Fırında Mini Köfteler, Malzemeleri, Hazırlanışı

Fırında Mini Köfteler, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! 

Haber Merkezi / Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

  • 500 gr yağsız kıyma
  • 1 yumurta
  • 1/2 bardak kuru ekmek kırıntısı
  • 2 rendelenmiş havuç
  • 1/2 soğan, ince doğranmış
  • 1/2 bardak kıyılmış maydanoz
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1/2 bardak domates sosu
  • 1/4 fincan rendelenmiş peynir
  • 8 dilim kepekli ekmek
  • 1 domates, dilimlenmiş
  • 1 fincan bebek ıspanak
  • 1/4 salatalık, ince dilimlenmiş

Hazırlanışı;

  • Kıyma, yumurta, galeta unu, havuç, soğan, maydanoz ve salçayı bir kaseye koyun ve birleşinceye kadar karıştırın,
  • Fırını 190 derecede önceden ısıtın,
  • Mini muffin kalıbını sıvı yağ ile yağlayın ve et karışımını kaplar arasında eşit olarak paylaştırın, ardından bir kaşığın tersiyle üstlerini düzeltin,
  • Her birinin üzerine ½ çay kaşığı domates sosunu yayın ve fırına sürüp pişirin,
  • Rendelenmiş peynir, kızarmış kepekli ekmek, domates, ıspanak ve salatalık ile servis yapın,
  • Afiyet olsun…
Paylaşın

Betül Dünder Kimdir? Hayatı, Eserleri

12 Ağustos 1975 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Betül Dünder’in çocukluğu Üsküdar Çiçekçi-Selimiye hattında geçti, âdeta kütüphanede büyüdü. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde “Şairler Arası Kadın Olmak: 80 Sonrasında Şair Kadınlarda Kimlik ve Temsil Problemi” adlı tezi ile yüksek lisansını tamamladı. 1990-2003 yılları arasında tiyatro çalışmaları yapan, tiyatro toplulukları kuran, oynayan ve oyun yöneten şair Betül Dünder hâlen İstanbul’da 20 yıldır Felsefe Öğretmeni olarak görev yapmaktadır.

Betül Dünder, 2000’li yılların Türk şiirinde öne çıkan isimlerden biridir. Bu dönem, onun şiir anlayışının oluştuğu, eğilimini, yönelimini netleştirip geliştirdiği ve şair kimliğinin ön plana çıktığı dönemdir. İlk şiiri 1990’da Çizgi Ötesi dergisinde yayımlanır. Daha sonra şiir, yazı ve söyleşileri Haliç Edebiyat, Varlık, Ütopiya , Öteki-siz, 3 Nokta Edebiyat, Kum, Kuzey Yıldızı, Edebiyat ve Eleştiri, Kül, Yaratım dergilerinde yer almıştır.

2002 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödüllerinde “Dikkate Değer” bulunur. 2005 Rıfat Ilgaz Şiir Ödülünü ve 2004 Arkadaş Zekai Özger Şiir Ödüllerinde, “Ayna Yorgunluğu” adlı dosyasıyla Jüri Özel Ödülü’nü alır. 2005 Rıfat Ilgaz Şiir Ödülüne lâyık görülür. Betül Dünder’in şiirlerinde dikkat çeken en önemli özellik olan doğa ve sır temasını, abartısız ve lirik bir üslupla ele almasıdır. Ayna Yorgunluğu (2005) kitabındaki şiirler, şairin iç algılarını, iç çatışmalarını yansıtır. Unutmanın Kısa Tarihi (2018) kitabında; toplam yirmi şiiri yer alır. Bu kitabıyla, 2018 Ruhi Su Şiir Ödülü’nü kazanmıştır.

“Aklını uyutan”

Unutmaya vermiştir aklımı
al dedim tamım nasıl biliyorsan öyle yap
madem affedilerek için birikiyor insan
kabuğum dökülür azalır bendeki kabahat
beni aşkla sulayan bu gürültülü kabuk
ne zaman ki açıklayacak
çıkacaktır ağzım yüzümde kadim bir harabe olmaktan
kesildiği yerde kalsaydı bu baş
daha kimi konuşturabilirdi yıldızlar
ve yıldızlar tevratan bir satır kadar kalabalıklar

saydım kemiklerimi – yedi mızrak olurmuşum ben-
­al dedim tamım ne kadar istersen o kadar kemik
beni nasıl biliyorsan öyle yap
kar yağdıkça hatırlamış yaprağını ağaç
inansam o kardan benim de adım
aklanacak
uçuşurdum ahalinin dilinde beyaz bir
entari olarak

söyle ben için mi şimdi bunca adem
öyleyse çalışır arplar bu kovukta da
oynatım ben
bir kara fısıltıyla büyüdüm ki mektebinde senin

katran benim
katran benim

-aklını uyutan gövdesini unutur
budur birinci kusur-

“Harfzeden”

Çalıları çıldırtan bordo bir yel
kalbimi de değiştiriyor bildiğin şekilden
eğer cezaysa aklımda biriken bu sesler…
göller üşümesin!
bağışlanmak için önümde durdu
karadan kara o kevser
bilmiyordum henüz bendeki saf acıymış o cevher

