Tavuklu Sebzeli Pilav, Malzemeleri, Hazırlanışı

Tavuklu Sebzeli Pilav, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! 

Haber Merkezi / Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

  • 2 bardak esmer pirinç
  • 4 bardak su
  • 3 yemek kaşığı sıvı yağ
  • 6 yumurta, çırpılmış
  • 1 soğan, doğranmış
  • 2-3 diş sarımsak, ezilmiş veya ince doğranmış
  • 2 çay kaşığı zencefil, ezilmiş veya ince doğranmış
  • 500 gr pişmiş tavuk, doğranmış
  • 8 bardak karışık sebze
  • 3 yemek kaşığı soya sosu

Hazırlanışı;

  • Pirinci soğuk suyla yıkayın ve süzün
  • Derince bir tencerede suyu kaynatın ve pirinci ekleyin,
  • Su, pirinç seviyesinin altına düştüğünde, ateşi kapatın ve 10 dakika kapalı bırakın,
  • Yağın yarısı ile bir wok, büyük bir tencere veya büyük kızartma tavası ısıtın,
  • 6 çırpılmış yumurtayı ekleyin ve hafifçe pişirin. Yumurtaları çıkarın ve kabaca doğrayın, bir kenara koyun,
  • Kalan yağı, soğanı, sarımsağı ve zencefili ekleyin ve hafifçe kahverengi/berrak olana kadar pişirin,
  • Tavukları ekleyip 10 dakika pişirin,
  • Karışık sebzeleri ekleyin ve 5 dakika daha pişirin,
  • Pişmiş pirinç, çırpılmış yumurta, soya sosu ekleyin ve iyice karıştırın,
  • Tat vermek için biber ekleyin,
  • Afiyet olsun…
Paylaşın

Acı Fasulyeli Pizza, Malzemeleri, Hazırlanışı

Acı Fasulyeli Pizza, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! 

Haber Merkezi / Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

  • 6 küçük pide ekmeği
  • 425 g kutu acı fasulye
  • 1 fincan rendelenmiş peynir
  • 1 fincan dilimlenmiş kırmızı biber
  • 1 fincan ananas parçaları (taze veya konserve)
  • 2 domates, dilimlenmiş

Hazırlanışı;

  • Fırını 200 derecede ısıtın,
  • Pide ekmeklerini fırın tepsisine yerleştirin
  • Biber fasulyesini pide ekmeğinin üzerine eşit şekilde yayın,
  • Biberlerin üzerine kaşar peyniri serpin,
  • Peynirin üzerine dilimlenmiş kırmızı biber, ananas ve domatesi yerleştirin,
  • Yaklaşık 15 dakika veya hafifçe kızarana kadar pişirin,
  • Afiyet olsun…
Paylaşın

Erdal Doğan Kimdir? Hayatı, Eserleri

23 Nisan 1970 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Erdal Doğan, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Üsküdar Burhan Felek Lisesini bitirdi. Üniversite öğrenimini Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Yüksek Okulu ve aynı üniversiteye bağlı İktisat Fakültesinde tamamladı.

Haber Merkezi / 1995’ten sonra; Hürriyet Gösteri, TYS Edebiyat, Radikal, Sabah, Gazete Duvar ve TV8 gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. 2013 yılında kurduğu yenicikanlar.com adlı kültür ve sanat portalının editörlüğünü yapmakla birlikte yazı çalışmalarını sürdürmektedir.

Erdal Doğan 1993’ten bu yana yazdığı; şiir, deneme, kitap tanıtımı, söyleşi, inceleme ve haber yazılarını; TYS Edebiyat, Varlık ve Cumhuriyet gibi süreli yayınlar başta olmak üzere muhtelif gazete ve dergilerde yayımlamıştır. Yazar, edebiyat çevrelerinde daha çok inceleme ve deneme havasındaki yazılarıyla tanınmıştır. Edebiyatımızda Dergiler (1997) adlı eserinde Cumhuriyet sonrasında çıkarılan edebiyat dergilerini incelemiş ve süreli yayın araştırmalarına katkıda bulunmuştur.

Kitapta, büyük kentlerden taşraya kadar incelenen dergilerin etkinlik düzeyi dikkate alınarak; ağırlıklı olarak işlediği konular, varsa özel sayıları, hazırladıkları dosyalardan örnekler ve yazarlarının fihristi verilmeye çalışılmıştır. Doğan, Sevgi Soysal hakkında Sevgi Soysal Yaşasaydı Aşık Olurdum (2003) adlı bir monografi çalışması yapmıştır.

