Majör Depresif Bozukluğu Ne Tetikliyor?

Majör depresif bozukluk, kısaca depresyon olarak da bilinir, bireylerin hissetme, düşünme ve davranma biçimlerini derinden etkileyen ciddi bir zihin sağlığı sorunudur.

Haber Merkezi / Majör depresif bozukluk, duygusal ve fiziksel sorunlara neden olabilir ve günlük yaşamı zorlaştırabilir. Peki bu durumu aslında ne tetikliyor?

Depresyonun en yaygın tetikleyicilerinden biri strestir. İş yerindeki sorunlar, maddi sıkıntılar veya ilişki sorunları gibi uzun süreli stres, beynin çalışma şeklini değiştirebilir. 

Bireyler sürekli stresle karşı karşıya kaldıklarında, vücutları kortizol adı verilen bir hormonun daha yüksek seviyelerini üretir. Zamanla, aşırı kortizol, özellikle hipokampüs adı verilen beyin bölgesi olmak üzere, zihin haliyle bağlantılı beyin bölgelerini etkileyebilir.

Yapılan araştırmalar depresyon yaşayan kişilerin hipokampüslerinin genellikle daha küçük olduğunu gösteriyor ve araştırmacılar bunun stresin ve yüksek kortizol seviyelerinin zararlı etkilerinden kaynaklanabileceğini düşünüyor.

Bir diğer önemli tetikleyici de genetiktir. Ailede depresyon geçirmiş biri varsa, risk daha yüksek olabilir. Bilim insanları, bazı genlerin beynin zihin hali ve stresi işleme biçimini etkileyerek depresyon riskini artırabileceğini buldular.

Ancak bu genlere sahip olmak, bireyin kesinlikle depresyona gireceği anlamına gelmiyor; sadece riskin daha yüksek olduğu anlamına geliyor.

Beyin kimyasındaki değişiklikler de büyük rol oynar. Beyin, zihin halini düzenlemeye yardımcı olmak için serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitter adı verilen kimyasallara güvenir. Bu kimyasalların dengesi bozulduğunda, depresyon belirtileri ortaya çıkabilir. Birçok antidepresan ilaç, bu beyin kimyasallarının dengesini yeniden sağlamaya yardımcı olarak etki eder.

Depresyon, hayattaki önemli olaylardan da kaynaklanabilir. Sevilen birini kaybetmek, boşanmak veya işini kaybetmek duygusal olarak bunaltıcı olabilir.

Bu tür olaylardan sonra üzüntü hissetmek normal olsa da, bazı bireyler için üzüntü geçmez ve depresyona dönüşür. Evlenmek veya çocuk sahibi olmak gibi olumlu yaşam değişiklikleri bile, hassas bireylerde depresyonu tetikleyebilecek strese yol açabilir.

Sağlık sorunları da bir diğer faktördür. Diyabet, kanser veya kalp hastalığı gibi kronik hastalıklar depresyon riskini artırabilir. Bu durum, hem fiziksel rahatsızlıktan hem de ciddi bir rahatsızlığı yönetmenin duygusal yükünden kaynaklanabilir. Bu hastalıkları tedavi etmek için kullanılan bazı ilaçlar da zihin halini etkileyebilir.

Sosyal izolasyon da önemli bir tetikleyicidir. Kendini yalnız hisseden veya güçlü bir sosyal desteğe sahip olmayan bireylerin depresyona girme olasılığı daha yüksektir.

Son olarak, çocukluk çağı travması zihin sağlığı üzerinde uzun süreli etkilere sahip olabilir. Çocukken istismara, ihmale veya istikrarsız ev ortamına maruz kalan bireyler, hayatlarının ilerleyen dönemlerinde depresyona yakalanma riski daha yüksektir.

Araştırmalar, erken yaşta yaşanan travmanın beynin gelişimini değiştirebileceğini ve yetişkinlikte stresle başa çıkmayı zorlaştırabileceğini gösteriyor.

Özetle majör depresif bozukluk genetik, biyolojik, çevresel ve psikolojik faktörlerin bir karışımıyla tetiklenebilir.

