Bedri Rahmi Eyüboğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

1913 yılında Giresun’un Görele İlçesinde dünyaya gelen Bedri Rahmi Eyüboğlu, ilk ve orta öğrenimini Trabzon’da yaptı, Trabzon Lisesi’nde okurken, 1927’de bu okula resim öğretmeni atanan Zeki Kocamemi’nin öğrencisi oldu.

Haber Merkezi / Yükseköğrenimini Güzel Sanatlar Akademisi’nde tamamladı. İki yıl da Paris’te öğrenim gördü. Dönüşünde, öğretim üyesi olarak Güzel Sanatlar Akademisi’nde göreve başladı. Cemal Tollu, Nurullah Berk, Sabri Berkel, Zeki Faik İzer, Zühtü Müridoğlu ile birlikte d grubunu kurdu. Üç yıl Amerika’da kaldı. Ölünceye kadar Güzel Sanatlar Akademi’nin Resim Bölümü’ndeki profesör olarak görev yaptı. 21 Eylül 1975’te öldü.

Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. Muhit, Yeni adam, Tan dergi ve gazetelerindeki ilk yazı ve öyküleriyle tanındı. Şiir, öykü ve yazıları Ses, İnsan, Gün, İnkilapçı Gençlik, İşte, Büyük Doğu, Yeditepe, Varlık, dergilerinde yayımlandı. Halk edebiyatının masal, şiir, deyiş gibi her türüne karşı duyduğu hayranlık, şiirlerine de yansımıştır.

Halk dilinden ve şiirinden aldığı öğeleri kendine özgü bir biçimde kullanarak halk diline yaklaşma çabasını sonuna dek götürmüştür. Bu nitelikleriyle şiirleri, resimleriyle büyük bir benzerlik gösterir. Akıcı, rahat bir dille kaleme aldığı gezi ve deneme yazılarında ise sürekli gündeminde olan halk kültürü, halk sanatı konularındaki görüşlerini sergilemiştir.

Yüksek sesle okunacak söyleyiş biçimleri içinde, yerli deyişlere yeni bir tazelik kazandırdığı ilk şiirleriyle akımın önde gelen şairlerinden sayıldı. Baki Süha’nın deyişiyle “oyuna, fazla gereksiz süslere, kapalılığa” eğilim duymadı, “bir mısra şairi” kimliği aramadı. Varlık ve Yeditepe dergilerinde yayımladığı sonraki şiirlerinde de aynı özellikleri gösterdi. Bu döneminde unutulmaz aşk şiirleri yazdı.

1940’lardan sonra duvar resimlerine yöneldi. 1950’de mozaik çalışmalarına başladı ve bu alanda uluslararası başarılar elde etti. 1958’de Uluslararası Brüksel Sergisi için 272 m²’lik bir mozaik pano gerçekleştirdi ve bu eseriyle serginin büyük ödülü olan altın madalyayı kazandı.

Bundan bir yıl sonra Paris’teki NATO yapısı için, şimdi Brüksel’de bulunan, 50 m²’lik bir mozaik pano hazırladı. 1960 ve 1961’de iki kez ABD’ye gitti. Orada birçok geziye katıldı, konferanslar verdi ve resim çalışmaları yaptı. 1969’da Sao Paulo Bienali’nde onur madalyası kazandı.

Eserleri;

Şiir;

Yaradana Mektuplar, 1941
Karadut, 1948
Tuz, 1952
Üçü Birden, 1953
Dördü Birden, 1956
Karadut 69, 1969
Dol Karabakır Dol, 1974
Yaşadım, 1977 (ölümünden sonra yayınlanan tüm şiirleri)
Türküler Dolusu
Sevgi Üstüne
Üç Dil
Mavi Gezi
istida
Çakıl
Bahar ve Biz
deniz Türküsü
Gel Vur
Büyük Şehir
Zindanı Taştan Oyarlar
Taze Taze

Gezi ve deneme;

Cânım Anadolu, 1953
Tezek, 1975
Delifişek, 1975
Resme Başlarken, 1977 (ölümünden sonra)

Monografi;

Nazmi Ziya, 1937
Resim Albümü: Binbir Bedros, 1977 (ölümünden sonra)
Karadut, 1979 (ölümünden sonra)
Babatomiler, 1979 (ölümünden sonra)
Babacan mert 1971

Ödülleri;

1958′ Uluslararası Brüksel Serginin Büyük Ödülü -altın madalya-
1969 Sao Paulo Bienali Onur Madalyası

Paylaşın

Bedriye Korkankorkmaz Kimdir? Hayatı, Eserleri

1965 yılında Bingöl’de dünyaya gelen Bedriye Korkankorkmaz, ilk orta ve liseyi Bingöl’de tamamladıktan sonra Sosyal Bilimler ön lisans eğitimini bitirdi. 1987 yılında Konya’da başladığı kamu görevinden 2014’de Mersin’de emekli oldu.

Haber Merkezi / Mersin’de yaşamayı sürdüren Bedriye Korkankorkmaz, çocukluğundan kalan bir hevesle okumayı ve yazmayı yaşam nedeni haline getirdim. Yazıya ve yazına kaldığı yerden devam ederek hem okuyor hem de üretmeye devam ediyor.

Şiirleri, öyküleri, kitap tanıtım yazıları, şiir üzerine değerlendirme ve söyleşileri Cumhuriyet Kitap, Öteki-siz, Budala, Mortaka, Kavram Karmaşa, Kül, Genç Kalemler, Lacivert, Berfin Bahar, Hayvan, Ünlem, Güzel Yazılar Andız, Kendi, Damar, Bireylikler, Çağdaş Türk Dili, Pencere, Öğretmen Dünyası, ABC, Ardıçkuşu, Aykırı Sanat, Papirüs, Kuvay- i Milliye, Virgül, Kültür Çağlayanı, Parşömen, İnsancıl, Her şeye Karşın, Afrodisyas, Güncel Sanat, Evrensel, Amanos Yazıları, Koridor, Emeğin Sanatı, Kıyı, Yaba, Süveyda Edebiyat, Edebiyat Nöbeti, Çini Kitap, Aydınlık Kitap, şiiri özlüyorum, Mühür, Patika, Sancı, Düşünbil, Kanon 2010, Şiirden, Sarmal Çevrim, ve Güney gibi dergilerde yayımlandı.

