Edin Dzeko, Fenerbahçe’ye Veda Etti

Yıldız futbolcu Edin Dzeko, “Fenerbahçe gibi köklü ve onurlu bir kulübün formasını giymek benim için tarifsiz bir gururdu. Yaşa Fenerbahçe!” sözleriyle Fenerbahçe’ye veda etti.

Haber Merkezi / Edin Dzeko, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla Fenerbahçe’den ayrıldığını duyurdu. Edin Dzeko, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Veda etme vakti geldi. Yolları ayırmak hiçbir zaman kolay değildir; hele ki Fenerbahçe gibi bir kulüp sizi derinden etkilemişse… Geçtiğimiz iki yıl boyunca bana aile sıcaklığını hissettiren herkese sonsuz teşekkürler: takım arkadaşlarıma, antrenörlerime, kulüp personeline ve perde arkasında büyük bir özveriyle çalışan tüm emekçilere…

Ve en özel teşekkür, bizi her koşulda tutkuyla destekleyen sizlere: Fenerbahçe’nin gerçek kalbi sizlersiniz. Sizleri her zaman kalbimde taşıyacağım. Her gün, antrenmanlarda ve sahada elimden gelenin en iyisini vermeye çalıştım. Belki hayalini kurduğumuz kupalara ulaşamadık ama Fenerbahçe gibi köklü ve onurlu bir kulübün formasını giymek benim için tarifsiz bir gururdu. Yaşa Fenerbahçe!”

Fenerbahçe’deki ilk sezonunda tüm kulvarlarda 46 maça çıkan Dzeko, 25 gol 10 asistlik performans sergiledi. Dzeko bu sezon ise Fenerbahçe formasıyla tüm alanlarda 55 maça çıktı. Yıldız golcü 21 gol, 8 asistlik performans sergiledi.

Fenerbahçe, Edin Dzeko’dan sonra Dusan Tadic’e de veda etti. Fenerbahçe, Dusan Tadic ile yolların ayrıldığını açıkladı.

Fenerbahçe, iki yıldız futbolcu için veda paylaşımında bulundu. Fenerbahçe’den Dzeko için yapılan paylaşım şöyle: “Bazı oyuncular gol atar. Kimisi pazubandını takıyor. Edin Dzeko her ikisini de yaptı ve çok az kişinin başarabileceği bir liderlik yaptı. Teşekkürler Edin, sen her zaman kalbimizde olacaksın.”

Tadic için yapılan paylaşımda şöyle: “Teşekkürler Dusan, zarafetin, ruhun ve bu takıma olan sarsılmaz inancın için. Örnek oldunuz ve sonsuz saygıyla ayrıldınız.”

Paylaşın

Türkiye, 2025 Yılının Birinci Çeyreğinde Yüzde 2 Büyüdü

TÜİK’in açıkladığı verilere göre; Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH), 2025 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,0 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 2025 I. Çeyrek verilerini açıkladı. Buna göre; GSYH 2025 yılı birinci çeyrek ilk tahmini; zincirlenmiş hacim endeksi olarak, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,0 arttı.

GSYH’yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2025 yılı birinci çeyreğinde bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; inşaat sektörü toplam katma değeri yüzde 7,3, bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 6,1, diğer hizmet faaliyetleri yüzde 4,7, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 4,0, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2,4, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar yüzde 1,8, hizmetler yüzde 1,3, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 0,5 ve kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 0,3 arttı. Tarım sektörü yüzde 2,0, sanayi ise yüzde 1,8 azaldı.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,0 arttı. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 2025 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,7 arttı.

Üretim yöntemiyle Gayrisafi Yurt İçi Hasıla tahmini, 2025 yılının birinci çeyreğinde cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 36,7 artarak 12 trilyon 125 milyar 173 milyon TL oldu. GSYH’nin birinci çeyrek değeri cari fiyatlarla ABD doları bazında 335 milyar 504 milyon olarak gerçekleşti.

Yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları 2025 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 2,0 arttı. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 1,2, gayrisafi sabit sermaye oluşumu ise yüzde 2,1 arttı.

Mal ve hizmet ihracatı, 2025 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 0,01 azalırken ithalatı yüzde 3,0 arttı.

İşgücü ödemeleri 2025 yılının birinci çeyreğinde yüzde 42,9 arttı

İşgücü ödemeleri, 2025 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 42,9 arttı. Net işletme artığı/karma gelir yüzde 31,2 arttı.

İşgücü ödemelerinin cari fiyatlarla Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı geçen yılın birinci çeyreğinde yüzde 41,7 iken, bu oran 2025 yılı birinci çeyreğinde yüzde 43,7 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise geçen yılın birinci çeyreğinde yüzde 36,4 iken, 2025 yılı birinci çeyreğinde yüzde 35,0 oldu.

Paylaşın

Dünyanın En İyi 5 Kahvesi

Kahve tutkunları için mükemmel kahve çekirdeklerini keşfetmek bir hobiden daha fazlasıdır. Kahve kalitesi, çekirdeklerin yetiştiği rakım, toprak, işleme yöntemi ve kavurma tekniğine bağlıdır.

Haber Merkezi / İşte dünyanın en iyi beş kahve çekirdeği ve onların gelişmesini sağlayan benzersiz koşullar:

Hindistan “Muson Malabar”: Hindistan’ın Malabar kıyılarında yetişen bu kahve, espresso severlerin kalbinde özel bir yere sahiptir. Muson Malabar kahvesi, çekirdeklerin haftalarca muson yağmurlarına ve rüzgarlarına maruz bırakıldığı kendine özgü işleme yöntemiyle benzersizdir. Bu işlem kahve çekirdeklerine hafif, topraksı bir tat verir.

Etiyopya Irgacheff: Kahvenin doğum yeri olarak kabul edilen Etiyopya’nın Irgacheff bölgesinde, çiçeksi aromalı, meyveli ve turunçgil notalarına sahip kahve çekirdekleri yetişiyor. En iyi Arabica kahve çekirdeklerinden biri olan bu kahve, dünya çapında kahve severlerin gözdesi.

Jamaica Blue Mountain: Jamaika’nın Mavi Dağları’nda yetişen bu kahve, yumuşak aroması, hafif tatlılığı ve fındıksı tadıyla popülerdir. Yüksek rakımda bulunan serin iklim ve zengin volkanik topraklar, asidite ve lezzet arasında mükemmel bir denge sağlıyor. Kahve, 600 ila 1500 metre arasında yetiştiriliyor ve bu sayede çekirdeklerin yavaş yavaş gelişmesi ve rafine bir tat elde edilmesi sağlanıyor.

Hawaii Kona Kahvesi: Kona kahvesi, Hawaii’deki aktif yanardağ Mauna Loa’nın yamaçlarında yetiştirilir. Buradaki topraklar mineraller açısından zengindir ve bölgenin öğleden sonraları yağan sağanak yağışlarla birlikte sürekli sıcak olan iklimi, kahve yetiştirmek için eşsiz bir ortam yaratır. Zengin, fındıksı ve çikolata esintileriyle bilinen Kona kahvesi, dünyanın en yumuşak kahvelerinden biri olarak kabul edilir.

St. Helena Kahvesi: Güney Atlas Okyanusu’ndaki ücra St. Helena adasında yetiştirilen bu kahve, benzersiz, rafine aroması ve olağanüstü saflığı nedeniyle değerlidir. Doğu Hindistan Şirketi tarafından 18. yüzyılda ithal edilen orijinal yeşil uçlu Arabica çekirdeklerinden yetiştirilen bu kahve, çiçeksi aromalar, parlak asidite ve narenciye ile karamelin hafif notalarıyla narin bir lezzet profiline sahiptir.

Paylaşın

İlkay Gündoğan Galatasaray’a Mı Geliyor?

Galatasaray, transfer görüşmesi için İstanbul’a davet ettiği İlkay Gündoğan’la anlaşmaya vardı. Galatasaray’ın kısa süre içinde 34 yaşındaki oyuncuyla sözleşme imzalaması bekleniyor.

Yıllardır adı Galatasaray ile anılan İlkay Gündoğan, Barcelona ile yollarını ayırmasının ardından Manchester City’ye geri dönmüştü. Bu karar sonrası İlkay’la Galatasaray’ın yolunun artık kesişmeyeceği düşünülüyordu. Ancak bir sürpriz gerçekleşti.

Milliyet gazetesinin haberine göre; Galatasaray Yönetimi transfer görüşmesi için önceki akşam İstanbul’a davet ettiği İlkay Gündoğan’la anlaşmaya vardı. Son anda bir başka sürpriz daha gerçekleşmezse Galatasaray’ın kısa süre içinde 34 yaşındaki oyuncuyla sözleşme imzalaması bekleniyor.

Mertens ve Muslera gibi iki tecrübeli ismin ayrılığı sonrası İlkay’ın takıma ağabeylik yapması planlanıyor. Yıldız futbolcunun Manchester City ile 1 yıllık daha sözleşmesi olmasına rağmen kontratını feshedeceği öğrenildi.

10 gole katkısı var

İlkay Gündoğan 2023 yılında Manchester City’den Barcelona’ya transfer olmuş, Katalan ekibi maaş ödeme zorluğu yaşayınca Ada’ya dönüş yapmıştı. Premier Lig devinde geride kalan sezonda 50 maçta süre bulan İlkay Gündoğan, 3 gol attı ve 7 asist yaptı.

Paylaşın

Avrupa Parlamentosu’ndan “İmamoğlu” Açıklaması: Katılım Sürecini Olumsuz Etkiledi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin konuşan Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sanchez Amor, İmamoğlu’nun tutukluluğunun Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) katılım sürecini sekteye uğrattığını söyledi.

Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olmadan önce tutuklandığına dikkat çeken Amor, Türkiye’ye yönelik “AB üyesi olmak istiyorsunuz ama muhalefetin önde gelen kişilerinden birini tutukluyorsunuz” eleştirisinde bulundu. Avrupa’nın Türkiye’nin özellikle güvenlik alanında çok önemli bir ortak olduğunun bilincinde olduğunu belirten Amor, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’le de görüştüklerini ve bu temasları “olumlu değerlendirdiklerini” söyledi.

Enerji, ticaret, göç konularının ele alınacağı ortamın da yaratıldığını ifade eden Amor, “Ancak ele alacağımız bir başka konu hukuki güvenlik. Şimşek, yabancılardan yatırım talep ediyor doğal olarak. Ancak bağımsız yargınız yoksa yatırımcılar çekinir. İş adamlarını gözaltına almak doğru değil, rahatsızlık yaratan bir durum” diye konuştu.

AP Türkiye Daimi Raportörü, gelecekte AB’ye katılım sürecinin canlandırılması için terör konusunda atılan adımları ise “destekleyici” olarak nitelendirdi. Amor, sözlerine şöyle devam etti: “Ancak İmamoğlu’nun tutuklanması şu an bu süreci sekteye uğratan en önemli şey. Bu bir süreç, iyileşme ve gelişmenin hemen olmasını beklemiyoruz. İnfaz paketinden söz edersek, bu adımın bir haftada ülkeyi değiştirmesini bekleyemeyiz.”

İspanyol raportör, “Umut var diye düşünüyorum. Eksik de olsa yapılanlar, atılan adımlar var. Bu sürecin başlamış olması mükemmel bir haber. Barışçıl bir toplum olması ve şiddetin ortadan kalkması, siyasi idare ve istikrar, demokrasi alanına da etki edecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Amor, İmamoğlu’yla görüşme isteğini de dile getirerek, “İmamoğlu’nu ziyaret etmek, görüşmek isterim ama kendisiyle belediyede görüşmek isterim” diye konuştu.

AB’ye katılım sürecinin yeniden başlaması için bazı adımların atılmasının elzem olduğuna dikkat çeken Amor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını talep ettiklerini hatırlattı. Sanchez, “Savcıların siyasi bir gündem için kullanılmamasını görmek istiyoruz ama korkarım ki son gelişmeler buna hizmet etmiyor. Avrupa’nın bunu gördüğünü anlamıyor musunuz? İmamoğlu’nun evine bu kadar polis göndererek o kişinin imajını değiştirmek istiyorsunuz. O kadar polisin gecenin bir yarısı silahlarla orada olması normal değil. Belki de siz bunun içinde olduğunuz için normalleştiriyorsunuz. Dışardan bakınca bunlar çılgınca şeyler” diye konuştu.

Amor “14 yaşındaki bir kız çocuğunun terörizmden yargılanması çok anlaşılmaz. Bu da katılım sürecinin başlaması ve devam etmesini engelliyor. Bu süreç ölmedi ama ilerleme de olmuyor” ifadelerini kullanarak, son aylarda özgürlük ve haklar konusunda “ortamın daha da kötüleştiğine” dikkat çekti.

“Sizde rektörler bile Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor. Bizim ülkemizde iktidardaki isimler dahi yargılanabiliyor” diyen Amor, İmamoğlu’nun aynı gün terörizm ve yolsuzlukla suçlandığını hatırlattı. Raportör, “Ona olanların adaletle bir ilgisi yok. Gözaltı süreci de kabul edilebilir değildi. 15 yıl önce çok daha kapsayıcı bir ülkeydiniz. Katılım sürecine dönmek için tekrar bunun olması gerekiyor” diye konuştu.

