Ersin Salman Kimdir? Hayatı, Eserleri

4 Şubat 1941 yılında Ankara dünyaya gelen Ersin Salman, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi. 1964’te açılan sınavı kazanarak TRT’ye girdi, 1971 sonuna kadar TRT Ankara Radyosu’nda program yazarı ve yapımcısı olarak çalıştı, yanı sıra radyo oyunları yazdı ve uyarladı.

Haber Merkezi / 12 Mart darbesinden sonra meslek değiştirmek zorunda kaldı, 1971 Aralık’ında Manajans’ta reklamcılığa başladı. 1975’te üç ortağıyla birlikte Ajans Ada’yı kurdu.Ajans Ada 1993’te Merkez Ajans’la birleşerek Adam Tanıtım; aynı yıl için The Lowe Group’a hisse devrederek Lowe Adam adını aldı.

Ersin Salman Anadolu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans düzeyinde ‘Reklamcılık ve Halkla İlişkiler’, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde “Reklamcılık Bilgileri” dersleri verdi.

“Sürekli Aydınlık için 1 Dakika Karanlık” eylemine öncülük eden Aydınlık için Yurttaş Girişimi’nin yanı sıra, Sivil Anayasa Girişimi’nin de gönüllü üyelerinden olan Salman, Reklamcılar Derneği Başkanlığı, Türkiye/Yunanistan Dostluk Derneği Genel Sekreterliği yaptı; Reklam Yazarları Derneği, 1907 Fenerbahçeliler Derneği ve TÜSİAD üyesi.

1991’de Cumhuriyet Gazetesi’nin Yunus Nadi Yarışması’nda “şiir” dalında mansiyon aldı. 1994 yılında “Misafir Terlikleri” adlı şiir kitabı Oğlak Yayınları’nın “İlk Yapıtları” dizisi içinde çıktı. Salman şiirlerini Adam Sanat Dergisi’nde yayımlıyor, yazılarını Radikal Gazetesi’ne yayımlandı.

Eserleri;

Misafir Terlikleri (Şiir, 1994)
Lefter – Biz Bu Memleketi Seninle Sevdik -We Loved This Land With You (2012)

Ödülleri; 1991 – Yunus Nadi Yarışması (şiir dalında mansiyon)

“Gülabdan”

İnce
küçük
işlemeli
saydam bir dünyadır Gülabdan
Yaşamı güzelleştiren iksirler sunar insana Ve
pembe bir sesle dökülür beyazlığın üstüne Kar değildir

Bir
bakışta
arkası görünen
kar kokulu çiçektir Gülabdan
Yılda yalnızca bir kez açar Sessiz bir yaz akşamı
yatsı ezanı okunurken O gece yeni ayın ilk günüdür

Sesi
duyulan
kendi bilinmeyen
ayda yaşayan bir ötücü kuştur Gülabdan
Uçarken soluğu kesildiğinde çiçekli bir dal arar
Konduğu dalda uyuyakalır Düş görmez düş gibidir

Bir
çağda
öte yüzyıla
düş gibi akan bir gezgindir Gülabdan
Baharat taşıyan gümüş yaldızlı ticaret gemilerini
eski rüzgârların kokusundan tanır Yelkenleri atlas değildir

Ve
aslında
kendi de
denizden esen bir rüzgârdır Gülabdan
İmbatla el ele verip Alsancak’tan Karantina’ya giderken
Pasaport İskelesi’ndeki vapuru okşar İçinde ilkokul çocukları

O
hoş
Çingeneyle
Perulu matadorun pasaportsuz kızıdır Gülabdan
Yılbaşı öncelerinde kokina satar Pera sokaklarında
Ve kaçırmaz Ramon Novarro filmlerini Yeni Melek yoktur

Çok
geniş
kanatlarıyla
düşler kurgulayan bir penceredir Gülabdan
yıldızlı gökyüzlerine kıpkızıl gelincik tarlalarına ve
çocuk bahçelerine açılır Açılırken gizemli bir müzik duyulur

Acı
ayrılık
işkence görmüş
İranlı bir koministtir Gülabdan
Yaşamın bir gün çok daha adil olacağına ve insanlığın
galaksilerarası uçuşlar yapacağına adı gibi inanır Adı yoktur

Adı
yeni
konulan
eski bir gezegendir Gülabdan
Genellikle başına buyruk dolaşır
Samanyollarını sever Çocuklara gö kırpar

En
çok
çocukların
sevdiği sabırlı bir çerçidir Gülabdan
Meyankökü bile satar Arabası çok havalelidir
Atının donu beyaz kâkülü kırmızı olur Adeta yürür

A
harfleri
uzun okunan
kırmızı bir söcüktür Gülabdan
Ferit Devellioğlu’yla yakınlığı vardır Osmanlıca-Türkçe
Lugat’ın 354. sayfasında bulunur Arayana pek rastlanmaz

“O çocuk”

Çocukluğumun bütün kedileri geçiyor sokaktan
Çenesinin altını kaşıdığım
kafasını bacağıma sürten
kuyruğu dik beli çukur sesi mırıl
Elimin altından kayarak kabararak geçen bütün kediler
Tırnakları içeri çekili patileri yumuşacık
boyumda uyuyanlar
hepsi

Yavaş sessiz hüzünlü bir geçit töreni

Gözlerinde bir soru var
Arada durup bakıyorlar
Bu adam o çoçuk muydu

Sonra usulca dönüp gidiyorlar

Kediler bitmeden daha
köpekler katılıyor törene
Ekmek verdiğim köpekler
Çimenler üstünde boğuştuğum
Coşkuyla sıçrayıp üstüme atlayanlar
Dili bir karış dışarda küçük bir kıpırtı bekleyerek
soluk soluğa gözümün içine bakanlar
Kalkıp iki ayaklarını omzuma dayayanlar