Eserleri;

Şiir; Yaşamak Çocuğum (2010), Eski Eser Karanfiller (2016), Paslı deniz (2020).

Deneme, inceleme, biyografi; Kitaplarla Söyleşi 2012), Ruhlarla Söyleşi (2014), Tinsel Söyleşiler (2016), Ölümsüz Karanfiller (Dosya halinde).

Ortak Kitap; Vecihi Timuroğlu Kitabı (Yay. Haz: Bedriye Korkankorkmaz, Nazire Akbulut, A. Alper Akçam, Munise Yıldırım, 2004).

Ödülleri; 68’liler Birliği Vakfı tarafından düzenlenen şiir yarışmasında Başarı Ödülü (1998)

“İnsanlığın madeni”

Sevilmemiş tenlerin
renklerini
Gülmemiş yüzlerin
Yaşlarını biliyorum

Bilirim işçiliğini
İkinci sınıf  yaşamların
Susamları dökülmüş
simitler gibi

İnsanlığın madenine
inmeden
Huzuru bulmayan yaram
Bayat ekmekler gibi
Gün görmüş ömrünü  yaşa

“Nasıl anlatsam”

Babamın sesiyle kendime kızım  diye seslenişimi
Minik bir serçe gibi o sese konuşumu
Nasıl anlatsam  yaşlandıkça konuşmayı unuttuğumu
Dedemin paltosu gibi  duvarda sallanan yıllarım

Yaralarımla kendimi yenilemek  isteyişimi
Minik  parmaklarımın   yaralarıma dokunamayışını
İnsanın  yaşadıkları  aydınlatmalı karanlığı
Nasıl anlatsam   bu yüzden  üstüme  gelenleri

Suları kirlenen çeşmeleri görünce
Yeni çeşmeler bulmak için yolları mesken tutuşumu
Her köşe başında   duvar diplerinde
Gömdüğüm gölgemi  öptüğümü nasıl anlatsam

Yaşamı elindeki ekmek gibi evine  taşıyanlar
Boşluğa düşen su damlalarının  yatağıyım ben
Gördüklerimin  bana nasıl dokunduğunu
Hangi sözcüklerle anlatsam  kırgınlığımı

“Suçluyum”

Kendime dair ne yazabilirim yaşadıklarımla
Kendi falıma bakamıyorum insanlığın falına bakmaktan
Gücün ve güçsüzlüğün karşısında verdiğim savaşlar
Hangi savaş insanın kendisiyle geçim derdini aklıyor

Barış meydanlarında çocuklar ölüyor
Ölenlere annelerinin yüreğiyle sesleniyorum
Yüz görümlüğü takarak duvağını açıyorum sessizliğimin
Hangi ses insanın sesinden daha yakın insanlığa

Her günü bir armağan gibi yaşamak
Ben gibi yaşam terzilerinin harcı
Elimde kalan son harca bakıyorum
Kalabalık bir kentin içinden geçiyorum

Şeker toplamak için kapılarını çalacağım evlerim
Poşetimin şekerle dolduğunu gören gözlerim
Ormanlara giden dolmuşlar
Dağılmadan kendimi toparlayacak gücüm olsaydı

Usum duygularıma düşman bir bedende kaç can taşıyor insan
Kaç kez öldürüyor yaşadıkları insanı tutmadım hesap
Tuşları bozuk telefon cihazıyım sesim içimde yankılanıyor
Kul hakkını dağıtan kervanların son yolcusuyum

Okulu oyun arkadaşıyım kendimin
İşim yok bir bardak çayı hesaplayanlarla
Varım yoğum üç beş kitapla birkaç yazma eser
Yazarlar yazdıklarını ben gibi yaşıyorlar mı?

Kent aksanıyla konuşanlar çakıl taşı sesimi duymuyor
Kentlinin kentliyi taşra sayma heveslileri
Bugünden yarına büyük payelerin erbapları
Bilmiyorlar hangi devirden geldiğimi benim

Gülün devri lale devri devrin devri geçti
Yirmi birinci yüzyılda evler evlerin balkonuna taşınıyor
Sınır ötesi getirim bekçileri devriye geziyor
Mezara kent soylu gömülme hırsı insanlığı tırpanlıyor

Çağın gerçeklerine asiyim
Asilerin hayat arkadaşıyım
Okulu oyun arkadaşıyım kendimin
Suçluyum beni anlamanızı istediğim için

Paylaşın

Cüneyt Ayral Kimdir? Hayatı, Eserleri

13 Şubat 1954 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Cüneyt Ayral, 19 Mayıs Şişli ortaokulunu bitirdi, Liseyi Ankara Atatürk Erkek Lisesinde tamamladı. 1979’da Ankara’da Türkiye ve Ordadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Sevk ve İdare Bölümünde tamamladıktan sonra yeniden İstanbul’a döndü.

Haber Merkezi / AFSAD Ankara Fotoğraf Sanatçıları derneğinin kurucu genel sekreterliğini üstlendi. İstanbul’da bir gazete yayınladı. Kanal6, TRT2 TV ve Biz TV ‘den İstanbul, kültür, sanat ve yemek programları yaptı ve sundu. TRT radyolarında 70’li yıllar çok çok programa imza attı. 1997’de Fransa Paris’e yerleşti, halen Paris’te yaşıyor.

25’i aşkın kitap yazan Cüneyt Ayral, roman, şiir ve gezi yazılarında; ayrıntılarda kaybolmayan bir gözlem gücü ve kendine has bakışıyla, otobiyografik göndermeleri ve hesaplaşmaları da eksik olmayan eserlere imza atmaktadır. Zaman Bitti (2007) romanında; sokaklardaki gri kalabalıkların arasındaki insanların iç dünyalarını, geçmişlerini ve yaşam tutkularını, korkularını işliyor.