Ey kuleler!! göğe doğru açılan kapı…
bu bir karadüzen!
yaprakların sesi birikirken yüzüme
yalnız bırakılan bir yıldız gibi
tek gözümle gördüğüm
tarih: yoktur sevgilim!
sadakatle söylenen bir ağırlıktır cümlemiz
çekip almak isterdim seni elbet
ezberlediğin tenhadan ve sözlerden
bende biriken öğütülmez bir aşksın sen
karadüzen içinde oysa dönmekte değirmen

külün ateşten yana tavrı değişirken
beklerim ben de değişsin gölün rengi
ve değişsin karşılıklı iki kalbin yeri
sen acıyan
yerlerimde kalan susmanın bereketi
zaman kalmadı hata yapmak için
sırtımda çürürken taşıdığım nefesler
yüzümüz bir defter gibi birbirine açılırken
Aşk…yokluktan büyüyen kırmızı bir kitaptır
parçalanır elimizde sevgiden

“Kiraz bahçesi”

C.’ye dair…

kiraz bahçelerinden geliyordum
yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri
seni sevmekten geliyordum
bir çeşit yalansızından sevda cümleleri
tren yolculuklarında
kiraz bahçelerinin resmi geçitleri

o hınzır çocuklar yok şimdi
seni o denli sevmek yok
tren yolculukları yok

sek sek oynuyorum sanmıştım
önümde çizdiğin kareleri atlarken
geri döndüğümde
tüm eski yollarımı silmiştin

büyümek
kiraz bahçelerinden kaçmakmış
ya ben ne anlamıştım

Paylaşın

Berrin Taş Kimdir? Hayatı, Eserleri

1957 yılında Kayseri’de dünyaya gelen Berrin Taş, ilk ve ortaöğretimini Ceyhan Sarsar Kolejinde tamamladı. 1974 yılında Adana Kız Lisesinden mezun oldu. 1990 yılından itibaren İnsancıl Kültür Sanat dergisinin sahibi ve yazı işleri müdürlüğünü yürütmektedir.

Haber Merkezi / Kasım 1990’da İnsancıl dergisinin ilk sayısında ‘’Ne Çok, Düşler Nerde, Kendine Uzak, Uyanmak’’ adlarını taşıyan dört şiiri yayımlanan Taş’ın ilk yazısı Mart 1991’de İnsancıl dergisinin beşinci sayısında “Kişiliksiz Kişilik” adıyla yayımlanmıştır.

Yazma amacını varoluşsal sorunlar, insanın kendisini arayışı olarak tanımlayan şair; şiirlerinin ve yazılarının bir arayışın simgesi olduğunu, bu dünyada olmayanı aradığını, bu dünyadan su gibi akıp gittiğini, bazen ayağının çakıl taşlarına takıldığını bazen de bahar baharın gelişinin esenliğini yaşadığını dile getirmiş; yaratıcılığın güzelliğinde kendisini ve insanı bulduğunu, her durumda sevgiyle yaşamayı seçtiğini ve sevginin yazılarına ve şiirlerine yansıdığını ifade etmiştir.

2016 yılında, “Ankara” ve “Ellerim Sevgilim” adlı şiirleri Azad Karadereli tarafından Azericeye çevrilmiş, yazı dergisinde yayımlanmıştır.

Eserleri;

İnsana Gecikmeden (1992)
İnsanın Ayak Sesleri (1994)
Bir Kenti Ağlıyorum (1996)
Işığa Doğrulum (1996)
Aşk: Yeni İnsanın Dili (1997)
Karanfil Alevleri (2003)
Cehennem Şiirleri (2005)
Bir Çift Martı Görmüştü Çocuk (2007)
Peluşko (2007)
Gelecek Ağacı (2008)
Zamanın Hırçın Soluğu (2010)
Fırtına (2010)
Değerler Kitabı: Güzele Şarkı (2011)

“Sevmeyi yaşamak”

Sizi ölesiye sevmek
yaşamın en ağır yüküydü
taşıdım ağrıyan soluğunuzu
anlamayı geceler boyu sesinizde
oynaşan titreşim ulaştı en ince sancılarla bana
kapalıydı duyumlarınız-işitmediniz
Sizi ölesiye sevmek yaşamın en ağır bedeliydi
ödedim.

“Anlam”

Çektim iyiliklerden örülmüş bir yük olan ellerimi
yaşamınızdan
bıraktım sizi kendi boşluğunuzda
yaşam sandığınız o sığlıkta
şimdi anladınız güzellikleri yaşamanın
ağır olduğunu
aramaya başladınız
boşluğunuzu dolduracak anlamı

“Sevmek güzel olacak”

Bir bulutun yere inişini gözlerinde izlemeliyim
Öfkelerini bilmeliyim fırtınadan önce
Sevinçlerine dokunmalıyım bahar gelmeden
Kızgınlık…. neye…. kime…. sezmeliyim
Seni anlamalıyım gideceğin yönü
işaret etmeden önce
Sevmeliyim.

Paylaşın

Berna Olgaç Kimdir? Hayatı, Eserleri

27 Mart 1975 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Berna Olgaç. ilk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. Yükseköğrenimini ilk önce Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Dekoratif Resim ve sonra da Eskişehir Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünde tamamladı.

Haber Merkezi / Çalışma hayatına özel bir şirkette devam eden Berna Olgaç Mühür Kitaplığı Yayınları’nın ve ayrıca Mühür Şiir ve Edebiyat dergisinin sahibidir. Olgaç, yazar Mustafa Fırat’la evli ve bir kız çocuğu annesidir. Yaşamını İstanbul’da sürdürmektedir.