Söylenenler Edebiyat, Politika ve Hayat Üzerine (2003) adlı eserinde romandan şiire, gündelik hayattan politikaya farklı sorulara farklı yanıtlar veren; Attilâ İlhan, Adnan Özer, Enis Batur gibi son dönem edebiyatımızın bazı önemli şahsiyetleriyle yaptığı söyleşilerini derlemiş ve kitap hâlinde yayımlamıştır. Bunların dışında şiir antolojileri de hazırlayan Erdal Doğan, hâlen “yenicikanlar.com” adıyla kurduğu internet sitesinde; yaşam, kültür-sanat, müzik ve sine-dizi konulu yazılarına ek olarak kitap tanıtımlarını da yayımlamayı sürdürmektedir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Erdal Alova Kimdir? Hayatı, Eserleri

17 Haziran 1952 yılında Ankara’da dünyaya gelen Erdal Alova’nın asıl adı Erdal Albayrak’tır. Yazı, şiir ve çevirilerinde “Alova” adını da kullanmaktadır. İlkokulu Ankara’da, ortaokulu İstanbul Yeşilyurt Koleji’nde okudu.

Haber Merkezi / Ankara Cumhuriyet Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği ODTÜ Mühendislik Fakültesi’ndeki öğrenimini tamamlamadı; 2. sınıftan ayrıldı. Ardından bir süre de İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu’nda öğrenim gördü (1970-72). 1973’ten başlayarak çeşitli yayınevlerinde çevirmenlik, redaktörlük ve editörlük yaptı. Yitik Kent ile 1996 Cemal Süreya Şiir Ödülü; Toplu Şiirler ile 2009 Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandı. Halen editörlük ve çevirmenlik görevine devam etmektedir. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir. İstanbul’da yaşamını sürdüren yazar, iki çocuk babasıdır.

1970 yılında Liseli Gençlik dergisinde “Brecht ve Epik Tiyatro” başlıklı ilk yazısı ile edebiyat hayatına girdi. Daha sonra şiir üzerine yoğunlaştı, Alova’nın ilk şiiri “lssız Gül”, Kasım 1973’te Memet Fuat yönetiminde çıkan Yeni Dergi’de yayımlandı. Daha sonraki yıllarda şiirleriyle Yeni Dergi, Militan, Sanat Emeği, Gösteri, Adam Sanat gibi dergilerde şiir ve yazılarıyla yer aldı. 1977-79 arasında Politika gazetesinin sanat sayfasını yönetti.

“Toplumcu gerçekçi şiir geleneğine koşut ürünleriyle değişik temaları işlerken, düşün ve duyarlık birikimlerini beceriyle sese dönüştürmesini bilen bir şair kimliği kazandı. İlk dönem şiirlerini En Son Çıkan Şarkılar (1980) adlı kitabında topladı. Daha sonra kaleme aldığı şiirlerini Giz Dökümü (1989), Bitik Kent (1995), Dizeler (2001), Bütün Şiirleri (2002), Kırık Tabletler: Seçme Şiirler (2004), Tensemeler (2007), Toplu Şiirler: 2008-1973 (2008), Birinci Çoğul Şarkı: Şiir (2015) adlı kitaplarında bir araya getirdi.

Alova’nın çeşitli şiir antolojilerinin yanı sıra bir de gezi yazıları derlemesi bulunmaktadır. Alova Türk Yazınından Seçilmiş Gezi Yazıları (1993) adlı bu derleme çalışmasında, çeşitli yerlere ilişkin, ünlü yazarların gözlem ve anılarını aktarmakta, okuru geçmiş kültüre, değişik geleneklere ve başka kültürlere ulaştırmaktadır. Lorca, Neruda, Kavafis, Oscar Wilde, Nikola Vaptsarov, Angelos Sikelianos, Catallus gibi şairlerden çeviriler yapan Alova’nın şiirlerinden bazıları Portekizceye çevrilip A Linguaem de Areia adıyla yayımlanmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Ercüment Uçarı Kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Nisan 1928 yılında İstanbul’un Beykoz İlçesinde dünyaya gelen Ercüment Uçarı, ilkokulu İstanbul’da, ortaokulu ise babasının asker olması sebebiyle Kütahya’da tamamlamıştır. Lise öğrenimini Bursa’da tamamlayan Uçarı, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1959’da mezun olur.

Haber Merkezi / Askerliğini Ankara’da yaptıktan sonra bir süre serbest avukatlık görevinde bulunmuştur. Petrol Ofisi’ndeki görevinden 1983 yılında emekli olan Uçarı’nın Sebahat Hanım ile evliliğinden Arzu adında bir çocuğu bulunmaktadır. 21 Ocak 1996’da İstanbul’da vefat etmiştir.