Ayral. Gümüş Gölge (2011) romanında; üç yaşındayken babası annesini terk edince dayısı ve teyzesi ile birlikte aynı evde yaşamaya mecbur edilen Deniz’in ilk gençlik yıllarını ve daha sonra Paris seyahatinden sonra değişen hayatını anlatıyor.

Geçmişi, Anıları, Öyküleri İle Sütyen (2006) kitabında; küçük şeyler büyük sonuçlar doğurabilir deyiminin sütyenler için de geçerli olduğunu mizahi bir dille anlatıyor Ayral. Mürekkep Kaat ve Sen (2009), bir ömrün bütün dönemlerini, katmanlarına sızmış ve sığmış sevdaları işliyor şiirleriyle.

Ayral, başkaldırarak başladığı şiir serüvenini, Kambur (2014) ile sürdürmüştür. Paris Notları (2013) gezi kitabının bir şairin kaleminden çıktığı; betimlemeler, gözlemler, yorumlar, değerlendirmelerde açıkça hissedilmektedir.

Eserleri;

Başkaldırma (Hakkı Göçeoğlu’nun fotoğraflarıyla birlikte, 1974), Şiir Mezarlıkları Gibi (1987), İstanbul Şarkılar Kitabı (1989), Lodos – Leandros – Lakhesis (1992), Birinci Nar Senfonisi “Opus Yedi” (Müzikle okunmuş metin, 1992 ), The Sütyen (1992). 

Paylaşın

Bedrettin Aykın Kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Ekim 1936 yılında Tokat’ın Niksar ilçesinde dünyaya gelen Bedrettin Aykın, Tokat Gaziosmanpaşa ve İstanbul Haydarpaşa liselerinde gördüğü eğitimini maddi imkânsızlıklar nedeniyle yarıda bırakır. 1957’de parasız yatılı İstanbul Selimiye Veteriner Sağlık Meslek Lisesini bitirir. 1957-1970 yılları arasında Zonguldak, Muğla, Elazığ, Konya illerinde veterinerliklerde teknisyen olarak çalışır.

Haber Merkezi / Askerlik görevini yaparken siyasi görüşleri nedeniyle Ankara’dan Elazığ’a sürgün edilir. 1970’te görevinden ayrılarak bazı ilaç firmalarının Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Trakya, Marmara bölgelerinin temsilciliklerini üstlenir. 1992’ye kadar bu temsilciliklerdeki görevini sürdürür. 1994-1995 yıllarında Radyo Umut’ta “Aydınlığa Omuz Verenler” programının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenir. “İnsanları Sevmek” ve “Yaralı” adlı şiirleri bestelenir. Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği Genel Başkanlığı görevini yürütür.

Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Yazarlar Derneği, Edebiyatçılar Derneği, Dil Derneği, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı üyesi olan şair, 1999’da Türkiye Yazarlar Sendikası’nın denetmenliğini yapar. Ayrıca Türkiye Yazarlar Sendikasının disiplin ve yayın kurullarında yer alır. Gecede Söylenen Türküler adlı şiir kitabıyla 1984 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü aldı. Hâ­kimiyet Sanat ve Şiir Ülkesi adlı dergilerin kurucusu olan Aykın, Edebiyat Cephesi,Türkiye Yazıları, Dönemeç, Şairin Atölyesi gibi dergilerde eserlerini yayımlamaya devam etmektedir. 1980’den beri İstanbul’da yaşayan Bedrettin Aykın, evli ve üç çocuk babasıdır.

1940 ile 50’li yıllarda Anadolu’nun bir kasabasında şiirle tanışan Aykın, gezici halk şairlerinin saz eşliğinde söyledikleri şiirinin etkisinde kalır. Ortaokul yıllarında “bir türlü sevemediğimiz, anlamadığımız aruz şiiri” diye tanımladığı Divan şiiriyle içli dışlı olur. Uzun bir süre koşma türünde şiirler yazar. Serbest koşuk tarzında yazdığı ilk şiiri 1962 yılında “Bir Başka Şarkı” adlı şiiri İmece dergisinde yayımlanır.

Şiirde anlamı önemseyen şair, okurunun şiirin gizemini algılayabilecek düzeyde bir poetik kültür birikimine sahip olmasını ister. Şairin ilk kitabı Ezilen olsa da 46 yaşındayken yayımladığı Her Mevsim Acılarda (1982) kitabıyla tanınır. Bedrettin Aykın, 1980 sonrasında, toplumsal düşüncelerini bireysel bir bakış açısıyla ve imgesel bir anlatımla dile getirmeye başlar. Şiirleri Türkiye Yazıları, Dönemeç, Türk Dili, Yapıt, Su, Ekin, Varlık, Karşı, Kıyı, Atika, Berfin, Türk Dili Şairin Atölyesi, Şiir Ülkesi, Güzel Yazılar, Hâkimiyet Sanat ve Edebiyat Cephesi gibi dergilerde yayımlanır.

Aykın şiirlerinde bireysel ve toplumsal acıları, yalın ama imgelerle örülmüş bir dille ele alır. “İyi ki Sen Varsın Ey Şiir” adlı eserinde evi sandığı gurbetten, yenilmişliklerden ve tüm yalnızlıklardan sonra tek sığınağının şiir olduğunu belirtir. Şiirlerinin çoğunluğunda yersiz, yurtsuz bireyin arayışları dikkat çeker. Gurbet ve herhangi bir yere ait olamama hislerinin ağır bastığı şiirlerde şair sık sık “Gidecek hiçbir yerim yok… Hiçbir yere ait değilim anladım.” sözlerini tekrarlar.

Aykın, şehrin insandan alıp götürdüklerini, yoksul insanların yaşam mücadelesi içindeki koşuşturmalarını ve duyguların yitimini ele alırken özellikle İstanbul’un semtlerine göre değerlendirme yapmaktan kaçınmaz. Sosyal tabakalaşmaya dikkat çeken “nesi olabilir ki İstanbul’un, üçüncü dereceden o düşkün araba bağlayabilir mi bu çamurlu yollar onu ataköy’lere etiler’e” mısralarıyla eleştirel bir söylem geliştirir. Şair, “yoksulluğu ezbere bilen evlerde ertelenen sevinçlere” semtler arasındaki kıyaslamalarla örnek verir.

