DEM Partili Temelli’den “Süreç” İçin Komisyon Çağrısı

DEM Partili Sezai Temelli, PKK’nın silah bırakma ve fesih kararı sonrası gelişen sürece ilişkin, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a Meclis’te komisyon kurulması için harekete geçme çağrısı yaptı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslenen Temelli, “Türkiye’de sağlanacak olan Kürt barışının bölgeye olacak etkilerini uzun zamandır dile getiriyoruz. Kürt meselesi demokratik bir çözüme kavuşursa bu anlamda kalıcı bir barış inşa edilebilirse bölge halklarının kurtuluşu da buradan geçer. Filistin halkının da bölgedeki tüm halkların da kurtuluşu buradan geçiyor. Yoksa İran ve İrail gibi rejimilerden geçmiyor. Bugün için Türkiye için çok riskler birikmiş durumda. Bu risklere karşı yegane gücümüz barıştır. Bu vesileyle çağrımızı yineliyoruz; gelin demokratik toplum çağrısına, kalıcı barış mücadelesine destek verin. Bu anlamıyla üzerimize düşen sorumluluklar var. Diplomasi alanında yapılacaklar var ama Meclisin de yapması gerekenler var. Meclis torba yasaların içinde boğulmaya devam ediyor. Oysa Meclis demokratik toplum ve barış konusunda inisiyatif alma günlerini yaşıyor.” dedi.

“Meseleye özgü Meclis komisyonu kurulmalı”

İnisiyatif alınması ve adım atılmasını isteyen Temelli komsiyonun yapısına dair ise şunları söyledi: “Meseleri birbirine karıştırmamız gerekiyor. Bu konuda çalışacak komisyon kendisini bu konuda yetkinleştirmeli ve etkili bir çalışmayı ortaya koymalıdır. Yok anayasa yok başka meselelermiş, her şeyi birbirine karıştırıp hareketsiz hale gelmememiz lazım. Anayasa çalışmaları da muhakkak yapılabilir diğer çalışmalar da yapılabilir ama bu meseleye özgü bir çalışma için Meclis komisyonu önemlidir.”

Hasta tutukluların durumuna değinen Temelli yargı paketindeki eksiklikleri eleştirdi, “Nihat Genç 30 yılı doldurmasına rağmen iyi halli olmadığı gerekçesiyle bırakılmadı. İnsanlara ‘pişman mısınız’ diyerek kimliğini değiştiremezsiniz..” diye konuştu.

Gazetecilerin İmralı görüşmesinin ne zaman gerçekleşeceği sorusu üzerine “Başvuruyu yaptık cevap bekliyoruz.” diye yanıt verdi.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

Araştırma: Balıklar Yakalandıktan Sonra 20 Dakika Boyunca Yoğun Acı Çekiyor

Yakın zamanda yayınlanan bir araştırma, beslenmek için avlanıp öldürülen balıkların, boğma gibi yöntemlerle öldürüldüklerinde, 2 ila 20 dakika arasında dayanılmaz bir acı çektiğini ortaya koydu.

Scientific Reports adlı akademik dergide yayımlanan araştırma, balıkların kesim sırasında yaşadığı gizli acıyı ortaya koyuyor ve onların refahını iyileştirmek için çözümler sunuyor.

Araştırmacılar, bu bulguların her yıl insan tüketimi için öldürülen 2,2 trilyon vahşi ve 171 milyar çiftlik balığının refahını iyileştirmeye yardımcı olacağını umuyor.

Çalışmada bilim insanları, balıkların havayla boğulması diye adlandırılan yaygın bir kesim yöntemine odaklandı. Hayvan refahı grupları, bu süreçte balıkların bilincini kaybetmesi için önemli miktarda zaman geçmesi nedeniyle, balıkları oksijensiz bırakmayı içeren bu yöntemi insanlık dışı diye niteledi.

Araştırmacılar, gökkuşağı alabalığının bu süreçte ortalama 10 dakika boyunca şiddetli acı çektiğini ve balıkların boyutu ve su sıcaklığı gibi faktörlere göre bu sürenin 2 ila 22 dakika olduğunu tespit etti.

“Boğulma sırasında ortaya çıkan stres tepkilerini inceleyen araştırmalar doğrultusunda, her alabalığın 10 dakika orta ila şiddetli acı çektiğini tahmin ediyoruz” diye yazdılar.

Çalışma, balıkların yakalandıktan sonra buzlu suda soğutulmasının daha da büyük bir acı yüküne neden olabileceği uyarısında bulundu. “Metabolik süreçleri yavaşlatarak, düşük sıcaklıklar bilinç kaybına kadar geçen süreyi uzatabilir” diye belirtildi.