Türkiye’nin Suriye politikasına övgü

Amor, diğer yandan Türkiye’nin Suriye ve göç konusundaki tutumundan övgüyle söz etti. AB Raportörü, “Ülkeniz Suriye ile ilgili mükemmel bir iş çıkardı. Tüm uluslararası ortakların rol oynaması önemli ancak sizin hükümetiniz iyi iş çıkardı” diye konuştu. Suriyeli yetkililere bir fırsat verilmesi gerektiğini belirten Amor, “AB ile Türkiye bu konuda iş birliği yapıyor. Sadece yaptırımları kaldırmak yetmez. Yeni iktidara bir şans vermek gerekiyor. Orada gerçek bir düzen, yeniden inşa gerçekleşmesi gerekiyor. Türkiye’nin Suriye’den gelen göç ile ilgili duruşu insani ve etik değerlerle uyumlu oldu” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: Hizmet Enflasyonu Yüzde 37,15

Hizmet enflasyonu, nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 4,24, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 18,60, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 37,15 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 51,91 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) Nisan 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Hizmet enflasyonu, nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 4,24, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 18,60, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 37,15 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 51,91 arttı.

Hizmet enflasyonu, nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre, ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 31,28, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 41,47, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 43,04, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 40,74, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 41,73, idari ve destek hizmetlerde yüzde 41,82 arttı.

Hizmet enflasyonu, nisan ayında bir önceki aya göre, ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 4,30, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 3,96, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 3,29, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 10,09, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 2,55, idari ve destek hizmetlerde yüzde 4,77 arttı.

Paylaşın

Lökositler Bağışıklık Sistemi İçin Neden Önemlidir?

Bağışıklık sistemi, vücudu enfeksiyonlardan ve hastalıklardan koruyan hücre ve moleküllerden oluşan karmaşık bir ağdır. Ana bileşenlerinden biri lökositlerdir (beyaz kan hücreleri). Bunlar patojenleri tanıyan ve ortadan kaldıran bir hücre grubudur.

Haber Merkezi / Lökositler olmadan bağışıklık sistemi etkili bir şekilde çalışamaz; bu hücreler, vücudu iç ve dış tehditlere karşı koruyan bir savunma ordusu gibidir. Lökosit sayısındaki veya işlevindeki anormallikler (örneğin, lökopeni veya lösemi) bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve hastalıklara yatkınlığı artırabilir.

İşte lökositlerin bağışıklık sistemi için önemini açıklayan temel noktalar:

Enfeksiyonla mücadele: Lökositler, bakteriler, virüsler, mantarlar ve parazitler gibi patojenleri tanır ve yok eder. Örneğin, nötrofiller bakteriyel enfeksiyonlarla savaşırken, lenfositler viral enfeksiyonlara karşı etkilidir.

Farklı türlerin uzmanlaşmış görevleri: Lökositler farklı tiplere ayrılır (nötrofiller, lenfositler, monositler, eozinofiller, bazofiller) ve her biri bağışıklık yanıtında özel bir rol oynar:

Nötrofiller: Akut enfeksiyonlarda ilk savunma hattıdır, fagositik özellikleriyle patojenleri yutar.

Lenfositler: T hücreleri, B hücreleri ve doğal öldürücü (NK) hücreler içerir. B hücreleri antikor üretirken, T hücreleri enfekte hücreleri yok eder ve bağışıklık yanıtını koordine eder.

Monositler: Makrofajlara dönüşerek patojenleri yutar ve bağışıklık sistemini aktive eder.

Eozinofiller ve Bazofiller: Alerjik reaksiyonlarda ve parazit enfeksiyonlarında rol oynar.

Bağışıklık hafızası: Lenfositler, özellikle B ve T hücreleri, daha önce karşılaşılan patojenleri hatırlayarak bağışıklık hafızası oluşturur. Bu, aynı patojenle tekrar karşılaşıldığında daha hızlı ve etkili bir yanıt verilmesini sağlar (örneğin, aşıların çalışma prensibi).

İnflamasyon ve iyileşme: Lökositler, yaralanma veya enfeksiyon bölgesinde inflamasyonu tetikleyerek bağışıklık hücrelerini bölgeye çeker ve doku iyileşmesini destekler.

Yabancı maddelerin tespiti: Lökositler, vücuda yabancı olan maddeleri (örneğin, kanser hücreleri veya nakledilen dokular) tanıyarak bağışıklık sisteminin bu tehditlere karşı harekete geçmesini sağlar.

Paylaşın

DEM Partili Temelli’den “Yeni Anayasa” Açıklaması: Mutabakat Sağlanmalı

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Yeni Anayasa” tartışmalarına ilişkin, “Askerlerin, darbecilerin yaptığı anayasaların yerine; halkın, toplumun beklentilerini karşılayacak sivil bir anayasa yapalım dedik. Ama nasıl yapılır, kim yapar, hangi yöntemle yapar; bu konularda mutabakat sağlanmalı” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları ve Grup Başkanvekillerinden oluşan heyet, dün (28 Mayıs) AK Parti heyetiyle Meclis’te görüştü.

Yaklaşık 2 saat 15 dakika süren görüşmenin ardından açıklama yapan DEM Parti, görüşmede Türkiye ve bölgedeki gelişmelere dair kapsamlı bir fikir alışverişinde bulunulduğunu ifade etti. Açıklamada, Meclis’e sunulması beklenen İnfaz Paketi’nin de görüşmede gündeme geldiği belirtilerek, görüşmenin ayrıntılarına ilişkin kapsamlı açıklamanın ilerleyen günlerde yapılacağı belirtildi.

Görüşmeye ilişkin AK Partili Efkan Âlâ ve Abdullah Güler de kısa açıklamalarda bulundu; ancak içerikle ilgili ayrıntı paylaşmadılar.

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, görüşmenin içeriği, İnfaz Yasası’nda yapılacak düzenlemelerin kapsamı ve anayasa tartışmalarına ilişkin bianet’ten Tuğçe Yılmaz‘ın sorularını yanıtladı.

AKP ile dün iki saati aşan görüşmenizden sonra “Beklenen infaz düzenlenmesini henüz göremeyeceğiz” dediniz. İktidar neden beklenen adımı atmadı?

Bu konuda uzun süredir yoğun bir çaba içindeyiz. Toplumun 10. Yargı Paketi’yle ilgili ciddi beklentileri vardı. Görüşmede bu beklentileri ve önerilerimizi aktardık. Aynı zamanda siyasetin önünü açacak bir adım olarak bu paketin önemini vurguladık. Ancak geldiğimiz noktada, İnfaz Yasası’yla ilgili beklenen kapsamlı düzenlemenin pakette yer almadığını gördük. Sadece hasta tutuklular, hamile kadınlar ve çocuklu anneleri kapsayan çok bir düzenleme söz konusu. Bu, infazın çok sınırlı bir alanda ele alındığını ve beklediğimiz genişlikte bir düzenleme olmadığını gösteriyor.

Kapsamlı bir düzenleme yapılmamasına dair açıklamaları ne oldu?

Konuyu çok yönlü değerlendirdiklerini, heyetlerinin bu konuda çalışmalar yürüttüğünü ve ciddi risklerin söz konusu olabileceğini belirttiler. Toplumun hassasiyetlerine; özellikle kadın cinayetlerine, kadınlara yönelik nitelikli cinsel saldırı gibi meselelere dikkat çektiler. Ve Anayasa Mahkemesi’nin önceki kararlarının da dikkate alınması gerektiğini ifade ettiler.

Tüm bunların ışığında, daha fazla ve etraflıca çalışmaları gerektiğini; ancak infaz düzenlemelerini ilerleyen paketlerde mutlaka hayata geçireceklerini belirttiler. Ancak kaçınılmaz olarak bu, bir gecikme anlamına geliyor. Bu yüzden kapsamlı düzenlemeler için Meclis’in yeniden açılacağı sonbahar ayları işaret ediliyor. Yani düzenlemenin dört ay daha beklemesi söz konusu. Bu durum da elbette toplumda bir hayal kırıklığı yaratıyor. Çünkü özellikle cezaevlerinde on binlerce mahpus umutla bu düzenlemeyi bekliyor.

Bu süreçte size herhangi bir taahhütte bulunuldu mu?

Siyasette ve diplomaside kesin taahhütlerden söz etmek mümkün değil. Görüşmelerde sadece fikirler ve beklentiler ifade edilir. Şimdilik bu düzenlemelerin sonbaharda geleceği yönünde bir eğilim olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu adımı atarlar mı, atmazlar mı bilemeyiz. Daha önce de adım atılacağı söylenmişti; ama atılmadı. Bu nedenle toplum olarak da bu konudaki mücadeleyi sürdürmemiz elzem.

