirmenler tarafından Mungan’ın başyapıtı olarak nitelendirilmektedir.

Yapıtlarında tutarlılık gözettiğini “mimari bir bütünlük” arayışı ile ifade eden yazar, bir yandan bu bütünlüğü yıllara yayılan yapıtlara dağıtmış bir yandan da bir yapıtta farklı türsel denemelere imza atabilmiştir. Örneğin Mungan, “Aynı Malzemenin Üç Ayrı Türde Yazılması ve Yazarlık Sorunları Açısından İncelenmesi” başlıklı üniversite yüksek lisans bitirme tezine dayalı kitabı Dört Kişilik Bahçe’de (1997), bir türden diğerine söylemin nasıl farklılaştığını tartışır. 1-1.5 sayfalık kısa öykülerden oluşan kitabı Kibrit Çöpleri (2011) de yazarın bu deneysel tarzının bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

Şiirlerinde korku, merak, öfke gibi duyguları çerçeveleyen, çocuklukla, toplumla, tarihle hesaplaşan bir lirizm egemendir. Pek çok farklı imgeden aileyle, toplumla, tarihle bir hesaplaşma devşirilir ve bir yandan mitolojiye, sözün kayda geçmediği zamanlara atıfla bu hesaplaşma kendi içinde tarihsizleştirilirken, diğer yandan da paradoksal bir şekilde okuru kendi döngüsüne çeken samimi bir kişisel tarih inşa edilir.

Mungan, edebiyattaki kendi kişisel tarihini çeşitli denemelerinde detaylı bir şekilde açığa vurur. Yazma sürecini, okumalarını ve notlarını okurlarıyla paylaşır ve adeta edebi kişiliğini anlamak isteyenlere yol gösterir. Farklı tematik çerçevelerde derlediği hikayeler, köşe yazıları, deneme ve notlarıyla kendi okuma yolculuğuna, edebiyat meraklarına ve zevklerine ışık tutan Mungan, bir tür edebiyat tarihi kurmuş ve kendisini de içine yerleştirmiş olur.

2013 yılında yayımlanan oyunu “Mutfak” ile edebiyata adım attığı tiyatro türüne geri dönen Mungan, bu türde de çok başarılı yapıtlar vermiştir. Yapıtları farklı ekipler tarafından Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde ve yurtdışında sahnelenmiştir.

Eserleri;

Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son İstanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45’likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Yaz Geçer – Özel Basım, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Mahmud ile Yezida, 1992
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Murathan’95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min, 1996
Paranın Cinleri, 1997
Başkasının Hayatı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Oyunlar İntiharlar Şarkılar, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Başkalarının Gecesi, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Üç Aynalı Kırk Oda, 1999
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
Soğuk Büfe, 2001
Erkekler İçin Divan, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Çador, 2004
13+1, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004 (Elif Şafak, Pınar Kür, Faruk Ulay, Celil Oker ile birlikte)
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Kâğıt Taş Kumaş, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Kentten kadınlar 2008
Seçkileri:
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Yazıhane, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Kadınlığın 21 Hikâyesi, 2004
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007

Ödülleri:

1979 Türkiye İş Bankası Ödülü -ikincilik- / Mahmud ile Yezida ile
1980 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü / Osmanlıya Dair Hikayat ile -Turgay Fişekçi ve Ozan Telli ile paylaştı-
1981 Gösteri Dergisi Şiir Ödülü / Sahtiyan ile
1987 Haldun Taner Öykü Ödülü’ -Nedim Gürsel’le- / Hedda Gabler Adlı Bir Kadın ile
1984 Sanat Kurumu yılın en iyi tiyatro yazarı / Taziye ile -Mehmet Baydur ile birlikte-

Paylaşın

Murathan Çarboğa Kimdir? Hayatı, Eserleri

1974 yılında Hatay’ın Dörtyol İlçesi’nde dünyaya gelen Murathan Çarboğa, 10 Ocak 2021’de evinin balkonundan düşerek hayatını kaybetti. Aslen Adanalıdır. 1991 yılında Adana İsmet İnönü Endüstri Meslek Lisesini bitirdi.

Haber Merkezi / 1997 yılında Mustafa Kemal Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun olan Murathan Çarboğa’nın çocukluğu, üniversite öğrenimi ve öğretmenlik hayatımın büyük bir bölümü Hatay’da geçti.  On yaşına kadar Dörtyol’da bahçeler içinde yaşadı. Babası Demirçelik fabrikasında çalışıyordu. 1984’te Adana’ya  (memlekete) taşındı. Sonra yeniden Hatay’a döndü.  Antakya’da öğretmen olarak görev yaptı. Çeşitli ulusal ve uluslararası etkinliklere katıldı.

Eserleri;

Şiir: Dönen Rüya (2003),

Roman:  Kadem (2018)

Öykü:  İshak Kuşunun Çağırdığı Çocuk (2018).

Ödülleri:

2001 Cemal Süreya anısına düzenlenen Hatay Şiir Ödülü’nde ikincilik
2001 4.Hasan Bayrı Şiir Yarışması’nda birincilik
2002 Kocaeli Üni. Şiir Ödülü’nde üçüncülük
2003 Uğur Mumcu Şiir Ödülü’nde birincilik
2003 Lions Şiir Ödülü’nde birincilik
2003 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nde dikkate değer
2003 Bursa Kültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği “Öğretmen Mektupları” yarışmasında ikincilik
2004 Deneme dalında düzenlenen Behzat Ay Yazın Ödülü’nde birincilik
2005 Cemal Süreya Şiir Ödülü’nde birincilik
2007 Ali Rıza Ertan Şiir Şiir Ödülü

“Her veda”

Veda

‘Her Karşılaşma Bir Veda’
Orhan Tüheylioğlu

yüzümden kuşlar göçüyor
uğursuz kıssalar
ve kara muskalar kabarıyor etimde
küfrün hamasi söylemleri
sızıyor sözüme

her veda
suya söylediğim hüzün
her veda
güne dönen rüya

bozkırın büyük öyküsüdür şimdi an
zaman ağır yüküne yenilmemiştir
ve yıkılmıştır doru atlar sağrısına

sesime soysuz ilençler çörekleniyor
içime birikiyor ağulu cerahat
söylenemeyen devroluyor düşlere

her veda
kör kuyulara bağırdığım zan
her veda
zamana savurduğum veba

Paylaşın