Aykın’ın eskiye özlemi ve sürekli bir arayış içerisinde oluşu; yalnızca toplumsal yaşama yönelik bir tavır değildir. Şair, doğadaki değişimden de rahatsızlığını dile getirirken eskiye hüzünle anar. Şiirlerinde geri dönen kırlangıçlara, çiçek açan bademlere hasret kalışını anlatır. Aykın’ın mısralarında son döneminde olduğunu bilen bireyin yalnızlık korkusu ve aşka sığınma isteği açıkça hissedilir.

“Sığınacak bir yerim yok ağır yaralı bir aştan başka” dizeleriyle yalnızlık; “zaman daralıyor giderek, biliyorum başka bahar yok” ile de ölüm korkusunu hisseden bireyin iç sesini dışa vurur. 1962’den günümüze kadar devam eden şiir çizgisinde kemikleşen ve değişmeyen bir imge sistemi Aykın’ın şiirinin ana yapısını oluşturur. Dilin ve imgelerin yalınlığı, acı, aşk, hüzün, gurbet, ilkyaz, kara kış ve toplum hayatındaki uçurum gibi temalar onun sanatının ana çizgilerini oluşturmaktadır.

Şiirin Arka Odası adlı çalışma, deneme türündeki yazılardan oluşmaktadır. Şiirin dünü ve bugünü ile ilgili değerlendirmelerin yanı sıra şairin kendi poetikası ve şiirlerinin temel dayanaklarının neler olduğuna ilişkin bilgilerin yer aldığı Şiirin Arka Odası, şairin dünyaya bakışını açıklaması yönüyle önem arz eder.

2010 yılında yayımlanan Sonra – Sızlar şiir kitabı bireysel ve toplumsal duyarlıklar neticesinde ortaya konmuş ürünlerden oluşmaktadır. “Günümüzün yeni şiir anlayışının yalınlığı değil yoğunluğu, gizemi yeğlediğini” belirten Aykın, “yalınlığı genelde şiirin değil, düzyazının söylem alanı” olarak gördüğünü ifade eder. Sonra- Sızlar’da da gizemin ve imgelerin yoğun olduğu bir şiir dilini tercih eder.

Paylaşın

Bedirhan Toprak Kimdir? Hayatı, Eserleri

19 Temmuz 1958 yılında Malatya’da dünyaya gelen Bedirhan Toprak, ilkokulu Malatya’da, liseyi de Ankara’da tamamladı. 1982 yılında İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi Siyasal Bilimler Fakültesi’ndeki öğrenimini 3. sınıfta bıraktı. 1984- 1990 yıları arasında Yeni Düşün dergisi ve De Yayınevi’nde yayıncılık yaptı.

Haber Merkezi / 1995’e kadar da belgesel sinemacılık, çeşitli ajanslarda reklam yazarlığı ve serbest editörlük yaptı. Onun ilk yazısı 1982 yılında Varlık dergisinde, ilk şiiri ise 1986 yılında Yeni Düşün’de yayımlandı. O daha sonra şiir ve yazılarını Varlık, Yazko- Somut, Adam Sanat, Virgül, Kitap-lık, Yasakmeyve ve Şiiratı dergilerinde yayımlamayı sürdürdü. Sanatçının Dün Gördün Gece Bir Rüya adlı ilk romanı 2004 yılında Selahattin Kaya Roman Ödülü’ne değer görüldü.

Genellikle şiir ve roman alanlarında eser yazan Toprak, şiir ve roman ile ilgili görüşünü şu şekilde açıklar: “Nedenini, nasılını asla bilemeyeceğim bir şekilde asıl derdim şiirle. Şiirin, söylenmez ve imkânsız olanı, söylenebilir ve mümkün kılan büyülü bir dil olduğuna inandım hep, inanıyorum. Şiir, o güne kadar dünyada olmayan bir dili dünyanın kılar. Bu da takdir edersiniz ki fazlasıyla kışkırtıcı, cezbedici bir özellik. Sadece yazmamda değil, yaşamımda da aslî yönelimi, atardamarı oluşturdu bu. Romana gelince anlatma ihtiyacı duyduğum pek çok şey var ve onların tümünü şiire taşımam mümkün de doğru da değil. Romanlarım bu yüzden var, yetişebilirsem var olmaya da devam edecek. Şiir, roman, sinema hep odağımda; birini bırakıp ötekiyle uğraşmak gibi bir objektif ayarı yapmadım hiç. Bu bir tercih de değil, böyle oldu ve ben olanı izledim -ya da boyun eğdim- o kadar”.

Orhan Koçak, “Bedrihan Toprak’ın Şiirlerinde Akma Dürtüsü” adlı yazısında Toprak ile Turgut Uyar şiirleri arasında bir takım tematik benzerlik olduğunu ifade eder. Örneğin: “Su Yazısı’nda Uyara adamış bir şiirida var. İki şairin da dikkatli okurlarıbelirgin tematik ortaklığı herhalde farketmişlerdir… Toprak kendi şiirsel öznesini(demek şiirini,süregiden bir şiir olarak kendini) ancak Uyar’la uğraşmak ve belki günün birinde, şiirin birinde aşmak yoluyla kurabileceğini sezmiş olmalı”.

Başka bir cümle: ” Toprak’ınki güçlü bir şiir, çünkü şiirsel güçle uğraşan, güce yönelen, güçle beslenen bir şiir”. Toprak’ın romana yönelmesini ise Orhan Koçak diğer şaiirlerde olduğu gibi okurun karşısında yenik düşeceğinin güçlü bir işareti olarak değerlendirir.

2004 yılında “Selahattin Kaya İlk Roman Ödülü”nü aldığı Dün Gördüm Gece Bir Rüya’da, bir sabah tam da evinden çıkacağı sıra, nereye gideceğini, işini unutan bir “kaybolmuş”un aşk-acı-yazı ekseninde gelişen 24 saatlik yürüyüşünü romanlaştırırken, “dünyanın ilk günü”ndeki “ilk soru”ya okuruyla birlikte cevap arıyor.

Paylaşın

Cumali Karataş, Kimdir? Hayatı, Eserleri

Rençber bir ailenin çocuğu olarak Adana’da dünyaya gelen Cumali Karataş, Toros İlkokulu, Beşocak Ortaokulu ve Yapı Meslek Lisesi’nde okudu. And. Ünv. A.Ö.F. İşletme bölümü 2. sınıfından ayrılıp, daha sonra Sosyal Bölümler’den ön lisans ve İşletme’den lisans aldı.

Haber Merkezi / Simit, eskimo ve yağlıyavan satıcılığı; kunduracı çıraklığı; pamuk toplama, kazma dövme ve gül işçiliği gibi toprak işlerinde ırgatlık yaparak ilkokuldan liseye kadar okudu. Almanya’da inşaat ustası olarak çalıştı.

Askerliğini Balıkesir-Çayırhisar ve İstanbul-Hasdal’da ordunatım olarak tamamladıktan sonra sebze ve pamuk satıcılığı gibi işlerin yanı sıra; yol yapım kontrollüğünde sürveyanı, duvarcı ustası, duvarcı taşeronu, inşaat kontrolörü, V.Öğretmen, Polis Memuru özel sektörde inşaat kontrolörü, Üretim Müdürü, Gayrımenkul Uzm., İnş. Şantiye Şefi Yrd., Kitap Dağıtım, Haber Koordinatörü, Yayın Koordinatörü, Basın Danışmanı ve Yayın-Tanıtım Danışmanı ve Yayın-Tanıtım Koordinatörü gibi işlerde çalıştı.

Gazete, dergi ve yayın evi olarak sanat danışmanı ve editörlük yaptı.Güvenlik Görevlisi, Memur ve İnşaat Teknisyeni olarak çalışıp, ayrıca Basın Danışmanı (1999-2002) olarak hizmet verdiği Halkbank’tan İnş. Tekn.-Yönt. Yrd. olarak emekli oldu.Evli ve üç çocuk babası olup Adana’da yaşamaktadır.

İlk şiirleri ortaokul dergisi Beşocak’ta yayınlandı. Aynı yıl destan yazıp, bastırıp, satarak halk ozanlığına ilk adımı attı. Daha sonra, Toros, Çukurova gibi gazetelerin şiir köşeleri ile Yeni Adana Gazetesi Sanat Sayfası’nın ardından şiir ve denemeleri Ümit Yaşar Oğuzcan’ın yönettiği Kelebek Gazetesi Şiir Köşesi’nde yayınlandı. Şair Şems Belli’nin önerisiyle TRT ve Çukurova Üniversitesi birlikteliğiyle düzenlenen “Türk Şiirinin Dünü ve Bugünü Sempozyumu”na şiirleri okunması için davet edildi.

(1987) Sonraki yıllarda şiir, öykü, deneme, gezi notu, röportaj ve söyleşilerine ek olarak, kitap incelemelerinin yer aldığı elş.-denemeleri ile spor ve köşe yazılarından oluşan 1.500 kadar yazısı ve yaklaşık 200 kadar şiiri başta Yeni Adana ile G. Ekspres olmak üzere Cumhuriyet Kitap, Dünya Kitap, İnsancıl, Damar, Agora, Çağdaş Türk Dili, Yelken, Çalı, Tay ve Söylem gibi edebiyat dergilerinde yayınlandı.

“Maden ocaklarında”

 Zonguldak’lı kömür işçilerine.

Paydos vakti…
Umutla, bakışlar yola çevrilir.
Bir sevinç muştusu iletir gözler.
Yorgun, tasalı yüreklere;
İşçi kafilesi arasında
Babalar göründüğü zaman.

Ekmek kavgası bu gülüm,
Gönül sevdası değil…
Kazmalar oynaşır,
Yüzlerce metre altında yerin.
Ufak bir sesde,
Uğultuda.
Ecel teriyle ıslanır tenimiz.
Yüreklerimiz korkuyla sevişir.

Kurmuşsun  tuzağını yine
Üstümüze kalleş ölüm.
Kimin yaşamını noktalaacaksın
Sabah kırağı sessizliğinde?

Dün de…
Çifte kurban verdik sana kahpe göçük;
Çifte mezar kazdık yanyana;
Çifte tabut omuzladık.

Dün de…
Hasan’la Nurettin’i kaybettik.
Çifte kilit astık kapılarına…

Gel de hepimizi birden al ölüm.
Bırakma gözlerimizi ani baskınlarda.

“Sevgi köprüsü”

Bakışlarımla köprü kurdum aramızdaki mesafelere.
Bir abide yarattım sarılıp hasretine.
Sabır, sabır dedim; zamana karşı direndim.
İşçiliğim göz nuruydu ellerimin yerine.

“Gel gitme”

Gel gitme gel! ..
Nasıl dayanırım özlemine?
Berduş mu olurum, serseri mi?
Kolay değil çekmek sensizliğin kahrını.

Bakarsın ozanlığım tutar.
Oturup şiirler yazarım sana.
Usumdaki depremlerin
Hoyratlığını dizelere yüklerim…
Yüreğimi mangala benzetirim.
Gözlerini otomobil farlarına.
Saçlarını ormanlara.
Dudaklarını demiryollarına.
Burnunu Toroslar’ın zirvesine.

Gel gitme gel! …
Tutmasın ozanlığım yine.
Herkesi güldürme bana.

Paylaşın

Coşkun Yerli Kimdir? Hayatı, Eserleri

5 Ağustos 1950 yılında Hatice Hanım ile Mehmet Yerli’nin oğlu olarak İstanbul’da dünyaya gelen Coşkun Yerli, 15 Temmuz 2007 tarihinde kanser tedavisi gördüğü sırada vefat etti. 1966 yılında İstanbul Deniz Astsubay Ortaokulunu tamamladı.

