Gelişmiş RISC Hesaplama (ARC) Nedir? Temel Özellikleri

Gelişmiş RISC Hesaplama (ARC), RISC tabanlı bilgisayar sistemlerini çalıştırmak için, öncelikle karmaşıklığı azaltmaya ve sistem performansını artırmaya odaklanan bir spesifikasyondur.

Haber Merkezi / 1990’ların başında Digital Equipment Corporation, MIPS Computer Systems ve Silicon Graphics gibi şirketlerden oluşan bir konsorsiyum tarafından geliştirilmiştir. ARC standardı, RISC tabanlı bilgisayarlar için tek tip bir sistem mimarisi oluşturmayı ve farklı platformlarda daha fazla uyumluluk ve kullanım kolaylığı sağlamayı amaçlamıştır.

Gelişmiş RISC Bilişim (ARC), Azaltılmış Komut Kümeli Bilgisayar (RISC) sistemlerinin tasarım ve işletimini standartlaştırmayı amaçlayan bir teknoloji girişimidir. ARC’nin temel amacı, çeşitli sektörlerde RISC tabanlı iş istasyonları ve sunucuların geliştirilmesini ve dağıtımını kolaylaştırmaktır.

ARC’nin benimsenmesiyle, üreticiler ve yazılım geliştiriciler daha fazla birlikte çalışabilirliğe sahip ürünler geliştirebilir ve bu da onları son kullanıcılar için daha uygun maliyetli ve verimli hale getirebilir. Ayrıca, ARC, donanım ve yazılımın tek ve tek tip bir sistem mimarisi altında birleştirilmesini teşvik ederek uyumluluk sorunlarını azaltır ve teknik ortamı basitleştirir.

Gelişmiş RISC Hesaplamanın temel uygulamalarından biri, azaltılmış komut setinin daha hızlı işlem ve gelişmiş sistem verimliliği sağladığı yüksek performanslı bilgi işlem sistemleridir. RISC mimarisinin basitliği sayesinde, ARC tabanlı bir sistem birden fazla komutu daha hızlı bir şekilde yürütebilir; bu da özellikle veri analizi, simülasyonlar ve çeşitli gerçek zamanlı uygulamalar gibi yoğun işlem gerektiren görevler için faydalıdır.

ARC’nin bir diğer önemli avantajı da ölçeklenebilirliğidir. Bu sayede işletmeler ve araştırma tesisleri, yeni donanım bileşenlerini sorunsuz bir şekilde entegre edebilir ve RISC sistemlerinin yeteneklerini artan ihtiyaçlara göre genişletebilirler. Genel olarak, Gelişmiş RISC Hesaplama, donanım ve yazılım uyumluluğu, akıcı işlem ve kolay ölçeklenebilirlik gibi önemli unsurları ele alarak birleşik, verimli ve güçlü bir bilgi işlem ekosistemini destekler.

“Gelişmiş RISC Hesaplama” hakkında sıkça sorulan sorular:

RISC’in açılımı nedir?

RISC, işlemleri gerçekleştirmek için daha küçük bir basit ve genel komut kümesi kullanan bir bilgisayar mimarisi türü olan Azaltılmış Komut Kümeli Bilgisayar anlamına gelir. Bu tasarım yaklaşımı, daha hızlı işlem yapılmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlar.

Gelişmiş RISC Hesaplamayı kim geliştirdi?

Gelişmiş RISC Bilişim, MIPS Bilgisayar Sistemleri, Microsoft, Digital Equipment Corporation ve Silicon Graphics gibi şirketleri içeren Gelişmiş Bilişim Ortamı (ACE) konsorsiyumu tarafından geliştirilmiştir. Amaç, RISC tabanlı bilgisayar sistemleri için standartlaştırılmış, açık bir sistem mimarisi oluşturmaktı.

Gelişmiş RISC Hesaplamanın temel özellikleri nelerdir?

Gelişmiş RISC Hesaplamanın bazı temel özellikleri arasında modüler sistem mimarisi, küçük uçlu bayt düzeni desteği, ölçeklenebilir performans, kendini tanımlayan donanım bileşenleri, genişletilebilir aygıt yazılımı arayüzü ve birleşik işletim sistemi ikili arayüzü yer alır.

Hangi işletim sistemleri Gelişmiş RISC Hesaplamayı destekler?

Gelişmiş RISC Hesaplamayı destekleyen işletim sistemleri arasında Microsoft Windows NT, Digital Equipment Corporation’ın OSF/1 ve Silicon Graphics’in IRIX’i bulunmaktadır. Ancak, x86 mimarisinin yaygın olarak benimsenmesi, son yıllarda ARC tabanlı sistemlerin daha az yaygın olmasına neden olmuştur.

Paylaşın

Gelişmiş Programdan Programa İletişim (APPC) Nedir?

Gelişmiş Programdan Programa İletişim (APPC), bir ağ içindeki farklı bilgisayar programları veya uygulamaları arasında iletişimi sağlayan ve genellikle dağıtılmış bilgi işlem ortamlarında kullanılan bir protokoldür.

Haber Merkezi / IBM tarafından geliştirilen APPC, Sistem Ağ Mimarisi (SNA) çerçevesinin temel bir bileşenidir. Uygulamalar arasında verimli veri alışverişi, hata yönetimi ve oturum yönetimi sağlayarak genel sistem performansını ve birlikte çalışabilirliği artırır.

Gelişmiş Programdan Programa İletişim (APPC), çeşitli yazılım uygulamaları arasında iş birliğini ve veri alışverişini geliştirerek, bir bilgi işlem ortamında verimli ve kesintisiz bir bilgi akışı sağlayan temel bir çözümdür. Kuruluşlar teknolojik olarak büyümeye devam ettikçe, operasyonları kolaylaştırmak ve yüksek düzeyde üretkenliği korumak için çeşitli uygulamaların entegrasyonu hayati önem taşımaktadır.

APPC, altta yatan donanım veya işletim sisteminden bağımsız olarak farklı sistemler arasındaki boşluğu kapatarak bu süreci kolaylaştırır. Temel amacı, uygulamaların gerçek zamanlı veri alışverişinde bulunabileceği, süreçleri optimize edebileceği ve doğru ve zamanında iletişim sağlayabileceği bir ortam yaratmaktır.

APPC’nin dikkat çekici uygulamalarından biri, kaynakların ve verilerin birden fazla platforma dağıldığı dağıtık sistemleri destekleme kapasitesinde yatmaktadır. APPC’nin bu ortamlarda uygulanması, uygulamaların aracı adımlara veya manuel müdahaleye ihtiyaç duymadan diğer uygulamalarla iletişim kurmasına, istekte bulunmasına ve değerli bilgiler paylaşmasına olanak tanır.

Bu, iş yükünü ve olası hataları azaltmakla kalmaz, aynı zamanda daha senkronize ve hızlı yanıt veren bir bilgi işlem ortamı da sağlar. Özünde, Gelişmiş Programdan Programa İletişim, çeşitli yazılım uygulamaları arasında etkili iletişimin omurgasını oluşturarak işletmelerin daha yüksek düzeyde operasyonel verimlilik elde etmelerini ve daha bilinçli kararlar almalarını sağlar.

“Gelişmiş Programdan Programa İletişim” hakkında sıkça sorulan sorular:

Hangi sistemler APPC’yi destekler?

APPC, esas olarak z/OS, z/VM ve AS/400 sistemleri gibi IBM ana bilgisayar ortamlarıyla ilişkilendirilir. Ancak, bazı IBM dışı platformlar ve işletim sistemleri de uyumlu ara yazılımların uygulanması yoluyla APPC iletişimini destekler.

APPC güvenilir ve verimli iletişimi nasıl sağlar?

APPC, veri alışverişi yapmadan önce iki program arasında sanal bir oturum oluşturan bağlantı odaklı bir iletişim modeli kullanır. Bu, her iki programın da iletişimden haberdar olmasını sağlar ve veri bütünlüğünün sağlanmasına yardımcı olur. Ayrıca APPC, iletişim sürecini optimize etmek için hata tespiti, hata kurtarma, akış kontrolü ve veri segmentasyonu işlemlerini gerçekleştirebilir.

APPC kullanan uygulamalara bazı örnekler nelerdir?

APPC’nin kullanıldığı uygulamalara örnek olarak bankacılık ve finans sistemleri, havayolu rezervasyon sistemleri ve birden fazla sistem arasında güvenilir ve verimli iletişimin önemli olduğu üretim süreci kontrolleri verilebilir.

APPC diğer iletişim protokolleriyle karşılaştırıldığında nasıldır?

APPC, özellikle programdan programa iletişim için tasarlanmıştır ve güvenilir ve verimli veri alışverişini sağlamak için sağlam bir özellik seti sunar. Buna karşılık, diğer iletişim protokolleri daha genel amaçlı olabilir veya web’de gezinme için HTTP veya dosya aktarımları için FTP gibi belirli işlevler için tasarlanmış olabilir.

Paylaşın

Gelişmiş Güç Yönetimi (APM) Nedir? Temel Özellikleri

Gelişmiş Güç Yönetimi (APM), özellikle dizüstü bilgisayarlarda güç kullanımını yöneterek bilgisayar sistemlerinin enerji tasarrufu yapmasını sağlayan bir teknolojidir.

Haber Merkezi / APM, işletim sisteminin ve BIOS’un kaynak kullanımını ve güç tüketimini ayarlayarak veya kullanılmadığında cihazları düşük güç durumlarına getirerek donanım bileşenlerinin güç tüketimini kontrol etmesini sağlar. Bu güç yönetim sistemi pil ömrünü optimize eder, enerji tüketimini azaltır ve çevresel etkiyi azaltır.

Gelişmiş Güç Yönetimi (APM), özellikle bilgisayarlar ve dizüstü bilgisayarlar olmak üzere elektronik cihazlarda enerji tüketimini optimize etme gibi hayati bir amaca hizmet eder. Verimliliği sağlamanın ve pil ömrünü uzatmanın yanı sıra, sistemlerin güç taleplerini bileşen bileşen yönetmeye de yardımcı olur.

Bu güç yönetimi teknolojisi, yüksek performans ve düşük enerji tüketimi arasında bir denge kurmak üzere tasarlanmıştır ve bu da onu modern teknolojinin sürdürülebilirliğine ve çevre dostu olmasına önemli bir katkıda bulunur. APM, dizüstü bilgisayarlar veya akıllı telefonlar gibi pille çalışan cihazlarda özellikle kullanışlıdır; çünkü gelişmiş bir kullanıcı deneyimi için verimli enerji kullanımı büyük önem taşır.

Gelişmiş Güç Yönetimi, amacına ulaşmak için güç tüketimini kontrol etmek ve azaltmak amacıyla çeşitli teknikler kullanır. Bu teknikler arasında, sabit sürücüyü askıya alma, ekranı karartma veya CPU’yu düşük güç durumlarına getirme gibi, kullanılmadıkları zamanlarda temel olmayan bileşenlerin gücünü kapatma veya azaltma yeteneği yer alabilir.

Bu, cihazın pil ömrünü artırmanın yanı sıra genel dayanıklılığına da katkıda bulunarak bileşenlerin daha yavaş bir hızda bozulmasını sağlar. APM’nin güç durumları arasında sorunsuz geçiş yapabilme özelliği, sistem performansından veya operasyonel istikrardan ödün vermeden arka planda sessizce çalıştığı için kullanıcılar için önemli bir değerdir.

Gelişmiş Güç Yönetimi hakkında sıkça sorulan sorular:

Gelişmiş Güç Yönetimi neden önemlidir?

Gelişmiş Güç Yönetimi, enerji tasarrufu, elektrik maliyetlerini düşürme ve bilgisayar bileşenlerinin ömrünü uzatmak için olmazsa olmazdır. APM, güç tasarrufu özelliklerini etkinleştirerek kullanıcıların daha sürdürülebilir ve çevre dostu bir bilgisayar deneyimi için güç tüketimini en aza indirirken yüksek sistem performansını korumalarına yardımcı olur.

Bilgisayarımda Gelişmiş Güç Yönetimi’ni nasıl etkinleştirebilirim?

Bilgisayarınızda APM’yi etkinleştirmek için, başlatma sırasında BIOS ayarlarına erişmeniz gerekir. Bu işlem BIOS üreticisine bağlı olarak değişiklik gösterebilir, ancak genellikle F1, F2, F10 veya Del gibi belirli bir tuşa basmayı gerektirir. BIOS ayarlarına girdikten sonra, Güç Yönetimi veya benzeri bir bölümü arayın ve istediğiniz gibi APM seçeneklerini etkinleştirin. Değişikliklerin etkili olması için değişiklikleri kaydedip BIOS’tan çıkmayı unutmayın.

Gelişmiş Güç Yönetimi tüm işletim sistemleriyle uyumlu mudur?

Gelişmiş Güç Yönetimi, öncelikle BIOS düzeyinde bir teknolojidir ve uyumluluğu genellikle bilgisayarın donanımı ve BIOS’unun sağladığı desteğe bağlıdır. Windows, macOS ve Linux gibi çoğu modern işletim sistemi, APM ile birlikte veya bağımsız çalışan yerleşik güç yönetimi özelliklerine sahiptir. Bu işletim sistemi düzeyindeki güç yönetimi özellikleri genellikle sistemin güç ayarlarında veya kontrol panelinde bulunabilir.

Gelişmiş Güç Yönetimi (APM) ile Gelişmiş Yapılandırma ve Güç Arayüzü (ACPI) arasındaki fark nedir?

Gelişmiş Güç Yönetimi (APM) ve Gelişmiş Yapılandırma ve Güç Arayüzü (ACPI), her ikisi de güç yönetimi teknolojileridir, ancak uygulama ve kontrol açısından farklılık gösterirler. APM, BIOS tabanlıdır ve temel güç tasarrufu özellikleri sunarken, ACPI hem BIOS hem de işletim sistemi düzeylerinde çalışan daha gelişmiş ve esnek bir sistemdir. ACPI, daha ayrıntılı güç yönetimi sağlar ve ayrı cihazları ve bileşenleri yöneterek daha fazla kontrol ve daha geniş bir güç tasarrufu özellikleri yelpazesi sunar.

Paylaşın

Seçim Anketi: CHP Yüzde 32, AK Parti Yüzde 31

MAK Araştırma’nın seçim anketine göre; CHP, AK Parti’nin 1 puan önünde. Ankete katılan katılımcıların, yüzde 32’si CHP’ye, yüzde 31’i ise AK Parti’ye oy vereceklerini belirtti.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

MAK Araştırma, sadece VIP abonelere gönderdiği anket sonucunu sosyal medya hesabından paylaştı. Ankete göre, yarın yapılacak bir erken seçimde CHP yüzde 32 ile birinci parti. AK Parti ise yüzde 31 ile ikinci parti.

MAK Araştırma’nın ağustos ayı VIP anket sonuçları şöyle:

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): Yüzde 32
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti): Yüzde 31
İYİ Parti: Yüzde 8
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti): Yüzde 7,5
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Yüzde 7

Kararsızlar: Yüzde 5
Yeniden Refah Partisi (YRP): Yüzde 3,5
Zafer Partisi: Yüzde 2
Diğerleri: Yüzde 2
Saadet Partisi: Yüzde 1
Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi: Yüzde 1

Paylaşın

Yoksulluk Sınırı Asgari Ücretin Dört Katı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı yanı açlık sınırı 27 bin 111 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 88 bin 310 liraya çıktı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) “Ağustos 2025 Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması” raporunu açıkladı.

Rapora göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 27 bin 111 lira olurken, diğer temel harcamalarla birlikte haneye girmesi gereken toplam gelir miktarı 88 bin 310 liraya ulaştı.

Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti ise aynı dönemde 34 bin 981 liraya yükseldi. Net asgari ücretin 22 bin 104 lira olduğu dikkate alındığında, tek bir bireyin yaşamını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu tutarla mevcut gelir arasındaki fark 12 bin 877 liraya çıkmış durumda. Bu tablo, enflasyonun ücret artışlarını geride bıraktığını ve gelir erozyonunun sürdüğünü gösteriyor.

TÜRK-İŞ raporunda, “Bu farkı gidermeden yalnızca enflasyon oranında ücret artışı yapılması, yoksulluğun kalıcı hâle gelmesi anlamına gelir” denilerek, gelir düzeyinin insan onuruna yaraşır biçimde yeniden belirlenmesi gerektiğine dikkat çekildi.

Ankara’daki dört kişilik bir ailenin gıda harcamalarındaki yıllık artış oranı yüzde 40,68 olarak ölçüldü. Yılın ilk sekiz ayında gıda fiyatlarındaki kümülatif artış yüzde 28,59’a ulaşırken, 12 aylık ortalama artış yüzde 41,46 oldu. En çok fiyat artışı görülen kalemler arasında çay, ıhlamur, salça ve pirinç öne çıktı. Ayçiçek yağı, tereyağı ve margarin fiyatlarında artış gözlemlenirken, zeytinyağında kısmi düşüş kaydedildi.

Raporda, dana eti fiyatlarında Et ve Süt Kurumu’nun düşük fiyatlı tedarik uygulamasına rağmen kayda değer bir düşüş yaşanmadığı belirtildi. Tavuk etinde yüzde 8’lik, yumurtada ve kuru baklagillerde ise sınırlı artışlar görüldü. Sebze fiyatları yükselirken meyvelerde kısmi düşüş yaşandı. Ortalama meyve-sebze fiyatı 82,59 TL olarak hesaplandı.

Ekmek fiyatındaki artış da dar gelirli vatandaşın mutfağını doğrudan etkiledi. Ankara’da 200 gram ekmek 12,5 TL’den 15 TL’ye yükselirken, bu yüzde 20’lik zam, temel beslenme giderlerinin daha da ağırlaşmasına yol açtı. Tahıl ürünleri grubunda ise en yüksek fiyat artışı pirinçte görüldü.

Paylaşın

Tekelci Kapitalizm

Tekelci Kapitalizm (Monopoly Capitalism), kapitalizmin, serbest rekabetin azaldığı ve piyasaların büyük şirketler ya da tekeller tarafından domine edildiği bir aşamasını ifade etmektedir.

Kurtuluş Aladağ / Bu kavram, özellikle Marksist iktisatçılar tarafından, kapitalizmin gelişim sürecinde rekabetçi piyasalardan tekelci yapılara geçişi tanımlamak için kullanılmaktadır.

Tekelci kapitalizm, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında, sanayi devriminin etkisiyle büyük şirketlerin (tröstler, karteller, holdingler) piyasalarda hakimiyet kurmaya başladığı dönemde belirginleşmiştir.

Bu sistemde; Büyük şirketler, birleşmeler, satın almalar veya anlaşmalar yoluyla rakiplerini ortadan kaldırarak piyasayı kontrol etmektedir. Bu, rekabetin azalmasına ve fiyatların tekeller tarafından belirlenmesine yol açmaktadır.

Karl Marx, sermayenin, az sayıda büyük aktörün elinde toplanığı bu süreci “sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi” olarak tanımlamıştır.

Vladimir Lenin, bankaların ve finans kuruluşlarının, sanayi sermayesiyle birleşerek ekonomik gücü daha da yoğunlaştırdığı bu durumu Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması (1916) adlı eserinde detaylıca ele almış ve tekelci kapitalizmi emperyalizmle ilişkilendirmiştir.

Tekelci kapitalizm, genellikle devletin desteğiyle güçlenirken Lenin, bu durumu “devlet – tekelci kapitalizm” olarak adlandırmış ve özellikle emperyalist savaşların bu süreci hızlandırdığını belirtmiştir.

Tekelci kapitalizmde, mali sermaye spekülatif hareketleriyle krizlere neden olabilir. Lenin, bu durumu, mali sermayenin egemenliğinin, kapitalizmin çelişkilerini derinleştirdiği şeklinde ifade etmiştir.

Cecilia Rikap gibi çağdaş düşünürler, günümüzde tekelci kapitalizmin “entelektüel tekelci kapitalizm” biçimine evrildiğini savunmaktadır. Büyük teknoloji şirketleri (ör. GAFAM), bilgi ve teknoloji üzerindeki tekelleriyle hem rant elde etmekte hem de inovasyonu kontrol etmektedir.

Tekelci kapitalizm, Sanayi Devrimi’nin ardından, özellikle ABD ve Avrupa’da demiryolu, petrol ve çelik sektörlerinde tröstlerin oluşumuyla güçlenmiştir. Örneğin, ABD’de Rockefeller’in Standard Oil şirketi, piyasayı domine eden bir tekel örneğiydi.

II. Emperyal Paylaşım Savaşı (II. Dünya Savaşı) sonrası dönemde, Keynesyen politikalarla devlet müdahalesi artsa da, 1980’lerden itibaren neoliberal politikalar tekelci yapıların yeniden güçlenmesine yol açmıştır.

Günümüz: Dijital çağda, Amazon, Google, Meta gibi teknoloji devleri, entelektüel mülkiyet ve veri kontrolüyle tekelci kapitalizmin yeni biçimlerini oluşturmaktadırlar. Yanis Varufakis, bu durumu “teknofeodalizm” olarak adlandırarak, kapitalizmin geleneksel pazarlardan dijital platformlara kaydığını iddia etmektedir.

Paul Sweezy ve Paul A. Baran gibi Marksist iktisatçılar, tekelci kapitalizmin ekonomik durgunluğa ve artı-değer krizine yol açtığını savunmuştur. Sweezy’nin “Kapitalist Gelişme Teorisi” adlı eseri, bu konuda temel bir kaynaktır.

Tekelci kapitalizmde, cinsiyet eşitliği gibi sosyal meseleler şirketlerin çıkarları doğrultusunda kullanılabilir. Örneğin, büyük şirketlerin “kadın dostu” politikaları, emek sömürüsünü gizlemek için bir araç olarak görülebilir.

Türkiye’de tekelci kapitalizm, Koç ve Sabancı gibi holdinglerin bankacılık ve sanayi sektörlerinde etkili olmasıyla örneklenir. Hikmet Kıvılcımlı gibi düşünürler, Türkiye’deki finans-kapitalin tekelci yapısını sıkça ele almıştır.

Sonuç olarak; Tekelci kapitalizm, kapitalist sistemin rekabetten uzaklaşarak birkaç büyük aktörün kontrolüne geçtiği bir aşamadır.

Bu sistem, ekonomik güç yoğunlaşması, devlet – sermaye işbirliği ve inovasyonun metalaşması gibi özellikleriyle tanımlanmaktadır. Günümüzde, dijital platformlar ve entelektüel tekeller, bu sistemin yeni yüzünü oluşturmaktadır.

Paylaşın

Tutuklu Sayısında Yeni Rekor: 57 Bin 503

2023 yılı sonunda 38 bin 537 olan tutuklu sayısı, 2024 yılının sonunda kayıtlara 55 bin 240 olarak geçti. 1 Ağustos 2025 tarihi itibarıyla tutuklu sayısı, 57 bin 503’e ulaşarak yeni bir rekor kırdı.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından paylaşılan veriler, son iki yılda tutuklu sayısındaki endişe verici artışı net bir şekilde belgeliyor. Verilere göre, 2023 yılı sonunda 38 bin 537 olan tutuklu sayısı, muhalefete yönelik baskıların yoğunlaştığı bir dönem olarak nitelendirilen 2024 yılının sonunda kayıtlara 55 bin 240 olarak geçti. Bu, bir yıl içinde tutuklu sayısında 16 bin 703 kişilik bir artış yaşandığını gösteriyor.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; tutuklu sayısındaki bu tırmanışta, 19 Mart 2025 sabahı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik başlatılan operasyonların önemli bir rol oynadığı belirtiliyor. İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan süreç, ilerleyen haftalarda İBB bürokratları ve diğer CHP’li belediye başkanlarına yönelik yeni operasyonlarla genişledi. Bu soruşturmalar kapsamında çok sayıda bürokrat ve belediye başkanı tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Aralarında üst düzey yöneticilerin de bulunduğu onlarca kişi hakkındaki iddianamelerin henüz hazırlanmamış olması, tutuklamanın bir cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığına yönelik eleştirileri güçlendirdi. Bu operasyonların yarattığı bilanço, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün istatistiklerine doğrudan yansıdı ve tutuklu sayısının rekor seviyeye ulaşmasında etkili oldu.

Paylaşın

DEM Parti’den “Süreç” Açıklaması: Demokratik Toplum, Barış Ve Entegrasyon

DEM Parti İmralı Heyeti’nden Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada,  “Sayın Öcalan, demokratik toplum, barış ve entegrasyonun, bu sürecin üç kilit kavramı olduğunu, bu temelde sonuca ulaşabileceğini belirtti” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nde yer alan Van Milletvekili Pervin Buldan, Urfa Milletvekili Mithat Sancar ve Asrın Hukuk Bürosu avukatı Faik Özgür Erol’dan oluşan heyet, dün PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüştü.

DEM Parti İmralı Heyeti, görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“28 Ağustos 2025 tarihinde İmralı’da Sayın Öcalan’la üç saatlik bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Öcalan son derece sağlıklı ve moralliydi. Görüşmede, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin geçirdiği aşamalara ve gelinen noktaya dair kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Yaşadığımız sorunun özel bir cerrahi müdahaleyi gerektirecek derecede kangren olduğunu, süreci bu hassasiyetle yürüterek bugüne getirdiklerini ifade etti. ‘Amacımız, acılı bir sürecin sona erdirilmesi için elimizden geleni yapmaktı’ dedi.

Demokratik toplum, barış ve entegrasyonun, bu sürecin üç kilit kavramı olduğunu, bu temelde sonuca ulaşabileceğini belirtti. Bunun için bütün boyutlarda adımların ivedilikle atıldığı yeni bir aşamanın gereğine vurgu yaptı. Sayın Öcalan, tercihinin her zaman demokratik cumhuriyet ile demokratik toplum temelli bir entegrasyon olduğunu; bu stratejik hamlenin anlaşılması ve sahiplenilmesinin hepimize, tüm Türkiye’ye kazandıracağını belirtti. Bu tercihin, siyaset ve basın çevrelerinin bir kısmında basitleştirme ya da yok sayma gibi yaklaşımlarla ele alınmasının bu sürece zarar verdiği açıktır. Halklar arasındaki ebedi dostluğa ve barışa olan büyük inancını da bu vesileyle bir kez daha dile getirdi.”

Paylaşın

Fenerbahçe’de “Jose Mourinho” Devri Bitti

Fenerbahçe, sözleşmesi 30 Haziran 2026’da sona erecek olan Portekizli teknik direktör Jose Mourinho ile yollarını ayırdı. Mourinho, Fenerbahçe’ye Haziran 2024’te katılmıştı.

Fenerbahçe’den konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Profesyonel Futbol A Takımımızın 2024-2025 sezonundan itibaren teknik direktörlük görevini yürüten Jose Mourinho ile yollarımız ayrılmıştır. Kendisine bugüne kadar takımımız için verdiği emekler için teşekkür eder, gelecek kariyerinde başarılar dileriz” ifadelerine yer verildi.

Jose Mourinho kimdir?

Jose Mourinho, 26 Ocak 1963 yılında Portekiz’in Setubal kentinde dünyaya geldi.

İngiliz medyası tarafından “The Special One” olarak adlandırılan Jose Mourinho, gelmiş geçmiş en donanımlı teknik direktörlerden biridir ve yaygın olarak tüm zamanların en iyi teknik direktörleri arasında kabul edilmektedir.

Portekiz liglerindeki sıradan bir orta saha oyuncusu olarak Mourinho, 24 yaşında futbol kariyerini sonlandırdı ve önce Sporting ve Porto’da Sir Bobby Robson’ın tercümanlığını yaptı, ardından da hem Robson hem de halefi Louis van Gaal yönetimindeki Barcelona’da yardımcı antrenör olarak çalıştı.

Benfica ve União de Leiria’daki kısa süreli görevlerinin ardından 2002 yılında Porto’ya teknik direktör olarak dönen Mourinho, iki kez Primeira Liga, bir Taça de Portugal, UEFA Kupası ve Porto’nun 1987’den bu yana ilk Avrupa Kupası şampiyonluğu olan UEFA Şampiyonlar Ligi’ni kazandı.

Bu başarıların ardından Premier League ekibi Chelsea’nin teknik direktörü oldu. Kulüpte geçirdiği üç sezonda iki Premier League şampiyonluğu, bir FA Cup ve iki Lig Kupası kazandı. 2007 yılında kulübün sahibi Roman Abramoviç ile yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle görevinden ayrıldı.

2008 yılında İtalyan kulübü Inter Milan’a geçen Mourinho, burada Serie A’yı iki kez kazandı ve 2010 yılında bir İtalyan kulübü için ilk olan Serie A, Coppa Italia ve UEFA Şampiyonlar Ligi’nden oluşan Avrupa üçlüsünü elde etti. Bu onu iki kulüple Avrupa Kupası’nı kazanan beş teknik direktörden biri yaptı ve aynı yıl ona ilk FIFA Dünyada Yılın Teknik Direktörü ödülünü kazandırdı.

Mourinho daha sonra İspanya’da Real Madrid’e geçti ve 2011-12 sezonunda rekor bir puanla La Liga’yı kazanarak dört ülkede lig şampiyonluğu kazanan beşinci teknik direktör oldu. Ayrıca bir Copa del Rey ve bir Supercopa de España kazandı.

Mourinho, 2013 yılında Real Madrid’den ayrılarak Chelsea’ye geri döndü ve burada bir lig şampiyonluğu ve Lig Kupası daha kazandı ancak kötü sonuçların ardından 2015 yılında görevine son verildi. İngiltere’de kalarak sırasıyla Manchester United ve Tottenham Hotspur’un başına geçti, ancak her iki kulüpte de görev süresi nispeten kısa sürdü ve hırçın bir şekilde sona erdi.

Buna rağmen Mourinho, Manchester United’daki ilk sezonunda UEFA Avrupa Ligi, Lig Kupası ve FA Community Shield’i kazandı ve Tottenham’ı Lig Kupası’nda finale taşıdı, ancak finalin oynanmasına bir haftadan az bir süre kala kovuldu.

Kısa süre sonra Roma tarafından işe alındı ve ilk kez düzenlenen UEFA Avrupa Konferans Ligi’ni kazandı. Bu onu dört kulüple büyük bir Avrupa yarışmasını kazanan ilk teknik direktör ve üç ana UEFA kulüp yarışmasını kazanan üçüncü teknik direktör yaptı.

Portekiz Futbol Federasyonu (FPF) tarafından 2015 yılında Yüzyılın Portekizli Teknik Direktörü seçildi ve transferlere 1 milyar Euro’dan fazla harcayan ilk teknik direktör oldu.

Taktik bilgisi, karizmatik ve tartışmalı kişiliği ve çekici futboldan ziyade sonuçlara öncelik vermesiyle tanınması nedeniyle hem hayranları hem de eleştirmenler tarafından Arjantinli teknik direktör Helenio Herrera ile karşılaştırıldı.

Porto (6 Kupa)

UEFA Şampiyonlar Ligi (1): 2004
UEFA Avrupa Ligi (1): 2003
Primeira Liga (2): 2003, 2004
Taça de Portugal (1): 2003
Supertaça (1): 2003

Chelsea (8 Kupa)

Premier League (3): 2005, 2006, 2015
FA Cup (1): 2007
EFL Cup (3): 2005, 2007, 2015
FA Community Shield (1): 2005
UEFA Süper Kupası İkinciliği (1): 2013

Inter (5 Kupa)

UEFA Şampiyonlar Ligi (1): 2010
Serie A (2): 2009, 2010
Coppa Italia (1): 2010
Supercoppa (1): 2008

Real Madrid (3 Kupa)

La Liga (1): 2012
Copa del Rey (1): 2011
Supercopa (1): 2012
Copa del Rey İkinciliği (1): 2013

Manchester United (3 Kupa)

FA Community Shield (1): 2016
EFL Cup (1): 2017
UEFA Avrupa Ligi (1): 2017
FA Cup İkinciliği (1): 2017-18
UEFA Super Kupası İkiciliği (1): 2017

Roma (1 Kupa)

UEFA Avrupa Konferans Ligi (1): 2022
UEFA Avrupa Ligi İkinciliği (1): 2022-23

Paylaşın

İnce Memed: Ezilenlerin Sesi

Yaşar Kemal’in 1955 yılında yayınlanan ve dört ciltlik bir seri olan “İnce Memed” romanı, Türkiye edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 

Haber Merkezi / Roman, Anadolu’nun feodal düzenini, eşkıyalık geleneğini ve toplumsal adaletsizlikleri konu edinmektedir.

İnce Memed, hem bireysel bir kahramanın mücadelesini hem de Çukurova’nın sosyo – ekonomik yapısını derinlemesine ele almaktadır.

Roman, Çukurova’da yaşayan Memed’in, ağa zulmüne karşı başkaldırısını, çocuk yaşta ağa Abdi Ağa’nın baskısına maruz kalan Memed, sevdiği kız Hatçe’yi kurtarmak ve adaleti sağlamak için eşkıya oluşunu anlatmaktadır.

Romanın ana temaları, adalet arayışı, feodal düzenin eleştirisi, bireyin toplum karşısındaki mücadelesi, doğa – insan ilişkisi ve eşkıyalık geleneğinin romantikleştirilmesidir.

Yaşar Kemal, feodal sistemin köylüler üzerindeki yıkıcı etkisini ve bu düzene karşı isyanı güçlü bir şekilde işlemektedir. Memed, bir halk kahramanı olarak hem bireysel hem de toplumsal bir semboldür.

Romanın Başlıca Karakterleri:

İnce Memed: Cesur, idealist ve adalet peşinde koşan bir karakterdir. Onun eşkıyalığı, kişisel intikamdan çok toplumsal bir başkaldırıya dönüşmüştür.

Abdi Ağa: Feodal düzenin temsilcisi, zalim ve çıkarcı bir ağa. Memed’in baş düşmanıdır.

Hatçe: Memed’in sevgilisi, onun mücadelesinde önemli bir motivasyon kaynağıdır.

Seyfali, Süleyman, Durmuş Ali gibi yan karakterler: Çukurova’nın köylülerini ve eşkıya dünyasını temsil emekte, hikayeye zenginlik katmaktadırlar.

Yaşar Kemal’in dili, destansı ve şiirseldir. Anadolu’nun folklorik unsurları, türküler, destanlar ve mitolojik öğeler anlatıma derinlik katmaktadır.

Çukurova’nın doğası, romanın adeta bir kahramanı gibidir. Toros Dağları, kuşlar, ağaçlar ve nehirler, hikâyeyi zenginleştiren canlı betimlemelerle sunulmaktadır.

Roman, hem realist hem de epik bir üslupla yazılmıştır. Yerel ağız ve deyimler, anlatıma otantik bir hava katmaktadır.

İnce Memed, 1930’lar ve 1940’ların Çukurova’sında geçmektedir. Bu dönemde feodal düzen, ağaların köylüler üzerindeki baskısı ve toprak kavgaları yoğundur.

Roman, sadece bir eşkıya hikayesi değil, aynı zamanda bir sınıf mücadelesi anlatısıdır. Memed’in isyanı, ezilenlerin sesi olarak yankılanmaktadır.

Yaşar Kemal, Anadolu insanının çaresizliğini ve direnişini gözler önüne sererken, evrensel bir adalet arayışını da vurgulamaktadır.

İnce Memed, Türkiye edebiyatında epik roman geleneğinin en güçlü örneklerinden biridir. Roman, dünya çapında birçok dile çevrilmiş ve Yaşar Kemal’e uluslararası ün kazandırmıştır.

Roman, hem bireysel hem de toplumsal düzlemde insanın özgürlük arayışını ele aldığı için evrensel bir başyapıttır.

Eser, Türkiye edebiyatında köylü sorunlarını realist bir şekilde işleyen “Köy Edebiyatı” akımına da katkı sağlamıştır.

Paylaşın