İlk şiirini 1945 yılında Zonguldak’ta çıkan Bucak adlı dergide yayımlatan Uçarı’nın; Türk Sanatı, Kaynak, Varlık, Yeditepe, Dost, Pazar Postası, Yelken, Yeni Edebiyat başta olmak üzere kırka yakın sanat-edebiyat dergisinde şiirleri yayımlandı. Kısa bir öykü denemesinden sonra şiirde karar kılan Uçarı, eleştiri, inceleme, günlük, deneme türünde eserler yayımlamayı sürdürdü.

İkinci Yeni şiirini imgeye dayalı, çağrışımlarla geliştiren, biçim ve öz açısından sürdüren Ercüment Uçarı, en yalın ögeyi tersten gören, negatifleştiren, sayrılı bir duyarlılıkla sürdüren şair olarak tanındı. Behçet Necatigil’in zamanla aklın ve hayal gücünün soyutlamalarına yaslanan bir duygu evreni kurduğunu belirttiği Uçarı, şahsını konu alan şiirleriyle kendine has bir ses yaratmayı başarmıştır.

“Kısaca”

Bütün kabahat bende
Size yalan söyledim
Ayçiçeğini sevdiğim doğru değil
Karanfil deseniz tahammül edemem
Bir yüreğimiz var insanca konuşur
Bari çekip gidebilsem

“O ışıltılı şey”

Öpüp başıma koyuyorum özgürlüğü
Ekmek gibi
Yere atılmış bulunca

“Ölü öncesi”

düştü düşecekti
acıdan yok olup
içinden çürük
kurtlar kemiriyor

son dallarını eğdi ağaç
sallandı uçlarında yapraklar
karnının içinin gürültüsünün
ritminin acısındaki

iri dalga sesleri
gökler gürüldüyor
ruhunun karanlığı
derin sessizliğin

çisil çisil ve iri yağmur yağıyor
iskelelerin altı kaplı kum taş
bulantı uykusuzluk uyku
düşsüz uzun süre süren

boş kovalar labirentlerinden
akıyorlar yağmura
mini mini çiçekler bahar
ölümün kovuğu

şeker kavanozları ve raflar
duvarda tüfek kızılderililerden
kalma zaman ve sıkıntı
dubaların altı kıllı midye

boş balık sepetleri
akıntıdaki ağlar
pislik yer çöp
silah harbileri

insan hayaletleri
yaklaştı durdular
belki duvardaki
güneşli badana döküntüleri

ölüm kokusu çello çalıyordu
duyabilenlere duyurabilen
zayıf vücutlara ait
yatakların başında

fülüt sesleri
ipek kokuluydu
çiçek desenleri
dizilmiş

Paylaşın

Ercüment Behzad Lav, Kimdir? Hayatı, Eserleri

1903 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ercüment Behzad Lav, 16 Mayıs 1984’te İstanbul’da hayatını kaybetti. İstanbul Sultanisi’ni bitirdikten sonra Darülbedayi’de aktörlük yaptı. Dört yıl süre ile Berlin’de Stern Müzik Konservatuarı ve Reinhart Tiyatro Akademisi’nde öğrenim gördü.

Haber Merkezi / Dönüşünde yeniden tiyatroda çalışmaya başladı. Muhsin Ertuğrul’un kurduğu Ferah Tiyatrosu’nda oyunculuk yaptı. Ertuğrul’un Ankara Postası, Bir Millet Uyanıyor, Karım Beni Aldatırsa filmlerinde rol aldı. Ankara’ya yerleşti, gazetelerde sekreterlik Ankara Radyoda spikerlik, yayın şefliği ve Halkevleri tiyatrolarında rejisörlük yaptı. Ertuğrul Sadi ile Türk Akademi Tiyatrosu’na kurdu. İstanbula yerleşti Şehir Tiyatrosu’nda aktörlük ve Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde öğretmenlik yaptı. Filmlerde rol aldı.

İlk şiirleri 1926’da Resimli Ay, Servetifünun, Uyanış dergilerinde yayımlandı. Toplumcu görüşü savunan ve yenilikçi tavırlarıyla tanınan Lav, Dadaizm, fütürizm, kübizm ve sürrealizm akımları etkilerini şiirine yansıttı. Cumhuriyet dönemi şiirimizde serbest ölçünün ilk uygulayıcılarından öncü bir şairdir. Toplumsal konuları ve ülke meselelerini irdeleyen şiirler yazdı. Şiirleri ve yazıları Serveti Fünun, Varlık, Çığır, Şadırvan, Yenilik, Seçilmiş Hikâyeler, Yeditepe, Gelecek gibi döneminin önemli dergilerinde yayımlandı. Serveti Fünun dergisinde yayımladığı şiirlerini “S.O.S.” adlı kitabında topladı. Karagöz Stepte ve Altın Gazap adlı da iki oyun yazdı.

