Kilo Verme İlaçlarının İşe Yaramamasının Nedenleri

Kilo verme ilaçlarının işe yaramamasının temel nedenleri, fizyolojik farklılıklar, ilaçların yanlış kullanımı, yaşam tarzı hataları, altta yatan sağlık sorunları ve gerçekçi olmayan beklentilerdir.

Haber Merkezi / İlaçların etkili olabilmesi için, doktor ve diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir plan oluşturulmalı, sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlıkları benimsenmelidir. Ayrıca, hormonal veya metabolik sorunların araştırılması ve psikolojik destek alınması, başarı şansını artırabilir.

İşte, kilo verme ilaçlarının etkisiz olmasının başlıca nedenleri:

Fizyolojik farklılıklar

Metabolizma hızı: Her bireyin metabolizma hızı farklıdır ve bu, ilaçların etkisini değiştirebilir. Yavaş bir metabolizma, kilo verme ilaçlarının beklenen etkiyi göstermesini zorlaştırabilir.

Hormonal dengesizlikler: İnsülin direnci, tiroid hormonlarının yetersizliği (hipotiroidizm), kortizol fazlalığı (Cushing Sendromu) veya leptin/ghrelin gibi iştah düzenleyici hormonlardaki bozukluklar, kilo verme sürecini engelleyebilir. Örneğin, insülin direnci olan kişilerde, vücut yağ depolamaya eğilimli olduğundan ilaçlar etkisiz kalabilir.

Genetik faktörler: Genetik yapı, ilaçların vücuda nasıl işlediğini etkileyebilir. Bazı kişiler, genetik olarak belirli ilaçlara daha az yanıt verebilir.

Yanlış ilaç kullanımı

Uygunsuz doz veya süre: Kilo verme ilaçlarının etkili olabilmesi için doktorun önerdiği dozda ve sürede kullanılması gerekir. Erken bırakma veya düzensiz kullanım, etkisizliğe neden olabilir.

Doktor kontrolü olmadan kullanım: Reçetesiz veya uygunsuz şekilde kullanılan kilo verme ilaçları, yanlış dozaj veya uygunsuz bir sağlık durumu için alındığında işe yaramayabilir.

Yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları

Yetersiz diyet ve egzersiz: Kilo verme ilaçları genellikle diyet ve egzersizle birlikte kullanıldığında etkilidir. Eğer kalori alımı kontrol edilmez, öğün atlanır veya hareketsiz bir yaşam tarzı sürdürülürse, ilaçlar tek başına yeterli olmaz. Örneğin, düşük kalorili diyetlerin yanlış uygulanması veya öğün atlama, metabolizmayı yavaşlatarak kilo kaybını durdurabilir.

Gizli kalori alımı: Farkında olmadan tüketilen yüksek kalorili yiyecekler (örneğin, şekerli içecekler, atıştırmalıklar, soslar) veya porsiyon kontrolünün olmaması, ilaçların etkisini gölgeleyebilir.

Yetersiz uyku ve stres: Yetersiz uyku, ghrelin (açlık hormonu) seviyelerini artırırken leptin (tokluk hormonu) seviyelerini düşürebilir, bu da iştahı artırarak kilo vermeyi zorlaştırır. Stres ise kortizol üretimini artırarak yağ depolanmasını teşvik eder.

Altta yatan sağlık sorunları

İnsülin direnci ve diyabet: İnsülin direnci, vücudun glikozu enerjiye dönüştürmesini zorlaştırır ve yağ depolanmasını artırır, bu da kilo verme ilaçlarının etkisini azaltabilir.

Tiroid hastalıkları: Hipotiroidizm, metabolizmayı yavaşlatarak kilo vermeyi zorlaştırır. Tiroid hormonlarının düşük olması, ilaçların etkisini sınırlayabilir.

Polikistik Over Sendromu (PKOS): PKOS, insülin direnci ve hormonal dengesizliklerle ilişkilidir ve kilo vermeyi zorlaştırabilir.

Psikolojik durumlar: Depresyon, anksiyete veya yeme bozuklukları (örneğin, anoreksiya veya bulimiya), ilaçların etkisini dolaylı olarak azaltabilir. Stres veya olumsuz beden algısı, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sürdürmeyi zorlaştırabilir.

İlaçlara bağlı faktörler

İlacın etki mekanizması: Kilo verme ilaçları genellikle iştahı baskılama, yağ emilimini azaltma veya metabolizmayı hızlandırma yoluyla çalışır. Ancak, bu mekanizmalar her bireyde aynı etkinlikte çalışmayabilir. Örneğin, bazı ilaçlar sadece iştahı kısa süreli baskılar, ancak uzun vadede alışkanlık değişmezse etkisi azalır.

Vücudun adaptasyonu: Uzun süreli ilaç kullanımı, vücudun ilaca alışmasına (tolerans gelişmesine) neden olabilir, bu da ilacın etkisini zamanla azaltır.

Yan etkiler: Bazı kişilerde ilaçların yan etkileri (örneğin, mide bulantısı, yorgunluk) ilaca uyumu zorlaştırabilir, bu da düzenli kullanımı engeller.

Psikolojik ve davranışsal engeller

Ya hep ya hiç düşüncesi: Kilo verme sürecinde mükemmeliyetçi bir yaklaşım, küçük kaçamaklarda motivasyon kaybına yol açabilir. Bu, diyet ve ilaç kullanımını sürdürmeyi zorlaştırır.

Motivasyon eksikliği: Kilo verme sürecinde plato evresi (kilo vermenin durması) gibi durumlar, bireylerin ilaçlara olan inancını azaltabilir. Bu, ilaca bağlı kalmayı zorlaştırabilir.

Olumsuz beden algısı: Kendi bedeninden memnun olmama, kilo verme sürecini psikolojik olarak sabote edebilir ve ilaçların etkisini dolaylı olarak azaltabilir.

Plato etkisi

Kilo verme sürecinde vücut, enerji dengesini korumak için metabolizmayı yavaşlatabilir. Bu, “plato etkisi” olarak bilinir ve ilaçların etkisini sınırlayabilir. Vücut, daha az kalori harcayarak kilo kaybını durdurabilir.

Sağlıksız beklentiler

Hızlı sonuç beklentisi: Kilo verme ilaçlarının hızlı ve mucizevi sonuçlar vereceği beklentisi, gerçekçi olmayabilir. Sağlıklı kilo verme, haftada 0.5-1 kg gibi sürdürülebilir bir hızda gerçekleşir. Hızlı kilo verme girişimleri genellikle su ve kas kaybına yol açar, bu da ilaçların uzun vadeli etkisini gölgeler.

Kilo geri alımı: İlaçlar bırakıldığında, eğer yaşam tarzı değişiklikleri yapılmazsa, verilen kilolar hızla geri alınabilir (yo-yo diyeti). Bu, ilacın işe yaramadığı algısına neden olabilir.

Paylaşın

İlk Atomlar Ne Zaman Oluştu?

Bir atom, proton ve nötron adı verilen parçacıklardan oluşan ve çekirdek adı verilen ağır bir merkezden oluşur. Bir atomun, çekirdeğin etrafında yörüngede döndüğünü düşünebileceğiniz elektron adı verilen daha hafif parçacıkları vardır.

Haber Merkezi / Elektronların her biri bir birim negatif yük taşır, protonların her biri bir birim pozitif yük taşır ve nötronların yükü yoktur. Bir atomun elektronlarla aynı sayıda protonu vardır, bu nedenle nötrdür, genel bir yükü yoktur.

Evrendeki atomların çoğu en basit iki türdür: bir proton, sıfır nötron ve bir elektrona sahip hidrojen; ve iki proton, iki nötron ve iki elektrona sahip helyum. Elbette, Dünya’da karbon ve oksijen gibi bunların dışında da yaygın olan birçok atom var.