Herkesin depresyon deneyimi farklıdır ve bir bireyde depresyonu tetikleyen şey, bir başkasında aynı şekilde etkili olmayabilir. Bu tetikleyicileri anlamak, daha iyi tedavi ve önleme yolunda önemli bir adımdır.

Paylaşın

Türkiye’de Son 10 Yılda 257 Bin Hektar Ormanlık Alan Kül Oldu

Türkiye’nin birçok ilinde orman yangınlarıyla mücadele sürerken, 2015 ile 2025 arasında çıkan 27 binden fazla orman yangınında 257 bin hektardan fazla ormanlık alanın kül olduğu bilgisi paylaşıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Gökan Zeybek son 10 yıl içindeki orman yangınlarının bilançosunu çıkardı.

Sözcü’den Tuncay Özata’nın haberine göre, Zeybek şu ifadeleri kullandı: 2024’te Diyarbakır – Mardin hattında çıkan yangında: 12 can kaybı, 78 kişi yaralandı. Yüzlerce hayvan telef oldu. Köyler boşaltıldı.

2025: 3.044 yangın. Son 1 haftada 624 yeni yangın. En büyüğü Bursa’da: 4 kişi yaşamını yitirdi. Karabük’te 19 köy tahliye edildi.

Bilim insanları yıllardır uyarıyor… İklim değişikliği Türkiye’yi Akdeniz tipi yangın kuşağının merkezine yerleştiriyor. Kuraklık artıyor, hava sıcaklıkları 50°C’ye dayanıyor, nem düşüyor. Ormanlarımızı 20. yüzyıl planlarıyla 21. yüzyıl yangınlarına karşı koruyamayız.

Yangınla mücadele değil, yangını önleme temelli sistem kurulmalı. Enerji hatları sık sık kıvılcım çıkarıyor ama bakımsız bırakılıyor. Yangın riski yüksek alanlarda yapılaşma artarak devam ediyor.

En Çok Yangın Görülen Bölgeler (2015-2024) (Yangın sayısı 10 yıllık toplam)

Muğla: 3120
İzmir: 2817
Antalya: 2234
Kahramanmaraş; 1759
Adana: 1505

Yanan Alan Açısından: (İl / hektar)

Antalya: 67512
Muğla: 52686
İzmir: 17751
Mersin; 15104
Adana: 12514

Önlemler ne olmalı?

Türkiye genelinde 7.000’den fazla köy ve mahalle, riskli orman alanlarında yer alıyor.

Yerleşim yerleri ile ormanlar arasına tampon bölgeler oluşturulmalı.

Basınçlı su sistemleri yaygınlaştırılmalı, yangına ilk müdahale süresi kısaltılmalı.

Orman köylüsü sürece dâhil edilmeli – eğitim, ekipman ve destek sağlanmalı.

Orman içindeki yanıcı maddeler (kuru dal, ot, yaprak vs.) düzenli olarak temizlenmeli.

Kırsal bölgeler yangına dayanıklı hale getirilmelidir.

Olan sadece müdahale: geç gelen, geç kalan bir refleks

Paylaşın

Anket: Kendini “Atatürkçü” Olarak Tanımlayanların Oranı Yüzde 20,6

ALF Araştırma’nın “kendinizi ideolojik olarak nasıl tanımlarsınız?” sorusunu yönelttiği ankette katılan katılımcıların yüzde 20,6’sı “Atatürkçü”, yüzde 16’sı “Milliyetçi” ve yüzde 14.2’si ise “Muhafazakar” olarak tanımladı.

ALF Araştırma, 8-11 Temmuz 2025 tarihleri arasında 1800 kişiyle dikkat çeken bir anket çalışması yaptı.

ALF Araştırma’nın “kendinizi ideolojik olarak nasıl tanımlarsınız?” sorusunu yönelttiği ankette katılan katılımcıların yüzde 20,6’sı “Atatürkçü”, yüzde 16’sı “Milliyetçi” ve yüzde 14.2’si ise “Muhafazakar” olarak tanımladı.