Eserleri;

S.O.S. (1931)
Kaos (1934)
Açıl Kilidim Açıl (1940)
Karagöz Stepte (manzum oyun 1940)
Mau Mau (1962)
Üç Anadolu (1964)
Altın Gazap (trajedi 1971)
Bütün Eserleri (1996)

“Bir kahramanın midesi”

Vahşi hayvanlara yediriyorlar ölülerimizi
Beyazlar bizimle savaşınca
Bizse kendimiz yiyormuşuz
Onları haklayınca

Böyle de olsa
Daha şerefli bir mezar değil mi

Hayvan bağırsaklarından
Bir kahramanın midesi?

“Oynuyor ay”

Oynuyor ay
Mor salkımlı suda
Oynuyor ay

Üşüyor kalp
Şehvet durunca
Üşüyor kalp

Düşüyor baş
Kara taş yastığa
Düşüyor baş

Çekiyor su
Örümcek uykusu
Çekiyor su

Geçiyor tren
Hecin katarlı
Cin düdüklü tren

“Sihirli değnek”

Bir sihirli değneğim olsa;
vurduğum yerde güller açılsa,
Uçan güller…

Bir sihirli değneğim olsa;
vursam bir nar ağacına,
narlar çatlasa kahkahadan…
Ve bebek yüzlü kızlar,
uzatsa başlarını
tane tane dallardan…

Onları ceplerime doldursam,
bir masal ömrü sürmek için
götürsem billûr sarayıma!

Paylaşın

Ercan Y. Yılmaz, Kimdir? Hayatı, Eserleri

1982 yılında Batman’da dünyaya gelen Ercan Y. Yılmaz, Kafkas Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde okudu. 

Haber Merkezi / Edebiyatla ilgilenen Yılmaz; Beyazı Kirli öyküsüyle 2009 Gila Kohen Öykü Ödülü, bu öyküyü de içeren On Üç Sıfır Sıfır adlı kitabıyla 2015 Necati Cumalı Öykü Ödülü, yazıp yönettiği Vitrin adlı filmiyle 2011 İstanbul Kısa Filmciler Derneği’nin En İyi Film Ödülü, 2010 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü ve 2012 Arkadaş Z. Özger Şiir Özel Ödülü gibi ödüllere layık görüldü. 2010’da Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülleri’nde dikkate değer bulundu. Uluslararası sergi ve seçkilerde görsel şiir çalışmaları yer aldı. 2016’da Biraz Dolaşacağım adlı Kürtçe öykü seçkisini yayıma hazırladı. Askıda Öykü ve Öykü Gazetesi gibi süreli yayınlar çıkardı.

Ercan Y. Yılmaz’ın şiirleri Yürüyen Siyah (2013) adlı kitapta toplanmıştır. Yazarın ilk romanı Sahir (2016) kurak, sessiz bir Doğu kasabasında geçen olaylara dayanmaktadır. Birbirinden renkli karakterleri, ustaca yazılmış diyalogları ve mizahla yoğurulmuş iç öyküleriyle Sahir, modern bir romandır. O Öyle Olmadı (2014), başkişisi Bünyamin ekseninde özlemin, kavuşamamanın, bekleyişin ve kaybedişin öyküsünün anlatıldığı romandır. Şahin, romanı şu cümlelerle değerlendirmiştir: “O Öyle Olmadı, sağlam kurgusuyla ve tutarlı alt yapısıyla keyifli bir okuma sunan, başlıca işlevi olan estetiği okura hissettirmeyi bilen bir metin. O Öyle Olmadı, ilk sayfalarında büyülü bir diyardan selamlıyor sanki okuru. Bünyamin’in çocukluğu ile başlayan ve Bünyamin’in çocuk algısıyla aktarılan sahneler, alıştığımız gerçekliğin bir kırılması gibi sanki.”

Şafak ise Ercan Y. Yılmaz’ın çocukluğunu ve gençliğini kurguya dâhil ettiği romanın otobiyografik özellikler taşıdığına dikkat çekmiştir. Ercan Y. Yılmaz, 2015 Necati Cumalı Öykü Ödülü’ne değer görülen ilk öykü kitabı On Üç Sıfır Sıfır’da, matruşka bebekler gibi iç içe giren, içine girdikçe dışa açılan hikâyeler anlatmaktadır. Çocukluk, kadınlık, yoksulluk ve yoksunluk hâllerinden nesnelerin dillendiği evrenlere geçen Yılmaz, öykülerinde; ilk kitabını eline alacak olmanın heyecanıyla saniyelerin pençesine düşen genç yazarları, küçük ve kalabalık evlerde yaşayanları, odası yastığından ibaret kocaman yürekli çocukları, gurbetteki babaları ve kayıpları ele almıştır. Ercan Y. Yılmaz’ın kişileri, politik olanla kişisel olanın birlikte raks ettiği o müphem ve can alıcı perdede canlanmaktadır. Yazarın öyküleri ayrıca İtalyanca ve Fransızcaya da çevrilmiştir.