Element, bilim insanlarının, hepsi aynı sayıda protona sahip olan atom gruplarına verdiği isimdir.

İlk atomlar, Büyük Patlama’dan (Big Bang) yaklaşık 380 bin yıl sonra, evrenin yeterince soğuduğu ve plazma halindeki proton ile elektronların birleşerek nötr atomları oluşturduğu dönemde ortaya çıktı. Bu süreç, rekombinasyon dönemi olarak adlandırılır ve yaklaşık 13.8 milyar yıl önce gerçekleşti.

İlk oluşan atomlar, çoğunlukla hidrojen (Yüzde 75) ve helyum (Yüzde 25) atomlarıydı, eser miktarda lityum da bulunuyordu. Bu atomlar, evrenin genişlemesi ve soğumasıyla birlikte nötr hale geldi ve kozmik mikrodalga arka plan ışımasının serbest kalmasına olanak sağladı.

Rekombinasyon döneminde, evrenin sıcaklığı yaklaşık 3000 Kelvin’e kadar soğudu ve bu, plazma halindeki protonların ve elektronların birleşerek nötr atomları (başlıca hidrojen ve helyum) oluşturmasına olanak sağladı.

Bilim insanları evrendeki sıradan maddenin yaklaşık yüzde 90’ının hidrojen atomlarından ve yüzde 8’inin helyum atomlarından oluştuğunu düşünüyor.

Daha büyük kütleli atomlar, yani hidrojen ve helyumdan daha ağır elementlerin atomları (örneğin karbon, oksijen, demir gibi), Büyük Patlama’dan sonra oluşan ilk atomlardan farklı süreçlerle, özellikle yıldızların içinde ve yıldızların yaşam döngülerinin son evrelerinde meydana gelen nükleer füzyon ve diğer kozmik olaylar aracılığıyla oluştu.

Paylaşın

Elektrik Fiyatları Son Bir Yılda Yüzde 87,7 Arttı

Türkiye’de elektrik fiyatları son bir yılda yüzde 87,7 arttı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, elektrikte faturaların yarısını, doğalgazda ise yüzde 70’ini devletin karşıladığını ifade etmişti.

Eurostat’ın Mayıs 2025 verilerine göre, Türkiye’de elektrik fiyatları son bir yılda yüzde 87,7 artarak Avrupa ülkeleri arasında açık ara ilk sırada yer aldı. Türkiye’yi yüzde 36,6 artışla Avusturya, yüzde 24,3 ile Lüksemburg izledi. Avrupa Birliği genelinde ortalama artış ise yalnızca yüzde 2,2 oldu.

Almanya, Slovenya, Danimarka, Finlandiya ve Fransa gibi birçok ülkede elektrik fiyatları yıllık bazda düşerken, Fransa’da bu oran yüzde 14’e ulaştı. Türkiye ile Avrupa ortalaması arasındaki fark dikkat çekerken, birçok ülke enerji fiyatlarındaki istikrarı sürdürebildi.

Verileri paylaşan Ekonomist İnan Mutlu, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Sübvanse ettiklerini söyledikleri elektrik fiyatları son bir yılda yüzde 87,7 arttı.”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada, “1,2 milyon haneyi destek dışı bıraktık, bu toplam abonelerin yüzde 3’ü. Geriye kalan yüzde 97’lik kesimi desteklemeye devam ediyoruz” demişti. Bayraktar, elektrikte faturaların yarısını, doğalgazda ise yüzde 70’ini devletin karşıladığını ifade etmişti.

Paylaşın

TBMM Genel Kurulu’nda “Sahte Oy” Krizi

“İklim Kanunu Teklifi”nin görüşüldüğü TBMM Genel Kurulu’nda, AK Parti Milletvekili Yusuf Beyazıt adına oy pusulası verildiğinin belirlenmesi üzerine, “sahte oy” krizi yaşandı.

DEM Parti Milletvekili Perihan Koca, “AKP’nin meclis oyunlarına bu gece bir yenisi daha eklendi. Sahte pusulalarla sahtekarlık yaptılar” dedi. Perihan Koca, “Tek yaptıkları sarayın noter makamı olarak el kaldırıp indirmeleri ama onu bile beceremiyorlar” ifadelerini kullandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda AK Parti’nin sunduğu ve Nisan ayında ilk 4 maddesi kabul edilen İklim Kanunu Teklifi görüşmeleri devam ediyor. AK Partili Yusuf Beyazıt’ın yoklama pusulası vermesine karşın salonda bulunmadığını tespit edildi, TBMM Genel Kurulu toplantı yeter sayısının bulunamaması nedeniyle kapandı.

Evrensel’in aktardığına göre; Meclis Başkanvekili Pervin Buldan, ikinci oylama sırasında pusula veren milletvekillerinin salondan ayrılmaması yönünde uyarıda bulundu. Oylama süresinin sona ermesinin ardından pusulaları okuyan Buldan, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt’ın salonda olmadığını tespit etti. İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez de AK Parti sıralarına dönerek, “Bir sahte oyla düştü bu iş” diye tepki gösterdi.

Açıklama yapan DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca ise “AKP’nin meclis oyunlarına bu gece bir yenisi daha eklendi. Sahte pusulalarla sahtekarlık yaptılar” dedi.

Koca, “TBMM’de kritik bir yasa görüşülüyor. İklim Kanunu adı altındaki, Karbon Emisyon Ticaret Kanunu. Bu yasayı hızlıca iktidar oy çokluğuyla geçirip, ardından bir başka katliam yasası olan Maden Yasası’nı Zeytinlik yasası diye oy çokluğu ile geçirme çabasındalar. Daha bugün AKP sözümona 30 Temmuz’a kadar TBMM’yi çalıştırma kararı aldı, ama gelin görün ki, çalışmaya niyetleri yok! Tek yaptıkları sarayın noter makamı olarak el kaldırıp indirmeleri ama onu bile beceremiyorlar” diye konuştu.

Yeter sayısı bulunamadığı için meclis oturumu kapandığını söyleyen Koca, “Sahte oy pusulalarıyla meclisi ve halkı kandırıp adrese teslim sermaye yasalarını geçirmek için mecliste dolap çeviriyorlar! Sahte oy pusulası kullandırdıkları şahıs bir önceki Anayasa Komisyonu Başkanı. Anayasayı emanet ettikleri insanlarla dümen çeviriyorlar. AKP 3 Y (Yalan-Yolsuzluk-Yasaklar) ile geldi ama 3 Y’de skandallarıyla rekordan rekora koşuyor. Milyonların gözü önünde bunu yapanlar görmediğimiz yerlerde neler neler yapıyordur varın siz düşünün” dedi.

