Menemen Enflasyonu Belli Oldu: Yüzde 44,87

Türkiye’de sıklıkla tüketilen domates, yumurta, biber, peynir ve soğan gibi ürünlerin fiyatlarında meydana gelen değişimleri incelemek için hazırlanan menemen enflasyonu, temmuz ayında yıllık yüzde 44,87 olarak kaydedildi.

Haber Merkezi / Aylık bazda verilere bakıldığında ise, menemen enflasyonu yüzde 1,6 olarak gerçekleşti. Kullanılan ürünlerdeki fiyat artışları üzerinden yapılan ‘menemen endeksi’ne göre en fazla artış ‘çarliston biber’de yaşandı.

Özel üniversitede finans üzerine dersler veren Dr. Caner Özdurak tarafından geliştirilen “menemen endeksi” 1986 yılında The Economist dergisinde ilk kez yayınlanan Big Mac Endeksi’ne benzese de ülkemizin satın alma gücü için önemli bir gösterge niteliğindedir.

Ekonomist Doç. Dr. Caner Özdurak’ın hazırladığı menemen endeksi temmuz ayı enflasyonu, çarliston biberdeki yüzde 12,77’lik, kuru soğandaki yüzde 10.20’lik ve domatesteki yüzde 1,56’lık artışın etkisiyle aylık yüzde 1,60 yıllık ise yüzde 44,87 olarak kaydedildi.

Doç Dr. Caner Özdurak’ın sosyal medya üzerinde yaptığı paylaşımda şunları dile getirdi:

“Temmuz ayı menemen enflasyonu yumurtada görülen yüzde 2.64’lük ve çarliston biberdeki yüzde 12,77’lik artışa rağmen ve kuru soğan ve domateste görülen sırasıyla yüzde 10.20 ve yüzde 1,56’lık aylık düşüşlerin de etkisiyle aylık yüzde 1,60, yıllık ise ile yüzde 44,87 olarak gerçekleşti.”

Paylaşın

Netanyahu’dan “Gazze” Açıklaması: Arap Güçlere Devredeceğiz

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, “Kendimizi ve Gazzelileri Hamas’ın korkunç teröründen kurtaracağız. Sonrasında orayı sivil bir yönetime devredeceğiz. Bu, Hamas veya İsrail’in yok edilmesini isteyen birileri olmayacak” dedi.

İsrail, savaşın 23’üncü ayında işgali Gazze Şeridi’nin tümüne yaymaya hazırlanıyor. İşgali genişletme planlarının oylanacağı güvenlik kabinesi toplantısından hemen önce Amerikan Fox News kanalına mülakat veren İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, ordu ile yaşandığı belirtilen anlaşmazlıklara rağmen niyetlerinin bölgede kontrolü tamamen ele geçirmek olduğunu söyledi.

Times of Israel haber sitesi, işgali genişletme operasyonunun yaklaşık beş ay süreceğini, bunun 1 milyondan fazla Filistinlinin bir kez daha yerlerinden olmasına yol açacağını yazdı.

İsrail ordusu halihazırda Gazze Şeridi’nin yüzde 75’ini kontrol ediyor. 2,5 milyonluk Gazze nüfusunun büyük bölümü, ordunun henüz karadan operasyon düzenlemediği az sayıdaki yerleşime sıkışmış durumda.

Hafta içinde İsrail Genelkurmay Başkanı’nın, yoğun nüfuslu bölgelere operasyon düzenlemenin askerleri “tuzağa göndermek” anlamına geleceği ve hayatta olduğu değerlendirilen yaklaşık 20 rehineyi riske atacağı gerekçesiyle itiraz ettiği aktarılmıştı.

Netanyahu Fox yayınında, gazetecinin sorusu üzerine, Gazze’yi ilhak etmeyi ise düşünmediklerini söyledi, “(Gazze’yi) Yönetmek istemiyoruz. Orada bir yönetici kurum olarak bulunmak istemiyoruz” dedi.

“Sivil yönetime devredeceğiz”

“İsrail, Gazze’nin tümünde kontrolü ele alacak mı?” sorusuna “Niyetimiz bu. Güvenliğimizi sağlamak, Hamas’ı oradan çıkarmak ve halkını özgürleştirmek için bunu istiyoruz” yanıtını veren İsrail Başbakanı, “Kendimizi ve Gazzelileri Hamas’ın korkunç teröründen kurtaracağız. Ssonrasında orayı sivil bir yönetime devredeceğiz. Bu, Hamas veya İsrail’in yok edilmesini isteyen birileri olmayacak” ifadelerini kullandı.

Netanyahu, “savaştan sonra Gazze’yi Araplara devredeceklerini ve bölgenin uygun şekilde yönetileceğini” söyledi, ancak bu konuda daha fazla ayrıntı vermedi. İsrail Başbakanı, eğer Hamas silah bırakırsa savaşın hızla biteceğini de kaydetti.

(Kaynaak: DW Türkçe)

Paylaşın

Zaman Körlüğü Nedir Ve Nasıl Başa Çıkılabilir?

Zaman körlüğü, genellikle dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile ilişkilendirilen zaman yönetimi zorluklarını tanımlamak için kullanılan bir terimdir.

Haber Merkezi / Zaman körlüğü ayrıca otizm bozuklukları, anksiyete, depresyon ve travmatik beyin yaralanmalarıyla da bağlantılı olabilir.

Zaman körlüğü, bir kişinin zamanı algılama, yönetme veya takip etme konusunda zorluk çekmesi durumudur. Genellikle nörolojik farklılıklar, özellikle DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), otizm spektrum bozukluğu veya diğer bilişsel durumlarla ilişkilidir.

Zaman körlüğü yaşayan bireyler, zamanın geçişini doğru bir şekilde tahmin edemeyebilir, görevleri planlamada zorlanabilir veya sık sık geç kalabilir.

Zaman Körlüğünün Özellikleri

Zamanın ne kadar geçtiğini anlamada zorluk (örneğin, 5 dakika ile 1 saat arasındaki farkı hissetmeme).
Görevlerin ne kadar süreceği konusunda yanlış tahminler.
Planlama ve önceliklendirme zorluğu.
Son teslim tarihlerini unutma veya sürekli erteleme (prokrastinasyon).
Günlük rutinlerde aksaklıklar (örneğin, toplantılara geç kalma).

Zaman Körlüğünün Nedenleri

Nörolojik Faktörler: DEHB’de beynin prefrontal korteksindeki işlev bozuklukları, zaman algısını etkileyebilir.
Stres ve Anksiyete: Zihinsel yük, zaman yönetimini zorlaştırabilir.
Duygusal Durumlar: Yoğun odaklanma (hiperfokus) veya dikkatin dağılması, zamanın geçişini fark etmeyi engelleyebilir.
Uyku Bozuklukları: Yetersiz uyku, zaman algısını bozabilir.

Zaman Körlüğü ile Başa Çıkma Yöntemleri

Zaman körlüğünü yönetmek için pratik stratejiler ve alışkanlıklar geliştirilebilir:

Zaman Yönetim Araçlarının Kullanımı:

Alarm ve Hatırlatıcılar: Telefon veya akıllı saatle düzenli hatırlatmalar ayarlamak.
Zamanlayıcılar: Görevler için belirli süreler belirlemek (örneğin, Pomodoro tekniği: 25 dakika çalışma, 5 dakika mola).
Takvim Uygulamaları: Google Calendar, Todoist gibi uygulamalarla görevleri ve son teslim tarihlerini planlamak.

Görevleri Küçük Parçalara Ayırma:

Büyük görevleri küçük, yönetilebilir adımlara bölerek zaman tahminini kolaylaştırmak. Örneğin, “proje yaz” yerine “giriş bölümünü yaz (30 dakika)” gibi.

Görsel Hatırlatıcılar Kullanma:

Duvara bir saat asmak veya masaüstünde analog bir saat kullanmak.
Zaman çizelgeleri veya renkli notlar ile görsel planlar oluşturmak.

Rutinler Oluşturma:

Günlük sabit rutinler (örneğin, her sabah 10 dakikalık planlama) zaman algısını güçlendirir.
Belirli görevler için sabit saatler belirlemek (örneğin, e-postaları 09:00’da kontrol et).

Hiperfokus ve Dikkat Dağınıklığı Yönetme:

Dikkati çeken bir görevde kaybolmamak için zamanlayıcı kullanmak.
Dikkat dağıtıcı unsurları (sosyal medya, gürültü) en aza indirmek.

Gerçekçi Zaman Tahminler Yapılmalı:

Görevlerin süresini tahmin ederken, normalden yüzde 50 daha fazla zaman ayırmak (örneğin, 1 saatlik bir iş için 1,5 saat planlayın).
Geçmiş deneyimlerden öğrenerek tahminleri geliştirmek.

Profesyonel Destek:

Bir terapist veya koçla çalışmak (özellikle DEHB koçları) zaman yönetimi becerilerini geliştirebilir.
Psikiyatrik değerlendirme, altta yatan bir durum (DEHB, anksiyete) varsa tedavi için faydalı olabilir.

Farkındalık ve Öz-Şefkat:

Zaman körlüğünü bir eksiklik olarak görmek yerine, farkındalıkla yaklaşmak.
Meditasyon veya nefes egzersizleri, stresi azaltarak zaman algısını iyileştirebilir.

Paylaşın

Kortizol Nedir Ve Vücudu Nasıl Etkiler?

Kortizol, böbrek üstü bezlerinde üretilen bir steroid hormondur ve stres hormonu olarak bilinir. Vücudun stres, metabolizma ve bağışıklık sistemiyle başa çıkmasında önemli bir rol oynar.

Haber Merkezi / Vücut strese tepki olarak kortizol salgılar ve bu da kan basıncını, kan şekerini ve enerji kullanımını düzenlemeye yardımcı olur.

Ancak stres çok uzun sürerse, kortizol seviyesi yüksek kalabilir ve bu da ruh sağlığı sorunlarına, kilo alımına ve uyku sorunlarına yol açabilir.

İşte kortizolün ne olduğu ve vücudu nasıl etkilediği hakkında temel bilgiler:

Kortizol Nedir?

Kortizol, böbrek üstü bezlerinin korteks bölgesinde üretilir ve glukokortikoidler sınıfına aittir.
Vücudun “savaş ya da kaç” tepkisini düzenler ve stresli durumlarda salgılanır.
Gün içinde seviyeleri değişir; sabahları en yüksek, gece en düşük seviyededir (sirkadiyen ritim).

Kortizolün İşlevleri:

Stres Tepkisi: Kortizol, stresli durumlarda enerji sağlamak için kan şekerini artırır ve vücudun hızlı tepki vermesine yardımcı olur.

Metabolizma Düzenlemesi: Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasını kontrol eder. Kan şekeri seviyelerini yükseltir ve enerji üretimini destekler.

Bağışıklık Sistemi: İltihaplanmayı azaltır ve bağışıklık sistemini düzenler. Ancak uzun süre yüksek kortizol, bağışıklığı baskılayabilir.

Kan Basıncı ve Kalp Fonksiyonu: Kan basıncını düzenler ve kalp-damar sistemini destekler.

Uyanıklık ve Enerji: Günlük ritmi düzenleyerek sabahları uyanıklık sağlar.

Kortizolün Vücuda Etkileri

Normal Seviyelerde: Vücudun dengeli çalışmasını sağlar, enerji verir ve stresle başa çıkmayı kolaylaştırır.

Yüksek Seviyelerde (Kronik Stres):

Fiziksel Etkiler: Kilo artışı (özellikle karın bölgesinde), yüksek kan şekeri, kas zayıflığı, kemik erimesi, yüksek tansiyon.
Zihinsel Etkiler: Anksiyete, depresyon, hafıza sorunları, uyku bozuklukları.
Bağışıklık Sistemi: Enfeksiyonlara karşı direnci azaltabilir.
Cushing Sendromu: Aşırı kortizol üretimi bu hastalığa yol açabilir.

Düşük Seviyelerde: Yorgunluk, halsizlik, düşük kan şekeri, kilo kaybı.

Kortizol Seviyesini Etkileyen Faktörler

Kronik stres, uyku eksikliği, kötü beslenme, aşırı kafein veya bazı ilaçlar kortizolü artırabilir.
Düzenli egzersiz, meditasyon, yeterli uyku ve dengeli beslenme kortizolü dengeleyebilir.

Paylaşın

Kalp Krizi Sonrası Egzersiz Yapılabilir Mi?

Egzersiz, kalp krizinden sonra zayıflamış veya hasar görmüş kalbin iyileşme sürecinde çok önemlidir ve gelecekteki olası kalp krizlerini ve daha fazla hasarı önlemenin de anahtarıdır.

Haber Merkezi / Kalp krizi sonrası egzersiz yapılabilir, ancak bu süreç doktor gözetiminde ve dikkatlice planlanmalıdır.

Doktor onayı: Egzersize başlamadan önce kardiyolog veya sağlık uzmanı ile görüşülmeli. Doktor, hastanın durumuna göre egzersiz türünü, yoğunluğunu ve süresini belirler.

Kardiyak rehabilitasyon: Bu program, kalp krizi sonrası iyileşmeyi desteklemek için tasarlanmıştır. Genellikle düşük yoğunluklu aerobik egzersizler (yürüyüş, bisiklet, hafif tempolu koşu) içerir ve fizyoterapist veya uzman eşliğinde yapılır.

Başlangıç aşaması: İlk aşamada hafif egzersizler (örneğin, kısa yürüyüşler) önerilir. Egzersiz yoğunluğu kademeli olarak artırılır.

Dikkat edilmesi gerekenler: Egzersiz sırasında göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi veya aşırı yorgunluk hissedilirse hemen durulmalı ve doktora başvurulmalı.

Aşırı ağır kaldırma veya yüksek yoğunluklu egzersizlerden kaçınılmalı. Düzenli nabız ve tansiyon takibi yapılmalı.

Faydaları: Uygun egzersiz, kalp kasını güçlendirir, kan dolaşımını iyileştirir, stresi azaltır ve tekrar kriz riskini düşürebilir.

Zamanlama: Genellikle kalp krizinden sonra 1-2 hafta içinde hafif aktivitelere başlanabilir, ancak bu süre hastanın durumuna göre değişir.

Paylaşın

Temmuz, Kayıtlara Geçen En Sıcak Üçüncü Ay Oldu

Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin (C3S) verilerine göre, geçtiğimiz Temmuz ayı kayıtlara geçen en sıcak üçüncü ay oldu.

Dünya genelinde ortalama yüzey hava sıcaklığı 1991-2020 döneminde Temmuz ayı ortalamasının 0,45°C üzerinde, 16,68°C olarak gerçekleşti.

AB’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin (C3S) son verilerine göre, bu Temmuz ayı küresel olarak kayıtlara geçen en sıcak üçüncü Temmuz ayı oldu.

En sıcak Temmuz olan 2023’e göre 0,27°C, en sıcak ikinci Temmuz olan 2024’e göre ise 0,23°C daha soğuktu. Geçen ay ayrıca 1850-1900 yılları arasındaki sanayi öncesi ortalamanın 1,25°C üzerinde gerçekleşti ve son 25 ay içinde 1,5°C eşiğine ulaşmayan sadece dördüncü ay oldu.

C3S Direktörü Carlo Buontempo, en sıcak Temmuz ayından iki yıl sonra, küresel sıcaklıklardaki rekor serisinin “şimdilik sona erdiğini” söylüyor. Buontempo, “Ancak bu iklim değişikliğinin durduğu anlamına gelmiyor” diye ekliyor.

Buontempo, “Temmuz ayında aşırı sıcaklar ve seller gibi olaylarda ısınan bir dünyanın etkilerine tanık olmaya devam ettik. Atmosferdeki sera gazı konsantrasyonlarını hızla dengelemediğimiz sürece, sadece yeni sıcaklık rekorları değil, aynı zamanda bu etkilerin daha da kötüleşmesini beklemeliyiz ve buna hazırlıklı olmalıyız.” diyor.

Copernicus Servisi, 1940’tan beri kaydedilen iklim verilerini, 1850’ye kadar uzanan bilgilerle birleştirerek kullanır. Bu veriler, iklim evriminin ve insan faaliyetlerinin küresel sıcaklıklar üzerindeki etkisinin hassas bir şekilde analiz edilmesini sağlar.

Paylaşın

Aktif Matris Organik Işık Yayan Diyot Nedir? Avantajları Dezavantajları

Aktif Matrisli Organik Işık Yayan Diyot veya kısaca AMOLED, elektrik akımı uygulandığında ışık yaymak için organik bileşikler kullanan bir ekran teknolojisi türüdür.

Haber Merkezi / Bu teknoloji, canlı renkleri, yüksek kontrast oranı ve enerji verimliliği nedeniyle çoğunlukla akıllı telefonlarda, tabletlerde, akıllı saatlerde ve televizyon ekranlarında kullanılır.

Aktif Matris Organik Işık Yayan Diyot (AMOLED) teknolojisi, çok çeşitli cihazlarda kullanıcıların görsel deneyimini iyileştirmede önemli bir rol oynar. Bu teknoloji, ekranların daha keskin görüntüler, daha zengin renkler ve daha derin siyahlar sunmasını sağlayarak taşınabilir elektronik cihazlar ve televizyon ekranları için avantajlı hale getirir.

Akıllı telefonlar, tabletler ve akıllı saatler gibi cihazlarda AMOLED ekranların kullanımı, canlı görseller oluşturarak ve hızlı multimedya kullanımı ve oyun için gerekli olan daha düşük tepki süreleri sunarak kullanıcıların dijital içerikle etkileşimini önemli ölçüde artırmıştır. Ayrıca, AMOLED ekranlar daha koyu görselleri görüntülerken daha az güç tüketme eğilimindedir ve bu da cihazların pil ömrünü uzatarak uzun kullanım sürelerinde kullanıcılara avantaj sağlar.

Aktif Matris Organik Işık Yayan Diyot teknolojisinin bir diğer heyecan verici uygulaması da giyilebilir ve esnek elektronik alanındadır. AMOLED ekranların bu cihazlarda kullanılması, daha ince ve hafif yapıları ve işlevsellikten ödün vermeden bükülebilmeleri sayesinde mümkün olmaktadır.

Bu durum, katlanabilir akıllı telefonlar ve geleneksel ekranlar ile fütüristik konseptler arasındaki çizgileri bulanıklaştıran sarmal ekranlar gibi yenilikçi cihazların geliştirilmesine yol açtı. Üreticiler, AMOLED teknolojisi için sürekli yenilikler yaparak ve yeni uygulamalar bularak, kullanıcılara benzersiz düzeyde sürükleyici ve çok yönlü görsel deneyimler sunarken, aynı zamanda ekran teknolojisi dünyasında mümkün olanın sınırlarını da zorluyor.

Aktif Matris Organik Işık Yayan Diyot hakkında sıkça sorulan sorular:

AMOLED teknolojisi nasıl çalışır?

AMOLED teknolojisi, iki iletken plaka arasına organik bir malzeme yerleştirilerek çalışır. Malzemeden elektrik akımı geçirildiğinde ışık yayar. AMOLED ekrandaki her piksel, ince film transistör (TFT) arka paneli tarafından etkinleştirilen kırmızı, yeşil ve mavi organik malzemelerden oluşur. Bu sayede, her bir piksel kendi ışığını yayarak gelişmiş renk doğruluğu ve kontrasta sahip yüksek kaliteli görüntüler oluşturur.

AMOLED ekranların avantajları nelerdir?

AMOLED ekranlar, LCD’ler gibi diğer ekran teknolojilerine kıyasla birçok avantaj sunar. Bu avantajlar arasında daha yüksek kontrast oranları, daha hızlı yenileme hızları, daha ince ve hafif tasarımlar ve daha iyi enerji verimliliği yer alır. Ayrıca, AMOLED ekranlar, siyah görüntülerken pikseller tamamen kapatılabildiği için derin siyahlar üretebilir ve bu da güç tüketiminden tasarruf sağlar.

AMOLED ekranların dezavantajları nelerdir?

AMOLED ekranların önemli bir dezavantajı, zamanla yanma veya ekran bozulması olasılığıdır. Bu, statik bir görüntü uzun süre görüntülendiğinde meydana gelir ve bazı piksellerin diğerlerinden daha hızlı bozulmasına neden olur. Diğer dezavantajlar arasında daha yüksek üretim maliyetleri ve görüntü tutulması veya “gölgelenme” riski bulunur.

AMOLED ekranlar LCD ekranlarla karşılaştırıldığında nasıldır?

AMOLED ekranlar genellikle LCD ekranlara kıyasla daha iyi kontrast oranlarına, daha hızlı yenileme hızlarına ve daha yüksek enerji verimliliğine sahiptir. Ancak LCD’ler, yanmaya karşı dayanıklılıkları sayesinde genellikle daha iyi renk doğruluğu ve homojenliğinin yanı sıra daha uzun kullanım ömrüne sahiptir. AMOLED ve LCD arasındaki seçim büyük ölçüde kişisel tercihlere ve belirli kullanım durumlarına bağlıdır.

Paylaşın

Aktif Hata Yönetimi Nedir? Bileşenleri

Aktif Hata Yönetimi, bir teknoloji altyapısındaki hataları gerçek zamanlı olarak tespit edip düzeltmek için temel bir bileşen ve metodolojidir. Aktif Hata Yönetimi’nin temel amacı, bir sistemin güvenilir işleyişini korumak ve optimum performansı sürdürerek sağlanan hizmetlerin genel kalitesini artırmaktır.

Haber Merkezi / Donanım, yazılım ve ağlar gibi çeşitli sistem bileşenlerinin sürekli izlenmesi yoluyla Aktif Hata Yönetimi, olası sorunları tespit etmeyi ve bunları hızla çözerek kullanıcıların kesinti ve aksama sürelerini en aza indirmeyi hedefler.

Arıza yönetimine yönelik bu dinamik yaklaşım, işletmelerin ve kuruluşların sürekli gelişen teknolojik ortamda çevik ve dirençli kalmalarını sağlayarak müşteri memnuniyetini artırır ve daha güçlü bir rekabet avantajı sağlar. Active Fault Management, amacına ulaşmak için teşhis verilerini analiz etmek ve teknoloji varlıkları üzerinde düzenli sağlık kontrolleri gerçekleştirmek üzere özel araç ve algoritmalar kullanır. Sistemlerin boyutu ve karmaşıklığı arttıkça, kesintilerin ve hizmet kesintilerinin maliyetli etkilerinden kaçınmak için olayları tespit etme ve çözmede proaktif ve stratejik olmak giderek daha önemli hale gelmektedir.

Bu süreçte, izleme verileri toplanır ve değerlendirilir ve önceden tanımlanmış kriterlere göre gerektiğinde uygun eylemlerin uygulanmasına olanak tanır. Bu, arızalı cihazların yeniden başlatılması veya kaynakların yeniden tahsis edilmesi ya da ilgili personelin daha kapsamlı sorun giderme için uyarılması gibi otomatik kurtarma çalışmalarını içerebilir. Aktif Hata Yönetimi’ni uygulayarak, kuruluşlar sorunları daha da büyümeden önce tahmin etme ve azaltma konusunda daha donanımlı hale gelir ve bu da operasyonel verimliliğin ve dolayısıyla daha iyi bir kullanıcı deneyiminin artmasına neden olur.

Aktif Hata Yönetim hakkında sıkça sorulan sorular:

Aktif Hata Yönetiminin bileşenleri nelerdir?

Aktif Arıza Yönetimi, arıza tespiti, arıza lokalizasyonu, arıza düzeltme ve arıza çözümü gibi çeşitli bileşenlerden oluşur. Bu bileşenler, olası sorunları belirlemek, kaynaklarını saptamak, düzeltici önlemler almak ve ağı normal işleyişine geri döndürmek için birlikte çalışır.

Aktif Hata Yönetimi nasıl çalışır?

Aktif Hata Yönetimi, ağdaki herhangi bir anormallik, performans düşüşü veya arızayı sürekli izleyerek çalışır. Bir sorun tespit edildiğinde, sistem verileri analiz ederek hatanın nedenini belirler ve düzeltici eylemler başlatır. Bu, trafiği yeniden yönlendirme, yapılandırmaları ayarlama veya cihazları yeniden başlatma gibi otomatik işlemlerin yanı sıra, ağ yöneticilerine gerekirse manuel işlem yapmaları için bildirimde bulunmayı içerebilir.

Bir ağda Aktif Hata Yönetiminin uygulanmasının faydaları nelerdir?

Aktif Hata Yönetimi, kesinti süresinin azaltılması, ağ performansının ve güvenilirliğinin iyileştirilmesi ve işletme maliyetlerinin en aza indirilmesi gibi çeşitli avantajlar sunar. Sorunları proaktif olarak izleyip ele alarak, kuruluşlar maliyetli hizmet kesintilerinden kaçınabilir ve kullanıcılarına yüksek kalitede hizmet sunabilir.

Aktif Hata Yönetimi için hangi araçlar ve stratejiler kullanılabilir?

Aktif Hata Yönetimi’ni uygulamak için çeşitli araçlar ve stratejiler mevcuttur. Bunlar arasında ağ yönetim sistemleri (NMS), olay ilişkilendirme sistemleri, ağ performans izleme araçları ve alarm yönetim sistemleri bulunur. Kuruluşlar ayrıca, ağ sorunlarını ele almak için tırmanma yolları, olay takibi ve raporlama gibi süreçler ve prosedürler de oluşturabilirler.

Paylaşın

Active Directory Güvenliği Nedir? En İyi Uygulamalar

Active Directory Güvenliği, Microsoft’un Active Directory hizmeti kullanılarak bir ağ içinde kullanıcı erişimi, kimlik doğrulaması ve yetkilendirmenin korunması ve yönetilmesini ifade eder.

Haber Merkezi / Hassas kurumsal verileri ve kaynakları korumak için grup politikaları, izinler ve çok faktörlü kimlik doğrulama gibi güvenlik önlemlerinin uygulanmasını içerir. Uygun Active Directory Güvenliğinin sağlanması, yetkisiz erişim, veri ihlalleri ve bir kuruluşun BT altyapısına yönelik olası güvenlik tehditleri riskini en aza indirir.

Active Directory Güvenliği, bilgisayar ağlarının yönetimi ve korunmasında önemli bir unsurdur. Temel amacı, bir kuruluşun ağ kaynaklarının güvenliğini ve bütünlüğünü sağlamak ve özellikle kullanıcı kimlik doğrulaması ve erişim kontrolüne odaklanmaktır. Günümüzde çevrimiçi hizmetlere ve hassas verilere olan bağımlılığın artmasıyla birlikte, güvenlik ihlalleri ve siber tehditler işletmeler için önemli riskler oluşturmaktadır.

Bu zorluklarla mücadele etmek için Active Directory Security, kuruluşun dijital altyapısı genelinde güvenlik politikalarının tutarlı bir şekilde uygulanmasını sağlayan bir çerçeve sunar ve böylece operasyonlar için kritik öneme sahip veri ve varlıkların korunmasını sağlar. Active Directory Security, amacına ulaşmak için dijital kaynakları yapılandırılmış bir hiyerarşide düzenlemek ve benzersiz izinlere sahip kullanıcı hesaplarını yönetmek gibi çeşitli önlemler uygular. Yöneticiler, bireysel kullanıcıların veya grupların erişim haklarını özelleştirerek, yalnızca ilgili rolleri için gerekli bilgi ve kaynaklara erişebilmelerini sağlayabilir.

Sistem, ek güvenlik katmanları için iki faktörlü doğrulama ve biyometrik tarama gibi çeşitli kimlik doğrulama yöntemlerini destekler. Ayrıca, Active Directory Security, yöneticilerin kullanıcı etkinliklerini izleyip incelemesine ve herhangi bir düzensizliği anında tespit etmesine olanak tanıyan merkezi denetim ve izleme araçlarına sahiptir. Bu kapsamlı yaklaşım, kuruluşların güvenli ve verimli bir dijital ortam sağlamasını, güvenlik açıklarını en aza indirirken üretkenliği artırmasını sağlar.

Active Directory Güvenliği hakkında sıkça sorulan sorular:

Active Directory Güvenliği neden önemlidir?

Active Directory Güvenliği, bir kuruluşun hassas verilerini ve BT altyapısını korumak için hayati önem taşır. İyi güvenlikli bir AD ortamı, yetkisiz erişimi önleyebilir, veri ihlali riskini azaltabilir ve yasal uyumluluk gerekliliklerini karşılayabilir. Ayrıca, kuruluşun genel ağ güvenliğinin ve bütünlüğünün korunmasına da yardımcı olur.

Active Directory Güvenliği için en iyi uygulamalar nelerdir?

Active Directory Güvenliği için en iyi uygulamalardan bazıları; erişim kontrollerini düzenli olarak gözden geçirmek ve güncellemek, çok faktörlü kimlik doğrulamayı uygulamak, en az ayrıcalık ilkesini uygulamak, güncel yazılım ve yamaları sürdürmek, düzenli güvenlik denetimleri yapmak ve çalışanlara güvenlik eğitimi sağlamak şeklinde sıralanabilir.

En yaygın Active Directory Güvenlik açıkları nelerdir?

Yaygın Active Directory Güvenlik açıkları arasında zayıf parolalar, aşırı kullanıcı ayrıcalıkları, güvenli olmayan LDAP bağlantıları, güncel olmayan yazılımlar, yamalanmamış güvenlik açıkları ve erişim kontrol ayarlarının yanlış yapılandırılması yer alır. Bunlar yetkisiz erişime, veri ihlallerine ve diğer güvenlik olaylarına yol açabilir.

Active Directory Güvenliğini nasıl izleyebilir ve denetleyebilirsiniz?

Active Directory Güvenliği’nin izlenmesi ve denetimi, yerleşik araçlar, üçüncü taraf yazılımlar ve manuel incelemelerin bir kombinasyonu kullanılarak yapılabilir. Olay Görüntüleyicisi, Active Directory Yönetim Merkezi ve Grup İlkesi Yönetim Konsolu gibi araçlar, AD ayarlarının izlenmesine ve yönetilmesine yardımcı olabilir. Üçüncü taraf araçlar, ek izleme, uyarı ve raporlama özellikleri sağlayabilir. Düzenli manuel incelemeler ve güvenlik denetimleri, otomatik araçlar tarafından gözden kaçırılmış olabilecek güvenlik açıklarının veya yanlış yapılandırmaların tespit edilmesine yardımcı olabilir.

Paylaşın

Diyojen Kimdir? Öğretileri

07 biridir.

Haber Merkezi / “Sinoplu Diyojen” olarak da bilinen Diyojen, sadeliği, toplumsal normlara meydan okuması ve ahlaki dürüstlüğüyle tanınır. Diyojen, felsefesini sözleriyle değil, yaşam tarzıyla ifade eden bir düşünürdü; genellikle bir fıçıda yaşadığı, elinde bir fenerle “dürüst insan” aradığı gibi anekdotlarla hatırlanır.

Diyojen’in Öğretileri

Diyojen’in öğretileri, Kinik felsefenin temel ilkelerine dayanır. Kinikler, erdeme dayalı bir yaşamı savunmuş ve toplumsal kuralları, maddi zenginlikleri ve konformizmi reddetmiştir. Diyojen’in öğretileri, sade bir yaşam, özgürlük, kendi kendine yeterlilik (otarki) ve doğaya uygunluk gibi temalar etrafında şekillenir.

Doğaya Uygun Yaşam: Diyojen, insanın doğaya uygun, sade ve ihtiyaçlarına indirgenmiş bir yaşam sürmesi gerektiğini savunmuştur. Toplumun dayattığı lüks, zenginlik ve statü gibi şeyleri gereksiz bulmuş, doğanın sunduğu asgari ihtiyaçlarla yetinmenin özgürleştirici olduğunu düşünmüştür. Fıçıda yaşaması, bu ilkenin en çarpıcı örneğidir.

Kendi Kendine Yeterlilik (Otarki): Kinik felsefenin temel kavramlarından biri olan otarki, kişinin dışsal şeylere bağımlı olmadan kendi kendine yetebilmesi anlamına gelir. Diyojen, maddi varlıklara, toplumsal statüye ya da başkalarının onayına ihtiyaç duymadan özgür bir yaşam sürmeyi savunmuştur. Örneğin, bir kaseden su içerken bir çocuğun elleriyle su içtiğini görmüş ve kaseyi atarak “Bir çocuk bana sadeliği öğretti” demiştir.

Toplumsal Normlara ve Otoriteye Meydan Okuma: Diyojen, toplumun yapay kurallarını, geleneklerini ve otoritelerini eleştirmiştir. Büyük İskender’le olan ünlü karşılaşmasında, İskender’in “Dile benden ne dilersen” teklifine, “Gölge etme, başka ihsan istemem” cevabını vermesi, onun otoriteye karşı tutumunu yansıtır. Diyojen, insanların sahte değerlere ve gösterişe kapıldığını düşünerek bunları alaya almıştır.

Erdem ve Dürüstlük: Diyojen’e göre erdem, insanın en yüksek hedefi olmalıdır ve bu erdem, maddi zenginlik ya da toplumsal başarıyla değil, ahlaki dürüstlük ve özgürlükle elde edilir. Gündüz vakti fenerle “dürüst insan arıyorum” demesi, insanların ahlaki yozlaşmasını eleştiren sembolik bir eylemdir.

Utanmazlık (Anaideia): Kinik felsefede utanmazlık, toplumsal tabulara ve gereksiz utançlara karşı çıkmayı ifade eder. Diyojen, toplumun dayattığı ahlak kurallarını sorgulamış ve doğal olanı utanılacak bir şey olarak görmemiştir. Örneğin, halka açık yerlerde yemek yemesi ya da doğal ihtiyaçlarını karşılaması, bu ilkesinin bir yansımasıdır.

Alaycı ve Provokatif Üslup: Diyojen, öğretilerini doğrudan ve çoğu zaman alaycı bir şekilde ifade etmiştir. Toplumu ve bireyleri eleştirirken mizah ve ironiyi kullanmış, bu sayede insanların kendi davranışlarını sorgulamasını sağlamayı amaçlamıştır. Onun bu üslubu, felsefesini sadece teorik değil, pratik ve performatif bir düzlemde de etkili kılmıştır.

Diyojen’in hayatı, öğretilerinin bir aynasıdır. Atina’da bir fıçıda yaşamış, sadece temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar eşyaya sahip olmuş ve toplumun sahte değerlerine karşı çıkmıştır. Onun felsefesi, daha sonra Stoacı filozoflar (özellikle Zenon ve Epiktetos) üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Stoacılık, Kiniklerin otarki ve erdeme dayalı yaşam fikirlerini daha sistemli bir şekilde geliştirmiştir.

Diyojen’in anekdotları, antik kaynaklarda (özellikle Diogenes Laertios’un Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri adlı eserinde) geniş yer bulur. Ölümüne dair farklı rivayetler olsa da, Korint’te öldüğü ve ölümünün kendi iradesiyle gerçekleştiği (nefesini tutarak öldüğü) söylenir.

Sonuç olarak; Diyojen, Kinik felsefenin en çarpıcı temsilcisi olarak, sade yaşam, özgürlük ve erdeme dayalı bir hayat görüşünü savunmuştur. Toplumsal normlara meydan okuyan, otoriteye karşı cesur ve alaycı tavrıyla, felsefesini yaşam tarzıyla bütünleştirmiştir.

Onun öğretileri, bireyin özgürlüğünü ve ahlaki dürüstlüğünü merkeze alarak, maddi ve toplumsal dayatmalara karşı durmayı vurgular. Diyojen, sadece Antik Yunan’da değil, modern çağda da bireycilik ve otantik yaşam arayışları için ilham kaynağı olmuştur.

Paylaşın