İnfaz Yasası’nın düzenlemesinin ertelenmesi, yürüttüğünüz barış ve demokratikleşme sürecini etkiler mi?

Barış ve demokratik toplum süreci, çok boyutlu bir mücadele alanı. İnfaz Yasası gibi düzenlemeler sürece olumlu katkı sunabilir, toplumsal anlamda güveni artırır, siyasal sürecin önünü açar. Bugün oluşan bu belirsizlik toplumsal barış konusunda ciddi bir güvensizlik yaratıyor ve söz konusu gecikmelerin telafisi için güçlü adımlar atılması gerekiyor.

Ancak Yargı Paketi ile ilgili vaatlerin çoğu, barış ve demokratik toplum süreciyle doğrudan ilişkili değil; adli suçluları ilgilendiren düzenlemeler ağırlıktaydı. Bizim yaklaşımımız elbette ki şu: Toplumun farklı kesimlerinin güven duymasını sağlamak, siyasetin temel sorumluluğudur. Hele ki böyle kritik dönemlerde bu sorumluluk daha da büyüyor. Görüşmelerde de bunu açıkça ifade ettik. “Atılacak güçlü bir adım, sürecin diğer aşamalarına da pozitif katkı sağlar,” dedik. Ama elbette ki süreç, kendi güzergâhında ilerlemeye devam edecek. Umudumuz bu yönde.

Anladığımız kadarıyla bir tür “gedik açmaya” çalıştınız; ama size bunun için erken olduğu mu söylendi?

Biz buna gedik açmak demiyoruz. Toplumda güveni ve umudu büyütecek adımlar atmak diyoruz. Süreci desteklemek diyoruz.

Yargı Paketi’ne dair en önemli talebiniz neydi?

Kapsamlı bir çalışma yaptık ve talepleri öncelik sırasına koymadık. Ama elbette ki vicdani açıdan hasta tutuklular meselesi başta geliyor. İnfaz düzenlemeleri konusunda ciddi bir dosya hazırladık ve bunu Adalet Bakanlığı’na ileterek “İnfaz Kanunu’nda, Türk Ceza Kanunu’nda, Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılması gereken çok sayıda düzenleme var. Bunlara bir yerden başlamak gerek,” dedik. Onlar da bize “Haklısınız; ama hepsini bir anda yapmak mümkün değil, aşama aşama ilerleyeceğiz,” dediler. Öncelikle pandemi döneminden kalan mağduriyetlerin giderileceğini söylediler; ama bu adımı da atmadılar.

Tartışmaların bir ayağı da anayasa. Buradaki talebiniz nedir?

Biz 2020 yılında da anayasa tartışmalarına dair bir strateji geliştirdik. Maddelere değil, sürece odaklandık. “Anayasa nasıl yapılmalı?” sorusunu merkeze aldık. Askerlerin, darbecilerin yaptığı anayasaların yerine; halkın, toplumun beklentilerini karşılayacak sivil bir anayasa yapalım dedik. Ama nasıl yapılır, kim yapar, hangi yöntemle yapar; bu konularda mutabakat sağlanmalı. Yargı paketleri de bu yönde bir “yol temizliği” görevi görebilir.

Bu tartışmada hem partiniz hem de Abdullah Öcalan, özellikle 1921 Anayasası’nı işaret ediyor. Bunun nedeni nedir?

1921 Anayasası, tıpkı Türkiye gibi, çoğulcu bir anayasa. Bu gerçek, yasalarımıza ve anayasamıza mutlaka yansıtılmalı. Toplumsal mutabakat, sağlıklı bir toplum yapısı ve barış ancak buna uygun bir anayasa ile sağlanabilir. 1921 Anayasası, bu yönüyle önemli bir örnek. O dönemin Meclis’i de, Büyük Savaş sonrası toplanan kongreler de çoğulcu karakteriyle öne çıkar. Tarihe dönüp baktığımızda, bugün yaşadığımız siyasi krizlerin çoğunun o çoğulcu çizgiden sapılmış olmasından kaynaklandığını görürüz.

Sayın Öcalan’ın yaptığı vurgu, tam da bu çoğulcu yapıyı işaret etmesi bakımından kıymetlidir. Türkiye bu eksende bir anayasa tartışması yürütmelidir.