Diğer müdahalelere bakıldığında araştırmacılar, doğru uygulandığında elektrikle bayıltmanın, balıkların kesilmesi için harcanan her ABD doları başına balıkların yaşadığı orta ila aşırı ağrıyı 1 ila 20 saat önleyebileceğini buldu.

Araştırmacılar, özel cihazlarla hayvanın kafasına darbeyi içeren vurarak bayıltma adlı başka bir yöntemin balıkları fazla acı çekmeden hızlıca öldürebildiğini ancak “uygulama zorluklarının” bulunduğunu belirtti. Nakliye sırasında balıkların sıkışık tutulması gibi diğer kesim öncesi uygulamaların balıkların daha da fazla acı çekmesine neden olabileceğini eklediler.

Çalışma ayrıca, hayvanların çeşitli acı veya refah durumlarında geçirdiği toplam süreyi tahmin ederek hayvan refahını ölçen yöntem Refah Ayak İzi Çerçevesi’nin kullanımını da vurguladı.

Bu yöntem, farklı hayvan refahı müdahaleleri arasında doğrudan karşılaştırma yapmak için zaman bazlı değerleri öznel deneyimlere uyguluyor.

Çalışmanın yazarlarından Wladimir Alonso, “Refah Ayak İzi Çerçevesi, hayvan refahını değerlendirmek için titiz ve şeffaf, kanıta dayalı bir yaklaşım sunuyor ve en büyük etkiyi elde etmek adına kaynakların nereye tahsis edileceğine dair bilinçli kararlar alınmasını sağlıyor” dedi.

Bu bulgular, maliyet-fayda kararlarına rehberlik etmek ve alabalık kesim düzenlemeleri ve uygulamaları hakkında bilgi vermek için şeffaf, kanıta dayalı ve karşılaştırılabilir ölçütler sağlıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan: Nükleer Silah Geliştirme Hedefimiz Yok

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, nükleer silah geliştirme hedeflerinin olmadığını belirterek, nükleer enerji ve araştırma hakkından feragat etmeyeceklerini söyledi.

İran, Pazartesi sabah erken saatlerde bir kez daha İsrail’i füze saldırılarıyla hedef alırken Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan İran meclisinde bir konuşma yaptı.

Konuşmasında, “Nükleer silah geliştirme hedefimiz yok” diyen Pezeşkiyan, “Nükleer enerji ve araştırma hakkımız var ve biz hiç kimsenin bu hakkı elimizden almasına izin vermeyeğiz” ifadelerini kullandı. Pezeşkiyan ayrıca İran halkına İsrail’e karşı birlik olma ve direniş gösterme çağrısında bulundu.

Her türlü görüş ayrılığı ve sorunun bir kenara bırakılması gerektiğini söyleyen Pezeşkiyan, “İsrail’in soykırım suçu niteliğindeki saldırganlığına karşı birlik ve beraberlik içinde güçlü bir şekilde durmalıyız” dedi.

“Bedelini Tahran sakinleri ödeyecek”

Bu sabah saatlerinde İsrail’den de art arda açıklamalar geldi. İsrail ordusu, İran’ın başkenti Tahran’daki Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü karargahı ile İran ordusuna ait komuta merkezinin İsrail hava kuvvetleri tarafından vurulduğunu duyurdu.

İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz ise yaptığı açıklamayla Tahran kenti sakinlerini uyardı. İran’ın İsrail’de sivilleri hedef aldığına vurgu yapan Katz, bunun bedelini Tahran sakinlerine ödeteceklerini ifade etti.

“Tahran’ın kibirli diktatörü korkak bir katile dönüştü” diyen Katz, “İran’ın, askeri yeteneklerini felce uğratan İsrail’i caydırmak için İsrailli sivillerin evlerine ateş açtığını” kaydetti. Bakan Katz ayrıca, “Tahran sakinleri bunun hesabını ödeyecek, hem de çok yakında” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan, Pezeşkiyan İle Görüştü: Türkiye, Rol Üstlenmeye Hazır

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile görüşen Erdoğan, Türkiye’nin çatışmaların sona ermesi ve nükleer müzakerelere dönüş sürecinde kolaylaştırıcı rol üstlenmeye hazır olduğunu belirtti.

Haber Merkezi / Bölgesel barış ve istikrarın korunmasına büyük önem verdiklerini dile getiren Erdoğan, lider diplomasisi kapsamında yoğun temaslarını sürdürdüğünü aktardı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İletişim Başkanlığı’ndan görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Görüşmede İsrail ile İran arasındaki çatışma, bölgesel ve küresel konular ele alındı.

Erdoğan görüşmede, İsrail ve İran arasındaki çatışmalı süreç ile ilgili liderlerle bir dizi temas gerçekleştirdiğini, çatışmaların bir an önce sona ermesi ve nükleer müzakerelere dönülmesi için Türkiye’nin kolaylaştırıcı bir rol üstlenmeye hazır olduğunu ifade etti. Erdoğan, Türkiye’nin bölgesinde barış ve istikrarın korunmasına verdiği önemin altını çizdi.