“Utanmazlık diz boyu, başka yerde neler yapıyordur”

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Meclis tutanağını paylaşarak, şu ifadeleri kullandı: “Utanmazlık, diz boyu! TBMM biraz evvel kapandı. TBMM’de oturuma katılmayan AKP’li vekil varmış gibi pusula veriliyor. Başkanvekili Pervin Buldan kontrol etmese oturum devam edecek ve belki kanun kabul edilecek! Herkesin gözü önünde bunu yapan başka yerlerde neler yapıyordur!”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Yeni Anayasa” Açıklaması: Uzlaşmaya Hazırız

Yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan Erdoğan, “Derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Dertlere derman olacak bir metin üzerinde biz uzlaşmaya hazırız” dedi ve ekledi:

“Yalnızca Anayasamız ve demokrasimiz üzerindeki darbe lekesini temizlemek için bile yeni anayasa yapmaya ihtiyacımız var. Meclisimizde oluşturulacak bir zeminde yeni anayasadan ne anladığımızı hem biz, hem diğer partiler ortaya koyabilir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak yeni, sivil, özgürlükçü anayasa konusunda samimiyiz. Anayasa milletin ortak çatısıdır, o çatıyı birlikte inşa etmeye hazırız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katıldığı Hollanda’nın Lahey kentinden dönüşte uçakta gazetecilerin gündeme dair sorularını yanıtladı:

“ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığınız görüşmeyi sormak istiyorum. Trump birkaç kez sizin gıyabınızda, sizinle ilgili çok mültefit sözler söylemişti. Bu sözlerden sonra ilk kez buluştunuz. Nasıl bir atmosferde gelişti görüşmeniz? Yine size yönelik sıcak mesajlar verdi mi? Gazze konusunda siz her zaman bu konuya dikkat çeken liderlerin en başında geliyorsunuz. Trump ile görüşmenizde de yine Gazze konusunda, Gazze’deki soykırımın sona erdirilmesi konusunda, bir irade beyanınız oldu mu? Nasıl gerçekleşti görüşme?

Dostum Trump ile verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Trump ile ikili ilişkilerimizden NATO ortaklığına, bölgesel ve küresel meselelere kadar pek çok başlığı ele aldık. Biliyorsunuz, ABD ile 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefimiz var. Bu hedefe ulaşmak arzusundayız. Bölgemizdeki çatışmaları ve gerilimleri ele alma fırsatı bulduk. İsrail-İran arasındaki ateşkesteki gayretlerine atıfta bulunarak, Gazze ve Rusya-Ukrayna’daki çatışmaların sonlandırılması konusunda da aynı gayretin beklendiğini ifade ettim. Gazze’deki insani krizin sona erdirilmesinin önemini vurguladık. Türkiye’nin bu konuda tarihi ve vicdani sorumluluğu var. Bu vahşet devam edemez.

Gazze’de kan durmadıkça hiç kimse kendini güvende hissedemez. Birileri rahatsız olsa da biz bu gerçekleri söylemekten çekinmeyeceğiz. Çözüm perspektifiyle yaklaşıldığında, adil ve kalıcı çözüme ulaşabiliriz. Yeter ki diyalog kanallarını açık tutalım ve çözümü isteyelim. Özellikle bölgemizin yeni gerilimlere, çatışmalara kesinlikle tahammülü yoktur. İsrail, insani yardımların gönderilmesinde Kızıl Haç’a dahi engel oluyor. Bunun üzerinde de durduk. Bölgemizin ihtiyacı, daha fazla barış, daha fazla huzur ve daha fazla istikrardır. Tüm bu konularda çözümleri içeren yaklaşımımızı Sayın Trump’a aktardık ve kendisinden bu konuda destek bekliyoruz. Trump önerilerimize olumlu yaklaştı.

İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında, içeriden bilgi aldığı gerçeği ortaya çıktı. Dolayısıyla saldırıların ilk saatlerinde İranlı üst düzey komutanlar öldürüldü. Türkiye, 15 Temmuz’da büyük bir badire atlattı ve o günden beri FETÖ ile çok ciddi mücadele ediyor. Ancak yakın zamanda FETÖ’ye yönelik bir operasyonda, 174’ü muvazzaf, 176 askeri personel gözaltına alındı. İran’daki bu durumu göz önünde bulundurarak, FETÖ ile mücadeleye yeni bir ivme kazandırmak söz konusu mu?

15 Temmuz’dan bu yana devletimizin tüm kurumlarında FETÖ ile mücadele, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde ve bildiğiniz gibi kararlılıkla sürdürülüyor. Son operasyonlarda da örgütün hala çeşitli yapılara sızma girişimlerinin sürdüğünü görüyoruz. Bu konuda hiç rehavete kapılmadık, kapılmayacağız. FETÖ’nün ülkemiz için nasıl büyük bir tehdit olduğu, bugün daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu örgüte acınırsa, acınacak hale düşeceğimizi her zaman ifade ettim. Bizim bu FETÖ tehdidine dikkat çekmek için yaptığımız açıklamaları çarpıtanlar oldu.

Ama sonuçta haklı çıkan, hep biz olduk. Türkiye bu beladan önünde sonunda tamamen kurtulacaktır. Bu örgütü kurumlarımızdan büyük oranda tasfiye ettik, kalıntıları da temizliyoruz. Kolluk ve istihbarat birimlerimiz son derece titiz bir çalışma yürütüyor. Hangi kılığa girerlerse girsinler, hangi taşın altına saklanırlarsa saklansınlar, bu mücadele hedefine ulaşacaktır. 15 Temmuz ruhunu neden unutmamak ve unutturmamak gerektiğinin, son operasyonlardan sonra herkes tarafından anlaşıldığını sanıyorum. Çünkü tehdit sadece o geceyle sınırlı değildi. Bunu ilk günden anladık ve anlatmaya çalıştık, çalışıyoruz. Düşman uyumuyor. Dolayısıyla biz de uyumayacağız.

İran-İsrail savaşı gösterdi ki, hava hakimiyeti bu tip çatışmalarda oldukça belirleyici bir unsur. Bizi çok yakından ilgilendiren iki konu da var; biri F-35’ler, diğeri de hava savunma sistemleri. Bu noktada F-35 programına dönme ihtimali var mı? Dünkü görüşmenizde ABD Başkanı Donald Trump ile hiç bu konu gündeme geldi mi? Aynı şekilde Rusya’dan satın aldığımız S-400’ler bu ihtiyacı karşılamak için acaba yeterli olur mu? Zirve sonrası basın toplantınızda bu konuya biraz değindiniz aslında. Bu noktada müttefikler arası kısıtlamaları kaldırma zamanı geldi mi sizce?

Hava savunma sistemi sadece S-400 ile bitmiyor. Bunu son günlerde kamuoyumuz da yakından gördü. Çok katmanlı bir sistemler bütünü oluşturmanız şart. Çeşitli irtifalarda füzelerimizin olması ve bunları da bir vücudun organları gibi uyumlu çalışması çok önemli. Biz ülkemizi bir noktaya kadar getirdik, ancak bununla yetinmiyoruz. Füze kabiliyetlerimizi artırmamız lazım. Sistemler sistemini, yani ‘Çelik Kubbe’mizi inşa ediyoruz. Farklı irtifalardaki hava savunma sistemlerini, algılayıcılarımızı, elektronik harp sistemlerini bir araya getirerek sistemler sistemini hayata geçiriyoruz.

Bizim bu noktada yerli ve milli imkanlarla geliştirdiğimiz SİPER’lerimiz, KORKUT’larımız, HİSAR’larımız, SUNGUR’larımız ve nice güzide silah sistemlerimiz bulunuyor. Biz, ‘nasıl olsa birinden alırız’, ‘nasıl olsa paramız olduğu müddetçe bize bu sistemleri satarlar’ anlayışıyla köşemizde otursaydık, bunlar olur muydu? Olmazdı. Gün oldu, paramızla müttefiklerimizden silah alamadık. ‘Kendimiz yaparız, hem de en iyisini yaparız’ dediğimizde, bizimle dalga geçenler oldu. Kendi İHA’mızı, SİHA’mızı, milli muharip uçağımızı, KAAN’ı ürettik. Bazıları KAAN’a başladığımızda, onu ‘kalorifer peteği’ diye aşağılamaya kalktılar.

Bunları hep birlikte yaşamadık mı? KAAN bugün göklerde. Her projenin engellenmesi için beşinci kol faaliyeti yürütenleri benim milletim çok iyi biliyor. Biz F-35’lerden de vazgeçmiş değiliz. Projeye dönüş ile ilgili niyetimizi muhataplarımızla görüşüyoruz. F-35 programı, teknik olduğu kadar siyasi bir süreçtir. Türkiye haksız yere program dışı bırakılmıştır. Müttefiklik ruhuyla bağdaşmayan bu adımı hep eleştirdik. Sayın Trump ile yaptığımız görüşmelerde konuyu ele aldık, teknik düzeyde görüşmelere başlandı. İnşallah ilerleme sağlayacağız.

Savunma sanayiindeki dışa bağımlılığı azaltan hamleleriniz var siz de anlattınız. Enerjide dışa bağımlılığı azaltan adımlarınız, bu konuda da termik santraller, nükleer santraller, HES’ler, Karadeniz’de doğal gaz, Gabar’da petrol sondaj çalışmalarımız hızla devam ediyor. Hürmüz Boğazı’nın kapacağı iddiaları üzerine enerjide küresel kriz beklentisi yaşandı. Biz şu an kendi kaynaklarımızla enerjide tam bağımsızlık noktasına doğru ilerliyoruz. Olası bu tarz küresel enerji krizlerinde Türkiye, böyle fırtınalı ortamları kendi yerli imkanlarıyla atlatabilecek seviyeye nasıl gelir?

Hürmüz Boğazı’nın kapatılması büyük sıkıntı oluşturur. Biz, İran’ın böyle bir adım atmayacağına inanıyoruz. Son gerilim enerji arz güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Türkiye olarak biz kendi enerji kaynaklarımızı artırmak için yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Gabar’daki petrolden Karadeniz’deki doğal gaza kadar birçok noktada üretim yapıyor ve bunu artırmaya gayret ediyoruz. Diğer taraftan da petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerimizi ciddiyet ve kararlılıkla sürdürüyoruz. Enerjide tam bağımsız olma hedefiyle ithalatımızı düşürmek, üretimimizi artırmak için çaba içindeyiz.

Nihai hedefimiz ise Türkiye’yi kaynakta ve teknolojide ihracatçı bir ülke haline getirmektir. Yaşananlar enerjinin ülkeler için beka meselesi olduğunu ayan beyan ortaya koymuştur. İki gün önce bir dedikodu yayıldı, dediler ki; ‘İran doğalgazı kesti.’ Bu konuyu derhal Enerji Bakanımla görüştüm; o da muhatabıyla temas kurdu. Aslında böyle bir durum yok. Biz ayrıca İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’la görüşmemizi yaptık. Bizim doğal gazımızı kesme gibi bir durumun olacağına asla ihtimal dahi vermiyoruz. Şu anda bizim İran’dan doğal gazımız geliyor. Herhangi bir sıkıntımız yok.

Rusya-Ukrayna savaşının diplomasi yoluyla sonlandırılmasına yönelik gayretlerinizin süreceğini ifade ediyorsunuz. Bu çerçevede Türkiye’nin tarafları yeniden müzakere masasına çekmek için önümüzdeki süreçte somut hangi diplomatik adımları atması planlanıyor? Özellikle İstanbul sürecinin yeniden canlandırılması yönünde bir girişim yakın vadede olacak mı?

Artık biz kesin karalı bir şekilde diyoruz ki, ‘Bu savaş bitmeli.’ Bölge, artık bunları kaldıramaz. Adil ve kalıcı barış bölgede inşa edilmelidir. Herkes barışın peşini bıraksa dahi biz bırakmayacağız. Türkiye, çatışmaların çözümünde diplomasiye önem ve öncelik vermekte. Bölgemiz, istikrarsızlık ve çatışma kotasını çoktan doldurmuştur. Artık istikrar inşa ederek, barış kapılarını ardına kadar açarak, bölgemizi ve dolayısıyla dünyamızı rahatlatmak gereklidir. Herkesin beklentisi bu. Hele hele Türkiye’den beklenen de bu. Ukrayna da Rusya da bize güvendiklerini defalarca ortaya koydular. İstanbul’da yapılan görüşmeler barışa yönelik bir kapı aralamıştır.

Sahada diplomasinin alanını daraltan gelişmelerin yaşandığının farkındayız ancak, barış için küçük bir umut bile olsa onun peşinden gideriz. Kaldı ki Ukrayna – Rusya savaşında barışın sağlanması için kanaatimizce küçük bir umuttan daha fazlası mevcuttur. Biz tarafları yeniden bir araya getirmek için çalışacağız. Çözüm için iğneyle kuyu kazmak gerekse dahi bunu yapacağız. Nihai hedefimiz liderler düzeyinde bir buluşmayı ülkemizde gerçekleştirmek ve özlenen barışı inşa etmektir. Görüşmemizde ABD Başkanı Sayın Trump’a da bunları söyledik. ‘Eğer çözüm için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin İstanbul’a veya Ankara’ya gelirse, ben de İstanbul’a veya Ankara’ya gelirim.’ dedi. Gerekli görüşmeleri yapıp bir an önce buluşmayı inşallah sağlarız.

Neredeyse bütün toplantılarınızda, uluslararası organizasyonlarda Gazze’deki vahşete, drama dikkat çekmişsiniz. Buna ayna tutuyorsunuz, kamuoyunda daha fazla konuşulması için elinizden geleni yapıyorsunuz. İsrail de Gazze’ye soykırım ve katliamlarından vazgeçmiyor. Yakın dönemde Gazze’de bu dramı sonlandıracak bir ateşkes öngörüyor musunuz?

Bütün derdimiz, heyecanımız o. Dikkatlerin başka alanlara çekildiği dönemlerde dahi Gazze’nin unutulmasına biz müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Ben de arkadaşlarım da sürekli Gazze’deki arkadaşlarla irtibat halindeyiz. İsrail’in sistematik işkencesine şahit oluyoruz. İnsanlara sınırlı da olsa yardım dağıtılan noktaları bile vuruyorlar. Hepsi bir tarafa, Kızıl Haç’a bile bu konuda engel oluyorlar ve atılacak adımlara yol vermiyorlar. Herkesin gözü önünde yaşanan bu soykırım, insanlığın utancıdır.

Açlıktan inleyen çocukların çığlıkları, artık duyulmak zorundadır. İsrail’e artık ‘dur’ demek mecburiyetindeyiz. Bunun hesabını biz tarihe veremeyiz. Maalesef bu zulme, bu barbarlığa, bu caniliğe insanları alıştırıyorlar. Biz alışmayacağız. İsrail zulmünü kanıksamak en büyük yanlıştır. Biz bu zulme elimizle, kemiğimizle, dilimizle, fikrimizle, aksiyonumuzla, ruhumuzla isyan etmeye devam edeceğiz. Türkiye, barışın tesisi için, diplomatik tüm olanakları kullanmaya ve uluslararası iş birliğine öncülük etmeye hazır. Daha önce de söyledim, Gazze özgür olacak ve Filistin toprağı olarak özgürce yaşayacak.

Efendim benim birbiriyle ilişkili iki sorum olacak, müsaadenizle. Birincisi, yine Trump’la olan zatıalinizin yakın diyalogunuz, Türk-Amerikan ilişkilerine nasıl etki ediyor? Nasıl bir katkı sağlıyor? İkincisi de Amerika Birleşik Devletleri’yle bu bağlamda özellikle Suriye’nin geleceği, SDG’nin Şam’a entegrasyonu gibi kritik konularda bir iş birliği imkanı oluştu mu?

Dostum Trump’la Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralıyoruz. Şunu çok açık, net söylemem lazım. Trump’la bizim aramızda telefon diplomasisindeki süreç, bugüne kadar 24 saati geçmemiştir. Aradık mı, 24 saat içerisinde karşı taraf hemen döner. Zaten sağ olsun ABD’nin Türkiye’deki yeni büyükelçisi bu konularda çok hassas. Ülkelerimizi kalkındıracak adımları hayata geçirmeye çalışıyoruz. Suriye başta olmak üzere bölgesel konularda özellikle Suriye Demokratik Güçleri’ne dair hassasiyetlerimizi Amerikan tarafına her düzeyde net bir şekilde ilettik, iletiyoruz. Türk-Amerikan ilişkileri dönemsel farklılıklar gösterse de her zaman stratejik öneme sahip olmuştur.

Sayın Trump ile yürütülen yapıcı temaslar bazı zorlu konularda anlayış köprülerinin kurulmasına da imkan tanımıştır. Sayın Trump ile Riyad’daki buluşmada, ki biz de davet edilmiştik fakat gidemedik sonra çevrimiçi katıldık, böylesi bir durum olmuştu. Yani Suriye konusu bizim için çok önemli. Türkiye’nin Suriye ile uzun bir sınır hattı, tarihsel ve kültürel bağları bulunuyor. Bu faktörler Suriye’de yaşanan her durumun bize yansımasını beraberinde getiriyor. Maalesef son yıllarda bize yansıyan Suriye’deki olumsuzluklar ve acılar oldu. Bu dönemde gerek Dışişleri Bakanım, gerek Savunma Bakanım, gerek İstihbarat Başkanım sürekli olarak Suriye’yle yoğun bir irtibat halinde oldular. Suriye’nin yeniden bir ve bütün hale gelmesi, istikrar ve huzurun inşa edilmesi için yeni yönetimi destekliyoruz. Yeniden bir ve bütün Suriye oluşturmanın olmazsa olmazı da toprak bütünlüğünün korunmasıdır.

Bütün bunları sağlamak için Suriye yönetimi bütün silahlı grupların Suriye ordusu çatısı altında bir araya gelmesi ve Suriye’nin birlik, bütünlüğü için çalışmalarını hedefleyen adımlar attı. Suriye Demokratik Güçleri’nin de bu fırsatı değerlendirmesi kendileri açısından doğru olandır. Nitekim bugün Sayın Macron’la yaptığımız görüşmede de bu konuları etraflıca ele aldık ve Sayın Macron da özellikle Suriye ile olan bu ilişkilerde daha aktif rol alacağını özellikle vurguladı. Bu konularda beraberce neler yaparız, bunları da kendisiyle konuştuk. Hatta hatta Kıbrıs’ı konuştuk. Kendisi Gazze konusunda İsrail ile görüşeceğini ayrıca söyledi. Biz de ‘bu adımı atarsan buna müteşekkir oluruz’ dedik.

2026 yılında NATO’ya ev sahipliğimiz söz konusu. Zirvenin gerçekleştirilmesi için düşünülen bir şehir var mı? Başkent Ankara olabilir mi? Yoksa İstanbul, Antalya?

Bu konuyla ilgili değerlendirmeleri yapar, seçeneklerimizi gözden geçirir ve nihai kararımızı veririz. Türkiye’ye yakışan bir NATO Zirvesi organize edeceğimizden hiç şüphemiz yok. Türkiye, bu tip uluslararası programları gerçekleştirme konusunda derin tecrübeye sahiptir. Çeşitli şehirlerimizde kendinden söz ettiren böylesi büyük organizasyonlara imza attık. NATO Zirvesi için de kolları sıvamış durumdayız.

Ben de ‘Terörsüz Türkiye’ süreci ile ilgili bir soru yöneltmek istiyorum. Aslında şu son yaşanan gelişmeler bu sürecin ne kadar önemli, ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gösterdi. Planladığınız şekilde gidiyor mu ‘Terörsüz Türkiye’ süreci? Bunu sormak istiyorum efendim. Özellikle önümüzdeki süreçte silah bırakmayla ilgili somut bazı adımlar görebilecek miyiz? İran’la ilgili ortaya çıkan yeni durum, yeni denklemin ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine nasıl bir yansıması olur?

Cumhur İttifakı olarak ‘Terörsüz Türkiye’ hedefine yönelik çalışmaları dış etkilerden uzakta tutmaya gayret gösteriyoruz. Yapıcı, kararlı, sabırlı ve iyimser bir şekilde yola devam ediyoruz. Silah bırakma konusuyla güvenlik birimlerimiz yakından ilgileniyor. Meclis’te de büyük bir anlayış birliği oluştu; sürece destek üst seviyede. Bu konuyu gündelik siyasetin yıpratıcı polemik alanına çekmemek lazım. Bunun gibi milli bir meselede, milli hassasiyetler ön plana çıkmalı. Bakın, siyaset sahnesinde her şey gelip geçer, ama böyle bir sorunun çözümde rol almak, milli hafızada ebediyen hayırla yad edilir.

Biz, ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine böyle bakıyoruz. MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin ufuk açan söylemlerini ve DEM heyetinin sorumlu tavrını sürecin başarısı açısından çok kıymetli buluyoruz. Şunu büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim: Türkiye artık iç cephesini daha sağlam hale getirme yolunda önemli bir mesafe almıştır. Süreç daha tamamlanmamıştır ve provokasyonlara karşı dikkatli olunması şarttır. Çevremizde yaşanan son hadiseler, iç cepheyi güçlendirme çağrımızın ne kadar isabetli bir tutum olduğunu göstermiştir. Yaşananlar ülkemizde ‘Terörsüz Türkiye’ye olan ihtiyacı ortaya koymuş ve desteği artırmıştır. Bundan sonra ülkemizin aydınlık bir geleceğe doğru yürüyüşünde daha güçlü adımlar atacağız. Önümüzdeki hafta nasip olursa DEM heyetiyle benim bir görüşmem olacak.

‘Terörsüz Türkiye’ konusuyla ilgili konuşacağımız bazı konular var. Bizim bu konuda herhangi bir şüphemiz yok. Biz bir defa öyle bir düzlemde gidiyoruz ki, inancımız bu işi çözmek. Buna inanmış durumdayız. Dışişleri Bakanımız Hakan Bey, MİT Başkanımız İbrahim Bey, Milli Savunma Bakanımız Yaşar Paşa ile bu konuda uyumlu bir çalışmamız söz konusu. Rahmetli Sırrı Süreyya Önder’le, biliyorsunuz, Pervin Buldan beraberce ziyarete gelmişlerdi. İyi ve samimi bir görüşmemiz olmuştu. Arkasından maalesef rahmetli Sırrı Süreyya Önder hastaneye yattı. Önümüzdeki hafta yapacağımız görüşmeden de güzel neticeler çıkaracağımıza inanıyorum. Meclis’te kurulacak komisyonla ilgili olarak da bizler, bir arkadaşımızı görevlendireceğiz ve bu süreci inşallah başarıyla devam ettireceğiz.

Anayasa konusuna değinmek istiyorum. Memur-Sen’in 30. yıl vefa buluşmasında yakın siyasi tarihin ve önemli dönüm noktalarının bir özetini yaptıktan sonra “Hedefimiz uğruna bedel ödeyerek elde ettiğimiz bütün kazanımların yeni anayasada daha sağlam bir güvenceye kavuşturulmasıdır.” dediniz. Şimdi biraz daha anayasa tasavvurunuzu açmak ister misiniz?

Bizim mevcut Anayasamız biliyorsunuz olağanüstü bir dönemde ve darbe sonrası şartlarda kaleme alındı. Yıllar içerisinde yapılan değişiklikler, Anayasayı kırk yamalı bohçaya çevirdi. Yeni anayasa talebi aslında milletin siyaset kurumundan aldığı bir söze dayanıyor. Siyasetçiler olarak milletin huzuruna her çıktığımızda yeni anayasa yapmayı vadettik. Bu sadece bizim vaadimiz değil. Diğer partiler de bu sözü verdi. Partimiz bünyesinde oluşturduğumuz komisyon, çalışmalarına başladı ve temel ilkeleri de belirledi. Ancak bu süreçte muhalefet partilerinin yapıcı ve samimi katkısı çok çok önemli. Bunu bekliyoruz. CHP’nin mevcut yaklaşımıyla bu zeminin oluşup oluşmayacağına dair değerlendirme kamuoyunun takdiridir.

Bunun kararını biz veremeyiz. Biz diyoruz ki; artık bu millet darbe anayasasından tamamen kurtulsun. Siviller, sivil siyaseti ve demokrasiyi güçlendiren bir anayasa yapsınlar. Derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Dertlere derman olacak bir metin üzerinde biz uzlaşmaya hazırız. Yalnızca Anayasamız ve demokrasimiz üzerindeki darbe lekesini temizlemek için bile yeni anayasa yapmaya ihtiyacımız var. Meclisimizde oluşturulacak bir zeminde yeni anayasadan ne anladığımızı hem biz, hem diğer partiler ortaya koyabilir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak yeni, sivil, özgürlükçü anayasa konusunda samimiyiz. Anayasa milletin ortak çatısıdır, o çatıyı birlikte inşa etmeye hazırız.

Türkiye, dünya siyasetinde önemli roller üstleniyor. Dünya barışı için her zaman elini taşın altına koyuyor. Bunu Rusya-Ukrayna Savaşında gördük. Bunu İran-İsrail arasında yaşanan çalışmalarda gördük. Türkiye bunlarla uğraşırken bir yandan da iç cepheyi güçlendirmeye çalışıyor. Ancak ana muhalefete baktığımızda, ana muhalefet cephesinde enteresan bir karışıklık ve bu meselelerle alakalı çok uluslu görüşler var. Ben sizin bu konudaki değerlendirmenizi rica ediyorum.

CHP maalesef bugün mefluç olmuş halde. Şimdi bakıyorsunuz işte birileri “4 yıldan sonra ben tekrar geri dönüyorum” diyor. Bir diğerleri ‘Acaba kimler gelir?’ diyor. Türkiye’nin temel meseleleriyle ilgili söyleyecek sözü kalmamış, koskoca partiyi bir avuç ‘ikbal avcısının’ ihtiraslarına esir etmiş durumdalar. Çevremizde onca hadise yaşanırken CHP’den ‘biz de böyle düşünüyoruz’ tarzı bir yaklaşım gördünüz mü? Bir öneri getiremiyorlar, çünkü herhangi bir fikirleri yok. Siyaseti sadece kendi sığ havuzlarından ibaret sanıyorlar.

Okyanustan habersiz lafla peynir gemisi yüzdürmeye çalışıyorlar. Kavga etmekten hizmet etmeye fırsat bulamıyorlar. Yönettikleri belediyeler, hepsi iflas bayrağını çekmiş durumda. Durumlar hiç iyi değil. Yolsuzluk, usulsüzlük, haraç ve rüşvet almış başını gidiyor. İşte son zamanlarda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ortaya koyduğu deliller, belgeler hepsi ortada. Sadece İstanbul değil, başka iller de ne yazık ki durum felaket. 13 yıl boyunca önünde düğme ilikledikleri bir şahsa yaptıkları karşısında ürkmemek, hicap duymamak mümkün değil. Değerli arkadaşlar, ne demişler? Bizans’ta oyun, CHP’de kavga bitmez.”

Paylaşın

Disfaji Diyeti Nedir? Bilinmesi Gerekenler

Disfaji diyeti, yiyecek ve sıvılarını yutmada zorluk çeken bireyler için bir diyet stratejisidir. Bu diyet, disfajisi olan bireylerin yiyecek ve sıvıları güvenli bir şekilde ve minimum rahatsızlıkla tüketebilmelerini sağlar.

Haber Merkezi / Disfaji diyetinin uygulanması, hastanın yutma güçlüğünün türüne, şiddetine ve altta yatan sağlık durumuna bağlı olarak kişiselleştirilir. Genellikle bir diyetisyen, konuşma – dil terapisti ve doktorun iş birliğiyle planlanır.

Bir konuşma – dil terapisti veya doktor, yutma testleri (örneğin baryum yutma testi, endoskopi) yaparak hangi yiyecek veya sıvıların yutulmasının zor olduğunu belirler. Hastanın yutma güçlüğünün oral, faringeal veya özofageal disfaji olup olmadığına göre diyet planı şekillenir.

Disfaji diyetinde yiyecek ve içecekler, hastanın yutma kapasitesine uygun olacak şekilde modifiye edilir. Uluslararası Disfaji Diyeti Standardizasyon Girişimi (IDDSI) tarafından belirlenen kıvam seviyeleri kullanılır:

Seviye 0 (İnce sıvılar): Su, çay, kahve gibi normal sıvılar (bazı hastalar için riskli olabilir).
Seviye 1-3 (Hafif kalın sıvılar): Kalınlaştırılmış sıvılar, örneğin nektar veya bal kıvamında içecekler.
Seviye 4 (Püre): Pürüzsüz, topaksız yiyecekler (örneğin patates püresi, yoğurt).
Seviye 5-6 (Yumuşak ve kolay çiğnenebilir): Yumuşak, küçük parçalı yiyecekler (örneğin haşlanmış sebzeler, yumuşak et).
Seviye 7 (Normal gıdalar): Normal diyet, ancak küçük lokmalar halinde.

Sert, kuru, lifli veya yapışkan yiyecekler (örneğin çiğ sebzeler, fıstık ezmesi) genellikle kaçınılır, çünkü bunlar yutmayı zorlaştırabilir.

Beslenme teknikleri:

Küçük lokmalar: Yiyecekler küçük parçalar halinde hazırlanmalı ve iyi çiğnenmelidir.
Dik oturma pozisyonu: Yemek yerken 90 derece dik oturmak, aspirasyon riskini azaltır.
Yavaş yeme: Yiyeceklerin acele edilmeden, dikkatlice tüketilmesi önerilir.
Kıvam arttırıcılar: İnce sıvılar (örneğin su) yutma zorluğu yaratıyorsa, kıvam artırıcı ürünler kullanılarak sıvılar daha güvenli hale getirilir.

Özel beslenme yöntemleri: Eğer yutma çok zor veya riskliyse, nazogastrik tüp (burundan mideye tüp) veya PEG (perkütan endoskopik gastrostomi) ile beslenme gerekebilir. Bu yöntemler, yeterli besin ve sıvı alımını sağlar.

Egzersiz ve terapi: Konuşma-dil terapistleri, yutma kaslarını güçlendirmek için dil, dudak ve boğaz egzersizleri önerebilir (örneğin suyla gargara yapma, küçük yutma pratikleri). Sesli kitap okuma gibi aktiviteler, boğaz kaslarını aktive edebilir.

Diyetisyen desteği: Beslenme planı, hastanın kalori, protein ve diğer besin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlenir. Örneğin, püre haline getirilmiş gıdalar besin değeri açısından zenginleştirilebilir (tereyağlı sebzeler, protein takviyeli püreler).

Disfaji diyetinin faydaları:

Disfaji diyeti, yutma güçlüğü yaşayan bireylerin yaşam kalitesini artırmak ve komplikasyonları önlemek için tasarlanmıştır. Başlıca faydaları şunlardır:

Aspirasyon riskini azaltır: Doğru kıvamda gıdalar ve uygun yutma teknikleri, yiyecek veya sıvının akciğerlere kaçmasını (aspirasyon) önler, böylece zatürre gibi ciddi komplikasyon riskini azaltır.

Yeterli beslenmeyi sağlar: Disfaji, yetersiz beslenme ve dehidrasyon riskini artırabilir. Özel diyet, hastanın kalori, protein ve sıvı ihtiyaçlarını karşılayarak kilo kaybını ve besin eksikliklerini önler.

Yutma konforunu artırır: Yiyeceklerin kıvamını ve yapısını düzenlemek, yutma işlemini kolaylaştırır, ağrı ve rahatsızlığı azaltır.

Yaşam kalitesini iyileştirir: Güvenli ve rahat beslenme, hastanın iştahını ve yemek yeme keyfini artırabilir, böylece sosyal ve psikolojik açıdan olumlu etkiler sağlar.

Komplikasyonları önler: Disfaji diyetine uyum, boğulma, öksürme, öğürme gibi belirtileri azaltarak solunum yolu enfeksiyonları ve diğer sağlık sorunlarını önler.

Paylaşın

Renkli Nemlendirici Nedir? Faydaları

Güzellik bakım rutininizde kullandığınız birçok krem, losyon ve nemlendirici vardır. Peki hiç renkli nemlendirici duydunuz mu? Renkli nemlendiriciler, makyajın büyüsünü zahmetsizce oluşturabilen pigmentli nemlendiricilerdir.

Haber Merkezi / Fondötenler, günlük makyaj uygulamanız için doğru seçim değildirler. Bunun yerine, cildinizle iyi uyum sağlayan, size eşit tonlu bir cilt veren hafif ve kusursuz bir renkli nemlendiriciye ihtiyacınız vardır. Bu ürün, cilt bakımı ve makyaj arasındaki boşluğu kapatır.

Renkli nemlendiricilerin faydaları:

Nemlendirme: Cildi nemlendirir ve kuruluğu önler, böylece cilt daha sağlıklı ve canlı görünür.

Doğal görünüm: Hafif bir kapatıcılık sağlayarak cilt tonunu eşitler, doğal bir “makyajsız makyaj” etkisi yaratır.

Pratik kullanım: Hem nemlendirici hem de hafif makyaj bazı olarak tek adımda uygulanabilir, bu da günlük kullanımda zaman tasarrufu sağlar.

Cilt koruma: Birçok renkli nemlendirici SPF (güneş koruma faktörü) içerir, bu da cildi UV ışınlarından korur.

Hafif formül: Fondöten veya ağır makyaj ürünlerine kıyasla cildi yormaz, gözenekleri tıkamaz ve daha nefes alabilir bir his sağlar.

Cilt tipine uygunluk: Hassas, kuru, yağlı veya karma ciltler için farklı formüllerle sunulabilir, böylece geniş bir kullanıcı kitlesine hitap eder.

Ekstra bakım: Bazı renkli nemlendiriciler antioksidanlar, vitaminler (örneğin C vitamini) veya yaşlanma karşıtı bileşenler içerir, bu da cilt sağlığını destekler.

Kimler için uygundur?

Hafif makyaj tercih edenler.
Cilt tonunda hafif düzensizlikleri kapatmak isteyenler.
Günlük kullanımda pratik bir ürün arayanlar.
Kuru veya hassas cilde sahip olanlar (özellikle nemlendirici etkisi için).

Kullanım önerileri:

Temiz cilde parmaklar, makyaj süngeri veya fırça ile uygulanabilir.
Daha fazla kapatıcılık istenirse, üzerine hafif bir pudra veya BB krem eklenebilir.
SPF içeren bir ürün seçerek güneşten korunma sağlanabilir.

Paylaşın

Teknoloji Bağlamında “Erişim” Nedir?

Teknoloji bağlamında erişim, bir kullanıcının veya sistemin bir bilgi işlem sistemi, ağ veya veritabanında depolanan verileri veya kaynakları edinme, geri alma veya bunlarla etkileşim kurma becerisini ifade eder.

Haber Merkezi / Erişimin birincil amacı, yetkili kullanıcıların gerekli görevleri gerçekleştirmelerine ve mevcut verilere dayanarak bilinçli kararlar almalarına olanak tanıyan verimli ve güvenli bir bilgi akışı sağlamaktır.

Uygun erişim yönetimi, yetkisiz erişimi engellemede ve gizli bilgileri korumada kritik bir rol oynadığı için hassas verilerin güvenli kalmasını sağlar. Örneğin, işletmelerde ve kuruluşlarda erişim, erişim kontrol sistemlerinin uygulanmasıyla yönetilir.

Bu sistemler, kullanıcılara veya gruplara rollerine ve sorumluluklarına göre farklı yetkilendirme hakları düzeyleri belirler. Sonuç olarak, belirli erişim hakları verilerek, kullanıcılar bilgilerinin bütünlüğünü veya gizliliğini tehlikeye atmadan işlerini yapmak için ihtiyaç duydukları temel verilere ve kaynaklara erişebilirler.

Ek olarak, bu erişim kontrol mekanizmaları ekipler içinde ve arasında sorunsuz işbirliğini kolaylaştırarak etkili iletişimi ve gelişmiş üretkenliği teşvik edebilir. Genel olarak, erişim teknoloji kullanımının ayrılmaz bir parçası olarak hizmet eder ve bilgi ve kaynakların sorunsuz ve güvenli bir şekilde değiştirilmesini sağlar.

Erişim hakkında sıkça sorulan sorular

Farklı erişim türlerine dair bazı örnekler nelerdir?

Farklı erişim türlerine örnek olarak fiziksel erişim (örneğin binalara, odalara, araçlara erişim), dijital erişim (örneğin bilgisayar sistemlerine, ağlara, veritabanlarına, web sitelerine erişim) ve hizmet erişimi (örneğin sağlık hizmetlerine, eğitime, kamu hizmetlerine erişim) verilebilir. Farklı erişim türleri, anahtarlar, parolalar veya bir yönetici tarafından verilen izinler gibi farklı yetkilendirme araçları gerektirebilir.

Dijital ortamda erişim kontrolünün önemi nedir?

Hassas verilerin ve kaynakların güvenliğini ve bütünlüğünü sağlamak için dijital bir ortamda erişim kontrolü çok önemlidir. Uygun erişim kontrol mekanizmaları, bilgileri yetkisiz erişimden, veri ihlallerinden ve diğer olası güvenlik risklerinden korumaya yardımcı olur. Bu, belirli kaynaklara kimin erişebileceğini ve bunlarla nasıl etkileşim kurabileceklerini yönetmek için kimlik doğrulama yöntemlerinin, yetkilendirme seviyelerinin ve izleme sistemlerinin uygulanmasını içerir.

Dijital varlıklarıma erişimi nasıl güvence altına alabilirim?

Dijital varlıklarınıza erişimi güvence altına almak için güçlü parola politikaları, çok faktörlü kimlik doğrulama, düzenli sistem güncellemeleri ve şüpheli etkinlikleri izleme gibi en iyi uygulamaları izleyin. Ayrıca, erişim ayrıcalıklarını yalnızca bireysel kullanıcılar veya gruplar için gerekli olanlarla sınırlayın ve yetkisiz erişim girişimlerini tespit etmek için kapsamlı günlükler tutun.

Kimlik doğrulama ile yetkilendirme arasındaki fark nedir?

Kimlik doğrulama, kaynaklara erişim arayan bir kullanıcının, cihazın veya sistemin kimliğini doğrulama sürecidir. Bu genellikle kullanıcı adları ve parolalar veya biyometrik veriler gibi kimlik bilgilerinin kullanımıyla gerçekleştirilir. Öte yandan yetkilendirme, kimliği doğrulanmış bir kullanıcı için izin verme ve erişim düzeyini belirleme sürecidir; bu sayede yalnızca kaynaklara erişebilir ve izin verilen eylemleri gerçekleştirebilirler.

Paylaşın

İvmeölçer Nedir Ve Nasıl Çalışır?

Bir ivmeölçer, bağlı olduğu nesnenin hız değişim oranını, yani ivmesini ölçmek için teknolojide önemli bir rol oynayan bir cihazdır ve ayrıca yukarı veya aşağı veya yandan yana yönünü algılama esnekliğine sahiptir.

Haber Merkezi / Çeşitli modern teknolojik cihazlarda önemli bir rol oynar ve düzgün çalışmasını ve kullanıcı etkileşimini sağlar. Tüketici elektroniği alanında ivmeölçerler akıllı telefonlar, tabletler ve oyun konsollarında temel bir bileşendir.

Cihaza yönü hakkında bilgi verir ve cihaz döndürülürken ekranın dikeyden yataya ve tam tersine otomatik olarak ayarlanmasını sağlar. Ayrıca, fitness bantlarında veya adım sayarlarda adımları sayarak ve kat edilen mesafeyi ve yakılan kalorileri hesaplayarak hareket takibi gibi aktiviteleri etkinleştirir. Ayrıca, dronlarda da önemli bir bileşendir ve istikrarlı bir uçuşun sürdürülmesine yardımcı olur.

Araçlarda ivmeölçerler, hava yastığı sistemlerinin ani bir darbeyi algılamasını ve güvenlik önlemlerini uygun şekilde uygulamasını sağlar. Bu uygulamalar, ivmeölçerlerin kullanıcı deneyimini ve cihaz işlevselliğini geliştirmede nasıl temel bir unsur haline geldiğini ortaya koymaktadır.

İvmeölçer hakkında sıkça sorulan sorular

İvmeölçer nasıl çalışır?

İvmeölçer, statik kuvvet veya dinamik kuvvet gibi ivmelenme kuvvetlerine dayanarak çalışır. İvmeölçer ivmelendiğinde, içindeki kütle hareket eder ve cihaz ivmeyi hesaplamak için bu yer değiştirmeyi ölçer.

İvmeölçerler nerelerde kullanılır?

İvmeölçerlerin çok sayıda uygulaması vardır. Uçaklarda ve gemilerde navigasyon için, akıllı telefonlarda ve tabletlerde yön tespiti için, kameralarda görüntü sabitleme için, dronlarda, oyun kumandalarında, dizüstü bilgisayarlarda ve daha birçok cihazda kullanılırlar.

İvmeölçer yerçekimini ölçebilir mi?

Evet, ivmeölçerler bir tür ivmelenme kuvveti olduğu için yerçekimini ölçebilir. Akıllı telefonunuzun eğdiğinizde ekranı portre modundan manzara moduna geçirmesinin nedeni budur.

İvmeölçerler ne kadar doğrudur?

Bir ivmeölçerin doğruluğu, kalitesine ve kullanım amacına bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. Havacılık ve denizcilik uygulamalarında kullanılan üst düzey ivmeölçerler oldukça hassastır, akıllı telefonlarda veya giyilebilir cihazlarda kullanılan tüketici sınıfı cihazlar ise nispeten daha düşük bir doğruluk düzeyine sahip olabilir.

Jiroskop ile İvmeölçer arasındaki fark nedir?

Her ikisi de yönelimi ölçebilen cihazlar olsa da, bir ivmeölçer hareketin doğrusal ivmesini ölçerken, bir jiroskop bir eksen etrafındaki dönüş hızını ölçer. Her ikisi de genellikle hareketi doğru bir şekilde izlemek ve kontrol etmek için cihazlarda birlikte kullanılır.

Farklı İvmeölçer türleri var mıdır?

Evet, kapasitif ivmeölçerler, piezoelektrik ivmeölçerler ve piezodirençli ivmeölçerler gibi farklı algılama prensiplerine dayanan çeşitli ivmeölçer türleri vardır. Kullanılan ivmeölçer türü, belirli uygulamaya bağlıdır.

İvmeölçerler mesafeyi ölçebilir mi?

Prensip olarak, bir ivmeölçer çıkış sinyalini iki kez entegre ederek mesafeyi ölçebilir. Ancak pratikte, çıkıştaki küçük bir hata bile mesafe hesaplamasında büyük bir hataya yol açabilir ve bu da onu mesafeyi ölçmek için güvenilir olmayan bir yöntem haline getirir.

Bir ivmeölçerin ömrü ne kadardır?

Bir ivmeölçerin ömrü, türüne ve kullanımına bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. Endüstriyel sınıf ivmeölçerler birkaç yıl dayanabilirken, tüketici elektroniğindekiler genellikle cihazın kendisi kadar dayanır.

İvmeölçerler titreşimi tespit edebilir mi?

Evet, ivmeölçerler titreşimi tespit edebilir. Aslında, genellikle makineleri izlemek ve titreşim modellerindeki olası sorunları gösterebilecek anormallikleri tespit etmek için endüstriyel ortamlarda kullanılırlar.

Paylaşın

“Kobani Davası”nda Gerekçeli Karar Açıklandı: 32 Bin Sayfa

16 Mayıs 2024’te karara bağlanan Kobani Davası’nda gerekçeli karar açıklandı. Karar metni 32 bin sayfayı aşarken, avukatlar, AİHM ve AYM içtihatları doğrultusunda itirazlarını hazırlamaya başladı.

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere çok sayıda siyasetçinin mahkum edildiği Kobani Davası’nda gerekçeli karar, kararın açıklanmasından bir yıl sonra tamamlandı.

Kısa Dalga’nın haberine göre, kararın açıklanmasıyla, bir üst mahkeme olan istinaf makamına başvuru süreci resmen başlamış oldu. Sanık avukatları, kararı bekledikleri bu süreçte, dosyayı üst mahkemeye taşıyarak mahkumiyetlerin bozulması ve müvekkillerinin tahliyesi için itirazda bulunabilecek.

Gerekçeli kararın hacmi dikkat çekiyor: Karar metni 32 bin sayfayı aşıyor. Avukatlar, bu kapsamlı metni inceleyip AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatları doğrultusunda itirazlarını hazırlamaya başladı.

Kobani Davası kapsamında siyasetçilere verilen cezalar şöyle:

Selahattin Demirtaş: 42 yıl
Figen Yüksekdağ: 32 yıl 9 ay
Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Emine Ayna: 12 yıl
Ahmet Türk: 10 yıl
Ali Ürküt: 13 yıl 4 ay
Alp Altınörs: 18 yıl
Ayla Akat Ata, Aynur Aşan: 9 yıl 9 ay
Mesut Bağcık, Nezir Çakar, Ayşe Yağcı, Meryem Adıbelli: 9 yıl
Bülent Parmaksız: 23 yıl
Günay Kubilay, İsmail Şengül: 20 yıl 6 ay
Nazmi Gür, Pervin Oduncu, Zeki Çelik, Zeynep Karaman: 22 yıl 6 ay
Cihan Erdal, Dilek Yağlı: 16 yıl

Özellikle son infaz düzenlemeleri ve çözüm sürecine dair tartışmalar, dosyada yeni gelişmelere kapı aralayabilir. Bazı kaynaklar, mahkumlara “yatarı kadar ceza” verilerek tahliye ihtimalinin değerlendirildiğini aktarıyor.

Gerekçeli kararın tamamlanmasından sadece bir gün önce Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un DEM Parti heyeti ile görüşme yapması da dikkat çekti. Görüşmede cezaevi sorunlarının ele alındığı açıklanırken kulislerde Kobani Davası’nın gerekçeli kararının yazılması konusunun da gündeme geldiği belirtiliyor.

Paylaşın