Paylaşın

Asit Reflü: İşte Buna Karşı Koymanın Yolları

Alt özofageal sfinkterin (AÖS) mekanik fonksiyonunun bozulması gastroözofageal reflü hastalığına (GERD) neden olur. LES, yemek borusu ile midenin birleştiği yeri çevreleyen ve bir kapak gibi görev yapan bir kas halkasıdır.

Haber Merkezi / LES düzgün çalıştığında yutma sırasında açılarak yiyeceklerin yemek borusundan mideye geçmesine izin verir. Daha sonra kapakçık kapanır ve mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasını önleyen bir bariyer görevi görür.

GERD’li kişilerde LES düzgün kapanmaz ve bu da mide içeriğinin geri kaçmasına neden olur. GERD belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olan şey mide içeriğinin geri kaçmasıdır. Bazı kişilerde ise yaşam tarzı veya davranışla ilgili faktörler söz konusu olabilir. Bunlara şunlar dahildir:

Obezite
Sigara içmek
Alkol kullanımı
Yüksek yağlı beslenme

Gazlı içecek tüketimi ve ayrıca hiatal herni de GERD’e neden olabilir. Hiatal herni, LES’in karın ve göğüs boşluklarını ayıran bir kas tabakası olan diyaframın üzerine çıkmasıyla oluşur.

GERD tedavisi davranış ve yaşam tarzı değişiklikleriyle başlar. Bunlara şunlar dahildir:

Kilo kaybı
Gazlı içeceklerden kaçınma
Sigarayı bırakma,
Alkol ve kafein alımını azaltma
“Tetikleyici” yiyeceklerden (baharatlı yiyecekler, turunçgiller veya asitli yiyecekler) kaçınma
Düşük yağlı bir beslenme sürdürme
Yatmadan birkaç saat önce yemek yemekten veya içmekten kaçınma

İlaçlar: Şiddetli semptomlar için asit azaltıcı ilaçlar arasında proton pompası inhibitörleri (PPI’ler) ve histamin H2 reseptör blokerleri (H2 blokerleri) bulunur. Bu ilaçlar mide sıvısındaki asit miktarını azaltmada veya yemek borusu iltihabını tedavi etmede etkilidir. İki haftadan uzun süreli kullanımlarda osteoporoz ve kalça, el bileği, omurga kırıkları riskini artırdığı için mutlaka doktora danışılmalıdır.

Obezite, GERD için önemli bir risk faktörüdür. Kilo kaybının semptomlarda sürekli iyileşmeye yol açtığı gösterilmiştir. Morbid obezite sorunu yaşayan ve GERD nedeniyle uygun tıbbi tedavi alamayan birçok hasta, antireflü cerrahisi hakkında bilgi almak için bir cerraha başvurabilir.

Antireflü cerrahisi: GERD cerrahisi fundoplikasyon adı verilen bir işlemi içerir. Bu işlemin amacı LES’i güçlendirerek reflü oluşumunu engelleyen bariyeri yeniden oluşturmaktır. İşlem, LES valfini güçlendirmek, büyütmek veya yeniden oluşturmak amacıyla midenin bir kısmının yemek borusunun tabanı etrafına sarılmasını içerir. En sık görülen tipi, midenin yemek borusunun alt kısmına 360 derece sarılmasıyla yapılan Nissen Fundoplikasyonudur. Bu, GERB kontrolü için hemen hemen her zaman seçilir.

Hastaların büyük çoğunluğu, hatta büyük çoğunluğu, ameliyattan sonra yüksek düzeyde memnuniyet, semptomların etkili şekilde azaldığını ve yaşam kalitesinin iyileştiğini bildirmektedir.

Ameliyat sonrası iyileşme: Ameliyattan sonra hastalar genellikle gözlem amacıyla 1-3 gün hastanede yatırılırlar. Hastalar genellikle yumuşak, püre haline getirilmiş veya sıvı bir diyetle taburcu edilir ve 2-8 hafta boyunca kademeli olarak diyet değişiklikleri yapılır.

Paylaşın

Bahçeli’den “İBB Operasyonları”na Destek

MHP Lideri Devlet Bahçeli, İstanbul’un derin bir yolsuzluk ve rüşvet sarmalına mahkûm edildiğini belirterek, bu durumun “milli yürekleri acıtan büyük bir yara” olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İstanbul’un Fethi’nin 572’nci yıldönümüne ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Devlet Bahçeli açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Parlak ufkuna kara perdelerin çekilmek istendiği, tarihin gerisine düşmesi için sinsi çabaların gözlemlendiği İstanbul’un 572’inci fetih yıldönümünü haklı bir gurur ile kutluyoruz. İstanbul, Türk-İslam medeniyetinin ve Türkiye’nin baş tacı, gönül tahtı, iftihar tablosudur.

Maalesef fethin ruh ve şuurunu isabetle anlayamamış, iradeyle kavrayamamış siyasi ve ideolojik yıkım müellifleri 572 yıl önceki muhteşem zaferden adeta rövanş almak amacıyla kuyruğa girmişlerdir. Ancak tüm menfur çabalar boşunadır. Dünyaya açılan tarih, kültür ve kardeşlik penceresi olan İstanbul’un derin ve çetin mahiyetli hırsızlık, rüşvet ve yolsuzluk sarmalına mahkum edilmesi milli yürekleri acıtan büyük bir yara olarak karşımızdadır.

Fethin akıl, ahlak ve manevi mirasıyla taban tabana çelişen bugünkü ıstıraplı dönemin geride kalması, kahırdan lütufların doğması inanıyorum ki mukadderdir. İstanbul’a vurulan zincirler 572 yıl evvel nasıl kırılmışsa bugünkü habis kuşatma da aynı şekilde kırılacaktır.

Emin ve ehil ellerden mahrum kalan İstanbul’un fetih emanetine sarılarak zorlu etapları birer birer aşacağından, milli birlik, dayanışma ve kardeşliğimizin asırlara sari çınarı olacağından hiç kuşkum yoktur. Elbette her fetih bir stratejinin mahsulüdür. Her fetih kapsamlı bir hazırlığın, sağlam bir iradenin, inanmış kalplerin, hedefine kilitlenmiş bir cesaretin mükâfatıdır. Anadolu Hisarı’nın karşısına inşa edilen Rumeli Hisarı gıpta edilen sezgi ve zekanın marifetidir.

Karadan çekile çekile Haliç’ten denize indirilen gemiler göz kamaştıran bir vizyonun tecelli etmiş muhayyilesidir. Denizin üzerinden dev gibi giden yuvarlak topların yapımı tavsamayan, tehir edilmeyen bir çalışmanın mukavemetidir. O güne kadar hiçbir gücün aşamadığı 6,5 km uzunluğunda, 30 metre yüksekliğindeki surlara Ulubatlı Hasan olup Üç Hilali dikmek medyunu şükran olduğumuz bir inanmışlığın maharetidir.

Sabır, dua, kahramanlık ve usta planlamayla 53 gün sonra alınan İstanbul, Türk milletinin kalpgahı yapmaya ant içmiş bir milliyetperverliğin muvaffakiyetidir. İstanbul’un fethi, sefer bizden, zafer Allah’tan diyen inanmış yüreklerin muteber ve müstesna bir mecmuudur.

Yeniçerisinden hakanına, elleri havada dua eden isimsiz neferlerinden devrin ilim irfan pınarı Aksemsettin’e kadar fetih; bir destanın, bir dirilişin, efendimizin övgüsüne layık olmayı hedeflemiş bir kararlılığın şeref menkıbesidir. İstanbul’un fethiyle doğu ile batı arasındaki denge bozulmuştur. İstanbul’un fethiyle hak nail, haram zail olmuştur.

“İstanbul’u adaletle tanıştırıp…”

İnsanlığın kader haritası, tarihsel akışın ana rotası değişmiştir. Fatih Sultan Mehmed sadece kılıçla, sadece topla, sadece yaklaşık 70 bini bulan kahraman askeriyle değil; sabrıyla, sağduyusuyla, taşıdığı emsalsiz misyonuyla, sahip olduğu derin fikir, yüksek ahlak, alim vasfı, tutkulu hükümdarlık özelliğiyle İstanbul’u Türk milletiyle buluşturmuştur. Fetih tarihin bir anında donmuş, durmuş, duraklamış bir hal değildir.

Fetih dinamiktir, süreçtir, süreklilik içinde, tarihsel mizan ve milletin müdavim ve müdahalesiyle canlıdır, sonsuza kadar da öyle kalacaktır. İstanbul’u adaletle tanıştırıp, Türk milletiyle kucaklaştıran kutlu ecdadımızı hürmetle, minnetle, özlemle yad ediyorum. İstanbul’un fethinin 572’inci yıldönümünde, Türk milleti için canlarını feda eden aziz şehitlerimize, büyük hünkârımız Fatih Sultan Mehmet Han başta olmak üzere kahraman neferlerine Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyorum.”

Paylaşın