Empedokles Kimdir? Öğretileri

MÖ 5. yüzyılda yaşayan Empedokles, Sicilya’nın Agrigentum (bugünkü Agrigento) kentinde dünyaya gelmiştir. Presokratik filozoflar arasında yer alan Empedokles, çok yönlü bir düşünür olarak bilinir.

Haber Merkezi / Hem felsefi hem de mistik öğretileriyle tanınan Empedokles, aynı zamanda doğa bilimleri, kozmoloji ve tıp alanında önemli katkılar yapmıştır.

Empedokles’in Öğretileri

Empedokles’in öğretileri, özellikle evrenin yapısı ve değişim süreçleri üzerine yoğunlaşır.

Dört Element Teorisi: Empedokles, evrendeki her şeyin dört temel elementten (kök ya da rizomata) oluştuğunu savunmuştur: ateş, hava, su ve toprak. Bu, modern kimyanın temelini oluşturan ilk element teorilerinden biridir.
Bu elementler ebedi ve değişmezdir; ancak birleşip ayrışarak farklı nesneleri ve canlıları oluştururlar.

Aşk (Philia) ve Nefret (Neikos): Empedokles, evrendeki değişim ve hareketin iki karşıt güç tarafından yönlendirildiğini öne sürmüştür: Aşk (birleştirici güç) ve Nefret (ayrıştırıcı güç).

Aşk, elementleri bir araya getirerek birliği ve düzeni sağlarken; Nefret, elementleri ayırarak kaos ve çeşitliliği yaratır. Evren, bu iki gücün döngüsel mücadelesiyle işler.

Kozmik Döngü: Empedokles’e göre evren, Aşk ve Nefret’in hakimiyetine bağlı olarak döngüsel bir süreç içindedir. Aşk’ın tamamen egemen olduğu bir dönemde evren tek bir bütün (Sphairos) halindedir.

Nefret’in etkisiyle bu bütünlük bozulur ve ayrışma başlar, ardından yeniden birleşme süreci yaşanır. Bu döngü, evrenin sürekli bir oluş ve bozuluş içinde olduğunu gösterir.

Ruhun Göçü (Reenkarnasyon): Empedokles, ruhun ölümsüz olduğuna ve farklı bedenlerde reenkarne olduğuna inanmıştır. Bu, Pisagorculuktan etkilendiğini gösterir.

İnsanların ve hayvanların ruhları, geçmiş eylemlerine (özellikle şiddetten kaçınma veya et yememe gibi) bağlı olarak farklı yaşam formlarında reenkarne olurlar. Kendisi vejetaryendi ve hayvan öldürmeyi ahlaki olarak yanlış bulmuştur.

Bilimsel ve Tıbbi Görüşler: Empedokles, doğa olaylarını açıklamaya çalışmış ve bilimsel gözlemler yapmıştır. Örneğin, solunumun nasıl gerçekleştiğini açıklamak için bir deney (klepsydra ile) tasarlamıştır.

Empedokles, tıbbi bilgisiyle de tanınır; hastalıkların doğal nedenlerle ortaya çıktığını savunmuş ve bazı tedavi yöntemleri geliştirmiştir.

Şiirsel Anlatım: Empedokles, felsefi fikirlerini düz yazı yerine epik şiirler aracılığıyla ifade etmiştir. İki önemli eseri vardır: “Doğa Üzerine” (Peri Physeos) ve “Arınmalar” (Katharmoi). Bu eserlerde hem kozmolojik hem de dini-mistik görüşlerini paylaşmıştır.

Şiirleri, hem felsefi hem de edebi açıdan etkileyici bulunmuş, ancak günümüze yalnızca parçalar halinde ulaşmıştır.

Empedokles’in Mirası

Empedokles’in dört element teorisi, Aristoteles ve sonraki düşünürler tarafından geliştirilerek Batı bilim ve felsefesinin temel taşlarından biri olmuştur.

Onun Aşk ve Nefret kavramları, evrendeki dinamik süreçleri açıklama çabası olarak modern fizikteki birleştirici ve ayrıştırıcı kuvvetlere dair fikirlerin erken bir biçimi olarak görülebilir.

Mistik ve dini yönleriyle, Pisagorculuk ve Orfizm gibi akımlarla bağlantılıdır.

Empedokles’in çok yönlü kişiliği (filozof, şair, hekim, mistik) nedeniyle Antik Yunan’da efsanevi bir figür olarak anılmıştır. Kendisini tanrısal bir varlık olarak görmüş ve halk arasında mucizeler gerçekleştirdiği söylentileri yayılmıştır.

