Suriye’de HTŞ, SDG, Türkiye Ve ABD Arasında Dörtlü Mutabakat

Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Kuzey ve Doğu Suriye’de Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yanı sıra Türkiye ve ABD’nin de yer aldığı bir mutabakat sağlandığını açıkladı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçen hafta Şeybani ile düzenlediği ortak basın toplantısında SDG ile ilgili ifadeleri tansiyonu yükseltmişti.

Suriye’de 8 Aralık 2024’te yönetimi ele geçiren cihatçı örgüt Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el Colani (Ahmed eş Şara), Kuzey ve Doğu Suriye’de SDG’nin yanı sıra Türkiye ve ABD’nin de yer aldığı  bir mutabakat sağlandığını açıkladı. Colani, İdlib’de yaptığı açıklamalarda, “İyimserim, bu dosya birkaç ay içinde çözülecek” dedi.

HTŞ yönetiminin resmi haber ajansı SANA’da yer alan habere göre; Colani, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile on yıldır ilk kez bir mutabakata vardıklarını belirtti. Colani, “Sadece SDG ile değil, Türkiye ve ABD’nin de yer aldığı dört taraflı bir anlaşma zemini oluştu. Bu dört taraf bir konuda uzlaşırsa, o gerçekleşir” dedi.

SDG ile yapılan anlaşmanın, sivil ve askeri kurumların entegrasyonunu içerdiğini aktaran Colani, 10 Mart’ta SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile imzalanan protokolü hatırlattı. SDG’nin “söylemleriyle uygulamalarının çeliştiğini” iddia eden Colani, barışçıl çözüme yönelik uluslararası baskının arttığını belirtti ve “İyimserim, bu dosya birkaç ay içinde çözülecek” dedi.

Konuşmasının devamında Suriye topraklarının bütünlüğünü koruyacaklarını vurgulayan Colani, “Suriye, bir karış toprak bile kaybetmeyecek” diye konuştu.

Süveyda’da yaşanan çatışmalara ve sivillerin infazına dair de konuşan Colani, “Bu çatışma, Bedeviler ile Dürziler arasında yüz elli yıldır süren derin bir sorundur” iddiasını öne sürdü. “Devletin amacı bu anlaşmazlığı bastırmak değil, yönetmektir” ifadelerini kullandı.

Süveyda’daki hak ihlallerini kabul eden Colani, “İhlaller sadece Bedevilerden Dürzilere yönelik değildi. Dürzilerin de Bedevilere karşı birçok ihlali oldu ve tüm bunlar belgelendi. Suriye’deki bazı güvenlik ve ordu mensupları da bazı ihlallerde bulundu. Sorunlarımızı tamamen şeffaf bir şekilde çözmeye çalıştık” diye konuştu.

Süveyda’daki çatışmaların İsrail tarafından kullanıldığını söyleyen Colani, “çözüm” adımlarını ise “Ateşkesin sağlanması, yerinden edilenlerin dönüşü, toplumsal barış, ihlal faillerinden hesap sorulması, SDG ile Türkiye ve ABD dahil dörtlü mutabakat” şeklinde sıraladı.

AFP,  geçen hafta Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Yürütme Konseyi Eş Başkanı İlham Ahmed ile HTŞ yönetiminin Dışişleri Bakanı Hasan Esad Şeybani’nin, ademimerkeziyetçi bir sistem için uygun bir yöntem üzerine görüştüğünü aktarmıştı.

Ajansa konuşan Kürt kaynağa göre, toplantı HTŞ yönetiminin talebi üzerine, geçtiğimiz pazartesi akşamı düzenlenmişti. Habere göre her iki taraf da görüşmelerin uluslararası gözetim altında, komiteler aracılığıyla devam etmesi gerektiğini vurgulamış ve askeri seçeneğe başvurulmayacağı konusunda mutabakata varmıştı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçen hafta Şeybani ile düzenlediği ortak basın toplantısında SDG ile ilgili ifadeleri tansiyonu yükseltmişti.

Fidan, “Örgütün ne 10 Mart’tan sonra ne Türkiye’de yürüyen süreçten sonra Suriye’de güven telkin edici, silahlı hareketteki tehdidi ortadan kaldırdığını ifade eden bir gelişmeyi görmüyoruz. Tam tersine gerek Şam’daki gerek Ankara’daki süreçleri örgütün ömrünü uzatmak ve ortaya çıkacak muhtemel bir krizde faydayı maksimize etmek için bir bekleyiş içerisinde olduğunu görüyoruz. Kusura bakmayın kimse enayi değil, biz enayi değiliz” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Varisli Damarlardan Nasıl Kurtulunur? Doğal Çözümler

Varisli damarlar, dünya çapında milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir rahatsızlıktır. Bu genişlemiş, kıvrımlı damarlar genellikle ayakta durma ve yürümenin neden olduğu baskı nedeniyle bacaklarda ortaya çıkar ve rahatsızlık, şişlik ve ağrı hissine neden olabilir.

Haber Merkezi / Varisli damarlar, genellikle kozmetik bir sorun olarak görülse de, altta yatan dolaşım sorunlarına da işaret edebilirler, bu nedenle birçok kişi tedavi seçenekleri aramaktadır.

Varisli damarların tedavisi için doğal çözümler, semptomları hafifletmek ve dolaşımı iyileştirmek amacıyla kullanılabilir, ancak tamamen kurtulmak için genellikle tıbbi müdahale gerekebilir.

Egzersiz ve dolaşımı artırma:

Yürüyüş ve hafif egzersizler: Günde 30 dakika yürüyüş, bisiklet sürme veya yüzme gibi düşük etkili egzersizler kan dolaşımını iyileştirir ve varis oluşumunu azaltabilir.
Bacakları yukarı kaldırma: Gün içinde bacaklarınızı kalp seviyesinin üzerine kaldırarak 15-20 dakika dinlenmek, kan akışını düzenler ve şişliği azaltır.

Diyet ve beslenme:

Antioksidan zengin gıdalar: Yaban mersini, çilek, ıspanak gibi antioksidan içeren besinler damar sağlığını destekler.
Lifli gıdalar: Kabızlık, varisleri kötüleştirebilir. Tam tahıllar, sebzeler ve meyveler tüketerek sindirimi destekleyin.
Flavonoidler: Nar, üzüm, elma ve turunçgiller gibi flavonoid açısından zengin gıdalar damar duvarlarını güçlendirir.
Bol su içme: Susuz kalmamak, kanın akışkanlığını artırır ve damarlara binen yükü azaltır.

Bitkisel çözümler:

At kestanesi (Aesculus hippocastanum): At kestanesi özü, damar tonusunu artırır ve şişliği azaltır. Krem veya takviye olarak kullanılabilir, ancak doktora danışılmalı.
Gotu kola (Centella asiatica): Dolaşımı iyileştirir ve damar elastikiyetini artırır. Çay veya krem şeklinde kullanılabilir.
Üzüm çekirdeği ekstresi: Antioksidan etkisiyle damar sağlığını destekler.

Kompresyon çorapları:

Kompresyon çorapları, kanın bacaklarda birikmesini önler ve varis semptomlarını hafifletir. Doğru sıkılıkta çorap seçmek için bir uzmana danışın.

Yaşam tarzı değişiklikleri:

Kilo kontrolü: Fazla kilo, damarlara ek baskı yapar. Sağlıklı bir kiloya ulaşmak varisleri hafifletebilir.
Uzun süre oturmaktan veya ayakta durmaktan kaçınma: Uzun süre hareketsiz kalmak varisleri kötüleştirir. Her 30 dakikada bir hareket edin.
Sıkı kıyafetlerden kaçınma: Bacakları sıkan kıyafetler dolaşımı kısıtlayabilir.

Doğal yağlar ve masaj:

Biberiye veya selvi yağı: Bu yağlarla bacaklara hafif masaj yapmak dolaşımı artırabilir. Yağı taşıyıcı bir yağ (zeytinyağı gibi) ile seyreltin.
Soğuk suyla duş: Bacaklara soğuk suyla masaj yapmak kan damarlarını daraltır ve şişliği azaltır.

Paylaşın

Endüstriyel Tarım Nedir? Sorunları

Endüstriyel tarım, yüksek verim ve düşük maliyetle gıda üretimi sağlamak için modern teknoloji, makineleşme, kimyasal gübreler, pestisitler, genetik olarak modifiye edilmiş organizmalar (GDO) ve monokültür (tek ürün) yetiştiriciliği gibi yöntemleri yoğun bir şekilde kullanan bir tarım modelidir.

Haber Merkezi / Büyük ölçekli, mekanize ve genellikle ticari amaçlı olan bu sistem, küresel gıda talebini karşılamak için tasarlanmıştır.

Endüstriyel Tarımın Özellikleri:

Monokültür: Aynı arazide tek bir ürün (ör. mısır, soya, buğday) yetiştirilir, bu da verimliliği artırır ancak biyoçeşitliliği azaltır.
Kimyasal Kullanımı: Verimi artırmak için sentetik gübreler, pestisitler ve herbisitler kullanılır.
Makineleşme: Traktörler, biçerdöverler ve otomatik sulama sistemleri gibi makineler, iş gücünü azaltır ve üretimi hızlandırır.
GDO ve Hibrit Tohumlar: Hastalıklara dirençli veya yüksek verimli tohumlar, üretimi artırır ancak çiftçileri tohum şirketlerine bağımlı hale getirir.
Büyük Ölçekli Hayvancılık: Fabrika çiftliklerinde (ör. tavuk, sığır) hayvanlar yoğun koşullarda yetiştirilir, sıklıkla antibiyotik ve hormon kullanımıyla.
Küresel Tedarik Zinciri: Üretilen ürünler, genellikle uzun mesafeli taşımayla dünya çapında dağıtılır.

Endüstriyel Tarımın Amaçları:

Gıda üretimini maksimize etmek.
Maliyetleri düşürerek karlılığı artırmak.
Küresel nüfusun artan gıda talebini karşılamak.

Endüstriyel Tarımın Avantajları:

Yüksek verim: Daha az alanda daha fazla ürün.
Düşük gıda fiyatları: Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet düşer.
Teknolojik yenilik: Otomasyon ve GDO gibi yenilikler üretimi artırır.

Endüstriyel Tarımın Dezavantajları:

Çevresel: Toprak erozyonu, su kirliliği, biyoçeşitlilik kaybı ve sera gazı emisyonları.
Sosyal: Küçük çiftçilerin geçim kaynaklarının yok olması, işçi hakları ihlalleri.
Sağlık: Kimyasal kalıntılar ve antibiyotik direnci gibi riskler.
Ekonomik: Çiftçilerin tohum ve kimyasal şirketlerine bağımlılığı.

Endüstriyel Tarımın Sorunları:

Endüstriyel tarım, yüksek verim ve düşük maliyet hedefiyle modern teknoloji ve kimyasalları yoğun bir şekilde kullanan bir tarım modelidir. Ancak bu sistem, çevresel, sosyal ve ekonomik sorunlara yol açar.

Çevresel Sorunlar:

Toprak Erozyonu ve Verimlilik Kaybı: Yoğun makine kullanımı, monokültür (tek ürün) tarımı ve kimyasal gübreler, toprağın yapısını bozar ve organik madde kaybına neden olur. FAO’ya göre, dünya genelinde tarım arazilerinin yüzde 33’ü erozyon ve bozulma nedeniyle verimliliğini kaybetmiştir.
Su Kirliliği: Pestisitler, herbisitler ve azotlu gübreler, yeraltı ve yüzey sularını kirletir. Örneğin, nitrat sızıntısı, su kaynaklarında ötrofikasyona ve “ölü bölgeler” oluşumuna yol açar (ör. Meksika Körfezi’nde 15.000 km²’lik ölü bölge).
Biyoçeşitlilik Kaybı: Monokültür tarımı ve kimyasal kullanımı, yerel flora ve faunayı yok eder. WWF, tarım alanlarındaki habitat kaybının küresel biyoçeşitliliğin yüzde 70’ini tehdit ettiğini belirtir. Arılar gibi tozlayıcı türlerin azalması, gıda üretimini riske atar.
İklim Değişikliği: Endüstriyel tarım, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 25-30’undan sorumludur (metan ve azot oksit emisyonları). Ormansızlaşma, tarım arazisi açmak için karbon yutaklarını yok eder.
Su Tüketimi: Yoğun sulama, su kaynaklarını tüketir. Dünya su kaynaklarının yüzde 70’i tarımda kullanılır; örneğin, bir kilo sığır eti üretimi için 15.000 litre su gerekir.

Sosyal Sorunlar:

Küçük Çiftçilerin Marjinalliği: Endüstriyel tarım, büyük şirketlerin ve monokültüre dayalı üretimin hakimiyetini artırır. Küçük ölçekli çiftçiler, yüksek maliyetler ve düşük fiyatlar nedeniyle rekabet edemez. Örneğin, Hindistan’da 1995-2015 arasında 300.000’den fazla çiftçi ekonomik baskılar nedeniyle intihar etti.
Gıda Güvenliği ve Adaletsizlik: Endüstriyel tarım, kalori açısından zengin ancak besin değeri düşük gıdalar üretir. Küresel açlık devam ederken (2023’te 828 milyon insan aç), obezite oranları da artar (2 milyardan fazla insan aşırı kilolu).
İşçi Hakları İhlalleri: Endüstriyel tarımda çalışan mevsimsel işçiler, düşük ücretler, güvencesiz koşullar ve kimyasallara maruziyet gibi sorunlarla karşı karşıyadır. Örneğin, ABD’de tarım işçilerinin %80’i yetersiz sosyal güvenceye sahip.

Ekonomik Sorunlar:

Bağımlılık: Çiftçiler, tohum, gübre ve pestisit için büyük şirketlere (ör. Monsanto, Syngenta) bağımlıdır. GDO’lu tohumlar, çiftçilerin kendi tohumlarını saklamasını engeller ve maliyetleri artırır.
Gıda Fiyat Volatilitesi: Monokültüre dayalı üretim, hastalık veya iklim olaylarına karşı kırılgandır. Örneğin, 2007-2008 gıda krizi, endüstriyel tarımın küresel tedarik zincirindeki zayıflığını gösterdi.
Yüksek Maliyetler: Makine, kimyasal ve enerji yoğun üretim, başlangıçta yüksek yatırım gerektirir ve uzun vadede ekonomik sürdürülebilirliği tehdit eder.

Sağlık Sorunları:

Kimyasal Maruziyet: Pestisit kalıntıları, gıdalar yoluyla insan sağlığını tehdit eder. WHO, pestisitlerin kanser, hormonal bozukluklar ve nörolojik hastalıklarla bağlantılı olduğunu belirtiyor.
Antibiyotik Direnci: Hayvancılıkta aşırı antibiyotik kullanımı, küresel ölçekte antibiyotik direncini artırır. WHO’ya göre, 2050’ye kadar bu sorun yılda 10 milyon ölüme yol açabilir.
Besin Değeri Düşüşü: Endüstriyel yöntemlerle üretilen gıdalar, vitamin ve mineral açısından daha fakirdir. Örneğin, modern buğday çeşitleri, eski çeşitlere göre daha az mikro besin içerir.

Kültürel ve Etik Sorunlar:

Geleneksel Tarımın Kaybı: Endüstriyel tarım, yerel tarım bilgisini ve çeşitliliğini yok eder. Yerli tohumlar ve geleneksel yöntemler, standardize edilmiş sistemler lehine kaybolur.
Hayvan Refahı: Fabrika çiftliklerinde hayvanlar, dar alanlarda ve kötü koşullarda tutulur. Örneğin, tavuk üretiminde hayvanların %90’ı hareket edemeyecek kadar sıkışık kafeslerde yaşar.

Paylaşın

Anket: Kürtlerin Yüzde 97,9’u Anadilde Eğitim İstiyor

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin, anketine katılan katılımcıların yüzde 97,9’u, “Okulların bütün kademelerinde Kürtçenin eğitim dili olmasını ister misiniz?” sorusuna “Evet” yanıtını verdi.

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi, 17-21 Temmuz 2025 tarihleri arasında Türkiye’de “Türkçe dışında konuşulan anadillerinin kullanım düzeyi ile anadillerine ilişkin talep ve eğilimleri” ölçmek amacıyla 23 kentte 2 bin 378 kişiyle online anket yaptı.

Araştırma grubunun yüzde 88,2’sinin Kürtçenin Kurmanci, yüzde 10,4’ünün Zazaki/Kirmancki lehçesini konuştuğu geri kalanının ise diğer dilleri konuştuğu belirtilen ankette, katılımcıların yüzde 23,5’i anadilini “çok iyi”, yüzde 43,2’sinin “iyi” konuştuğu, yüzde 16,2’sının ise “kötü” konuştuğu bilgisi yer aldı.

Ankette, anadil kullanımı verilerinde, anadilini çok iyi ve iyi konuşanların orta yaş, kötü konuşanların ise genç yaş grubunda olduğu, eğitim düzeyi arttıkça anadilini iyi konuşanların oranında düşüş yaşandığı kaydedildi.

Araştırma grubunun anne ve babalarının kendi aralarında ağırlıklı olarak konuştuğu dilin anadilleri olduğunu, katılımcılarında anne ve babaları ile konuştuğu dilin ağırlıklı olarak anadilleri olduğunun tespit edildiği çalışmada, katılımcıların yüzde 27,8’inin eşleri ile iletişimlerinin sadece Türkçe olduğu bilgisi paylaşıldı.

Ankette, bu durum, “Yaş büyüdükçe, eğitim seviyesi düştükçe eşleri ile anadillerini konuşanların oranında sistematik artışlar görülmüştür” ifadeleriyle değerlendirildi.

Ankette anadilin hane içindeki kullanım düzey ve sıklığını anlamak için sorulan sorulara gelen yanıtlara göre; araştırma grubunun yüzde 33,6’sının çocuğu bulunmadığı, yüzde 40,1’inin ise çocuğunun kendileri ile Türkçe konuştuğu bilgisi yer aldı.

Kendileri ile ağırlıklı olarak Kürtçe konuştuğunu söyleyenlerin toplam oranının ise yüzde 24,7 olduğu belirtildi. Çocuğunun kendileri ile Zazaki/Kirmancki lehçesi ile konuştuğunu söyleyenlerin oranının ise sadece yüzde 1,3 oldu.

“Çocuğunuzun anadilini bilme düzeyi nedir?” sorusuna katılımcıların yüzde 33,6’sı “Çocuğum yok”, yüzde 7,3’ü “Çok iyi”, yüzde 13,5’i “İyi” yanıtını verdi. Bu sonuç ankette, “Bu veriler araştırma grubunun anne ve babaları ile anadillerinde konuşma oranındaki yüksekliğe rağmen, çocukları ile iletişimlerini anadillerinde gerçekleştirme oranında dramatik bir düşüşe işaret etmektedir” ifadeleriyle yorumlandı.

“Çocuğunuzun okulda Kurmanci-Zazaki derslerini seçmeli olarak seçebilme hakkına sahip olduğunu biliyor muydunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 33,6’sı “Çocuğum yok”, yüzde 45,5’i “Evet”, yüzde 21’i “Hayır” cevabını verdi.

“Gün içerisinde anadilinizi konuşma sıklığınız nasıldır?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 57,1’i “Sık sık konuşurum”, yüzde 25,7’si “Ara sıra konuşurum”, yüzde 12,3’ü “Az konuşurum”, yüzde 4,9’u “Hiç konuşmam” yanıtını verdi.

“Anadilinde müzik dinleme sıklığı” sorulan katılımcıların 77,9’u “Sık sık sık dinlerim” yanıtını verdi. Anadilde kitap okuma seviyeleri sorulan katılımcıların yüzde 15,4’ü “Çok iyi”, yüzde 22’si “İyi” dedi.

Okullarda anadil talebi yüzde 97,9

Araştırma grubuna anadilinin korunması, gelişimi ve anadillerine ilişkin talepleri de soruldu. “Türkiye’de okulların bütün kademelerinde Kürtçenin eğitim dili olmasını ister misiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 97,9’u “Evet”, yanıtını verdi.

“Anadilinizin korunması ve geliştirilmesi için birinci öncelikli öneriniz nedir?” sorusuna yüzde katılımcıların 51,9’u “Anadilde eğitim imkanının sağlanması”, yüzde 16,6’sı “Anadile resmî/statü/yasal olarak tanınması”, yüzde 9,1’i “Aile ve sosyal çevrede kullanılması sağlanması” yanıtlarını verdi. İkinci ve üçüncü önerilerde de ilk sırayı “Anadilde eğitim imkanının sağlanması” önerisi aldı.

Paylaşın

Farabi’nin “Erdemli Şehir”i

Farabi (Al-Farabi, 870-950) “Erdemli Şehir” adlı eserinde, ideal devlet düzenini, siyaset felsefesini ve insan mutluluğunun toplumsal bağlamda nasıl sağlanabileceğini ele alır.

Haber Merkezi / Farabi, eserinde, İslam felsefesi ile Antik Yunan felsefesini (özellikle Platon ve Aristoteles) harmanlayarak özgün bir sistem kurmuştur.

Farabi, bu eserinde, ideal bir toplumun nasıl kurulacağını, bu toplumun liderini, vatandaşlarını ve ahlaki-felsefi ilkelerini tartışır. Farabi’ye göre, erdemli şehir, bireylerin hem maddi hem manevi ihtiyaçlarını karşılayarak en yüksek ahlaki ve entelektüel düzeyi hedefler.

Farabi, devleti bir organizmaya benzetir ve toplumun sağlıklı işleyişini, tıpkı bir bedenin organlarının uyumu gibi görür. Erdemli şehir, bu uyumun en yüksek seviyesini temsil eder. Devlet anlayışının temel unsurları şunlardır:

Erdemli Şehir (Medinetü’l-Fazile): Erdemli şehir, tüm bireylerin ortak bir amaç (mutluluk ve erdem) için iş birliği yaptığı, ahlaki ve entelektüel mükemmeliyete ulaşmayı hedefleyen bir toplumdur.

Toplum hiyerarşiktir ve farklı sınıflar (yöneticiler, bilginler, askerler, zanaatkârlar vb.) belirli rollere sahiptir. Bu, Platon’un Devlet eserindeki sınıflı yapıya benzer, ancak Farabi bunu İslam ahlakı ve teolojisiyle uyumlu hale getirir.

Erdemli şehirde lider, filozof-peygamberdir. Bu kişi, hem aklî hem de vahiy yoluyla bilgiye ulaşabilen, erdemli ve bilge bir yöneticidir. Farabi, liderin şu özelliklere sahip olmasını şart koşar:

Akıl ve bilgelik (hikmet).
Adalet ve ahlaki erdem.
Toplumu birleştirme ve yönlendirme yeteneği.
Vahiy ile aklın sentezini yapabilme (İslam bağlamında peygamberlik özellikleri).

Erdemli Şehrin İlkeleri:

Mutluluk (Saadet): Farabi’ye göre, devletin amacı bireylerin hem bu dünyada hem de ahirette mutluluğa ulaşmasını sağlamaktır. Bu, akıl ve erdem yoluyla gerçekleşir.
Adalet: Toplumda her birey, yeteneklerine uygun bir rol üstlenir ve bu roller arasında adil bir denge kurulur.
Eğitim ve Ahlak: Erdemli şehir, vatandaşlarını eğiterek akıl ve ahlak yönünden geliştirmeyi hedefler. Farabi, eğitimi entelektüel ve manevi gelişim için vazgeçilmez görür.

Erdemsiz Şehirler:

Farabi, erdemli şehre karşıt olarak erdemsiz şehir türlerini de tanımlar:

Cahil Şehir: İnsanların yalnızca maddi haz ve çıkar peşinde koştuğu toplumlar (ör. hedonist veya materyalist toplumlar).
Sapkın Şehir: Erdemli şehir ilkelerini yanlış anlayan veya çarpıtan topluluklar.
Değişken Şehir: Doğru yoldan sapmış, ahlaki değerlerini yitirmiş toplumlar.
Zalim Şehir: Adaletsizliğin ve baskının hâkim olduğu şehirler.

Platon ve Aristoteles Etkisi:

Farabi, Platon’un Devlet ve Yasalar eserlerinden ilham alarak ideal devletin yapısını kurar. Aristoteles’in etik ve siyaset felsefesini ise mutluluk ve erdem kavramlarıyla birleştirir.

İslam Felsefesi: Farabi, İslam’ın ahlaki ve teolojik ilkelerini felsefi çerçeveye entegre eder. Vahiy ve akıl arasında uyum kurarak, ideal liderin peygamber-felsefeci olduğunu savunur.
Metafizik: Farabi’nin devlet anlayışı, onun metafizik sistemine dayanır. Evrenin hiyerarşik düzeni (Tanrı’dan başlayarak aşağıya inen varlık zinciri), erdemli şehrin hiyerarşik yapısına yansır.

Eser, metafizik ve kozmolojik bir girişle başlar; Tanrı, evren ve insan aklının doğasını tartışır. Ardından, erdemli şehir, liderlik, vatandaşların rolleri ve erdemsiz şehirler ele alınır.

Farabi, felsefi bir dil kullanır, ancak İslam dünyasının dini ve kültürel bağlamına hitap eder. Eser, sistematik ve analitik bir yaklaşımla yazılmıştır.

Eserin Önemi ve Etkisi:

İslam Felsefesine Katkısı: Farabi, İslam dünyasında siyaset felsefesinin kurucularından biri olarak kabul edilir. İbn Sina, İbn Rüşd ve sonraki düşünürler üzerinde derin etkisi olmuştur.
Batı Felsefesine Etkisi: Farabi’nin eserleri, Orta Çağ’da Latin dünyasına çevrilmiş ve skolastik düşünceyi etkilemiştir.
Güncel Relevans: Farabi’nin adalet, liderlik ve toplumsal uyum üzerine fikirleri, modern siyaset felsefesi ve etik tartışmaları için hâlâ ilham vericidir.

Sonuç olara; Farabi’nin Medinetü’l-Fazile eseri, ideal devletin ahlaki, felsefi ve dini temellerini birleştiren bir başyapıttır. İnsan mutluluğunu merkeze alan bu vizyon, hem bireysel hem toplumsal erdemin önemini vurgular.

Farabi, akıl ve vahiy arasında kurduğu dengeyle, İslam felsefesini Antik Yunan düşüncesiyle harmanlayarak evrensel bir siyaset teorisi sunar. Eser, siyaset felsefesi ve etik alanında hâlâ derinlemesine incelenmeye değer bir kaynaktır.

Paylaşın

“Yulaf Ezmesi” Gerçekten Kilo Vermeye Yardımcı Oluyor Mu?

Yulaf ezmesi, yüksek lif içeriği, tokluk sağlama özelliği ve düşük kalori yoğunluğu sayesinde kilo verme sürecine yardımcı olabilir. Ancak, bu etkiler diyetin geneli, porsiyon kontrolü ve yaşam tarzı faktörleriyle sınırlıdır.

Haber Merkezi / Yulaf ezmesi, kalori açığı oluşturan dengeli bir diyetin parçası olduğunda etkili bir araçtır, ancak tek başına mucizevi bir çözüm değildir. Bilimsel çalışmalar, düzenli yulaf tüketiminin kilo kontrolüne katkıda bulunabileceğini, ancak egzersiz ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarıyla desteklenmesi gerektiğini gösteriyor.

Yulaf ezmesinin besin profili:

Yüksek lif içeriği: Yulaf ezmesi, özellikle çözünür lif olan beta-glukan açısından zengindir. Beta-glukan, sindirimi yavaşlatarak tokluk hissini artırır ve kan şekerini dengeler.

2014’te American Journal of Clinical Nutrition’da yayınlanan bir çalışma, beta-glukanın iştah kontrolünü desteklediğini ve uzun süreli tokluk sağladığını göstermiştir.

Düşük kalori yoğunluğu: Yulaf ezmesi, hacmine göre nispeten düşük kalorilidir (1 su bardağı pişmiş yulaf ezmesi yaklaşık 150-200 kcal).

Kompleks karbonhidratlar: Yulaf, yavaş salınımlı karbonhidratlar içerir; bu, enerjiyi uzun süre sabit tutar ve ani açlık krizlerini önler.

Protein ve mikro besinler: Yulaf, az miktarda protein (yaklaşık 5-6 g/100 g) ve magnezyum, demir gibi mikro besinler içerir, bu da genel metabolik sağlığı destekler.

Yulaf ezmesinin kilo verme üzerindeki etkileri:

Tokluk hissi: Yüksek lif içeriği, midede jel benzeri bir yapı oluşturarak tokluk süresini uzatır. 2016’da Journal of Nutrition’da yayınlanan bir meta-analiz, lifli gıdaların (yulaf gibi) kilo verme diyetlerinde iştahı azalttığını doğrulamıştır.

Kalori kontrolü: Yulaf ezmesi, düşük kalorili bir kahvaltı seçeneği olarak, günlük kalori alımını kontrol etmeyi kolaylaştırabilir. Örneğin, şekersiz ve az yağlı süt/yoğurt ile hazırlandığında, kalori yoğunluğu düşük kalır.

Kan şekeri dengesi: Yulafın düşük glisemik indeksi (GI), kan şekeri dalgalanmalarını önler. Bu, insülin direnci olan kişilerde kilo kontrolüne yardımcı olabilir.

Bağırsak sağlığı: Beta-glukan, bağırsak mikrobiyotasını destekler. Sağlıklı bir bağırsak, metabolizmayı optimize ederek dolaylı olarak kilo vermeyi kolaylaştırabilir.

Dikkat edilmesi gerekenler:

Porsiyon kontrolü: Yulaf ezmesi düşük kalorili olsa da, aşırı tüketim veya yüksek kalorili eklemeler (şeker, bal, kuru meyve, fındık ezmesi) kalori alımını artırabilir.

Hazırlama şekli: Şekerli hazır yulaf ezmeleri veya fazla yağlı/şekerli tarifler, kilo verme hedeflerini baltalayabilir. Sade yulaf ezmesi, az yağlı süt, su veya şekersiz bitkisel sütle hazırlanmalı; taze meyve veya az miktarda fındık gibi sağlıklı eklemeler tercih edilmelidir.

Diyetin bütünü: Yulaf ezmesi, tek başına kilo verdirmez. Kalori açığı (harcadığınızdan daha az kalori almak), dengeli beslenme ve fiziksel aktivite olmadan etkili olmaz.

Bireysel farklılıklar: Bazı kişilerde lifli gıdalar şişkinlik veya sindirim rahatsızlığına neden olabilir. Bu durumda porsiyon boyutları ayarlanmalıdır.

Pratik öneriler:

Sağlıklı tarifler: Yulaf ezmesini su veya az yağlı sütle pişirin; tat için tarçın, taze çilek veya muz gibi düşük kalorili seçenekler ekleyin. Örneğin: 40 g yulaf + 200 ml su + 100 g çilek = ~200 kcal.

Kahvaltıda tüketim: Sabah yulaf ezmesi yemek, gün boyu iştahı kontrol etmeye yardımcı olabilir.

Çeşitlendirme: Yulafı smoothie’lere eklemek veya gece yulafı (overnight oats) gibi tariflerle kullanmak, diyeti monoton olmaktan çıkarır.

Paylaşın

İnsanlığın Beşiği: Sibiloi Milli Parkı

Kenya’nın kuzeyinde, Turkana Gölü’nün kuzeydoğu kıyısında yer alan ve ve “İnsanlığın Beşiği” olarak anılan Sibiloi Milli Parkı (Sibiloi National Park), UNESCO Dünya Mirası Alanı’dır.

Haber Merkezi / 1973 yılında kurulan ve 1.570 km²’lik bir alanı kaplayan park, özellikle Koobi Fora bölgesindeki arkeolojik ve paleontolojik buluntularıyla ünlüdür; bu buluntular, insan evrimine dair en önemli bilgiler sağlamıştır. Park, fosil yatakları, vahşi yaşamı ve eşsiz manzaralarıyla dikkat çeker.

Park, yarı çöl ekosistemi, volkanik oluşumlar ve açık ovalarla karakterizedir. Turkana Gölü, dünyanın en büyük kalıcı çöl gölü olarak bilinir ve “Yeşim Denizi” adıyla anılır.

Koobi Fora’da bulunan Homo habilis, Homo erectus ve Australopithecus gibi erken hominid fosilleri, insan evrimine dair kritik bilgiler sunar. Ayrıca dev kaplumbağa ve antik timsah fosilleri gibi kalıntılar da bulunur. Koobi Fora Müzesi’nde, bu fosillerin replikaları sergilenir.

Park, çöl koşullarına uyum sağlamış türleri barındırır:

Memeliler: Grevy zebrası, Beisa antilobu, gerenuk, aslan, leopar, çita, sırtlan ve çakal.
Kuşlar: 350’den fazla kuş türü, flamingolar, pelikanlar, Mısır kazları ve yırtıcı kuşlar gibi. Central Island, flamingoların yoğun olduğu bir bölgedir.
Sürüngenler: Turkana Gölü, dünyanın en büyük Nil timsahı popülasyonuna ev sahipliği yapmaktadır.

Bitki Örtüsü: Seyrek ve çöl koşullarına dayanıklıdır; akasya ağaçları, doum palmiyeleri ve kurakçıl otlar bulunur.

Diğer Cazibe Merkezleri:

Taşlaşmış Orman: Prehistorik döneme ait ağaç fosillerinin bulunduğu alan.
Jarigole Sütunları: Demir Çağı öncesi mezar alanı ve arkeolojik buluntuların bulunduğu yer.
Karsa Su Çukuru: Yaban hayvanlarının su içmek için toplandığı nadir bir su kaynağı.

Paylaşın

Bakırhan’dan “Alevi” Çıkışı: Ayrımcı Politikalardan Vazgeçmeli

Ayrımcı politikaların son bulması için Alevi inanışına sahip olanlarla omuz omuza mücadele edeceklerini belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Türkiye başta Aleviler olmak üzere ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir” dedi.

Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde düzenlenen 62. Ulusal, 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri bugün başladı. Etkinlikler, 17 ve 18 Ağustos tarihlerinde de devam edecek.

Etkinliğe, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Nuri Aslan, Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Güngör Geçer, Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu, eski CHP Genel Başkanı Hikmet Çetin ile sanatçı Zülfü Livaneli katıldı.

Etkinlikte konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, şunları söyledi: “CHP’nin sayın genel başkanı, siyasi partilerin çok değerli temsilcileri, Alevi Bektaşi derneklerinin yöneticileri, sevgili canlar hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. Bugün burada Hünkar’ın huzurundayız. İnsanlığı aydınlatan o kutsal çınarın altındayız. “İnsan insana köprü olmalıdır” diyen ses için toplandık.

Bu ses 700 yıldır bu topraklarda yankılanıyor. Bu çağrı bir dönemin değil tüm insanlığın ortak sesidir. Hünkar’ın yolu bizim yolumuz, nefesi bizim nefesimizdir. Bir Alevi deyişidir: ‘Her ne arar isen kendinde ara’. Biz hakikati bu topraklarda, Hünkar’ın topraklarında arıyoruz. İyi ki varsınız, iyi ki bir aradayız. Emin olun ki bir arada, birlikte olabilirsek demokratik ve aydınlık bir Türkiye’ye ulaşacağımız günler çok uzak değil.

Sevgili canlar, kıymetli yarenler; Kerbela’dan bugüne demokrasi mücadelesinin her döneminde, barışın kurulmasında, kardeşliğin büyümesinde, adaletin egemen kılınmasında Aleviler lokomotif güç oldular. Aleviler direndiler, mücadele ettiler; inançlarını koruyarak demokrasiye büyük güç verdiler. Canlar; kimliği inkar edilen bir kardeşiniz olarak, inancın inkar edilmesinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum.

Yakın tarihe kadar insanlar kimliğini, inancını gizleyerek yaşadı ama o korku zincirini hep birlikte mücadele ederek kırdık. Birlikte haykırdık ve bugünlere geldik. Bütün halkların ve inançların eşit olacağı bir Türkiye için aynı acıya ortak olduk, aynı yola revan olduk. Türkiye’nin yeni yüzyılında artık bu toprakların özgür ve eşit yurttaşları olmak istiyoruz. Bunu hep birlikte başaracağımıza inanıyorum.

Bugün Alevi canların üzerinde büyük oyunlar oynanıyor, asimilasyon tuzakları kuruluyor. Bu sistem sizin iradenizi yok saymaya çalışıyor. Kendi inanç önderlerinizin yerine devletin belirlediği sınırları sizlere dayatıyor. Alevilere rağmen yürütülen bu faaliyetlere artık son verilmelidir. Hak teslimi, hak sahiplerinin özne olduğu bir süreçle olur. Sizin sözünüz, sizin iradeniz esas olmalıdır. Atamalarda dışlanıyorsunuz, kamuda görev alamıyorsunuz. Kamunun kapıları sizlere kapanıyor, sözlü sınavlarda eleniyorsunuz.

Zulüm ve ayrımcılık sizler için hala devam ediyor. Biz bu zulmün devam etmeyeceğini, etmemesi gerektiğini burada Hünkar’ın huzurundan haykırıyoruz. Bu sorunların çözümü artık ertelenemez. Türkiye başta Alevilere yönelik olmak üzere ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir. Ayrımcı politikaların son bulması için de Alevi canlarla birlikte yaşamın her alanında omuz omuza mücadele edeceğiz.

“Alevilere yeni Kerbelalar yaşatılmasına asla izin vermeyeceğiz”

Bugün Aleviler Ortadoğu’nun birçok yerinde katliama uğruyor. Suriye’de Alevi kardeşlerimiz bir kıyıma maruz kaldı. Dönemin yezitleri, selefi çeteleri, IŞİD kalıntıları, El Kaide uzantıları tarafından gün yok ki Aleviler katledilmesin. Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta, Tartus’ta Alevi köyleri yakıldı ve Aleviler katledildi. Alevi kadınlar kaçırıldı, çocuklar öksüz bırakıldı. Onlar bizim kardeşlerimizdir.

Bu kıyıma sessiz kalmayacağımızı, Suriye’de yaşayan Kürtlerin de bu kıyımın karşısında sessiz kalmayacağını bir kez daha huzurlarınızda seslendirmek istiyorum. Alevilere yeni Kerbelalar yaşatılmasına asla izin vermeyeceğiz. Yezitlere karşı dün olduğu gibi bugün de var gücümüzle mücadele edeceğiz.

Barış gerçek bir yüzleşme olmadan kurulamaz. Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Sivas’a, Çorum’dan Gazi’ye kadar bu katliamların hesabı sorulmalı ve failler yargılanmalıdır. Acılar tanınmalı, hakikatle yüzleşilmelidir. Bakın, Hünkar’ın kucağında aslan ile ceylan bir arada birlikte duruyor. Bu resim bir mucizeyi anlatmaz; bir terbiyeyi, bir hakikati anlatır. Aslan, gücün ve kudretin sembolüdür. Ceylan ise kırılganlığın ve zarafetin sembolüdür. Doğanın kanununda asla bir araya gelmeyecek iki zıt kutup Hünkar’ın kucağında duruyor.

Hünkar’ın kucağında ikisi de sükunet bulur. Bu; güç ile haklılığın, kudret ile rızalığın, devlet ile toplumun, kimlik ile yurttaşlığın barış içinde buluşabileceğinin işaretidir. Sadece bir tasvir değil, Hünkar’ın bize sunduğu büyük bir barış manifestosudur. Aslanın pençesini unuttuğu, ceylanın korkusunu yendiği o kucak aslında bizlere devletin, toplumun, dünyanın nasıl olması gerektiğini açıklar. Bu sembolün olduğu yerde bugün barışı konuşuyoruz, mücadele ediyoruz.

Meclis’te bir komisyon kuruldu. Meclis’te kurulan o komisyonda her bir üye Hünkar’a bakarak sözünü kurmalı. Hünkar’a bakan barışı görür. Hünkar’a bakan adalete uygun konuşur. Vicdanlı ve kapsayıcı olur, inkarcı olmaz. Hünkar’ın gönüllere rehber olduğu bir süreç hepimizin teminatıdır. Hünkar’ın huzurunda buradan açıkça bir kez daha sesleniyorum: Kürt’e masa, Kürt’e demokrasi ama Alevi’yi görmezden gelen bir süreci asla kabul etmeyiz.

Bir masa kurulmuşsa onun diğer ayağı da Aleviler ve emekçilerdir. O masada bir hak elde edilecekse Kürt’ün elde ettiği kadar Aleviler de emekçiler de hak kazanacaktır. Sadece Kürtler için bir süreci kabul etmeyeceğimizi 40 yıldır yürüttüğümüz demokratik mücadeleden çok iyi bilirsiniz. Diyarbakır da özgür olacak, Nevşehir de özgür olacak, Hacıbektaş da özgür olacak. Mardin de Sivas da eşit olacak.

“Aleviler geleceğin teminatıdır, onların iradesini yok saymak yarınları yok saymaktır”

Değerli Alevi canlar; siz yıllardır dile getiriyorsunuz, biz bir kez daha huzurlarınızda yineleyelim. Yineleyelim ki duymayan kulaklar duysun. Aleviler eşit yurttaş olmalı, cemevleri yasal statü kazanmalı, zorunlu din dersleri kaldırılmalı, inanç özgürlüğü yasal güvenceye alınmalı, ayrımcılığa son verilmeli.

Biz DEM Parti olarak diyoruz ki Aleviler ortak geleceğimizin teminatıdır. Onların iradesini yok saymak, bugünü ve yarınlarımızı yok saymaktır. Hiçbir milletin, hiçbir insanın, hiçbir inancın ayıplanmadığı bir Türkiye için gece gündüz hep birlikte çalışacağız. Bu kararlılık ve inançla Hünkar’ın huzurunda son sözlerimi söylemek istiyorum. Bu topraklarda barışı mutlaka kuracağız, kardeşliği büyüteceğiz, adaleti mutlaka ama mutlaka bir gün egemen kılacağız.

Cezaevlerinde seçilmişlerin, siyasi tutsakların olmadığı demokratik bir hukuk düzenini kuracağımıza olan inançla mücadele edeceğiz. Gönülden gönüle köprüler kurarak yolumuza devam edeceğiz. ‘Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır, sen seni bilmezsen Hak senden cüdadır’. Bu sözü rehber edinip 72 millete aynı nazardan bakılan bir ülkeyi kuracağız. Hünkar’ın huzurunda sevgiyle hürmetlerimi sunuyorum. Hizmetleriniz kabul, dualarınız makbul olsun. Barış ve kardeşlik daim olsun. Aşk ile.”

Paylaşın

Travma Bağı Nedir, Nasıl Anlaşılır?

Bu moda terimi duymuş olabilirsiniz; genellikle olumsuz bir deneyim (Dayanılmaz bir patronla çalışmak veya aptal biri tarafından aldatılmak gibi…) nedeniyle biriyle bağ kurmak için kullanılır.

Haber Merkezi / Ancak bu tam olarak doğru tanım değildir; travma bağı, istismarcı ilişkileri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Daha spesifik olarak tanımlanırsa, travma bağı ilişkisi, hem iyi hem de kötü deneyimlerin kaynağı olan bir kişiye olan yoğun ve duygusal bir bağdır.

Travma bağının özellikleri: Travma bağı, şu dinamiklerden beslenir:

Duygusal iniş-çıkışlar: İstismarcı, bazen sevgi dolu ve destekleyici, bazen de eleştirel, manipülatif veya agresif davranır. Bu, mağdurda kafa karışıklığı yaratır ve istismarcıya bağlanmayı güçlendirir.
Bağımlılık hissi: Mağdur, istismarcının onayına veya sevgisine ihtiyaç duyduğunu hisseder.
Umutsuzluk ve çaresizlik: Mağdur, ilişkiden çıkmanın imkânsız olduğunu düşünebilir.
Kendini suçlama: Mağdur, istismarı hak ettiğini veya durumu düzeltebileceğini düşünerek kendini suçlayabilir.
İzolasyon: İstismarcı, mağduru sosyal çevresinden uzaklaştırarak bağımlılığı artırabilir.

Travma bağı nasıl anlaşılır?

Travma bağını tanımak için şu işaretlere dikkat edilebilir:

Duygusal karmaşa: İlişkide sürekli bir duygusal rollercoaster yaşıyorsanız; bir an sevildiğinizi, bir an değersiz hissettiğinizi fark edebilirsiniz.
İstismarı rasyonelleştirme: İstismarcının kötü davranışlarını haklı çıkarmaya çalışıyor veya “O aslında iyi biri” diye düşünüyorsanız.
Ayrılma zorluğu: İlişkinin size zarar verdiğini bilseniz de ayrılmak için güçlü bir isteksizlik hissediyorsanız.
Kendinize odaklanma kaybı: Kendi ihtiyaçlarınızı, değerlerinizi veya sınırlarınızı ihmal ediyor, sadece istismarcıyı memnun etmeye odaklanıyorsanız.
Fiziksel veya duygusal tepkiler: Anksiyete, depresyon, düşük özsaygı veya sürekli tetikte olma hali gibi belirtiler yaşıyorsanız.

Ne yapılabilir?

Farkındalık: Travma bağını tanımak, iyileşmenin ilk adımıdır. İlişkideki döngüleri ve kendi duygularınızı gözlemleyin.
Destek arayın: Güvenilir bir arkadaş, aile üyesi veya terapist ile konuşmak, dışarıdan bir perspektif kazanmanıza yardımcı olabilir.
Sınırlar koyun: İlişkide sağlıklı sınırlar belirlemeye çalışın veya mümkünse teması kesin.
Profesyonel yardım: Bir psikolog veya danışman, travma bağını anlamanız ve ondan kurtulmanız için size rehberlik edebilir.
Kendinize odaklanın: Özsaygınızı güçlendirmek için hobiler, meditasyon veya kişisel hedefler gibi kendinize yatırım yapabileceğiniz alanlara yönelin.

Sonuç olarak: Travma bağı, karmaşık ve genellikle fark edilmesi zor bir durumdur. Ancak, bu bağı anlamak ve üzerine çalışmak, sağlıklı ilişkiler kurma yolunda önemli bir adımdır.

Paylaşın

MHP’den “Anayasa” Mesajı: Altı Madde Kırmızı Çizgimiz

Anayasa’nın ilk 4, 42. ve 66. maddelerine ilişkin değişiklik tartışmalarına kapalı olduklarını belirten MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği süreç kapsamında başlattığı “Asırlık Birlik, Sonsuz Kardeşlik” temalı teşkilat buluşmalarına İstanbul’da devam etti.

Programa İstanbul’un yanı sıra Çanakkale, Düzce, Edirne, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Zonguldak teşkilatları da katıldı. Toplantıda partinin anayasa yaklaşımı ve terörle mücadeleye ilişkin mesajlar öne çıktı.

Karar’ın aktardığına göre; MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, konuşmasında Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 42. ve 66. maddelerine vurgu yaptı. Bu maddelerin parti açısından değiştirilemez olduğunu belirten Yıldız, şu ifadeleri kullandı:

“Bizden hiç kimse, Anayasa’nın ilk 4 maddesini, 42. maddesini, 66. maddesinde izah edilen millet tarifini, vatandaşlık tarifini değiştireceğimizi düşünmesin. Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir. Bu maddeler emin olun hiçbir zeminde tartışma konusu olmaz.”

Yıldız ayrıca, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 20 Ekim 2024’te yaptığı “Terörsüz Türkiye” çağrısını hatırlattı. Konuşmasında şu değerlendirmeyi yaptı:

“Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in 20 Ekim 2024 tarihinde yaptığı tarihî çağrıdan bugüne kadar geçen sürede, terörsüz Türkiye yolunda çok önemli bir viraj geride bırakılmıştır. Askerimize, polisimize, korucumuza, öğretmenimize, terörden büyük bedel ödeyen masum insanlarımıza karşı sorumluluğumuzun gereği ne ise şimdi o yapılmaktadır.”

Paylaşın