Beşiktaş’ın Borcu 16 Milyar Lirayı Aştı

Beşiktaş Kulübü Denetim Kurulu Üyesi Kerem Akbaş, kulübün borcunun 28 Şubat 2025 tarihi itibarıyla toplam 16 milyar 463 milyon 665 bin 972 lira olduğunu kaydetti.

Beşiktaş Kulübü 2025 Yılı 2. Olağan Divan Kurulu Toplantısı, İstanbul Kongre Merkezi Üsküdar Salonu’nda düzenleniyor. Toplantıda kulübün borcu da açıklandı.

Beşiktaş Kulübü Denetim Kurulu Üyesi Kerem Akbaş, kulübün borcunun Şubat 2025 itibarıyla 16 milyar 463 milyon 665 bin 972 TL olduğunu belirtti. Bir önceki divan kurulunda borç, 31 Aralık 2024 tarihli olarak 15 milyar 65 milyon 312 bin 308 TL şeklinde duyurulmuştu.

Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı, yakın zamanda basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Beşiktaş tarihinin en büyük borç kapatma işlemini yaptık. Beşiktaş’ı bu noktaya getirenler, borcu 1 yılda 150 milyon euro artıranlar, 1 günde 2 bonservis rekoru kırarken, biz borç ödeme rekoru kırdık” demişti.

Beşiktaş, 2024 – 2025 sezonunu 62 puanla 4. sırada bitirmişti.

Paylaşın

Süpernovalar Dünya’da İklim Değişikliğini Tetikleyebilir Mi?

Büyük bir yıldız süpernova adı verilen parlak bir ışıkla patladığında, uzaya yüksek enerjili parçacıklardan oluşan bir dalga gönderir. Bu parçacıklar binlerce ışık yılı yol kat ederek güneş sistemlerini geçebilir ve hatta Dünya’ya bile ulaşabilir.

Haber Merkezi / Yeni bir araştırma, bu kozmik patlamaların geçmişte Dünya’da ani iklim değişikliklerine yol açmış olabileceğini öne sürüyor.

Royal Astronomical Society’nin Monthly Notices dergisinde yayımlanan araştırmada, Arktik ve Alpin Araştırma Enstitüsü’nde (INSTAAR) araştırma görevlisi olan Robert Brakenridge, süpernovaları Dünya iklimindeki ani değişimlerle ilişkilendiren yeni kanıtlar ortaya koyuyor.

Brakenridge’in araştırması, yakın mesafedeki süpernovaların (örneğin, 50-100 ışık yılı uzaklıkta) yaydığı yüksek enerjili parçacıkların ve kozmik ışınların, Dünya atmosferinde iyonlaşmaya neden olabileceğini öne sürmektedir. Bu iyonlaşma, bulut oluşumunu etkileyerek iklimde ani değişikliklere yol açabilir.

Araştırma, geçmişteki bazı iklim değişimlerinin ve çevresel şokların, süpernova kaynaklı kozmik ışınlarla bağlantılı olabileceğini iddia ediyor. Örneğin, bu tür patlamalar ozon tabakasını zayıflatabilir ve UV radyasyonunun yüzeye ulaşmasını artırarak ekosistemleri etkileyebilir.

Brakenridge, bu etkileri anlamak için jeolojik kayıtlar ve izotop analizleri gibi yöntemler kullanmıştır. Özellikle, geçmişteki süpernova patlamalarının izlerini karbon-14 gibi izotop anomalilerinde aramıştır.

Araştırma, süpernovaların iklim üzerindeki etkilerinin dolaylı olduğunu ve genellikle insan kaynaklı iklim değişikliği gibi modern faktörlerden daha az etkili olduğunu vurguluyor. Ancak, yeterince yakın bir süpernova patlaması, atmosferik ve çevresel dengeleri ciddi şekilde bozabilir.

Brakenridge’in araştırması, süpernovaların Dünya tarihindeki kitlesel yok oluşlarla bağlantısını da araştırıyor. Örneğin, yaklaşık 2,5 milyon yıl önceki bazı çevresel değişimlerin, bir süpernova patlamasıyla ilişkilendirilebileceği öne sürülüyor.

Robert Brakenridge, süpernovaların Dünya’nın iklimi ve çevresi üzerindeki etkilerini araştıran bir bilim insanıdır. Yakın zamanda yayımlanan bir çalışmasında, özellikle son 50.000 yıl içindeki süpernova patlamalarının Dünya’nın atmosferine ve iklimine olan etkilerini incelemiştir.

“Süpernovalar Dünya’nın iklimini etkileyebilir” tartışmaları

Bir süpernova, yakındaki bir yıldızın patlaması sonucu ortaya çıkan muazzam enerji ve radyasyon, Dünya’nın atmosferine ve iklimine çeşitli şekillerde etki edebilir. İşte bu tartışmanın temel noktaları:

Kozmik ışınlar ve bulut oluşumu: Süpernovalar, yüksek enerjili kozmik ışınlar üretir. Bu ışınlar Dünya atmosferine ulaştığında, iyonlaşma yoluyla bulut oluşumunu etkileyebilir. Bulut örtüsündeki artış, Güneş ışınlarının yansımasını artırarak küresel soğumaya (albedo etkisi) neden olabilir. Tersine, bulut örtüsünün azalması ısınmaya yol açabilir. Ancak bu etkinin büyüklüğü ve yönü hâlâ tartışmalıdır.