Erdoğan, Putin ile telefonda görüştü

Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre görüşmede, ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel gelişmeler ve özellikle Ortadoğu’da tırmanan kriz masaya yatırıldı.

Erdoğan görüşmede, Türkiye’nin ilk günden bu yana şiddetin durdurulması ve tansiyonun düşürülmesi için yoğun diplomatik çaba harcadığını vurgulayarak, İran ile yaşanan gerilimin çözümünün ancak diyalog ve diplomasiyle mümkün olabileceğini ifade etti. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının yalnızca bu iki ülkeyi değil, tüm bölgeyi istikrarsızlığa sürükleme potansiyeline sahip olduğunu dile getiren Erdoğan, Netanyahu hükümetinin hukuk tanımaz politikalarının uluslararası güvenlik açısından da ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

Görüşmede, İsrail’in saldırıları nedeniyle dikkatlerin Gazze’de yaşanan insani felaketten uzaklaştırılmaması gerektiğine de dikkat çeken Erdoğan, Tel Aviv yönetiminin bölgesel oldubittilere yönelme ihtimaline karşı da uyarılarda bulundu.

Rusya Devlet Başkanı Putin ise, çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi ve diplomatik kanalların yeniden işler hâle getirilmesi gerektiği konusunda Erdoğan ile aynı görüşü paylaştığını söyledi. İki lider, bölgesel barışın sağlanması için uluslararası toplumun daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Paylaşın

Beşiktaş’ın Borcu 16 Milyar Lirayı Aştı

Beşiktaş Kulübü Denetim Kurulu Üyesi Kerem Akbaş, kulübün borcunun 28 Şubat 2025 tarihi itibarıyla toplam 16 milyar 463 milyon 665 bin 972 lira olduğunu kaydetti.

Beşiktaş Kulübü 2025 Yılı 2. Olağan Divan Kurulu Toplantısı, İstanbul Kongre Merkezi Üsküdar Salonu’nda düzenleniyor. Toplantıda kulübün borcu da açıklandı.

Beşiktaş Kulübü Denetim Kurulu Üyesi Kerem Akbaş, kulübün borcunun Şubat 2025 itibarıyla 16 milyar 463 milyon 665 bin 972 TL olduğunu belirtti. Bir önceki divan kurulunda borç, 31 Aralık 2024 tarihli olarak 15 milyar 65 milyon 312 bin 308 TL şeklinde duyurulmuştu.

Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı, yakın zamanda basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Beşiktaş tarihinin en büyük borç kapatma işlemini yaptık. Beşiktaş’ı bu noktaya getirenler, borcu 1 yılda 150 milyon euro artıranlar, 1 günde 2 bonservis rekoru kırarken, biz borç ödeme rekoru kırdık” demişti.

Beşiktaş, 2024 – 2025 sezonunu 62 puanla 4. sırada bitirmişti.

Paylaşın

Süpernovalar Dünya’da İklim Değişikliğini Tetikleyebilir Mi?

Büyük bir yıldız süpernova adı verilen parlak bir ışıkla patladığında, uzaya yüksek enerjili parçacıklardan oluşan bir dalga gönderir. Bu parçacıklar binlerce ışık yılı yol kat ederek güneş sistemlerini geçebilir ve hatta Dünya’ya bile ulaşabilir.

Haber Merkezi / Yeni bir araştırma, bu kozmik patlamaların geçmişte Dünya’da ani iklim değişikliklerine yol açmış olabileceğini öne sürüyor.

Royal Astronomical Society’nin Monthly Notices dergisinde yayımlanan araştırmada, Arktik ve Alpin Araştırma Enstitüsü’nde (INSTAAR) araştırma görevlisi olan Robert Brakenridge, süpernovaları Dünya iklimindeki ani değişimlerle ilişkilendiren yeni kanıtlar ortaya koyuyor.

Brakenridge’in araştırması, yakın mesafedeki süpernovaların (örneğin, 50-100 ışık yılı uzaklıkta) yaydığı yüksek enerjili parçacıkların ve kozmik ışınların, Dünya atmosferinde iyonlaşmaya neden olabileceğini öne sürmektedir. Bu iyonlaşma, bulut oluşumunu etkileyerek iklimde ani değişikliklere yol açabilir.

Araştırma, geçmişteki bazı iklim değişimlerinin ve çevresel şokların, süpernova kaynaklı kozmik ışınlarla bağlantılı olabileceğini iddia ediyor. Örneğin, bu tür patlamalar ozon tabakasını zayıflatabilir ve UV radyasyonunun yüzeye ulaşmasını artırarak ekosistemleri etkileyebilir.