Paylaşın

Eray Canberk Kimdir? Hayatı, Eserleri

14 Kasım 1940 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Eray Canberk’in tam adı Mehmet Eray Canberk. Akay Tekhan, Aydın Ergü, Gülsüm Talay, Güngör Songür, Işık Horasanlı, Mehmet Eray, Mehmet Tuncay adlarını da kullandı.

Haber Merkezi / Haydarpaşa Lisesi (1958), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi (Yüksek Öğretmen Okulu) Fransız Filolojisi (1964) mezunu. 1964-68 arasında serbest çevirmenlik yaptı. Bir süre ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra yayımcılığa başladı.

1968-69 May Yayınlarında yayın yönetmenliği, 1969-75 arasında Safaköy, Sakarya Cevizli ilkokullarında öğretmenlik, 1976-82 arasında yayıncılık, 1982-88 arasında Habora Kitabevi, May Yayınları, Hürriyet gazetesi, Gözlem Yayınları, Yılgör Basın Yayın Dağıtım, Arkadaş Makine Kimya, Grolier, Ar Basın Yayında çevirmen yazarlık, sözlük ve ansiklopedi madde yazarlığı yaptı. Afşar Timuçin’le kurduğu Kavram Yayınevi’ni yönetti. Çeşitli genel kültür ve edebiyat ansiklopedilerinde biyografisi yer aldı. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir.

Eserleri;

Şiir; Kuytu Sularda (1969, yeni şiirleriyle 1979), Yüreğin Burkulduğu Zaman (1983), Eskimiş Yalnızlığa (toplu şiirleri, 1992), Ebrular (1997), Kuytu Sularda Zaman (seçme şiirler, 2006).

Deneme, eleştiri, antoloji; Şiir ve Şair Üzerine Aykırı Düşünceler (1992).

Derleme; Çağdaş Vietnam Şiiri (1967), Sevda Türküleri (1982), Türk Yazınından Seçilmiş Yergi Şiirleri (1993), Dünya Aşk Şiirleri Antolojisi (1994), Yürek ki Paramparça (C. Süreya’nın çeviri şiirleri, 1995), Çağdaş Çin Şiiri (1996), Çağdaş Türk Edebiyatından 199 Şairden 199 Şiir (M. Celâl ile, 1998), Çağdaş Dünya Şiiri (C. Çapan, E. Alova ile, 1998), Nobelli Şairler Antolojisi (2000).

Çeviri; Şeytan ve Yüce Tanrı (1964) – Gizlilik (J. P. Sartre’dan; daha sonra Duvar ve Bir Şefin Çocukluğu adlarıyla, 1967), Şiirler (Mao Çe Tung’dan, 1966), Dört Yüz Darbe (M. Mousey-F. Truffaut’dan, 1967), Yaşlılık (S. de Beauvoir’dan, O. Canberk ve M. A. Kayabel ile, 1970), Pardayanlar (M. Zévaco’dan, 1971), Patrona Bir Paket Kadın (A. Buchwald’dan, 1973), Davulcular (R. Zimnik’ten, 1975), Bizim Sınıf (1978) – Oburiks ve Şirketi (1997) (Goscinny’den), Brahms’ı Sever misiniz? (F. Sagan’dan, 1977), Piç (V. Leduc’ten, H. Demirhan ile, 1977), Küçük Trampetçi (A. Gaydar’den, 1978), Geleceğin Hikâyeleri (J. London’dan, 1981), Yaşlı Adam ve Deniz (E. Hemingway’den, 1981), Seçme Şiirler (A. Machado, A. Özer ve V. Başaran ile, 1994), Büyük Sahtekârlar (1994) – Karşı Ansiklopedi (Cavanna’dan), Seni Öylesine Düşledim-Seçmeler (R. Desnos’dan, 1994), Seçmeler (1995) – Kesintisiz Şiir (1997, P. Eluard’dan), Honoré de Balzac (1996) – Hemingway-Leoparın Ölümü (1996, J. Dufaux’dan), Mozart ve Cazanova (1996) – Gauguin ve Van Gogh (1996, D. Matena’dan), Red’in Çocukluğu (J. Léturgie’den, 1998), Devenin Söylediği (T. B. Jelloun’dan), Japon Efsaneleri (F. Challaye’den).

