İnsanlığın Beşiği: Sibiloi Milli Parkı

Kenya’nın kuzeyinde, Turkana Gölü’nün kuzeydoğu kıyısında yer alan ve ve “İnsanlığın Beşiği” olarak anılan Sibiloi Milli Parkı (Sibiloi National Park), UNESCO Dünya Mirası Alanı’dır.

Haber Merkezi / 1973 yılında kurulan ve 1.570 km²’lik bir alanı kaplayan park, özellikle Koobi Fora bölgesindeki arkeolojik ve paleontolojik buluntularıyla ünlüdür; bu buluntular, insan evrimine dair en önemli bilgiler sağlamıştır. Park, fosil yatakları, vahşi yaşamı ve eşsiz manzaralarıyla dikkat çeker.

Park, yarı çöl ekosistemi, volkanik oluşumlar ve açık ovalarla karakterizedir. Turkana Gölü, dünyanın en büyük kalıcı çöl gölü olarak bilinir ve “Yeşim Denizi” adıyla anılır.

Koobi Fora’da bulunan Homo habilis, Homo erectus ve Australopithecus gibi erken hominid fosilleri, insan evrimine dair kritik bilgiler sunar. Ayrıca dev kaplumbağa ve antik timsah fosilleri gibi kalıntılar da bulunur. Koobi Fora Müzesi’nde, bu fosillerin replikaları sergilenir.

Park, çöl koşullarına uyum sağlamış türleri barındırır:

Memeliler: Grevy zebrası, Beisa antilobu, gerenuk, aslan, leopar, çita, sırtlan ve çakal.
Kuşlar: 350’den fazla kuş türü, flamingolar, pelikanlar, Mısır kazları ve yırtıcı kuşlar gibi. Central Island, flamingoların yoğun olduğu bir bölgedir.
Sürüngenler: Turkana Gölü, dünyanın en büyük Nil timsahı popülasyonuna ev sahipliği yapmaktadır.

Bitki Örtüsü: Seyrek ve çöl koşullarına dayanıklıdır; akasya ağaçları, doum palmiyeleri ve kurakçıl otlar bulunur.

Diğer Cazibe Merkezleri:

Taşlaşmış Orman: Prehistorik döneme ait ağaç fosillerinin bulunduğu alan.
Jarigole Sütunları: Demir Çağı öncesi mezar alanı ve arkeolojik buluntuların bulunduğu yer.
Karsa Su Çukuru: Yaban hayvanlarının su içmek için toplandığı nadir bir su kaynağı.

Paylaşın

Bakırhan’dan “Alevi” Çıkışı: Ayrımcı Politikalardan Vazgeçmeli

Ayrımcı politikaların son bulması için Alevi inanışına sahip olanlarla omuz omuza mücadele edeceklerini belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Türkiye başta Aleviler olmak üzere ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir” dedi.

Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde düzenlenen 62. Ulusal, 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri bugün başladı. Etkinlikler, 17 ve 18 Ağustos tarihlerinde de devam edecek.

Etkinliğe, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Nuri Aslan, Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Güngör Geçer, Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu, eski CHP Genel Başkanı Hikmet Çetin ile sanatçı Zülfü Livaneli katıldı.

Etkinlikte konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, şunları söyledi: “CHP’nin sayın genel başkanı, siyasi partilerin çok değerli temsilcileri, Alevi Bektaşi derneklerinin yöneticileri, sevgili canlar hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. Bugün burada Hünkar’ın huzurundayız. İnsanlığı aydınlatan o kutsal çınarın altındayız. “İnsan insana köprü olmalıdır” diyen ses için toplandık.

Bu ses 700 yıldır bu topraklarda yankılanıyor. Bu çağrı bir dönemin değil tüm insanlığın ortak sesidir. Hünkar’ın yolu bizim yolumuz, nefesi bizim nefesimizdir. Bir Alevi deyişidir: ‘Her ne arar isen kendinde ara’. Biz hakikati bu topraklarda, Hünkar’ın topraklarında arıyoruz. İyi ki varsınız, iyi ki bir aradayız. Emin olun ki bir arada, birlikte olabilirsek demokratik ve aydınlık bir Türkiye’ye ulaşacağımız günler çok uzak değil.

Sevgili canlar, kıymetli yarenler; Kerbela’dan bugüne demokrasi mücadelesinin her döneminde, barışın kurulmasında, kardeşliğin büyümesinde, adaletin egemen kılınmasında Aleviler lokomotif güç oldular. Aleviler direndiler, mücadele ettiler; inançlarını koruyarak demokrasiye büyük güç verdiler. Canlar; kimliği inkar edilen bir kardeşiniz olarak, inancın inkar edilmesinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum.