Yazı ve şiirle ilgisinin küçük yaşlarda babasının “görgüsü”ne bağlayan şair, dergilerin dünyasına da böylece girdiğini dile getirmiştir. Çok beğendiği Edip Cansever’i fark etmesi ve okumaya başlaması da dergiler sayesinde gerçekleşmiştir. İlk şiirlerinin yer aldığı Ben-siz ve Öteki adlı kitabı 2006’da yayımlanan Olgaç’ın yazıları, şiirleri ve söyleşileri Ada, Akatalpa, Alaz, Andız, Bahçe, Budala, Cumhuriyet Kitap, Deller Teknesi, Dize, Eliz Edebiyat, Eski, Hayâl, Hürriyet Gösteri, Kurşun Kalem, Mor Taka, Mühür, Öteki-siz, Papirüs, Patika, Şiir Ülkesi, Şiiri Özlüyorum, Şiirli Çıkın, Temren, Yolcu, Zaman gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı.

Ben-siz ve Öteki (2006), Hiç ve Her Şey (2009), Duman (2012) adlı şiir kitapları bulunan Olgaç, şiirlerinin üçer yıl düzenli aralıklarla yayımlanmasını, belli bir istikrarın göstergesi olarak değerlendirmemiş, bu süreyi “yıllardan ziyade içeriğindeki istikrar önemlidir benim için. Güçlü bir zincirin halkaları olarak görmek istiyorum kitaplarımı çünkü. İç dünyamın, dış dünya ile olan çatışması neticesinde kendimi ifade etmek gibi yazmayı dert edindiğim bir yönüm oluştu yıllar içerisinde” sözleriyle açıklamıştır.

Berna Olgaç, şiir dünyasının bileşenlerini ve şiir anlayışlarını şu sözlerle dile getirmiştir: “Günün saatlerinde doğan her şey, gerçekliğe varan her yol dikkatlice incelenen nesneler, eskimiş yüzeylere dokunan eller, ayak izleri, insanın teriyle, dumanıyla, dokusuyla yaşattığı varlığını ispata koyulduğu tüm saflığı ile, düşleriyle, vuruşuyla, uyanışıyla yaşattığı aşkla, nefretle bağlandığı hayatın kesitlerinde saklı olan şiiri; hiçbir zaman ölçülememiş derinliklere dalış ve özgün bütünlük içinde bir görkemlilik olarak algılıyorum”.

Karmaşık yapılarla örülü bir şiir anlayışına uzak duran şair, ne anlatmaktan çok nasıl anlatabildiğinin ve kendisine en yakışan söylemle üslup oluşturmanın gayretindedir. Şiir anlayışını açımlayan esas sorunun ise “herkesin baktığı; fakat göremediği noktalara temas etmek (ne de olsa şairler bakan değil görenlerdir) kolay gibi görünen oysa belli bir birikim, yoğunluk ve gözlem gerektiren bu zorlu anlatım yolunu en iyi şekilde ifade etme gayretinde saklı” olduğunu ifade etmiştir.

Yazarken yeni tat ve dokunuşlarla küçük farklılıklar yaratmayı seven Olgaç, ilk kitabı Ben-siz ve Öteki de dokuz bölümlük anne çocuk diyalogları arasında nesneleri konuşturarak ‘Cenin Şiirleri’ni yazmış, Hiç ve Her Şey’de ise hiçin her şey, her şeyin de bir hiçten ibaret olduğunu vurgularken noktalama işaretlerinden yararlanarak imlemeye çalışmıştır. Duman, adlı son şiir kitabında çocukluğu, babasını ve babasızlığını şiire taşımıştır.

Şair, Duman’daki şiirlerini, “Bir iç hesaplaşmadır. Zihnimde yarattığım her kavramı kâğıda dökerkenki süreçte başkalaştırdığım her şeyin iç içe geçip alabora olduğu bir hesaplaşmadır hem de. Bu yüzden de kendi sınırlarım dâhilinde değerlendirebildiklerimle içsel yaşamımdan yükselerek beslenen hisli şiirlerin asıl renginin açığa çıkması için zorlamadan uzak bir titizlikle ele almaya gayret ettim” sözleriyle açıklamıştır. Gültekin Emre, Olgaç’ın ilk şiirleri için süssüz ve yalın bir anlatım sahip olduğu ve “kadınla erkek arasındaki duyguların anakarasını çıkardığı” değerlendirmesini yapmıştır.

İlk çocuk kitabı Bay küçük Ressam 2014 yılında yayımlandı ve bunu sırasıyla Krem Şanti ile Bayan Marmelat, Sütlü Çikolata Fındıklı Kurabiye, Beni Duyan Yok Mu?, Canavarlar Hayâlde Yaşar, Düş Koleksiyonu, Garaj Kedisi Sıdıka ve Eyvah Yine Mi Terlik kitapları takip etti. Yazın yaşamını çocuk kitapları yazmakla sürdüren Berna Olgaç, bu türe önem vermesinin nedenlerini meramın en saf haliyle anlatılabildiği bir alan olmasının yanı sıra yetişkinlerin çekişmeli dünyasından sıyrılmanın huzur ve mutluluğu içinde olma halinin verdiği haz ile açıklar. Çocuk kitaplarında genellikle bir sanat dalını öne çıkararak çocukların kendi içlerindeki yeteneklerini keşfetmelerini sağlayan başarı öyküleri ortaya koymaya çalışmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Berin Taşan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1926 yılında Amasya’nın Merzifon İlçesinde dünyaya gelen Berin Taşan, 17 Haziran 2018 tarihinde hayata veda etti. Cenazesi İzmir’de defnedilen Berin Taşan’ın adı Karşıyaka’da bir sokağa verildi.