Sessizce geliyor
karşımda bir an durup
başlarını yana eğip sorarcasına bakıyorlar
Bu adam o çocuk muydu

Üzgün bir müzik eşliğinde
ve derin bir iç çekiş halinde
kimse farkına bile varmadan
sessizce sona eriyor
Her şey

Ve sonra
sokağın öteki ucunda
bir an durup arkasına bakan
ve el sallamadan yürüyüp giden
birini görüyorum
Küçük birini

Bir soru takılyor kafama
o çocuk
bu adam mıydı

Paylaşın

Ersan Erçelik Kimdir? Hayatı, Eserleri

29 Temmuz 1980 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ersan Erçelik, Celal Bayar Üniversitesi, İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Edebiyatçılar Derneği ve TEMA üyesi olan Erçelik halen İzmir’de yaşamaktadır.

Haber Merkezi / 2002 de yazmaya başladı. Şiir, deneme, eleştiri, inceleme, öykü ve söyleşileri, Varlık, Yasakmeyve, Agora, Damar, Deliler Teknesi, Edebiyat ve Eleştiri, Eski, Güney, İle, Karakalem, Koridor, Kum, Mor Taka, Patika, Şiiri Özlüyorum, Ünlem, Yaratım, Yom Sanat, Cumhuriyet Kitap gibi dergilerde yayımlandı.

Eski dergisinde başladığı “Şiirle Yüz Yüze” adlı şiir eleştiri yazılarını Deliler Teknesi’nde, çeşitli temaların şiirle ilişkisini ele aldığı denemelerini “Keşfedenler İçin Atlas” başlığı ile önce Kum dergisinde, sonra Karakalem dergisinde sürdürdü. “2007 Şiir Teknesi” adlı şiir yıllığını hazırladı.

Eserleri;

Yüzüm Yeryüzünde Bir Dövme (2007)
Kırık Pena (2007)

Ödülleri;

2007 8. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali Şiir Ödülü (Birincilik) / Kırık Pena ile
2007 İzmir Karşıyaka Belediyesi Homeros Şiir Ödülü (Üçüncülük) / Mezarkabul adlı dosya ile
2007 Doğan Şadıllıoğlu Ödülü (Mansiyon) / Eros’un Nefesi adlı dosya ile
2008 Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği Şiir Ödülü (Birincilik) / Yüzüm Yeryüzünde Bir Dövme ile

“Uykuya dalmadan”

Denize doğru
aramıza yerleşiyor yorgun rüzgâr
orada, çimenlerde dinlenen temmuz ışığı
yaşlı ağaca dayalı tahta merdiven
gün boyu beyaz dut toplamışlar
kızarmaya bırakmışlar narları.

Üstümüze gelirken yıllar, yine de güzelsin
uzaklaşırken kamera çitlere doğru
soğuk sular dökünüp geçiyorsun içimden
çıplak adımlarla
en güzel hayallerini giyin, en renkli şalını dola
düş ki, seninle birlikte gitmek ister.

Sırılsıklam iliklerim seninle
avuçlarınla yaklaş güneş düşerken kumsala
aramızda ormanların, uzak kırların rengi
gözünü bahara açan ilk gelinciğin
olgunlaşıp yere düşen dutlar
gün bize bırakmış tayların yelesini.

Uyandık seninle, her yanda kumru sesi
rüzgârın gömleği gül desenli, gül kokulu her bahar…

“Kelebek burcu”

Gecenin kirpiklerinden konuşalım. Mavi bir sokağı
dönmeden sesin, kelebek burcundansın
attar aşkın yedi şehrini dolaşsa da
biz sokağın ucunda, ne kadar eskitsem bir uç veriyor asma
yaprağın. Düşünürken gördüm avluya düşen gölgeyi.

(İlhan Berk bilir, gezdiği yerde yeşil bir dal vardır.)

Bir elmayı soyar gibi bakarsın toprağa
anlamaktan hep kuşku duydun. Sezginin deniziydi
uyuyordu sözcüklerinin kıyısında.
Şimdi çiçeğin üstüne basarak geçiyor rüzgâr
dut dalları söyleştiği.

Rüzgar ki bilmez çocukluğunu, bundandır hırçınlığı.

Hortum döne döne çalışır fırtınasına
ardına bakmaz dünya, farkında değildir hızının.

(Dünya ki, hiç kimse onun gibi bakmadı kendine.)

Sarı bir kedi gözlerini dikmiş bakıyor
gerinen bahar göğüne.
Daha bir limon kadar sararmamıştır
öğlen vakti. Karşıdan karşıya geçiyor bir kadınla
bir çocuk. Otlara devrilen bir akşam el ele.

Akşamın saçları ki uzundur sevişmeler kadar.

Mayısın gönyesi kırık, bayırlara açık pergelinin ucu
defterinin kenar süslerinden uçurmuş kuşları.

(Bir vadi uyanmış sığırcıkları gösteriyordu.)

Gecenin kirpiklerinden konuşalım. Şimdi akşamdır
senin orada vakit, salıncak bilir
ipte sallanır beyaz gömlek rüzgârla.
Yakından bakıldığında ışıltılar, sonsuz sulardır
zaman. Denizin kıyısında taşlar, midye kabukları toplar.

(Denizin adı dalgaların içindedir, İlhan Berk’in şiirde.)

“Hançer dansı”

Gecenin esneyen bir ağzı vardır
ağaç yanlış açıyordur çiçeğini

Sabah uyanan taşlarla başlar büyük suya
terk edilen insan birden uçurumdur kendine

Menzil damlayadursun yolu özleyene
usulca açılır insana bir ağıt, bir yalnızlık

Giderek beni unut sezginin dilinde.