Yakın tarihe kadar insanlar kimliğini, inancını gizleyerek yaşadı ama o korku zincirini hep birlikte mücadele ederek kırdık. Birlikte haykırdık ve bugünlere geldik. Bütün halkların ve inançların eşit olacağı bir Türkiye için aynı acıya ortak olduk, aynı yola revan olduk. Türkiye’nin yeni yüzyılında artık bu toprakların özgür ve eşit yurttaşları olmak istiyoruz. Bunu hep birlikte başaracağımıza inanıyorum.

Bugün Alevi canların üzerinde büyük oyunlar oynanıyor, asimilasyon tuzakları kuruluyor. Bu sistem sizin iradenizi yok saymaya çalışıyor. Kendi inanç önderlerinizin yerine devletin belirlediği sınırları sizlere dayatıyor. Alevilere rağmen yürütülen bu faaliyetlere artık son verilmelidir. Hak teslimi, hak sahiplerinin özne olduğu bir süreçle olur. Sizin sözünüz, sizin iradeniz esas olmalıdır. Atamalarda dışlanıyorsunuz, kamuda görev alamıyorsunuz. Kamunun kapıları sizlere kapanıyor, sözlü sınavlarda eleniyorsunuz.

Zulüm ve ayrımcılık sizler için hala devam ediyor. Biz bu zulmün devam etmeyeceğini, etmemesi gerektiğini burada Hünkar’ın huzurundan haykırıyoruz. Bu sorunların çözümü artık ertelenemez. Türkiye başta Alevilere yönelik olmak üzere ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir. Ayrımcı politikaların son bulması için de Alevi canlarla birlikte yaşamın her alanında omuz omuza mücadele edeceğiz.

“Alevilere yeni Kerbelalar yaşatılmasına asla izin vermeyeceğiz”

Bugün Aleviler Ortadoğu’nun birçok yerinde katliama uğruyor. Suriye’de Alevi kardeşlerimiz bir kıyıma maruz kaldı. Dönemin yezitleri, selefi çeteleri, IŞİD kalıntıları, El Kaide uzantıları tarafından gün yok ki Aleviler katledilmesin. Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta, Tartus’ta Alevi köyleri yakıldı ve Aleviler katledildi. Alevi kadınlar kaçırıldı, çocuklar öksüz bırakıldı. Onlar bizim kardeşlerimizdir.

Bu kıyıma sessiz kalmayacağımızı, Suriye’de yaşayan Kürtlerin de bu kıyımın karşısında sessiz kalmayacağını bir kez daha huzurlarınızda seslendirmek istiyorum. Alevilere yeni Kerbelalar yaşatılmasına asla izin vermeyeceğiz. Yezitlere karşı dün olduğu gibi bugün de var gücümüzle mücadele edeceğiz.

Barış gerçek bir yüzleşme olmadan kurulamaz. Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Sivas’a, Çorum’dan Gazi’ye kadar bu katliamların hesabı sorulmalı ve failler yargılanmalıdır. Acılar tanınmalı, hakikatle yüzleşilmelidir. Bakın, Hünkar’ın kucağında aslan ile ceylan bir arada birlikte duruyor. Bu resim bir mucizeyi anlatmaz; bir terbiyeyi, bir hakikati anlatır. Aslan, gücün ve kudretin sembolüdür. Ceylan ise kırılganlığın ve zarafetin sembolüdür. Doğanın kanununda asla bir araya gelmeyecek iki zıt kutup Hünkar’ın kucağında duruyor.

Hünkar’ın kucağında ikisi de sükunet bulur. Bu; güç ile haklılığın, kudret ile rızalığın, devlet ile toplumun, kimlik ile yurttaşlığın barış içinde buluşabileceğinin işaretidir. Sadece bir tasvir değil, Hünkar’ın bize sunduğu büyük bir barış manifestosudur. Aslanın pençesini unuttuğu, ceylanın korkusunu yendiği o kucak aslında bizlere devletin, toplumun, dünyanın nasıl olması gerektiğini açıklar. Bu sembolün olduğu yerde bugün barışı konuşuyoruz, mücadele ediyoruz.

Meclis’te bir komisyon kuruldu. Meclis’te kurulan o komisyonda her bir üye Hünkar’a bakarak sözünü kurmalı. Hünkar’a bakan barışı görür. Hünkar’a bakan adalete uygun konuşur. Vicdanlı ve kapsayıcı olur, inkarcı olmaz. Hünkar’ın gönüllere rehber olduğu bir süreç hepimizin teminatıdır. Hünkar’ın huzurunda buradan açıkça bir kez daha sesleniyorum: Kürt’e masa, Kürt’e demokrasi ama Alevi’yi görmezden gelen bir süreci asla kabul etmeyiz.

Bir masa kurulmuşsa onun diğer ayağı da Aleviler ve emekçilerdir. O masada bir hak elde edilecekse Kürt’ün elde ettiği kadar Aleviler de emekçiler de hak kazanacaktır. Sadece Kürtler için bir süreci kabul etmeyeceğimizi 40 yıldır yürüttüğümüz demokratik mücadeleden çok iyi bilirsiniz. Diyarbakır da özgür olacak, Nevşehir de özgür olacak, Hacıbektaş da özgür olacak. Mardin de Sivas da eşit olacak.

“Aleviler geleceğin teminatıdır, onların iradesini yok saymak yarınları yok saymaktır”

Değerli Alevi canlar; siz yıllardır dile getiriyorsunuz, biz bir kez daha huzurlarınızda yineleyelim. Yineleyelim ki duymayan kulaklar duysun. Aleviler eşit yurttaş olmalı, cemevleri yasal statü kazanmalı, zorunlu din dersleri kaldırılmalı, inanç özgürlüğü yasal güvenceye alınmalı, ayrımcılığa son verilmeli.

Biz DEM Parti olarak diyoruz ki Aleviler ortak geleceğimizin teminatıdır. Onların iradesini yok saymak, bugünü ve yarınlarımızı yok saymaktır. Hiçbir milletin, hiçbir insanın, hiçbir inancın ayıplanmadığı bir Türkiye için gece gündüz hep birlikte çalışacağız. Bu kararlılık ve inançla Hünkar’ın huzurunda son sözlerimi söylemek istiyorum. Bu topraklarda barışı mutlaka kuracağız, kardeşliği büyüteceğiz, adaleti mutlaka ama mutlaka bir gün egemen kılacağız.

Cezaevlerinde seçilmişlerin, siyasi tutsakların olmadığı demokratik bir hukuk düzenini kuracağımıza olan inançla mücadele edeceğiz. Gönülden gönüle köprüler kurarak yolumuza devam edeceğiz. ‘Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır, sen seni bilmezsen Hak senden cüdadır’. Bu sözü rehber edinip 72 millete aynı nazardan bakılan bir ülkeyi kuracağız. Hünkar’ın huzurunda sevgiyle hürmetlerimi sunuyorum. Hizmetleriniz kabul, dualarınız makbul olsun. Barış ve kardeşlik daim olsun. Aşk ile.”

Paylaşın

Travma Bağı Nedir, Nasıl Anlaşılır?

Bu moda terimi duymuş olabilirsiniz; genellikle olumsuz bir deneyim (Dayanılmaz bir patronla çalışmak veya aptal biri tarafından aldatılmak gibi…) nedeniyle biriyle bağ kurmak için kullanılır.

Haber Merkezi / Ancak bu tam olarak doğru tanım değildir; travma bağı, istismarcı ilişkileri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Daha spesifik olarak tanımlanırsa, travma bağı ilişkisi, hem iyi hem de kötü deneyimlerin kaynağı olan bir kişiye olan yoğun ve duygusal bir bağdır.

Travma bağının özellikleri: Travma bağı, şu dinamiklerden beslenir:

Duygusal iniş-çıkışlar: İstismarcı, bazen sevgi dolu ve destekleyici, bazen de eleştirel, manipülatif veya agresif davranır. Bu, mağdurda kafa karışıklığı yaratır ve istismarcıya bağlanmayı güçlendirir.
Bağımlılık hissi: Mağdur, istismarcının onayına veya sevgisine ihtiyaç duyduğunu hisseder.
Umutsuzluk ve çaresizlik: Mağdur, ilişkiden çıkmanın imkânsız olduğunu düşünebilir.
Kendini suçlama: Mağdur, istismarı hak ettiğini veya durumu düzeltebileceğini düşünerek kendini suçlayabilir.
İzolasyon: İstismarcı, mağduru sosyal çevresinden uzaklaştırarak bağımlılığı artırabilir.

Travma bağı nasıl anlaşılır?

Travma bağını tanımak için şu işaretlere dikkat edilebilir:

Duygusal karmaşa: İlişkide sürekli bir duygusal rollercoaster yaşıyorsanız; bir an sevildiğinizi, bir an değersiz hissettiğinizi fark edebilirsiniz.
İstismarı rasyonelleştirme: İstismarcının kötü davranışlarını haklı çıkarmaya çalışıyor veya “O aslında iyi biri” diye düşünüyorsanız.
Ayrılma zorluğu: İlişkinin size zarar verdiğini bilseniz de ayrılmak için güçlü bir isteksizlik hissediyorsanız.
Kendinize odaklanma kaybı: Kendi ihtiyaçlarınızı, değerlerinizi veya sınırlarınızı ihmal ediyor, sadece istismarcıyı memnun etmeye odaklanıyorsanız.
Fiziksel veya duygusal tepkiler: Anksiyete, depresyon, düşük özsaygı veya sürekli tetikte olma hali gibi belirtiler yaşıyorsanız.

Ne yapılabilir?

Farkındalık: Travma bağını tanımak, iyileşmenin ilk adımıdır. İlişkideki döngüleri ve kendi duygularınızı gözlemleyin.
Destek arayın: Güvenilir bir arkadaş, aile üyesi veya terapist ile konuşmak, dışarıdan bir perspektif kazanmanıza yardımcı olabilir.
Sınırlar koyun: İlişkide sağlıklı sınırlar belirlemeye çalışın veya mümkünse teması kesin.
Profesyonel yardım: Bir psikolog veya danışman, travma bağını anlamanız ve ondan kurtulmanız için size rehberlik edebilir.
Kendinize odaklanın: Özsaygınızı güçlendirmek için hobiler, meditasyon veya kişisel hedefler gibi kendinize yatırım yapabileceğiniz alanlara yönelin.

Sonuç olarak: Travma bağı, karmaşık ve genellikle fark edilmesi zor bir durumdur. Ancak, bu bağı anlamak ve üzerine çalışmak, sağlıklı ilişkiler kurma yolunda önemli bir adımdır.

Paylaşın

MHP’den “Anayasa” Mesajı: Altı Madde Kırmızı Çizgimiz

Anayasa’nın ilk 4, 42. ve 66. maddelerine ilişkin değişiklik tartışmalarına kapalı olduklarını belirten MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği süreç kapsamında başlattığı “Asırlık Birlik, Sonsuz Kardeşlik” temalı teşkilat buluşmalarına İstanbul’da devam etti.

Programa İstanbul’un yanı sıra Çanakkale, Düzce, Edirne, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Zonguldak teşkilatları da katıldı. Toplantıda partinin anayasa yaklaşımı ve terörle mücadeleye ilişkin mesajlar öne çıktı.

Karar’ın aktardığına göre; MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, konuşmasında Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 42. ve 66. maddelerine vurgu yaptı. Bu maddelerin parti açısından değiştirilemez olduğunu belirten Yıldız, şu ifadeleri kullandı:

“Bizden hiç kimse, Anayasa’nın ilk 4 maddesini, 42. maddesini, 66. maddesinde izah edilen millet tarifini, vatandaşlık tarifini değiştireceğimizi düşünmesin. Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir. Bu maddeler emin olun hiçbir zeminde tartışma konusu olmaz.”

Yıldız ayrıca, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 20 Ekim 2024’te yaptığı “Terörsüz Türkiye” çağrısını hatırlattı. Konuşmasında şu değerlendirmeyi yaptı:

“Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in 20 Ekim 2024 tarihinde yaptığı tarihî çağrıdan bugüne kadar geçen sürede, terörsüz Türkiye yolunda çok önemli bir viraj geride bırakılmıştır. Askerimize, polisimize, korucumuza, öğretmenimize, terörden büyük bedel ödeyen masum insanlarımıza karşı sorumluluğumuzun gereği ne ise şimdi o yapılmaktadır.”

Paylaşın

Permakültür Nedir? Zorlukları

1970’lerde Bill Mollison ve David Holmgren tarafından geliştirilen permakültür, doğayla uyumlu, sürdürülebilir ve kendi kendine yeten tarım ve yaşam sistemleri tasarlamayı amaçlayan bir tasarımdır.

Haber Merkezi / Permakültür, ekolojik dengeyi koruyan, doğal kaynakları verimli kullanan ve atığı en aza indiren sistemler oluşturmayı hedefler. Temel ilkeleri arasında doğayı taklit etmek, çeşitliliği artırmak, yenilenebilir kaynakları kullanmak ve yerel koşullara uygun çözümler üretmek yer alır.

Örnek uygulamalar arasında organik tarım, su hasadı, kompostlama ve yenilenebilir enerji kullanımı bulunur.

Permakültürün zorlukları:

Bilgi ve Deneyim Gereksinimi: Permakültür, ekoloji, tarım ve tasarım bilgisi gerektirir. Yeni başlayanlar için öğrenme eğrisi dik olabilir.

Zaman ve Emek Yoğunluğu: Sistemlerin kurulumu (ör. bahçe tasarımı, su toplama sistemleri) zaman alıcı ve emek yoğun olabilir.

Yerel Koşullara Bağımlılık: Her bölge için farklı tasarım gereklilikleri vardır; yerel iklim, toprak ve bitki örtüsüne uygun planlama yapılmazsa başarı sınırlı olabilir.

Başlangıç Maliyetleri: İlk kurulum (ör. su sistemleri, fidanlar) pahalı olabilir, özellikle sınırlı bütçeyle başlanıyorsa.

Toplumsal Kabul: Geleneksel tarım veya yaşam biçimlerine alışkın toplumlarda permakültürün benimsenmesi zor olabilir.

Uzun Vadeli Sabır: Permakültür sistemlerinin tam verim sağlaması yıllar sürebilir, bu da hızlı sonuç bekleyenler için zorlayıcıdır.

Bakım ve Adaptasyon: Sistemlerin sürekli gözlem ve uyarlama gerektirmesi, özellikle değişen iklim koşullarında, ek çaba talep edebilir.

Permakültür Örnek Projeleri

Zaytuna Çiftliği (Avustralya): Permakültürün kurucularından Geoff Lawton tarafından yönetilen Zaytuna Çiftliği, permakültür eğitim merkezi ve örnek bir uygulama alanıdır.

Çiftlik, su hasadı, organik tarım, gıda ormanları ve hayvancılık entegrasyonu gibi permakültür tekniklerini sergiler. Yağmur suyu toplama sistemleri ve yenilenebilir enerji kullanımıyla kendi kendine yeten bir sistem oluşturulmuştur.

The Greening of the Desert (Ürdün): Geoff Lawton’ın liderliğinde yürütülen bu proje, çölleşmiş bir arazide permakültür tekniklerini kullanarak verimli bir ekosistem yaratmayı başarmıştır. Su hasadı, gölgeleme, mulçlama ve yerel bitki türlerinin kullanımıyla bölgeye tarım ve yeşillik kazandırılmıştır.

Beacon Food Forest (ABD): Bu topluluk temelli permakültür projesi, kentsel bir alanda halka açık bir gıda ormanı oluşturmuştur. Mahalle sakinleri, gönüllüler ve yerel yönetimle iş birliği içinde yenilebilir bitkiler, meyve ağaçları ve topluluk bahçeleri geliştirilmiştir. Proje, sosyal bağları güçlendirmeyi ve gıda güvenliğini artırmayı amaçlar.

Ridgedale Permakültür Çiftliği (İsveç): Richard Perkins tarafından yönetilen bu çiftlik, soğuk iklimde permakültür ve rejeneratif tarım uygulamalarını birleştirir. Hayvancılık, sebze üretimi ve agroforestry (tarım ormancılığı) sistemleriyle tanınır. Çiftlik, aynı zamanda eğitim programları sunar.

Finca Tierra (Kosta Rika): Tropikal bir permakültür çiftliği olan Finca Tierra, biyoçeşitliliği artırmak ve yerel toplulukları desteklemek için gıda ormanları, organik tarım ve ekoturizm üzerine odaklanır. Proje, yerel bitki türlerini ve yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanır.

Kerala Permakültür Projesi (Hindistan): Hindistan’ın tropikal bölgesinde yerel çiftçilere permakültür eğitimi veren bu proje, küçük ölçekli çiftliklerde sürdürülebilir tarımı teşvik eder. Su yönetimi, organik gübreleme ve yerel tohum kullanımıyla gıda güvenliğini artırmayı hedefler.

Paylaşın

Her 100 Liralık Vergi Gelirinin 22 Lirası Faize Gitti

2025 yılının ilk yedi aylık dönemine, vergi gelirleri tahsilatı geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 49,6 artarak 5 trilyon 721 milyar 293 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı ise yüzde 51,4 olarak kayıtlara geçti.

Böylece Hazine’nin kasasına günde 26 milyar 987 milyon 231 bin lira tutarında vergi geliri kaydedildi. Faiz giderleri ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 87 oranında artarak 1 trilyon 246 milyar lirayı buldu. Her 100 liralık vergi gelirinin 22 lirası faiz harcamalarına gitti.

Hazine ve Maliye Bakanlığı temmuz ayına ilişkin bütçe verilerini açıkladı. BirGün’den Havva Gümüşkaya‘nın aktardığı verilere göre, merkezi yönetim bütçesi temmuz ayında 23,9 milyar TL açık verdi. 7 aylık bütçe açığı 1 trilyon 4,3 milyar TL oldu.

Ocak-Temmuz döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 7 trilyon 699,8 milyar TL, bütçe gelirleri 6 trilyon 695,5 milyar TL ve bütçe açığı 1 trilyon 4,3 milyar TL olarak belirlendi.

Vergi gelirleri tahsilatı geçen yılın Ocak-Temmuz dönemine göre yüzde 49,6 artarak 5 trilyon 721 milyar 293 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı ise yüzde 51,4 olarak kayıtlara geçti. Böylece Hazine’nin kasasına günde 26 milyar 987 milyon 231 bin lira tutarında vergi geliri kaydedildi.

Faiz giderleri ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 87 oranında artarak 1 trilyon 246 milyar lirayı buldu. Her 100 liralık vergi gelirinin 22 lirası faiz harcamalarına gitti.

Vergi türleri itibarıyla Ocak-Temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre gelir vergisi yüzde 95,5, kurumlar vergisi yüzde 14,7, dahilde alınan KDV yüzde 59,4, özel tüketim vergisi yüzde 37,8, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 70,5, ithalde alınan KDV yüzde 24,4, damga vergisi yüzde 55,6, harçlar yüzde 64,6 ve diğer vergi gelirleri yüzde 47,8 artış gösterdi.

Öte yandan hesap sorulmayan kalem olarak bilinen örtülü ödenek harcaması da Ocak-Temmuz döneminde 6 milyar 808 milyon lira olarak kaydedildi.

Büyük orman yangınları sırasında kullanılmamaları nedeniyle tartışma konusu olan THK’ya ait uçakların satılmasının ardından orman yangınlarına müdahale için uçak kiralamaları arttı. Yangınlara havadan müdahalenin yetersizliği eleştirilere konu olurken uçak kiraları için sadece temmuz ayında 2 milyar 28 milyon lira harcandı.

Birçok noktada büyük orman yangınlarının yaşandığı haziran ve temmuz aylarında toplamda 3 milyar 131 milyon lira uçak kiralama gideri olarak kaydedildi. Ocak-Temmuz döneminde ise uçak kiralarına toplam harcama 4 milyar 288 milyon lira oldu.

THK, üçü faal sekiz uçağı mayıs ayında 1 milyar 457 milyon 715 bin 800 TL’den satışa çıkarmıştı. Öte yandan geçen yıl aynı dönem uçak kiraları için bütçeden 2 milyar 315 milyon lira harcanmıştı.

İsraf kalemleri arasında gösterilen taşıt kiraları için temmuz ayında yılın en büyük harcaması kaydedildi. Temmuz ayında 456 milyon liralık taşıt kiralama giderleri, Ocak-Temmuz döneminde 2 milyar 654 milyon lirayı buldu. Bu tutar geçen yılın aynı döneminde 2 milyar 429 milyon lira düzeyindeydi.

Bütçe verilerine göre BOTAŞ’a geçen ay 22 milyar TL transfer yapıldı. BOTAŞ’a yapılan toplam transfer 101,5 milyar TL’ye ulaştı. 16,3 milyar TL aktarılan EÜAŞ’a yapılan transferler ise temmuz itibarıyla 120 milyar 200 milyon lirayı buldu.

Paylaşın

Hayvan Çiftliği: Totaliter Rejimlerin Eleştirisi

George Orwell’in 1945 yılında yayımlanan alegorik ve distopik romanı Hayvan Çiftliği (Animal Farm), totaliter rejimlerin, eleştirisi olarak yazılmıştır. Orwell, hayvanlar üzerinden insan toplumunun güç, yozlaşma ve eşitsizlik gibi temel meselelerini çarpıcı bir şekilde işler.

Haber Merkezi / Hayvan Çiftliği, bir çiftlikteki hayvanların sahipleri olan insanlara karşı isyan ederek yönetimi ele geçirmesini ve kendi düzenlerini kurma çabalarını anlatır.

Hayvanlar, “Bütün hayvanlar eşittir” ilkesine dayanan bir toplum hayal eder. Ancak zamanla, domuzlar (özellikle Napolyon ve Snowball) liderlik pozisyonlarını kullanarak güçlerini pekiştirir ve diğer hayvanları sömürmeye başlar. Bu süreçte, domuzlar insanlardan farksız hale gelir ve “Bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir” gibi çelişkili bir söylem ortaya çıkar.

Roman, Rus Devrimi’ni ve sonrasında Stalin’in otoriter rejimini alegorik olarak yansıtır. Napolyon Stalin’i, Snowball ise Troçki’yi temsil eder. Hayvanların isyanı, devrim ideallerinin nasıl yozlaşabileceğini ve eşitlik vaadinin nasıl bir diktatörlüğe dönüşebileceğini gözler önüne serer.

Orwell, gücün nasıl yozlaştırdığını ve liderlerin idealleri kişisel çıkarları için çarpıttığını gösterir. Domuzların, diğer hayvanları manipüle ederek ayrıcalıklı bir sınıf haline gelmesi, bu temanın en güçlü örneğidir. Hayvanların eşitlik hayali, domuzların elit bir sınıf oluşturmasıyla çöker. Bu, sosyalist ideallerin pratikte nasıl başarısız olabileceğini eleştirir.

Domuzların, özellikle Squealer’ın, propaganda yoluyla gerçekleri çarpıtması ve hayvanları kontrol etmesi, totaliter rejimlerin bilgi kontrolünü yansıtır. Çiftlikteki hayvanların okuma yazma bilmemesi, domuzların onları kolayca kandırmasına olanak tanır. Bu, eğitimin bir toplum için ne kadar kritik olduğunu vurgular.

Orwell’in sade, akıcı ve ironik üslubu, eseri hem erişilebilir hem de çarpıcı kılar. Hayvanların basit ama anlamlı diyalogları, hikâyenin evrensel mesajını güçlendirir. Alegorik yapı, okuyucunun hem hikâyeyi yüzeyde keyifle okumasını hem de derin siyasi eleştirileri fark etmesini sağlar.

Hayvan Çiftliği, Orwell’in en önemli eserlerinden biridir ve totaliter rejimlere yönelik evrensel bir uyarı olarak zamansız bir değer taşır. Kitap, sadece Sovyetler Birliği’ni değil, her türlü otoriter yönetimi ve güç istismarını eleştirir. Kısa hacmine rağmen derin bir etki bırakır ve okuru sistemlerin işleyişi üzerine düşünmeye sevk eder. Eserin en güçlü yanı, karmaşık siyasi fikirleri basit bir hikâye üzerinden anlatabilmesidir.

Türkiye’de Hayvan Çiftliği, özellikle politik eleştirilere ilgi duyan okurlar arasında popülerdir. Çevirileri (örneğin Celal Üster’in çevirisi) ve eserin evrensel temaları, okurların da kitaba kendi toplumsal dinamikleri üzerinden bakmasını sağlar. Kitap, güç mücadelelerinin ve propaganda mekanizmalarının Türkiye’deki yansımalarını düşünmek için de bir ayna sunar.

Sonuç olarak; Hayvan Çiftliği, hem edebi hem de siyasi açıdan güçlü bir eser. Orwell’in keskin zekası ve sade anlatımı, eseri her yaştan okur için etkileyici kılıyor. Totaliter rejimlerin tehlikelerine dair evrensel bir uyarı olarak, günümüzde de geçerliliğini koruyor.

Paylaşın

Kırtasiye Masrafları Yüzde 45 Arttı

E-ticaret altyapı sağlayıcılarının verilerine göre, ağustos ayının başında yapılan okul alışverişlerinde geçen yıla göre yüzde 45 artış yaşandı. Fiyatların daha da yükselebileceği uyarısı yapıldı.

Yeni eğitim yılına bir aydan az bir zaman kala, veliler okul alışverişine hız verdi. Çanta ve kırtasiye ürünleri başta olmak üzere, online alışverişlerde önemli bir artış gözlemlendi.

NTV’de yer alan habere göre; E-ticaret altyapı sağlayıcılarının verilerine göre, Ağustos ayının başında yapılan okul alışverişlerinde geçen yıla göre yüzde 45 artış yaşandı.

Çanta kategorisinde ciro Temmuz’a göre yüzde 83 yükseldi. Kırtasiye ürünlerinde artış yüzde 60 oldu. Kitap grubundaki artış ise yüzde 25 ile sınırlı kaldı. Geçen yıl 517 lira olan ortalama sepet tutarı, bu yıl 750 liraya çıktı.

TOBB E-Ticaret Meclis Üyesi Emre Çetinaslan, velilerin ihtiyaçlarını önceden planlayarak uygun fiyatlı alışveriş yapmaya yöneldiğini belirtti. Çetinaslan, “Çanta sektöründe ve kırtasiyede büyük artışlar gözlemliyoruz. Çantalarda yüzde 30 ile 60 arasında zam oldu” dedi.

Sektör temsilcileri, önümüzdeki haftalarda okula dönüş alışverişinin daha da hızlanacağını öngörüyor. Ancak alışverişi erteleyen velilere, fiyatların daha da yükselebileceği uyarısı yapılıyor.

Paylaşın

Düşük Glisemik Diyet Nedir? Artıları Eksileri

Glisemik İndeks (Gİ), belirli bir gıdanın kan şekeri (veya glikoz) seviyesini nasıl etkilediğini göstermek için kullanılan bir araçtır. Gİ, bir gıdanın karbonhidrat içeriğinin, referans bir gıdaya (genellikle saf glikoz veya şeker) kıyasla kan şekerini yükseltme potansiyelinin bir ölçüsüdür.

Haber Merkezi / Besinlere, diğer tüm besinler için bir referans noktası görevi gören saf glikozla karşılaştırılabilen bir glisemik indeks/glisemik yük numarası verilir.

Saf glikozun glisemik indeks numarası 100’dür; bu, tüketildikten sonra çok hızlı bir şekilde glikoza parçalandığını ve ardından enerji için kullanılmak üzere hücrelere gönderildiğini, daha sonra kullanılmak üzere kaslarda glikojen olarak depolandığını veya fazla olduğunda yağ hücrelerinde depolandığını gösterir.

Glikoz, fruktoz veya sakaroz (çeşitli karbonhidrat veya şeker formları) içeren tüm besinler yüksek GI, orta GI veya düşük GI olarak sınıflandırılabilir. Tüm besinlerin glisemik indeks değerleri 0-100 arasındadır.

Düşük glisemik diyet, glisemik indeksi (GI) düşük olan yiyeceklerin tüketimine odaklanan bir beslenme yaklaşımıdır. Bu diyet, genellikle tam tahıllar, sebzeler, baklagiller, bazı meyveler ve sağlıklı yağlar gibi besinleri içerir.

Artıları:

Kan Şekeri Kontrolü: Diyabet hastaları veya insülin direnci olanlar için kan şekeri seviyelerini stabilize eder.
Kilo Kontrolü: Daha uzun süre tokluk hissi sağlar, bu da aşırı yemeyi azaltabilir.
Kalp Sağlığı: Düşük GI’li besinler, kolesterol seviyelerini düşürmeye ve kalp hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olabilir.
Enerji Seviyesi: Kan şekerindeki ani dalgalanmaları önleyerek enerji seviyesini daha sabit tutar.
Sindirim Sağlığı: Genellikle lif açısından zengin besinler içerir, bu da sindirimi destekler.

Eksileri:

Karmaşıklık: Glisemik indeks hesaplamaları ve yiyecek seçimleri karmaşık olabilir, bu da diyeti uygulamayı zorlaştırabilir.
Besin Kısıtlaması: Bazı yüksek GI’li sağlıklı yiyecekler (ör. karpuz, patates) diyetten çıkarılabilir, bu da besin çeşitliliğini azaltabilir.
Porsiyon Kontrolü Gerekir: Düşük GI’li yiyeceklerin bile fazla tüketimi kan şekerini etkileyebilir.
Bireysel Farklılıklar: GI, kişiden kişiye ve yemek kombinasyonlarına bağlı olarak değişebilir, bu da sonuçları öngörmeyi zorlaştırabilir.
Zaman ve Planlama: Diyet, yemek planlaması ve hazırlığı için daha fazla zaman gerektirebilir.

Özetle, Düşük glisemik diyet, kan şekeri kontrolü ve genel sağlık için faydalı olabilir, ancak uygulaması dikkat ve planlama gerektirir. Herkes için uygun olmayabilir, bu yüzden bir diyetisyene danışmak faydalı olacaktır.

Paylaşın

Uyku Meditasyonu Nasıl Yapılır? Faydaları

Uyku öncesi meditasyon, rahatlamaya, zihni ve bedeni sakinleştirmeye ve günün yorgunluğunu atmaya yardımcı olmak için derin nefes alma, farkındalık ve vücut tarama teknikleri ile yapılan bir meditasyon türüdür.

Haber Merkezi / İşte adım adım uyku meditasyonu yapma rehberi:

Rahat Bir Ortam Hazırlayın:

Sessiz, loş veya karanlık bir ortam oluşturun. Işıkları kısın veya mum kullanın.
Rahat bir yatak veya mat, yastık ve battaniye ile kendinizi konforlu hissedin.
Telefon veya dikkat dağıtıcı cihazları sessize alın veya uzaklaştırın.

Rahat Bir Pozisyon Seçin:

Yatağınızda sırt üstü yatın veya rahat hissettiğiniz bir pozisyonu tercih edin.
Vücudunuzu gevşetmek için birkaç derin nefes alın.

Nefes Egzersizleriyle Başlayın:

Derin ve yavaş nefes alın: Burundan 4 saniye nefes alın, 4 saniye tutun, 6 saniye ağızdan yavaşça verin (4-4-6 tekniği).
Nefes alırken göğsünüz yerine karın bölgenizin hareket ettiğini hissedin.

Zihni Sakinleştirme Tekniklerini Uygulayın:

Gevşeme Meditasyonu: Vücudunuzu baştan aşağı tarayın. Ayak parmaklarınızdan başlayarak her kas grubunu sırayla gevşetin. Her bölgeye odaklanırken “Bu bölge rahatlıyor” gibi cümleler kurabilirsiniz.

Görselleştirme: Huzurlu bir sahneyi (örneğin, bir plaj veya orman) zihninizde canlandırın. Tüm detayları (sesler, kokular, renkler) hayal edin.

Mantra veya Olumlama: “Huzurluyum, uykuya hazırım” gibi sakinleştirici bir cümleyi tekrarlayın.

Zihni Serbest Bırakın:

Düşünceler gelirse onlara takılmayın; sadece nefesinize veya görselleştirmeye geri dönün.
Meditasyonu 10-20 dakika yapabilirsiniz, ancak uykuya dalarsanız bu doğal bir sonuçtur.

Uyku Meditasyonunun Faydaları:

Uykuya Geçişi Kolaylaştırır: Zihni sakinleştirerek stres ve kaygıyı azaltır, böylece uykuya dalma süresini kısaltır.

Uyku Kalitesini Artırır: Derin gevşeme, daha kesintisiz ve dinlendirici bir uyku sağlar.

Stres ve Anksiyeteyi Azaltır: Meditasyon, kortizol (stres hormonu) seviyesini düşürerek zihinsel gerginliği hafifletir.

Zihinsel Netliği Artırır: Düzenli uyku meditasyonu, gün içinde daha odaklanmış ve sakin olmanıza yardımcı olabilir.

Fiziksel Sağlığı Destekler: Kalp atış hızını ve kan basıncını düşürerek vücudu rahatlatır.
Kronik uykusuzluk (insomnia) belirtilerini hafifletebilir.

Duygusal Denge Sağlar: Olumlu düşünceleri teşvik eder ve duygusal dalgalanmaları azaltır.

Paylaşın