Haber Merkezi / 1973 yılında Ankara Atatürk Lisesini bitirdi. 1978 yılında Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dilbilim Bölümünden mezun oldu. 1967 ve 1982 yılları arasında Deniz Kuvvetleri’nde elektronik astsubayı ve elektronik subayı olarak görev yaptı. 1992 yılından sonra özel sektörde çalıştı.

Yazıları, şiirleri ve çevirileri Yeni Biçem, Dönemeç, Şiir-lik, Kitap-lık, Ludingirra, Varlık, Göçebe ve Gösteri gibi dergilerde yayımlandı. Japon, İrlandalı ve İngiliz şairlerden çevirdiği şiirler Cumhuriyet Kitap’ın “Şiir Atlası” bölümünde yayımlandı. Jerome David Salinger, Matsuo Başo, Eavan Boland, Roger McGough, Henry Reed, Kobayashi Issa, James Lovett, Sidney Wade, Richard McKane gibi yazar ve şairlerden roman, öykü, şiir ve anlatı türlerinde eserler çevirdi. J. D. Salinger’ın çevirmeni olarak tanındı.

İlk şiir kitabı 1998 yılında Yağmurun Direnişi adıyla basıldı. Bu kitap aynı yıl Arkadaş Z. Özger Şiir Yarışması’nda Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Yerli bu kitabında daha önce dergilerde yayımlanan şiirlerini topladı. Geleneksel bir Japon şiir türü olan, aynı zamanda en kısa şiir diye bilinen haiku ve soneden de faydalandı. Şiirlerinde rahat bir söyleyiş görülmektedir. Yerli son kitabı olan Yokluk adlı anlatı türündeki eserinde şiirle öyküyü, anıyla anlatıyı birbirine karıştırmıştır.

“Meğer”

Gökçe gülümsermiş zaman, sessizliği kuşanırmış
Usanırmış kendisinden, aydınlığa karışırmış

Balkır imiş yıldızlardan, ışır imiş güneş ile
İner işler imiş töze, ısıtırmış yeryüzünü

Boşalırmış bulutlardan, yığılırmış ırmaklara
Çağlar imiş çavlan gibi, kavuşurmuş denizlere

Siner imiş yeşilliğe, gönenirmiş göverdikçe
Yayılırmış yaylalara, yükselirmiş yücelere

Filiz kırarmış bağlarda, kervan kırarmış yollarda
Yarışırmış kısraklarla, yağız aygır suretinde

Şi’r olurmuş gören göze, akan söze dizilirmiş
Döner imiş erenlerle; sırtında sevgi hırkası

Ben olurmuş tutuşurmuş, bu yangının ortasında
Kaynar kan imiş damarda, göyner kor imiş yürekte

Can olurmuş tutulurmuş, gömlekler içinde apak
Çıkar imiş boynu kuğu, meydanda darağacına

Ten olurmuş gömülürmüş, çırpınırmış uçmak için
Deprenemezmiş göç ede, börtü böceğe pay imiş

Tin olurmuş soyunurmuş, yitirirmiş dünü günü
Dağılırmış birikenler, saçılırmış bir iken bir

Gökçe gülümsermiş zaman, acıları yasar imiş
Tüketirmiş varlığını, karanlığa karışırmış.

“Ukde”

Tam köşede şişlenseydim, boşansaydı elim kolum,
donakalıp şaşırsaydım, sustalı sertçe dönünce-
öylece yığılsaydım yere, yayılsaydım yüzüstü.

Saldıran o hayta kimdi, neden kararmıştı dünya,
üşümeyi, bulantıyı, karnımdan sızan kanı
bilebilseydim. Kaldırsalardı beni, taşısalardı,
siren çalsaydı durmadan, sallansaydım iki yana:

Melek gelir, bastırırdı buzdan maskeyi yüzüme.
61 İmpala’mda kızlar olsaydı Çin Pavyon’dan,
bir yaz geçseydi Hayyam’da, Ayhan Işık bıyığımla.
Baksaydım önümdeki parlak parke taşlarına,
dalmadan önce derinliğe. Beyaz firenk gömleğim
delinmeseydi; kurumasaydı ah, üstümde kanım!

Bakkal, manav, yorgancı, şen kasap, cici berber -ah, hepsi-
“Yazık oldu aslan gibi delikanlıya, yoksuldu,”
derlerdi kırkım çıkınca, mevlidim okununca.

Paylaşın

Coşkun Karabulut Kimdir? Hayatı, Eserleri

5 Kasım 1956 yılında Kars’ın Sarıkamış ilçesinde dünyaya gelen Coşkun Karabulut, 1975’te Sarıkamış Lisesini, 1980’de Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi. Uzun zaman çeşitli bankaların farklı şehirlerdeki şubelerinde yönetici olarak çalıştı (1981-2002).

Haber Merkezi / Bankacılığı bıraktıktan sonra Fethiye Ölüdeniz Belediyesi’nde Sanatevi Müdürlüğü yaptı (2005-2014). Emekliliğini Fethiye’de geçirmektedir. İlk şiiri Mersin’de çıkan Senfoni dergisinde yayımlanmıştır. Sonraları Şiir Defteri, İlkyaz, Tını, Aykırı Sanat, Edebiyat Güncesi, Yaşam Sanat dergilerinde şiir ve yazıları basılmıştır.

Karabulut şiiri kimi zaman dilin kimi zaman da insan dünyasının potansiyelindeki ironiyi, gülmeceyi ve paradoksu arayıp bulur. Nesnesini kendi mizah söylemine çekerken analoji yapar. Eylem ve durum kontrastları oluşturur. Deyimleri ve atasözlerini kullanır. Argodan yararlanır. Dilin negatif imkânını yoklar ve bu buna bağlı olarak da sözcükleri eğip büker.