Empedokles, hem bilimsel hem de mistik yaklaşımlarıyla Antik Yunan düşünce dünyasında özgün bir yer edinmiştir. Öğretileri, evrenin hem maddi hem de manevi boyutlarını anlamaya yönelik bütüncül bir çabadır.

Paylaşın

Muhasebe Nedir? Türleri

Muhasebe, bir disiplin ve uygulama olarak, iş ve finans dünyasında temel bir unsur olarak hizmet eder ve bir kuruluşun finansal sağlığı ve başarısı hakkında temel bilgiler sağlar.

Haber Merkezi / Temel amacı, finansal işlemleri kaydetmek, sınıflandırmak ve özetlemek, işletmelerin ve bireylerin finansal performanslarını değerlendirmelerini, bilinçli kararlar almalarını ve yasal uyumluluğu sağlamalarını sağlamaktır.

Muhasebe, gelir, gider, varlık ve yükümlülükleri takip ederek bir kuruluşun mali durumunun sistematik ve şeffaf bir temsilini oluşturur. Sadece finansal ilerlemenin takibine yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda kâr getiren alanları ve potansiyel finansal riskleri belirleyerek gelecekteki strateji ve hedeflerin planlanması için de önemli bir araç görevi görür.

Genellikle standart ilke ve yönergeleri izleyen muhasebe süreci, karar almak için doğru ve zamanında finansal bilgilere güvenen işletme sahipleri, hissedarlar, çalışanlar, yatırımcılar, bankalar ve düzenleyici kurumlar gibi çeşitli paydaşlar için hayati önem taşır. Teknoloji ve yazılımdaki gelişmelerle birlikte muhasebe, geçmişteki manuel muhasebenin ötesine geçerek gelişmiş verimlilik ve akıcı finansal yönetim sağlar.

Dahası, muhasebe, finansal muhasebe, yönetim muhasebesi, maliyet muhasebesi ve vergi muhasebesi gibi farklı dalları kapsayan ve her biri farklı sektör ve kuruluşların özel ihtiyaçlarını karşılayan, çok yönlü bir alan haline gelmiştir. Sonuç olarak muhasebe, ekonomilerin sürdürülebilirliği ve büyümesinde temel bir rol oynayarak, piyasada güven ve itimat oluşturmaya yardımcı olur.

Muhasebe hakkında sıkça sorulan sorular:

Muhasebenin başlıca türleri nelerdir?

Muhasebenin iki ana türü vardır: finansal muhasebe ve yönetim muhasebesi. Finansal muhasebe, dış paydaşların kullanacağı finansal tabloların oluşturulmasına odaklanırken, yönetim muhasebesi yöneticilerin karar alma süreçlerinde kullandıkları iç raporlara odaklanır.

Muhasebede temel finansal tablolar nelerdir?

Dört temel finansal tablo vardır: bilanço, gelir tablosu, nakit akışı tablosu ve öz sermaye tablosu. Bu tablolar, bir işletmenin finansal sağlığının net bir resmini sunar ve paydaşların bilinçli kararlar almasını sağlar.

Muhasebe denklemi nedir?

Muhasebe denklemi, muhasebenin temel kavramlarından biri olan çift taraflı kayıt tutma sisteminin temelini oluşturur. Denklem şu şekildedir: Varlıklar = Yükümlülükler + Özsermaye. Bu denklem, tüm finansal işlemlerin doğru bir şekilde kaydedilmesini ve dengelenmesini sağlar.

Tahakkuk esaslı muhasebe ile nakit esaslı muhasebe arasındaki fark nedir?

Tahakkuk esaslı muhasebe ile nakit esaslı muhasebe arasındaki temel fark, gelir ve giderlerin ne zaman muhasebeleştirildiğidir. Nakit esaslı muhasebede işlemler nakit bozdurulduğunda kaydedilirken, tahakkuk esaslı muhasebede işlemler, nakdin ne zaman bozdurulduğundan bağımsız olarak, oluştukları anda kaydedilir.

Genel muhasebe defteri nedir?

Genel muhasebe defteri, bir işletmenin tüm finansal işlemlerinin kapsamlı bir kaydıdır. Finansal tabloların hazırlanmasında temel teşkil eder ve muhasebeciler tarafından doğru finansal raporlamayı sağlamak için işlemleri izlemek ve doğrulamak amacıyla kullanılır.