Brakenridge, bu etkileri anlamak için jeolojik kayıtlar ve izotop analizleri gibi yöntemler kullanmıştır. Özellikle, geçmişteki süpernova patlamalarının izlerini karbon-14 gibi izotop anomalilerinde aramıştır.

Araştırma, süpernovaların iklim üzerindeki etkilerinin dolaylı olduğunu ve genellikle insan kaynaklı iklim değişikliği gibi modern faktörlerden daha az etkili olduğunu vurguluyor. Ancak, yeterince yakın bir süpernova patlaması, atmosferik ve çevresel dengeleri ciddi şekilde bozabilir.

Brakenridge’in araştırması, süpernovaların Dünya tarihindeki kitlesel yok oluşlarla bağlantısını da araştırıyor. Örneğin, yaklaşık 2,5 milyon yıl önceki bazı çevresel değişimlerin, bir süpernova patlamasıyla ilişkilendirilebileceği öne sürülüyor.

Robert Brakenridge, süpernovaların Dünya’nın iklimi ve çevresi üzerindeki etkilerini araştıran bir bilim insanıdır. Yakın zamanda yayımlanan bir çalışmasında, özellikle son 50.000 yıl içindeki süpernova patlamalarının Dünya’nın atmosferine ve iklimine olan etkilerini incelemiştir.

“Süpernovalar Dünya’nın iklimini etkileyebilir” tartışmaları

Bir süpernova, yakındaki bir yıldızın patlaması sonucu ortaya çıkan muazzam enerji ve radyasyon, Dünya’nın atmosferine ve iklimine çeşitli şekillerde etki edebilir. İşte bu tartışmanın temel noktaları:

Kozmik ışınlar ve bulut oluşumu: Süpernovalar, yüksek enerjili kozmik ışınlar üretir. Bu ışınlar Dünya atmosferine ulaştığında, iyonlaşma yoluyla bulut oluşumunu etkileyebilir. Bulut örtüsündeki artış, Güneş ışınlarının yansımasını artırarak küresel soğumaya (albedo etkisi) neden olabilir. Tersine, bulut örtüsünün azalması ısınmaya yol açabilir. Ancak bu etkinin büyüklüğü ve yönü hâlâ tartışmalıdır.

Ozon tabakasının zayıflaması: Süpernovadan gelen yüksek enerjili gama ışınları veya kozmik ışınlar, atmosferdeki ozon tabakasını tahrip edebilir. Ozon tabakasının incelmesi, daha fazla ultraviyole (UV) ışınının Dünya yüzeyine ulaşmasına neden olur. Bu, ekosistemler ve bitki örtüsü üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir, dolaylı olarak iklim sistemlerini etkileyebilir.

Yakınlık ve şiddet: Bir süpernovanın Dünya üzerindeki etkisi, patlamanın ne kadar yakın gerçekleştiğine bağlıdır. Örneğin, 10-50 parsek (yaklaşık 30-160 ışık yılı) mesafedeki bir süpernova, atmosferi ciddi şekilde etkileyebilir. Daha uzak süpernovalar ise genellikle minimal etkiye sahiptir. Şu anda bilinen yakın yıldızlardan böyle bir tehdit kısa vadede beklenmemektedir.

Geçmişte süpernovaların etkileri: Bilim insanları, geçmişteki bazı kitlesel yok oluş olaylarının (örneğin, yaklaşık 2,5 milyon yıl önceki Pliyosen-Pleistosen sınırı) süpernova kaynaklı kozmik ışın artışlarıyla bağlantılı olabileceğini öne sürmektedir. Bu olaylar, iklimde ani değişikliklere yol açmış olabilir.

Günümüz bağlamı: Günümüzde insan kaynaklı iklim değişikliği (sera gazları, karbon emisyonları vb.) çok daha baskın bir etkendir. Bir süpernovanın iklim üzerindeki etkisi, ancak çok yakın bir patlama gerçekleşirse belirgin olur. Şu anda böyle bir risk düşük görünmektedir.

Paylaşın

Türkiye’nin Kredi Risk Primi 300 Puanı Aştı

Türkiye’nin 5 yıllık CDS (Credit Default Swap) puanı 300 seviyesini aştı. Uzmanlar, bu artışı hem bölgesel güvenlik tehdidinin hem de Türkiye ekonomisinin hâlihazırda taşıdığı kırılganlıkların bir yansıması olarak değerlendiriyor.

İsrail’in cuma sabahı İran’ın başkenti Tahran, İsfahan’daki Natanz nükleer tesisi ve diğer stratejik noktalara düzenlediği saldırılar, sadece bölgesel değil küresel dengeleri de sarstı. Saldırılarda İran Genelkurmay Başkanı ve Devrim Muhafızları Komutanı dahil çok sayıda üst düzey isim hayatını kaybederken, misilleme olarak İran’ın gece saatlerinde İsrail’e füzelerle karşılık vermesi tansiyonu daha da yükseltti.

Bu gelişmelerin ardından Türkiye’nin ekonomi cephesi de hızlı bir tepki verdi. Ülkenin 5 yıllık kredi risk primi (CDS), yalnızca birkaç saat içinde 15 baz puan artarak yeniden 300 seviyesinin üzerine çıktı. Uzmanlar, bu artışı hem bölgesel güvenlik tehdidinin hem de Türkiye ekonomisinin hâlihazırda taşıdığı kırılganlıkların bir yansıması olarak değerlendiriyor.

CDS’teki yükselişin yanı sıra, Borsa İstanbul’da da sert kayıplar yaşandı. BIST 100 endeksi gün içinde yüzde 4’ten fazla gerilerken, yatırımcıların güvenli limanlara yönelmesiyle altının ons fiyatı 3.445 dolara kadar çıktı.

İsrail-İran çatışmasının Hürmüz Boğazı’na sıçraması ihtimali, petrol ve doğal gaz fiyatlarını da yukarı çekti. Brent petrol yüzde 8 yükselerek 75 dolar seviyesini aşarken, Türkiye’de benzin ve motorine 1 lira 70 kuruşluk zam beklentisi oluştu. Bu durum, Türkiye’de enflasyon baskılarını artırabilecek yeni bir dalganın da habercisi olabilir.

Karar’da yer alan habere göre; Ekonomistler, Türkiye’nin zaten yüksek faiz, düşük rezerv ve siyasi istikrarsızlık sarmalıyla mücadele ettiğini hatırlatıyor. İsrail-İran savaşı gibi jeopolitik bir şokun, hem döviz piyasalarında baskıyı artırabileceği hem de Türkiye’nin dış finansmana erişimini daha da zorlaştırabileceği uyarısında bulunuluyor.

CDS primi nasıl hesaplanıyor?

Ülkelerin dış borçlanmalarına karşı CDS’leri genelde büyük uluslararası yatırım bankaları sağlıyor ve o ülkelerin borcunu çevirememesi halinde ödemeyi bu banka üstlenmiş oluyor. Bu bankalar da söz konusu ülkenin geri ödeme yeteneğini, makroekonomik koşullarını inceleyerek bir risk oranı belirliyor.

Bu oran belirlenirken uluslararası derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar önemli bir rol oynasa da bunun dışında da bir çok faktör göz önünde bulunduruluyor.

Ekonomisi sağlam ve geri ödeme sorunu yaşamayacağı düşünülen ülkelerin risk primi düşük olurken geri ödemekte sorun yaşayacağı düşünülen ülkelerin risk primi yüksek bir orandan belirleniyor.

CDS priminin artmasının sonuçları ne olur?

Kamunun ve özel sektörün dış borçlanma maliyetleri CDS primine paralel olarak artar.

Burada kendini besleyen bir döngü oluşur. Borçlanma maliyetinin artması döviz girişini azalttığı için dış borcu ödemeyi zorlaştırır. Bu da riski daha da çok yükseltir.

Artan maliyetler, daha fazla kaynağın borç ödemesine ayrılması ve daha az harcanabilir gelir (yani refah kaybı) anlamına gelir.

Döviz girişinin azalması içerideki likidite krizini daha da derinleştirirken enflasyonist baskıları artırır.

Ulaşılabilecek en uç nokta, CDS ile sigortalanan temerrüt riskinin gerçekleşmesi durumudur. Dış borcun çevrilemez hale gelmesi ya da “iflas” durumu, başta enerji olmak üzere ithal ettiğimiz pek çok ürünü alamayacak hale gelmemiz, ithal ara malına dayalı üretim yapımızın durması anlamına gelir.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’nun Diploması Belge Olmadan İptal Edilmiş

İstanbul Üniversitesi, Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaline ilişkin istenen 23 ayrı belge için mahkemeye yazı gönderdi.

Üniversite, söz konusu belgelerin hazırlanmasının zaman alacağını belirterek, 13 Haziran’dan itibaren geçerli olmak üzere 30 günlük ek süre talebinde bulundu.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diploması ile ilgili açılan davada İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi ara kararını verdi.

Sözcü’nün haberine göre, İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle açılan davada mahkeme, 4 ayrı kurumdan toplam 36 belgeyi 13 Haziran tarihine kadar teslim etmelerini istedi.

İstanbul Üniversitesi, kendisinden istenen 23 ayrı belge için mahkemeye yazı gönderdi. Üniversite, söz konusu belgelerin hazırlanmasının zaman alacağını belirterek, 13 Haziran’dan itibaren geçerli olmak üzere 30 günlük ek süre talebinde bulundu.

Üniversitenin İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi’ne gönderdiği yazıda şu ifadeler yer aldı: “Müvekkil İdare adına savunma dilekçesi hazırlamak, 13/05/2025 tarihli ara kararda istenen bilgi ve belgelerin temini, ara kararda belirtilen hususlara ilişkin açıklamaları hatırlamanın uzun sürmesi ve mesleki yoğunluğumuzdan dolayı ara karara cevap ve davaya cevap süresinin, 30 günlük yasal sürenin sona erme tarihinden itibaren başlayacak şekilde 30 gün daha uzatılmasına karar verilmesini saygılarımla vekaleten talep ederim.”

Davanın seyri, mahkemenin bu talebe vereceği yanıtla birlikte netleşecek.

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: Dervişoğlu’ndan Dikkat Çeken Açıklamalar

“Yeni Anayasa” tartışmalarına ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Yeni Anayasa lazım ama bu Anayasa’yı kevgire çevirenlerin yapacakları iş değil” dedi ve ekledi:

“1982 Anayasasının 2002’ye kadar 7 kez değiştiğini millet unuttu. AK Parti sonrası toplam 21 kez değişti. Sadece 56 maddeye dokunulmadı. 2017’de rejim değişikliğine ve sistem değişikliği yapılıyor. Bu Anayasa’da Erdoğan’ın 2 defa aday olması mümkün değildi ama 3 defa oldu. 4. defa seçilebilmenin önünü açmaya çalışıyor. Türkiye’nin Anayasa değişikliğine ihtiyacı vardır o da parlamenter demokratik sisteme geçişle olmalıdır.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, KARAR TV’de Gündem Özel programında Taha Akyol ve Elif Çakır’ın sorularını yanıtladı. Dervişoğlu’nun yanıtlarından öne çıkanlar şöyle;

“Bu saldırı çok iyi hazırlanılmış ve uygulanılmış. İsrail’in İran’ı vuracağı belliydi. Suriye’deki rejim değişikliği sonrası İsrail’in Suriye toprakları üzerinde nüfuzunu arttırması ve stratejik adımlar atması bekleniyordu. Dışişleri Bakanımız çok geç ve kınama kıvamında bir açıklama yaptı. İktidarı dışarıdan destekleyen partinin genel başkanı gerekirse güç kullanılmasından yana bir tavır alınması gerektiğini söyledi. Sayın Bahçeli’yi kastediyorum. Ben de aynı kanaatteyim. Kınamanın ötesinde ifade edilmelidir. Yaşadığımız coğrafyanın hassasiyetleri var. İttifaklarımızı da ona göre şekillendirmek düşmanlarımızı da onların üzerimizde plan yapmasını engelleyecek şekilde yapmamız lazım. Diğer ülkelerin de ekonomileri etkilendi ama en çok Türkiye etkilendi. Bu Türkiye’nin ekonomisinin kırılgan olmasından kaynaklanıyor. Sırtlanların geçiş yolu üzerine kurulmuş bir devletiz.

İran’ın kendisini düzeltmek yolunda atacağı bir adım olacağını sanmıyorum. Bölgede bir rejim değişikliğine neden olacak. ABD’nin kimin arkasında durduğu aşikar. Türkiye’nin yapması gereken uluslararası toplumu harekete geçirmektir. Umarım doğru bir planlama yapılıyordur. Ama kamuoyu bilgilendirilmiyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile kamuoyu bilgilendirilmiyor. Hükümet, siyasi partileri bilgilendirmelidir. Ama hükümetin böyle bir alışkanlığı yok. Eskiden de birbirine muhalif partiler vardı ama milli meseleler söz konusu olduğunda siyasi partiler birbiriyle görüş alışverişinde bulunurdu. Şimdi eksik bilgilerle derin yorumlar yapmak bataklığı oluyor. Herkes eline değnek alıp harita önünde kamuoyunu bilgilendiriyor. Suriye’deki olayların sonucunda İsrail ile Türkiye sınır komşusu oldu. Bela Türkiye’ye bir adım daha yaklaştı, tedbir gereklidir. Suriye’de İsrail nüfuzunun çok kuvvetli olduğunu söylüyorum. ABD’nin orada uyguladığı strateji ve başardığı düzen İsrail’in hedeflerini tahkim eden nitelikler taşıyor.

“Abdullah Öcalan’a kurucu önder diyenleri kınıyorum”

Abdullah Öcalan denilen cani başına önemli yerlerde kurucu önder diyenleri kınıyorum. Ben Mazlum Abdi ile Öcalan’ın görüştüklerini de düşünüyorum. Mazlum Abdi, kırmızı bültenle aranan bir kişi. Böyle birini böyle bir süreçte davet ediyor olması bile Türkiye Cumhuriyeti’ni aşağıladığı anlamına gelir. Abdullah Öcalan denilen caninin sözde fesih sürecinde sesli bağlantısı sırasında topluluğa hitabına baktığınızda kendisini Kürt halkını da aşağılayarak sözler sarf ettiğini biliyoruz. Elbette Barzani’yi Mazlum Kobani’yi isteyecektir. Türkiye Cumhuriyeti buna sessiz kalırsa bir bedeli olur.

Abdullah Öcalan hangi sıfatla siyasi partilerle görüşmek istiyor. Terörsüz bir Türkiye, teröristin yol göstericiliği ile temin edilecekse ortada bir yanlışlık var. Bunların hangisi hangi emelinden vazgeçti? Silahları bırakmadılar. Silahı hangi şartlarda bırakacaklarını konuşuyorlar. Kimin silahını bırakıyorsunuz? Silahları ABD’den aldılar. Kime teslim edecekler? PKK isim değiştirdiğini söylüyor, PKK ismiyle yürüttüğümüz faaliyetleri durduruyoruz diyor. Ne PKK silah bırakacak ne de Türkiye üzerinde kurguladıkları oyundan vazgeçme planları var.

Abdullah Öcalan’ı Meclis’e getiremediler de Türkiye’yi onun ayağına mı götürecekler. Birileri böyle bir şeyin olmasını istiyor demekki. Lozan’ı tartışmak ne demek? Lozan’ın hangi maddesinin kararlarının nasıl alındığını onlar biliyor mu? Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıf düşürecek maceralara atılmak hangi akla hizmet? Devlet ve hükümet bu konunun içinde. MİT, Genel Kurmay, Emniyet hepsini katabilirsiniz. MİT ve Genel Kurmay istemediği halde bu süreç yapılıyor olabilir. Abdullah Öcalan’a başrol oyunculuğu verilen bir senaryoda kimin figüran kimin yardımcı oyuncu olduğunu anlamak güç.

Abdullah Öcalan’ın yol göstericiliğinde olan sürece karşıyım. PKK’nın artık bu ülkede tehdit sayılabilecek kadar elemanının olmadığını açıklamışlardı. Ayakkabı numaralarına kadar bilmiyorlar mıydı? IRA ve ETA silahını bıraktıktan sonra başka ülkede konuşlanmadı. Adam bir şeyden vazgeçmedi. Sözde fesih açıklamasına Lozan’dan başlıyor. Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senetidir. PKK silah bırakıyor, YPG ya da PJAK ne yapacak? Kim biliyor? Ambalajlanmış adı çok güzel terörsüz Türkiye. Ben teneke kutuda ikram edilen zehir hiç görmedim. Türk milletini zehirlemeye çalışıyorlar. Bu terörsüz Türkiye denilen şey Cumhuriyet’in 100. yılından sonra yaşama geçirdikleri kalkışma sürecidir, Türkiye Cumhuriyeti buna izin vermeyecek. Benim tapu senetimi yok sayacaksa Cumhuriyetimi yok sayacaktır.

Özdağ, 17 Haziran’da inşallah çıkar. Ben çıktığım yolculuğa adalet, eşitlik için çıktım. Her hak gasbına uğrayanın yanındayım. İmamoğlu ve diğer belediye başkanları da dahil. Ben kayyuma karşı direndim. Can Atalay’ın milletvekilliği için direndim. Osman Kavala’ya da sahip çıktım. Selahattin Demirtaş bugün terörün uzantısı olduğunu söylediğimiz partinin genel başkanı. Bir defa PKK’ya terör örgütü dememiştir, Abdullah Öcalan’ın heykelini dikeceğiz demiştir. Ümit Özdağ ile Selahattin Demirtaş aynı kişi midir ya da Ekrem İmamoğlu? Bir teröriste senin heykelini dikeceğiz diyen adam ile hukuken mağduriyete uğrayan insanı aynı kefeye koymam.

“Yeni Anayasa, Anayasa’yı kevgire çevirenlerin yapacakları iş değil”

DEM Partili vekillerin Numan Kurtulmuş’a oy vermesi siyasi bir göz kırpmadır. 3. turda yaşandı. Talep ve beklentilerine karşılık bulma halinde iktidar partisi ile çalışabilme kabiliyetine sahip olduklarını ortaya koydular. Süreç münasebetiyle de birbirlerini eleştirmiyorlar, DEM Parti ile iktidar partisi cicim aylarını yaşıyor. 11 kişilik komisyon Meclis dışı bir komisyon. Anayasa’nın nitelikli çoğunlukla çıkması lazım. Şuanki komisyona baktığımızda DEM, HÜDA Par, MHP… Bunlar bir koalisyon oluşturuyor. Anayasa değişikliğine dair ne çıkarsa çıksın referanduma taşınmalı. Yeni Anayasa lazım ama bu Anayasa’yı kevgire çevirenlerin yapacakları iş değil.

1982 Anayasasının 2002’ye kadar 7 kez değiştiğini millet unuttu. AK Parti sonrası toplam 21 kez değişti. Sadece 56 maddeye dokunulmadı. 2017’de rejim değişikliğine ve sistem değişikliği yapılıyor. Bu Anayasa’da Erdoğan’ın 2 defa aday olması mümkün değildi ama 3 defa oldu. 4. defa seçilebilmenin önünü açmaya çalışıyor. Türkiye’nin Anayasa değişikliğine ihtiyacı vardır o da parlamenter demokratik sisteme geçişle olmalıdır.

Türkiye 7 yıldır krizde. Türkiye tek adam rejiminde doğru kararlar alamıyor. Ekonominin en önemli unsuru güvendir. 4 ayda ödediğimiz faiz 19. 8 milyar dolar. Bütçeden ödenen iç faiz tutarı 724. 6 milyar TL. Bununla 2 tane Atatürk Barajı 1 tane de Akkuyu Santrali yapılıyor.”

Paylaşın

Nükleer Güçlerin Rekabeti Tırmanıyor

Nükleer güç olan ABD, Rusya, Kuzey Kore, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan ve İsrail’in 2024’te nükleer silahlar için harcamaları yüzde 11 oranında artarak 100 milyar 200 milyon dolara ulaştı.

Bu artışın nükleer silahların modernizasyonu ve nükleer silah cephaneliğinin güçlendirilmesi için yapılan yatırımları yansıttığı belirtiliyor. Beş yıl önce nükleer güçlerin nükleer silahlara toplam harcaması 68 milyar dolar tutarındaydı. Yani son beş yılda nükleer silahlara harcamalar yüzde 47’den fazla artmış olması dikkat çekiyor.

Dünyada nükleer silahlara sahip dokuz devletin nükleer silahlarını modernize etme ve cephanelerini arttırma yarışı yeni bir boyut kazanıyor.

Nükleer Silahların İmha Edilmesi Koalisyonu (ICAN) tarafından bugün Cenevre’de açıklanan rapor, nükleer güçlerin nükleer cephanelerini modernize etmek ve güçlendirmek için geçtiğimiz yıl harcamalarını dikkat çekici bir oranda artırdığına dikkat çekiyor.

ICAN raporuna göre nükleer güç olan ABD, Rusya, Kuzey Kore, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan ve İsrail’in 2024’te nükleer silahlar için harcamaları yüzde 11 oranında artarak 100 milyar 200 milyon dolara ulaştı.

Bu artışın nükleer silahların modernizasyonu ve nükleer silah cephaneliğinin güçlendirilmesi için yapılan yatırımları yansıttığı belirtiliyor. Beş yıl önce nükleer güçlerin nükleer silahlara toplam harcaması 68 milyar dolar tutarındaydı. Yani son beş yılda nükleer silahlara harcamalar yüzde 47’den fazla artmış olması dikkat çekiyor.

ABD, 2024’te 56 milyar 800 milyon dolara ulaşan tutar ile nükleer silahlara diğer tüm ülkelerin toplamından daha fazla harcama yapan ülke oldu. ABD’yi, 12 milyar 500 milyon dolar ile Çin, 10 milyar 400 milyon dolar ile İngiltere izledi.

Raporda, “Nükleer silaha sahip ülkelerin 2024’te nükleer silah geliştirmek ve bunları muhafaza etmek için harcadıkları para, neredeyse Birleşmiş Milletler bütçesinin 28 katına eşit” tespitine yer verildi. Bu verileri açıklayan ICAN, küresel çapta nükleer silahsızlanma için mücadele sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu bir koalisyon.

ICAN 2017’de Birleşmiş Milletler’de (BM) 122 ülke tarafından kabul edilen ve 2021’de yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması’nın yolunun açılmasına öncülük etmişti. Bu başarısından dolayı 2017’de Nobel Barış Ödülü’nü layık görülmüştü.

ICAN’ın politika ve araştırma koordinatörü Alicia Sanders-Zakre, özellikle İngiltere ve Fransa’daki harcama artışının Ukrayna’daki savaş ve artan gerginliklerle ilişkili olabileceğini belirtti. Sanders-Zakre “İngiltere ve Fransa’daki harcama artışında, en azından siyasi liderlerin söylemlerinde, Ukrayna’daki devam eden savaşa ve gerginliklere atıfta bulunulduğunu gördük ve bu bir rol oynuyor olabilir” dedi.

İngiltere ve NATO’daki diğer müttefikler artık Rusya’yı Avrupa için en önemli tehdit olarak görüyor. Bu nedenle Almanya gibi pek çok ülke savunma harcamalarını devasa boyutta artırarak silahlanmaya hız veren planlarını da uygulamaya başladı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın