Adam Tooze’un “Hegemonya Notları”

Hegemonya, bir devlet, grup veya aktörün diğerleri üzerinde ekonomik, siyasi, askeri veya kültürel alanda üstünlük kurarak liderlik veya tahakküm sağlaması durumudur.

Haber Merkezi / Adam Tooze’un Hegemonya Notları (orijinal adı Notes on Hegemony), hegemonya kavramını tarihsel, ekonomik ve politik bağlamda ele alan bir çalışmadır.

Tooze, hegemonyayı sabit bir durum değil, krizler ve dönüşümlerle sürekli sınanan bir süreç olarak görür. Tooze, Hegemonya Notları’nda, özellikle ABD’nin 20. yüzyıldaki hegemonik yükselişi ve 2008 finansal krizi gibi olayların bu hegemonyayı nasıl sorgulattığını inceler.

Küresel Ekonomik Krizlerin Genel Özellikleri:

Zincirleme Etki (Contagion): Krizler, bir bölgedeki ekonomik sorunların (örneğin, banka iflasları veya borç krizleri) küresel piyasalara yayılmasıyla büyümektedir. 2008 finansal krizi buna iyi bir örnek teşkil eder; ABD’deki mortgage balonu patlaması, küresel bankacılık sistemini çöküşün eşiğine getirmiştir.

Finansal Sistemin Rolü: Modern krizler, genellikle karmaşık finansal araçlar (örneğin, türev ürünler) ve küreselleşmiş sermaye akımları nedeniyle hızlanır.

Hegemonik Güçlerin Tepkisi: Tooze, hegemonik güçlerin (özellikle ABD’nin) krizlere müdahale biçiminin, küresel düzenin istikrarını belirlediğini savunmaktadır. Örneğin, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 2008’de likidite enjeksiyonları, küresel finans sistemini ayakta tutmuştur.

Jeopolitik Sonuçlar: Krizler, güç dengelerini değiştirebilir. 2008 krizi, Çin’in küresel ekonomideki rolünü güçlendirirken, Batı hegemonyasının sorgulanmasına yol açmıştır.

Önemli Küresel Ekonomik Krizler:

1929 Büyük Buhranı: Borsanın çöküşüyle başlayan bu kriz, küresel ticareti ve üretimi çökertmiştir. Tooze, bu dönemin ABD’nin hegemonik yükselişini hızlandırdığını ve uluslararası işbirliği eksikliğinin krizi derinleştirdiğini vurgulamaktadır.

1970’ler Petrol Krizi: OPEC’in petrol ambargosu, stagflasyonu (yüksek enflasyon + ekonomik durgunluk) tetiklemiştir. Bu, Batı ekonomilerinin kırılganlığını ortaya koymuştur.

1997 Asya Finansal Krizi: Doğu Asya ülkelerindeki sermaye kaçışı, küresel piyasalarda dalgalanmalara neden olmuştur. IMF’nin müdahaleleri, hegemonik güçlerin kriz yönetimindeki rolünü göstermiştir.

2008 Küresel Finansal Kriz: Lehman Brothers’ın iflasıyla doruğa ulaşan bu kriz, mortgage balonundan kaynaklanmıştır. Tooze, Crashed adlı kitabında (ki Hegemonya Notları ile tematik olarak bağlantılıdır), bu krizi ABD merkezli finansal sistemin kırılganlıklarının bir yansıması olarak analiz etmektedir.

2020 Covid-19 Ekonomik Krizi: Pandemi, küresel tedarik zincirlerini ve ekonomileri durma noktasına getirmiştir. Devletlerin büyük ölçekli mali teşvik paketleri, hegemonya tartışmalarında yeni bir boyut açmıştır.

Tooze’un Perspektifi:

Tooze, Hegemonya Notları’nda küresel ekonomik krizleri, hegemonik güçlerin (özellikle ABD’nin) küresel düzeni sürdürme kapasitesini test eden anlar olarak görmektedir. Krizler, sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve sosyal sonuçlar doğurur:

Finansal Hegemonya: ABD’nin doların rezerv para statüsü ve Fed’in küresel piyasalardaki etkisi, krizlerde hegemonik gücün ana araçlarıdır.

Çin’in Yükselişi: Tooze, Çin’in krizlere yanıt olarak ekonomik gücünü artırmasını (örneğin, 2008 sonrası altyapı yatırımları) Batı hegemonyasına bir meydan okuma olarak değerlendirmektedir.

Kriz Yönetiminin Sınırları: Hegemonik güçler, krizleri yönetirken kendi çıkarlarını önceliklendirebilir, bu da küresel eşitsizlikleri derinleştirebilir (örneğin, 2008’de gelişmekte olan ülkelerin maruz kaldığı sermaye akışı dalgalanmaları).

Paylaşın

Türkiye’de İnternet Kullananların Oranı Yüzde 91’e Yükseldi

İnternet kullanım oranı, 16 – 74 yaş grubundaki bireylerde geçen yıl yüzde 88,8 iken bu yıl yüzde 90,9 oldu. Erkeklerde internet kullanım oranı yüzde 93,6 olurken, kadınlarda yüzde 88,2 oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Hanehalkı Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Araştırması 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; İnternet kullanım oranı, 16-74 yaş grubundaki bireylerde 2024 yılında yüzde 88,8 iken 2025 yılında yüzde 90,9 oldu. Cinsiyet ayrımında 2025 yılında İnternet kullanım oranı; erkeklerde yüzde 93,6, kadınlarda yüzde 88,2 oldu.

Son 12 ay içinde özel amaçla resmi makamların web sitelerini ve uygulamalarını kullanan ve İnternet üzerinden kamu hizmetlerinden yararlanan bireylerin oranı yüzde 76,1 oldu. Bu oran, erkeklerde yüzde 82,8 iken kadınlarda yüzde 69,5 oldu. E-devlet hizmetlerini kullanan bireylerin oranı yaş grubuna göre incelendiğinde ise bu oranın en yüksek yüzde 92,8 ile 25-34 yaş grubunda, en düşük yüzde 29,6 ile 65-74 yaş grubunda oldu.

Bireylerin e-devlet hizmetlerini kullanım amaçları arasında, yüzde 68,5 ile resmi makamlar veya kamu hizmetleri tarafından kendisi hakkında saklanan kişisel bilgilere erişme ilk sırayı aldı. Bunu, yüzde 53,6 ile kamu kurumlarından veya kamu hizmetlerinden bir randevu alma veya rezervasyon yaptırma ve yüzde 46,4 ile kamu kuruluşlarına ait web sitelerinden bilgi edinme takip etti.

Son 12 ayda İnternet kullanan bireylerin İnternet üzerinden özel kullanım amacıyla mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme (e-ticaret) oranı, 2024 yılında yüzde 51,7 iken 2025 yılında yüzde 55,7 oldu. Cinsiyete göre İnternet üzerinden mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme oranı erkeklerde yüzde 59,1, kadınlarda yüzde 52,3 oldu. Bu oran, en son mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme zamanlarına göre incelendiğinde; bireylerin yüzde 42,3’ünün son 3 ay içinde (2025 yılı ilk 3 ayı) mal veya hizmet satın aldığı ya da sipariş verdiği görüldü.

İnternet üzerinden son 3 ay içinde eğitim, mesleki veya özel amaçlar için öğrenme faaliyeti gerçekleştiren bireylerin oranı, 2025 yılında bir önceki yıla göre 3,9 puan artarak yüzde 17,7 oldu. Bu oranın erkekler için yüzde 17,5, kadınlar için yüzde 18,0 olduğu görüldü.

Bireylerin en fazla kullandıkları sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları yüzde 88,6 ile WhatsApp, yüzde 72,9 ile YouTube ve yüzde 68,1 ile Instagram oldu. En fazla kullanılan sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları cinsiyete göre incelendiğinde; erkeklerin en fazla yüzde 91,3 ile WhatsApp, yüzde 75,7 ile YouTube ve yüzde 68,7 ile Instagram uygulamalarını, kadınların yüzde 85,9 ile WhatsApp, yüzde 70,1 ile YouTube ve yüzde 67,4 ile Instagram uygulamalarını kullandığı gözlendi.

Son 3 ay içinde e-ticaret yapan bireylerin yüzde 29,0’ı web sitesi veya mobil uygulama üzerinden yaptığı satın alma işleminde herhangi bir sorunla karşılaştı. Bu sorunlar içinde teslimatın belirtilenden daha yavaş olması yüzde 12,7 ile ilk sırayı alırken; bunu yüzde 11,8 ile yanlış veya hasarlı mal/hizmet teslimi takip etti.

Son 12 ay içinde İnternet kullanan bireylerin yüzde 15,6’sı özel amaçlarla çevrimiçi hizmetlere erişmek için elektronik kimlik kullandığını belirtti. Bu oran erkeklerde yüzde 18,0, kadınlarda yüzde 13,3 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Anti-Damping Vergisi

ABD, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 10 ülkeye karşı anti-damping vergisi getirdi. Antidamping, yerel sanayiye zarar gelmesini önlemek amacıyla, ithalat ürünlerine uygulanan ek tarifelerdir

Trump, 20 Ocak 2025’te başkanlık görevini yeniden devraldığından bu yana, ABD’nin uluslararası ticarette adaletsiz muameleye maruz kaldığını öne sürerek birçok ülkeye yönelik ek gümrük vergileri getirdi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ticaret Bakanlığı, Türkiye dâhil 10 ülkeden ithal edilen korozyona dayanıklı çelik (CORE) ürünlerine yönelik damping ve sübvansiyon soruşturmalarında nihai kararını verdi. Böylece Nisan ayında Türkiye’ye yönelik belirlenen yüzde 15,18’lik anti-damping vergisi oranı kalıcı hâle getirilmiş oldu.

Söz konusu soruşturmaların 10 ülkeden toplam 2,9 milyar dolar değerindeki ithalatı kapsadığını belirten Bakanlık, anti-damping (AD) ve telafi edici vergi (CVD) önlemleriyle ilgili kararında, “ABD’ye ithal edilen CORE ürünlerinin söz konusu 10 ticaret ortağından dampingli fiyatlarla satıldığı veya sübvansiyonlarla desteklendiği tespit edilmiştir” ifadesine yer verdi.

Korozyona dayanıklı çelik ürünlerinin otomobil, beyaz eşya ve inşaat sektöründe yaygın olarak kullanıldığı belirtilirken ABD Uluslararası Ticaretten Sorumlu Bakan Yardımcısı William Kimmitt, “Amerikan çelik şirketleri ve çalışanları adil bir zeminde rekabet etmeyi hak ediyor” ifadelerini kullandı.

Ancak süreç henüz tamamlanmış değil. ABD Uluslararası Ticaret Komisyonu (ITC) şimdi, bu ithalatın Amerikan çelik endüstrisine zarar verip vermediğini değerlendirecek. ABD Ticaret Bakanlığının açıklamasında, ITC’nin zarar tespiti yapması durumunda anti-damping ve telafi edici vergi kararlarının yürürlüğe koyulacağı duyuruldu.

Damping, bir ülkenin ürettiği malı, kendi iç piyasasındaki fiyatının altında başka bir ülkeye satması anlamına geliyor. Anti-damping ise ithalatçının yerli üreticilere zarar vermesini engellemek amacıyla bu ürünlere ek vergi getirilmesine verilen isim. CVD önlemleri ise paralel biçimde, bir ülkenin yerli sanayisini haksız rekabetten korumak amacıyla, başka bir ülkenin devlet tarafından verilen sübvansiyon veya desteklerle ucuza üretilmiş ürünlerin ithalatına ek vergi uygulaması anlamına geliyor.

Karar Türkiye, Avustralya, Brezilya, Kanada, Meksika, Hollanda, Güney Afrika, Tayvan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Vietnam’dan yapılan ithalatı kapsıyor. Böylece Türkiye merkezli şirketlere uygulanan yüzde 15,18’lik vergi oranı kalıcı hâle getirildi.

ABD Ticaret Bakanlığının Nisan ayında duyurduğu geçici kararda, Türkiye’den Borçelik, ArcelorMittal Çelik, Bamesa Çelik ve Bamesa Muradiye Demir Çelik şirketlerine anti-damping vergisi uygulanmayacağı, Yıldız Demir Çelik ve Yıldız Entegre Ağaç Sanayi ve Ticaret şirketleri dâhil diğer tüm şirketlere ise yüzde 15,18 oranında anti-damping vergisi uygulanacağı belirtilmişti.

Donald Trump’ın başkanlık yaptığı ilk dönemde de ABD Ticaret Bakanlığı, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bir grup ülkeden ithal edilen karbon ve alaşım çelik filmaşine yüzde 147,6’ya varan oranlarda anti-damping vergisi uygulama kararı almıştı.

ABD, söz konusu ülkelerin ürünlerini “adil değerinin altında sattığını” tespit ettiklerini belirtmişti. Dönemin Ticaret Bakanı Wilbur Ross, “mal ve ürünlerin ABD’de piyasa fiyatının altında satılmasının Trump yönetiminin çok ciddiye aldığı bir konu olduğunu” söylemişti.

Trump, 20 Ocak 2025’te başkanlık görevini yeniden devraldığından bu yana, ABD’nin uluslararası ticarette adaletsiz muameleye maruz kaldığını öne sürerek birçok ülkeye yönelik ek gümrük vergileri getirdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Bu Sonbahar Dikkat Edilmesi Gereken Moda Trendleri

2025 yılı sonbahar moda trendleri hem sürdürülebilirlik hem de bireysel ifade özgürlüğünü vurgulayan, modern, işlevsel ve cesur görünümleri bir araya getiriyor.

Haber Merkezi / Sonbahar için gardırobunuzu güncellerken bu önerileri kendi tarzınızla harmanlayarak sonbaharın enerjisini yakalayabilirsiniz.

İşte bu sonbaharda dikkat etmeniz gereken moda trendleri:

Ekoseler ve Kareli Desenler: Ekoseler, özellikle dış giyimde güçlü bir geri dönüş yapıyor. Helmut Lang ve Acne Studios gibi markalarda monokrom ekoseler, Chloé ve Schiaparelli’de ise kalın paltolarda karşımıza çıkıyor. Loewe’de maksi elbiseler ve Burberry’de tartan etekler gibi geniş bir yelpazede kullanılıyor.

Bohem Şıklık: 70’lerin özgür ruhlu bohem tarzı, Chloé’nin modern ve romantik yorumlarıyla podyumlarda öne çıkıyor. Şifon elbiseler, dantel bluzlar, uçuşan üstler ve deri-süet dokularla bu stil, krem, beyaz ve soluk pembe tonlarıyla dikkat çekiyor.

Transparan Detaylar: Transparan kumaşlar, Saint Laurent’in haki ve toprak tonlu koleksiyonlarından Gucci ve Valentino’nun romantik yorumlarına kadar cesur ve dikkat çekici bir şekilde kullanılıyor. Tül elbiseler ve şifon pantolonlar hem günlük hem de davet stillerinde yer alıyor.

Vatkalar ve Keskin Siluetler: 80’lerin ikonik vatkaları, 2025’te daha kabarık ve iddialı bir şekilde geri dönüyor. Bu trend, kombinlerin odak noktası haline gelerek güçlü ve sofistike bir görünüm sunuyor.

Triko ve Örgüler: Kaşmir hırkalar, oversize kazaklar ve triko elbiseler, konfor ve şıklığı birleştiriyor. Chanel, Gucci ve Miu Miu gibi markalar, bu parçaları modern kesimlerle podyumlara taşıyor. Geometrik desenler ve lüks dokularla trikolar, günlük ve ofis kombinlerinin vazgeçilmezi.

Puffer Montlar ve Hacimli Dış Giyim: Versace ve Fendi gibi markalar, dramatik siluetlere sahip yorganımsı puffer montlarla dikkat çekiyor. Bu parçalar hem işlevsel hem de gösterişli bir stil sunuyor.

Punk Estetiği: Punk tarzı, Burberry ve Alexander McQueen gibi markaların ekose, deri ve zincir detaylı tasarımlarıyla modern bir yorum kazanıyor. Daha sofistike ve bilinçli bir stil seçimi olarak öne çıkıyor.

Doğal ve Nötr Renk Paleti: Kahve, bej, krem, gri ve bordo gibi tonlar, sessiz lüks trendini destekliyor. Pantone’un 2024/2025 raporunda da vurgulanan bu renkler, doğadan ilham alarak zarif ve zamansız bir estetik sunuyor.

Katmanlı ve Salaş Kombinler: Düşen omuzlar, salaş katmanlar ve dağınık görünümler, 2025’te özgür ve rahat bir stil vadediyor. Bu trend, “çabasız şıklık” anlayışını benimseyenler için ideal.

Aksesuarlarda Çanta Süsleri: Çantalar, zincirler, tılsımlar ve anahtarlıklarla kişiselleştiriliyor. Fendi, Coach ve Chanel gibi markalar, çantalara eğlenceli ve bireysel dokunuşlar ekliyor.

Paylaşın

Memur Ve Memur Emeklisi Zam Oranı Belli Oldu

Memur ve memur emeklisine, 2026 yılının ilk 6 ayında yüzde 11, ikinci 6 ayında yüzde 7, 2027 yılının ilk 6 ayında yüzde 5, ikinci 6 ayında yüzde 4 zam yapılmasına karar verildi.

6 milyonu aşkın kamu emekçisi ve emeklisini ilgilendiren sekizinci dönem toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamayınca devreye giren Kamu Görevlileri Hakem Kurulu bugün dördüncü kez toplandı.

Toplantıya Sayıştay Başkanı Metin Yener başkanlık etti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Faruk Özçelik, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı İsmail İlhan Hatipoğlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Burak Demiralp, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkan Yardımcısı İsa Atçeken, akademisyenler Prof. Dr. Fatih Uşan ve Prof. Dr. Erdinç Yazıcı, Memur-Sen Genel Sekreteri Mahmut Faruk Doğan, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkan Yardımcısı Türkeş Güney ve Memur-Sen uzmanı Raşit Eğin toplantıya katılan isimlerdi.

Toplantı yaklaşık 1 saat sürdü. Konfederasyon temsilcileri ile kamu işveren temsilcileri, toplu sözleşmeyi müzakere etti. Toplantıda, kamu işvereni temsilcileri sadece 2026 için yüzde 11+7’lik teklif değiştirmedi. Sadece 2027’nin ilk 6 ayı için verilen yüzde 4’lük teklifi bir puan artırdı. Bu sırada kurulun yarın toplanmak üzere toplantıyı bitirdiği haberi geldi. Teklifin ardından Kamu-Sen ve Memur-Sen, Hakem Kurulundan çekildiklerini açıkladı.

Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın “Uzlaşmazlıkla sonuçlanan toplu sözleşmede toplantı tutanağı ile kayıt altına aldığımız 58 kazanım Hakem Kurulunda oylandı. Verdiğimiz tepkiler ve Hakem Kurulundaki ısrarımızla bazı olumlu adımlar atıldı ama bunlar sorunu çözmez. Hakem Kurulundan çekildik” dedi.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci de “Toplu sözleşme görüşmelerinin tüm kurum ve kurullarıyla işletilmesi, kamu çalışanlarının haklarının ilerletilmesi, sorunlarının çözülmesi için bütün gayretimizi gösterdik. Ancak gelinen süreçte Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun tekliflerinin kamu görevlilerinin sorunlarını çözmeye, beklentilerini karşılamaya yeterli olmadığı, bütün iyi niyetimize rağmen kamu işveren tarafının bu konuda olumlu bir adım atmaması nedeniyle Kamu Görevlileri Hakem Kurulu toplantısından çekildik.” diye açıklama yaptı.

İki konfederasyonun çekilmesiyle masada memur tarafı kalmadı. Ancak daha sonra kurulun yeni teklifi teklifi kabul ettiği haberi geldi. Böylelikle memur maaşları ile memur emeklisi aylıklarına 2026’nın ilk 6 ayında yüzde 11, ikinci 6 ayında yüzde 7, 2027’nin ilk 6 ayında yüzde 5, ikinci 6 ayında yüzde 4 zam yapılmasına karar verdi. Memurun karara itiraz hakkı bulunmuyor.

Karar nasıl çıktı?

Kamu Görevlileri Hakem Kurulu, 11 üyeden oluşuyordu. 11 kişiden 6’sı hükümet tarafından seçilirken, 5 üye sendikalar tarafından seçiliyordu. Kurul, başkanın çağrısı üzerine başkan dahil en az 8 üyenin katılımı ile toplanabiliyordu. Ancak sendikaların masadan kalkmasıyla bir sonraki toplantıda yeter çoğunluğu sağlanamayacaktı.

Bu nedenle de memurun mali ve sosyal haklara ilişkin düzenlemeleri doğrudan kanunla, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından yapılması gerekiyordu.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Mehmet Sıddık Akın X’te, sendikaların karar aşamasında masadan çekildiğini, bu nedenle toplantının yeter sayısı ile başlatıldığını, bu nedenle de kurulun karar verme hakkına sahip olduğunu ifade etti.

Paylaşın

Bahçeli’den “Süreç” Açıklaması: Altın Fırsat Heba Edilmemeli

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği sürece ilişkin yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki altın fırsat heba edilmemeli, kardeşlik hissiyatı zedelenmemeli” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Malazgirt Zaferi’nin 954. ve Büyük Taarruz’un 103. yıl dönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türk milleti tarih boyunca medeniyet ışığının taşıyıcı ruhu, merhamet ve mehabet ikliminin muhabbetle taçlanan burcu olmuştur. Bu yüksek haslet ve haysiyet zamanın dar kovuklarından dalga dalga sızarak yayılmış, sönük ve solgun, aynı zamanda durgun ve yorgun coğrafyaların sisli ufkunu fetih ve taarruz parlaklığıyla aydınlatmıştır.

26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi ile 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’un içyüzünü görebilen, okuyabilen ve özümseyenler için bu aydınlık Allah’ın bir lütfu, milletimizin de övünç kaynağıdır. Hem 954 yıl evvel, hem de 103 yıl evvel olmak suretiyle iki ayrı tarih diliminde Anadolu esaret zincirlerinden kurtularak asil ve aziz milletimizin şeref ve namusu olarak perçinlenmiştir.

Özellikle Malazgirt Ovası’nda küresel ve bölgesel kuvvet dengesi yeni baştan kurulurken, jeopolitik ve jeostratejik denklemlerin parametreleriyle birlikte dünyanın istikameti ve çağların şifreleri muhtevalı değişime uğramıştır. Mesele sadece hak ederek kazanılmış bir meydan savaşı veya ulaşılmış muvaffak ve muzaffer bir dönemin inşasıyla sınırlı görülmemelidir.

Malazgirt Zaferi, tefrika ve tezvirata mahkûm düşen Anadolu’nun yeniden doğuşunu müjdelemiş, haksızlığa ve zulme maruz kalan mazlumların dirilişini tetiklemiş ve teşvik etmiştir. 954 yıl önce ayrımcılık can evinden vurulmuş, ayrışmayı kamçılayan karanlık amaç ve arayışlar can pahasına darbelenmiştir.

Malazgirt Zaferi, Türk milletinin varoluşsal onurunun eşanlı olarak yurt tutma hedefiyle eklemlenmesi, mukadderatının özünü teşkil eden sarsılmaz birlik ve dayanışma duygusunun iman ve kahramanlıkla yoğrulmasıdır.

Bu zafer Bizans’ın kilitlediği bereket vadeden kapıları açmakla kalmayıp kırgın ve kırık gönüllerin de umut ve heyecan mayası olmuştur. Ötüken sancağı Malazgirt’te çok daha kudretli şekilde cihanşümul gayelere kilitlenmiş, maşeri vicdanda tıpkı bir cevher gibi saklı duran kutlu ülküler Kızılelma sevdasıyla coğrafyaları sarmıştır.

Müslüman Türk milleti Anadolu’yu ağırlık ve harekât merkezi yaparak İ’la-yi Kelimetullah aşkının peşine düşmüş, yerküreyi 360 derecelik açıyla aklen, kalben ve fikren kuşatmıştır. Elbette Malazgirt Zaferi’nin sonuçları hala müessir ve müsellemdir. Müstevli ve muhasım çevreler bu zaferden dolayı 9,5 asırdır huzursuz, sancılı ve rahatsızdır.

Türk milletinin varlığından, bir ve kardeşçe yaşamasından, acıda ve anıda, sevinçte ve hüzünde tek nefes olmasından korkuya kapılanların menhus ve menfur oyunları devamlı güncellenmiş, zaman zaman da genişlemiş ve genelleşmiştir. Hiç bitmeyen, hiç kesilmeyen, hiç eksilmeyen nice tertip ve tuzaklara rağmen Malazgirt’in manevi mirası, Büyük Taarruz’un kristalize olmuş soylu duruşu tahrip edilememiştir.

Malazgirt’in emanet olarak nesilden nesile intikal eden tarihsel dokusu, makus talihi değiştiren doğası ve kuşkusuz milli yüreklerde kor gibi yanan zafer ateşiyle “Terörsüz Türkiye”nin kararlı adımları ve kaderimize yön verecek sağlam atılımları el ele, güç birliği halinde yapılmaktadır.

Terörsüz Türkiye, fetihler sürecinin, taarruz bilincinin, hasılı ve son tahlilde Malazgirt Zaferi’nin istikbalin tertemiz yüzüyle birleşmesi, yeni yüzyılın barış, huzur ve kardeşlikle çelikleşmesidir. Önümüzdeki altın fırsat heba edilmemeli, coğrafyayı vatan yapan millet çatısı altındaki kardeşlik hissiyat ve hususiyeti zedelenmemelidir.

Malazgirt’te temerküz eden fetih aklının, insanlarımızın diliyle kökeniyle ilgilenmeyen, bunu dert etmeyen ve ortak değerlerde buluşmayı temel alan selim ve selis iradenin, elleri öpülesi ecdadımızın çığlık kadar hür muhteşem çağrısını ve muzaffer çehresini yere düşürmeyeceğine gönülden inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle Türk tarihinin her bir döneminde, milli bekanın muhafazası için emsalsiz sorumluluklar üstlenmiş, en çetin imtihanları sabır ve vatanperverlikle geçmiş, milli birlik ve kardeşliğin nişanesi olmuş aziz ecdadımızı hürmet ve rahmetle anıyorum.

Malazgirt Zaferi’nin 954’üncü yıl dönümünde Büyük Hakanımız Sultan Alparslan’a, kahraman neferlerimize, Büyük Taarruz’un 103’üncü yıl dönümünde ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, ülkü arkadaşlarına ve muhterem şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum. Taarruz ve zafer günümüz mübarek olsun. Vatanımız sonsuza kadar var olsun.”

Paylaşın

Kapitalizmde Irkın İşlevsel Rolü

Kapitalizmin gelişiminde ırk, emeğin bölünmesi, ekonomik eşitsizliklerin sürdürülmesi ve sistemik güç yapılarının meşrulaştırılmasında bir araç olarak kullanılmıştır.

Kurtuluş Aladağ / Ancak bu rol, kapitalist sistemin kaçınılmaz bir özelliği olmaktan ziyade, tarihsel ve sosyal bağlamlara bağlı olarak şekillenmiştir. Irk temelli eşitsizliklerin azaltılması için yapısal reformlar, bilinçli politikalar ve toplumsal farkındalık gereklidir.

Kapitalizmin gelişiminde ırk, özellikle erken modern dönemde, ekonomik sistemlerin yapılandırılmasında önemli bir rol oynamıştır.

15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar, kapitalizmin erken evrelerinde, Atlantik köle ticareti ve kolonyal sistemler, Avrupa ekonomilerinin büyümesinde temel bir rol oynamıştır. Afrikalıların köleleştirilmesi ve Amerika’daki plantasyon ekonomileri, ırk temelli bir sömürü sistemi üzerinden kapitalist birikimi desteklemiştir.

Bu dönemde ırk, emeğin kontrolü ve sömürüsü için bir ideolojik araç olarak kullanılmıştır; ırkçılık, köleliği ve sömürgeciliği meşrulaştırmak için bir gerekçe olarak üretilmiştir.

Kapitalizm, ırksal hiyerarşileri ekonomik çıkarlar doğrultusunda pekiştirmiştir. Örneğin, yerli halkların topraklarının gasp edilmesi ve ucuz iş gücü olarak kullanılması, ırk temelli ayrımcılıkla desteklenmiştir.

Kapitalizmde Irkın İşlevsel Rolü

Kapitalizm, kar maksimizasyonu için emeği bölmek ve rekabeti artırmak amacıyla ırksal farklılıkları kullanmıştır. Örneğin, 19. ve 20. yüzyılda ABD’de, siyah işçiler ve beyaz işçiler arasında ücret farklılıkları veya iş ayrımı (örneğin, sendikalarda ırk temelli dışlama) kapitalistlerin iş gücü maliyetlerini düşürmesine olanak sağlamıştır.

Irkçılık, kapitalist sistemdeki eşitsizlikleri “doğal” veya “bireysel başarısızlık” olarak gösterme işlevi görür. Irkçılık bu, sistemik eşitsizliklerin sorgulanmasını zorlaştırır ve mevcut güç yapılarını korur.

Günümüzde, ırk temelli eşitsizlikler, eğitim, istihdam, konut ve sağlık gibi alanlarda devam etmektedir. Örneğin, ABD’de siyah Amerikalıların ortalama serveti, beyaz Amerikalılara kıyasla çok daha düşüktür. Bu, kapitalist sistemin tarihsel eşitsizlikleri yeniden üretme eğiliminde olduğunu göstermektedir.

Ayrıca, işe alım süreçlerinde veya terfilerde ırk temelli önyargılar devam etmektedir. Örneğin, aynı niteliklere sahip adaylar arasında ırk temelli ayrımcılık, bazı grupların ekonomik fırsatlara erişimini sınırlamaktadır.

Küresel kapitalizmde, üretim süreçleri genellikle düşük ücretli emek gücü sunan bölgelere kaydırılmıştır. Bu bölgelerdeki işçiler genellikle tarihsel olarak sömürgeleştirilmiş veya ırk temelli ayrımcılığa maruz kalmış topluluklardan gelmektedir.

Bazı düşünürler, ırkçılığın kapitalizmin bir yan ürünü olduğunu ve sınıf mücadelesini bölmek için kullanıldığını savunmuşlardır ve savunmaya devam etmektedirler: Irk, işçileri bölerek dayanışmayı zayıflatır ve kapitalistlerin sömürüyü sürdürmesine olanak tanımaktadır.

Kimberle Crenshaw gibi düşünürler, ırkın kapitalizmde cinsiyet, sınıf ve diğer kimliklerle kesişerek karmaşık eşitsizlikler ürettiğini belirtmiştir. Bu, ırkın yalnızca ekonomik değil, sosyal ve kültürel bir işlevi olduğunu göstermektedir.

Kapitalizmin küresel yayılımı, ırk temelli sömürü yapılarını devam ettirmektedir. Örneğin, küresel Güney’deki kaynakların Avrupa ve Amerika tarafından sömürülmesi, tarihsel ırkçılıkla bağlantılıdır.

Bazı düşünürler ise, kapitalizmin ırktan bağımsız, sadece kar odaklı bir sistem olduğunu savunmuşlardır ve savunmaya devam etmektedirler.

Bu düşünürlere göre, kapitalizm bireylerin yetkinliklerine ve piyasa dinamiklerine dayanır; ırk, yalnızca kültürel veya bireysel önyargılar nedeniyle bir rol oynar, sistemin özünden kaynaklanmaz. Ancak bu görüş, tarihsel ve yapısal eşitsizlikleri göz ardı ettiği için eleştirilir.

Paylaşın

Erdoğan’dan Dikkat Çeken “Suriye” Mesajı

“Malazgirt Zaferi Kutlama Programı”na konuşan Erdoğan, “Suriye’deki tüm kardeş halklar gibi Kürtlerin de güvenliğinin, huzurunun, esenliğinin teminatı Türkiye’de. Yönünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacak” dedi ve ekledi:

“Şunu da biliyoruz ki; kılıç kınından çıkarsa kaleme ve kelama yer kalmaz. Biz tüm bölgemizde kalıcı barışın tesisinden yanayız. Biz sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesinden yanayız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Malazgirt Zaferi’nin 954. Yıl Dönümü Kutlama Programı”na katıldı. Burada konuşan Erdoğan, süreç ile ilgili mesajlar verdi.

“Milletimizin fertleri arasına örülen fitne duvarlarını tamamen yıkmak için başlattığımız terörsüz Türkiye sürecinde hamdolsun kısa sürede önemli mesafe katettik” diyen Erdoğan, “Kandan ve çatışmadan beslenen çevrelerin süreci kundaklama çabalarına rağmen tüm kurumlarımız çalışmalarını asırlık birlikten sonsuz kardeşliğe hedefiyle adeta bir kuyumcu titizliğiyle sürdürüyor” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, şöyle devam etti: “Milletimizle yürütülen çalışmaları dikkatli olduğu kadar, son derece umutlu bir yaklaşımla yakından takip ediyoruz. Kimin sürece samimiyetle sürece destek verdiği, kimin de alakasız gündemlerle süreci zehirleme gayretinde olduğu milletimiz tarafından not ediliyor.”

Erdoğan, şunları söyledi: “Şurası bir gerçek ki; Türkiye, terör meselesini tamamen çözme yönünde yol aldıkça saldırı, sabotaj ve tuzaklar da artacaktır. Bunu kimi zaman yalan ve dezenformasyonla yapacaklar. Kimi zaman toplumun hassasiyetlerini kaşıyarak yapacaklar. Kimi zaman insanlarımız arasında korku yayarak yapacaklar. Kimi zaman yurt içi ve yurt dışındaki ajanlarını kullanarak yapacaklar. Kimi zaman da sureti haktan görünerek yapacaklar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bu sefer başaramayacaklar.”

Suriye ile ilgili mesaj veren Erdoğan, “Suriye’deki tüm kardeş halklar gibi Kürtlerin de güvenliğinin, huzurunun, esenliğinin teminatı Türkiye’de. Yönünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacak. Kardeşlik ve komşuluk hukukunu gözetenler kazanacak. Kıblesini şaşırıp kendilerine yeni yabancı patronlar arayanlar ise eninde sonunda kaybedecektir. Şunu da biliyoruz ki; kılıç kınından çıkarsa kaleme ve kelama yer kalmaz. Biz tüm bölgemizde kalıcı barışın tesisinden yanayız. Biz sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesinden yanayız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Mitokondriyal Hastalık: Fark Edilemeyen Enerji Tüketimi Rahatsızlığı

Mitokondriyal hastalıklar, mitokondrilerin (hücrelerin enerji üretim merkezleri) düzgün çalışmaması sonucu ortaya çıkan bir grup genetik bozukluktur. Mitokondriler, hücrelerin enerji ihtiyacını karşılamak için ATP (adenozin trifosfat) üretir.

Haber Merkezi / Bu süreçteki bozukluklar, özellikle enerjiye yüksek ihtiyaç duyan organlarda (beyin, kaslar, kalp, karaciğer) sorunlara yol açar. Hastalıklar, genetik mutasyonlardan kaynaklanır ve çok çeşitli semptomlarla kendini gösterebilir.

Mitokondriyal Hastalıkların Nedenleri:

Mitokondriyal hastalıklar genellikle genetik mutasyonlardan kaynaklanır ve şu şekilde sınıflandırılabilir:

Mitokondriyal DNA (mtDNA) Mutasyonları: Mitokondriyal DNA sadece anneden geçtiği için bu hastalıklar genellikle anne yoluyla kalıtılır.
Nükleer DNA (nDNA) Mutasyonları: Mitokondri fonksiyonlarını kontrol eden genlerdeki mutasyonlar, hem anneden hem babadan kalıtılabilir.
Çevresel Faktörler: Nadiren, toksinler, ilaçlar veya enfeksiyonlar mitokondri fonksiyonlarını etkileyebilir, ancak bu ikincil bir neden olarak kabul edilir.

Yaygın mitokondriyal hastalık örnekleri: MELAS sendromu, MERRF, Leigh sendromu, LHON (Leber Herediter Optik Nöropati).

Mitokondriyal Hastalıkların Belirtileri:

Mitokondriyal hastalıkların semptomları, etkilenen organlara ve hastalığın şiddetine bağlı olarak çeşitlidir. Yaygın belirtiler şunlardır:

Kas ve Sinir Sistemi: Kas güçsüzlüğü, kramplar, spastisite, nöbetler, inme benzeri ataklar, hareket bozuklukları.
Yorgunluk ve Enerji Eksikliği: Kronik yorgunluk, egzersiz intoleransı.
Nörolojik Sorunlar: Gelişimsel gerilik, öğrenme güçlükleri, demans, migren, işitme kaybı.
Göz Problemleri: Görme kaybı (örneğin, LHON’da), göz kapağı düşüklüğü (ptozis).
Kardiyovasküler Sorunlar: Kalp kası hastalığı (kardiyomiyopati), ritim bozuklukları.
Metabolik Sorunlar: Diyabet, laktik asidoz (kanda laktik asit birikimi).
Diğer: Karaciğer veya böbrek fonksiyon bozuklukları, işitme kaybı, kısa boy.

Semptomlar genellikle çocuklukta başlar, ancak bazı durumlarda yetişkinlikte de ortaya çıkabilir.

Mitokondriyal Hastalıkların Teşhisi:

Mitokondriyal hastalıkların teşhisi karmaşık olabilir çünkü semptomlar diğer hastalıklarla örtüşebilir. Tanı süreci şunları içerebilir:

Klinik Değerlendirme: Aile öyküsü, semptomların detaylı incelenmesi.
Laboratuvar Testleri: Kan ve idrarda laktik asit, kreatin kinaz gibi biyobelirteçler. Genetik testler (mtDNA veya nDNA mutasyonlarını tespit etmek için).
Görüntüleme: MR veya BT ile beyin ve kas anomalileri değerlendirilir.
Kas Biyopsisi: Mitokondriyal fonksiyon bozukluklarını göstermek için yapılır (örneğin, “kırmızı lif” anomalileri).
Elektromiyografi (EMG): Kas ve sinir fonksiyonlarını değerlendirmek için.
Metabolik Testler: Enerji metabolizmasındaki anormallikleri saptamak için.

Mitokondriyal Hastalıkların Tedavisi:

Mitokondriyal hastalıkların kesin bir tedavisi yoktur; tedavi, semptomları yönetmeye ve yaşam kalitesini artırmaya odaklanır. Yaklaşımlar şunlardır:

Semptomatik Tedavi:

Nöbetler için antikonvülzan ilaçlar.
Kas güçsüzlüğü için fizik tedavi ve egzersiz.
Kalp veya diyabet gibi eşlik eden durumlar için spesifik tedaviler.

Besin Takviyeleri:

Koenzim Q10 (CoQ10): Enerji üretimini destekler.
L-karnitin: Yağ asidi metabolizmasını iyileştirebilir.
B vitaminleri ve antioksidanlar (C vitamini, E vitamini): Mitokondriyal stresi azaltabilir.
Takviyeler doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri:

Düşük yoğunluklu, düzenli egzersiz (aşırı yorgunluktan kaçınılarak).
Dengeli beslenme, şeker ve işlenmiş gıdalardan kaçınma.
Stres yönetimi ve yeterli uyku.

Paylaşın

Fibromiyalji Nedir? Üstesinden Gelmenin Doğal Yolları

Fibromiyalji, yaygın kas-iskelet ağrısı, yorgunluk, uyku bozuklukları ve bazen bilişsel sorunlarla (örneğin, “fibro fog” olarak bilinen zihinsel bulanıklık) karakterize kronik bir sağlık durumudur.

Haber Merkezi / Genellikle hassas noktalarda ağrı, sabah sertliği ve duygu durum bozuklukları (anksiyete, depresyon) gibi belirtilerle kendini gösterir. Nedeni tam olarak bilinmese de, genetik, çevresel faktörler, stres ve sinir sistemindeki anormalliklerle ilişkilendirilir.

Tanı, genellikle diğer hastalıklar ekarte edilerek ve belirli kriterlere (örneğin, yaygın ağrı indeksi) dayanılarak konur. Tedavi, semptomları yönetmeye odaklanır ve ilaçlar, fizik tedavi, egzersiz, stres yönetimi ve yaşam tarzı değişikliklerini içerebilir.

Fibromiyalji semptomlarını doğal yollarla yönetmek için aşağıdaki yöntemler yardımcı olabilir. Ancak, herhangi bir yeni yaklaşımı denemeden önce bir sağlık uzmanına danışmak önemlidir:

Egzersiz ve Hareket:

Düşük etkili aktiviteler (yoga, tai chi, yürüyüş, yüzme) kasları güçlendirir, esnekliği artırır ve ağrıyı azaltabilir.

Beslenme ve Diyet:

Anti-inflamatuar besinler (zeytinyağı, yeşil yapraklı sebzeler, somon, ceviz, keten tohumu) tüketilmeli.
İşlenmiş gıdalar, şeker ve kafeini azaltmak semptomları hafifletebilir.
Yeterli su içmek, kas kramplarını önlemek için önemlidir.
Magnezyum, D vitamini ve omega-3 gibi takviyeler bazı kişilerde faydalı olabilir (doktor önerisiyle).

Uyku Hijyeni:

Düzenli bir uyku rutini oluşturmalı (her gün aynı saatte yatılıp kalkılmalı).
Yatmadan önce ekran süresi azaltılmalı, kafein ve alkolden kaçınılmalı.
Rahat bir uyku ortamı (karanlık, sessiz, serin) oluşturulmalı.

Stres Yönetimi:

Meditasyon, derin nefes egzersizleri veya mindfulness teknikleri stresi azaltabilir.
Progresif kas gevşetme teknikleri ağrıyı hafifletmeye yardımcı olabilir.
Hobiler, doğa yürüyüşleri veya sosyal destek grupları duygusal iyilik halini destekler.

Sıcak/Soğuk Terapi:

Sıcak kompresler veya sıcak banyolar kas sertliğini azaltabilir.
Soğuk kompresler, iltihaplı veya hassas bölgelerde rahatlama sağlayabilir.

Alternatif Terapiler:

Akupunktur, masaj terapisi veya kiropraktik bakım bazı kişilerde semptomları hafifletebilir.
Aromaterapi (lavanta yağı gibi) rahatlama sağlayabilir.

Vücut Farkındalığı ve Dinlenme:

Gün içinde kısa molalar vererek aşırı yorgunluktan kaçının.
Vücudunuzun sınırlarını tanıyın ve aktiviteleri buna göre planlayın.

Paylaşın