Paylaşın

IMF, Türkiye’nin Büyüme Tahminini Yüzde 3,1’e Çıkardı

Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye ekonomisinin bu yıl için büyüme tahminini yüzde 2,7’den yüzde 3’e, gelecek yıl için büyüme tahminini ise yüzde 3,2’den yüzde 3,3’e yükseltti.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Temmuz ayı Küresel Ekonomik Görünüm raporunu yayımladı. Raporda, 2025 yılı küresel büyüme tahmini yüzde 3, 2026 yılı tahmini ise yüzde 3,1 olarak güncellendi. IMF, nisan ayında yayınladığı önceki raporunda bu oranları sırasıyla yüzde 2,8 ve yüzde 3 olarak öngörmüştü.

Raporda ayrıca, 2026 yılına ilişkin küresel büyüme beklentisinin de 0,1 puanlık artışla yüzde 3,1 seviyesine çıkarıldığı bildirildi. Büyüme tahminlerindeki bu artış; yüksek gümrük vergileri beklentisiyle öne çekilen talepler, ortalamanın altında kalan tarife oranları, ABD dolarındaki zayıflama ve bazı büyük ekonomilerde uygulanan mali genişlemeler gibi faktörlere bağlandı.

IMF, küresel manşet enflasyonun 2025 yılında yüzde 4,2’ye, 2026’da ise yüzde 3,6’ya gerilemesini bekliyor. Enflasyonun ABD’de hedefin üzerinde kalmayı sürdüreceği, buna karşın diğer büyük ekonomilerde daha ılımlı bir seyir izleyeceği kaydedildi.

Ancak raporda ekonomik görünüme dair risklerin ağırlıklı olarak aşağı yönlü olduğu ifade edildi. Küresel tedarik zincirlerinde jeopolitik nedenlerle yaşanabilecek aksamaların emtia fiyatlarını yükseltebileceği, yüksek bütçe açıklarının veya artan riskten kaçınma eğiliminin ise uzun vadeli faiz oranlarını yukarı çekerek finansal koşulları sıkılaştırabileceği vurgulandı. Ayrıca, yüksek belirsizlik düzeyinin ekonomik faaliyet üzerinde baskı oluşturabileceği belirtildi.

Olumlu senaryoda ise, ticaret müzakerelerinde öngörülebilir bir çerçevenin oluşması ve tarife oranlarında düşüş sağlanması halinde küresel büyümenin daha da ivme kazanabileceği değerlendirmesi yapıldı.

IMF raporunda Türkiye ekonomisine yönelik beklentilerde de yukarı yönlü revizyon yapıldı. Buna göre, Türk ekonomisinin 2025 yılı büyüme tahmini yüzde 2,7’den yüzde 3’e, 2026 tahmini ise yüzde 3,2’den yüzde 3,3’e çıkarıldı.

Rapora göre, ABD ekonomisine ilişkin 2025 büyüme tahmini yüzde 2’ye yükseltilirken, 2026 yılı için beklenti yüzde 1,8’den yüzde 1,9’a çıkarıldı. Avro Bölgesi’nde ise 2025 yılı büyüme tahmini yüzde 0,8’den yüzde 1’e yükseldi, 2026 tahmini yüzde 1,2’de sabit tutuldu.

Almanya için 2025 büyüme beklentisi yüzde 0’dan yüzde 0,1’e çıkarılırken, 2026 için yüzde 0,9’da bırakıldı. Fransa’nın büyüme beklentisi bu yıl için yüzde 0,6 ve gelecek yıl için yüzde 1 olarak korunurken, İtalya’nın bu yıla dair tahmini yüzde 0,4’ten yüzde 0,5’e yükseltildi. İspanya için beklentiler 2025’te yüzde 2,5 ve 2026’da yüzde 1,8 olarak sabit kaldı.

Birleşik Krallık için 2025 büyüme beklentisi yüzde 1,1’den 1,2’ye çıkarıldı, 2026 tahmini ise yüzde 1,4’te sabit tutuldu. Japonya ekonomisi için 2025 büyüme tahmini yüzde 0,6’dan 0,7’ye yükseltilirken, 2026 tahmini yüzde 0,6’dan yüzde 0,5’e indirildi.

Yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülkeler grubunda, Çin ekonomisine dair 2025 büyüme tahmini yüzde 4’ten yüzde 4,8’e yükseltildi. 2026 yılı için tahmin ise yüzde 4’ten yüzde 4,2’ye çıkarıldı.

Hindistan’ın büyüme beklentisi 2025 için yüzde 6,2’den yüzde 6,4’e, 2026 için ise yüzde 6,3’ten yüzde 6,4’e yükseltildi. Buna karşın Rusya’nın 2025 büyüme tahmini yüzde 1,5’ten yüzde 0,9’a düşürüldü. 2026 tahmini ise yüzde 0,9’dan yüzde 1’e çıkarıldı.

Paylaşın

Yedi Metrelik Yeni Bir Deniz Canavarı Keşfedildi

Bilim insanları, yedi metre uzunluğunda, soyu tükenmiş, etobur bir su kertenkelesi olan yeni bir mosasaur türü keşfetti. Yeni türe, Jormungander Walhallaensi adı verildi.

Haber Merkezi / 145,5 ila 65,5 milyon yıl önce Geç Kretase döneminde yaşadığı düşünülen yeni türün, iki iyi bilinen mosasaur türü arasında “geçiş” özellikleri taşıdığı tanımlandı.

Sekiz yıldan fazla süren keşif, ABD’nin Kuzey Dakota eyaletindeki Walhalla’da 2015 yılında bulunan, kafatası, çenesi ve omurgası neredeyse tamam olan bir fosile dayanıyor.

Jormungander Walhallaensi nedir?

Yaklaşık 7,5 metre uzunluğunda olduğu tahmin edilen Jormungander Walhallaensi, daha küçük bir mosasaur olan Clidastes türü ile yaklaşık 15 metre uzunluğa ulaşan daha büyük bir tür olan Mosasaurus arasında bir bağ oluşturuyor.

Mosasaurların 100 ila 66 milyon yıl önce yaşadığı ve dinozorları öldüren asteroit çarpması sırasında soylarının tükendiği düşünülüyor. Suda yaşayan bu tür, dinozorlardan çok kertenkelelere veya yılanlara benziyor.

Araştırmanın baş yazarı Amelia Zietlow, “Bir Komodo ejderine yüzgeçler takıp onu gerçekten büyük yapsaydınız, temel olarak buna benzer görünürdü” dedi.

Araştırmalar, Jormungander’ın Mosasaurus’tan önce, yani 80 milyon yıl önce var olduğunu gösteriyor.

Paylaşın

The Economist: Erdoğan, Sandıkta Yenemediği Muhalefeti Yargıyla Susturuyor

The Economist, geçen yılki yerel seçimlerde CHP’nin, AK Parti’yi geride bırakarak 20 yıl sonra ilk kez birinci parti olduğunu belirtiyor ve Erdoğan hükümetinin bu başarıyı sandıkla aşamayınca yargı yoluna başvurduğunu öne sürüyor.

Analizde, İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının, Erdoğan’ın en güçlü rakibini saf dışı bırakmak amacı taşıdığı yorumu yapılıyor.

Londra merkezli The Economist dergisinde yayımlanan analizde, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, siyasi rakiplerini sandıkta yenemediğinde yargı yoluna başvurduğu iddiası gündeme taşındı. Yazıda, Erdoğan’ın Kürtlerle barış görüşmelerine yeşil ışık yakarken, diğer yandan muhalefeti baskı altına aldığı öne sürülüyor.

Dergiye göre, Türkiye’de 40 binden fazla insan PKK’nın saldırıları nedeniyle hayatını kaybetti. Türkiye’nin güneydoğusu hem silahlı çatışmalardan hem de karşılık olarak uygulanan sert askerî tedbirlerden büyük zarar gördü. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e atıfla, savaşın Türkiye’ye maliyetinin yaklaşık 1.8 trilyon doları bulduğu ifade edildi.

Barış süreci kapsamında silah bırakma sürecinin başladığı, yaz aylarında bu sürecin devam etmesinin beklendiği belirtildi. Kapsamlı bir af seçeneğinin de masada olduğu aktarıldı. Barışın, Türkiye’nin güneydoğusunda kalkınmanın önünü açabileceği gibi, Suriye’de PKK bağlantılı gruplar ile yeni rejim arasında gerilimi azaltabileceği değerlendiriliyor.

Ancak The Economist, Erdoğan’ın bu barış sürecini, baskı politikasını örtmek için kullanabileceğine dikkat çekiyor. 20 yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten Erdoğan’ın, anayasa değişikliği ya da seçimlerin öne çekilmesi yoluyla bir dönem daha iktidarda kalmayı hedeflediği, bunun için de DEM Parti’ye tavizler vererek desteğini kazanmayı amaçladığı belirtiliyor.

Daha önce de benzer bir tablo yaşandığını hatırlatan dergi, 2015 seçimlerinde DEM Parti’nin selefi olan HDP’nin Erdoğan’ın partisinin meclis çoğunluğunu engellediğini, ardından barış sürecinin çöktüğünü ve çok sayıda Kürt siyasetçinin, aralarında Selahattin Demirtaş’ın da olduğu isimlerin tutuklandığını vurguluyor. Demirtaş hâlâ cezaevinde bulunuyor.

“CHP geçmişte HDP’nin yaşadıklarını yaşıyor”

Bugün ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) benzer bir baskıyla karşı karşıya olduğu savunuluyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mart ayında yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandığı, İzmir’in eski belediye başkanı ile Adana ve Antalya büyükşehir belediye başkanlarının da gözaltına alındığı hatırlatılıyor.

The Economist, geçen yılki yerel seçimlerde CHP’nin, AK Parti’yi geride bırakarak 20 yıl sonra ilk kez birinci parti olduğunu belirtiyor ve Erdoğan hükümetinin bu başarıyı sandıkla aşamayınca yargı yoluna başvurduğunu öne sürüyor. Analizde, İmamoğlu’nun tutuklanmasının, Erdoğan’ın en güçlü rakibini saf dışı bırakmak amacı taşıdığı yorumu yapılıyor.

Son olarak, dergi Batılı ülkelerin sessizliğine dikkat çekiyor. Ne Amerika’dan ne de Birleşik Krallık’tan bu tutuklamalara dair eleştiri gelmediği, Avrupa Birliği’nin ise konuyu yalnızca yüzeysel biçimde gündeme getirdiği aktarılıyor. Almanya’nın, Türkiye’ye Eurofighter Typhoon savaş uçağı satışını askıya almasına rağmen bu haftadan itibaren bu tavrından geri adım attığı ifade ediliyor.

The Economist, Türkiye’nin müttefiklerine çağrıda bulunarak, Erdoğan’ın Kürtlerle barış adımlarını sürdürmesini teşvik etmeleri, ancak aynı zamanda artan otoriter uygulamalar karşısında da seslerini yükseltmeleri gerektiğini belirtiyor.

Paylaşın

Türkiye’de Son Yedi Ayda 92 Bin Hektar Ormanlık Alan Kül Oldu

Türkiye’de 2025 yılının ilk yedi ayında çıkan 153 orman yangınında 92 bin hektardan fazla alan kül oldu. 2025 verileri, yalnızca yangınların sayıca değil, etkide de büyüdüğünü ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği’nin Copernicus uydu sisteminden elde edilen veriler, 2025 yılında Türkiye’nin ağır bir orman yangını sezonu geçirdiğini ortaya koyuyor. Henüz Ağustos ayı başlamadan, 153 büyük yangında toplam 92 bin 241 hektar ormanlık alan zarar gördü.

EFFIS (Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi) verilerine göre, 2025’te orman yangınları Haziran sonunda belirgin bir yükselişe geçti ve Temmuz başında yoğunlaştı. Kısa sürede 90 bin hektardan fazla ormanlık alan alevlere teslim oldu. Ancak uzun yılları kapsayan ortalama veriler, yangın riskinin asıl Temmuz sonu ile Eylül başı arasında yoğunlaştığını gösteriyor.

EFFIS’in 2006–2024 yılları arasındaki haftalık yangın verilerine göre, Türkiye’de yangın sayısı ortalama olarak Ağustos’un ilk haftalarında zirveye ulaşıyor. Haftalık yangın sayılarında en yüksek artış, çoğu yıl 30 Temmuz – 15 Ağustos tarihleri arasında kaydediliyor. Bu veriler, Ağustos’un Türkiye açısından hâlâ yangın sezonunun en kritik bölümü olduğunu gösteriyor.

2025 verileri, yalnızca yangınların sayıca değil, etkide de büyüdüğünü ortaya koyuyor. EFFIS sistemine göre her bir yangında ortalama 603 hektarlık alan zarar gördü. Bu oran, önceki yıllara göre üç kat fazla.

EFFIS verilerine göre:

Yıl                              Yanan Alan (ha)    Yangın Sayısı
2022                              15.685                         62
2023                              32.599                       174
2025 (ilk 7 ay)             92.241                       153

Sadece 2025’in ilk yedi ayında kaydedilen zarar, son iki yılın toplamından fazla. Ayrıca bu yıl, yangın başına düşen tahribat da ciddi biçimde arttı. 2024’te bir yangında ortalama 180 hektar alan yanarken, bu yıl bu rakam 600 hektara yaklaştı.

EFFIS’in haftalık yangın verilerine göre 2025 yılında yangınlar erken başladı ve Temmuz başında zirve yaptı. Ancak 2006–2024 ortalamasına göre yangınların en yoğun yaşandığı dönem halen Temmuz sonu ile Ağustos ortası arası. Bu tablo, 2025’in normların dışına çıkan bir sezon olduğunu ortaya koyarken, mevsimsel olarak asıl riskin hâlâ sürebileceğine işaret ediyor.

Paylaşın

“Bezelye Virüsü” Kanserle Mücadelede Oyunun Kurallarını Değiştirebilir

Tümörlere doğrudan enjekte edildiğinde bağışıklık sistemini güçlü bir şekilde tetikleyen ve genellikle kara baklagillerini enfekte eden bir virüs, kanser tedavisi olarak umut vadediyor.

Haber Merkezi / Kaliforniya Üniversitesi’nden bilim insanları, bu zararsız bitki virüsünün vücudun bağışıklık sisteminin, kanser hücrelerini hedef almasına ve yok etmesine nasıl yardımcı olabileceğini keşfettiler.

Araştırmanın sonuçları yakın zamanda Cell Biomaterials dergisinde yayımlandı.

İnek bezelye mozaik virüsü (CPMV) adı verilen virüs, insan hücrelerini enfekte etmiyor; ancak tümörlere doğrudan enjekte edildiğinde bağışıklık sistemini güçlü bir şekilde tetikliyor.

Fareler ve hatta kanserli evcil köpekler üzerinde yapılan araştırmalarda, CPMV’nin tümörlere saldıran bağışıklık hücrelerini başarıyla aktive ettiği ve kanserin yayılmasını önlemeye yardımcı olduğu görüldü.

CPMV, nötrofiller, makrofajlar ve doğal öldürücü hücreler gibi bağışıklık hücrelerini, tümör bölgesine çekiyor ve kanser hücrelerini yok ediyor. CPMV ayrıca, bağışıklık hafızasından sorumlu olan B ve T hücrelerini de uyandırıyor.

Bu, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanımayı öğrenmesi ve bunlarla yalnızca enjeksiyon bölgesinde değil, vücudun diğer bölgelerinde de savaşabileceği anlamına geliyor.

Araştırmanın lideri Dr. Nicole Steinmetz, CPMV’nin bu etkiye sahip olmasının, diğer benzer bitki virüslerinin ise bu etkiye sahip olmamasının şaşırtıcı olduğunu söyledi.

Araştırmada yer alan ekip, bunun nedenini daha iyi anlamak için CPMV’yi, yakından ilişkili bir virüs olan inek bezelyesi klorotik benek virüsü (CCMV) ile karşılaştırdı. Her iki virüs de birbirine benziyor ve insan bağışıklık hücreleri tarafından benzer şekillerde alınıyor, ancak yalnızca CPMV güçlü bir kanser karşıtı tepkiyi tetikliyor.

Araştırmaya konu olan virüsler arasındaki temel fark, CPMV’nin insan bağışıklık hücreleri içindeki davranışında yatmakta. CPMV, hücrelere girdiğinde, uzun zamandır kanserle savaştığı bilinen interferon adı verilen proteinleri aktive ediyor. Erken dönem bazı kanser ilaçları bu proteinlere dayanıyordu.

Bir diğer önemli keşif ise CPMV’nin genetik materyalinin (RNA) hücre içinde nasıl davrandığıydı. CPMV’nin RNA’sı hücrede daha uzun süre kalıyor ve endolizozom adı verilen bir bölüme ulaşarak TLR7 adlı bir sensörü aktive ediyor.

Bu sensör, vücudun virüsleri tespit etmesine ve güçlü bir savunma mekanizmasını tetiklemesine yardımcı oluyor; bu savunma mekanizması aynı zamanda kanserle savaşmaya da yardımcı oluyor. Ancak CCMV’nin RNA’sı bu aşamaya ulaşamıyor.

Paylaşın

8 Bin 792 Soru Önergesi Cevapsız Kaldı

28. Yasama Dönemi’nde milletvekilleri toplamda 30 bin 546 yazılı soru önergesi verdi. Önergelerin sadece 4 bin 3 tanesi yasal süresi içinde ilgili bakanlarca cevaplanırken; 16 bin 908 önerge yasal süresi geçtikten sonra yanıtlandı. 8 bin 792 önerge ise yanıtsız bırakıldı.

Yanıtsız bırakılan önerge verisinde ilk sırada Murat Kurum olsa da; Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, kendisine yöneltilen 622 soru önergesinin 543’üne yanıt vermedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, milletvekillerinin verdikleri önergelerin ilgili Bakanlıklarca yanıtlanmaması konusunu Meclis gündemine taşımış ve Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a sormuştu. Bakan’ın önergesine Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ’dan yanıt geldi.

Verilere göre, 21 Temmuz 2025 tarihi itibarıyla milletvekilleri toplamda 30 bin 546 yazılı soru önergesi verdi. Önergelerin sadece 4 bin 3 tanesi yasal süresi içinde ilgili Bakanlarca cevaplanırken; 16 bin 908 önerge yasal süresi geçtikten sonra yanıtlandı. 8 bin 792 önerge ise yanıtsız bırakıldı. Verilen 30 bin 546 önergenin 12 bin 128’ini CHP milletvekilleri verdi.

Önergelerin yanıtlanma durumunun Bakanlara göre dağılımı şöyle:

Adalet Bakanı’na 4 bin 282
İçişleri Bakanı’na 4 bin 105
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı’na 3 bin 347
Tarım ve Orman Bakanı’na 2 bin 795
Sağlık Bakanı’na 2 bin 520 önerge verildi.

İlk sırada Murat Kurum geliyor

Önergeleri yanıtlamayan Bakanların dağılımı ise şöyle:

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum bin 682 önergeyi
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya bin 345 önergeyi
Adalet Bakanı bin 238 önergeyi
Sağlık Bakanı ise bin 156 önergeyi yanıtsız bıraktı.
Yanıtsız bırakılan önerge verisinde ilk sırada Murat Kurum olsa da; Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, kendisine yöneltilen 622 soru önergesinin 543’üne yanıt vermedi.

Murat Bakan, Meclis performansına ilişkin sunduğu önergesinde “Yazılı soru önergelerinin ilgili Bakanlıklarca çoğu zaman yasal süresi içinde yani zamanında cevaplandırılmadığı; kimi Bakanlıkların sorulan sorulara yanıt vermeyip, sırf ‘cevaplandırılmış’ olsun diye eksik, yüzeysel ve alakasız içeriklerle geçiştirildiği; bazı Bakanlıkların ise uzun zamandır hiçbir yazılı soru önergesine yanıt vermediği görülmüştür. Bu durum, Gazi Meclis’in yürütme organının denetleme işlevini zayıflatmakta, kamuoyunun bilgi alma hakkını ihlal etmekte ve seçilmiş milletvekillerinin Anayasa ve TBMM İçtüzüğü’nden kaynaklanan haklarının kullanmalarını doğrudan engellemektedir” dedi.

Bekir Bozdağ, CHP’li Bakan’ın değerlendirmesine istinaden şu cevabı verdi:

“Önceki yaşama dönemlerinde olduğu gibi bu yaşama döneminde de Başkanlığımızca 5.12.2023, 28.06.2024, 05.12.2024 ve 24.06.2025 tarihlerinde Cumhurbaşkanı yardımcısı ile bakanlıklara yazılı soru önergelerinin cevaplandırılma durumunu gösteren yazılar yazılmıştır. Bu yazılarda yazılı soru önergeleri süresi içinde cevap verilmesi ve verilecek cevapların TBMM’nin saygınlığına uygun olacak şekilde soruları tam olarak karşılayan, yeterli ve tatminkâr nitelikte hazırlanması hususu iletilmiştir. Bu uygulamaya devam edilecektir.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Ahmet Davutoğlu’ndan İktidara Sert Sözler

Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, iktidarın genel afet ve kriz yönetimindeki eksikliklerini vurgulayarak, “Bu köhnemiş sistemi ve ahlaki çöküş yaşayan siyaseti kökten ve radikal şekilde değiştirmeye kararlıyız!” dedi.

Haber Merkezi / Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşım ile orman yangınları başta olmak üzere genel afet ve kriz yönetimindeki aksaklıkları gündeme getirdi.

Davutoğlu, paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Bir sistem çöküşü yaşıyoruz! Her afete geç ve etkisiz müdahale ederek halkı kendi kaderiyle başbaşa bırakan, ülkenin kriz yönetim kapasitesini her geçen gün zayıflatan, yangınlarda ve depremlerde erken uyarı sitemini harekete geçiremeyen,

bir afet ülkesi olduğu halde, gece görüşü ekipmanı ile donanmış helikopterler ve uçaklar temin edemeyen, kendi lüks ve itibarları için kullandıkları özel uçak filolarının yerine, yangınlara müdahale kapasitesi yüksek tam donanımlı hava araçları almaktansa,

halkın mal ve canını riske etmekten kaçınmayan, orman işçilerini yeterli planlama olmadan ve yine yeterli ekipman temin etmeden alevlerin içine salıp, cenazelerini alan, memleketi korumasını beklediği askerini, sıvı yetersizliği ile kaybeden,

herhangi bir askeri operasyon esnasında askerlerini düşman saldırısında değil, metan gazı zehirlenmesi ile şehit veren, Kartalkaya’da tatile giden vatandaşlarının yanışını canlı yayında izleyen, herkesin güvenilirliğinden emin olduğu bir sınavı dahi yapamayan,

sokaklarını uyuşturucu baronlarından, sosyal medya ortamını kumar sitelerinden temizleyemeyen, aile yapımızı çökerten toplumsal yozlaşmaya set çekemeyen, gençlerimizi, kadınlarımızı ve çocuklarımızı koruyamayan; bugünkü iktidar, bu sistem çöküşünün temel sorumlusudur.

Kapsamlı bir sorgulama ve yenilenme olmadan bu sistem çöküşünden çıkamayız. Bu köhnemiş sistemi ve ahlaki çöküş yaşayan siyaseti kökten ve radikal şekilde değiştirmeye kararlıyız!”

Paylaşın

Tip 2 Diyabet Hastalarında Kan Şekeri Ölçümü Ne Sıklıkla Yapılmalı?

Vücudun şekeri işleme biçimini etkileyen kronik bir rahatsızlık olan Tip 2 diyabette kan şekeri seviyelerini sağlıklı bir aralıkta tutmak, hastalığın yönetiminin en önemli kısımlarından biridir.

Haber Merkezi / Bu nedenle, sıkça sorulan sorulardan biri de kan şekerinin ne sıklıkla ölçülmesi gerektiğidir. Cevap ise, kişinin tedavi planı, kan şekerinin ne kadar iyi kontrol edildiği ve kişisel sağlık ihtiyaçları gibi çeşitli faktörlere bağlıdır.

Genellikle hemen insülin gerektiren tip 1 diyabetin aksine, tip 2 diyabet hastaları durumlarını diyet, egzersiz ve ağızdan alınan ilaçlarla yönetebilirler. Bazılarının sonunda insüline veya diğer enjekte edilebilir ilaçlara ihtiyacı olabilir.

Kan şekeri testi, vücudun yiyeceklere, egzersize, ilaçlara ve strese nasıl tepki verdiğini anlamaya yardımcı olur.

İnsülin kullanmayan ve kan şekerini iyi kontrol edilen bireyler için doktorlar, kan şekeri seviyelerinin daha seyrek ölçülmesini önerebilirler. Bazı araştırmalar, bu bireyler için haftada bir veya iki kez, hatta ayda birkaç kez kan şekeri ölçümü yapmanın yeterli olabileceğini göstermektedir.

JAMA Internal Medicine’de yayınlanan 2017 tarihli bir araştırma, insülin kullanmayan iyi kan şekerini iyi kontrol edilen hastalarda rutin günlük testlerin kan şekeri kontrolünü iyileştirmediğini ortaya koydu.

Ancak insülin veya kan şekerini düşürebilecek başka ilaçlar kullanan hastalarda daha sık test yapılması gerekebilir. İnsülin kullanan hastaların kan şekerlerini günde birkaç kez test etmeleri önerilmektedir.

Bu, yemeklerden önce, yemeklerden sonra, yatmadan önce ve araba kullanma veya egzersiz gibi aktivitelerden önce test yapılmasını içerebilir. Test, özellikle ilaç değiştirirken, yeni yiyecekler denerken veya hastalık ya da duygusal stresle başa çıkarken önemlidir.

Bazı hastalar sürekli glikoz ölçüm cihazlarından (CGM) da faydalanabilir. Bu cihazlar, gün ve gece boyunca her birkaç dakikada bir kan şekerini ölçerek gerçek zamanlı bilgiler sunmaktadır.

CGM’ler, özellikle sık sık yüksek veya düşük tansiyonu olanlar veya tedavilerine rehberlik edecek daha detaylı bilgi isteyenler için faydalıdır. 

HbA1c, tip 2 diyabetin yönetiminde önemli bir araçtır. Bu test, son iki ila üç aylık kan şekeri seviyelerinin ortalamasını verir. Diyabet hastalarının çoğu, HbA1c değerlerini yılda en az iki kez, tedavi planları değişiyorsa daha sık kontrol ettirmelidirler. 

Bu test, günlük testlerin yerini tutmasa da, genel kontrol hakkında daha geniş bir bakış açısı sağlar.

Kan şekeri hedeflerinin kişiden kişiye değişebileceğini unutmamak da önemlidir. Birçok uzman, genellikle yemeklerden önce 80 ila 130 mg/dL arasında ve yemeklerden iki saat sonra 180 mg/dL’nin altında kan şekeri seviyelerini hedeflemeyi önermektedir.

Ancak bazı kişilerin yaşlarına, sağlık durumlarına veya düşük kan şekeri risklerine bağlı olarak farklı hedefleri olabilir.

Paylaşın