Katılımcıların yüzde 9.3’ü “Sosyal Demokrat”, yüzde 8.6’sı “Kürt Milliyetçisi” ve yüzde 7,8’si ise “İslamcı” olarak tanımladı.

İşte anket sonucu:

Atatürkçü: Yüzde 20.6
Milliyetçi: Yüzde 16.0
Muhafazakar: Yüzde 14.2
Sosyal Demokrat: Yüzde 9.3
Kürt Milliyetçisi: Yüzde 8.6
İslamcı: Yüzde 7.8

Liberal: Yüzde 7.1
Sosyalist: Yüzde 5.6
Ulusalcı: Yüzde 4.2
Neo-Osmanlıcı: Yüzde 3.4
Hümanist: Yüzde 1.1
Diğer: Yüzde 2.1

Paylaşın

PYD’den Dikkat Çeken “Silah Bırakma” Açıklaması: Gündemimizde Yok

Rojava Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Eş Başkanı İlham Ahmed, “Silah bırakmak bizim için kesinlikle gündemde değil. Bu koşullarda silah bırakmak, ‘git öl’ demek olur” ifadesini kullandı.

İlham Ahmed, Rûdaw’a verdiği kapsamlı röportajda, Şam yönetimiyle yürüttükleri görüşmeler, Türkiye ile temaslar ve Öcalan’ın mesajları hakkındaki değerlendirmeleriyle dikkat çekti. Röportajda Ahmed’in, “silah bırakmanın şu an gündemlerinde olmadığını” vurgulaması ve Abdullah Öcalan’la doğrudan görüşüp görüşmediği yönündeki sorulara net cevap vermemesi, Ankara’da özellikle güvenlik politikaları açısından önemli bir tartışma başlığı haline geldi.

Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) Suriye ordusuna katılımına ilişkin sorulara cevap veren İlham Ahmed, 10 Mart’ta imzalanan mutabakata atıfla “entegrasyon” başlığının müzakere konusu olduğunu belirtirken, sürecin bir “teslimiyet” şeklinde olmayacağını söyledi. Ahmed, “Silah bırakmak bizim için kesinlikle gündemde değil. Bu koşullarda silah bırakmak, ‘git öl’ demek olur” ifadesini kullandı.

PKK’nın kurucu lideri Abdullah Öcalan’la doğrudan temas kurulup kurulmadığı yönündeki soruya ise Ahmed net bir cevap vermekten kaçındı. “Bilgi alıyoruz… Alışveriş var… Olmuş da olabilir, olmamış da olabilir” sözleriyle yetinen Ahmed, Öcalan’ın barış sürecine dair mesajlarını ise “tarihi bir inisiyatif” olarak nitelendirdi.

İlham Ahmed’in açıklamaları, geçtiğimiz gün iktidar ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı yazılı açıklamanın hemen ardından geldi. Bahçeli, Türkiye’nin “terörsüz bir gelecek” hedefi doğrultusunda ilerlediğini belirterek, çözüm sürecine benzer şekilde işleyen mevcut yapıya ilişkin uyarılarda bulundu. “YPG/PYD’nin süreci ağırdan alması, gelişmeleri sakatlama arayışı kabul edilemez bir çirkefliktir” diyen Bahçeli, İmralı’dan gelen mesajlara da dikkat çekti.

Bahçeli, “Milliyetçi Hareket Partisi için dikkate alınması gereken asıl çağrı bahse konu İmralı çağrısıdır” ifadesiyle, Öcalan’ın rolüne dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Aynı açıklamada, TBMM’de kurulması planlanan “Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu”na dört isimle katılacaklarını da duyuran Bahçeli, “Artık terörizmle geçirilecek bir anımız kalmamıştır” dedi.

Röportajında Türkiye ile “açık bir kanal” üzerinden görüşmelerin sürdüğünü de teyit eden İlham Ahmed, “Silahlı çatışma yerine diyaloğu tercih ediyoruz. Bu konudaki engelleri aşmak için çalışıyoruz” dedi. Ancak, MİT’le doğrudan temas kurup kurmadığı sorusuna yine doğrudan bir cevap vermedi.

Ahmed, Suriye’de savundukları modelin ise federal ya da bağımsızlık değil, adem-i merkeziyetçi bir yönetim olduğunu yineledi. “Eğitim, sağlık, iç güvenlik gibi konular yerelden yönetilmeli; sınır, pasaport, dış politika gibi başlıklar ise merkezde kalabilir” görüşünü dile getirdi.

“Afrin halkı evine dönecek”

Efrin, Serekaniye ve Gire Spi gibi Türkiye’nin desteklediği silahlı grupların kontrolündeki bölgelerde hedeflerinin, yerinden edilen halkın geri dönüşünü sağlamak olduğunu belirten Ahmed, bu konuda hem Şam yönetimiyle hem de Türkiye ile temas kurduklarını söyledi. Afrin için “Geri dönecekler, buna inanıyorum” diyen Ahmed, bölgedeki demografik yapının da yeniden inşa edileceğini savundu.

Paylaşın

Çaya Bir Zam Daha!

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), kuru çay fiyatlarına ortalama yüzde 3,5 oranında zam yaptı. Zamlı fiyatlar bugünden itibaren raflara yansımaya başladı.

Kuru çaya en son Haziran ortasında yüzde 15, ondan önce ise Eylül 2024’te yüzde 18 oranında zam yapılmıştı.

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), kuru çay fiyatlarına ortalama yüzde 3,5 oranında zam yaptı. Zamlı fiyatlar bugünden itibaren raflara yansımaya başladı.

Kuru çaya en son Haziran ortasında yüzde 15, ondan önce ise Eylül 2024’te yüzde 18 oranında zam yapılmıştı.

Artan yaş çay ürün fiyatı, işçi ve işletme maliyetleri gerekçe gösterilerek yapılan zamların önümüzdeki aylarda da devam etmesi bekleniyor.

Sektör temsilcileri, Ağustos ve sonrasında da aylık bazda benzer oranlarda çaya zam yapılmasının beklendiğini söyledi.

Sektör temsilcileri, söz konusu aylık bazda zamların yıl sonuna kadar devam edebileceğini dile getirdi.

Paylaşın

Dursun Özbek: Galatasaray Tarihinde Bir İlki Yaşıyoruz

Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, “Galatasaray tarihinde bir ilki yaşıyoruz. Uzun bir süreden sonra bu bir ilk! Yeni sezona sıfır borçla giriyoruz” ifadelerini kullandı.

Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, kulübün mali durumuna ilişkin Sabah gazetesine dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Dursun Özbek, “Galatasaray tarihinde bir ilki yaşıyoruz. Uzun bir süreden sonra bu bir ilk! Yeni sezona sıfır borçla giriyoruz” dedi.

Konuyla ilgili Özbek ayrıca, “Oyuncuların alacağı yok, vergi borcu yok ayrıca hiçbir kuruma karşı da borcumuz yok. Bu Galatasaray için bir milattır” ifadelerini kullandı.

Mecidiyeköy’deki proje içinse Özbek şunları söyledi: “Yıl sonuna kadar bitirilecek, ayrıca bizim rezidansta bulunan dairelerden 50-60 milyon dolar arası bir gelir elde edeceğiz.”

Paylaşın

İmamoğlu’nun Yüksek Lisans Diploması Da İptal Edildi

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tezli yüksek lisans diploması da iptal edildi.

Haber Merkezi / İstanbul Üniversitesi tarafından verilen kararın gerekçesinde, Ekrem İmamoğlu’nun lisans mezuniyetinin geçersiz sayılması ve yüksek lisans kaydında usule aykırılıklar bulunması gösterildi.

İktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak, Ekrem İmamoğlu’nun yüksek lisans diplomasının iptal edileceğini yazmıştı.

İstanbul Üniversitesi ayrıca, Ekrem İmamoğlu’nun mezuniyet kaydının hem Akademik Kayıt Sistemi (AKSİS) hem de Yükseköğretim Bilgi Sistemi (YÖKSİS) üzerinden silinmesine karar verdi. Yüksek lisans tezinin YÖK Ulusal Tez Merkezi’nden kaldırılması da karara bağlandı.

Ekrem İmamoğlu hakkında, 2024 yılının Eylül ayında üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı.

Soruşturma, İmamoğlu’nun 1990 yılında Girne Amerikan Üniversitesi’nden (GAÜ) İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce İşletme Bölümü’ne yatay geçiş sürecinde usulsüzlük yaptığı iddialarına dayanıyor.

İddialar, ilk olarak 2019 yerel seçimlerinden sonra sosyal medyada gündeme gelmiş, 2024’te Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay tarafından yeniden dile getirilmişti. Atay, GAÜ’nün o dönemde YÖK tarafından tanınmadığını ve İmamoğlu’nun geçişinin imkansız olduğunu savunmuştu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ekrem İmamoğlu hakkında, 22 Şubat 2025’te “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla soruşturma başlatmıştı. Soruşturmanın dayanağı ise, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Denetleme Kurulu’nun 17 Şubat 2025 tarihli raporu olmuştu.

Raporda, İmamoğlu’nun yatay geçiş yaptığı dönemde GAÜ’nün YÖK tarafından tanınmadığı ve sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin tanındığı belirtilmişti. Ayrıca, İstanbul Üniversitesi’nin yatay geçiş işlemlerinin YÖK kararlarına uygun yürütülmediği de öne sürülmüştü.

İstanbul Üniversitesi, 18 Mart 2025’te İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 28 kişinin diplomalarını “yokluk” ve “açık hata” gerekçeleriyle iptal etmişti. Üniversite, İmamoğlu’nun yatay geçişinin usulsüz olduğunu ve GAÜ yerine Doğu Akdeniz Üniversitesi adıyla işlem yapıldığını iddia etmişti.

Savcılık, “zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla Ekrem İmamoğlu hakkında, 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası ve siyasi yasak talep ediyor.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Süreç” Çıkışı: İhanet Girişimine Karşıyım

İktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği sürece ilişkin konuşan İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu, “Ben barış girişimlerine değil ihanet girişimlerine karşıyım” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Fatih Altaylı Youtube kanalına katılarak açıklamalarda bulundu. İktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği sürece ilişkin yorumlarda bulunan Dervişoğlu şunları kaydetti:

“Sürecin adı Terörsüz Türkiye değil. Süreç keşke adı Terörsüz Türkiye olsa. Sürece isim de veremediler. Terörsüz Türkiye yürütülen iletişim kampanyasının sloganı. Bu konuyu eleştirdiğinizde de siz barış karşılığı oluyorsunuz. Yani Terörsüz Türkiye’yi kim istemez? Ama ben şunu biliyorum, Terörsüz Türkiye terörist başının yol göstericileri yol göstericiliğiyle inşa edilemez. Ya biz neyi konuşuyoruz? Terörsüz Türkiye’yi mi konuşuyoruz?

Üniter yapımız tartışılıyor, onu konuşuyoruz. Vatandaşlık tanımımız tartışılıyor, onu konuşuyoruz. Terörsüz Türkiye ile ilgili ne olmuş yani? 30 tane eşkıya silahını bırakmış, Türkiye terörist aleme gelmiş. Yani Suriye’nin kuzeyinde ordulaşmış YPG, PYD’nin silah bırakma konusuyla ilgili açıklamalarını görmüyor mu bu millet? İşte Sayın Devlet Bahçeli sadece Alevi ve Kürt cumhurbaşkanı yardımcısı önermiyor ya. Bugün işte bir öneride daha bulunmuş.

PYD’nin silah bırakma sürecini ağırlaştırdığını ve savsakladığını, bunun siyasi çirkeflik olduğunu ifade etmiş. “Hepinizi Abdullah Öcalan kurdu, onun lafını niye dinlemiyorsunuz” diyor Sayın Devlet Bahçeli. Hem onlara lafını dinleyecek adamı gösteriyor hem de Türkiye’nin lafını dinleyecek kurucu önderi olarak o cani başını millete dayatmaya kalkışıyor.

Şimdi buna karşı da o konuştuğu için cevap verilmezmiş sanki gibi bir tepki oluşmasın arzuluyor. Ben barış girişimlerine değil ihanet girişimlerine karşıyım. Bana gelip de birisi Böyle bir soruyu yöneltemez bile. Ama işte ortada olan şey şudur, bakın ben açık ve net olarak söylüyorum. Bu milletin bir sigortaya ihtiyacı var. Doğru düşünen, doğru anlatan, onun bunun oyununa gelmeyen ve tuzağına düşmeyen insanların oluşturduğu bir birliğe ihtiyacı var.”

“İmamoğlu kaçsa Erdoğan Kurban Bayramı’nı beklemez adağa boğar ortalığı”

CHP’nin tutuklu belediye başkanları ile ilgili yorumlarda bulunan Dervişoğlu şunları söyledi: “Tutukluluk istisnai bir haldir. Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili de bir takım yargılama süreçleri geçmiş dönemlerde yaşanmıştır. Ama Recep Tayyip Erdoğan hüküm aldığı zaman tutuklanmış ve hükmünün icabı yerine gelsin diye cezaevine gönderilmiştir. Bunca belediye başkanına yakın diye gözaltına alınmış ve tutuklanmış insanın hak ve hukukunun çiğnenmesi benim adalet anlayışımla bağdaşmıyor. Öncelikle onu ifade etmek istiyorum. Ama bununla mücadelenin yol haritasının da doğru tanzim edilmesi gerekiyor. Burada zedelenen adalet duygusudur. Ben gittiğim her programda söylüyorum. Adalet duygusunun zedelendiği toplumlarda zedelenmemiş müessese kalmaz.

Türkiye’de bu duygu zedelenince hükümet adına ya da Sayın Erdoğan adına iddianame tanzim eden savcılar varmış ya da işte Türk milleti adına değil de Erdoğan adına karar veren hakimler varmış hissiyatının oluşması son derece tehlikeli bir durum. O sebeple genel başkan olduğum günden beri adalet peşinde olduğumu anlatıyorum. Adalet arayışının doğru bir hat üzerinde sürdürülmesinin gerekli olduğuna inanıyorum. Bu tutuklamaların hepsini haksız, hukuksuz tutuklamalar noktasında değerlendiriyor. Yani ihtiyaç yok. İstisnai bir durum çünkü.

Ekrem İmamoğlu kimde tutuklu? Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı olduğu için tutuklu. Daha önceden de söyledim, burada da söylemekte değiş görmüyorum. Kaçma şüphesiyle onu cezaevinde tutuyorsanız, bu son derece yanlış bir şey. Yani salın, kaçsın. Recep Tayyip Erdoğan zaten Kurban Bayramı’nı beklemez. Adağa boğar ortalığı. O sebeple bazı meseleleri doğru değerlendirmek lazım. Ve atılan adımların, içeride tutuklu bulunanlara fayda sağlayacak adımlar olmasını temin etmek. Onlara faydası olmayacak bir adımı atmanın bir anlamı yok.

Dolayısıyla elbette ki siyasi tansiyonu belli bir seviyede tutmak gerekiyor. Ama onların ilk ihtiyaç duydukları şeyin, yani hürriyetin onlarla buluşmasını temin etmek icap ediyor. O pencereden bakıyorum. İşte Fatih Bey de aynı durumda. Kendisini ziyaret ettim. Onun da kulağını çınlatalım kendi şeyinde. Ben ona moral vermeye gittim, o bana moral verdi. Yani son derece gerçeklerin farkında. Son derece verilmesi icap eden mücadelenin çerçevesini belirlemiş durumda. O sebeple ona da en yakın zamanda hürriyet temenni ediyorum ve çok yakın zamanda gerçekleşeceği kanaatini taşıyorum.

Yani şunu da söyleyeyim, Cumhurbaşkanı da tehditten yatıyor. Cumhurbaşkanı anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkomutanı. Aynı zamanda kendisine yakın olan çevreler ve partisine mensup olanlar, onu bir dünya lideri olarak görüyor. Bir başkomutanın, bir dünya liderinin Fatih Altaylı gibi ilkesi, prensibi olan bir kişinin kalemiyle tehdit edilmeyeceğini herkesin görmesi ve bilmesi lazım. Eğer böyle bir şeyden bahsediliyorsa da bunun abeste iştigal olduğu gerçeğiyle buluşması lazım bunu yapanlar.”

Paylaşın

Gazze’de Her Üç Kişiden Biri Günlerdir Yemek Yemedi

Birleşmiş Milletler (BM), Gazze Şeridi’nde her üç kişiden birinin günlerdir yemek yemediğini belirterek, insani yardımların hızla ulaştırılması ve kalıcı ateşkesin sağlanması çağrısı yaptı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda en az 59 bin 821 Filistinli hayatını kaybetti, 144 bin 851 kişi de yaralandı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Tom Fletcher, Gazze’de her 3 kişiden birinin günlerdir yemek yemediğini belirterek, insani yardımların hızla ulaştırılması ve kalıcı ateşkesin sağlanması çağrısı yaptı.

Fletcher, İsrail’in saldırıları ve ablukası altındaki Gazze Şeridi’ndeki duruma ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Gazze’de dünyanın gözleri önünde insani kriz yaşandığının altını çizen Fletcher, gıda yardımına ulaşmaya çalışan halkın vurulduğunu ve çocukların açıktan “eriyip gittiğini” ifade etti.

Fletcher, Gazze’de her 3 kişiden birinin günlerdir yemek yemediğini bildirerek “Yardımlar engellenmemeli, geciktirilmemeli veya saldırı altında dağıtılmamalıdır.” ifadelerini kullandı.

Yardım konvoylarının sınırdan hızlı geçiş izni alması ve gıda yardımı için toplanan insanlara yönelik saldırıların sona ermesi gerektiğini belirten Fletcher, kalıcı ateşkesin sağlanmasının zorunluluğunu hatırlattı.

Fletcher, İsrail’in Gazze’ye insani yardım girişi için bazı adımlar atma kararına ilişkin, kıtlığı ve felaket boyutlarına ulaşan sağlık krizini önlemek için çok büyük miktarda yardıma ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

İsrail ordusu, uyguladığı ablukayla insanlık felaketine yol açtığı ve açlıktan ölümlere neden olduğu Gazze Şeridi’nde, uluslararası baskı nedeniyle insani yardım girişi için bazı adımlar atacağını öne sürmüştü.

İsrail’in saldırıları ve insani yardım girişini kısıtlayan sıkı kuşatması altındaki Gazze Şeridi, açlığın yayıldığı, su, ilaç, tıbbi gereçler ve hijyen malzemesinin bulunamadığı insani felaketi yaşıyor.

Başta çocuklar olmak üzere, Gazze Şeridi’nde açlık nedeniyle ölümler artıyor.

Yerel ve uluslararası çevreler İsrail’in “açlığı ve susuzluğu silah olarak” kullandığını belirtiyor.

Sivil altyapıyı da tahrip ederek Gazze’nin yüzde 88’ini yıkan İsrail ordusu, sürgün emirleriyle yerinden ettiği Filistinlileri sık sık barındıkları bölgelerde hedef alıyor.

Nüfusu yaklaşık 2,3 milyon olan Gazze’de İsrail saldırıları ve sürgün emirleriyle yerinden edilenlerin sayısının 2 milyona ulaştığı, çok sayıda kişinin defalarca yerinden edildiği belirtiliyor.

Temel malzemelerden yoksun bir şekilde yerinden edilen Filistinliler, derme çatma çadırlarda veya aşırı kalabalıklar içinde hijyen malzemelerinin eksikliğinde lavaboların bile yetersiz olduğu, bulaşıcı hastalıkların yayıldığı okullarda hayatta kalmaya çalışıyor.

İsrail ordusu ise günlük düzenlediği saldırılarla yerinden edilenlerin çadırları ve barındığı sivil noktaları bombalıyor.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda en az 59 bin 821 Filistinli hayatını kaybetti, 144 bin 851 kişi de yaralandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Erkeklerde En Sık Görülen Kanser Türleri

Kanser, dünya genelinde önde gelen ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Birçok farklı kanser türü bulunmakla birlikte, bazıları erkeklerde daha fazla yaygındır.

Haber Merkezi / Hangi tiplerin en yaygın olduğunu, belirtilerini ve risk faktörlerini bilmek, erken teşhis ve daha iyi sonuçlar elde etmeye yardımcı olabilir.

Prostat kanseri, birçok ülkede erkekler arasında en sık görülen kanser türüdür. Prostat, erkek üreme sisteminde bulunan ve menideki sıvının bir kısmını üreten küçük bir bezdir. Prostat kanseri genellikle yavaş büyür ve hemen belirti vermeyebilir.

Bazı erkekler idrar yaparken zorluk çekebilir veya bel veya kalçalarında ağrı hissedebilir. Doktorlar genellikle PSA testi adı verilen bir kan testi ve fizik muayene kullanarak prostat kanserini kontrol ederler. Araştırmalar, 50 yaş üstü erkeklerin ve özellikle ailesinde bu hastalık öyküsü olanların daha yüksek risk altında olduğunu göstermektedir.

Akciğer kanseri, erkeklerde kanserin önde gelen nedenlerinden biridir. Genellikle sigarayla ilişkilendirilir, ancak sigara içmeyenler bile akciğer kanserine yakalanabilir. Belirtiler arasında sürekli öksürük, göğüs ağrısı, nefes darlığı veya kanlı öksürük yer alabilir.

Akciğer kanseri erkeklerde diğer tüm kanser türlerinden daha fazla ölüme neden olmaktadır. 55 yaş üstü uzun süredir sigara içenler gibi bazı yüksek riskli bireyler için önerilen düşük doz BT taramaları sayesinde tarama yoluyla erken teşhis artık mümkün.

Kolon ve rektum kanserini de içeren kolorektal kanser, erkeklerde de oldukça yaygındır. Genellikle kalın bağırsakta polip adı verilen küçük büyümelerle başlar. Bu polipler çıkarılmazsa zamanla kansere dönüşebilir.

Kolorektal kanser belirtileri arasında bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler, dışkıda kan veya mide ağrısı yer alabilir. Araştırmalar, 45 yaşından itibaren yapılan kolonoskopi gibi düzenli taramaların polipleri erken tespit edip çıkararak kanserin gelişmesini önleyebileceğini göstermektedir.

Mesane kanseri, kadınlardan çok erkekleri etkileyen bir diğer kanser türüdür. Genellikle mesanenin iç yüzeyinde başlar ve idrarda kan, sık idrara çıkma veya idrar yaparken ağrı gibi belirtilere neden olabilir.

Sigara içmek önemli bir risk faktörüdür ve işyerinde belirli kimyasallara maruz kalmak da riski artırabilir. Araştırmalar, erken teşhisin hayatta kalma oranlarını artırdığını ve mesane kanserinin genellikle erken evrelerde tedavi edilebildiğini göstermiştir.

Cilt kanseri, özellikle melanom, erkekler için giderek artan bir endişe kaynağıdır. Melanom, en tehlikeli cilt kanseri türüdür ve erken teşhis edilmezse hızla yayılabilir. Erkeklerde, özellikle sırt veya omuzlarda melanom gelişme olasılığı kadınlardan daha yüksektir.

Güneşe veya solaryuma çok fazla maruz kalmak riski artırır. Araştırmalar, güneş kremi kullanmanın, koruyucu giysiler giymenin ve cildi düzenli olarak yeni veya değişen benler açısından kontrol etmenin cilt kanserini önlemeye veya erken teşhis etmeye yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Bu beş kanser türü (prostat, akciğer, kolorektal, mesane ve cilt) erkeklerde en sık görülen kanser türleri arasındadır. Neyse ki, erken teşhis edilirse çoğu başarıyla tedavi edilebilir.

Paylaşın