Ozon tabakasının zayıflaması: Süpernovadan gelen yüksek enerjili gama ışınları veya kozmik ışınlar, atmosferdeki ozon tabakasını tahrip edebilir. Ozon tabakasının incelmesi, daha fazla ultraviyole (UV) ışınının Dünya yüzeyine ulaşmasına neden olur. Bu, ekosistemler ve bitki örtüsü üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir, dolaylı olarak iklim sistemlerini etkileyebilir.

Yakınlık ve şiddet: Bir süpernovanın Dünya üzerindeki etkisi, patlamanın ne kadar yakın gerçekleştiğine bağlıdır. Örneğin, 10-50 parsek (yaklaşık 30-160 ışık yılı) mesafedeki bir süpernova, atmosferi ciddi şekilde etkileyebilir. Daha uzak süpernovalar ise genellikle minimal etkiye sahiptir. Şu anda bilinen yakın yıldızlardan böyle bir tehdit kısa vadede beklenmemektedir.

Geçmişte süpernovaların etkileri: Bilim insanları, geçmişteki bazı kitlesel yok oluş olaylarının (örneğin, yaklaşık 2,5 milyon yıl önceki Pliyosen-Pleistosen sınırı) süpernova kaynaklı kozmik ışın artışlarıyla bağlantılı olabileceğini öne sürmektedir. Bu olaylar, iklimde ani değişikliklere yol açmış olabilir.

Günümüz bağlamı: Günümüzde insan kaynaklı iklim değişikliği (sera gazları, karbon emisyonları vb.) çok daha baskın bir etkendir. Bir süpernovanın iklim üzerindeki etkisi, ancak çok yakın bir patlama gerçekleşirse belirgin olur. Şu anda böyle bir risk düşük görünmektedir.

Paylaşın

Türkiye’nin Kredi Risk Primi 300 Puanı Aştı

Türkiye’nin 5 yıllık CDS (Credit Default Swap) puanı 300 seviyesini aştı. Uzmanlar, bu artışı hem bölgesel güvenlik tehdidinin hem de Türkiye ekonomisinin hâlihazırda taşıdığı kırılganlıkların bir yansıması olarak değerlendiriyor.

İsrail’in cuma sabahı İran’ın başkenti Tahran, İsfahan’daki Natanz nükleer tesisi ve diğer stratejik noktalara düzenlediği saldırılar, sadece bölgesel değil küresel dengeleri de sarstı. Saldırılarda İran Genelkurmay Başkanı ve Devrim Muhafızları Komutanı dahil çok sayıda üst düzey isim hayatını kaybederken, misilleme olarak İran’ın gece saatlerinde İsrail’e füzelerle karşılık vermesi tansiyonu daha da yükseltti.

Bu gelişmelerin ardından Türkiye’nin ekonomi cephesi de hızlı bir tepki verdi. Ülkenin 5 yıllık kredi risk primi (CDS), yalnızca birkaç saat içinde 15 baz puan artarak yeniden 300 seviyesinin üzerine çıktı. Uzmanlar, bu artışı hem bölgesel güvenlik tehdidinin hem de Türkiye ekonomisinin hâlihazırda taşıdığı kırılganlıkların bir yansıması olarak değerlendiriyor.

CDS’teki yükselişin yanı sıra, Borsa İstanbul’da da sert kayıplar yaşandı. BIST 100 endeksi gün içinde yüzde 4’ten fazla gerilerken, yatırımcıların güvenli limanlara yönelmesiyle altının ons fiyatı 3.445 dolara kadar çıktı.

İsrail-İran çatışmasının Hürmüz Boğazı’na sıçraması ihtimali, petrol ve doğal gaz fiyatlarını da yukarı çekti. Brent petrol yüzde 8 yükselerek 75 dolar seviyesini aşarken, Türkiye’de benzin ve motorine 1 lira 70 kuruşluk zam beklentisi oluştu. Bu durum, Türkiye’de enflasyon baskılarını artırabilecek yeni bir dalganın da habercisi olabilir.

Karar’da yer alan habere göre; Ekonomistler, Türkiye’nin zaten yüksek faiz, düşük rezerv ve siyasi istikrarsızlık sarmalıyla mücadele ettiğini hatırlatıyor. İsrail-İran savaşı gibi jeopolitik bir şokun, hem döviz piyasalarında baskıyı artırabileceği hem de Türkiye’nin dış finansmana erişimini daha da zorlaştırabileceği uyarısında bulunuluyor.

CDS primi nasıl hesaplanıyor?

Ülkelerin dış borçlanmalarına karşı CDS’leri genelde büyük uluslararası yatırım bankaları sağlıyor ve o ülkelerin borcunu çevirememesi halinde ödemeyi bu banka üstlenmiş oluyor. Bu bankalar da söz konusu ülkenin geri ödeme yeteneğini, makroekonomik koşullarını inceleyerek bir risk oranı belirliyor.

