Cahit Irgat Kimdir? Hayatı, Eserleri

21 Mart 1916 yılında Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesinde dünyaya gelen Cahit Irgat, 5 Haziran 1971 yılında İstanbul’da vefat etti. Şairin cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi. Şairin tam adı Cahit Saffet Irgat’tır. Babasının görevi gereği bir süre Anadolu’da kaldıktan sonra, okul çağında geri geldiği Lüleburgaz’da ilkokulu bitirdi. Öğrenimine Vefa Ortaokulu, İstanbul Muallim Mektebi ve mezun olacağı Edirne Öğretmen Okulu’nda devam etti.

Haber Merkezi / Yükseköğrenim için kaydolduğu Ankara Devlet Konservatuarı’ndan ise son sınıfta ayrıldı. Daha öğrencilik yıllarındayken edebiyata yönelen ve okul temsillerinde rol alan Irgat, müfettiş olarak okula gelen Reşat Nuri Güntekin ve öğretmeni heykeltıraş Ratip Âşir’in teşviklerinin de etkisiyle oyunculuğu meslek olarak seçti. Oyunculuğa ilk olarak 1935’te Raşit Rıza Tiyatrosu’nda başladı. Bundan altı ay sonra ise İstanbul Şehir Tiyatrosu’na girdi. Yıllar içinde ödenekli ve özel çeşitli tiyatrolarda çalıştı.

Bir dönem hayat arkadaşlığı yaptığı Cahide Sonku ile kurdukları “Cahitler Tiyatrosu” gibi farklı tiyatroların kuruluşuna öncülük etti. Fransız hükûmetinden aldığı bursla 1948’de Paris’e gitti ve burada bulunduğu zaman zarfında oyunculuğunu geliştirecek çalışmalar yaptı. Kısa süreli bulunduğu Londra’da da meslekî deneyimi için tiyatro faaliyetlerini yakından takip etti. Kendisini esasen şair ve tiyatrocu olarak gören Irgat’ın 1940’tan itibaren sinema oyunculuğu ve dublajları da vardır.

Şair olarak adı ilk “Bu Akşam da” şiiriyle 1 Nisan 1935 tarihli Varlık’ta Cahid Saffet imzasıyla görüldü. Varlık dışında edebî çalışmaları ve yazıları Servet-i Fünun-Uyanış, Çığ, Görüş, Gündüz, Yücel, SES, Ant, Küllük, Yürüyüş, Dost, Yaprak, Yeryüzü, Yelken, Yeni Ufuklar, Yeni Edebiyat, Pınar, Beraber, Gün, Yığın, Yirminci Asır, Yeditepe, Tan, Akşam, Ulus, Milliyet vd. yayın organlarında yer aldı. İlk şiirleri arasından yaptığı seçki, Bu Şehrin Çocukları başlığıyla 1945’te kitaplaştırıldı. Bunu Rüzgârlarım Konuşuyor (1947) ve Ortalık (1952) adlı şiir kitapları takip etti.

Siyasi gerekçelerle şiirlerinden dolayı hakkında dava açılan şair, Rüzgârlarım Konuşuyor’a yönelik davadan mahkûmiyet alsa da cezanın infazından afla kurtuldu; Ortalık’a açılan davadan ise beraat etti. Bütün şiirlerini, yeni şiirlerle birlikte Irgatın Türküsü (1969) adını verdiği kitabında bir araya topladı. Bu kitabın şairin ölümünden sonraki baskısına, kitaplarında daha önceden yer almamış şiirleri de eklendi. Irgat’ın şiir kitapları dışında Geri Dönemezsin (1948) adlı bir romanı vardır. Ayrıca “İnsan Kafesi” (1971) başlıklı bir diğer romanı Milliyet gazetesinde tefrika olarak kalmıştır. Anılarını ise Akşam gazetesinde yayımlamış ve bu anılar, ölümünden sonra Çok Yaşasın Ölüler (2011) adıyla kitaplaştırılmıştır.

Irgat, ilk evliliğini 1949 yılında, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı hocalarından Mina Urgan ile yaptı. Bu evlilikten Mustafa ve Zeynep adını verdikleri iki çocukları dünyaya geldi. İkinci eşi Neriman Akad’la 1964’te evlendi.

Cahit Irgat’ın edebiyatla uğraşısı asıl olarak şiirle olmuştur. Edebiyat tarihimizde adı, Attilâ İlhan’ın ifadesiyle “gerçeklik savaşının fedailer mangasından” olarak 1940 Kuşağı şairleri arasında anılır. Şair olarak kendisini tanıtan asıl şiirleri onu, toplumcu (sosyalist) gerçekçi olarak adlandırılan bu kuşağa yaklaştırsa da özellikle ilk dönem şiirlerinde, arkadaşlık da kurduğu Cahit Sıtkı’nın, Orhan Veli’nin şiirlerinden esintiler vardır. Şiiri üzerine yapılan pek çok değerlendirmede bu poetik etkiler üzerinde durulmuş; şiirinin “Garipçilerin şiir anlayışı ile toplumcu gerçekçilerin dünya görüşünü birleştirme” doğrultusunda bir poetik yönelim gösterdiği belirtilmiştir.

Nihayetinde Irgat’ın kimi şiirleri Garip şiirinin humor, yaşama sevinci gibi bazı özelliklerini taşısa da genel olarak şiirini bireycilikten öte kavgacı bir toplumculuğa oturtmasıyla onlardan ayrılmaktadır ve şiirine zamanla her türlü etkinin uzağında özgün bir bireşim kazandırabilmiştir. Şiirlerinin hareket noktası ve odağı dış dünya, özellikle de sorunsallaştırdığı toplum ilişkilerdir. Öyle ki toplumdaki çelişkilerden kaynağını alan bir duyarlılık birçok şiirine egemendir. Bu duyarlılık, yalnız içinde yaşanılan toplumu gözeten bir sınırlılıkta değil, daha geniş coğrafyalardaki hayatlara uzanan bir kapsamda açığa vurulmuştur. Ayrıca Irgat’ın şiirleri bir nevi, topluma bakışını kuşatan ideolojisinin içinden seslenir.

Hakkında dava açılan ve toplatılan ikinci kitabı Rüzgârlarım Konuşuyor’daki şiirler, daha bütüncül ve baskın olarak bunu somutlamaktadır. İnsanoğlunun yaşantısında gözlemlediği mutsuzluğu ve kötülüğü sınıfsal temelde şekillenen toplumsal ilişkilere bağlamıştır. Hatta doğayı olumladığı şiirleri dahi soyut yaşama sevincini duyumsatmadan öte yeryüzündeki her türlü olumsuzluğu toplumsal ilişkilerdeki bozukluğa indirgemek, bu doğrultudaki farkındalığı güçlendirmek içindir. Emeğin övgüsü, ekonomik eşitsizlik, savaş acıları, adalet ve hürriyet yokluğu/mücadelesi gibi toplumcu gerçekçi şiire vergi izlekler Irgat’ın şiirinde önemli bir yer tutar.

İlk kitabı Bu Şehrin Çocukları’ndan son şiirlerine kadar bu izlekler, yoğunluğu değişmekle birlikte, şiirinin taşıyıcı ögelerinden olmuştur. Şiirlerine bütün olarak bakıldığında şairin, insanoğlunun sorunlarının çözümüne ilişkin iyimserlik-kötümserlik gelgiti yaşadığı gözlemlenmektedir. Ancak bu gelgitte geleceğe iyimser bakış ve mutlu gelecek için mücadelenin daha baskın bir yer tuttuğu açıktır. Bu da şiirini “toplumcu” söylemin “ilerici” sanat ilkesine bağlayan bir adımdır. Irgat’ın şairliğinin bir başka öne çıkan yanı şiirini, şehrin sesi olarak kurgulaması; şehri özellikle de çocuklar, emekçiler, yoksullar, ezilenler ile konuşturmasıdır.

Anlatım açısından yalın, doğrudan bir söyleyiş şiirlere egemendir. Yer yer imgesel, sembolik kullanımlarla dolaylı bir anlatıma başvurulan şiirlerde dahi karmaşık imge örgüsüne çok az rastlanır. Dilin uzlaşımsal anlamlarını çok zorlamayan bu şiir diline şair, halk söyleyişlerini de katmıştır. Kısa şiire ilgisi, bir başka dikkat çekici yanıdır. Genellikle bireysel konuları işlediği ilk zamanki şiirleri ölçülü, uyaklı olsa da kendisine asıl şairlik kimliği kazandıracak şiirleri serbest tarzdadır. Düzensiz ses tekrarları dışında sözcük ve mısra tekrarları şiirlerde, ahenk oluşturmaya yönelik sıkça başvurulan bir yol olmuştur.

Yayımlanmış tek romanı olan Geri Dönemezsin (1948) kısmen otobiyografik bir nitelikte olup şiirlerinde işlenen “toplumcu” temalara benzer bir içeriğe sahiptir. Bireysel olanın toplumsallık çıkarımı içinde eritilerek işlendiği romanda kötü aile yapısından başlayarak bozuk düzen, ezilmiş insanlar yazarın odağındaki konular olmuştur. Milliyet gazetesinde tefrika olarak yayımlanmış “İnsan Kafesi” (1971) romanı ise 1945’ler Türkiye’sinin siyasi ve sosyal açıdan sorgulandığı, yazarın hayatından izler de taşıyan bir içeriğe sahiptir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Hüseyin Düz Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Mayıs 1966 yılında Kırklareli’nin Pınarhisar İlçesinde dünyaya gelen Hüseyin Düz, çocukluk ve gençlik yıllarını Kırklareli’nde geçirmiştir. 1983 yılında Pınarhisar Lisesini tamamlamıştır. Ardından 1999 yılında Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olmuştur.

Haber Merkezi / Hüseyin Düz’ün şiir ve denemeleri 1984’ten itibaren Oluşum, Varlık, Çıkın, Öküz, Düşçınarı gibi çeşitli dergi ve mecralarda yayımlanmaya başlamıştır. Hüseyin Düz ile beraber C. Hüseyin Düz imzasını da eserlerinde kullanmıştır.

Şiirlerinin bir bölümünü 2001 yılında Can Yayınları’ndan yayımlanan Issızlığı Ne Tanımlar adlı kitabında bir araya getirmiştir. Düz’ün şiirlerine bakıldığında genel olarak acı bir ironiyle örülmüş eserler olduğu göze çarpar. Şiirlerinde genel olarak sonbahar, Eylül, hüzün gibi konuları işlediği fark edilir. Şair, lirik bir şiir anlayışını benimsemiştir.

C. Hüseyin Düz’ün şiiri, varoluşçuluk eksenli olarak ideal bir şair portresi ve iyi bir şiir formatı çiziyor. Günlük konuşma dilini yücelterek uslubunu kurmaya çalışıyor. Bireysellikten yola çıkarak şiirini toplumsal sorunların göbeğinde inşa ediyor.

C. Hüseyin Düz’ün ‘ıssızlığı ne tanımlar’ı üzeri saydam ve acı bir ironiyle örtülmüş lirik şiirlerden oluşuyor. ‘Sonbahar’ın, yüreğinde ne kadar yer tuttuğunu’ sorgulayan, ‘gözleri hıncahınç eylül’ bir şair. Bir şey daha var: C. Hüseyin Düz, bu ülkenin, ‘yakılan şairlerin küllerine muhtaç’ olduğunu söylüyor ve, ‘burada bütün mısrâlar’ın ‘duvağına doyamadan’ öldüğünü de.

“Orman’daki ışığın balı”

arıların bal sınavı
ozanların bal sınavına
benzer biraz da…

(ölüme ve hüzne
bata çıka
kalbim kamaşıyor…
beni hayattan kovan
Kovan’da)

haydi acıya,
-davulsuz karnavala!

hem madem
küp gibi sağır koşuyorum
Orman’daki ışığın balına,

-unuttum işte
şiiri
ve herşeyi…

çağırın güvercinleri…

‘kurusun konduğum dallar…’

‘yaslandığım duvarlar
yıkılsın…’

güvercinler bağlasın
papatyalar ve gelincikler
şiire pabuç olmuş çenemi

ve künyemi bulutlara
bağırsın üç kere
Köy’ün Gül’ü, -hüseyin
yufka yürekli
şairdi!

ve neden sonra
acıkmayı hiç
unutmamış çocuklar
koşsun kırlara…

sıcak çörek ve helva
dağıtılsın…

ölüm hiç yoktan
ballı lokma şöleni
olsun kuşlara…

Paylaşın

Cengiz Hakkı Zariç Kimdir? Hayatı, Eserleri

5 Ocak 1972 yılında Kars’ın Susuz dünyaya gelen Cengiz Hakkı Zariç, 12 Eylül 1991’de Kars’ta yakalanarak gizli örgüt üyeliğinden 12,5 yıl hapse mahkûm edildi. Cezaevinde, Açık Öğretim Fakültesinin İşletme Önlisans Bölümünü bitirdi.

Haber Merkezi / Selçuk Yamen, Hasan Basri Ünlü, Ümit Şener, Reha Yünlüel ile birlikte Ağır Ol Bay Düzyazı adlı şiir dergisini yayınladılar. Şiirleri birçok dergide yayımlanan Zariç’in şiir ve yazıları Evrensel Kültür, İzlek, Öteki-siz, Kirpi, Erkekçe, Üç Nokta, Bireylikler ve Rüzgâr gibi dergilerde yer almaktadır.

Küçük yaşlardan itibaren şiire ilgi duyan Zariç’in şair olmasında en çok etkiyi halk âşıklarının kasabadaki kahvelere gelip sazlı sözlü atışmaları, radyodaki arkası yarın programları ya da uzun kış gecelerinde dinlediği masallar yaptı. Cengiz Hakkı Zariç, Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Türkiye üyesidir. BUYAZ 2017 Şiir Onur Ödülüne lâyık görüldü.

Hakkı Zariç, şiirlerinde, özellikle son kitabı Sıfır’da (2014) bireyin; modern bireyin, uygarlığın huzursuz bireyinin dış ve iç çatışmalarını sorun edinen ve sorunu çatışmanın kaynağında görüp, tespit eden sıfır noktasında, “Sıfır” üzerinden tartışır Şairlere Mektuplar’da Cemal Süreya, Edip Cansever ve Turgut Uyar gibi şairleri kendi şair penceresinden anlatır. Ünlü şairlerin şiirleri ile onların yaşamlarındaki olaylar arasında bağlar kurar.

Zariç, Senli (2006) kitabında ise şairin değişik kentlerdeki özgürlük yolculuğunu; bir sonraki kentin, kendisini özgürlüğe bir adım daha yaklaştırdığını, bu kentlerle özdeşleşmiş güzellikleri sadece seyretmenin acısını yaşadığını anlatır.

Zariç, kadının ötekileştirildiği bir dönemde kadına övgü Toz Kadınları (2015) kitabında; Bahar, Rüya, Yaprak, Özlem, Nehir, Sedef, Ayla, Menekşe, İpek, Reyhan, Yağmur ve Hayat Hanım’ın hikâyelerini anlatır. C. Hakkı Zariç’in kurguyu, kurgunun dayandığı aklı ve form yapısını önceleyen yeni şiir kitabı Zona (2017) toplam 23 şiirden oluşmaktadır.

“Gözlerinde rehin kalsın gözlerim”

Bu haklı isyan sürdükçe
Ölenlere ağlamak usandırmaz insanı
Ama her gün aynı tonda
Gül-eme-mek bıktırır

Kalırsan
Muhasebecinin oğlundan çaldığım uçurtmayı
Uçuramadığım gökyüzünün masum rengini
Anlatırım sana

Gidersen
Şulesi mengeneye alınmış
Çoğul düşler diyarında
Kırık dal aryaları kucaklar seni

Şaşırırsın
Müphem bir karanlık cöker içine
Hiçbir (kapalı) mekanın yüzölçümü
Yeterince geniş değildir
(hayvanlar için bile)

Kalırsan ayakkabısının bağcıklarını
Sokakta bağlayarak eyleme koşan gencin
Hapishanede yazdığı şiirleri okurum sana

Gidersen
Yanağındaki elma şekeri sevinçlerin
Talan edilir haramilerce
Tavan arasındaki ilk patiğini bile
Anımsamaya firsatın olmaz

Yalnızlığın sana abanır
Sen halvet mekanlara abanırsın

“Sıfırın güneyi”

Kabustaki çığlıklardan geldim, sessizlikten
Buğulu aynalarda kanıyordu tükürdüğüm yüzüm
Gözlerim jiletin ağzında bir çift parıltıydı
Teşhisim: Arter kesesi

Sıfırın Güneyi

Rakı bu, başka bir şey değil
Onlara; Güney’in güney gülüşlü insanlarına
Kumral bir şelalenin döküldüğü boşluğun köpüğü
Gece; o gidiş gelişlerin seyrindeki sarhoş soluğum
Akdeniz’deyim, portakal kokulu sokakların uykusuzluğunda
Arayışla dalgınlık arası bir adam geziniyor adımlarımda

Oysaki kendi ucumu arıyorum çıldırasıya
Geri çeviriyorum mutlu olmanın kösnül anılarını
Kayaların ömründeki elması merak ediyorum
Dalgalarla sevişen kumsalın yetmezliğini aşka

Kaptırıp gidiyorum silik zamanın loş tünellerinde
Bir kadının aklımdaki adını, acılarını ve imzasını yırtıyorum
Beyazlara bürünmüş yörük kadını
Kilim gibi bakıyor alnıma vuran rüzgâra

Sesi düşünmeli ve iskele verilmeden atlamalıyım
Mükemmel olan hiçbir şey yok bu dünyada
Uzakları çağrıştırıyor nicedir deniz ve evler
Ahşap duvarlara çarpıp darmadağınık oluyorum!..

Paylaşın

Çiğdem Sezer Kimdir? Hayatı, Eserleri

6 Ağustos 1960 yılında Meliha Hanım ile şoför Tahsin Yurdagüven’in kızı olarak Trabzon’da dünyaya gelen Çiğdem Sezer, 1979’da mezun olduğu Trabzon Sağlık Koleji’nin ardından Ankara Gevher Nesibe Sağlık Eğitim Enstitüsü’nü (1986) bitirdi.

Haber Merkezi / 1979-1986 yılları arasında Yozgat’ta, Trabzon ve Ankara’da hemşirelik; 1986’dan sonra Sakarya’da Sağlık Meslek Lisesi öğretmenliği yaptı. 17 Ağustos 1999 depreminin ardından Ankara’ya yerleşti.

Evli ve iki çocuk annesi olan Sezer, ilk kitabı Kanadı Atlas Kuşlar’la 1993 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü’nü, ikinci şiir kitabı Çılgın Su ile Dünya Kitap Şiir Ödülü’nü (1993) kazandı. Bir Şehrin Hatıra Fotoğraflarından ile 1998’de Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü alan Sezer, Dünya Tutulması’yla da 2006’da Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’ne layık görüldü.

Çiğdem Sezer, araya romanlar ve başka çalışmalar girse de 1983’te Kıyı’da yayımlanan şiiri “Yıldız Kaydı”dan günümüze kadar şiire sadık kaldı. Şiiri, hep bir yenileşme, değişme ve gelişme halindedir; hem dil ve söyleyiş açısından hem de tematik açıdan zenginleşen bir seyirdedir. Fahrettin Demir’e göre; Sezer’in yaşama karşı duruşu edilgen değildir; yaşamı tanımaya ve dönüştürmeye dönük eylem önerisini şiirlerine yedirirken şiir poetikasının da ipuçlarını verir (2007, 104).

Kalbimin Kuzey Kapısı Trabzon (2007) ve Taş Beşiğim Hacıkasım (2011) adlı kitapları, doğup büyüdüğü kentle kurduğu ilişkiyi yansıtmaları yanında kent monografisi nitelikleriyle de dikkati çeker. Mavi Çayırın Kadınları (2013) romanı, göçle birlikte değişen kadın yaşantılarına eğilirken Trabzon’un sosyal dokusundaki değişimi de gözler önüne serer; roman, şiirlerinde kadınlık durumlarını da yansıtan Sezer’in eleştirel bakışının ürünüdür, denilebilir.

Halil Polat’la birlikte hazırladığı bir de ders kitabı (Epidemiyoloji) bulunan Çiğdem Sezer, 2011’den bu yana çocuklar ve gençler için de kitaplar yayımlamaktadır.

Paylaşın

Çağdaş Keçeci Kimdir? Hayatı, Eserleri

4 Mayıs 1973 yılında Amasya’da dünyaya gelen Çağdaş Keçeci, Amasya Atatürk Lisesi mezunudur. Çalışmalarını Kayseri’de sürdüren Çağdaş Keçeci, ilk şiirleri 1994’ten itibaren yerel gazetelerde yayımladı.

Haber Merkezi / 2000 yılından itibaren şiir ve denemeleri Varlık, E-2000 Şiir Yıllığı, Milliyet Sanat, Gösteri, Papirüs, Islık, Akatalpa vd. dergilerde yer aldı. Varlık dergisince düzenlenen 2000 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülünde Ok adlı dosyasıyla övgüye değer bulundu. 

2001’de Elma Ağacında Unutulmuş Zaman adlı yayımlanmamış dosyasıyla, Hatay Restaurant’ın Cemal Süreya anısına düzenlediği Hatay Şiir Ödülünü kazandı. 1992 yılından itibaren resim sergilerine katılmaya başladı. Şiirlerinin bir bölümünü Sevda ve Nem (2001) adlı ilk kitabında topladı.

“Acılarımın özel bir adı yok”

Ramis Dara’ya

Acılarımın
Özel bir adı yok.
Şarkılarım hiçbir yola benzemez.
Gidişsiz ve dönüşsüz …
Ne yaman şarkılarım,
Kararı yok.

Sözü ikide bir uzatmanın
Bir mantığı yok.
Güne ayrı bir kapı açmanın,
Gecesiz ve sessiz…
Aşkı kalpta bekletmenin
Uzağı yok.

Ne yaşadın
İşte o, her şey!
Algı ile sınırlı ‘susunuz’un hepsi
Ve gül’ün yanındakilere tarif edemediği:
Ölüyü yaşarken öldürmenin
Yasağı yok.

Acıyan denizlerim
Kimseyi ilgilendirmiyor.
Zaten öldürmekle ve gömmekle meşgul
Benim tanıdıklarım.
Ki, hayatımızda dolaşan tüm kaldırımların ve kapıların,
Hüzün ile yağan gözyaşlarının
Ve insanların,
Burda bir atağı yok.
Sanki hep dağlar suçlu ve sanki ötekilerin,
Bunda bir payı yok.

“Devredilmez bir yangın”

Sen ki korkunu yen, cesaretle atıl suya
Güller gibi adımla sonu gelmez bu yangını

Zor kışlardan ders al, gürültüye aldırma
Arşın arşın geç istersen altedilmez bu yangını

Bir biçimle kendini bul, bağışlan ibretlerden
Ölüm gibi birden durdur sabredilmez bu yangını

Ardarda bir göçü hep resimlerde yaşa
Bir sevecenlikle kaldır sonra affedilmez bu yangını

Sancıları unut ki, çarelere yol al böyle
Sorgusuz verme kimselere devredilmez bu yangını

“Yalnızlığım izin vermiyor”

Yalnızlığım izin vermiyor
Dışarı çıkmama
Dostlarım birikmiş
Bana özlemle
Hayatım çalınmış
Harhangi bir insan
Alıp götürmüş
Bilmem şimdi ben
Kimbilir kimde

Şarkılarım vardı-ezberimde
Şimdi yok
Kağıtlarım vardı
Yalnızlığın biriktiği yerde
Kağıtlarım çalınmış
Herhangi bir zaman
Yırtıp bırakmış
Bilmem o kağıtlar
Şimdi kaç tane

Paylaşın

Dursun Özden Kimdir? Hayatı, Eserleri

1950 yılında Niğde’nin Ulukışla İlçesine bağlı Beyağıl Köyü’nde dünyaya gelen Dursun Özden, ilkokulu köyünde, ortaokulu Ulukışla’da okuyan yazar 1970 yılında Niğde Lisesi’ni bitirdi. İşletme ve Jeodezi eğitimi aldı ve Anadolu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler bölümünü bitirdi.

Haber Merkezi / Özden, çeşitli gazete ve dergilerde metin yazarlığı, editörlük ve gezi yazarlığı yaptı ve bazı televizyon kanallarında gezi programı hazırlayıp sundu. Belgesel film danışmanlığı, metin yazarlığı, senaristlik, yönetmenlik ve yapımcılık yaptı.

İstanbul Haber Ajansı, Anadolu Ajansı, Milliyet Haber Ajansı, Doğan Haber Ajansı, Politika, Milliyet, Cumhuriyet Gezi, Azernews, Daily News Travel ve Bizim Gazete’de çalıştı. Özden; Uluslararası Turizm Yazarları ve Gazeteciler Federasyonu (FIJET), Türkiye Yazarlar Sendikası, Dünya PEN Yazarlar Merkezi üyesi, Türk-Arap Bilim, Kültür ve Sanat Derneği (TASCA) kurucu üyesi, Belgesel Sinemacılar Meslek Birliği Denetim Kurulu Başkanlığı yaptı.

BESAM, İLESAM, Basın Konseyi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi olan Özden, “Yoleri Yapım” şirketi adına, dış yapımcı ve yönetmen olarak çalıştı. Barış, iklim değişikliği, ekolojik denge ve çevre araştırmaları, Anadolu Su Medeniyeti, Uygur Karızları, Göbeklitepe Su Medeniyeti, Zemzem Mucizesi, Deylem’den Dersim’e, Sibirya Müslümanları, Fidel Castro’nun Atatürk’ü, Afrika’nın Renkleri, Şaman Kültürü, Lavanta Moru, Mübadele Acısı vb. araştırma ve belgesel çalışmaları süren yazar halen milliyetblog.com, sonmedya,com.tr, turizminsesi.com, ekonomidunya.com, dursunozden.com.tr sitelerinde köşe yazarlığı yapmaktadır.

İlk şiiri “Yayla Düşü”, Kurtuluş Dergisi’nde 1 Eylül 1970’te yayımlanan yazar 1976 yılında “Merhaba Komşu” başlıklı denemesiyle Sofya Radyosu Türkçe Yayınlar Servisi’nin özel ödülünü kazandı. “Güle Güle” adlı öyküsü 2000’de Zeki Öktem tarafından beyaz perdeye taşındı. Kanayan Türküler’deki şiirleri Makedoncaya çevrildi.

Yazarın edebi hayatı boyunca aldığı ödüllerden bazıları şunlardır: Kurtuluş Dergisi, Dünya Barış Günü Şiir Ödülü (1970), Sofya Radyosu, Dimitry Blaguev Öykü Ödülü (1977), STFA, Kalifiye Teknik Eleman Başarı Ödülü (1989), Küba Guayasamin Vakfı, Latin Amerika Edebiyat Ödülü (1996), Ortadoğu Yazarlar Birliği, El Cahez Şiir Ödülü (1999), Aykırı Sanat Dergisi, 8. Ulusal Şiir Ödülü (2000), A. Biographical Institüte (ABI), Kültürel Araştırma Ödülü (2000), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Yerel Basın Ödülü (2001), Arap Haber Ajansları Birliği, Red Şiirleri Ödülü (2002), Tunus Turizm Bakanlığı, Altın Palmiye Ödülü (2003),

Azerbaycan Yazıcılar Birliği, Kılınç & Kalem Ödülü (2004), Suriye Turizm Bakanlığı, İpek Yolu Ödülü (2005), Çin, Uygur-Sinciang Eyaleti, Karız Enstitüsü Ödülü (2005), Mersin / Yenice Belediyesi, Dünya Barış Şiirleri Ödülü (2006), Rusya-Votkinsky Belediyesi, Çaykovisky Hemşehrilik Ödülü (2006), Azerbaycan Yüksek İlimler Akademisi, Türk Dünyası Araştırma Ödülü (2006), Malezya Turizm Bakanlığı, Pasifik Renkleri Ödülü (2007), Sudan-Uluslararası Afrika Kültür ve Araştırma Merkezi (ICAS), Kardeşlik Ödülü (2009),

Çin Halk Cumhuriyeti, Yazarlar Birliği Ödülü (2009), İran-UNESCO/ IHP, Qanat-Karız Araştırma Ödülü, (2012), Kar Dergisi, Gezi Edebiyatı Ödülü (2013), Rusya – Tuva, Dokuz Gök Şamanlar Birliği, Kam Ödülü (2014), Marmaris Kalımerhaba Kültür Merkezi, 1 Eylül Dünya Barış Günü Ödülü (2015), Osmaniye, Anadolu Halk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Belgesel Film Ödülü (2015), Konya Aydınlar Ocağı, Seyyah-ı Şaman Ödülü (2016), Ordu / Ünye Belediyesi, Yunus Emre Ödülü (2017), Ankara Üniversitesi- DTCF, Türk Dünyası Araştırma Ödülü (2018), Bergama Belediyesi Parşomen Ödülü (2018) aldı.

Kendini toplumcu, gerçekçi, sanatın içinde, Anadolu’nun yeni özgün şiir dilini yaratan biri olarak tanımlayan Özden; Çağdaş Evliya Çelebi, Modern Gezgin ve Seyyah-ı Şaman olarak araştırmalar yapmaya devam etmektedir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Doğan Ergül Kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Mart 1968 yılında Kars’ın Arpaçay İlçesinde dünyaya gelen Doğan Ergül, 2 Haziran 2007 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Ergül, üniversite öğrenimini Yıldız Teknik Üniversitesi bünyesindeki Mimarlık Fakültesi’nde Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde okuyarak tamamlamıştır.

Haber Merkezi / Doğan Ergül, mezuniyetinden sonraki süreçte ilk kaleme aldığı şiirleri, Şiir Oku Dergisi içerisinde yayımlatmıştır. Ergül’ün kaleme aldığı pek çok şiir vardır ve bu şiirler, kelimelerin enteresan dizimi ile yazılmış kendine has bir üslupla kaleme alınmış şiirlerdir.

Genelde hece ölçüsü kullanmayan şair, son yılların daha çok tercih edilen ölçüsü serbest ölçü ile yazmaktadır. Farklı tarzda şiirler kaleme almış olan Ergül’ün en bilindik şiirlerinin yayımlandığı dergiler arasında şunlar göze çarpmaktadır: İskenderiye Yazıları, Şiir Oku, Üç Nokta, Başka, E, Öteki-siz, Islık, Akatalpa, Şiir Ülkesi, Sonra Edebiyat Dergileri…

Eserleri;

  • Aşkın ve Suların Öğleni, Babil Yayınları, 2005.
  • Uykulu Yağmur, Yitik Ülke Yayınları, Haziran 2007.

“Uyumun elleri”

uysal bir dili vardır zamanın
insan oradan başlar saymaya yangınını

şimdi eksik bir anlatı

bazen yaşarım
bir kağıda bakarak
beyaz bir gölgedir o
aklın oynadığı

yalan olduğumu bilseydim
daha önce unuturdum kendimi

“Dağın kalbi”

sustu
dağın kalbi
bir boşluktan oyduğum

dağlar
gökyüzünde bir boşluğu doldurur
ve su yerle gök arasında bir yerdedir
şekil bundan doğmuştur

güz adını eski bir ağaçla değişti
içinden geçen çocuklar
göğü büyütsün diye

sudan otlara uzanmış
bir çift el
atları büyüten

bundan
nehirler sabah
duttan ve kirazdan

sustu
dağın kalbi
bir boşluktan oyduğum

“Bir şiirin son dizesi”

burada sabah akşam donmuş bir denizi taşlıyoruz
taşladıkça taşıyor deniz
çocuklar oyunda hile yapan arkadaşlarına ceza olarak bir parça bu
denizden
veriyorlar
akasyalar ve barbunlar bir aradalar
ortaçağ anlatıları satıyor uzun yol şoförleri
mola yerlerinde…
durup ay’a bakıyor kediler ve köpekler
dolunay akşamları…
mardinli bir gece istiyor aşıklar haftaiçleri
ve haftasonları italyan rönesansı hakkında konuşuyorlar …
mahalle bakkalı yaşlı adam boyuna bir ağacı yontuyor anlıyoruz ki aşk
soyunan bir şehirdir
susuyor ve balkanlar ve ötelerinde yazılmış
bir şiiri söylüyoruz ege ağzıyla…
kadınlar geçen kıştan,
kardan sözediyor şiirin sonunda
anlıyoruz ki erimek eski bir şiirin son dizesidir
atları içeri çekiyorum ve üstünü onlarla örtüyorum
şimdi daha serin terliyorsun
bu iyi bir mevsim gibi geliyor sana
ben dolu vurmuş bir tarlada üstüm başım ay
bir filmde oynuyorum… tanışmamışız daha!..
kalçalarını istiyorum denizi geçmek için….

Paylaşın

Dinçer Sezgin Kimdir? Hayatı, Eserleri

16 Haziran 1939 yılında İzmir’in Torbalı İlçesinde dünyaya gelen Dinçer Sezgin, 19 Ocak 2010 yılında İzmir’de hayatını kaybetti. Doğançay Mezarlığı’nda defnedildi. Karşıyaka Belediyesi bir parka Dinçer Sezgin adını verdi.

Haber Merkezi / 1956’da Çanakkale Öğretmen Okulunu, 1959’da Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirdi. Bir süre edebiyat öğretmenliği yaptı. 1966’da TRT’ye prodüktör olarak girdi; radyo ve televizyon için pek çok program ve dizi hazırladı, çocuk oyunları yazdı. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinde köşe yazıları yazdı. 1995’te TRT’den emekli oldu.

İlk yazısı Tekerlemeler 1959’da Türk Dili dergisinde çıktı. Yazılarını Varlık, Türkiye Yazıları, Sanat Olayı, Gösteri, Türk Dili, Sanat Rehberi ve Düşlem dergilerinde yayımladı.

1971 TDK Radyo Televizyon Dil Ödülü; 1984 İzmir Kültür Sanat Vakfı Öykü Ödülü; 1993 Yunus Nadi Röportaj Ödülü; 1994 Çankaya Belediyesi Öykü Ödülü; Son Yazı ile 1998 Televizyon ve Tiyatro Yazarları Derneği Ödülü’ne değer bulundu.

Dinçer Sezgin, hikâyeleri, şiirleri, denemeleri ve köşe yazıları ile okuyucularına sanat ve edebiyattan politik sorunlara, toplumsal olaylara kadar geniş kapsamlı bir yazı çerçevesi sunuyor. Yazdığı eserlerinde hüzün ve umut, başlangıçlar ve bitişler bir aradadır.

Ona göre şiir; duyumsatan bir olaydır, anlatan bir şey değildir. Bir şiir, düzyazı gibi yazılmış olsa bile, içinde tufanlar yaratan imgeleri yoksa, o zaman o, şiir değildir ilkesini de eserlerine yansıtmıştır.

Şiir uzamaya başladığı zaman işin içine hikâye girecek gibi bir korku taşıyan Dinçer’in şiir kitaplarında; kısa şiirler daha belirgindir. Ona göre şiir; duyumsatan bir olaydır, anlatan bir şey değildir. Bir şiir, düzyazı gibi yazılmış olsa bile, içinde tufanlar yaratan imgeleri yoksa, o zaman o, şiir değildir ilkesini de eserlerine yansıtmıştır.

Paylaşın

Dilek Değerli Kimdir? Hayatı, Eserleri

1961 yılında Konya’da dünyaya gelen Dilek Değerli, Orta ve lise eğitimini Konya Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni bitirdi. Aynı üniversitede yüksek lisans yaptı.

Haber Merkezi / Doktorayı yarıda bıraktı. Mesleği olan mimarlıkla edebiyat ve resim çalışmalarını yıllarca bir arada yürüten sanatçı son yıllarda yalnızca edebiyat ve resimle uğraşmaktadır. 2006 yılında Salyangoz İzi adlı şiir kitabı ve Anne Sexton’ın şiirlerinden çevirdiği Kilitli Kapılar adlı kitabı Artshop Yayınlarınca yayınlandı.

2007 yılında Emily Dickinson’ın şiirlerinden çevirdiği Gizli Cennet ve Emily Dickinson’ın mektuplarından çevirdiği Tutku Denizi Artshop Yayınlarınca, Baudelaire’in hayatı ve sanatıyla ilgili Bulutlar Prensi Baudelaire adlı inceleme kitabı, Amy Lowell’ın şiirlerinden çevirdiği Yıldızların Aşkı adlı kitabı, Anne Sexton’ın Kilitli Kapılar (2. basım) adlı kitabı ve Gece Kelebeği adlı ikinci şiir kitabı Çekirdek Sanat Yayınlarınca yayınlandı.

Şiirleri, yazıları ve çevirileri Simge, Onbir Sanat, Sahafın Keçisi, Ç.N., Berfin Bahar, Akademi Gökyüzü, Mavi Ada, Çerçevesiz Sanat gibi çeşitli dergilerde yayınlanmaktadır. Sahafın Keçisi, Ç.N.(Çevirmenin Notu), Çerçevesiz Sanat dergilerinin yazı kurulunda yer aldı. Edebiyatın çeşitli dallarında ürün veren Dilek Değerli’nin resimleri de çeşitli galerilerde sergilenmektedir.

“Gece kelebeği mezarlığı”

Özlem, kokuya
deniz, göle dönüşür,
gece kelebekleri mezarlığı yatar
güneşin arka bahçesinde.
Onca akrep akın ederken
bulut çağlayan kalbine,
cesetler akar kan revan
gözbebeklerinin bıçağından.
Kabuklarını sıyırmadan önce
suskun rüzgârın kollarında
giyinir ay ışığı kefenini.
Bir ateş yakar yapraklarından
ziftli yaranın kanını içer gibi
içer gecenin özsuyunu
onu öldüreceğini bile bile
içer azgın geceyi.

İpleri kesik artık uçurtmaların
insan yiyen otlar çıkar
göldeki sandalından.
Ruhu rüzgârın ıslığında bir ney
kalbi ise soluk bir kan-taşı olur.
Balıklar uyanır kırmızıyla
çanların yorulduğu
dağdaki mezarında.
Ağaçlar bir çingene ateşi yakar
ruhunun lacivert şarkısında.
Boğanın sırtındaki Kızılderili
özlem ateşini içe içe
geçer kırmızının yangınından.

“Geçiş”

İki dağ arası hayat.

Geçiş köprüden ya da sudan…
Kurbağaları güneşe bırakıp
gökyüzünden geçmeye kalkışan
uçarı bir nehirdi aşk.
Rüzgâra konan damla mıydı tutku?
Yağmurun evini arayan ateş miydi şüphe?
Kırık sesli tozlu plakların ortasına düştü
karıncalanan aşkın ayetleri,
söndürdü dağın içindeki arzuyu.
Hüzün düğümünü açınca,
silkeledi aşk, düşlerini ağacından.

İki bulut arası ölüm.

Fırtınanın oyduğu mağaraya
definelerini gömerken aşk kuşu
büyülü bir dizenin harflerini
kokluyor sanki.
Fısıldıyor uçmanın ve
bulutta durmanın sırrını
dallarından kaçmaya hazır
gezgin bir mevsim gibi.

“Kanat”

Ruhunu yıkayan mermer serinliğinde
ipek mendilimle
sildim kadınların göğüslerinden akan kanı,
sildim damlayan asitli anıları.
Müziği bir kutuya hapsetmek yerine
dinledim, dinledim, bitirdim çinko notaları.
Mürekkep balığı gibi püskürttüm
içime yapışan yengeç sözcükleri
Püskürttüm karanlık geçitlerimden
geçemeyen tedirgin trenleri.
Evinden kaçan salyangoz,
denizin nefesini getirdi kulağıma.
Kelebek titreşimli
kemik kadar dayanıklı
deniz çiçeği açtı
kalbimdeki yeşil kayada.

Bedenim dar geldi ruhuma
çıkardım kılıfımı.
Ayaklarımı  uçuruma fırlattı rüzgâr,
saydam bir kanat getirdi
düş ve renk suyunda ıslanmış.
Fırtınaya teslim olan bir yaprak gibi
tozlarımı silktim karlı dağlarda.
Kendi büyümü yaptım
iki tutam okyanus tuzu, bir çöl serabı
iki pamuk bulut, bir tutam yanardağ lavı.

İçimden geçti sessiz kanat.

Paylaşın

Didem Madak Kimdir? Hayatı, Eserleri

8 Nisan 1970 yılında İzmir’de dünyaya gelen Didem Madak, 2011 yılında kolon kanserinden dolayı yaşama 41 yaşında veda etti. Henüz 12 yaşındayken annesi Füsun Madak’ı kanser sebebiyle kaybetti.

Haber Merkezi / Bu onun hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Annesi hayatında ve şiirlerinde yer alan en önemli olgu olmaya devam etti. Didem Madak lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Üniversite hayatına Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinde devam etti.

Didem Madak lise yaşamından sonra üniversitede hukuk öğrenimi görürken aynı okulda okuyan erkek arkadaşı ile evlendi ve okulunu yarıda bıraktı. Birkaç yıl sonra ayrıldılar. Bu sıralarda ilk kez yazmaya başladı. Annesi Füsun’a duyduğu özlem yazma isteğini perçinledi ve devam etti.

Bir bodrum katında yaşadığı dönemde Grapon Kâğıtları kitabında yer alan şiirlere imza atmıştır. Bu sıralarda çıkan bir afla okuluna geri dönmüş, aynı zamanda tasavvufla ilgilenmiştir. Hukuk fakültesinden mezun olmuş ve sonra Ah’lar Ağacı’nı yazmaya başlamıştır.

Şiirlerini çok beğenen kız kardeşi Didem Madak’a bir yarışmadan ve ödülünden bahsederek şiirlerini bu yarışmaya göndermiştir. Bu ödülü kazanan Didem Madak’ın hayatında yeni bir sayfa açmıştır.

Ayrıca ‘Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım’ adlı şiiri ‘New European Poets’ antolojisinde Türkiye’yi temsil etmiştir. Şair olma hevesinde olarak değil, yalnızlık ve annesine duyduğu özlemle baş edebilmek için yazmıştır.

Eserleri;

Grapon Kâğıtları (2001)
“Ah”lar Ağacı (2002)
Pulbiber Mahallesi (2007)

Ödülleri;

İnkılâp Kitabevi Şiir Ödülü (2000)

Paylaşın