Avrupa Birliği, 150 Milyar Euroluk Savunma Fonunu Onayladı

Avrupa Birliği (AB) Konseyi, AB’nin Rusya’ya karşı yeniden silahlanmasına ve ABD’nin güvenilirliğine ilişkin endişelere karşı 150 milyar avroluk yeni bir kredi programını onayladı.

Onay, Avrupa ülkelerine ortak savunma projeleri için kredi verilmesini öngören Avrupa Güvenlik Eylem Planı’nın (SAFE) kurulması yolunda atılan son yasal adım oldu. SAFE, Avrupa Birliği (AB) Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasının ardından 29 Mayıs’ta yürürlüğe girecek.

Avrupa Birliği (AB) Konseyi, savunma sanayisini güçlendirmek üzere ortak üretim ve tedarikte kullanılacak 150 milyar euroluk fonu onayladı.

Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE) adı verilen yeni mali araçla, savunma sanayisi üretimindeki öncelikli alanlarda yatırım yapmak isteyen üye ülkelere destek verilecek ve Avrupa Savunması Teknoloji ve Sanayi Üssü (EDTIB) projesi kapsamında acil ve geniş kapsamlı yatırımların finansmanı sağlanacak.

SAFE ile ihtiyaç durumlarında savunma teçhizatının erişilebilir olması, mevcut kapasite açıklarının giderilmesi ve AB’nin savunmaya hazırlık kabiliyetinin güçlendirilmesi hedefleniyor.

AB devlet ve hükümet başkanlarından oluşan AB Konseyi’nin bugün onayladığı plan, öncelikle Rusya’dan gelebilecek tehditlere karşı AB ülkelerini hazır hale getirmeyi amaçlıyor. Batılı istihbarat teşkilatları, Rusya’nın en geç 2030 yılında Avrupa’da yeni bir savaş başlatabilecek askerî kapasiteye kavuşacağını öngörüyor.

SAFE projesi kapsamında kaynaklar, üye ülkelerin talebi üzerine ve ulusal savunma planları temelinde uzun vadeli kredi olarak aktarılacak. Kredi garantileri AB bütçesi üzerinden verilecek. AB desteği olmadan da uluslararası piyasalarda uygun koşullara kredi alma imkânı bulunan Almanya’nın SAFE’den yararlanması beklenmiyor. Ancak Alman şirketleri, ortak tedarik programları üzerinden büyük siparişler kazanmayı umut ediyor.

Üye ülkelerin savunma projeleri arasındaki uyumu artırmak üzere kredi alabilmek için en az iki üyenin ortak başvuru yapması teşvik ediliyor. Mevcut jeopolitik durum ve savunma alanında dev yatırımlara duyulan acil ihtiyaç nedeniyle bir üye ülkenin tek başına tedarik için başvurması da mümkün kılınıyor ancak bu tedarik programının süresi kısıtlı tutuluyor.

Üçüncü ülkeler ve Türkiye

SAFE projesi, üçüncü ülkelerle savunma alanında iş birliği açısından da yeni bir sayfa açıyor. Proje kapsamında Ukrayna ile Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) ve Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkeleri de AB’ye üye ülke muamelesi görecek. Bu bağlamda Ukrayna’nın yanı sıra İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre de ortak tedarik programlarına katılabilecek ve AB bu ülkelerin sanayilerinden alım yapabilecek.

SAFE projesi kapsamında, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu katılım süreci içindeki ülkeler, üye adayı ülkeler ve potansiyel adaylar ile Birleşik Krallık gibi AB ile Güvenlik ve Savunma Ortaklık anlaşması bulunan ülkeler de ortak tedarik projelerine katılabilecek.

AB, SAFE kapsamında savunma ürünlerini iki kategoriye ayırıyor. Birinci kategoride cephane ve füzeler, derin hassas vuruş yetenekleri de dahil olmak üzere topçu sistemleri; kara muharebe ekipmanları ve destekleyici sistemler, kritik altyapı koruması, siber güvenlik; karşı hareket kabiliyeti dahil askeri hareket kabiliyeti yer alıyor.

İkinci kategoride ise hava ve füze savunma sistemleri, deniz yüzey ve su altı kabiliyetleri, dronlar ve anti-dron sistemleri, stratejik hava taşımacılığı, havadan havaya yakıt ikmali ve C4ISTAR sistemleri gibi, ancak bunlarla sınırlı olmayan stratejik sağlayıcılar ile uzay varlıkları ve hizmetleri, uzay varlıklarının korunması, yapay zeka ve elektronik harp bulunuyor.

İkinci kategorideki savunma ürünleri, SAFE çerçevesinde daha sıkı koşullara tabi olacak. Ayrıca yüklenicilerin tedarik edilen savunma ürününün tasarımının tanımlanması, uyarlanması ve gelişimi üzerinde karar verebilme imkânına sahip olması gerekecek.

Her iki kategoride de tedarik sözleşmelerinde “yerlilik oranı” şartı getiriliyor. Buna göre tedarikte AB’ye üye ülkeler, Ukrayna, İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre dışından parçaların maliyeti, nihai ürünün tahmini maliyetinin yüzde 35’ini geçemeyecek. SAFE projesi, AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasının ardından 29 Mayıs’ta yürürlüğe girecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye Genelinde Dört Binden Fazla Otel Mühürlendi

Yaz sezonu öncesi ülke genelinde dört binden fazla otel “turizm işletme belgesi” bulunmadığı gerekçesiyle mühürlendi. Bakanlıktan onay alınmadan faaliyette bulunan tesislerin kapatılması yasal zorunluluk olarak uygulanırken, otel işletmecileri ise durumun yönetilemez hale geldiğini savunuyor.

Turizm sezonunun başlamasına sayılı günler kala, Türkiye genelinde binlerce otel belge yetersizliği nedeniyle faaliyetlerine ara vermek zorunda kaldı. Kartalkaya’daki 78 kişinin yaşamını yitirdiği otel yangınının ardından artan denetimlerle birlikte, özellikle “turizm işletme belgesi” bulunmayan tesisler tek tek mühürlenmeye başlandı. Resmi kaynaklara göre, şu ana kadar 4 bini aşkın otelin faaliyetleri durduruldu.

Kartalkaya’da yaşanan ve ülke genelinde büyük yankı uyandıran trajik yangın felaketi, otellerdeki güvenlik önlemleri ve yasal belgelerin yeniden gözden geçirilmesine neden oldu. Özellikle yangın güvenliği ve ruhsatlandırma süreçlerine ilişkin eksikliklerin kamuoyunda tartışılmasının ardından, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yerel yönetimler harekete geçti.

Denetimlerde, birçok otelin yalnızca belediyeden alınan ruhsatla faaliyet gösterdiği, ancak zorunlu olan Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınması gereken “turizm işletme belgesi”ne sahip olmadığı ortaya çıktı.

BirGün gazetesinin haberine göre, yaz sezonu öncesi ülke genelinde 4 binden fazla otel “turizm işletme belgesi” bulunmadığı gerekçesiyle mühürlendi. Bakanlıktan onay alınmadan faaliyette bulunan tesislerin kapatılması yasal zorunluluk olarak uygulanırken, otel işletmecileri ise durumun yönetilemez hale geldiğini savunuyor.

Sektör temsilcilerine göre, yaşanan yoğunluk ve personel eksikliği nedeniyle bakanlık gerekli işlemleri zamanında yetiştiremiyor. Bu nedenle birçok tesisin belge başvurusu yapılmasına rağmen değerlendirilemediği ve sezon başlamadan faaliyet izni alınamadığı ifade ediliyor.

Anayasa Mahkemesi’nin, yalnızca “turizm işletme belgesi” eksikliği nedeniyle otellerin kapatılmasına ilişkin yasal düzenlemeyi daha önce iptal etmesine rağmen, uygulamada bu kararın tam olarak hayata geçirilmediği öne sürülüyor. Mühürleme işlemlerinin AYM kararına rağmen devam etmesi, sektörde hukuki tartışmaları da beraberinde getiriyor.

“Bu sezon şimdiden kaybedildi”

Bodrum Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (BOYD) Onursal Kurucu Başkanı Serdar Karcılıoğlu, yaşanan gelişmeleri değerlendirirken sektör adına ciddi kaygılarını dile getirdi.

Karcılıoğlu, “Şu an mühürlenen 4 bin otelin ancak 200’ü belgeyi alır da açılabilir. Diğerleri ya kaçak olarak hizmet verecek ya da kapalı kalacak. Bu da sadece işletmeleri değil, turisti ve vatandaşları da mağdur edecek. Bakanlık hâlâ ‘çalışma yapıyoruz’ diyor ama bu sezon da şimdiden kaybedildi” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Bahçeli’den “Yeni Bir Milli Kimlik” Vurgusu

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Gerçekten her şeyin bir vakti vardır. O vakit hızla yaklaşmaktadır. O vakit Türkiye Yüzyılıyla simgelenmekte, yeni bir milli kimlik ve kardeşlik asrıyla tebarüz etmektedir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ankara Kızılcahamam’da katıldığı bir etkinlikte konuştu. Bahçeli, konuşmasında özetle şu ifadeleri kullandı:

“Her şeyin bir vakti vardır. O vakit hızla yaklaşmaktadır. Toprağımızda izi olmayanların, tohum tohum saçılan emekleri inkar edilenlerin bugünlerde maske takıp MHP’yi haksız şekilde suçlaması şehitlerimizin aziz hatıralarına saygısızlıktır. Gerçekten her şeyin bir vakti vardır. O vakit hızla yaklaşmaktadır. O vakit Türkiye Yüzyılıyla simgelenmekte, yeni bir milli kimlik ve kardeşlik asrıyla tebarüz etmektedir. Şehitlerimizin kutlu emanetleri başımızın üzerinde kalbimizin derinliklerindedir.

Vefa bilmeyenlerin vakardan haberi olmaz. Sadakati devre mülk gibi gören sahte ve simsar zihniyetlerin Türk milliyetçiliğiyle ilgili fitne ve dedikodu yaymaları ademe de mahkumdur. Çıkarlarının sevdalısı olan siyasi devşirmeler davasının sevdasıyla çelikleşmiş ve bayraklaşmış ülkücü şuura elbette nüfuz edemez, hiçbir süratte de yalan ve iftiraya dayanan çirkin sözlerinin değerinden ve ederinden bahsedilemez.”

DEM Parti’den MHP’ye ziyaret

PKK’nın fesih ve silah bırakma açıklamasının ardından parti turlarına devam eden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) heyeti, son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) MHP’yi ziyaret etti.

DEM Parti heyetini, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli kapıda karşıladı. Bahçeli’nin yanında Feti Yıldız ve Celal Adan yer aldı. DEM Parti heyetinde, Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları ile Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli yer aldı.

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik: Erdoğan’ın Yeniden Seçilmesini Arzu Ederiz

Erdoğan’ın yeniden aday olma ihtimali konusunda konuşan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Cumhurbaşkanımızın sahip olduğu siyasi birikim ve liderlik kapasitesi devlet ve millet hayatımız için vazgeçilmez bir hazinedir. Dolayısıyla devam etmesini arzu ederiz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Benim tekrar seçilme veya tekrar aday olma gibi bir derdim yok” demişti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise yazılı bir açıklama yayımlayarak, “Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin, yeni yüzyılın yol haritasını çizen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a çok ihtiyacı olduğu tartışmasız bir tarih ve hayat gerçeğidir” sözleriyle Erdoğan’ın adaylığına destek vermişti.

Bahçeli, “Derdi vatan ve millet olan bir Cumhurbaşkanının yolundan caymaya hakkı yoktur” ifadelerini kullanmıştı.

İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK), Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, toplantı sonrası açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Suriye’deki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın yakından takip ettiği üzere yaptırımlarda ileri noktalara gelindi. Trump da yaptırımların kalkmasında Cumhurbaşkanı’mızın verdiği önemi bilerek olumlu tutum aldığını bildirdi.

Suriye’ye siyasi biçim çizmek değil bu kritik günlerinde Suriye halkının yanında olmak. Esas olan bütün grupların birlik halinde yaşaması noktasında yüksek iradenin ortaya çıkması. Suriye’yi istikrarsızlaştıran İsrail.

Biz Suriye’ye baktığımızda bütün kesimlerin bütün boyutlarıyla bir arada kardeşçe yaşamasını, hem toplumsal hayatta hem yönetimde temsil edilmesinin kıymetli olduğunu ifade ettik. Bundan sonra Suriye’ye katkı sağlamak en doğru iş olacaktır. Esad görevdeyken Suriye’nin yeni bir Afganistan’a dönüşmesinden bahsediliyordu. Şimdi bu tehlikelerden giderek uzaklaşıldığını görüyoruz. Şu anda istikrarsızlaştırıcı tek unsur İsrail saldırıları. İsrail saldırıları bölge barışını tehdit eden birinci etkendir.

“MİT silah bırakılıp bırakılmadığını sahada takip edecek”

PKK tüm unsurlarıyla silah bırakmalı, MİT silah bırakılıp bırakılmadığını sahada takip edecek. Türkiye’de terör gündemi olmasını istemiyoruz. Fesihle ilgili açıklama sahada somut olmalı.

Irak’taki süreçte, Irak hükümeti ile aramızdaki anlaşmalar çerçevesinde diyalog yakın şekilde sürdürülüyor. Bağdat, Süleymaniye, Erbil’le koordine edilecek konularda ilerleme sağlanmaya devam ediyor. MİT, TSK sahada kurdukları mekanizmalarla silah bırakma sürecini doğrulama mekanizmaları oluşturuyorlar. Bunun ne düzeyde olduğu teyit edilecek, her aşamada kontrol edilecek.

Suriye’de de terör yapılanmasının sona ermesi gerekiyor. Bu mesele hem Türkiye’nin sınırları içinde hem dışında çeşitli mekanizmalarla, İçeride İçişleri Bakanlığı’nın kuracağı mekanizmalarla takip edilecek. İnşallah bir sonuca ulaşılacak. Bölge açısından da bölgeyi istikrarsızlaştırmak isteyen unsurların sürekli olarak terör örgütlerini araç olarak kullanması bölgede büyük istikrarsızlıklar ortaya çıkarmaktadır.

Cumhurbaşkanı’mızın ‘gelecek nesillere sivil bir Anayasa borcumuz olduğu yönünde’ bir hassasiyeti var. Türkiye’nin geleceği açısından önemli. Darbe rejimi anayasası çok kez değiştirilmiş olmasına rağmen, iradesinin meşru demokratik bir irade olduğu anayasa yapma ihtiyacı var. Türkiye Yüzyılı’nda yüce Meclis’in devrede olduğu, herhangi bir vesayet odağının karışmadığı bir anaysa zaruriyettir.

Fakat bu konu konuşulurken Cumhurbaşkanımızın yeniden adaylığı ve Parlamenter sistem gündeme getiriliyor. Parlamenter yönetim de bir sistem, Cumhurbaşkanlığı yönetimi de bir sistem. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın adaylık meselesi Anayasa tartışmalarının dışında. Bahçeli’nin açıklaması oldukça kıymetli bir açıklama. AK Parti olarak Cumhurbaşkanımızın yeniden seçilmesini arzu ederiz. Dünyada demokratik yollarla iş başına gelmiş liderlerin arasında en tecrübelisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.”

Paylaşın

TCDD’nin Borcu 5,5 Milyar Lirayı Aştı

26 dağıtıp makam sağlamak  olan AKP, liyakatsiz kadrolaşmalar ile TCDD’yi de borç batağına batırdı” dedi.

TCDD kadrolarının, “Demiryolu güvenliğini bile sağlamaktan aciz kadrolar” olduğunu savunan Karasu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulaştırma Bakanlığı’nda 21/b ile kapalı kapılar ardında yapılan, eşe dosta verilen ihalelerin ardı arkası hiç kesilmiyor. TCDD Genel Müdürü olarak görev yapan, sonra ticarete atılan İsa Apaydın’ın aldığı ihaleleri hatırlayalım.

2016 yılında çıkarılan kanun ile ikiye bölünen Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD), 2025 yılının ilk dört ayında borç rekoru kırdı. Bölünmenin yaşandığı 2016 yılında 1,6 milyar TL olan TCDD’nin Hazine borcunun 30 Nisan 2025 tarihi itibarıyla astronomik boyutlara ulaştığı öğrenildi.

1 Mayıs 2013 tarihinde çıkarılan, “6461 Sayılı Türkiye Demiryolu Ulaştırmasının Serbestleşmesi Kanunu”nun yasalaşmasından kısa bir süre sonra TCDD, ikiye bölündü. Kanun kapsamında 14 Haziran 2016’da, TCDD Taşımacılık Anonim Şirketi faaliyete başladı.

Muhalefet, “Özelleştirmenin yolunu açmak için” TCDD’nin bölündüğünü savunurken kurum, yıllar itibarıyla adeta borç batağına saplandı. 2016 yılında 1 milyar 600 milyon 773 bin TL olan TCDD’nin Hazine borcunun, 2024 yılının sonunda 4 milyar 733 milyon 197 bin TL’ye dayandığı tespit edildi. 2025’in ilk ayını 4 milyar 790 milyon 272 bin TL borç ile kapatan kurumun toplam Hazine borcu, 30 Nisan 2025 itibarıyla 5 milyar 561 milyon 806 bin TL’ye fırladı. TCDD’nin Hazine borçlarının yıllara göre dağılımı da çarpıcı tabloyu gözler önüne serdi.

2024’te 36,5 milyar TL zarar ettiği belirlenen, Nisan 2025 itibarıyla 5,5 milyar TL’lik Hazine borcuna imza atan TCDD’nin 2010-2025 döneminde ihalesiz gerçekleştirdiği alımlarım sayısı ve maliyeti de dikkati çekiyor. Muhalefetin, “AKP’nin arka bahçesi haline getirildiği” gerekçesiyle eleştirdiği kurumun, 7,5 milyar TL tutarındaki 576 bin alımı, İhale Kanunu’na tabi olmadan, doğrudan temin yöntemiyle gerçekleştirdiği belirtiliyor.

TCDD’nin Hazine borçlarının yıllara göre dağılımı da çarpıcı tabloyu gözler önüne serdi. Kurumun Hazine borcu, bazı yıllara göre şöyle sıralandı:

2016: 1 milyar 600 milyon TL
2018: 2 milyar 386 milyon TL
2020: 3 milyar 369 milyon TL
2024: 4 milyar 733 milyon TL
2025 (Ocak-Nisan): 5 milyar 561 milyon TL

“AKP borca batırdı”

CHP Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, TCDD’nin borçlarına yönelik BirGün’den Mustafa Bildircin‘e değerlendirdi. Kurumun, Cumhuriyetin en önemli kurumlarından biri olduğunun altını çizen Karasu, “Ancak kurum, AKP’nin elinde her yıl zarar eden bir kuruma dönüştü. Tek misyonu eşe dosta İhaleler dağıtıp makam sağlamak olan AKP, liyakatsiz kadrolaşmalar ile TCDD’yi de borç batağına batırdı” dedi.

TCDD kadrolarının, “Demiryolu güvenliğini bile sağlamaktan aciz kadrolar” olduğunu savunan Karasu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulaştırma Bakanlığı’nda 21/b ile kapalı kapılar ardında yapılan, eşe dosta verilen ihalelerin ardı arkası hiç kesilmiyor. TCDD Genel Müdürü olarak görev yapan, sonra ticarete atılan İsa Apaydın’ın aldığı ihaleleri hatırlayalım.

Açılışının üzerinden geçen 14 ayda toprak kaymalarının yaşandığı Sivas YHT hattında, ‘İklim değişikliğine bağlı altyapı iyileştirmesi işi’ için 3,4 milyar TL’ye verdikleri ihaleyi hatırlayalım. Bin 80 günde bitirilecek dedikleri İzmir-Ankara YHT hattını hatırlayalım. Tam yedi bakan eskitti bu proje. Milletin cebinden milyarlar aktarıldı ama hala bitmedi. Pamukova’yı, Çorlu tren facialarını hatırlayalım. Tüm bunlarla TCDD’nin itibarını da güvenirliğini de yerle bir etti bu iktidar.”

Paylaşın

UEFA Şampiyonlar Ligi’ne Direkt Katılacak Takımlar Belli Oldu

Avrupa’nın kulüpler bazında en prestijli futbol organizasyonu olan UEFA Şampiyonlar Ligi 2024 – 2025 sezonunda direkt katılacak takımlar belli oldu. Galatasaray, direkt gitme hakkına sahip.

Haber Merkezi / UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) Şampiyonlar Ligi’nde yeni sezonunun kura çekimi 28 Ağustos tarihinde yapılacak. Galatasaray, 4. torbadan katılım sağlayacak. Kura çekiminin ardından UEFA Şampiyonlar Ligi 16 Eylül 2025 tarihinde başlayacak.

UEFA Şampiyonlar Ligi’ne direkt katılacak takımlar şöyle: Barcelona, Real Madrid, Athletic Bilbao, Atletico Madrid, Villarreal, Liverpool, Manchester City, Tottenham󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿, Newcastle United, Chelsea, Arsenal, Bayern Münih, Bayer Leverkusen, Borussia Dortmund, Eintracht Frankfurt, Sporting, PSV, Ajax, Slavia Prag, Olympiakos, Monaco, Marsilya, Atalanta, PSG, Napoli, Juventus, Inter, Galatasaray, Union Gilloise.

Paylaşın

“Rusya, Savaşta Yaklaşık 1 Milyon Kayıp Verdi” İddiası

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü topyekûn savaşta neredeyse 1 milyon asker kaybettiğini öne sürdü. Ukrayna ve Rusya genellikle kayıplarını kamuoyuna açıklamıyor.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, Rus kuvvetlerinin son 24 saat içinde 1000 kayıp daha vermesinin ardından Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü topyekûn savaşta neredeyse 1 milyon asker kaybettiğini bildirdi.

Kiev, verdiği sayıların yaralıları da kapsayıp kapsamadığını net olarak belirtmiyor. Ancak genel kanı, bu sayıların ölüler, yaralılar, kayıplar ve esirler dahil olmak üzere tüm kayıpları içerdiği yönünde.

Ukraynalı yetkililer, Moskova’nın 24 Şubat 2022’de geniş çaplı işgalini başlatmasından bu yana Rus birliklerinin ve ekipmanlarının kayıplarını günlük olarak takip ediyor. Ukrayna ve Rusya genellikle kayıplarını kamuoyuna açıklamıyor.

Şubat ayında Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, 2022’nin başından bu yana 46 binden fazla Ukraynalı askerin savaş alanında öldürüldüğünü açıklamıştı. Zelenskiy ayrıca, yaklaşık 380 bin Ukraynalı askerin yaralandığını ve “on binlerce” askerin ya “kayıp” ya da Rusların elinde esir olduğunu belirtmişti.

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anna Tsivilyova, geçen yılın sonunda yanlışlıkla bakanlığın kayıp askerlerin yakınlarından DNA testi için 48 bin başvuru aldığını açıkladı.

Tsivilyova 26 Kasım 2024 tarihinde Rus Duma’sında düzenlenen bir yuvarlak masa toplantısında bu konu hakkında konuşmuş ve akrabaların DNA’larının toplandığını ve bir veri tabanında saklandığını belirtmişti. Günde yaklaşık 1000 askerini kaybeden Rusya, ordusuna yabancıları da almaya çalışıyor.

26Birçok batılı kaynağın ve Kiev’in bu gelişmeyi ilk olarak rapor etmesinin ardından Pyongyang tarafından doğrulandığı üzere, 2024’ün sonundan bu yana 12 bin kadar Kuzey Koreli asker Moskova birliklerine katıldı.

Nisan ayında Kiev, kuvvetlerinin Rusya için savaşan Çin vatandaşlarını yakaladığını da açıkladı. Ukrayna askeri istihbaratına göre, en az 160 Çin vatandaşı Rusya Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapıyor. Pekin resmi olarak asker göndermeyi reddetti ve bunların gönüllü bireyler olduğunu iddia etti.

Ukrayna ordusu, Rusya’nın muhtemelen yaz aylarında yeni bir saldırıya hazırlandığını bildirdi. Çatışmalar, Ukrayna’nın birçok bölgesinde 1000 kilometreden fazla uzanan cephe hattı boyunca yoğunlaştı. Moskova güçleri Donetsk bölgesinin doğusundaki Pokrovsk ve Kostyantynivka çevresinde yoğun baskı uyguluyor.

ABD merkezli Savaş Çalışmaları Enstitüsü (Institute for the Study of War – ISW) adlı düşünce kuruluşu, Rusya’nın 2014’te Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana öncelikli hedefi olan Ukrayna’nın Donetsk bölgesinin kalan kısımlarını ele geçirmek için Moskova’nın aylardır bastırdığını belirtti.

Pokrovsk, Rusya’nın kara saldırılarının odak noktası oldu ve Moskova birlikleri buradaki saldırılarını takviye etti. Coğrafi konumu onu tartışmasız en önemli lojistik merkezlerden biri yaparken, Ukrayna’nın Rus işgaline karşı verdiği mücadelenin arka cephesine de son derece yakın kılıyor.

Kiev, Rus güçlerinin 9 Mayıs’a kadar Dnipropetrovsk bölgesine ulaşmayı ve girmeyi amaçladığını belirtti. Ancak Rus güçleri, Donetsk bölgesi ile idari sınıra yaklaşmalarına rağmen başarısız oldu.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkan Yardımcısı Ihor Romanenko, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in aynı gün Zafer Günü geçit töreni sırasında birliklerinin ilerleyişini göstermek istediğini ifade etti.

Bu arada Ukrayna ordusu, Rusya’nın Kharkiv’e yeni saldırılar hazırlıyor olabileceği uyarısında bulundu.

Moskova, birliklerini Ukrayna’nın Kharkiv bölgesi sınırına yakın bir yerde topluyor. Ukrayna 13. Ulusal Muhafız Khartiia Tugayı Kurmay Başkanı Andrii Pomahaibus, Rusya’nın birliklerini temas hattına yaklaştırmaya çalıştığını ancak şu ana kadar saldırı gerçekleştiremediğini söyledi.

Vladimir Putin’in ‘tampon bölge’ stratejisi

Moskova’nın yaz saldırısı planları, Putin’in Ukrayna sınırı boyunca “güvenlik tampon bölgesi” oluşturma planlarını yansıtıyor gibi görünüyor.

Geçtiğimiz perşembe günü Rusya hükümetine hitaben yaptığı konuşmada Putin, “Gerekli güvenlik tampon bölgesinin oluşturulmasına karar verildi. Silahlı kuvvetlerimiz şu anda bu görevi yerine getiriyor,” dedi.

Putin’in açıklamaları, Rusya’nın Kursk bölgesindeki bölgesel yetkililerin daha güçlü sınır önlemleri talep etmelerinin ardından geldi. Putin, bölgenin Ukrayna’nın Sumy, Harkiv ve Chernihiv bölgelerine sınır olan Kursk, Belgorod ve Bryansk bölgeleri boyunca olacağını belirtti.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev, Polonya sınırındaki Volyn ve Lviv bölgelerinin nispeten küçük bir alanı dışında Ukrayna’nın neredeyse tamamını kapsayan bir tampon bölgenin Rusya’nın kontrolünde olması çağrısında bulundu.

Aynı zamanda Rusya’nın eski Devlet Başkanı olan Medvedev, Batı’nın Ukrayna’ya askeri destek sağlamaya devam etmesi halinde Moskova’nın tampon bölge olarak Ukrayna’nın tamamını ele geçireceği tehdidinde bulundu.

Bu açıklamaları analiz eden ISW, Rus güçlerinin Medvedev’in önerdiği “tampon bölgeyi” ele geçirmek için mevcut ilerleme hızlarıyla yaklaşık bir yüzyıla ihtiyaç duyacaklarını ve bunun da mevcut kayıp oranlarıyla yaklaşık 50 milyon kayıp anlamına geleceğini hesapladı.

Düşünce kuruluşu, tahminlerinin Rus kuvvetlerinin mevcut değerlendirilmiş ilerleme hızlarını koruyabileceklerini varsaydığını da ekledi.

ISW, “(Rus birlikleri) 2022’nin başlarından bu yana bu hedeflere ulaşmak için gerekli olan hızlı, çok yönlü saldırı operasyonlarını yürütme kabiliyetini göstermedi ve yakın gelecekte bu kabilyetlerini önemli ölçüde geliştirmeleri de olası değil,” açıklamasını yaptı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Lokanta Ve Otel Fiyatları İki Yılda Yüzde 178 Arttı

Eurostat verilerine dayanarak hazırlanan “Lokanta ve Oteller Fiyat Endeksi”ne göre; Türkiye’de lokanta ve otel fiyatları sadece iki yılda yüzde 178 oranında artarak 277,64’e yükseldi.

Türkiye, 2024 yılının ilk çeyreğinde yabancı ziyaretçi sayısında ve turizm gelirlerinde yeni rekorlara ulaşmasına rağmen, uzmanların dikkat çektiği yapısal bir riskle karşı karşıya: Pahalılık algısı.

Prof. Dr. Hakan Kara ve ekonomist İnan Mutlu’nun kamuoyuyla paylaştığı grafikler, Türkiye’nin artık sadece yerli değil, yabancı turistler için de pahalı bir ülkeye dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Prof. Dr. Hakan Kara’nın Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine dayanarak paylaştığı grafikte, 2024’ün Ocak-Nisan döneminde Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısının yaklaşık 10-11 milyon seviyesinde olduğu görülüyor. Bu, pandemi sonrası dönemin en yüksek ilk çeyrek verilerinden biri.

Ancak Kara bu verilerle birlikte şu uyarıda bulundu: “Pandemiden bu yana ilk kez turist sayısı düşüyor. Turistler Türkiye’yi pahalı buluyor.”

Ekonomist İnan Mutlu tarafından Eurostat verilerine dayanarak hazırlanan “Lokanta ve Oteller Fiyat Endeksi” grafiği, Türkiye’deki fiyat artışının boyutunu gözler önüne seriyor.

Grafiğe göre: Nisan 2023’ü baz alan endekste, Türkiye’de lokanta ve otel fiyatları sadece iki yılda %178 oranında artarak 277,64’e yükseldi. Aynı dönemde Yunanistan’daki artış sadece %12 ile sınırlı kaldı (endeks: 111,70).

Mutlu, bu veriyi şu sözlerle değerlendirdi: “Türkiye artık yabancı turistler için bile pahalı. Dövizin bu kadar artmadığı düşünüldüğünde, fiyatlardaki yükseliş çok daha dikkat çekici.”

Mutlu, bu yaz Türk turistlerin Yunan adalarına yeniden yönelmesini beklediklerini belirtirken, uzmanlar Türkiye’nin yabancı turistler açısından da fiyat-performans avantajını kaybettiğini vurguluyor.

Paylaşın

AİHM, Türkiye’den Cizre İçin Savunma İstedi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Şırnak’ın Cizre ilçesinde 137 kişinin üç binanın bodrum katında öldürülmesi ve yaşanan ihlallere dair Türkiye’den savunma istedi.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen 79 günlük sokağa çıkma yasağının devam ettiği 7 Şubat 2016’da 137 kişi mahsur kaldıkları 3 binanın bodrum katında öldürülmüştü.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 22 Mayıs’ta yaptığı bildirimde; Şırnak’ın Cizre ilçesinde 2015-2016 yılları arasında ilan edilen sokağa çıkma yasakları döneminde 137 kişinin mahsur kaldıkları 3 binanın bodrum katında öldürülmesi ve yaşanan ihlallere dair Türkiye’den savunma istedi.

AİHM, “askeri operasyonları sırsında başvurucuların yaşam haklarının ihlal edilip edilmediği, sivillerin yaşamına dair gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı, yaralı kişilere tıbbi yardımın ulaştırılıp ulaştırılmadığı, ilgili soruşturmaların yapılıp yapılmadığını” sordu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) aynı dava üzerinden 13 Kasım 2019 tarihinde, iç hukuk yollarının tüketilmediğine işaret etmiş, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının beklenmesine karar vermiş ve davayı “kabul edilemez” bulmuştu.

Avukatlar, bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. AYM’nin ret kararı üzerine AİHM’e yeni bir başvuru yapıldı. AİHM, 22 Mayıs’ta yaptığı bildirimle Türkiye’den savunma istedi.

Dosya avukatlarından Ramazan Demir, AİHM’in “ciddi ve ayrıntılı bir savunma” istediğini söyledi. Demir, 2019’da AİHM’de görülen duruşmaya işaret ederek, “Biz o gün AYM’nin nasıl bir karar vereceğini, savcılıklar ve diğer adli makamların olaya yaklaşımını belgeleriyle ortaya koymuştuk. Ancak AİHM bunlara rağmen AYM’nin konu ile ilgili ne diyeceğini görmek istediğini söyleyerek, başvuruları AYM’nin vicdanına terk etmişti. Geldiğimiz noktada biz haklı çıktık. AYM devletin beyanını esas aldı, bütün başvurulara reddetti. Olan ailelere ve mağdurlara oldu, 7 yıl boşuna kaybedildi” dedi.

Demir, “AİHM’den beklentimiz; bağımsız insan hakları kuruluşlarının raporlarını da dikkate alarak, ölümlerle bağlantılı olarak işlenen insanlık suçlarını tespit eden hızlı ve hakkaniyetli bir yargılama” diye konuştu.

AİHM, Türkiye’den şu sorulara yanıt istedi:

Başvurucuların yakınlarının yaşam hakkı; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamında, Cizre’de uygulanan sokağa çıkma yasakları sürecinde yürütülen askeri operasyonlar sırasında devlet güçlerinin güç kullanımı nedeniyle ihlal edilmiş midir?

Güvenlik operasyonlarını planlayan ve yürüten yetkililer, sivillerin yaşamını korumak için gerekli özeni göstermiş midir? Özellikle, sivillerin yoğun şekilde bulunduğu bölgelerde operasyonların başlatılması ve sürdürülmesi sırasında sivil can kayıplarının önlenmesi adına gerekli tedbirler alınmış mıdır?

Devlet, başvurucuların yakınlarının yaşamlarını koruma yükümlülüğü kapsamında, yaralı kişilere tıbbi yardımın ulaştırılmasını sağlamayarak -özellikle bodrum katlarında mahsur kalan yaralılara ambulans gönderilmesini engelleyerek- Sözleşme’nin 2. maddesini ihlal etmiş midir?

Devletin yetkili organlarının, yardım çağrısında bulunan ve hayatta olan kişilerin bulundukları yerlerde uzun süre yaralı şekilde bekletildikten sonra yaşamlarını yitirmesine ve bazı vakalarda bu kişilerin bedenlerinin yakılarak öldürülmesine yol açacak şekilde hareket etmesi, yaşam hakkı bakımından devletin doğrudan sorumluluğunu doğurmakta mıdır?

Yaşam hakkının usule ilişkin korunması bağlamında, Cizre’de gerçekleşen ölümlerle ilgili olarak yürütülen iç hukuk soruşturmaları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamında gerekli etkinlik, tarafsızlık ve şeffaflık ölçütlerini karşılamış mıdır?

Türk adli makamlarının, başvurucuların yakınlarının ölümlerine yönelik tutumu, olaylarda devlet yetkililerinin sorumluluğunu ortaya koymuş mudur? Devletin bu olaylara dair iç hukuktaki yaşam hakkını güvence altına alan düzenlemeleri etkili şekilde uyguladığı söylenebilir mi?

İlgili soruşturma ve yargı süreçleri -hem olayların ilk inceleme aşamasında hem de Anayasa Mahkemesi aşamasında- gerekli hızda, ciddiyetle ve tarafsızlıkla yürütülmüş müdür?

Soruşturmayı yürüten savcılık makamları, olayın koşullarını aydınlatmak ve tüm delilleri nesnel biçimde değerlendirerek sorumluları belirlemek adına elindeki tüm olanakları yeterince kullanmış mıdır?

Yürütülen soruşturmalar, başvurucuların olaylara dair meşru menfaatlerini koruyacak ölçüde erişilebilir olmuş mudur?”

Ne olmuştu?

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen 79 günlük sokağa çıkma yasağının devam ettiği 7 Şubat 2016’da 137 kişi mahsur kaldıkları 3 binanın bodrum katında öldürülmüştü. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, yaşananlar için “Kıyamet benzeri bir tablo” tanımlaması yapmıştı.

Kamuoyunda büyük tepkiye neden olan ve birçok kişinin sırf tedavi edilmediklerinden kaynaklı hayatını kaybettiği bodrumların birincisinde 31, ikincisinde 62 ve üçüncüsünde 44 kişi can verdi. Söz konusu bodrumlarda hayatını kaybedenler arasında, Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanları Mehmet Tunç ve Asya Yüksel, gazeteci Rohat Aktaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) PM üyeleri, MKM sanatçıları, KJA üyeleri ve çok sayıda öğrencinin yanı sıra çocuklar da bulunuyordu.

Bodrumlarda hayatını kaybedenlerin bazılarının cenazelerine halen ulaşılmış değil. Olayın yaşanmasının ardından binalar yıkılarak, molozlarla doldurulan alanda Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından yeni konutlar inşa edildi.

Tüm girişimlere rağmen öldürülen kişilerin ölümlerine ilişkin başlatılan soruşturmaların birçoğu hakkında “takipsizlik” kararı verildi. “Örgüt üyesi” iddiasıyla verilen kararların birçoğunda, ölümler “hukuka uygun” kabul edildi.

(MA)

Paylaşın

Süper Lig: Fenerbahçe, Hatayspor’a Boyun Eğdi

Süper Lig’in 37. hafta maçında Hatayspor ile Fenerbahçe, Mersin Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Yiğit Arslan’ın yönettiği karşılaşmadan Hatayspor, 4-2 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Hatayspor’un gollerini 44. dakikada Ertuğrul Çetin (KK), 53. dakikada Bilal Boutobba, 63. dakikada Görkem Sağlam (P), 66. dakikada Jonathan Okoronkwo, Fenerbahçe’nin gollerini ise 27. dakikada Youssef En-Nesyri ve 90+4. dakikada İrfan Can Kahveci kaydetti.

Fenerbahçe’den Mert Müldür 38. dakikada kırmızı kart gördü.

Hatayspor, bu galibiyet ile puanını 26’yaa yükseltti. Fenerbahçe ise 81 puanda kaldı.

27. dakikada savunmadan çıkmaya çalışan Abdulkadir Parmak’tan topu kazanan Amrabat kaleyi cepheden gören noktadan sert vurdu. Bekaj’ın yumrukladığı meşin yuvarlağı önünde bulan En Nesyri’nin vuruşunda top, ağlarla buluştu. 0-1

44. dakikada Hatayspor beraberliği yakaladı. Hatayspor kaleyi cepheden gören noktada serbest vuruş kazandı. Topun başına geçen Massanga’nın vuruşunda meşin yuvarlak önce direğe ardından kaleci Osman Ertuğrul Çetin’in sırtına çarparak ağlara gitti. 1-1

53. dakikada kaleci Ertuğrul, Hatayspor savunmasının uzaklaştırdığı topu ceza alanı dışında göğsüyle indirip uzaklaştırmak istediği sırada ıskalayınca, pozisyonu takip eden Boutobba meşin yuvarlağı boş kaleye gönderdi. 2-1

60. dakikada Milan Skriniar’in ceza alanı içerisinde Cemali Sertel’i düşürmesi üzerine hakem penaltı noktasını gösterdi. 63. dakikada penaltıyı kullanan Görkem Sağlam, topu ağlara gönderdi. 3-1

66. dakikada Görkem Sağlam’ın pasında ceza alanına hareketlenen Jonathan Okoronkwo’nun vuruşunda top Milan Skriniar’a çarparak ağlarla buluştu. 4-1

90+4. dakikada Anderson Talisca’nın pasında ceza sahasına hareketlenen İrfan Can Kahveci’nin vuruşunda top ağlarla buluştu. 4-2

Stat: Mersin

Hakemler: Yiğit Arslan, Deniz Caner Özaral, Mehmet Salih Mazlum

Hatayspor: Bekaj, Kamil Ahmet Çörekçi (Kerim Alıcı dk. 74) Recep Burak Yılmaz, Kilama, Cengiz Demir, Cemali Sertel (Joelson Fernandes dk. 64), Abdulkadir Parmak (Bamgboye dk. 84), Massanga Matondo (Diack dk. 74), Görkem Sağlam, Boutobba (Ali Yıldız dk. 84), Okoronkwo

Fenerbahçe: Ertuğrul Çetin, Mert Müldür, Milan Skriniar, Alexander Djiku, Filip Kostic, Sofyan Amrabat (İsmail Yüksek dk. 72), Oğuz Aydın (Bright Osayi-Samuel dk. 64), Dusan Tadic (Szymanski dk. 64), Anderson Talisca, Edin Dzeko (Cenk Tosun dk. 76), Youssef En-Nesyri (İrfan Can Kahveci dk. 64)

Goller: Youssef En-Nesyri (dk. 27), İrfan Can Kahveci (dk. 90+4) (Fenerbahçe), Ertuğrul Çetin (dk. 44 k.k), Boutobba (dk.53), Görkem Sağlam (dk.63), Okoronkwo (dk.66) (Hatayspor)

Paylaşın