Bu oran belirlenirken uluslararası derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar önemli bir rol oynasa da bunun dışında da bir çok faktör göz önünde bulunduruluyor.

Ekonomisi sağlam ve geri ödeme sorunu yaşamayacağı düşünülen ülkelerin risk primi düşük olurken geri ödemekte sorun yaşayacağı düşünülen ülkelerin risk primi yüksek bir orandan belirleniyor.

CDS priminin artmasının sonuçları ne olur?

Kamunun ve özel sektörün dış borçlanma maliyetleri CDS primine paralel olarak artar.

Burada kendini besleyen bir döngü oluşur. Borçlanma maliyetinin artması döviz girişini azalttığı için dış borcu ödemeyi zorlaştırır. Bu da riski daha da çok yükseltir.

Artan maliyetler, daha fazla kaynağın borç ödemesine ayrılması ve daha az harcanabilir gelir (yani refah kaybı) anlamına gelir.

Döviz girişinin azalması içerideki likidite krizini daha da derinleştirirken enflasyonist baskıları artırır.

Ulaşılabilecek en uç nokta, CDS ile sigortalanan temerrüt riskinin gerçekleşmesi durumudur. Dış borcun çevrilemez hale gelmesi ya da “iflas” durumu, başta enerji olmak üzere ithal ettiğimiz pek çok ürünü alamayacak hale gelmemiz, ithal ara malına dayalı üretim yapımızın durması anlamına gelir.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’nun Diploması Belge Olmadan İptal Edilmiş

İstanbul Üniversitesi, Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaline ilişkin istenen 23 ayrı belge için mahkemeye yazı gönderdi.

Üniversite, söz konusu belgelerin hazırlanmasının zaman alacağını belirterek, 13 Haziran’dan itibaren geçerli olmak üzere 30 günlük ek süre talebinde bulundu.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diploması ile ilgili açılan davada İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi ara kararını verdi.

Sözcü’nün haberine göre, İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle açılan davada mahkeme, 4 ayrı kurumdan toplam 36 belgeyi 13 Haziran tarihine kadar teslim etmelerini istedi.

İstanbul Üniversitesi, kendisinden istenen 23 ayrı belge için mahkemeye yazı gönderdi. Üniversite, söz konusu belgelerin hazırlanmasının zaman alacağını belirterek, 13 Haziran’dan itibaren geçerli olmak üzere 30 günlük ek süre talebinde bulundu.

Üniversitenin İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi’ne gönderdiği yazıda şu ifadeler yer aldı: “Müvekkil İdare adına savunma dilekçesi hazırlamak, 13/05/2025 tarihli ara kararda istenen bilgi ve belgelerin temini, ara kararda belirtilen hususlara ilişkin açıklamaları hatırlamanın uzun sürmesi ve mesleki yoğunluğumuzdan dolayı ara karara cevap ve davaya cevap süresinin, 30 günlük yasal sürenin sona erme tarihinden itibaren başlayacak şekilde 30 gün daha uzatılmasına karar verilmesini saygılarımla vekaleten talep ederim.”

Davanın seyri, mahkemenin bu talebe vereceği yanıtla birlikte netleşecek.

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: Dervişoğlu’ndan Dikkat Çeken Açıklamalar

“Yeni Anayasa” tartışmalarına ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Yeni Anayasa lazım ama bu Anayasa’yı kevgire çevirenlerin yapacakları iş değil” dedi ve ekledi:

“1982 Anayasasının 2002’ye kadar 7 kez değiştiğini millet unuttu. AK Parti sonrası toplam 21 kez değişti. Sadece 56 maddeye dokunulmadı. 2017’de rejim değişikliğine ve sistem değişikliği yapılıyor. Bu Anayasa’da Erdoğan’ın 2 defa aday olması mümkün değildi ama 3 defa oldu. 4. defa seçilebilmenin önünü açmaya çalışıyor. Türkiye’nin Anayasa değişikliğine ihtiyacı vardır o da parlamenter demokratik sisteme geçişle olmalıdır.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, KARAR TV’de Gündem Özel programında Taha Akyol ve Elif Çakır’ın sorularını yanıtladı. Dervişoğlu’nun yanıtlarından öne çıkanlar şöyle;

“Bu saldırı çok iyi hazırlanılmış ve uygulanılmış. İsrail’in İran’ı vuracağı belliydi. Suriye’deki rejim değişikliği sonrası İsrail’in Suriye toprakları üzerinde nüfuzunu arttırması ve stratejik adımlar atması bekleniyordu. Dışişleri Bakanımız çok geç ve kınama kıvamında bir açıklama yaptı. İktidarı dışarıdan destekleyen partinin genel başkanı gerekirse güç kullanılmasından yana bir tavır alınması gerektiğini söyledi. Sayın Bahçeli’yi kastediyorum. Ben de aynı kanaatteyim. Kınamanın ötesinde ifade edilmelidir. Yaşadığımız coğrafyanın hassasiyetleri var. İttifaklarımızı da ona göre şekillendirmek düşmanlarımızı da onların üzerimizde plan yapmasını engelleyecek şekilde yapmamız lazım. Diğer ülkelerin de ekonomileri etkilendi ama en çok Türkiye etkilendi. Bu Türkiye’nin ekonomisinin kırılgan olmasından kaynaklanıyor. Sırtlanların geçiş yolu üzerine kurulmuş bir devletiz.

İran’ın kendisini düzeltmek yolunda atacağı bir adım olacağını sanmıyorum. Bölgede bir rejim değişikliğine neden olacak. ABD’nin kimin arkasında durduğu aşikar. Türkiye’nin yapması gereken uluslararası toplumu harekete geçirmektir. Umarım doğru bir planlama yapılıyordur. Ama kamuoyu bilgilendirilmiyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile kamuoyu bilgilendirilmiyor. Hükümet, siyasi partileri bilgilendirmelidir. Ama hükümetin böyle bir alışkanlığı yok. Eskiden de birbirine muhalif partiler vardı ama milli meseleler söz konusu olduğunda siyasi partiler birbiriyle görüş alışverişinde bulunurdu. Şimdi eksik bilgilerle derin yorumlar yapmak bataklığı oluyor. Herkes eline değnek alıp harita önünde kamuoyunu bilgilendiriyor. Suriye’deki olayların sonucunda İsrail ile Türkiye sınır komşusu oldu. Bela Türkiye’ye bir adım daha yaklaştı, tedbir gereklidir. Suriye’de İsrail nüfuzunun çok kuvvetli olduğunu söylüyorum. ABD’nin orada uyguladığı strateji ve başardığı düzen İsrail’in hedeflerini tahkim eden nitelikler taşıyor.

“Abdullah Öcalan’a kurucu önder diyenleri kınıyorum”

Abdullah Öcalan denilen cani başına önemli yerlerde kurucu önder diyenleri kınıyorum. Ben Mazlum Abdi ile Öcalan’ın görüştüklerini de düşünüyorum. Mazlum Abdi, kırmızı bültenle aranan bir kişi. Böyle birini böyle bir süreçte davet ediyor olması bile Türkiye Cumhuriyeti’ni aşağıladığı anlamına gelir. Abdullah Öcalan denilen caninin sözde fesih sürecinde sesli bağlantısı sırasında topluluğa hitabına baktığınızda kendisini Kürt halkını da aşağılayarak sözler sarf ettiğini biliyoruz. Elbette Barzani’yi Mazlum Kobani’yi isteyecektir. Türkiye Cumhuriyeti buna sessiz kalırsa bir bedeli olur.

Abdullah Öcalan hangi sıfatla siyasi partilerle görüşmek istiyor. Terörsüz bir Türkiye, teröristin yol göstericiliği ile temin edilecekse ortada bir yanlışlık var. Bunların hangisi hangi emelinden vazgeçti? Silahları bırakmadılar. Silahı hangi şartlarda bırakacaklarını konuşuyorlar. Kimin silahını bırakıyorsunuz? Silahları ABD’den aldılar. Kime teslim edecekler? PKK isim değiştirdiğini söylüyor, PKK ismiyle yürüttüğümüz faaliyetleri durduruyoruz diyor. Ne PKK silah bırakacak ne de Türkiye üzerinde kurguladıkları oyundan vazgeçme planları var.

Abdullah Öcalan’ı Meclis’e getiremediler de Türkiye’yi onun ayağına mı götürecekler. Birileri böyle bir şeyin olmasını istiyor demekki. Lozan’ı tartışmak ne demek? Lozan’ın hangi maddesinin kararlarının nasıl alındığını onlar biliyor mu? Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıf düşürecek maceralara atılmak hangi akla hizmet? Devlet ve hükümet bu konunun içinde. MİT, Genel Kurmay, Emniyet hepsini katabilirsiniz. MİT ve Genel Kurmay istemediği halde bu süreç yapılıyor olabilir. Abdullah Öcalan’a başrol oyunculuğu verilen bir senaryoda kimin figüran kimin yardımcı oyuncu olduğunu anlamak güç.

Abdullah Öcalan’ın yol göstericiliğinde olan sürece karşıyım. PKK’nın artık bu ülkede tehdit sayılabilecek kadar elemanının olmadığını açıklamışlardı. Ayakkabı numaralarına kadar bilmiyorlar mıydı? IRA ve ETA silahını bıraktıktan sonra başka ülkede konuşlanmadı. Adam bir şeyden vazgeçmedi. Sözde fesih açıklamasına Lozan’dan başlıyor. Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senetidir. PKK silah bırakıyor, YPG ya da PJAK ne yapacak? Kim biliyor? Ambalajlanmış adı çok güzel terörsüz Türkiye. Ben teneke kutuda ikram edilen zehir hiç görmedim. Türk milletini zehirlemeye çalışıyorlar. Bu terörsüz Türkiye denilen şey Cumhuriyet’in 100. yılından sonra yaşama geçirdikleri kalkışma sürecidir, Türkiye Cumhuriyeti buna izin vermeyecek. Benim tapu senetimi yok sayacaksa Cumhuriyetimi yok sayacaktır.

Özdağ, 17 Haziran’da inşallah çıkar. Ben çıktığım yolculuğa adalet, eşitlik için çıktım. Her hak gasbına uğrayanın yanındayım. İmamoğlu ve diğer belediye başkanları da dahil. Ben kayyuma karşı direndim. Can Atalay’ın milletvekilliği için direndim. Osman Kavala’ya da sahip çıktım. Selahattin Demirtaş bugün terörün uzantısı olduğunu söylediğimiz partinin genel başkanı. Bir defa PKK’ya terör örgütü dememiştir, Abdullah Öcalan’ın heykelini dikeceğiz demiştir. Ümit Özdağ ile Selahattin Demirtaş aynı kişi midir ya da Ekrem İmamoğlu? Bir teröriste senin heykelini dikeceğiz diyen adam ile hukuken mağduriyete uğrayan insanı aynı kefeye koymam.

“Yeni Anayasa, Anayasa’yı kevgire çevirenlerin yapacakları iş değil”

DEM Partili vekillerin Numan Kurtulmuş’a oy vermesi siyasi bir göz kırpmadır. 3. turda yaşandı. Talep ve beklentilerine karşılık bulma halinde iktidar partisi ile çalışabilme kabiliyetine sahip olduklarını ortaya koydular. Süreç münasebetiyle de birbirlerini eleştirmiyorlar, DEM Parti ile iktidar partisi cicim aylarını yaşıyor. 11 kişilik komisyon Meclis dışı bir komisyon. Anayasa’nın nitelikli çoğunlukla çıkması lazım. Şuanki komisyona baktığımızda DEM, HÜDA Par, MHP… Bunlar bir koalisyon oluşturuyor. Anayasa değişikliğine dair ne çıkarsa çıksın referanduma taşınmalı. Yeni Anayasa lazım ama bu Anayasa’yı kevgire çevirenlerin yapacakları iş değil.

1982 Anayasasının 2002’ye kadar 7 kez değiştiğini millet unuttu. AK Parti sonrası toplam 21 kez değişti. Sadece 56 maddeye dokunulmadı. 2017’de rejim değişikliğine ve sistem değişikliği yapılıyor. Bu Anayasa’da Erdoğan’ın 2 defa aday olması mümkün değildi ama 3 defa oldu. 4. defa seçilebilmenin önünü açmaya çalışıyor. Türkiye’nin Anayasa değişikliğine ihtiyacı vardır o da parlamenter demokratik sisteme geçişle olmalıdır.

Türkiye 7 yıldır krizde. Türkiye tek adam rejiminde doğru kararlar alamıyor. Ekonominin en önemli unsuru güvendir. 4 ayda ödediğimiz faiz 19. 8 milyar dolar. Bütçeden ödenen iç faiz tutarı 724. 6 milyar TL. Bununla 2 tane Atatürk Barajı 1 tane de Akkuyu Santrali yapılıyor.”

Paylaşın

Nükleer Güçlerin Rekabeti Tırmanıyor

Nükleer güç olan ABD, Rusya, Kuzey Kore, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan ve İsrail’in 2024’te nükleer silahlar için harcamaları yüzde 11 oranında artarak 100 milyar 200 milyon dolara ulaştı.

Bu artışın nükleer silahların modernizasyonu ve nükleer silah cephaneliğinin güçlendirilmesi için yapılan yatırımları yansıttığı belirtiliyor. Beş yıl önce nükleer güçlerin nükleer silahlara toplam harcaması 68 milyar dolar tutarındaydı. Yani son beş yılda nükleer silahlara harcamalar yüzde 47’den fazla artmış olması dikkat çekiyor.

Dünyada nükleer silahlara sahip dokuz devletin nükleer silahlarını modernize etme ve cephanelerini arttırma yarışı yeni bir boyut kazanıyor.

Nükleer Silahların İmha Edilmesi Koalisyonu (ICAN) tarafından bugün Cenevre’de açıklanan rapor, nükleer güçlerin nükleer cephanelerini modernize etmek ve güçlendirmek için geçtiğimiz yıl harcamalarını dikkat çekici bir oranda artırdığına dikkat çekiyor.

ICAN raporuna göre nükleer güç olan ABD, Rusya, Kuzey Kore, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan ve İsrail’in 2024’te nükleer silahlar için harcamaları yüzde 11 oranında artarak 100 milyar 200 milyon dolara ulaştı.

Bu artışın nükleer silahların modernizasyonu ve nükleer silah cephaneliğinin güçlendirilmesi için yapılan yatırımları yansıttığı belirtiliyor. Beş yıl önce nükleer güçlerin nükleer silahlara toplam harcaması 68 milyar dolar tutarındaydı. Yani son beş yılda nükleer silahlara harcamalar yüzde 47’den fazla artmış olması dikkat çekiyor.

ABD, 2024’te 56 milyar 800 milyon dolara ulaşan tutar ile nükleer silahlara diğer tüm ülkelerin toplamından daha fazla harcama yapan ülke oldu. ABD’yi, 12 milyar 500 milyon dolar ile Çin, 10 milyar 400 milyon dolar ile İngiltere izledi.

Raporda, “Nükleer silaha sahip ülkelerin 2024’te nükleer silah geliştirmek ve bunları muhafaza etmek için harcadıkları para, neredeyse Birleşmiş Milletler bütçesinin 28 katına eşit” tespitine yer verildi. Bu verileri açıklayan ICAN, küresel çapta nükleer silahsızlanma için mücadele sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu bir koalisyon.

ICAN 2017’de Birleşmiş Milletler’de (BM) 122 ülke tarafından kabul edilen ve 2021’de yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması’nın yolunun açılmasına öncülük etmişti. Bu başarısından dolayı 2017’de Nobel Barış Ödülü’nü layık görülmüştü.

ICAN’ın politika ve araştırma koordinatörü Alicia Sanders-Zakre, özellikle İngiltere ve Fransa’daki harcama artışının Ukrayna’daki savaş ve artan gerginliklerle ilişkili olabileceğini belirtti. Sanders-Zakre “İngiltere ve Fransa’daki harcama artışında, en azından siyasi liderlerin söylemlerinde, Ukrayna’daki devam eden savaşa ve gerginliklere atıfta bulunulduğunu gördük ve bu bir rol oynuyor olabilir” dedi.

İngiltere ve NATO’daki diğer müttefikler artık Rusya’yı Avrupa için en önemli tehdit olarak görüyor. Bu nedenle Almanya gibi pek çok ülke savunma harcamalarını devasa boyutta artırarak silahlanmaya hız veren planlarını da uygulamaya başladı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İran, İsrail’i Füzelerle Vurdu

İran’ın İsrail’e yönelik misilleme saldırısı başlattığı duyurulurken, İsrail, İran’dan fırlatılan füzeleri tespit ettiklerini ve müdahale girişiminde bulunduklarını açıkladı.

Haber Merkezi / İsrail Savunma Kuvvetleri’nden (IDF) gelen açıklamada Tahran’ın İsrail’e “onlarca füze” fırlattığı ifade edildi. Başkent Tel Aviv’de dumanların yükseldiği görülürken, hem Tel Aviv’de hem de Kudüs’te patlama sesleri duyuldu.

İran devlet medyası ise Tahran’ın misilleme amacıyla İsrail’e “yüzlerce çeşitli balistik füze” fırlattığını bildirdi. İran’ın resmi haber ajansı IRNA, “Birkaç dakika önce işgal altındaki topraklara yüzlerce çeşitli balistik füzenin fırlatılmasıyla, siyonist rejimin vahşi saldırısına kararlı bir yanıt operasyonu başladı,” ifadelerini kullandı.

Bu arada İran devlet medyası İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait iki savaş uçağının düşürüldüğünü iddia etti. IRNA haber ajansı, “İran gökyüzünde en az iki İsrail uçağı düşürüldü” dedi. İranlı Tasnim haber ajansı ise İsrailli bir kadın savaş pilotunun esir alındığını duyurdu.

İran medyası akşam saatlerinde ülkenin orta kesimlerindeki İsfahan kentinde şiddetli bir patlama yaşandığını aktardı. Bölgede bir nükleer tesis bulunduğu belirtiliyor. İsrail ordu sözcüsü Effie Defrin, “İsfahan’daki nükleer tesisi vurduğumuzu teyit edebilirim. Operasyon devam ediyor” dedi. Gün boyunca devam eden saldırılarda 200’den fazla hedefin vurulduğunu kaydetti.

Bir video mesaj yayınlayan İran dini lideri Ali Hamaney İsrail saldırılarına yanıt vereceklerini söyledi, “İran ordusu, İsrail’i çaresiz bırakacak. İran silahlı kuvvetleri İsrail’e çok sert yanıt verecek” dedi. Hamaney’in bu açıklamasından kısa süre sonra İran’dan İsrail’e yüzlerce balistik füze fırlatıldığı duyuruldu. Hamaney’in mesajı yayınlandığı sırada İsrail’in İran’a yönelik saldırıları devam ediyordu.

İsrail’den karşılık sözü

İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz, İran’ın “sivillerin yaşadığı merkezleri füzelerle vurarak çizgiyi aştığını” ve bunun “çok ağır bir bedeli” olacağını söyledi. Bir İsrailli yetkili de, ” İran, nüfus merkezlerine ateş açmanın bedelini ağır ödeyecek,” dedi.

İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tzachi Hanegbi, başlattıkları saldırılarda İran lideri Ayetullah Ali Hamaney ve üst düzey siyasi isimleri hedef almayacaklarını belirtti. Kanal 12’ye konuşan Hanegbi, İsrail saldırılarının amacının nükleer programını tamamen rafa kaldırmaya zorlayarak İran’ı askeri baskı altına almak olduğunu aktardı.

Hanegbi, saldırılarla “İran’ın nükleer programı, balistik füze kabiliyetleri, karadan İsrail’i yok etme kapasitesine saldırmak ve İran’ın nükleer programının diplomatik yollarla uzun vadede engellenmesi için gerekli koşulları oluşturmak” olmak üzere dört hedefe odaklandıklarını kaydetti.

Ne olmuştu?

İsrail ordusu, haftalardır tırmanan gerilimin ardından, “nükleer programı hedef almak amacıyla” İran’a yönelik ‘Yükselen Aslan’ adıyla kapsamlı bir hava harekâtı başlattı.

İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait 200’den fazla savaş uçağı, gece boyunca İran genelinde 100’ün üzerinde hedefi vurdu. Saldırılarda askerî noktalar, nükleer tesisler ve sivil yerleşim yerleri vurulurken; üst düzey askerî yetkililer ile nükleer bilim insanlarına yönelik suikastlar da düzenlendi.

Bu saldırılar, bölgede daha geniş çaplı bir askerî çatışma ihtimaline yönelik endişeleri artırdı. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, saldırının ardından İsrail’i “acı ve sarsıcı” bir sonucun beklediği konusunda uyardı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise “İsrail’in bekasına yönelik tehdidi bertaraf etme” gerekçesiyle başlattıkları saldırıların, “tehlike ortadan kalkana kadar” süreceğini söyledi. İsrail ordusunun İran’a yönelik saldırılarıyla ilgili bilinenleri derledik.

İsrail’in saldırıları başkent Tahran, Kirmanşah, Doğu Azerbaycan (Tebriz), Kum, Loristan, Hemedan ve İsfahan eyaletlerini kapsadı. Başkent Tahran ve çevresindeki askeri bölgelerin yanı sıra, sivil yerleşimler hedef alındı.

Hemedan’daki Subaşı Radar Merkezi, Kirmanşah’ta askeri kışlalar, radar sistemleri ve Hüsrevi Sınır Kapısı vuruldu. Loristan’da bir askeri tesis, Tebriz’de ise bir nükleer araştırma merkezi ile iki askeri üssün de aralarında olduğu beş ayrı nokta bombalandı.

İsfahan kentinde yer alan ve İran’ın nükleer programı açısından kritik önemdeki Natanz Uranyum Zenginleştirme Tesisi de saldırının hedeflerinden biri oldu. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na yakınlığıyla bilinen yarı resmi Fars Haber Ajansı’na göre, İsrail saldırılarında en az 78 kişi hayatını kaybetti, 329 kişi yaralandı.

İran medyasına göre, Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Hüseyin Selami ile Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, İsrail saldırısında öldürülenler arasında yer alıyor.

Tesnim Haber Ajansı, Hatemü’l-Enbiya Karargâhı Komutanı Tümgeneral Gulamali Reşid’in de saldırılarda öldüğünü duyurdu. Devlet medyası Nour News, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in danışmanı Ali Şemhani’nin ağır yaralandığını bildirdi. Tesnim Haber Ajansı, İsrail’in altı nükleer bilim insanını öldürdüğünü bildirdi.

Hayatını kaybedenler arasında, İslami Azad Üniversitesi Rektörü ve teorik fizikçi Muhammed Mehdi Tehrançi, İran Atom Enerjisi Kurumu’nun eski başkanı Feridun Abbasi, ayrıca Abdulhamid Menuçehr, Ahmed Rıza Zülfikari, Emir Hüseyin Fıkhi ve Halil Mutallibzade yer aldı.

Paylaşın

Çanakkale Köprüsü, Araç Geçiş Garantisinin Üçte Birinde Kaldı

CHP’li Deniz Yavuzyılmaz, “Çanakkale Köprüsü’nden Hazine’nin şirket garanti ettiği araç geçiş sayısının sadece 3’te 1’i tutturulabildi. Tutturulamayan 3’te 2’lik kısmını ise köprüden geçmeyen vatandaş ödeyecek” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, sosyal medya hesabından Çanakkale Köprüsü’nün garanti geçiş sayısına ilişkin açıklama yaptı. Çanakkale Köprüsü’nde bayramda bile garanti edilen araç sayısı tutturulamadığını söyleyen Yavuzyılmaz, “Hazine’nin şirket garanti ettiği araç geçiş sayısının sadece 3’te 1’i tutturulabildi. Tutturulamayan 3’te 2’lik kısmını ise köprüden geçmeyen vatandaş ödeyecek” dedi.

Türkiye’de en fazla araç trafiğinin bayramda olduğunu ifade eden Yavuzyılmaz, “6 günlük bayram süresince AKP tarzı yap-işlet-devret modeliyle yapılan Çanakkale Köprüsü’nde Hazine’nin şirket garanti ettiği araç geçiş sayısının sadece 3’te 1’i tutturulabildi. Tutturulamayan 3’te 2’lik kısmını ise köprüden geçmeyen vatandaş ödeyecek” dedi.

Yavuzyılmaz, “4-9 Haziran arasındaki 6 günlük bayram süresince garanti edilen araç geçiş sayısı 270 bin adet araç. Gerçekleşen araç geçiş sayısı ise 89 bin 537. AK Partinin hata payı yüzde 67. Hazine’nin şirkete ödeyeceği garanti tutarı 3 milyon 834 bin avro. Ortalama kur ile 153 miyon lira. Çanakkale Köprüsü’nün açılış tarihi 18 Mart 2022. kamuya devir tarihi 28 mayıs 2034. Garanti edilen günlük araç sayısı 45 bin adet. Garanti edilen 15 euro artı KDV x Avrupa Birliği enflasyon farkı. Yani vatandaşımızın sırtına hem Türkiye’deki enflasyon farkı onun üzerine de Avrupa Birliği enflasyon farkı Çanakkale Köprüsü geçiş ücretiyle yüklenmiş oluyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Basit Bir Soru Gibi Görünebilir: Evrenin Merkezi Nerede?

Albert Einstein bile uzun yıllar boyunca, evrenin statik olduğuna, yani her zaman aynı boyutta ve şekilde kaldığını düşünüyordu ve 1915’te yayımladığı genel görelilik kuramı da bu fikri destekler nitelikteydi.

Haber Merkezi / Ancak bilim insanları gelişmiş teleskoplarla uzayın derinliklerine baktıklarında, uzak galaksilerin Dünya’dan daha da uzaklaştığını fark ettiler. Bu, evrenin hareketsiz olmadığı, genişlediği anlamına geliyordu.

Bu durum, ilk başta Albert Einstein’ın ortaya koyduğu kuram ile bir çelişki gibi görünüyordu. Ancak bilim insanları kısa sürede Einstein’ın denklemlerinin aslında genişleyen bir evrene izin verdiğini fark ettiler. Onun denklemlerini kullanarak evrenin zamanla değişebileceğini ve büyüyebileceğini gösteren modeller oluşturdular.

Bugün evrenin gerçekten de genişlediğini biliyoruz; yaklaşık 13,8 milyar yıl önce gerçekleşen Büyük Patlama’dan bu yana da genişlemeye devam ediyor. Bu durum birçok yeni soruya neden oluyor: Eğer evren genişliyorsa, neye doğru genişliyor ve nereden başladı? Bir patlamanın ortası gibi bir merkez var mı?

Büyük Patlama’yı tek bir noktada meydana gelen bir patlama olarak hayal etmek doğal, galaksiler merkezden çevreye doğru yayılıyor, ancak bu tam olarak doğru değil. Evrenin kendisi esniyor ve galaksileri de beraberinde taşıyor.

Evreni, üzerine minik noktalar çizilmiş bir balonun yüzeyi olarak düşünün. Balon şiştikçe, noktalar birbirinden uzaklaşır; noktalar hareket ettiği için değil, balonun yüzeyi gerildiği için. Noktalar balon boyunca hareket etmez; yerlerinde kalırlar, ancak aralarındaki mesafe genişler.

Bu ayrıca balonun yüzeyinde bir merkez olmadığı anlamına gelir. Sonsuza kadar herhangi bir yöne genişleyebilir ve asla özel bir merkez noktası bulunmaz.

Aynı durum evren için de geçerlidir, genişlemenin bir merkezi yoktur. Yani bir bakıma, her yer merkezdir ve hiçbir yer değildir. Evren merkezi bir noktadan büyümüyor, her noktadan büyüyor. Bunu hayal etmek zor gelebilir, ancak modern bilimdeki en güzel gerçeklerden biridir.

Paylaşın

Açlık Sınırı 23 Bin 615 Yoksulluk Sınırı 81 Bin 686 Lira

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı yani açlık sınırı 23 bin 615 liraya, açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama göre, yoksulluk sınırı ise 81 bin 686 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı ise en az 37 bin 912 lira oldu. Buna göre tek başına yaşayan bir kişi için yoksulluk sınırı 37 bin 912 lira olarak tespit edildi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM), Açlık ve Yoksulluk Sınırı Mayıs 2025 Dönem Raporu’nu açıkladı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri ve BİSAM’ın hesaplamalarına göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı mayıs ayında 23 bin 615 lira oldu. Bu harcama tutarı sadece gıda için yapılması gereken minimum tutardır. Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 81 bin 686 lira oldu.

Yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 6.597 lira, bu değer yetişkin bir kadın için 6.254, 15-18 yaş bir genç için 6.610, 4-6 yaş arası bir çocuk için 4.155 lira oldu. Sağlıklı bir biçimde beslenmenin toplam aile bütçesine maliyeti ise 23 bin 615 lira olarak tespit edildi. Bu tutar söz konusu ailenin sadece gıda için yapması gereken zorunlu harcama tutardır. Eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler ile birlikte bir ailenin yapması gereken harcama tutarı 81 bin 686 liraya ulaştı.

Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı ise en az 37.912 lira oldu. Buna göre tek başına yaşayan bir kişi için yoksulluk sınırı 37.912 lira olarak tespit edildi.

Günlük harcamalarda Mayıs 2025 dönemi için en yüksek maliyet grubunu 211.71 liralık harcama gereksinimi ile meyve ve sebze oluşturdu. İkinci en yüksek maliyetli harcama grubu 210,71 lira ile süt ve süt ürünleri oldu. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı ise 161.64 lira, ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 71.43 oldu. Katı yağ ve sıvı yağ ise 40.69 lira masraf yapılması gereken ürün grubudur. Yumurta için 15.22, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 19.29 lira harcama yapılması gerekmektedir.

Daha dar bir gruplandırmaya göre harcamalarda et, yumurta ve kurubaklagil yüzde 27.3 ile ilk sıradayken, süt ve süt ürünleri grubunun payı yüzde 26.77’dir. Meyve ve sebze grubunun payı ise yüzde 26.9 olarak tespit edildi. Ekmek, makarna vb.’nin toplam içindeki payı yüzde 11.38, diğer gıda harcamalarının toplam içindeki payı ise yüzde 7.62 oldu.

Paylaşın