“Ayrılık türküleri”

doğduğum yerden kopup
doyduğum yere vardım
her şeyimi unutup
yarama tütün sardım

selam benden eşe dosta
karım yorgun oğlum hasta

sızlayarak kapandı
görünürdeki yara
gurbet yeni dert açtı
acı kattı acıma

turna değil yardan haber getiren
heves değil beni sizden ayıran

hemşeriyiz belki de
özlemimiz de yanı
gelmişiz yaban ele
alın teri kolay mı

beyaz mendil sıla gibi koynumda
işsizliğin zalim ipi boynumda

“Ebrular”

107.

Özlem ateşiyle
dağlanan yürekti.
Sağaldığı suda
(can bulduğu)
kavrulmak neyin nesi?

108.

Gelir yer eder, birden,
oysa ne kadar uzaktı,
geçmişte, dip köşede,
-ölümlerden ölüm beğen-

109.

-Güz yakın.
-Evet! Yarın değil, öbür gün!
-Belki daha da yakın!
-Evet… İçimizde!

“İçten içe”

sevdam seni durmadan
can evinde yeşertir
çiçekçe ve çocukça
sıralı sırasız ikide bir

nice yıkım nice ılgar
geçer iz bırakarak
nice geç kalmış bahar
acımıza eklenir

çocukları da alan
ölüm sıra beklemez
yara üstten kapanır
sızı içerden dinmez

ölüm yıkım ve sevda
yaşamakla başa baş
başlangıç belli belirsiz
bitim belirli nokta

Paylaşın

Enver Topaloğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

26 Şubat 1963 yılında Ordu’da dünyaya gelen Enver Topaloğlu, ilkokul, ortaokul ve lise eğitimini Ordu’da tamamladıktan sonra, Marmara Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde başladığı yüksek öğrenimini yarıda bıraktı.

Haber Merkezi / 1993 yılından itibaren Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. İlk şiirleri 1993’den itibaren Yarın, Göçebe, Defter, Varlık, Sombahar, vb. dergilerde yayımlandı. Pervaneler Kadar adlı dosyasıyla 2002 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülünü aldı. İlk epistemolojik kitabı Yakamoz ve Tebessüm’dür.

Bu ilk kitap ve ardından gelen Kristal Kral, Divane ve Aşk Kayıtları adlı kitaplarında şair, kendimiz de dâhil olmak üzere dünyayı algılayış biçimimizin, dünyayı tecrübe etme yöntemlerimiz tarafından belirlendiği düşüncesini ifade etmektedir. Topaloğlu’nun Nazire’si didaktik bir şiirdir ve ifadenin yaşam hakkındaki genel gerçekler olarak “yüz” değerlerinden alınmalarını amaçlamaktadır.

Enver Topaloğlu, kendisi hakkında şu ifadeleri kullanır; Darbeyle başka bir hayat, başka bir dünya isteyen toplum kesimlerinin üstüne kopkoyu bir karanlığın çöktüğü yıllarda dilsiz kalmaya karşı koyuş imkânı olarak başlayan arayış sürecinde şiirle buluştum diyebilirim.

Umutsuzluk değilse de mutsuzluk, tedirginlik, belirsizlik, daha da önemlisi baskı ve yasakların bütün katılığıyla egemen olduğu yıllara rastlıyor bende şiir tohumlarının atıldığı, ilk filizlerin oluştuğu süreç. Her şairde, şiire yöneldiği dönemde oluşan toplumsal ve kültürel etkinin, yazmayı sürdürdüğü sonraki yıllarda da devam etmesinin kaçınılmaz olduğu kanısındayım. Onun için bunları ifade etme gereği duydum.

“Gümüş örtü”

karakışa dipnot koydu kar
hayat küçüldü

umudun tarifi olarak kalmasını beklerken sabahın
acının başkenti ilan edilmesine kim sevinebilir

karakışa dipnot koydu kar
tanığım öldü dün
esrar mezarlığına gömüldü sır
tabutunu almaya
kılıksız birkaç fısıltı
– rüzgarın adamlarıyız dediler
kınsız bir boyaynasının arka yüzü geldi

karakışa dipnot koydu kar
uyardım
tören yapılmadı

kim bilir kimin reddettiği
özlemin boyunbağı flütündeki ülfet
yalnızlığın yırtık eldivenieri
karakışa dipnot koydu kar

bugün yine çok çalıştım
okudum
yazdım
üstÜm başım sözcük tozu

aşkla oldum aşkla varım

beni eve götür sevgilim

“Maça beyi”

I / AÇIK SÖZ AÇIK SIZI
yok yapacağı bir şey meleklerin bile
söyleyeceğim
söylemesem
şüpheliler arasında soluyan her şey
yabancı gider
yalnızlık buruşur
renkler üşür
değil ortancalar
kuşlar bile iftiraya uğrar
yağmur diner fakat
akıp giden ömür alaycıdır
bana de ki bulvarları ansızın bastıran tipilerle harcanan sendin
yoktun çokuluslu dillerin üşüdüğü nice akşamüstüydü yokluğun
bana de ki ceketimin omzunda bıraktığı izleri soluktun
bir lekeyi gösteren parmağın heyecanlanmaması ne demek
bilmeyecektim belki de
hiç ne demek
kösnül sırların avuçlarımda yağmura dönüşmesi değil
işte gerçek diye ittiğin uçuruma dökülenin sesiydim
karıncalandı uzattığın el
yüzümde yuvarlanan nar paramparça
şimdi direnen
dövüşen sözlerin barikatlarını
kanatlarımı istiyorlar
aynayı silince gerçek
ölümüdür gerçeğin
sönmüş yıldızların yasını
kalabalık sokakların sessizliğini istiyorlar
rüzgâr köşe bucak iskeletini sürüklüyor tanrının
bu uğultu bu gürültü ondan
bana de ki yanılıyorsun
de ki akıp giden ölüm alaycı olamaz
şüpheliler arasında değil hiç kimse

Paylaşın

Enver Gökçe Kimdir? Hayatı, Eserleri

1920 yılında Erzincan’ın Kemaliye İlçesine bağlı Çit Köyünde dünyaya gelen Enver Gökçe, 19 Kasım 1981’de vefat etmiştir. Şairin, Yaşar Kemal’in bir konuşma yaptığı cenazesi, Hacıbayram Veli Camii’nde kılınan namazın ardından Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Haber Merkezi / Annesinin adı Hanife, babasınınki Mehmet’tir. Bir kardeşi olan şairin ablasının adı ise Hatice’dir. “Enver Gökçe çok küçük yaşta babasını kaybetmiştir. Ağır bir hastalığa yakalanan baba, Mehmet, tedavi için gittiği İstanbul’dan bir daha dönemez. Beş ya da altı yaşlarındayken, bir çelik çomak oyunu esnasında Enver’in bir gözü zedelenir. O günün koşullarında göz tedavi edilemez, altı ay boyunca akar. Sonuçta Enver, bu gözünü kaybeder.

Göz çukuru 1929 yılında Ankara’ya göçüldüğünde yerine yapay bir cam göz takılana dek boş kalacaktır.” (Türk 2016: 1) Şairin çocukluğu doğduğu köyde geçmiştir. Ankara’da yetim büyümüş halasının oğlu Halit, Enver’in ablası Hatice’yle evlenmek için aileyi yanlarına çağırmıştır. Kâzım Karabekir’in şoförü olan Halit, bu yakın akrabalarına kol kanat gererek onları yanına almak istemiştir. Okul kayıtlarının geçmesi nedeniyle Gökçe, ilk olarak Ankara-Samanpazarı’nda özel bir okul olan Hüseyin Avni (Çubukgil) Bey’in “Hususi Bizim Mektep”ine devam etmiş, yabancı dili burada öğrenmiştir. 1935-1936’da Cebeci Ortaokulu’na devam eden Gökçe, Gazi Lisesi’ne kaydolarak burayı da 1939’da tamamlamıştır.

Enver Gökçe, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne yazılmış, burada okumaya başladıktan sonra siyasal girişimlere yönelmiştir. Ülkü dergisinde düzeltmen olarak çalışmaya başlamış, ilk şiiri “Köylülerime”yi yayımlamıştır. Enver Gökçe, DTCF’de özellikle halk bilimi ile ilgili önemli çalışmalar yapmıştır.

Gökçe, 1948’de Türkiye Gençler Derneği’nin kurucuları arasında yer almıştır. Bu dernek, II. Dünya Savaşı sürecinde ülkede güçlenen milliyetçilik akımına karşı kurulmuştur. Ankara’da yaşanan kargaşa ortamına bu derneğin de dâhil olmasıyla dernek yöneticileriyle Enver Gökçe, Ankara Kapalı Merkez Cezaevi’nde, 1 Ağustos-3 Kasım 1948 tarihleri arasında tutuklu kalmıştır. Şair, 7 Şubat 1949 tarihinde beraat etmiştir.

Fakülteden hocası Tahsin Banguoğlu’nun Millî Eğitim Bakanlığı görevi sırasında öğretmenlik için kendisine başvuruda bulunmuş ancak uzun bir bekleyişten sonra ancak İstanbul’da Kredi ve Yurtlar Kurumu’na bağlı Kadırga Öğrenci Yurdu’nda işe başlamıştır. 1951’de komünizm propagandasıyla yeniden tutuklanmış, ilk olarak İstanbul Harbiye Cezaevi’ne, sonra Yıldız’daki Güvercinlik’e ve ardından Adana Cezaevi’ne gönderilmiştir. Bu sırada “Yusuf ile Balaban”ı yazan Gökçe, yedi yıl Adana’da kalmış, burada Fransızcasını geliştirmiştir.

Cezasını çektikten sonra sürgün yeri olan Çorum’un Sungurlu ilçesine gönderilmiştir. İşsiz olduğundan maddi sıkıntılar çeken Gökçe müracaatta bulunmuş ve sürgün yeri olarak Ankara’ya gönderilmiştir. Ankara’da sürgündeyken sıkıyönetim komutanlığınca yeniden tutuklanmış, sıkıyönetim dışında herhangi bir yere gitmesi istenmiş, o da doğduğu köy olan Çit’i tercih etmiştir. Burada kendisine ait kötü bir evde, zor koşullarda yaşamıştır. Hapishanedeyken tutulduğu rahatsızlıklardan dolayı çalışamayan Gökçe’ye, akraba ve komşuları herkesten gizli olarak ellerinden geldiğince bakmaya çalışmıştır. Bir gün kaymakam ve jandarmalar tarafından aranan evinde birkaç kitaptan başka bir şey bulunamamıştır. 27 Mayıs’a kadar süren ikinci sürgün, Adnan Menderes’in tutuklanmasıyla sona ermiştir.

Enver Gökçe İstanbul’a giderek gazetelerde küçük işler yapmaya başlamıştır. Bu arada tutukluluk hâllerinden kalan hastalıkları nükseden Gökçe, Menekşe’de bir ev tutmuştur. Yapmaya çalıştığı çeviri faaliyetleri, düzeltmenlik ve diğer küçük işlerle geçimini sağlayamadığı için memleketine geri dönen şair, yazları İstanbul ve Ankara’da, kışları ise Çit köyünde yaşamaya devam etmiştir. Çünkü büyük şehirlerde çalışmasına müsaade edilmediği, bütün kapılar yüzüne kapatıldığı için maddi sıkıntılar gün geçtikçe dozunu arttırmıştır. Bu dönemlerde Aziz Nesin ve Yaşar Kemal gibi arkadaşları, küçük çaplı yardımları ile onu ayakta tutmaya çalışmıştır.

Hiç evlenmemiş olan şair, hastalığı ilerleyince Ankara’ya gelmiş ve yakın arkadaşları tarafından Emekli Sandığı’na ait Küçükesat sırtlarında bir huzurevine yerleştirilmiştir. Huzurevinde pek çok edebiyat meraklısı ve arkadaşları onu zaman zaman ziyaret etmiştir. Bu ziyaretlerden birinde dostları İbram Erdem ve Celil Denktaş, kendisiyle uzun bir röportaj yaparak ses kaydını almışlardır. Yine arkadaşları tarafından tedavi için gönderildiği Bulgaristan’dan tedavisi başlasa da tamamlanmadan geri dönmüştür. Yalnızlık, parasızlık, bakımsızlık ve dil bilmemesi kendisini rahatsız etmiştir.

Türk edebiyatı eğitimini Pertev Naili Boratav gibi alanın en bilinen hocalarından alan Enver Gökçe, Türk şiiriyle ilgili görüş ve düşüncelerini yazılarında dile getirmiştir. Gökçe’nin şiirine yön veren en önemli unsurun, halk yaşantısının sonucunda ortaya çıkan halk müziği olduğunu söylemek yerinde olur. Şiirlerini 1940’larda yayımlamaya başlasa da bunlar süreli yayınlarda kalmış, kitaplaşması ancak 1973’te olmuştur. Nâzım Hikmet’in Türk şiirine getirdiği anlayışın önemli temsilcilerinden biridir. Onun takipçileri ise sonraki dönem toplumcu şairler ve kendi döneminde yaşayan Ahmet Arif’tir.

Enver Gökçe’nin şiir varlığı, sayısal olarak pek çok şaire göre sınırlıdır. Dost Dost İlle Kavga ve Panzerler Üstümüze Kalkar adlı iki kitabında toplam 22 şiiri vardır. Bunların dışında şairin ölümünden sonra düzenlenen kitaplarına eklenen “Dergilerde Kalanlar”da 26 şiiri, “Yarım Kalanlar”da ise 10 şiiri vardır. Böylece şairin toplam 58 şiiri olduğu görülür. Bunların dışında süreli yayınlarda bulunamayan şiirlerinin olması ihtimali de bulunmaktadır. Enver Gökçe’nin şiirlerinde, iyimserlik önemli bir yer tutar. Şair, sevgiyi ön plana çıkarmış insan, toplum, doğa ve ülkeye olumlu bakışı, asıl bakış açısı olarak belirlemiştir. Gökçe, şiirlerinde yerel yaşantıyı gizlememiş hatta bunu sanatı için bir değer hâline getirmiştir. Bu durum onu özgü bir söyleyişin sahibi kılmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın