İmamoğlu’ndan “Mansur Yavaş” Açıklaması: Hedefimiz Aynı, Gerisi Teferruat

Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş’ın olası Cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin, “Biz bu adaylığı hiçbir zaman şahsi görmedik. Mansur Başkan da, ben de milletimize karşı sorumluyuz. Hedefimiz aynıdır, gerisi teferruattır” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan ve görevinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisi gibi Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gazeteci Fatih Altaylı’ya konuştu. Altaylı’nın İmamoğlu’na sorularından öne çıkanlar şöyle:

Yapılacak ilk Cumhurbaşkanlığı seçimine aday olarak katılabileceğinize inancınız var mı? Yoksa 2028’de olmasa da bir gün Cumhurbaşkanı olacağım diye mi düşünüyorsunuz?

“Milletin iktidar yürüyüşünü engelleyemeyecekler. Öncelikle bunu sağlam bir biçimde ifade edeyim. Milletimizin verdiği haysiyet mücadelesindeki sarsılmaz iradesini gördükçe inancım hep en yüksek seviyede kalıyor. Burada verilen mücadele sadece benim adaylık mücadelem değil. Halkımızın istediği adayla seçime gitme ve ülkeyi yönetecek kişileri seçme mücadelesidir. Yani seçme hakkı mücadelesidir. Sandığı tekmelemeye çalışanlara karşı koyulan bir tavırdır. Demokrasiyi kurtarmanın derdindedir milletimiz. Bugüne kadar bize hiç oy vermemiş ve belki de hiç oy vermeyecek yurttaşlarımızın ve hatta farklı partilerdeki, iktidar partilerindeki siyasetçilerin bile gönlünden geçenin bu mücadeleyi bizim kazanmamız olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bu darbe girişimi başarılı olursa, ki ihtimal vermiyorum, tüm siyasi oluşumlar ve siyasetçiler anlamını yitirecek. Benim derdim ne yapıp edip Cumhurbaşkanı olmak değildir. Bize bu görevi millet verdi. Benim derdim görevimi başarıyla gerçekleştirmek. İster Cumhurbaşkanı, isterse sade bir vatandaş olarak Allah ömür verdikçe ben bu millet için mücadele edeceğim. Biz bu yüzden önce adalet, önce hürriyet diye haykırıyoruz. Mücadelemiz Cumhuriyetimizin, demokrasimizin, devletimizin ve milletimizin geleceği mücadelesidir.”

Mansur Yavaş’ın ‘Ekrem Başkan içerideyken adaylık konuşmam’ tavrını nasıl buluyorsunuz? Bazıları siz serbest kalırsanız aranızda bir rekabet olacağını düşünüyor. Böyle bir rekabet olur mu? YSK’dan adaylığınıza yeşil ışık gelmez ise diploma davasını kaybetmeniz bile buna neden olabilir. Aday Mansur Bey mi olmalı?

“Mansur Başkan, millet iradesine ve partimize kurulan bu kumpasa karşı sağlam duruşuyla ve mücadelesiyle bir CHP’li nasıl olmalıdır sorusunun cevabını ortaya koymuştur. Kendisinin tavrı bu iradeden geliyor. CHP’lilerin ve milletimizin iradesi 15,5 milyon oyla Cumhurbaşkanı adayımızı belirledi ve bana bir görev verdi. Biz bu adaylığı hiçbir zaman şahsi görmedik. Mansur Başkan da ben de milletimize karşı sorumluyuz. Millet ne görev verirse yapacak, mücadeleye koşacak irade hepimizde mevcuttur. Biz bu ortak akıl ve sarsılmaz hedefimiz doğrultusunda birbirine sıkıca sarılmış iki yol arkadaşıyız. Hedefimiz aynıdır. Genel Başkanımız Özgür Özel ve Mansur Başkanımızla yolculuğumuz vatanımızın ve milletimizin geleceği mücadelesidir.

Gerisi teferruattır. Mansur Başkanım Türkiye’nin bir değeridir. Kendisine bir kez daha bu mücadeledeki yol arkadaşlığı için yürekten teşekkür ediyorum. Birlikte yürüyecek çok uzun bir yolumuz var.”

Diploma davanız için ne düşünüyorsunuz? 33 yıl sonra iptal edileceği aklınıza gelir miydi? Ve aynı durumdaki öğrenciler arasında sadece size evrakta sahtecilik davası açıldı?

“Sırf kendi koltuklarını garantiye almak için yaptıkları bu müdahale 18-19 yaşındaki Ekrem’den bile korkan bu iktidarın en utanç verici işlerinden birisi olarak tarihimize geçmiştir. Fatih Bey, bizim yıllarımızda üniversite okumak hem zor hem de üzülerek söylüyorum ki şimdikinden daha kıymetliydi. Bir genç düşünün. Sabah akşam çalışıyor, sınavlarını veriyor, hakkıyla diplomasını alıyor ve 33 yıl sonra bu diploma iptal ediliyor. Bunun adı hırsızlıktır.

Hakkımla İstanbul Üniversitesi’ne geçtim ben. Ne evrakta sahteciliği? Canımı dişime taktım çalıştım. Hem okulumu okudum hem de ailemin işlerine yardım ettim. O yıllarda bizim derdimiz iyi bir evlat, başarılı bir öğrenci, ülkesine faydalı bir vatandaş olmaktı. Bu hayallerle, bu duyguyla okudum ben üniversiteyi. Şimdi benim alın terimle, hakkımla aldığım diplomayı Cumhurbaşkanı adayı olduğum için geri almaya çalışıyorlar. Bunun sebebi evrakta sahtecilik değil, bunların diploma hırsızlığıdır.

Sırf bizden korktukları ve kendi ikballerini korumak istedikleri için benimle beraber onlarca arkadaşımın da diplomasını iptal edecek kadar vicdanlarını, ahlaklarını, haysiyetlerini yitirmiş, kul hakkından da bir haber zavallılar bunlar. Ne dedik? Bugün benim diplomama el koyan yarın gelir milletimizin tapusuna, bankadaki parasına el koyar. Bunların zihni böyle çalışıyor. Devletin gücünü kendi güçleri zannediyorlar. Bakın, mezuniyet töreninde çıktı Boğaziçi Üniversitesi’nde Yüksek Onur derecesiyle çift ana dal bitiren genç bir kardeşimiz ‘Türkiye’nin gelecekteki Cumhurbaşkanının diplomasının alındığı bir yerde bu diplomanın değeri yoktur’ dedi ve diplomasını yırttı.

Allah aşkına, bu çocuğa bunu yaşatmaya, bu duyguyu hissettirmeye ne hakkınız var? Bu yalnız diploma hırsızlığı değil, aynı zamanda umut hırsızlığıdır. Biz milletimizde kaybolmasını istedikleri umudu yeniden inşa etmeye geliyoruz.”

Parlamenter sisteme dönüş konusundaki fikirleriniz neler?

“İlk seçimden sonra mecliste yeterli çoğunluğu bulduğumuz anda hemen, tereddütsüz. Meclisin bu kadar itibarsızlaştırıldığı, istişarenin bu kadar bir yana bırakıldığı, liyakatin yerini sadakatin aldığı, her şeyin bir kişinin iki dudağının arasına bırakıldığı bugünkü tek adam rejiminde kalmaya devam ettiğimiz bir gün bile fazla. Ülkenin enerjisini yeniden harekete geçirebilmek, bu ülkeyi hak ettiği refaha ve huzura kavuşturmak için bugünkü ucube sistemden bir an önce kurtulmalıyız. Doğrusuyla ve yanlışıyla Türkiye’nin 150 yıllık parlamenter sistem tecrübesi yerine bir kişinin ağzından çıkacak laflara bırakamaz.

Cumhurbaşkanının yürütme erkini elinde tuttuğu, meclisin güçsüzleştirildiği, bakanlıkların bile külliyeden gelen emirleri uygulayan birer memuriyet makamına dönüştüğü bu sistem ne milletimizin demokrasi talebine ne de devletimizin örfüne uymaz. Meşveretten kaçan, adaletten sapan, hürriyete göz koyan, arkasında milleti bulamaz. Güçlü bir demokrasi, sağlam bir hukuki sistem, gelişmiş bir ekonomi istiyorsak, güçlü bir parlamenter sisteme ve kuvvetler ayrılığına ihtiyacımız var.

Öte yandan parlamenter rejimler sorunsuz değildir. Hem bizim hem de başka demokrasilerin parlamenter sistem deneyimlerinden çıkarılacak dersler var. Parlamenter sistemin istikrarsızlığa yol açmayan, yürütmeyi hakim kılmayan, hükümet kurulmasını imkansızlaştırmayan bir versiyonuna ihtiyaç var. Bunun için de meclisin denetim işlevini güçlü biçimde yerine getirebildiği ve hükümetlerin yapıcı güvensizlik oyuyla değiştirilebildiği bir parlamenter sisteme ihtiyacımız var. Zamanı geldiğinde önerimiz bu yönde olur.”

Demirtaş’ın ve Kavala’nın sizden önce serbest kalma ihtimali var mı?

“Öncelikle şunu söylemek isterim. Demirtaş’ın da Kavala’nın da, benim de, benimle birlikte hapsedilen arkadaşlarımın da cezaevine hiç girmemesi gerekirdi. Hiçbirimiz hukukun üstünde değiliz tabii ki ama Sayın Demirtaş, Sayın Kavala ve Sayın Atalay gibi ben ve arkadaşlarım da hukuki bir mülahaza ile değil siyasi hesaplarla içeri alındık. Karşımızda muhalefetsiz ya da seçimi kazanamayacak kuvvette bir muhalefetin olduğu bir siyasi rejim isteyen bir Cumhurbaşkanı olduğu için hepimiz içerideyiz.

Muhalif olmasaydık ya da iktidarın çizdiği sınırlarda muhalefet etseydik cezaevinde olmayı bırakın el üstünde tutulurduk iktidar tarafından. Sorunuzun cevabına gelince umarım Demirtaş da, Kavala da, Atalay da bir an önce serbest bırakılır. Onlar bırakılırken biz içeride tutulursak niye onları bıraktınız demem. Bırakılmalarına sevinirim. Sayın Demirtaş ve Sayın Kavala, ikisi de ülkemiz için önemli isimler. Dışarıda olmaları adaletin gereği olacaktır.

Aynı zamanda yol arkadaşım ve Türkiye’nin önemli bir değeri olan Gezi davası sebebiyle 3 yıldır hukuksuzca cezaevinde tutulan Tayfun Kahraman’a yönelik hak ihlali sebebiyle Anayasa Mahkemesi tarafından verilen yeniden yargılama kararına uyulması ve Tayfun Kahraman’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerekiyor.”

Paylaşın

Ne Yapmalı?: Sosyalist Ütopyacı Düşüncenin Edebi Manifestosu

19. yüzyıl Rus edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Nikolay Çernişevski’nin “Ne Yapmalı? (1863)” romanı, sosyalist ütopyacı düşüncenin edebi bir manifestosu olarak kabul edilir.

Haber Merkezi / Roman, dönemin Rus toplumundaki ahlaki, sosyal ve politik meseleleri ele alırken, bireysel özgürlük, eşitlik ve toplumsal değişim gibi konuları işler. Çernişevski, bu eseri hapishanedeyken yazmış ve sansüre rağmen büyük bir etki yaratmıştır.

Ne Yapmalı?, Vera Pavlovna’nın hikayesi etrafında döner. Vera, baskıcı bir aile ortamından kurtulmak için genç bir doktor olan Lopuhov ile evlenir. Ancak bu evlilik, geleneksel bir romantik birliktelikten ziyade, özgürlük ve eşitlik üzerine kurulu bir anlaşmadır. Vera, kendi işini kurarak ekonomik bağımsızlığını kazanır ve bir dikiş kooperatifi kurar.

Roman, bireylerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini savunurken, kolektif çalışmanın önemini vurgular. Vera’nın hikayesi, Çernişevski’nin idealize ettiği “yeni insan” tipini yansıtır: Rasyonel, çalışkan ve toplumsal adalete adanmış bireyler.

Romanın bir diğer önemli unsuru, Vera’nın rüyaları aracılığıyla sunulan ütopyacı vizyonlardır. Özellikle dördüncü rüyada, Çernişevski, sosyalist bir toplumun nasıl olabileceğini tasvir eder: Eşitlikçi, teknolojiyle desteklenmiş ve herkesin refah içinde yaşadığı bir dünya.

Çernişevski, bireysel özgürlüğün ancak toplumsal eşitlik ve kolektif çaba ile mümkün olabileceğini savunur. Roman, kapitalist sömürüye ve feodal baskıya karşı bir eleştiri sunar.

Vera Pavlovna, dönemin Rus toplumunda kadınların karşılaştığı kısıtlamalara meydan okuyan bir karakterdir. Kendi işini kurması ve bağımsız bir yaşam sürmesi, feminist bir duruşu temsil eder.

Çernişevski, romanda akıl ve bilim temelli bir dünya görüşünü benimser. Karakterler, duygusal değil rasyonel kararlar alır. Roman, Fourier ve Owen gibi düşünürlerden etkilenerek, kooperatifler ve ortak yaşam alanları gibi sosyalist fikirleri tanıtır.

Romanın edebi özellikleri:

Didaktik üslup: Ne Yapmalı?, edebi estetikten çok fikirlerin aktarılmasına odaklanır. Bu nedenle, romanın dili sade ve doğrudan, karakterler ise genellikle fikirleri temsil eden tipler olarak işlev görür.

Okura doğrudan hitap: Çernişevski, sık sık okura seslenerek anlatıyı keser ve fikirlerini açıklar. Bu, romanı bir tartışma platformuna dönüştürür.

Sembolik rüyalar: Vera’nın rüyaları, Çernişevski’nin ideallerini sembolik bir şekilde aktarır ve romanın en yenilikçi unsurlarından biridir.

Roman, Rus nihilist ve sosyalist hareketleri üzerinde derin bir etki bırakmıştır. Lenin, Ne Yapmalı? adlı eserine başlık seçerken bu romandan ilham aldığını belirtmiştir.

Eser, hem muhafazakârlar hem de estetik odaklı edebiyatçılar (örneğin Dostoyevski) tarafından eleştirilmiştir. Dostoyevski, Yeraltından Notlar’da Çernişevski’nin rasyonalist ve faydacı fikirlerine karşı çıkar.

Ne Yapmalı?, ideolojik roman türünün öncülerinden biri olarak kabul edilir ve Rus edebiyatında “sivil roman” geleneğini güçlendirmiştir.

Ne Yapmalı?, edebi açıdan kusursuz bir eser değildir; karakter gelişimi ve anlatım tarzı, dönemin daha estetik odaklı yazarlarına (Tolstoy, Dostoyevski) kıyasla zayıf bulunabilir. Ancak romanın gücü, fikirlerin tutkuyla savunulmasında ve toplumsal değişim için bir yol haritası sunmasında yatar.

Çernişevski, romanın edebi değerinden çok, okurları düşünmeye ve harekete geçmeye teşvik etmeyi amaçlamıştır.

Sonuç olarak; Ne Yapmalı?, 19. yüzyıl Rus toplumunun çalkantılı döneminde yazılmış bir manifesto niteliğindedir. Kadın özgürlüğü, toplumsal eşitlik ve rasyonel düşünce gibi temalarıyla, yalnızca edebiyat dünyasında değil, politik ve sosyal hareketlerde de derin bir iz bırakmıştır.

Çernişevski’nin eseri, idealist bir vizyon sunarken, aynı zamanda dönemin toplumsal sorunlarına cesur bir eleştiri getirir. Edebiyat ve ideoloji arasındaki bu güçlü bağ, romanı bugün bile okunmaya değer kılar.

Paylaşın

Kanser Hastaları Hangi Besinlerden Uzak Durmalı?

Kanser hastalarının beslenme ihtiyaçları, kanser türüne, tedavi sürecine (kemoterapi, radyoterapi, cerrahi vb.), bireysel sağlık durumuna ve doktor tavsiyelerine bağlı olarak değişir.

Haber Merkezi / Ancak genel olarak, bazı besinler kanser hastaları için uygun olmayabilir ya da dikkatle tüketilmelidir. İşte, kanser hastalarının genellikle uzak durması veya sınırlaması önerilen besinler ve nedenleri:

İşlenmiş ve kırmızı et:

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), işlenmiş etleri (sosis, salam, sucuk, pastırma vb.) “Grup 1 karsinojen” olarak sınıflandırmıştır, yani kolorektal kanser riskini artırabilir. Kırmızı et (sığır, kuzu eti) ise “Grup 2A karsinojen” olarak değerlendirilir ve aşırı tüketimi önerilmez.

İşlenmiş etlerden mümkün olduğunca kaçınılmalı, kırmızı et tüketimi ise haftada 350 – 500 gram ile sınırlandırılmalıdır. Bu gıdaların yerine tavuk, balık veya bitkisel protein kaynakları (mercimek, nohut, tofu) tercih edilebilir.

Şekerli ve işlenmiş gıdalar:

Yüksek şeker içeren gıdalar (tatlılar, gazlı içecekler, hazır meyve suları) ve işlenmiş karbonhidratlar (beyaz ekmek, hamur işleri) kan şekerini hızla yükseltebilir ve inflamasyonu artırabilir.

Kanser hücrelerinin şekeri enerji olarak kullandığına dair bazı çalışmalar olsa da, şekerin doğrudan kanseri “beslediği” iddiası kesin değildir. Yine de aşırı şeker tüketimi obezite riskini artırarak dolaylı olarak kanser riskine katkıda bulunabilir.

Rafine şeker yerine doğal tatlandırıcılar (bal, pekmez, az miktarda) veya meyve tercih edilebilir. Tam tahıllı ürünler (esmer pirinç, kinoa, yulaf) daha iyi bir seçenektir.

Alkol:

Alkol, ağız, boğaz, yemek borusu, karaciğer, meme ve kolorektal kanser riskini artırabilir. Kanser tedavisi sırasında alkol, karaciğeri zorlayabilir ve bazı kemoterapi ilaçlarıyla etkileşime girebilir. Alkol tüketimi tamamen bırakılmalı veya en aza indirilmelidir.

Yüksek tuzlu ve tütsülenmiş gıdalar:

Tuzlanmış, salamura veya tütsülenmiş gıdalar (turşu, füme balık, konserve gıdalar) yüksek miktarda nitrat ve nitrit içerebilir, bu da mide ve yemek borusu kanseri riskini artırabilir.

Bu gıdaların yerine, taze sebze ve meyveler tercih edilmeli, tuz tüketimi günlük 5 gram (1 çay kaşığı) ile sınırlandırılmalıdır.

Trans yağlar ve kızartılmış gıdalar:

Trans yağlar (fast food, hazır atıştırmalıklar, margarin) ve yüksek sıcaklıkta kızartılmış gıdalar (patates kızartması, cips) inflamasyona neden olabilir ve kanser riskini dolaylı olarak artırabilir. Ayrıca, bu gıdalar genellikle besin değeri açısından fakirdir.

Sağlıklı yağlar (zeytinyağı, avokado, ceviz) tercih edilmeli, kızartma yerine fırında pişirme veya buharda pişirme yöntemleri kullanılmalıdır.

Çiğ veya az pişmiş hayvansal ürünler:

Çiğ veya az pişmiş et, balık ve yumurta, kanser tedavisi sırasında bağışıklık sistemi zayıflamış hastalarda enfeksiyon riskini artırabilir (örneğin, salmonella veya listeria).

Et ve yumurta gibi ürünler tamamen pişirilmeli, çiğ balık içeren yiyeceklerden (sushi, sashimi) kaçınılmalıdır.

Potansiyel alerjen veya tahriş edici gıdalar:

Bazı kanser tedavileri ağız yaralarına, sindirim sorunlarına veya alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Baharatlı, asitli (limon, sirke, domates) veya çok sıcak/soğuk gıdalar bu sorunları kötüleştirebilir.

Tedavi sırasında sindirimi kolay, yumuşak ve ılık gıdalar tercih edilmelidir (örneğin, muz, haşlanmış patates, çorba).

Ek Notlar:

Bireysel farklılıklar: Her hastanın durumu farklıdır. Örneğin, kemoterapi sırasında tat değişiklikleri, bulantı veya iştahsızlık yaşanabilir; bu durumda diyetisyenle kişiselleştirilmiş bir plan oluşturulmalıdır.

Bağışıklık sistemi: Kanser tedavisi bağışıklık sistemini zayıflatabilir, bu nedenle gıda güvenliği çok önemlidir. Taze meyve ve sebzeler iyice yıkanmalı, son kullanma tarihine dikkat edilmelidir.

Diyetisyen desteği: Kanser hastalarının bir onkoloji diyetisyeni ile çalışmaları önerilir. Beslenme planı, tedaviye ve hastanın ihtiyaçlarına göre uyarlanmalıdır.

Genel öneriler:

Bol sebze ve meyve: Antioksidan açısından zengin, renkli sebzeler ve meyveler (brokoli, ıspanak, yaban mersini) bağışıklığı destekler.

Yeterli protein: Hücre yenilenmesi için protein (balık, tavuk, baklagiller) önemlidir.

Hidrasyon: Bol su içmek, özellikle kemoterapi sırasında toksinlerin atılmasına yardımcı olur.

Fitokimyasallar: Zerdeçal, yeşil çay gibi anti-inflamatuar özelliklere sahip gıdalar doktor onayıyla sınırlı miktarda tüketilebilir.

Önemli not: Kanser hastalarının beslenme planı, doktor ve diyetisyenle birlikte belirlenmelidir. Bazı gıdalar, kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir. Bu nedenle herhangi bir diyetsel değişiklik yapmadan önce sağlık uzmanına danışılmalıdır.

Paylaşın

Alkol Tüketimi Doğurganlığı Etkiler Mi?

Yakın zamanda anne veya baba olmayı düşünüyorsanız, alkolün hamile kalma veya bırakma şansını nasıl etkileyebileceği hakkında bilgi edinmeye çalışmanız iyi bir fikir.

Haber Merkezi / Alkol tüketimi cinsel hayatını etkileyebilir, doğurganlığı azaltabilir ve hata erken gebelik dönemlerinde bebeğe zarar verebilir.

Bilimsel araştırmalarda, alkol tüketiminin üreme sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini gösteriyor.

Kadınlarda:

Hormonal Denge: Aşırı alkol tüketimi östrojen ve progesteron gibi hormonların dengesini bozabilir, bu da yumurtlama sürecini etkileyebilir.

Adet Düzensizlikleri: Alkol, adet döngüsünü düzensiz hale getirebilir, bu da ovülasyon zamanlamasını zorlaştırabilir ve doğurganlığı azaltabilir.

Yumurta Kalitesi: Kronik veya ağır alkol kullanımı yumurta kalitesini olumsuz etkileyebilir, bu da hamile kalma şansını düşürebilir.

Düşük Riski: Alkol, özellikle gebeliğin erken dönemlerinde tüketildiğinde düşük riskini artırabilir.

Erkeklerde:

Sperm Kalitesi: Aşırı alkol tüketimi sperm sayısını, hareketliliğini ve kalitesini azaltabilir. Bu, erkek doğurganlığını doğrudan etkileyebilir.

Testosteron Seviyeleri: Alkol, testosteron üretimini baskılayarak cinsel işlev ve sperm üretimini olumsuz etkileyebilir.

Erektil Disfonksiyon: Kronik alkol kullanımı erektil disfonksiyona yol açabilir, bu da cinsel ilişkiyi ve dolayısıyla üremeyi zorlaştırabilir.

Genel Öneriler:

Ilımlı Tüketim: Ilımlı alkol tüketimi (kadınlar için günde 1 kadeh, erkekler için 2 kadeh olarak tanımlanır) genellikle doğurganlık üzerinde ciddi bir etkiye sahip olmayabilir. Ancak hamile kalmaya çalışırken alkolü tamamen bırakmak en güvenli yaklaşımdır.

Hamilelik Planlaması: Hamile kalmayı planlayan çiftlerin alkol tüketimini azaltması veya bırakması önerilir, çünkü alkolün fetüs üzerindeki etkileri (fetal alkol sendromu gibi) ciddi olabilir.

Yaşam Tarzı: Alkolün yanı sıra, sigara, stres ve kötü beslenme gibi diğer faktörler de doğurganlığı etkileyebilir. Sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek doğurganlık şansını artırabilir.

Bilimsel Bulgular:

Araştırmalar, haftada 5 kadehten fazla alkol tüketen kadınlarda doğurganlık oranlarının düştüğünü gösteriyor.
Erkeklerde, düzenli ve aşırı alkol tüketiminin sperm DNA’sında hasara yol açabileceği belirtiliyor.

Paylaşın

FODMAP Diyeti Nedir? Avantajları Dezavantajları

FODMAP diyeti, İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS) ve diğer sindirim sistemi rahatsızlıklarının semptomlarını hafifletmek için tasarlanmış bir beslenme yaklaşımıdır.

Haber Merkezi / FODMAP, Fermente Olabilen Oligosakkaritler, Disakkaritler, Monosakkaritler ve Polioller anlamına gelir. Bu karbonhidrat türleri, bazı kişilerde bağırsakta kolayca emilemez ve fermente olarak gaz, şişkinlik, karın ağrısı veya ishal gibi IBS semptomlarını tetikleyebilir.

Diyet, bu maddeleri içeren gıdaları geçici olarak kısıtlayarak semptomları azaltmayı ve tetikleyici gıdaları belirlemeyi amaçlar. Diyet genellikle üç aşamadan oluşur:

Eleme Aşaması (2-6 hafta): Yüksek FODMAP gıdalar diyetten çıkarılır.
Yeniden Tanıtım Aşaması: Potansiyel tetikleyici gıdalar kontrollü bir şekilde yeniden diyete eklenir.
Kişiselleştirme Aşaması: Hangi gıdaların tolere edilebildiği belirlenerek uzun vadeli bir beslenme planı oluşturulur.

Yüksek FODMAP Gıdalar (Örnekler):

Oligosakkaritler: Buğday, çavdar, soğan, sarımsak, baklagiller.
Disakkaritler: Laktoz içeren süt, yoğurt, yumuşak peynirler.
Monosakkaritler: Fruktoz içeren elma, armut, bal, mango.
Polioller: Taş meyveler (kiraz, şeftali), yapay tatlandırıcılar (sorbitol, mannitol), avokado.

Düşük FODMAP Gıdalar (Örnekler):

Sebzeler: Ispanak, havuç, kabak, patates.
Meyveler: Muz, çilek, kivi, portakal.
Protein: Tavuk, balık, yumurta, tofu.
Tahıllar: Pirinç, kinoa, yulaf.
Süt alternatifleri: Laktozsuz süt, badem sütü.

FODMAP Diyetinin Avantajları:

Semptom Azaltımı: Araştırmalar, IBS hastalarının %70-85’inde şişkinlik, karın ağrısı, ishal veya kabızlık gibi semptomları önemli ölçüde azalttığını gösteriyor.

Kişiselleştirilmiş Beslenme: Tetikleyici gıdaları belirleyerek bireye özel bir diyet planı oluşturmayı sağlar.

Yaşam Kalitesini Artırma: Semptomların azalması, sosyal ve günlük aktivitelerde daha fazla rahatlık sağlar.

Bilimsel Destek: Monash Üniversitesi gibi kurumlar tarafından geliştirilmiş ve klinik çalışmalarla desteklenmiştir.

Geçici Kısıtlama: Diyet, uzun süreli bir yasaklama yerine tetikleyicileri belirlemek için kısa süreli uygulanır, bu da sürdürülebilirliği artırır.

FODMAP Diyetinin Dezavantajları:

Karmaşık ve Kısıtlayıcı: Yüksek FODMAP gıdaların listesi geniş olduğundan, diyeti uygulamak başlangıçta zor olabilir ve sosyal yemek durumlarını karmaşıklaştırabilir.

Besin Eksikliği Riski: Uzun süreli veya yanlış uygulanırsa lif, vitamin ve mineral eksikliklerine yol açabilir (ör. baklagiller ve bazı sebzelerin kısıtlanması).

Uzman Rehberliği Gerekliliği: Diyetin etkili ve güvenli olması için bir diyetisyenle çalışmak önerilir, bu da ek maliyet ve çaba gerektirebilir.

Zaman Alıcı: Eleme ve yeniden tanıtım aşamaları haftalar sürebilir, bu da sabır ve disiplin gerektirir.

Psikolojik Etki: Kısıtlayıcı bir diyet, bazı kişilerde stres veya yeme bozukluğu riskini artırabilir.

Herkese Uygun Değil: IBS dışı sindirim sorunları (ör. çölyak hastalığı, inflamatuar bağırsak hastalığı) için uygun olmayabilir ve altta yatan başka bir sorunu maskeleyebilir.

Paylaşın

İrritabl Bağırsak Sendromu Nasıl Yönetilir?

Karın veya bağırsak ağrısı ve rahatsızlığına neden olan İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS), sindirim sisteminde görülen yaygın bir rahatsızlıktır. IBS, yıllarca, hatta ömür boyu sürebilir.

Haber Merkezi / IBS’nin semptomlarını doğru yönetimle kontrol altına alınabilir ve yaşam kalitesi artırılabilir.

Beslenme:

Düşük FODMAP Diyeti: Fermente olabilen karbonhidratları (FODMAP’ler) azaltmak, şişkinlik, gaz ve ishali hafifletebilir. Bir diyetisyenle çalışarak bu diyeti uygulamak faydalı olabilir.

Tetikleyici Gıdalardan Kaçınma: Kafein, alkol, yağlı yiyecekler, laktoz, gluten veya baharatlı gıdalar semptomları tetikleyebilir. Hangi yiyeceklerin sorun yarattığını belirlemek için bir besin günlüğü tutulabilir.

Lif Dengesi: Çözünür lif (yulaf, psyllium) kabızlığı hafifletebilir, ancak fazla lif ishali kötüleştirebilir. Lif alımı kademeli olarak artırılmalı.

Yeterli Su Tüketimi: Dehidrasyonu önlemek ve bağırsak hareketlerini düzenlemek için bol su içilmeli.

Düzenli ve Küçük Öğünler: Büyük öğünler yerine sık, küçük porsiyonlar yemek semptomları azaltabilir.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Stres Yönetimi: IBS, stresle kötüleşebilir. Yoga, meditasyon, nefes egzersizleri veya farkındalık (mindfulness) teknikleri stresi azaltabilir.

Düzenli Egzersiz: Hafif-orta düzey egzersizler (yürüyüş, yüzme) bağırsak hareketlerini düzenler ve stresi azaltır.

Yeterli Uyku: Kaliteli uyku, IBS semptomlarını kontrol altına almada yardımcı olabilir.

Tıbbi Tedaviler

İlaçlar: Antispazmodikler (spazmları azaltmak için), Laksatifler (kabızlık için), Antidiyareikler (ishal için), Antidepresanlar veya anksiyolitikler (stres ve ağrı yönetimi için) kullanılabilir.

Probiyotikler: Bağırsak florasını dengelemek için bazı probiyotik türleri (ör. Bifidobacterium) faydalı olabilir.

Psikolojik Destek:

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): IBS ile ilişkili stres ve kaygıyı yönetmek için etkili bir yöntemdir.

Hipnoterapi: Bağırsak odaklı hipnoterapi, bazı hastalarda semptomları hafifletebilir.

Fizyoterapi ve Alternatif Yöntemler:

Pelvik Taban Fizyoterapisi: Pelvik taban kaslarını güçlendirmek, özellikle kabızlık veya dışkılama sorunlarında yardımcı olabilir.

Akupunktur: Bazı kişilerde ağrıyı ve semptomları hafifletebilir, ancak etkileri kişiye göre değişir.

Önemli Notlar

Kişiselleştirilmiş Yaklaşım: IBS semptomları kişiden kişiye farklılık gösterir; bu nedenle tedavi planı bireysel olmalıdır.

Doktor Kontrolü: Yeni bir diyet veya tedavi denenmeden önce bir sağlık uzmanına danışılmalı, özellikle altta yatan başka bir sağlık sorunu (ör. çölyak hastalığı, inflamatuar bağırsak hastalığı) olup olmadığını ekarte etmek için.

Sabır ve Düzenlilik: Semptomların iyileşmesi zaman alabilir; düzenli takip ve yaşam tarzı değişikliklerine bağlılık önemlidir.

Paylaşın

Fizyoterapinin Faydaları Nelerdir?

Sırtınız sık sık ağrıyorsa, uzun süreli bir rahatsızlığınız varsa veya yakın zamanda bir kasınızı çektiyseniz, fizyoterapinin işe yarayıp yaramayacağını merak ediyor olabilirsiniz.

Haber Merkezi / Günlük ağrıları hafifletmekten ameliyat sonrası iyileşmeye kadar, fizyoterapinin kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olabileceği birçok yol vardır.

Fizyoterapi, bireylerin fiziksel işlevlerini iyileştirmek, hareket kabiliyetini artırmak ve genel yaşam kalitesini yükseltmek için kullanılan etkili bir tedavi yöntemidir. İşte fizyoterapinin başlıca faydaları:

Ağrı yönetimi: Fizyoterapi, kronik veya akut ağrıları (bel, boyun, eklem ağrıları gibi) azaltmada etkilidir. Manuel terapi, egzersiz ve diğer tekniklerle ağrı hafifletilir ve ilaç bağımlılığı azaltılabilir.

Hareket kabiliyetinin geliştirilmesi: Kas, eklem veya sinir sistemi sorunları nedeniyle hareket kısıtlılığı yaşayan kişilerde fizyoterapi, esnekliği ve gücü artırarak günlük aktiviteleri kolaylaştırır.

Sakatlıkların iyileşmesi ve önlenmesi: Spor yaralanmaları, kırıklar veya cerrahi sonrası iyileşme sürecini hızlandırır. Ayrıca, doğru hareket teknikleri öğreterek gelecekteki yaralanmaları önler.

Ameliyat ihtiyacını azaltma: Bazı durumlarda, fizyoterapi cerrahi müdahaleye gerek kalmadan iyileşme sağlayabilir veya ameliyat sonrası toparlanmayı destekler.

Denge ve koordinasyonun iyileştirilmesi: Özellikle yaşlı bireylerde düşme riskini azaltmak için denge ve koordinasyon egzersizleri sunar.

Kronik hastalıkların yönetimi: Kalp-damar hastalıkları, diyabet, artrit veya obezite gibi durumlarda fizyoterapi, semptomları hafifletir ve genel sağlığı iyileştirir.

Solunum ve dolaşım fonksiyonlarının geliştirilmesi: Solunum egzersizleri ve dolaşımı destekleyen teknikler, akciğer ve kalp sağlığını iyileştirebilir.

Psikolojik faydalar: Fiziksel iyileşme, bireylerin özgüvenini artırır, stresi azaltır ve zihinsel sağlığa olumlu katkıda bulunur.

Kişiselleştirilmiş tedavi: Fizyoterapi, bireyin ihtiyaçlarına göre özelleştirilmiş bir tedavi planı sunar, bu da etkinliği artırır.

Fizyoterapi, her yaş grubundan birey için güvenli ve etkili bir yöntemdir. Ancak faydaların tam olarak görülebilmesi için bir fizyoterapist eşliğinde düzenli bir program uygulanması önemlidir.

Paylaşın

Körili Balık Jicama “Tacos”

Bir dahaki sefere balık taco servis ettiğinizde, mısır veya un tortillası yerine jicama dürüm kullanın. Jicama, bağışıklık sistemini güçlendiren C vitamini içeren yüksek lifli bir kök sebzedir.

Haber Merkezi / Ortalama 40 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

Balık için:

500 g beyaz etli balık fileto (mezgit, morina veya levrek uygundur)
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 yemek kaşığı köri tozu
1 çay kaşığı zerdeçal
1 çay kaşığı kimyon
1/2 çay kaşığı pul biber (isteğe bağlı)
1 yemek kaşığı limon suyu
Tuz ve karabiber

Jicama “Taco Kabukları” için:

1 büyük jicama kökü (soyulmuş, ince dilimlenmiş, yaklaşık 2-3 mm kalınlığında)

Sos için:

1/2 su bardağı yoğurt veya hindistancevizi yoğurdu (vegan için)
1 yemek kaşığı limon suyu
1 çay kaşığı rendelenmiş zencefil
1 yemek kaşığı taze kişniş (doğranmış)
Tuz ve karabiber

Garnitür için:

1 su bardağı rendelenmiş kırmızı lahana
1 avokado (dilimlenmiş)
Taze kişniş veya nane yaprakları
1 jalapeño veya yeşil biber (ince dilimlenmiş, isteğe bağlı)

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Balık filetolarını bir kaba alın, zeytinyağı, köri tozu, zerdeçal, kimyon, pul biber, limon suyu, tuz ve karabiberi karıştırıp balıkların üzerine sürün. 15-20 dakika marine edin.

Jicama’yı soyun ve mandolin veya keskin bir bıçakla ince, yuvarlak dilimler kesin (taco kabuğu olacak şekilde), dilimleri hafif tuzlayıp kenara alın. Jicama doğal olarak çıtırdır, pişirme gerekmez.

Fırını 200°C’ye ısıtın, marine edilmiş balıkları yağlı kağıt serili tepsiye yerleştirin, 10 – 12 dakika, balıklar kolayca ayrılana kadar pişirin, alternatif olarak, bir tavada orta ateşte her iki tarafını 3-4 dakika soteleyebilirsiniz, pişen balıkları çatal yardımıyla iri parçalara ayırın.

Yoğurt, limon suyu, zencefil, doğranmış kişniş, tuz ve karabiberi bir kapta karıştırın, kıvamı açmak için gerekirse 1-2 çay kaşığı su ekleyin.

Her jicama diliminin üzerine bir kaşık sos sürün, üzerine bir parça körili balık, rendelenmiş kırmızı lahana, avokado dilimleri ve jalapeño (isteğe bağlı) ekleyin, taze kişniş veya nane yapraklarıyla süsleyin.

Taco’ları hemen servis edin, yanında misket limonu dilimleri veya ekstra sosla sunabilirsiniz.

Püf Noktaları:

Jicama bulamazsanız, çıtır bir alternatif olarak marul yaprakları veya ince dilimlenmiş salatalık kullanabilirsiniz.
Balığın baharat oranını damak zevkinize göre artırabilirsiniz.
Daha yoğun lezzet için marinasyon süresini buzdolabında 1 saate uzatın.
Vegan alternatif için balık yerine marine edilmiş tofu veya tempeh kullanabilirsiniz.

Paylaşın

Hindistan Cevizli Matcha Shake, Malzemeleri, Hazırlanışı

Hindistan cevizli matcha shake, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! Ortalama 10 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

1 su bardağı hindistancevizi sütü (konserve veya karton, tam yağlı tercih edilir)
1 su bardağı badem sütü veya normal süt (isteğe bağlı, kıvamı hafifletmek için)
1 çay kaşığı matcha tozu (kaliteli, seremonik tercih edilir)
1 olgun muz (dondurulmuş daha iyi olur)
1 yemek kaşığı akçaağaç şurubu veya bal (tatlılık için, isteğe bağlı)
1/2 çay kaşığı vanilya özütü
2 yemek kaşığı rendelenmiş hindistancevizi (isteğe bağlı, doku için)
4-5 buz küpü (daha soğuk bir shake için)

Süslemek için:

Çırpılmış hindistancevizi kreması
Bir tutam matcha tozu veya rendelenmiş hindistancevizi

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Muz dondurulmamışsa, önceden dilimleyip 1-2 saat buzdolabında dondurun (isteğe bağlı, daha kremsi bir doku için).

Blender’a hindistancevizi sütü, badem sütü, matcha tozu, muz, akçaağaç şurubu, vanilya özütü ve rendelenmiş Hindistan cevizini ekleyin, pürüzsüz bir kıvam alana kadar 30-45 saniye yüksek hızda karıştırın, daha soğuk bir shake için buz küplerini ekleyip 10-15 saniye daha karıştırın.

Karışımı iki bardağa paylaştırın, üzerine çırpılmış hindistancevizi kreması, bir tutam matcha tozu veya rendelenmiş hindistancevizi serpin, soğuk servis yapın, pipetle içebilirsiniz.

Püf Noktaları:

Matcha tozunu eleyerek eklerseniz topaklanmayı önlersiniz.
Tatlılığı damak zevkinize göre ayarlayın; muz zaten doğal tatlılık sağlar.
Daha yoğun hindistancevizi aroması için sadece hindistancevizi sütü kullanabilirsiniz.
Protein artırmak isterseniz 1 yemek kaşığı fıstık ezmesi veya bir kaşık vanilyalı protein tozu ekleyebilirsiniz.

Paylaşın

Fırında Muz Ve Hindistan Cevizli Tempeh, Malzemeleri, Hazırlanışı

Sağlıklı ve lezzetli bir tatlı tarifimi arıyorsunuz, fırında muz ve Hindistan cevizli tempehi deneyin. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! Ortalama 90 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

400 g tempeh (küp veya şerit şeklinde kesilmiş)
2 olgun muz (dilimlenmiş, çok yumuşak olmamalı)
3 yemek kaşığı hindistancevizi sütü
2 yemek kaşığı hindistancevizi yağı (eritilmiş)
2 yemek kaşığı soya sosu veya tamari
1 yemek kaşığı akçaağaç şurubu veya bal

1 yemek kaşığı limon suyu
1 çay kaşığı rendelenmiş zencefil
1/2 çay kaşığı toz zerdeçal
1/4 çay kaşığı kırmızı pul biber (isteğe bağlı)
3 yemek kaşığı rendelenmiş hindistancevizi (kavrulmuş veya çiğ)
Tuz ve karabiber

Süslemek için:

Taze kişniş veya nane yaprakları
Kavrulmuş hindistancevizi parçaları

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Bir kapta Hindistan cevizi sütü, soya sosu, akçaağaç şurubu, limon suyu, zencefil, zerdeçal, pul biber, tuz ve karabiberi karıştırın, tempeh parçalarını bu marinada ekleyin ve her tarafının kaplandığından emin olun, 15 – 20 dakika (veya buzdolabında 1 saat) bekletin.

Fırını 190°C’ye ısıtın, fırın tepsisine yağlı kağıt serin, marine edilmiş tempehleri fırın tepsisine yerleştirin, kalan marinadı üzerine gezdirin, muz dilimlerini tempehlerin arasına veya yanına hafifçe yerleştirin (çok üst üste gelmesin), Hindistan cevizi yağını tempeh ve muzların üzerine fırçayla sürün, rendelenmiş Hindistan cevizini serpin.

Tepsiyi fırına verin ve 20 – 25 dakika pişirin, tempeh altın sarısı, muzlar hafif karamelize olana kadar (arada kontrol edin, muzlar çabuk yumuşayabilir), son 5 dakikada fırının ızgara ayarını açarak Hindistan cevizinin hafifçe kızarmasını sağlayabilirsiniz (yanmamasına dikkat edin).

Fırından çıkan tempeh ve muzları servis tabağına alın, taze kişniş veya nane yaprakları ve ekstra kavrulmuş hindistancevizi ile süsleyin, yanında jasmine pirinci, kinoa veya buharda pişmiş sebzelerle servis edebilirsiniz.

Püf Noktaları:

Tempeh’in daha yoğun lezzet alması için marine süresini uzatabilirsiniz (bir gece buzdolabında idealdir).
Muzlar olgun ama sert olmalı; aşırı yumuşak muzlar fırında dağılabilir.
Hindistancevizi sütünü daha yoğun tat için konserve tam yağlı tercih edin.
Acı sevenler için marinada daha fazla pul biber veya taze chili kullanabilirsiniz.

Paylaşın