Ağzı tütün kokan sıkıntı
çıplak incinmişliğimizi giyinse

İçini tutan kolonlarda dozerin diş izleri
zamanla birer enkaz arkadaşlığın mazisi de

Bir arkadaşlık ki nice demlerden sonra
fedakârlığın camı öyle narin, hohlasan kırılır

Giderek sesi çıkmaz olur bıçağın kesişine.

Susmayı öğrendiğimiz sınırların dili
hangi boşluğu soyunsak avutan bir sanrı

Baharın bahçesinde bir tümce serinlik
yağmurun dostça uzanması çimene

Ne zaman küslüğe kapansa kapıları
uzun süre ipte beklemiş bir boyun gibi

Yaradan konuşmanın hançeri kalır geriye!

Paylaşın

Erol Çankaya Kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Kasım 1953 yılında Manisa’nın Turgutlu İlçesinde dünyaya gelen Erol Çankaya, Turgutlu Cumhuriyet İlkokulu’nu ve 1973’te Turgutlu Lisesi’ni bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde okuduktan sonra 1979’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı üniversitede “Siyaset ve İdare” alanında yüksek lisans tezi (1980), “Siyasal İletişimin Demokratik Topluma Etkileri” konusunda doktora tezi (1992) hazırladı.

Haber Merkezi / 1984-1987 yılları arasında The Polytecnic of Central Londan’da kitle iletişimi ve medya üzerine öğrenim gördü. İstanbul’a yerleştikten sonra Yurt Ansiklopedisi’nde (1981-1984), Ana Britannica Ansiklopedisi’nde (1987-1989), Manajans’ta ve Adam Yayıncılık’ta kültürel yapı bölüm sorumlusu ve metin yazarı olarak çalıştı (Yalçın 2001: 242).

Merkez Ajans (Lowe/Adam) ve Güzel Sanatlar, Saatchi&Saatchi gibi ajanslarda metin yazarı ve müşteri ilişkileri koordinatörü olarak çalıştı, 1995’te kendi ajansı olan Eurocom’u kurdu. Bu yıllarda reklamcı kimliği ile ön plana çıkan Çankaya, Arçelik, Vestel, Nissan, Milliyet Gazetesi, Yapı Kredi, Ziraat Bankası, THY, Sony, Beymen, Vakko gibi pek çok firmanın reklam kampanyalarını yönetti, çok sayıda reklam filmi çekti.

Dizi senaristliği de bulunan Çankaya, 1980-1987 yılları arasında TRT Ankara televizyonunda yayınlanmakta olan Kırık Hayatlar adlı dizinin senaryo yazarlığını yaptı. Çeşitli sinema filmi ve televizyon projelerinde çalıştı. 1996-1999 yılları arasında Marmara Üniversitesi, İletişim Fakültesi Görsel İletişim Bölüm Koordinatörü, 2001-2003 yılları arasında Beykent Üniversitesi, İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölüm Koordinatörü olarak görev yaptı. Yine Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon (1994-2001) ve Kamu Yönetimi (1998-2002) bölümlerinde ve Beykent Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde (2002-2006) “siyasal iletişim” ve “reklamcılık” dersleri verdi.

Siyasal iletişim kampanyalarında görev aldı. 1994’te TRT Reklamcılık Büyük Ödülü’ne layık görülen Çankaya, Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN, Uluslararası Yazarlar Birliği üyesidir. Şiir kitaplarının yanı sıra İktidar Bu Kapağın Altındadır (2008), Türkiye’de Toplumsal Değişme ve Köy Edebiyatı (2012) ve Siyasal İletişim (2015) adlı incelemeleri de bulunan Çankaya, Yakın Doğu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde “Siyaset Bilimi”, “Siyasal Etkileşim”, “Kamu Politikası”, “Anayasa ve Demokrasi” ve “Toplumsal Değişme” konularında ders vermeye devam etmektedir.

Edebiyata olan ilgisinde annesi etkili olmakla birlikte edebiyatla yollarının kesişmesi lise yıllarına denk geldi. İlk olarak şiir türünde eserler veren Çankaya’nın edebi kişiliğinin oluşmasında Attila İlhan etkili oldu. İlk şiirlerini 1971’li yıllarda İzmir’de Attila İlhan’ın yönettiği Demokrat İzmir gazetesinin Sanat-Edebiyat sayfasında yayımladı. Daha sonra şiir, deneme ve eleştiri türündeki ürünleri Yansıma, Soyut, Yeni Dergi, Yarına Doğru, Birikim, Türkiye Yazıları, Adam Sanat, Yazko Edebiyat, Sanat Olayı, Varlık, Sözcükler, BirGün, Cumhuriyet, Demokrat İzmir, Hürriyet, Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat gibi gazete ve dergilerde yayımlandı.

Yoğun bir duyarlık ve gerilim gücü sağladığı devrimci şiirleri ile 1970 kuşağının önde gelen şairleri arasında yer aldı. İlk şiir kitabını 1976’da Cehennem Biziz adıyla yayımladı. 1985’te ise Asıl Adı Gökyüzü adlı ikinci şiir kitabı yayımlandı. “Başlangıçta Attila İlhan’ın şiir evreninden kaynaklandığı izlenimi bırakan şiirlerinde giderek kendi ses gücünü ve olanaklarını yarattığı görüldü”.