Haber Merkezi / Babası “Merzifon Tarihi” yazarı Aziz Taşan’dır. Ortaöğrenimini Samsun Lisesi’nde, yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. İlk görevi İzmir Savcı yardımcılığı (1954), “İmece” dergisinde çıkan bir şiirinden Türkiye İşçi Parti’sinin yayın organında alıntı yapılması üzerine Sinop’a gönderildi. Şiran (Gümüşhane), Karaburun ve tekrar Izmir’de (1960-1965) savcılık yaptı.

Otuz üç yıl cumhuriyet savcılığı yaptıktan sonra, 1985 yılında İzmir Karşıyaka Başsavcısı olarak emekli oldu. On üç yıl avukatlık yaptı. “Hukukçu, Şair, Yazar” kimliği nedeniyle Karşıyaka Adliyesine bitişik sokağa Karşıyaka Belediyesi tarafından adı verildi. Yetmiş yaşında Türkiye Yazarlar Sendikası tarafından onur plaketiyle ödüllendirildi.

İlk şiiri Varlık dergisinde yayımlandı, daha çok; Varlık, Yeni Ufuklar, Dost dergilerinde şiirlerini yayımladı. Toplumcu ve bireysel izlekleri inançlı ve kendine özgü bir ses rengiyle, akışkan ve doğal bir coşkuyla duru şiirler yazdı. Şiirin yanı sıra edebiyatla ilgili araştırmalar, incelemeler yaptı, “İçerdeki Adam” adında bir oyun ve Merzifonlu Şeyh Abdurrahim Rumi (15. yy.) üzerine bir incelemesi yazdı.

Bekir Yurdakul şair hakkında “Tam kırk çeşidini bilse de sarmaşık gülün, kırk düşünür, kırk tartar, bir söyler; alçak gönüllü bir dil dervişidir O” demiştir. Bu tanımlamanın eksiği belki vardır, ama fazlası asla…

Attilâ İlhan, üstat için “Bizim Kuşaktan hukukçu kimliğini sonuna kadar koruyan bir o kaldı ” demiştir.

Tarık Dursun K ise; “Eski ustalar ile yeniler arasına sıkışıp kalmış iki şair var: Berin Taşan biri, öteki de Hilmi Yavuz. Bakın yayınladıkları kitaplarına: Hem, Yüzünün Bir Yanında –hem de- Bakış kuşu- nda şiirin dikâlâsını bulacaksınız. Ama yine de adları çevresinde bir gürültü halesi yoktur. Neden? Belki de herhangi bir dergici bayın kanadı altına girmeyi kabullenememelerinden, özgür kalmayı yeğlemelerinden, sofra desteklerinden uzak durmalarından” demiştir.

Eserleri;

Ellerim,  Gözlerim, Yüreğim (1960)
Yüzünün Bir Yanında (1969)
Önce (1986)
Şahdamarından (seçilmiş şiirler, 200
İçerdeki Adam
Merzifonlu Şeyh Abdurrahim Rumi (15. yy.) İnceleme

Paylaşın

Bekir Sıtkı Erdoğan Kimdir? Hayatı, Eserleri

8 Aralık 1926 yılında Karaman’da dünyaya gelen Bekir Sıtkı Erdoğan, 24 Ağustos 2014 yılında İstanbul‘da tedavi gördüğü GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde hayatını kaybetti. Kuleli Askeri Lisesinde mezun oldu. Sonra Harp Okulunu 1948 yılında bitirdi.

Haber Merkezi / Askeri birliklerde 10 yıl görevini yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde eğitime devam ederek oradan da mezun oldu. Ardından Heybeliada Deniz Lisesinde edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı.

Daha sonra ise İstanbul Alman Lisesinde ve Marmara Koleji’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Şiirleriyle tanındı. Kıdemli albaylıktan emekli oldu. Bunlardan divan ve halk şiirimizin sadeleşmiş şekline benzer yazdığı ilk 22 şiirini bir kitap halinde 1949‘da çıkardı. Çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinde şiirleri yayınlandı.

Aruz, hece ve serbest vezinle şiirler yazdı. Şiirlerinden bazıları bestelendi. 1963 yılında yaptığı “Kara Gözlüm Efkarlanma Gül Gayri” adlı eseri pek meşhurdur. En çok tanınan şiiri, Hancı adıyla meşhur olan Binbirinci Gece adlı manzumesidir. Şiirleri his ve hasret yüklüdür. Aruzla yazdıklarında bir varlık gösterememiştir.

1977 yılında yazdığı “Gurbetten Gelmişim Yorgunum Hancı” adlı şiiri de bestelendi. Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı Şuraya, bir yatak ser yavaş yavaş… Aman karanlığı görmesin gözüm! Beyaz perdeleri ger yavaş yavaş.

Eserleri;

Bir Yağmur Başladı (1949-1957)
Dostlar Başına (1965)
Kışlada Bahar (1970)
Binbirinci Gece

Ödülleri;

Cumhuriyet’in 50. Yılı Şiir Yarışmasını Ellinci Yıl Marşı ile kazandı (1973).

“Acı salkım”

Vakit yaklaşıyor toparlan ahbap
Yarın bir gün bu meydanda talan var
Nasıl olsa görülecek şu hesap,
Sanma bu dünyada baki kalan var!

Nic’oldu ticaret, hani karımız?
Yağmaya gidiyor bütün varımız
Görmesek, şahittir kulaklarımız
Duymasak da kapımızı çalan var

Haramdan bir eksik tartıp helalı
Dengeye getirdik zehirle balı
Has diye yutturduk en sahte malı
Sanki kendimizden başka alan var.

Ne haklı iş tuttuk ne doğru sanat
Ayağa baş dedik, kuyruğa kanat
Komaz yakamızı şol meşhur inat
Ağızda gem, arkamızda palan var.

Bir kuru mantıkla kalmışız yayan
Menzile varır mı yerinde sayan
Bu dünyada ab-ı hayat tatmayan
Beklesin, ahrette kevser falan var.

Bekir Sıtkı’m kalem banıp özüne
Uykuları haram ettin gözüne…
Oysa kim aldanır şair sözüne
Sende dokuz köyden dönmüş yalan var!…

“Ayak sesleri”

Her akşam işte böyle gam gelir bana,
Benden kederli bir adam gelir bana!

Dostum değil gelen, benim garipliğim,
Dostum mu var ki bir selam gelir bana?

Zehr oldu yar elinden içtiğim kadeh
Zemzem de sunsalar, haram gelir bana!

Ağlar gönül o yemyeşil baharlara,
Meltemlerin hayali sam gelir bana!

Hüzzam olup giden o gizli yankılar,
Hala döner, makam makam gelir bana…

Toprak bu ızdırabı örtmez yarın,
Taş yağsa kubbe kubbe tam gelir bana!..

Dinler elif adım adım bu sesleri,
Her akşam işte böyle gam gelir bana

Paylaşın

Bekir Karadeniz Kimdir? Hayatı, Eserleri

1957 yılında Artvin’de dünyaya gelen Bekir Karadeniz, aşıklık geleneğinin yaygın olduğu bir çevrede büyümüş ve buna bağlı olarak edebiyat ve müzikle küçük yaşlarda ilgilenmeye başlamıştır. İlk ve orta öğrenimini Artvin’de, yükseköğrenimini Ankara’da tamamlamıştır.

Haber Merkezi / 1980’e kadar Türkiye’de yaşamış, 80’li yıllardan sonra yurt dışında hayatına devam etmiştir. Sazla sözden çok daha erken yaşlarda tanışan Karadeniz, 14 yaşında bağlama çalmayı öğrenmiştir. İlk şiirlerini ise 80’li yıllarda kaleme almıştır. Serbest tarzda yazdığı bu şiirleri 1996 yılında Yedi Yılın Şiirleri adındaki kitabında toplamıştır. Deniz mahlasını kullanmıştır. Geleneksel bir usta çırak ilişkisi içerisinde yetişmemiştir.

Bir ustası yoktur; ancak geleneğin tümünü usta olarak kabul etmektedir. Klasik manada bir çırağı da yoktur; ama arşivine ulaşan hemen her ozanı eksikleri konusunda yönlendirmiştir. Öykü, şiir, çeviri ve yazıları değişik ülkelerde yayınlanan Karadeniz, şiir anlamında şu an bulunduğu yere araştırmaları sonucunda gelmiş ve pek çok şiir yarışmasında birincilik, mansiyon gibi çeşitli ödüller almıştır. Deniz’in şiirlerinde tasavvuf ve sevda konuları önemli yer tutmuş, bu şiirlerde imgeli bir anlatımı benimsemiştir.

Gelenekle ilgili araştırmalarından dolayı, âşık makamlarını çok iyi bilen Karadeniz, Orhan Bahçıvan’la birlikte hazırladığı iki ciltlik Doğulu Halk Ozanları isimli eserinde bu konuyu ayrıntılı olarak işlemiştir. Karadeniz’in doğrudan şiir tarzını etkileyen ve belirleyen biri olmamış; çağdaşlarından hemen hemen herkesi tanımış; özellikle Zevraki ve Osman Kaya’nın şiirlerini beğendiğini ve önemsediğini dile getirmiştir. Katıldığı âşık atışmaları ve âşık meclislerinde ozan kimliği ile değil araştırmacı kimliği ile bulunmuştur.

Geleneğin temsilcisi olmasının yanı sıra bu gelenekte araştırmacı kimliğiyle de var olan Karadeniz, Kuzeydoğu Anadolu’dan başlayarak tüm yöreleri incelemiş, araştırmaları sırasında yazılı, sözlü ve görsel boyutlu çok büyük bir arşiv oluşturmuştur. Geleneksel türküler üzerine ayrıntılı araştırmalar gerçekleştiren Karadeniz, önceleri yalnızca yazmasına karşın, giderek kendi yazdığı ya da başka âşıkların şiirlerini de bestelemeye yönelmiştir.

Bugünün âşıklık geleneği hakkında usta-çırak ilişkisinin çözülmesi ve hızlı toplumsal dönüşümlerin, geleneği olumsuz yönde etkilediğini dile getirmiştir. Akıllı ve yetenekli ozanların geçmişi iyi öğrenerek ve değerlendirerek yeni kavramlar oluşturmakla beraber günün koşullarına ve bilgi çağına uygun düzeyler tutturmaya çalışmakta olduklarını, bu noktada sınırlı ama güzel örneklerin var olduğunu belirtmiştir.