Orhan Veli’den, Özdemir Asaf’tan gelen yazınsal damara eklenen Karabulut şiiri, çoğun küçük hacimler içinde sunar kendini. Genellikle moral dünyaya, insan toplumuna eleştirel bir mesafeden baktığı anlaşılır. Bu gibi durumlarda kaynaktan uzaklaşıp yergiye dönüşme eğilimi gösterir. Aşk gibi, ölüm gibi kavramlar karşısında bile espri anlayışını yitirmeyen şiir, özellikle ikincisinde kara mizaha yaklaşır. Çok az şiirde ironinin bulaşmadığı ince bir lirizm görünüp kaybolur.

Karabulut yazılarında; konuşma dilinin yalınlığını, somutluğunu ve saydamlığını kullanır. Elbette böyle bir seçimin uzantısı olarak bunlar bünyesinde; fazlaca deyim, atasözü ve halk söyleyişi barındırır. Aynı sebepten bu tadımlık denemelerde Karabulut’un kalemiyle değil sanki sözlü söylemiyle karşılaşırız. Yazıların sorunsalı ise daha çok sanat, edebiyat, şiir, dil kavramlarıyla edebiyat-yaşam ve merkez-taşra ilişkileridir.

“Rafadan bir yumurta”

halkı uyutanları
yumurta yağmuruna tutuyor
üniversiteli gençler

daha ne yapsın çocuklar
mesaj veriyorlar inceden
bizler de uyanalım diye
yumurta kapıya gelmeden

“Sürüm”

ne kadar da çok insan
geliyor ve geçiyor
bir değer bırakarak ardından
ama az ama çok

aza çoğa baktığı yok aslında
sürümden kazanıyor zaman

“Yalnızlık”

Doğru şeyler düşünüp
yanlış yerlerde durdum hep
çook uzağım kendime ustam
yazlnızlığım bu yüzden

 

Paylaşın

Coşkun Büktel Kimdir? Hayatı, Eserleri

1950 yılında İzmir’de beş çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelen Coşkun Büktel, 2018 yılında hayatını kaybetti. Babası, İzmir Belediyesinde, yazları seyyar vergi tahsildarı, kışları sinemalarda bilet kontrol görevlisi olarak çalışan ilkokul mezunu bir memurdu. Annesi okuryazar değildi.

Haber Merkezi / Coşkun Büktel, ilkokul 3. sınıftan itibaren, öğrenimini pek çok işe girip çıkarak sürdürdü. Simit satarak başladığı bu yolculuk; kasiyerlik, gazete satıcılığı, İngilizce öğretmenliği, reklam yazarlığı, çevirmenlik hatta oyunculuk da yaparak devam etti. 1981 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Filolojisi bölümünden mezun oldu. Bu yıllarda başladığı profesyonel yazarlık serüveninde tiyatro başta olmak üzere birçok eser ortaya koydu.

Şiir ve çevirileri ise Oluşum ve Varlık dergilerinde yayımlandı. Şiirin yanında oyunlar da yazan, çeviriler yapan Büktel, çoğunu Evrensel Kültür dergisinde Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları genel başlığıyla yayımladığı, şiddetli bir üslupla yazılmış eleştiriler de yaptı. İlk tiyatro eseri Theope devlet tiyatrolarında oynanarak büyül ilgi topladı. Daha sonra antoloji, çeviri ve araştırmalarıyla yazın hayatına devam etti.

Tiyatronun asi delikanlısı olarak anılan Coşkun Büktel edebî türlerin çoğunda eser vermeye çalışmış bir sanatçıdır. İlkokul yıllarında yapmaya başladığı mesleklerin içinde gazetecilik ve reklam yazarlığı gibi işler girince edebiyat dünyasına adım atmıştır. 1993 yılında kalame aldığı ilk tiyatro Theope edebiyat dünyasında ikiliklere sebep olur.

Öyle ki ölümünden sonra Evrensel gazetesinde şu yorumlara yer verilmiştir: “Theope kimine göre intihal, kimine göre kötü yazılmış bir oyun, kimine göreyse bir başyapıttı. Tartışmalar bu minvalde sürerken Büktel metnini göklere çıkarıyor ve oyunun dili, kurgusu ve şahısların derinliği ve bütünlüğü bağlamında Türkçe yazılmış en kıymetli oyun olduğunu savunarak tartışmaları bertaraf etmeye çalışıyordu.

Prof. Selçuk Erez oyun için ‘Theope, Freud okumuş bir Sophokles’in oyunu olabilirdi.’ diye yazıyordu. Bu tartışmalar devam ederken oyun hem Devlet Tiyatrosunda hem de İstanbul Şehir Tiyatrosunda sahneleniyor ve Coşkun Büktel bu yorumları beğenmiyor ve oyunun vandalca tarumar edildiğini savunarak sorumlulara karşı atağa geçiyordu.” Böylesine olaylı bir tiyatro eserinin ardından yazarın elinde son yıllarda yazdığı üç senaryo bulunmaktadır.

Büktel, daha sonra İkinci Geliş, Jigolo ve Fiyasko adlarıyla art arda üç senaryoya imzasını atmıştır. Fiyasko, filme çekilmek üzere, Sinan Çetin tarafından Plato Film adına satın alınmıştır. Büktel, bu üç senaryosundan ikisini romana dönüştürmüş aynı zamanda popüler TV dizilerinden Arka Sıradakiler’n ilk bölümden son bölümüne kadar senaryo doktoru olarak çalışmıştır.

Paylaşın

Cihan Oğuz Kimdir? Hayatı, Eserleri

18 Nisan 1963 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Cihan Oğuz, Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden “Türk Sosyo-Kültür Yapısı İçinde Arabesk” konulu teziyle mezun oldu (1987). Aynı üniversitede Antropoloji dalında “Değişme Sürecindeki Türk Toplumu ve İsmet Özel’de Ulusal Kimlik Arayışı” teziyle yüksek lisans yaptı (1992).

Haber Merkezi / İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Anabilim Dalında “Türk Basını’nda Etik Sorunu ve ‘Tetikçilik’ Kavramı” teziyle doktorasını tamamladı (2007). Anadolu Ajansında muhabir, CNN TÜRK’te , tv8de ve Doğan Haber Ajansı’na (DHA) editörlük yaptı. 1996-2000 yıllarında Akademi İstanbulda gazetecilik dersleri verdi.

2011-2012 öğretim yılında Beykent Üniversitesi / İletişim Fakültesi / Televizyon Haberciliği ve Programcılığı bölümünde Yrd. Doç. Dr. olarak görev yaptı. 2014 yılından itibaren de İstanbul Esenyurt Üniversitesinde çalışıyor. Halen üniversitede Radyo, TV ve Sinema Bölüm Başkanıdır.

İlk şiir kitabı Ay Işığı Karanlığı Yırtarken (1983) henüz 20 yaşındayken yayımlandı Yeni Gündem dergisinde kitap tanıtma yazıları yazdı. Şiir ile eleştiri yazılarını birlikte sürdürdü. 1987-1990 Edebiyat Dostları dergisinin yazı kadrosunda yer aldı. Milliyet Sanat Dergisinin 1987 Abdi İpekçi Öykü/Roman Eleştirisi Yarışmasında Murathan Mungan’ın “Cenk Hikayeleri” kitabıyla ilgili incelemesiyle üçüncülük ödülü kazandı.

Cihan Oğuz, şiirlerinde; kapitalizme, küreselleşmeye, politikacıların basiretsizliğine ve bunların doğal sonucu olarak günden güne yozlaşan/yozlaştırılan toplumlara karşı duruşunu kendine has diliyle işler. Şiir, eleştiri ve deneme yazıları, başta Edebiyat Dostları, Yeni, Varlık, Yazko Somut, Milliyet Sanat, Parantez, Promete, Virgül, Ütopiya, Ludingirra, Sombahar, Pencere, Şiir-lik, Su, Nitelik, Üç Nokta, Şiir Ülkesi, Yeni Biçem, Akatalpa, Rüzgâr, Yom Sanat ve Düzyazı Defteri olmak üzere pek çok dergide yayımlandı.

“Bir çingene ağıdı”

Kınından zor çıkan bir bıçaktır bazen hayat
Dönmez geriye hiçbir yıldızın alın yazısı
Haydi o zaman rakıyı susuz dipleyelim
Çalsın tefler deli edene kadar polis devriyelerini
Dadak Hüseyin klarnetten bir ömre meydan okuyan nidâ çıkarsın
Değil mi ki gece de gündüz de hep aynı öksüzü doğuruyor
Sonra bir köşeye pusulasız notsuz terkediyoruz onu
Salın işte her oyun havasında
Bir bıçağı kınından çeker gibi okşayarak
Önüne bir düello konuldu sen daha bir karışken
Ya ebenin duasıyla dünyalar senin olacak
Ya ebeninkini göreceksin bu dünyada.
Kıpti ile kirmanç bu cümbüşün akortsuz iki teli
Hayatı bir ucundan yakalıyor kırık parmaklar
Sızlaya sızlaya itiraf ediyor nasıl geç kaldığını.
Atları hazırlat Çeribaşı, kilimleri hepten kaldırt
Çıtası eksik kalmasın toplarken çadırları
Şopar aşkı neymiş görsün namussuz coğrafyalar

“Ay tutulması”

Benim bir kalbim vardı
Kusursuz inciler döker yağmur dilenirdi
Sular akar gider, günışığı şaşkın
Her gazete sayfasında bir bulmaca bahanesi
Önce ömrümüz sarsıldı, sonra tek sıra kuyruğa girdik acının önünde
Ardından yapraklarını döktü aşk :
Kimse anlamadı sonbaharın geldiğini…
Hep yıldızları sayıklayan güzel kız
Yengeç bir umut kıskacıdır bilmez misin?
Burçlar bazen zamansız mevsimlere işaret
Onu uğursuz sağanaklara göstermez misin?

Serin bir sonbahar gecesi
Ben, kalbim ve yıldızlar
Hepimiz hayata deli gibi bağlanacak kadar yalnız kaldık
Hepimizde aşkın çınlayan nefesi…

Benim bir kalbim vardı
Gölcük’te yağmur var
Kırık bir gökkuşağı varlığını duyurmaya çalışıyor
Her şey paramparça olacak bir süre
Tanrı’nın sözü bile.
Düşlerimin kış uykusundasın
Hiç bitmeyecek bir mevsimin ortasında
Bu yüzden her dem sürecek anıların tazeliği
Gözlerin toy bir badem olarak kalacak…

Söz bazen zavallı şarkı,
Bazen şiir boşluğa atılan kırık taş.
Benim bir kalbim vardı
Coşkulu işkenceler yaşayan
Her çığlıkta içindeki yarayı kahramanlık nişanı sanan

Artık umursamıyorum mu sanıyorsun susan çığlıkları?
Taş devriydi: Önce anılar gömüldü, önce yazılmamış mektuplar,
[önce şarkılar.
Bu sessizlik haksız bir kıyamet değil de ne?
Benim o kalbim suskunluğu bozan klarnet,
Yivli tüfeğin teptiği omuz,
Bir ömrü sıfırlayan sırat köprüsü…

Söylenmedik ne mi kaldı bu mevsimde?
Bir şeyler kaldı mutlaka : Mahcup bir ıslık,
es geçilen bir demet anı.
Artık hepsini elbirliğiyle saklıyoruz
küçük bir çocuğun maymun resimli çantasında
Yıllar sonra meraklısı çıkıp açarsa
Kendi hüznünü de bulsun diye.

Ömrümüz bir ay tutulmasıydı
Kendine sarıldıkça kayboldu rengi
Aşk için maviydi diyorlar, denizi andırıyor en çok
Gemiler uzaklaştıkça o da eskiyor

Kocamış bir kurdum artık değneksiz köylerde
Çocuklar kuyruğuma teneke bağlayıp hazrolda şiir okuyor

Hayır çıldırmadım, en az deli dumrul kadar yokuşun başındayım
Elimde hangi parçalanmış şarkı varsa dağıtıyorum çocuklara
Gölgesi kırık bir ömre düşen aşk nasılsa ganimet sayılır

Benim bir kalbim vardı
Taşımadı bunları.

Paylaşın