İlk kitabı Cehennem Biziz’de devrimci içeriğe Ortodoks yaklaşımı ile dikkat çekti. Sık sık yinelediği belirli sözcük kümeleriyle dönemin gerçekliğini vermeye çalıştı. Büyük yaşantılar, büyük temalar peşinde olduğu bazı şiirlerindeki tematik kopuşlar, bu şiirlerin yapı ve tema bakımından dağınık görünmesine neden oldu. Bu bakımdan Cehennem Biziz’in bütününe bakıldığında, söyleyiş güzelliği taşıyan derli toplu şiirlerin sayısının az olduğu görülür. İkinci şiir kitabı ise Dara’nın ifadesiyle “büyük kentte yaşayan ilerici bir aydının şiirleri” olarak dikkat çekti.

Bazı anlatımcı şiirlerinin dışında şiirini imgeye dayandıran şairin şiirlerindeki imge zenginliği, dünyadaki devrimci şiirleriyle yakınlık kurmasının bir sonucu olarak dikkat çekti. Şiirlerinin içeriğini dünya devrimci şiirinin teknik ustalıklarından yararlanarak zengin bir düzeyde geliştirdi. Bunu yaparken taklitten uzak durdu. Yerel kaynakları, malzemeyi harmanlayarak şiirini imgeyle zenginleştirdi.

Yoğun bir duyarlık ve gerilim gücü sağladığı devrimci şiirlerini, “emek” gibi uğrunda savaşım verecek değerlerle yükledi. Şiirlerinde halkın ve işçi sınıfının sorunlarına eğilirken, yerleşik düzeni yererken umutsuzluğun yanına umudu, kavga ve öfkenin yanına inancı, acı ve zulmün yanına direnmeyi koydu. Şiirlerinde hayatın gerçekliğini, toplumsal değerleri okurun karşısına getirirken yer yer bireysel, duygusal çıkışlar da gözlemlendi. Başlangıçta bol sözcüklü uzun şiirler yazan Çankaya’nın, son dönemde daha tasarruflu ve duru bir söyleyişe, lirik bir anlatıma yöneldiği görüldü.

Paylaşın

Erhan Tığlı Kimdir? Hayatı, Eserleri

14 Mart 1941 yılında Aydın’ın Nazilli İlçesinde dünyaya gelen Erhan Tığlı, 1948 yılında Atça İlköğretim okulunu bitirdi. 1954’te Nazilli Lisesinden ve 1966’da İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / 1967 yılından sonra Nazilli, Eskişehir ve İstanbul gibi birçok ilde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptı. 1993’te emekliye ayrıldı.

1957 yılında Nasrettin Hoca dergisinde Beyaz Odam adlı ilk şiiri yayımlandı. 1960 yılından sonra şiir, hikaye ve mizah yazıları; Papağan, Yaba, Söylem gibi çeşitli kültür-edebiyat-kültür dergisinde; Cumhuriyet, Hürriyet gibi gazetelerde yer aldı.

1996’da Damar dergisi tarafından çocuk öyküsü; TYH Hikaye Yarışmasında ikincilik; Etos Sanatevi Şiir Yarışmasında birincilik ödülüne layık görüldü. Türkiye Yazarlar Sendikası’na (TYS) üyedir.

Eserleri;

Varim
Sonsuz Olmaktır Sevmek
Bir Numarali Adam
Türküleşsin Dünya

“Güllü güzele çağrı”

Gül kokuyor nefesin
gül dokuyor gözlerin
aşk okuyor gül açtıran sesin.
Söyle güllü gülüşüne
dindirsin gönlümdeki fırtınayı
bahar yelleri estirsin.
Dağıtsın hüzün bulutlarını
gül dağıtan yüzün
Bahçesi özlem olsun
gülümüzün.

“SenSiz”

Annesi babası gezmeye gitmiş
Gece evde tek başına kalmış
Bir çocuğum sensiz…
Şimşekler çakıyor benliğimde
Yıldırım düşüyor yaşama sevincime
Göz açtırmıyor yağmur
Gönlüm çamura bulanıyor
Umutlarımı tozduman eden
Fırtına, kar hiç dinmiyor
Geçit vermiyor mutluluğa
Mahkeme duvarı yalnızlıklar…
Çoluk çocuğu terk edip gitmiş
Eşi dostu hiç arayıp sormayan
Bir yaşlı gibiyim sensiz

“Uyumak-Uyanmak”

Önce ilgisi uyur adam sendecinin
sonra bilinci
önce sevgisi uyur tatlısu aydınının
sonra bilgisi
önce kulağı uyur vurdum duymazın
sonra dudağı.

Önce eli uyanır işçinin
sonra emeği
önce gözü uyanır gencin
sonra gönlü
önce midesi uyanır yoksulun
sonra beyni
önce kuşkusu uyanır tadirginin
sonra uykusu.

“Yalnızlık çok soğuk”

Ayrılığın gavur dağlarındayım
yalnızlık çok soğuk
iliklerime dek işliyor ayaz
üşüyorummm!
Gözlerinin çiçekli bahçelerinden
kurak çorak topraklara
düş üyorum düşü yo ruumm!
Hüzün eşkiyalari kesiyor
umuda giden yolumu
korku yo ruumm!

Gel ışıt beni aşkınla
ışıt canavar karanlıklarımı
dağılın de bulutlarıma
yediveren gülümü açtır valığınla

Mutluluk evrenimde
pusula oluyorsun bana
seni düşünmenin gücüyle
çile çöllerini kolayca aşıyorum.

Paylaşın

Ergül Çetin Kimdir? Hayatı, Eserleri

1958 yılında Antalya’nın Gazipaşa İlçesinde dünyaya gelen Ergül Çetin, ortaöğrenimini Alanya’da bitirdi. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Yönetimi ve Teftiş Bölümü’nden mezun oldu. Teftiş memurudur.

Haber Merkezi / Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü’nde eğitim uzmanı olarak görev yaptı. Halen bir devlet kuruluşunda çalışmalarını sürdürüyor. Edebiyata ilgisi lise çağlarında belirdi. Yazma serüveni üniversite sıralarında bir öğrenci olduğu sıralarda başladı. Düzyazıya yönelmedi. Hayatının her döneminde şiirle iç içe bir yaşantısı oldu.

1981 yılından itibaren şiirleri Yarın, Edebiyat ve Eleştiri, Varlık, Yeni Biçem, Promete, Çağdaş Türk Dili gibi dergilerde yayımlandı. Şiirleri edebi çevrelerce beğenildi. 1990 yılında Cahit Sıtkı Tarancı Şiir Ödülü’ne; 1998’de Halk Evleri 66. Yıl Kültür Sanat Yarışması şiir dalında üçüncülük ödülüne; yine 1998’de Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü’ne lâyık görüldü.

Ankara Tabibler Odası tarafından düzenlenen 1996 Behçet Aysan Şiir Ödülü’nde anılmaya değer dört kitap arasında Ergül Çetin’in İlk Sözleri Söylenmemiş Bir Aşkın Son Sözleri kitabı da vardı.

Şiirlerinde genellikle lirik bir söylemi benimsedi. Şiirin içe dönük yapısı, onun aradığı soyut anlatım varyasyonlarını karşılamıştır. Kullandığı izlekler yalnızlık ve doğanın iç içe geçtiği; doğa ve kalabalık hayatın ise birbirinden uzaklaştığı temeli üzerine oturtulabilir.

Biçim ve içerik açısından Batı’dan etkilendiği Borges’in Eli adlı eserinde belirgindir. Şair son eserini 2002 yılında yazmış o tarihten beri herhangi bir kitap çıkarmamıştır. Eserlerinin tamamı şiir türündedir. Başka türlerde kendini ifade etmeyi tercih etmemiştir.

(Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Ergun Evren Kimdir? Hayatı, Eserleri

1936 yılında Manisa’nın Akhisar İlçesinde dünyaya gelen Ergun Evren, Mersin lisesini bitirdi. İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Eserlerinde Muzaffer Ataoğlu ve Er-Ev isimlerini kullandı.

Haber Merkezi / TRT’de prodüktör, uzman, yönetici olarak görev yaptı. Bir süre Kültür Bakanlığı’nda Basın ve Halkla İlişkiler Danışmanlığı yaptı. Ölümü hakkında bir bilgi yoktur.

1950-1973 yılları arasında kaleme aldığı pek çok şiiri çeşitli kültür-sanat-edebiyat dergisinde yayımlandı. Şiir kitapları dışında çocuk oyunu, radyo tiyatrosu, öykü, deneme, çocuk masalları türünde yapıtları bulunmaktadır.

Şiirleri İngilizce ve İtalyanca’ya çevrildi. Bir şiiri koro ve orkestra için bestelenen “senfonik şiir” yapıtının esin kaynğı oldu. 1980 yılında Türk Devrim Kurumu Atatürk şiir ödülünü aldı.

Eserleri;

Sihiya’dan Nora’ya
Gizlenen
Son Mayis Günlükleri
Ödünsüz Yasamlar Için.

Ödülleri;

1980 Türk Devrim Kurumu Atatürk şiir ödülü

“Bir şarkı”

bir şarkı düşerse
pencerelerinden o kentin
sakın ezme
belki benim şarkımdı o bir zamanlar
belki senin
kim bilir…
belki de bizim şarkımızdı…
bir şarkı
bir şarkı düşerse pencerelerinden o kentin
sakın ezme…

“Bir kaç kez vurulur kapı”

bağışlanmaz davranışlar da vardır
namluların ucunda sevebilir misin
ya da her iki zamanlarda…
bir bozgun muydu sence sevişmek
kendini ateşe atmak gibi
diyelim, unutmadın mutluluğun tadını
her şeyi, ama her şeyi göze almak
ve kaç kez vurulur kapı…

önce, kendimizi yenmek zorundayız, katılır mısın?
İç güdüler, beyni yadsır bilir misin
özenmek mi?…
düş evreni yeniden doğuyor, rahatlıyorum…

dostluk tutkumuzu boğsak mı ne
yalanlar, erdemsizlikler mi en çoğalan yaşamda
en doğurgan…
unutma, sadece, bedelini ödediği şeye sahip olur kişi

bir namuslu ilkedir bu erdemden yana
ve haklı olmanın çilesini çekerim ben hep
karanlıkta kişi başkalaşıyor mu, ne dersin
de ki uzaklarda
kentlerimizin üstünde bir gecedir şimdi kurduğum
belki sensindir…

ola ki özlerim
kafam karışır
şöminenin bir köşesinde sen, bir köşesinde ben
susmuşuz…
kaç kez susulur birlikte
kaç kez vurulur kapı?…

“Şairler de değişir”

şairler de değişir demişsin dostum
çok da güzel demişsin hani
ama bir de değiştirebilsek ya…
hani, başlangıcından bugüne yazıyoruz
yakılıyoruz… boğuluyoruz… içeri atılıyoruz…
dövülüyoruz…
kitaplarımız toplanıyor aşağılanıyoruz
hep bize soruyorlar dikkat ettin mi
hep sorgulanıyoruz hep sorgulanıyoruz… hep biz
sorgulanıyoruz
ya bizim soracaklarımız…

‘rüzgardan rüzgara’ hep biz mi değişmeliyiz?
hep bizim mi yanıtsız kalmalı sorunlarımız
hep biz mi anlayacağız… dinleyeceğiz… susacağız?…
bak gruplarla yakmaya, boğmaya başladılar şimdi de

sen yazmanı sürdür dostum
hepimiz sürdürelim aslında anlatmalarımızı
bir gün topumuzu yakacaklar
yüzyıllarca yazdık amma
görüyorsun daha anlamayanlar var…
ya da anlatamadıklarımız…
o kafalar da değişir mi dersin?…

Paylaşın

Ergin Yıldızoğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

1952 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ergin Yıldızoğlu, 1977 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun oldu. 1989’da University of East Anglia, Gelişme İktisadı Bölümü’nden “Kapitalist üretim tarzında kriz üzerine teorik ve tarihsel bir çalışma” teziyle doktorasını aldı.

Haber Merkezi / 1993’ten bu yana Cumhuriyet gazetesinde yazıyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Bölümü ve Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi, Lisansüstü programlarında “Küreselleşme ve yeni jeopolitik”, adlı dersleri sunuyor. İktisat ve Görüş dergilerinde, Petrol İş yıllıklarında, Stratejik Analiz dergisinde, ekonomi ve Jeopolitik konularında, Adam Sanat, Sombahar, Ludengirra, Edebiyat ve Eleştiri, Kaçak Yayın, Cumhuriyet Kitap, gibi dergilerde sanat edebiyat, felsefe yazıları ve şiirleri yayımlandı.

Globalleşme ve Kriz, (Alan Yayınları, 1996), Yaşasın Modernist Refleks (eleştiri, denemeler, Telos, 1997), Kötü Sonsuzda Gezintiler (Cumhuriyet Kitap, 2000), Göz Göze Geldiğimizde, Şehir ve Ben (Şiir, Ümit yayınları, 2000), Dinozorun Kuyruğu (Remzi Kitabevi 2002), Hegemonyadan İmparatorluğa (Everest Yayınları, 2003), Geceyle, “Gece” Arasında (Şiir, Alkım Yayınları, 2004), Köpeğin Ahlakı, (eleştiri, denemeler, Gri yayınları, 2005), Çürüme ve Çözülme (Şiir, Pan/Heves, 2009) Küreselleşmeden Sonra- Geçiş Sürecinde Gezintiler (Ütopya Yayınları, 2006), Emperyalizm ve Siyasal İslam Arasında Türkiye (Siyah Beyaz, 2008), Kaos ve Kriz (2010), Devrim ve Zaman (2011), Anabasis (Şiir, Tekin Yayınevi, 2014) başlıklı kitapları var.

“Hep öyle kaldı”

… sonra birden Eylül’dü
Hep öyle kaldı.
Gitmekle ilgili değildir
Ya da ölümle, ne de yaşamakla zaman.
“Bir ruh bir başkasına bakar da
sorularına cevap bulamaz”
Olmaktır sorun aslında, ama olmaz.
Galiba her şey bir başka gecikmedir.

Üç kişiden söz ediyordu bir şiir
Üçünün bir’likte unuttuklarından
Geceleri okudum sevgilim, sonra kalkıp gittim
Orada belki de, bir başka mevsime geçebilirdim.
Ancak, yine Eylül’dü zaman,
ve hep öyle kaldı.
Bir susturucu gibidir kış
Kararlı bir elin parmaklarıyla
Ana arterin ağzına takılan.
Yüreğin aklına sıktığı kurşunun sesini boğar
Yavaş, yorgun ve ağrıyla yağarken kar
Üzerini örterek, bütün ürkek beklentilerin,
“Belki”lere dair ve eskimeye.

Otobüsler mola verdiğinde
Nedense hep biraz şaşırtır duraklar
Yolcular yakalarını kaldırır:
Islak betonda, kısa, isteksiz adımlar
-Gece mazot, lastik, ve parfüm kokar¬
Gelenlerin hep alçak sesle konuştuğu
Cam ve formika restoranlara doğru…
‘İstersen bekleme, ben bir şeyler yerim
sabaha oradayım nasılsa”
Ama bir adam hep dışarıda kalır
Sigarasıyla, geceyle ve beyazlıkla.
Başını kaldırıp yukan baktığında

 … sevmek için istememiştim seni
… düşlemek için yanızca…

(“Ah ha!” dedi “Fernando Passoa”…)

Işıksız bir gökyüzü,
Söndürdüğü ayın küllerini savutuyordu geceye
suçunun izlerini yok etmek için…

“ODTÜ’de cinayet”

saçma bir şubat gecesi
küresel ısınma filan
dışardan bekçilerin düdük sesi geliyor
demek ki güvenlikteyiz şimdilik
içerde radyatör, La Machiııe Infernale
kimyonlu ter kokusu yavaş yavaş
insan gelir bir yere daha önce gelmeyi düşünmediği
ileriye bir yerlere doğru bakar
hiçbir şeyi yitirmiş hissetmez; kendisinden başka
vızzzzzz… çaaat
kitap fırlayıp gitti
mevsimini şaşırmış bir sivrisinek
yok oldu avuçlarımın arasında
almak için yataktan kalktığımda
bir suçluluk duygusuyla içim sızladı belli belirsiz
sanırım buna biraz şaşırdım
avuçlarım hâlâ yanıyordu

Paylaşın

Ergin Günçe Kimdir? Hayatı, Eserleri

12 Şubat 1938 yılında Giresun’da dünyaya gelen Ergin Günçe, 1983 yılında Libya’dan Türkiye’ye dönerken Esenboğa Havalimanında meydana gelen uçak kazasında hayatını kaybetti. İlkokulu Gelibolu ve Merzifon gibi Anadolu’nun farklı kentlerinde okuyan Günçe, 1955’te İstanbul Erkek Lisesi’ni birincilikle bitirdi.

Haber Merkezi / Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Buradan 1960’ta mezun olan şair, ODTÜ İdari Bilimler Fakültesi’nde asistan olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl doktor olan Gülseren Eronat ile hayatını birleştirdi. Bu evlilikten 1963’te Dadal adında bir oğlu oldu.

1962’de master için gittiği İngiltere’de London School of Economics’ten 1964’te yüksek lisans derecesini alarak yurda döndü. Doktorasını 1968’de Sorbonne Üniversitesi’nde tamamlayan Günçe, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden “Millî Gelirde Makro-Paylaşım Sorununun Doğuşu ve İlk Temel Modeller: (Ricardo ve Marx) ” adlı teziyle doktorasına denklik aldı.

ODTÜ’deki asistanlık görevine devam ederken 1969’da ODTÜ işgaline adının karışması gerekçesiyle işten çıkarılan ve daha sonra görevi iade edilen Günçe, 12 Mart 1971 muhtırası ile birlikte görevinden tekrar uzaklaştırıldı. ODTÜ işgal davasından yargılanmakta olan şair, 1973’te beraat etti. Pasaportunu ise ancak 1974’te aldı ve yurtdışına çıktı. İsviçre, Fransa ve Almanya gibi farklı ülkelerde özel şirketlerde çalıştı. 1978-1979 yıllarında başbakanlık danışmanlığı yaptı.

Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan Günçe’nin, ilk şiiri “Cebrik Şiir” 1954’te Onüç adlı bir edebiyat dergisinde yayımlandı. Sonraki yıllarda şiirlerini; ekonomik, siyasi ve toplumsal alandaki yazılarını Papirüs, Dost, a Dergisi, Değişim, Pazar Postası, Yelken, Yeni a, Sosyal Adalet gibi dergilerde yayımlamayı sürdürdü.

1964’te Dost Yayınları tarafından basılan ve “İkinci Yeni döneminin ortak çizgilerini taşıyan” Gencölmek adlı kitapta çocukluk ve ölüm duygusu temalarını “yan-yana, hatta içiçe” işledi. İmgeye dayalı bir şiir dilini önceleme, dilsel deformasyon ve anlamın kısmen kapalı oluşu gibi özelliklerinden dolayı İkinci Yeni ile bir bağ kurulabilecek nitelikte olan bu kitap Günçe’nin hayatındayken yayınladığı tek şiir kitabıdır.

Ölümünden beş yıl sonra yayımlanan Türkiye Kadar Bir Çiçek ‘te yer alan şiirlerde Günçe’nin tema ve dil anlayışında değişimler oldu. Dönemin sosyal ve siyasi ortamının bir yansıması olarak şiir anlayışı siyasi bir taraf kazandı. Gencölmek’te bireysel düzlemde ilerleyen ölüm ve çocukluk gibi temalar bu kitapta yer alan şiirlerde sosyal ve siyasi bir anlam ile birlikte sunuldu.

Ayrıca 68 Öğrenci Hareketleri, 68 Kuşağı, 12 Mart 1971 muhtırası gibi önemli tarih ve oluşumlar Günçe’nin şiirlerinde gelir eşitsizliği, tutukluluk, kavga, idamlar vb. gibi toplumsal izlekleri işlemesinde etkili oldu. Ancak toplumcu söylem ve şiirlerin siyasi içerik taşıması Günçe şiirinin sloganik bir biçime dönüşerek şiir estetiğinin önüne geçmesine yol açmadı. Bunda şairin imgeden tamamen uzaklaşmamasının yanında şiirindeki ironi ve alaycı-eleştirel dilin öneminin fazla olduğu söylenebilir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Eren Aysan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1976 yılında Ankara dünyaya gelen Eren Aysan, 1993 Sivas katliamında hayatını kaybeden şair Behçet Aysan’ın kızıdır. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Ankara’da yaptı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümünden mezun oldu. Ankara Devlet Tiyatrosunda dramaturg olarak çalışmaktadır.

Haber Merkezi / Pasaj dergisinin yazı kurulunda, Sahne dergisinin danışma kurulunda görev alan Aysan, çeşitli gazete ve dergilerde şiir ve yazılarını yayımladı. “Lâlzaman” adlı şiir dosyasıyla 2007 Cemal Süreya Şiir Ödülünü Özkan Mert ile paylaştı. “Lalzaman” adlı şiiri nedeniyle 2007 yılında Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü alan Aysan, “Gece Uyurken” adlı romanı nedeniyle de 2015 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık görüldü.

Eren Aysan, 1980 sonrası yaşanan acıların, 1990’ların hırs ve politika çağının, 2000’lerin dönüşüm ve yenilgi duygusunun şiirlerine yansıdığı görüşündedir.

Eren Aysan, 7 Aralık 2016 günü Kültür Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından tebliğ edilen evraka göre, 667 sayılı KHK kapsamında “Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara mensubiyeti veya iltisakı, yahut bunlarla irtibatı olabileceği yolunda yapılan değerlendirme” sonucu açığa alındı.

Kanun Hükmünde Kararname kapsamında dramaturgluk görevinden açığa alınan Eren Aysan, aynı zamanda faili meçhul ve siyasi cinayetlerde öldürülenlerin aileleri tarafından kurulmuş Toplumsal Bellek Platformu’nun üyeleri arasında yer alıyor.

Dokuz yıldır DT’de görev yapan Aysan, “Kararı hiçbir şeye bağlayamıyorum. Çünkü roman ve edebi yazılar yazmak, babamın ölümünden sonra da Toplumsal Bellek Platform’nda faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için çabalamak dışında bir etkinliğim yok. Ben de anlamıyorum” dedi.

Eren Aysan’ın romanı “Gece Uyurken”, Amerika’da eğitim gören Gazel’in Türkiye’ye dönüş yolculuğunu anlatan bir roman. Ama içsel bir yolculuk bu. Gazel, geriye dönüşlerle Türkiye’deki renkli ve kalabalık ailesini anlatıyor.

Eserleri;

Araştırma; Behçet Aysan: Deniz Feneri (Salih Bolat ile birlikte 2006), Ayrıca Bir Eflatun Ölüm: Behçet Aysan (2012),

Şiir; Vesikalık Fotoğraf (2008),

Roman; Gece Uyurken (2015).

(Kaynak: biyografya.com)

Paylaşın

Erdoğan Kul Kimdir? Hayatı, Eserleri

1972 yılında Giresun’un Eynesil İlçesinde dünyaya gelen Erdoğan Kul, DTCF Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Aynı bölümün Yeni Türk Edebiyatı anabilim dalında yüksek lisans ve doktora yaptı.

Haber Merkezi / Bir süre Kırıkkale Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 1999’dan beri Ankara Üniversitesi Türk Dili bölümünde doktor öğretim elemanı olarak görev yapıyor. Şiir, yazı, inceleme ve çevirileri Yeni Biçem, Lodos, Ludingirra, Kül, Son Duvar, Defter, Edebiyat ve Eleştiri, Sonsuzluk ve Bir Gün, Çağdaş Türk Dili, Dil ve Yaratıcılık, Journal of New World Sciences Academy, Ussuz gibi dergilerde yayımlandı.

Yepyeni ve ayrıksı bir çizginin örnekleri olan şiirlerini henüz kitaplaştırmamış olan Kul’un çalışmaları edebiyat, dilbilim ve müzik alanlarında çok yönlü olarak devam etmektedir.

Başlıca Çalışmaları;

Tezleri;

Ece Ayhan’ın Şiirleri Üzerine Bir Araştırma (Doktora),
Tanzimat Döneminde Roman Anlayışı (Yüksek Lisans)

Yayınladığı/ Yayına Hazırladığı Kitaplar;

Ali Zeki Bey, Alev
Türk Dili (Kemal Ateş ve İbrahim Dizman’la birlikte)
Türkçe Sözlük (Dil Derneği Sözlük Kolu ile birlikte)
Nabizade Nâzım, Karabibik (Kemal Ateş’le birlikte)

Yayına Hazır Çalışmaları;

Sayıklar Bir Dilde Neden Bilmediğim / Ece Ayhan ve Şiiri
Kayıp / Gökyüzü Külleri (şiirler)
Namık Kemal, Makalât-ı Siyasiye ve Edebiye
Namık Kemal, İntibâh
Ali Canip, Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Bey’le Münakaşalarım

Sürmekte Olan;

Şiirde İmge ve Simge

“Düşük sergi”

gece iki büklüm çarpılmış bayraklar mahşeri
saatler kırışık sarkık yüzler bakmanın eşiğinde

bir kemandan hızla akan şimşek dolu kuş mu olsam
yüreklere kapatılan sıtmalı kedi
senin gözlerinden akan sinir mi olsam insan içine
kana kazısam kendimi çürümenin çıldırmanın resmini
güneş benim parmağımdan doğamadan mı patlar

ışık kusulmuş cüzamlı
meyvalar ağır cenaze kokularıyla acımış
geçip gidiyor evlerin içi soyut balıklar
bir dalgınlık potininde siyah-beyaz nöbeti bahçeler
gökyüzü hüzünlü bir kas tarlası
bulutlar köpek kemiklerinden kamaşan tanrı kasları

sen kıpkızıl bağırması karanlıkların
anne ey içimdeki tabut
denizi soyup oyuncaklardan
bütün pencerelerle bir kum tanesine kaçın

arkada hem önde duvarın oltasında aynı adam
cebinde kırık dökük gemi direkleriyle

“El ele”

1.
sonsuz öğle almış seni
bakıyorsun beyazda öte-duran’a
: nerdeyim?

tüy ve hafif gibi mi iç içeydi
insan ve yaşamak? bizden ayıklanan bir şey
varmış gibi
ortak bir dalgınlıktan başlamamız
: burada!

köleliğin
okunaksız bir kölelik senin, sesten
kurtarılmış çocuk yönünde kaybolmak-
geçesin diye, çoktandır tensiz
yaşadığını.

2.
susulur, ağzın içi yoktur sanki,
ilk ve son günü olmayan
çıkageldiğinde.

rahim susuşlu günlerin
dudağından hiç eksik etmediğin
bir parça otu eyliyordur kesin ve biliyorum
ikisi de gerçek olan ölümün
unutmama izin veriyor şimdi seni.

yaram orda, baktığın su diplerinde, hep
ışıl ışıl.

uyumam var kimi zaman böylece, Büyük
Yıkım elimden tutmuş ve biraz daha hafif.

“Yürürtaş”

aşk upuzun bir ölüyü gezdiriyordur dışarda
akşam mı değil mi ne önemi var

sabrın o kızıl müziği öter üstünde doğanın
alnına bastırılacak bir parmak-uçluk is için

anlarsın nasıl öyle özenle
tutturulmuştur yokluğa ay

akşamdır bazen ve ayakları suda küçük bir kız
duyularından
artık vazgeçiyordur

adamsız bir damar bulmuştur bir ara yolda
sevmiş emzirmeye durmuş ve sanki iyileşmiştir
o sıra yaşamaktan

dönüş sonralarında hep aynı yokluğa bakan adam
düşünedursun bakalım dünyadan akılda son kalan
bu yuvarlak mı

(dönüş sonralarında
her yerde birden oluşum

içimde bir çıt sesiyle üstümde bir git)

yürümek vardıkça taşlaşıyor kalıbıma
bilmiyorum bugünlerde kimin düşünde ölmüşüm

Paylaşın