Eserleri;

Şiir;

Yedi Yılın Şiirleri (1996)
Uzayda Bir Işık (1999)
Gecikmiş Şiirler (1999)
Kervan Oldum (2000)
Gitmeli Şiirler (2000)
Gün Döndü (2001)
Zamansız Şiirler (2007)

Araştırma;

Ela Gözlüm-Türküler (1997)
Kömür Gözlüm-Türküler (1999)
Gül Yüzlüm-Türküler (2000)
Hodlu Noksani-Yaşamı ve Şiirleri (2000)
Artvinli Halk Şairleri (2002)
1900’den 2000’e Halk Şiiri (2007)

Çeviri; (Ulla Karadeniz’le birlikte)

Erich Fried / Seçmeler (1994)
Erich Fried / Vatansız 100 Şiir (1998)
Hans Magnus Enzensberger / Seçme Şiirler (1998)
Erich Fried / Sevgi Şiirleri (2000)

Paylaşın

Bejan Matur Kimdir? Hayatı, Eserleri

14 Eylül 1968 yılında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Maksutuşağı Köyü’nde dünyaya gelen Bejan Matur, ilkokulu Maksutuşağı köyünde, ortaokulu ve liseyi Gaziantep’te okudu. 1994’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi fakat bu alanda çalışmadı.

Haber Merkezi / Üniversite yıllarında çeşitli edebiyat dergilerinde yazıları yayımlanan Matur, sivil toplum çalışmalarında bulunarak Türkiye’de uluslararası bir “sanatçı-kadınlar kongresi” düzenlenmesine öncülük etti. Şiirleri İngilizceden Çinceye 24 dile çevrildi. Aralarında Grand Street Magazine (New York) gibi saygın dergilerin ve Language For a New Century (Norton yayınları) gibi önemli seçkilerin bulunduğu antoloji ve dergilerde yer aldı.

Şiirlerinden yapılan bir derleme 2004’de İngiltere’de ARC yayınları tarafından In The Temple of a Patient God adıyla yayımlandı. İngilizcedeki ikinci kitabı 2012’de How Abraham Abandoned Me adıyla okura sunuldu. Bir başka şiir seçkisi 2006’da Lüksemburg’da PHI yayınevi tarafından Winddurchwehte Herrenhauser adıyla; 2012 yılında da şiirlerinden yapılan bir derleme Barselona’da Katalanca yayımlandı.

2008 yılında kurulan Diyarbakır Kültür ve Sanat Vakfı’nın kurucu başkanlığını yapan olan Bejan Matur, 1996’da yayımlanan ilk kitabı Rüzgâr Dolu Konaklar ile 1997 Orhon Murat Arıburnu ve Halil Kocagöz Şiir ödüllerini aldı. Yaşamını İstanbul’da sürdüren şair, hâlen Erbil merkezli Rudaw gazetesinde periyodik yazılar yazmaktadır. Ayrıca çatışma çözümleri konusunda karşılaştırmalı çalışmalar yapan DPI (Demokratic Progress Institute)’in uzmanlar kurulu üyesidir (http://www.bejanmatur.com: 2018).

Bejan Matur’un “Gözleri Yanlış Hatırlanan Çingene” başlıklı ilk şiiri 1991 yılında Ankara’da çıkan Yazıt dergisinde yayımlanır. Şiirlerini Adam Sanat, Defter, Ekin Belleten gibi dergilerde yayımlamayı sürdürür. İlk kitabı Rüzgâr Dolu Konaklar çıktığında gerek işlediği gerçeklikler, gerekse Anadolu-Ortadoğu şiir birikimini özümseyip ondan yeni bir duyarlılık ve şiir bireşimi ortaya koyması ilgiyle karşılanır.

“İdeolojiden değil, bir yer duygusundan, coğrafyadan hareket ediyorum.” diyen Matur’un şiirlerinde temel izlekler doğayla bütünleşme, dinî göndermeler ve çocuklukla kurulan bağdır. Şair kendini mistik olarak tanımlamasa da doğayla kurduğu ilişkiyi ritüelleştirir. Bu bağlamda ağaçların, nehirlerin, toprağın ruhu olduğuna inanır. Matur şiir serüvenini anlattığı söyleşilerinden birinde, “Önceki kitaplarda, doğmadan sorular soran biri vardı sanki. İlk kitaplardan itibaren peşinde olduğum o kutsal konuşmayı sürdürdüğümü gördüm. Ama o önceki konuşmada, sezen ama belirsiz bir şüphe de taşıyan bir ses vardı. Daha içe dönük bir yaklaşım, daha çaresiz ve çocuksu bir sesti. Şimdi bulunduğu yerin farkında bir sesle konuşuyor şiir. Daha sesli bir okumayı talep eden bir şiir bu. Sese yaslanan, daha görünen bir şiir”.

Feridun Andaç da Bejan Matur için “Matur’un şiirinde Doğu’nun hüznü, acının bendinden geçmenin sızısı var. Bir dil yangını üzerine kuruyor sözünü. Kardeşi oluyor saklısında taşıdığı sözcüklerin. O yoğun imgelemindeki damıtılmışlık bundan biraz da. Şiirin hayatın içinden ağıp gelen bir deyileniş olduğunun bilinciyle yazıyor. (…) Günümüz şiirine getirdiği sesi önemsiyorum. Yapaylıktan, sığlıktan, söz yığınından arınmış bir şiirin muştusunu veriyor şair. Tenin altındaki rengi gösterirken o derin sızının labirentlerine döndürüyor, hayatın içinden gelenin nasıl şiirsel söz olabileceğini de ustalıkla işliyor.” değerlendirmesini yapar. 2009 yılında fotoğraflı bir kent kitabı olarak basılan Doğunun Kapısı Diyarbakır, prestij bir eser olarak tasarlanmış, eserde Diyarbakır’ın tarihî, kültürel, mimari birikimi fotoğraf ve şiir eşliğinde anlatılmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Behçet Necatigil Kimdir? Hayatı, Eserleri

16 Nisan 1916 yılında İstanbul’un Fatih İlçesinde dünyaya gelen Behçet Necatigil, 13 Aralık 1979 yılında İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. İlkokula, Beşiktaş Cevri Usta Mektebi’nde başladı, Kastamonu’da Erkek Öğretmen Uygulama Okulu’nda tamamladı.

Haber Merkezi / Kastamonu Lisesi’nde başladığı ortaöğrenimini, Kabataş Lisesi’nde tamamladı ve lisenin edebiyat kolunu birincilikle bitirdi. Yüksek Öğretmen Okulu’na girdi ve okulun kontenjanından Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı bölümüne devam etti. “Deutscher Akademischer Austauschdienst”in davetlisi olarak Berlin’e gitti, edebiyat öğrenimini orada tamamladı.

Necatigil, Kars Lisesi’nde başladığı edebiyat öğretmenliği görevini Zonguldak Lisesi’nde sürdürdü. Askerlik görevini yedek subay olarak İzmir’de yaptı. Askerlik sonrası öğretmenlik görevini Pertevniyal Lisesi’nde, Kabataş Erkek Lisesi’nde yaptı ve İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde atandı. Ekim 1972’de buradan emekli oldu.

Çağdaş Türk şiirinde başlı başına bir yer edinen Behçet Necatigil; mütevazi bir yaşam tarzını seçti, doğumundan ölümüne, orta halli bir vatandaşın, birey olarak başından geçecek durumları hatırlatmaya; ev-aile -yakın çevre üçgeninde, gerçek ve hayal yaşantılarını iletmeye, duyurmaya harcadı, duyarlıklı, içli bir şiir evreni kurdu.

Bireyin yaşam karşısındaki acılarını, özlemlerini, umutlarını yansıtan içten, dokunaklı söyleyişi, değişik tekniğiyle özgün bir kişilik yarattı. Tedirginlikleri, dışa açılmaları anımsamaları, güçsüzler karşısında duyarlığı, kendinii dinlemeleriyle lirizmin usta düzeylerine ulaşan bir şiir ortamında sundu, şiirimizinden yeni söyleyiş olanakları çıkararak yeni biçimler aradı.

İlk şiiri lisede öğrenciyken, Varlık dergisinde çıkan Necatigil, şiire adanmış bir ömür sürdürdü. Hep saklı tuttuğu, koruduğu özel bir alandı şiir onun için. Yazılar, çeviriler, oyunlar, dersler de girse araya; şiir için yaşadı, şiir için yazdı, şiiri hayat bilgisine dönüştürmeye çalıştı. Şiir ve yazıları; Varlık, Yenilik, Yeditepe, Türk Dili, Yeni Dergi, Yeni Edebiyat, Cumhuriyet , Milliyet-Sanat dergi ve gazetelerinde yayımlandı.

Almanca’dan yaptığı çevirileriyle de kültür yaşamımızı zenginleştiren Necatigil; şiirlerinin yanı sıra radyo oyunları yazdı, Türk edebiyatının yazarlar, eserler sözlüklerini hazırladı. Eski Toprak ile 1957 Yeditepe Şiir Armağanı’nı, Yaz Dönemi’yle de Türk Dil Kurumu 1964 Şiir Ödülü’nü kazandı. Yapıtları, ölümünden sonra, Hilmi Yavuz ve Ali Tanyeri tarafından “Bütün Eserleri” adıyla yayına hazırlandı. Bütün Yapıtları, 1995’te, Yapı Kredi Yayınları’nca yeniden yayınlanmaya başladı. Ölümünden sonra ailesi tarafından konulan Necatigil Şiir Ödülü 1980’den beri verilmektedir.

Eserleri;

Şiir;

Kapalı Çarşı (1945)
Çevre (1951)
Evler (1953)
Eski Toprak (1956)
Arada (1958)
Dar Çağ (1960)
Yaz Dönemi (1963)
Divançe (1965)
İki Başına Yürümek (1968)
En/Cam (1970)
Zebra (1973)
Kareler Aklar (1975)
Beyler (1978)
Söyleriz (1980)
Seçme şiirleri: Sevgilerde (1976).

Düzyazı;

Bile/Yazdı (1979)

Radyo oyunları;

Yıldızlara Bakmak (iki oyun, 1965)
Gece Aşevi (beş oyun, 1967)
Üç Turunçlar (altı oyun 1970)
Pencere (dört oyun 1975)

Araştırma, inceleme;

Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (1960,17. basım, 1998)
Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü (1979)

Çeviri şiirleri;

Yalnızlık Bir Yağmura Benzer (1984)

Ödülleri;

Yeditepe Şiir Ödülü (1957)
Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü (1964)

Paylaşın

Behçet Kemal Çağlar Kimdir? Hayatı, Eserleri

23 Temmuz 1908 yılında Erzincan’a bağlı Tepecik Köyünde dünyaya gelen Behçet Kemal Çağlar, 24 Ekim 1969 yılında kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir. İlköğrenimine Bolu İmaret Mektebi’nde başlamış, Konya Numune Mektebi’nde devam etmiş; bir aralık babasının Kudüs’e tayini ile burada da eğitim görmüş ve nihayet Kayseri’de ilköğrenimini tamamlamıştır.

Haber Merkezi / Yükseköğrenimini ise Zonguldak’ta bitirmiştir. 1929’da yüksek maden mühendisi olarak mezun olan Çağlar, mesleğini uzun süre yapmamıştır. Ankara’da görev yaptığı sürede Türk Ocağı ve Halkevleri ile temas kurmuş; Halkevleri’nin açılışında oynanan oyunları Çoban ve Ergenekon ile dikkatleri üzerine çekmiş ve 1933’te Atatürk tarafından Ankara’ya davet edilmiştir. Atatürk’ün bu daveti hayatında önemli bir kırılma noktası olarak kabul edilebilir. Eserleri dolayısıyla Atatürk’ün takdirini kazanan Behçet Kemal Çağlar 1934 yılında millî edebiyat ve millî şiir konularında eğitim almak üzere Londra’ya gönderilmiştir.

1935’te Türkiye dönmüş, Halkevleri’nde müfettiş olarak görevlendirilmiştir. Bu görevi ile Anadolu’yu ikinci defa gezme fırsatı bulmuştur. Bu durum eserlerinin tematik zeminini oluşturacaktır. Diğer yarısında ise Atatürk sevgisi yer almaktadır. Atatürk’e tutkuyla bağlı olan Çağlar, onun ölümünün ardından Yücel dergisinde yazdığı Atatürk’e Raporlar başlıklı yazıları dolayısıyla Halkevleri müfettişliğinden ayrılmak zorunda kalmıştır. 1943 yılında Erzincan milletvekili olarak meclise girmiştir. Milletvekilliği uzun sürmemiş, 1949’da istifa yoluyla görevinden ayrılmıştır. Bundan sonra da öğretmenlik ve yazarlık yaparak hayatını devam ettirmiştir.

Behçet Kemal Çağlar ilk edebî deneyimini 15 yaşında iken, Kayseri’ye Atatürk’ün ziyareti dolayısıyla yazdığı hitabe ve şiirle yaşamıştır. Yazı hayatına ise Şadırvan dergisini çıkararak başlamıştır. Yazarın buradaki ilk kalem tecrübesi Türk Dili, Yücel, Hisar, Çaba, İstanbul Belediye Dergisi, Hayat, Kadro ve Türk Yurdu gibi dergilerde yazmış olduğu yazılarla devam etmiştir.

Babasından dinlediği hikâyelerle başlayan Atatürk hayranlığı yıllar içinde âdeta bir tutkuya dönüşmüştür. “Ben ilhamımı, heyecanımı hep O’ndan, hep o geceden, hep öyle gecelerden aldım” (Çağlar 1994: 5) diyen yazarın Atatürk’e duyduğu hayranlığı anlatan şiirlerinin yanında ölümünden sonra yazdığı “Atatürk’e Raporlar” başlıklı yazıları da vardır. Bu raporlarda Atatürk’e duyduğu özlemi anlatan Çağlar, Türk gençliğine onun izinden gitmeyi öğütlerken, Atatürk’ün ilkelerinden uzaklaştığını düşündüğü nesli de rapor verircesine Atatürk’e şikayet etmektedir.

Behçet Kemal Çağlar’ın eserlerinde büyük yer kaplayan diğer tema ise Anadolu’ya ve Türk milletine duyduğu sevgidir. Kendisini “60 yaşında bir köy çocuğu” olarak niteleyen Behçet Kemal, Burda Bir Kalp Çarpıyor, Erciyas’tan Kopan Çığ, Benden İçeri gibi şiir kitaplarında “bitmez tükenmez Anadolu”sunu anlatır. Anadolu onun için şehrin resmiyetine, sun’iliğine karşı direnen doğallık coğrafyasıdır. Buranın eli nasırlı halkı da eli öpülecek, saygı duyulacak bir halktır.

Çağlar’ın Ankaralı Âşık Ömer mahlası ile yazdığı şiirler halk şiiri çevresinde değerlendirilebilecek eserlerdir. İlk olarak “Atatürk’e Ağıt” şiirinde kullandığı bu mahlasla Ankara Samanpazarı’nda oturan bir âşık tasarlamıştır. Halk ağzıyla yazılan ve halk şiiri formunda kaleme alınan bu şiirler coşkulu bir söyleyişe sahiptir. Bunlardan en çok ses getirenlerden biri de “Cumhuriyet Destanı”dır.

Eserlerinden en dikkat çekeni, “Dar kafalı softanın elinden taassup silahını almak” üzere yazdığını söylediği Kur’an-ı Kerim’den İlhamlar’dır. Kuran’daki 118 surenin 38’inin manzum olarak çevirisini içeren eseri için Ömer Asım Aksoy, şimdiye kadar hiçbir çevirmenin başaramadığı bir işi başardığını söylemektedir.

Behçet Kemal Çağlar ile hocası Faruk Nafiz’in birlikte kaleme aldıkları “10. Yıl Marşı”ndan da bahsetmek gerekir. Faruk Nafiz’in ilk beytini yazdığı, gerisi Behçet Kemal tarafından tamamlanan marş cumhuriyet ideolojisinin sloganik yapısını yansıtmaktadır. Çağlar’ın çok sayıda eser vermesine karşılık edebiyat tarihlerinde kendisine geniş bir yer bulamamış olması, tesirinin devrinin hudutları içerisinde kalmış olmasında aranabilir. Şiirleri özelinde bütün eserleri, söyleminin ön planda olması dolayısıyla estetik prensipleri arka plana itilmiş eserler görünümündedir. Bu anlamıyla o, ideolojisinin şairidir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın