Talip Apaydın kimdir? Hayatı, Eserleri

1926 yılında Ankara’nın Polatlı İlçesine bağlı Ömerler (Omarlar) Köyü’nde dünyaya gelen Talip Apaydın, 28 Eylül 2014 yılında hayatını kaybetti. İlk eğitimini Beypazarı’nda yaptı. Daha sonra Çifteler Köy Enstitüsü (1943) ve Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı.

Haber Merkezi / İlk şiir ve hikâyelerini Köy Enstitüleri Dergisi’nde yayınladı (1945-1946). 1948-1950 yılları arasında Yücel, Varlık, Edebiyat Dünyası, Fikirler, İmece, Yeni Ufuklar vs. gibi dergilerde çıkan hikâyelerinden sonra romancılığa başladı.

Köy Edebiyatı akımının temsilcileri arasında yeraldı. İlk romanı Sarı Traktör ile tarımda makineleşme konusuna bir umut olarak yaklaştı. Yarbükü’nde ise köylüler arasında toprak ve su paylaşımı ile ilgili çekişmelerin olduğu zorlu yaşam koşullarını anlattı.

Öykü ve romanlarında doğa betimlemeleri ve insan ilişkilerini tüm doğallığı ile yansıttı. Anı, oyun, çocuk edebiyatı türlerinde de eserler verdi. Eserlerinde Yaşar Kemâl, Kemâl Tahir ve Orhan Kemâl’in etkisi görülür.

Eserleri;

Hikaye; Ateş Düşünce, Öte Yakadaki Cennet, Kocataş, O Güzel İnsanlar, Yolun Kıyısındaki Adam, Duvar Yazıları, Yangın, Kökten Ankaralı, Hendek Başı, Hem Uzak Hem Yakın, Sıra Dışı Öyküler, Öykülerle Çizgiler, Biz Varız,

Roman; Sarı Traktör, Yarbükü, Emmioğlu, Ortakçılar, Ferhat ile Şirin, Toprağa Basınca, Define, Yoz Davar, Toz Duman İçinde, Tütün Yorgunu, Kente İndi İdris, Vatan Dediler, Köylüler

Şiir; Susuzluk, Kırsal Sancı

Hatırat; Bozkırdaki Günler, Karanlığın Kuvveti, Köy Enstitüsü Yolları

Tiyatro; Bir Yol

Radyo Tiyatrosu; Yapılar Yapılırken, Otobüs Yarışı (Basılmadı)

Ödülleri; Tütün Yorgunu, 1976 Madaralı Roman Ödülü, Köylüler, 1992 Orhan Kemal Roman Armağanı, Yapılar Yapılırken ve Otobüs Yarışı, 1975 TRT Radyo Oyunları Sanat Ödülleri

“Aşk iklimi”

On sekiz yaşın nisan günleri
Dünya bir kızın gözlerinden ibaret
Hayat bir tas su içimi
Ne zaman oldu aklımda yoktu
Yağmurlar yağdı hatırladım
Yayıldı içime aşk iklimi

Toprak kokusu bu muydu
Böyle miydi benim insanlarım
Ben hiç yoruldum mu severken
Ah bu uzak ses kimin
Şüpheniz olmasın şimdi bile
Düşüp ardına gidebilirim

“Bencil”

Bencillik en çürük yanımız
Her an çeker paçamızdan
Sıfır noktasına indirir bizi
Atlayıp geçersek ne iyi
Yoksa hiç olup kalırız

Gözümüz kör, kulağımız sağır
Susar içimizdeki insan sesi
Nice güzelliklere duyarsız
“Rab bana, hep bana”
Arsız otlara benzeriz

Hele kimilerini gördükçe
İnsanlığımızdan utanırız
kimbilir belki de
Silkinip bir güzelce
Pisliklerden arınırız

Paylaşın

Tamer Gülbek kimdir? Hayatı, Eserleri

1965 yılında Ankara’da dünyaya gelen Tamer Gülbek, 1983 yılında Kuleli Askerî Lisesi’ni ve 1988 yılında Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı yıl Kuleli Askerî Lisesi’nde İngilizce öğretmenliğine başladı. 1995 yılında Marmara Üniversitesi İngiliz Dili Eğitimi Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı.

Haber Merkezi / Daha sonra İzmir Maltepe Askerî Lisesi’nde ve Ankara’da Kara Harp Okulu ve Bando Meslek Yüksek Okulu’nda öğretmenlik yaptı. 2012 yılında TSK’dan emekli oldu. 2013 yılında Cambridge Üniversitesi’nin CELTA Programı’nı İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde tamamladı. 2013 yılından beri İzmir Ekonomi Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu’nda okutman olarak çalışıyor. İzmir’de yaşıyor; evli.

İlk şiiri 1998 yılında Varlık dergisinde yayımlandı. Şiirleri, şiir üzerine yazıları, çevirileri ve söyleşileri Akatalpa, Bahçe, Bireylikler, Dize, E, Eliz Edebiyat, Heves, İle, İnsan Şiir Defteri, İz’im Sanat, Kavram Karmaşa, Kitap-lık, Kül, Ludingirra, Mahfil, Mühür, Öteki-siz, S’imge, Son Yeni Biçem, Şiiri Özlüyorum, Uç, Varlık, Virgül, Yeni Biçem vb. gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı.

Yapıtları; Şiir: Zefiran, Suda Tuhaf Hareketler

İnceleme, Eleştiri; Şiirle Tutulan

Çevirileri; Alfred Lord Tennyson, Enoch Arden

Ödülleri; “Suda Tuhaf Hareketler” adlı dosyasıyla 2001 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü aldı (Ödülü Hüseyin Peker’le paylaştı).

“Morg Cüzdanlarında İntihar”

ben yalnızca karşıya geçiyordum

sıvıların beyaz kuvvetini denemekten
ve algının salıncağını seslemekten geliyordum

birilerini buluyor
birilerini bulamıyordum

birilerini kovalıyor
birilerini kaçırıyordum

kumar-üstü bir gatsby gibi
yalnızca karşıya geçiyordum

emniyet baykuşunu unutmuştum bakışımda
dikkat komplosunu kurcalayan bir timsahtım

bir morgdan sıyrılarak
bir başkasına kaptırıyordum gölgemi

aslında yalnızca karşıya geçiyordum
takas ederek yüzümü
ve gözümü
görüş makinesinin metresiyle

iki doğu çıkıverdi önüme
ki iri ve caydırıcı kalyonum
yelken indiriverdi merhametine yokluğun

öyleyse soyun beni demedim ki
öyleyse düşürün arasına varlıkla yokluğun

ben yalnızca karşıya geçiyordum

geçerken kayıtlarına lodosun
morg cüzdanlarında bir intihar.

“Cılız Trenler İçin”

1.

köpükte kaybolmuş bir küvetten bakmak
şehrin terleyen yollarına
kafkalı bir şatodan bakar kadar.

2.

yeniden geldiğim tren hafızasıyla
birlikte yürüyoruz o eski notları
takvimler felsefeden mor.

3.

susuyoruz orada bir yılbaşı sabahını
üç beş çabukluk da silinip
denizde yalpalarken bir duvar.

4.

yanağını gülüşlere dayamış
tırpan şokları yaşarken sen
yerde bir tren iskeleti.

5.

bir kül şarkısı söylüyor kadın
kazarak tülbentten bir tüneli
eski bir kitabın cılız trenleri için.

6.

başka keşiflere bakıyorum sesli bir vazoyla
uzaktaki hafızasına bakıyorum ölülerin
çocukluğumda kaç kez serin kafka çarşafları.

Paylaşın

Taner Baybars kimdir? Hayatı, Eserleri

18 Haziran 1936 yılında Lefkoşa’da dünyaya gelen Taner Baybars, 20 Aralık 2010’da kansere yenik düşerek hayatını kaybetti. Tam adı Taner Halil Fikret Baybars’dır. Baybars’ın Çocukluğu, babasının mesleği nedeniyle Kıbrıs’ın Vasilya ve Minareliköy başta olmak üzere çeşitli köylerinde geçti. İlköğrenimini Minareliköy’de, orta ve lise öğrenimini Lefkoşa Türk Lisesi’nde tamamladı.

Haber Merkezi / 1953 yılında lisenin kolej kısmından mezun oldu. Lefkoşa Havaalanı’ndaki Royal Air Force İngiliz askerî kitaplığında yaklaşık bir buçuk yıl (1954-55) çalıştıktan sonra İngiltere’ye gitti. Londra’da 1956 yılından itibaren British Counsil kitaplığında çalıştı. Kitap asistanı (1956-66), kitap sergi asistanı (1966-67), süreli yayınlar asistanı (1967-72), yurt dışı dergilerin planlamasından sorumlu başkan (1972-81), tasarım yapımı ve baskı bölümü memuru (1981-82) ve kitap tanıtım memuru (1938-88) olarak çalıştıktan sonra emekliye ayrıldı. Fransa’ya yerleşti. 1959-1977 yılları arasında evli kaldığı Kristin Hughes Stanton’dan Susila Jane adında bir kızı oldu.

Annesinin akşamları evlerinde köylü kadınlara roman okuması ve çocukluk arkadaşı İbrahim’in yaptığı resimler, edebiyata ve resme ilgi duymasına yol açtı. Lefkoşa Türk Lisesi’nde okurken Türkiye’den görevli giden şair İbrahim Zeki Burdurlu’nun öğrencisi olması edebiyata yönelimini artırdı ve liseyi bitirir bitirmez Mendilin Ucundakiler (1954) adlı ilk ve tek Türkçe şiir kitabını yayımladı. Çardak, Hisar, Yeditepe, Kıbrıs Postası gibi dergilere deneme, öykü ve çeviriler yazdı. İlk dönem eserlerinde Kıbrıs kültürünün izleri vardır.

İngiltere’ye gittikten sonra eserlerini İngilizce ve Fransızca olarak yazmaya başladı. Şiir ve roman yazmanın yanı sıra, Türk edebiyatının İngilizce konuşulan ülkelerde tanınması için, çeşitli Türk şairlerinden çeviriler yaptı. Nazım Hikmet’in şiirlerini Selected Poems of Nâzım Hikmet (1968, ABD), The Moscow Symphony and Other Poems by Nazım Hikmet (1971, ABD), Poems by Nazim Hikmet The Day Before Tomorrow (1972) başlıkları altında İngilizce olarak kitap hâlinde yayımladı. Nasreddin Hoca fıkralarından çeviriler yaptı. Talat Sait Halman ve Osman Türkay ile birlikte, Türk şiiri özel sayıları hazırladı. Çocukluk anıları ve şiirleri Türkçeye çevrildi. Amerikan çocuk edebiyatından Ezra Jack Keats (1916-1983)’in iki çocuk kitabını (Snowy Day, Peter’s Chair), Karlı Bir Gün ve Peter’in Sandalyesi adıyla Türkçeye çevirdi.

Edebî faaliyetlerini çok farklı alanlara yaymış olsa da üretken bir şair ve yazardı. Çalışmalarının büyük bir kısmı yayımlanamadan dosyalar hâlinde kaldı. Ölümünden sonra hakkında yapılan çeşitli proje ve akademik yayınlarla tanınırlığı artmaya başladı. Mal varlığının bir kısmı İngiltere’deki “The Society of Authors” (Yazarlar Birliği) adlı kuruluşa bıraktı. Bu gelir, her yıl fantastik çocuk edebiyatı kategorisinde başarılı bulunan yazarlara, Taner Baybars ödülü olarak verilmektedir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Tarık Günersel kimdir? Hayatı, Eserleri

27 Haziran 1953 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Tarık Günersel, Kadıköy Maarif Kolejinde okurken kazandığı AFS Uluslararası Bursu ile liseyi ABD’de bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. İngilizce öğretmenliği ve çevirmenlik yaptı.

Haber Merkezi / 1982-86 yıllarında Aramco Suudi Arabistan’da çalıştı. Gülseli İnal ile “Şiir Uzayı Labratuarı”nı kurdu. 1991 yılında dramaturg olarak İstanbul Şehir Tiyatrolarına girdi. Tarık Günersel, tiyatro oyunculuğu yanı sıra çok sayıda film ve dizide de rol almıştır.

Şiirleri 1976’dan itibaren Birikim, Oluşum, Varlık, Adam Sanat, Sanat Olayı, Gösteri, Adam Öykü, Sombahar, Yeni Biçem, Milliyet Sanat, Ludingirra, Yazko-Edebiyat vd. dergilerde yayımlandı. Bazı şiirleri Kanada, Amerika ve Fransa’da yayımlandı. Görsel şiir, somut şiir ve lettrist şiir örnekleri verdi. Talat Halman, World Literature Today’de onun “getirdiği yenilikler edebiyatın kurulu düzeni tarafından direnişle karşılan”dığını yazdı. PEN Yazarlar Derneği ile Edebiyatçılar Derneği üyesidir.

Eserleri; 

Şiir; Otmopili’de Akşam, Planlar Kalıntı Olduğu Zaman, Muhafızgücü: 1 Hayalgücü: O (şiirler ve yazılar), Zaman Denen Oyuncak

Aforizma: Uzay Bilinci 

Anı: Değişen Suudi Arabistan, Kumlaşmak: 12 Eylül Dönemi, Aramco Arabistan Anıları

Oyun: Ali Baba ve Kırk Haramiler (opera metni), İtiraf; Büyüsayar, Mim Oyunları, Mavi Nokta Oratoryosu Librettosu, Yaşasın Delilik, Yarım Bardak Su

Öykü: Bir Geçiş Toplumu, Bedenlere İnanır mısınız?

Çeviri: Godot’yu Beklerken (S. Beckett’ten), Popcorn (B. Elton’dan), Mr. Peters’ın Bağlantıları (A. Miller’dan)

“Günbatımı”

Ciğerlerimde Chicago’nun kara endüstri tozları hâlâ,
yolun sonuna doğru otobüsün dinç bir mart sonu
buğulu penceresinde kırmızı kanaryalar gördüm;
ufukta oynaşarak yitiyorlardı.
Dudaklarında ilkyaz tohumlarıyla delikanlı bir yel. Yorulan kanatlar, durulan gökyüzü.

bu günbatımında bir İstanbul eksikti.

ne demek istanbul eksik olur mu öyle şey
olur mu siz söyleyin serseri yağmurlar zehir
yağmurları umut açları ikiyüzlü topraklar siz
söyleyin biç eksik olsun olur mu İstanbul

gitmeli gidip getirmeli
gidip görmeli işitmeli dokunmalı tatmalı
koklamalı duymamalı
gidip sarmalı uzanan dost kollar ve
minareleri ve yoksul tepeleri
boğaza karşı ayılıp
bağıra bağıra ağlamalıyım

gözaltlarımda Chicago’nun korkak intihar rengi.
gitmek istiyorum.
anamın bereketli ellerinden öpmek istiyorum.
ilkyaz Sheboygarı’a nazlandı bu yıl;
Hasret beni bağlamadı hiç bu kadar.

“Kutlama”

Kutlarım; başardın
Doğum sancılı oldu
Doğurdun yokluğumu
Kutla, uzak bir odada
beni unutuşunu

Kutla beni: elimden geleni yaptım
Yıpranma diye; baktım
Uzaklaşıyordu sesin; bıraktım

Kutlayalım birbirimizi; başardık
İşte her şey normal şimdi
Yağmurda belirsiz bir yara izi

Paylaşın

Tayyibe Atay kimdir? Hayatı, Eserleri

30 Mart 1951 yılında Bolu’ya bağlı Kandamış Köyü’nde dünyaya gelen Tayyibe Atay, ilkokulu aynı köyde bitirdi. Altı yıl eğitim veren “İlköğretmen Okulu”nda yatılı okudu ve 1968 yılında mezun oldu. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Önlisans programını tamamladı.

Haber Merkezi / Öğretmen olarak değişik okullarda çalıştı. 1996’da emekli oldu. Halen Bolu’ya bağlı Mudurnu ilçesinde yaşamakta olan Atay, evli ve ikisi kız, üç çocuk annesidir.

Şiire, öğretmen okulu yıllarında başladı. Şiirin yanı sıra öykü, deneme, eleştiri türünde de ürün verdi. Şiirleri ve yazıları Varlık Yıllığı, Hayal, Güney Sanat, Berfin Bahar, İzedebiyat yıllığı, Ereğli (Karadeniz) Posta gazetesi gibi gazete ve dergilerde, ayrıca İmgenet, Düşle Edebiyat, İzedebiyat gibi internet dergilerinde yayımlandı.

Çoğunlukla kadın ve aşk konularını işleyen Atay, Kadın yazarların az olduğu bir ülkede, duygu ve düşüncelerini, şiirin ruhunu okşayan, elleyen tarafıyla anlatmaya çalıştığını, şiirlerinde Aşk ve kadının dirilen, başkaldıran ölüler olduğunu ifade etmektedir.

“Aç Bağrını”

gün olur susar ayrılığın acısı
buğulanır yatak / yanar su…
alevinde
aşka dinelir toprak,
yayılır kantronların kokusu…

anladım
bu rüzgar durmayacak
aç bağrını / tenin karışsın lodosa…
bilsen,
ne zamandır yıkanmadı saçlarım!
bahar geliyordu alçaklara
sen dağlardaydın / apak…

şimdi güz zamanı
ağaçlar sarardı sararacak…
nerdeyse
ateş donacak gece ayazlarında…
ve ben,
çok üşüyorum birtanem!
ellerin çıkagelse kırağılarda
ellerimi yakacak…

“Açılır Uçuğum”

bazen,
bir söğüt dalısın / incecik…
koyverirsin yaprağından gümüşleri
sulara…
bundandır yakamozlardaki güzellik,
bundandır yıkanan serçedeki sevinç…

bazen,
ayın ve yıldızların kırpık saçlarında
bir avuç telli duvak gibi
sarkarsın geceye…
ellerinde gonca gül / çiy taneli!..
seyre dalar gözlerim / yatağım…
kanayan yaralarım kapanır bir bir..
ve
açılır uçuğum / dudağımdaki..

bazen,
bir yosun topağısın taşlardaki…
en yeşilinden,
en uçurumundan alıp
sulara bırakırım seni!..
sevinir balıklar,
saçlarını tarar sazlar,
koyverdiğin gümüşler gelir geri…
arasında parmaklarım var!…

seni,
söğüt dalına benzetişim
boşuna değil ki! / tarifi yok!..
sularda salınışın yüreğime dokunuyor!…
hasretim çoğalıyor…
gözlerim dalıyor…:
nehirler kadar uzun,
yollar kadar çok…
anlatamıyorum ki!…

sulardaki şavkına mıhlanıp kaldım
alacaksan al beni
dayanamıyorum ki!…

“Ah Sevgilim!..”

ah!..sevgilim…
açlığımı bastıran bir dilim peynir misali
takılırsın gönlümün çatalına…
seni sevmek yada gitmek adına /
çaprazına düşerim alınyazımın…
iki yönlü trenler geçer üstümden /
aynı yöne giderler sonra
biliyorum / orada sen varsın.

ah!…sevgilim…
iki yataklı sular gibi akarsın hayatıma
biri tenindir/ dayanamadığım
biri gölgen / ayrılmazım-belalım!…
sesler susunca / yalnız kalınca yani
canlanır / gecelerime
nevruz ateşleri yakarsın…

ah!…sevgilim…
yüreğim makaslanır bakışında /
yıldız olur/ kayarsın…

Paylaşın

Tekin Gönenç kimdir? Hayatı, Eserleri

8 Mart 1933 yılında Sivas’ın Yıldızeli İlçesi’nde dünyaya gelen Tekin Gönenç, 17 Mayıs 2020 yılında hayatını kaybetti. Gönenç, orta öğrenimini 195o yılında Sivas Lisesinde, yüksek öğrenimini 1955 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde tamamladı.

Haber Merkezi / 1968-1970 yılları arasında Amerika’da University of Michigan’da Psikofarmakoloji eğitimi aldı. Uzun yıllar yurtdışında değişik ülkelerde çalıştı. PEN, Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Dil Derneği, Besam ve MESAM Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği üyesi olan Tekin Gönenç halen İstanbul’da yaşamakta, edbiçalışmalarını Muğla Bodrum’da sürdürmektedir. 1998 yılında Kocaeli Üniversitesi Akademik Şiir Ödülünü Gönlü Güvercinli Kadın kitabıyla aldı. Hürriyet Gazetesi Anneler Günü Şiir Yarışmasında Anne şiiriyle ikincilik ödülü aldı.

İlk şiirini üniversiteye başladığı yıllarda yazan şairin şiirleri daha sonra sürekli olarak Varlık Dergisi’nde, zaman zaman Yeditepe, Yelken, Milliyet Sanat, Kitaplık, E. Dergisi, Edebiyat Eleştiri, Öteki-Siz, Kuzey Yıldızı, Üç Nokta, Budala, Yaşasın Edebiyat gibi dergilerde yayınlandı. Şiirlerinde; insanı bunaltan yalnızlık ve tükenmişlikten kaynaklanan umutsuzlukların ancak aşk ile üstesinden gelebileceğini işler.

İlk şiir kitabı Gönlü Güvercinli Kadın (1997), ikinci şiir kitabını Aşk Konuşur Bütün Dilleri (2002) yayınlanan şairin, şiirin yanısıra çeşitli sanat dergilerinde yayınlanan inceleme/gezi/anı yazılarını topladığı iki kitabı daha bulunuyor. Üç şiiri Milli Eğitim Bakanlığı’nca lise ders kitaplarına alınmış olan şairin bazı şiirleri İngilizce ve Fransızcaya çevrilmiş, bazıları da ünlü bestekarlarımız tarafından bestelenmiştir.

“Düşler Ve Kırıkları”

onlar sizdiniz bilmez miyim
sırtlanıp gölgelerinizi
nasıl da kanatlanıp gidiyordunuz
sadece baktığım kalıyordu
ardınızda sönüp kaybolan güneşinize

oysa gelseydiniz
en kırılgan yanlarınızla olsun
yaşama tutuna tutuna gelseydiniz
hiç durur muydum
çarpar giderdim geceye
bende biriken düş kırıklarınızı

çok bekledim
yoktunuz

usulca okşayıp akşamlarınızı
sesimi bırakıp gidiyordum
duymuyordunuz

“Ödünç Alkışlar”

siz değil miydiniz
gün olur yaşamdan alkışlar alırım diye
uysal bir tambur sesinden merdivenler kurup
olur olmaz şarkılara tırmanan

olur da içinden inci çıkar diye
yine siz değil miydiniz
denizlere küskün ırmaklarda
istiridyeler arayan

hadi çıktınız diyelim
peki nasıl ineceksiniz şimdi gerisingeri
karanfil kırıntıları serpe serpe çıktığınız
o hoyrat merdivenleri

Paylaşın

Tevfik Akdağ kimdir? Hayatı, Eserleri

29 Şubat 1932 yılında İzmir’de dünyaya gelen Tevfik Akdağ, 28 Eylül 1993’te İstanbul’da hayatını kaybetti. Tam adı Tevfik Fikret Akdağ olan şair, Maliyeci İhsan Akdağ ve Havva Hanım’ın oğludur. Ortaöğrenimini 1951’de İzmir İnönü Lisesinde tamamlayan Akdağ, 1958’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu.

Haber Merkezi / Küçük yaşlarda başlayan şiir tutkusu üniversite yıllarında da devam etti. İlk şiirleri 1952’den itibaren Mülkiye, Varlık, Ataç, Şairler Yaprağı, Yeditepe gibi dergilerde yayımlandı. Askerlik vazifesini tamamladıktan sonra İş Bankası ve Merkez Bankası’nın ardından uzun yıllar Akbank’ta müfettiş olarak görev yaptı, emekliye ayrıldı.

Akdağ, ilk şiirlerinden sonra ürünlerini Pazar Postası, Yelken, Yeditepe, Türk Dili, Ataç ve Papirüs dergilerinde yayımladı. Ankara’da yaşadığı yıllarda İlhan Berk, Turgut Uyar, Yılmaz Gruda, Tarık Dursun K., Muzaffer Erdost ve Orhan Duru ile 6 sayı süren (Ocak-Haziran 1955) Şimdilik adlı bir fikir ve sanat gazatesi çıkardı. “Gazetenin ilk üç sayısında sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü Tevfik Akdağ’dır”.

İkinci Yeni hareketi içinde ikinci planda da olsa adı geçen Akdağ, Asım Bezirci’ye göre ismi öne çıkan altı şair (T. Uyar, C. Süreya, E. Cansever, E. Ayhan, A. Oktay, Ü. Tamer) kadar bu hareketin kurulmasına, gelişmesine ve yayılmasına emeği geçen şairler arasında yer aldı.

II. Yeni tarzı şiirlerini 1968’de yayımlanan Lacivert Kanatlı Bir Kuştur Gece’de topladı. İkinci şiir kitabı Çıplak ve Sevinçle’yi uzun bir aradan sonra 1977’de çıkarır. İki bölümden oluşan bu kitabın ilk bölümünde ilginç bazı imgeler üzerine kurulan ve ilk okuyuşta bir çoğaltma, bir yineleme izlenimi ve duygusu veren bir teknik görülür. İkinci bölümde boyutları kısa ve tekniği farklı şiirler daha yalın, sese daha önem veren bir ustalığın ürünleridir.

“Kişisellikten toplumsala kadar uzanan bir özü getiren bu bölümdeki şiirleriyle Akdağ, bir yaşama sevinci, mutluluk, tertemiz bir sevi ardında görülmekte ve dünyaya gelişle ‘Çıplak ve Sevinçle’ başlayan bu özgür ve mutlu yaşamdan haz alışın havasını duyurmaktadır. Farklı bir şiir tekniği, özgün imgeleriyle yaşama sevinci ve yaşamdan duyulan mutluluk özlemi, Akdağ’ın şiirlerinin ilgi çekmesinin asıl sebeplerini oluşturur.

“Kimse Soğutmaz Beni”

Savrulsa da uzaklara düşüncen
Tıkansa da sevgimin pınarı
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Uğraşsam da söndürme hızını
Bastırsam da aklımla fışkıranı
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Vurulsa da doğam zincirlere
Yasaklansa da huylarım sana
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Kör etseler de beni
Sağır koysalar da bir kenarda
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Paramparça olsa da beynim
Dağılsa da algımın çatısı
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Sarsılsa da değer yargılarım
Sallansa da boşlukta duygularım
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Uyansam da aşk deliliğinden
Silkinsem de çılgın sarhoşluğumdan
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Gömülse de evren sulara
Kalmasa da tek kıpırtı
Sıcaklığını taşıyorum içimde

“Küçük Haberciler”

Şairler küçük hırçın habercilerdir
Gelirler aramak için yaşamın özünü

Her çizgisindedirler coğrafyanın
Kurarlar iç denizlerinde duygu adalarını

Sesleri ayrıdır müzik parçaları gibi
Aldırmazlar anlaşılmasalar da çalarlar çalgılarını

Vücutları yoktur gerçekte
Sözcüklerle giyindikleri

Dili kazarlar durmadan
Bulmak için sevginin gizini

Ruhun en eski bilginidirler
Dizelerin dibinde yoğunlaştırırlar maddenin bu işlevini

Kimi kez gözlerini ayrıntı kamaştırdığından
Görmez olurlar bütünün düzenini

Bilinçleri uyanıktır bakışları uyuduğunda
İlk sorandırlar yeni nedenleri

Ne düş kırıklığına uğrarlar bulamadıklarında
Ne aramadan usanırlar gerçeğin izini

Ve insana inanırlar en güzeli
Getirdikleri bunca kitaptan belli değil mi

Paylaşın

Tevfik Fikret kimdir? Hayatı, Eserleri

Tevfik Fikret, 24 Aralık 1867 yılında İstanbul’un Kadırga semtinde dünyaya geldi. Ailesi ona Mehmed Tevfik adını vermişti. Babası Hüseyin Efendi, Çankırı’nın Bayramören ilçesine bağlı Dalkoz Köyü’nden ayrılıp İstanbul’a yerleşmiş Ahmet Ağa’nın oğlu idi. Hüseyin Efendi, oğlu doğduğu yıl İstanbul’da belediye meclis üyesi ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nde memur olmuştu.

Haber Merkezi / Şair, 1912’de, Trablusgarp Savaşı nedeniyle Meclisin feshedilmesine karşı öfkesini “Doksanbeşe Doğru” adlı şiirinde ifade etti. Bu şiiri, Nüzhet Sabit’in çıkardığı “Vazife Dergisi”’nde yayımlandı. Şiirinde, meclisin kapatılmasını, 36 yıl önce (hicri 1295 yılında) II. Abdülhamit’in meclisi kapatmasına benzetiyordu. Yalnızca padişahı değil, İttihat ve Terakki’yi de son derece sert biçimde eleştirmekte idi. Eleştirilerine, devrin yolsuzluklarını dile getiren “Han-ı Yağma”, yanlış bir kararla I. Dünya Savaşı’na girilmesini yeren “Sancak Şerif Huzurunda” şiirleriyle devam etti.

Fikret’in şiirleri devrin yöneticilerini kızdırmış ve şairin muhafazakar çevrelerden ağır eleştirilere uğramasına sebep olmuştu. Bu olumsuz tepkiler şairde büyük bir moral çöküntüsüne sebep oldu ve sağlığı bozuldu. Mehmet Akif’in kendisine Süleymaniye Kürsüsünde yönelttiği suçlamalara 1914’te kaleme aldığı “Tarihi Kadim’e Zeyl” adlı ünlü şiiriyle yanıt verdi. Modern bir okul açmak, yeni bir edebiyat dergisi çıkarmak gibi projeleri vardı ama bozulan sağlığı nedeniyle bunları gerçekleştiremedi.

Son yıllarında çocuk şiirleri yazmakla meşgul oldu. Yalın bir dille ve hece ölçüsüyle yazdığı bu şiirleri 1914’te yayımlanan “Şermin” adlı kitapta topladı. Kitaba, genç yaşta ölen kız kardeşi Sıdıka’nın kızı ve eğitimci Mustafa Satı Bey’in kurduğu Yuva adlı okulun öğrencileri ilham vermişti. Geçirdiği bir ameliyat sonrasında 19 Ağustos 1915’te Aşiyan’da hayatını kaybetti.

Eserleri; Rübâb-ı Şikeste, Tarih-i Kadim, Haluk’un Defteri, Rubabın Cevabı, Şermin, Hasta Çocuk, Sis, Millet Şarkısı, Doksan Beş’e Doğru, Han-ı Yağma, Balıkçılar, Haluk’un Çocukluğu, Rübab-ı Cevab, Bir İçim Su

“Ağustos Böceği İle Karınca”

Karıncayı tanırsınız
Minimini bir hayvandır
Fakat gayet çalışkandır
Gayet tutumludur, yalnız
Pek hodgamdır, bu bir kusur:
Hodgm olan zalim olur.

Bir gün ağustos böceği
Tembel tembel ötüp durmak
Neticesi aç kalarak
Karıncadan göreceği
Bürudete bakmaz, gider
Bir lokma şey rica eder
Der ki: – Acıyınız bize
Coluk çocuk evde açız
Ianenize muhtacız.
Karınca bir yüreksize
Layık huşunetle sorar:
– Aç mısınız? Ya o kadar
Uzun, güzel günler oldu.
O günlerde ne yaptınız?
Böcek inler: – Açız, açız
Bakın benzim nasıl soldu
O günlerde gülen, öten
Sazla, sözle eğlenen ben
Bugün bakın ne haldeyim!
Vallah açız, billah açız,
Halimize acıyınız!
Karınca eğlenir: – Beyim,
şimdi de raksedin, ne var?
“Yazın çalan kışın oynar.”

“Papatya”

Bahar olsun da seyredin
Nasıl süsler bayırları
Zümrüt gibi çayırları
Yüzü gülen o incecik
Gelin yüzlü papatyalar
Altın gözlü papatyalar

Yaprakları kıvır kıvır
O da ayrı bir güzellik
Hem güzel hem de nazlıdır
Gelin yüzlü papatyalar
Altın gözlü papatyalar…

Paylaşın

Tevfik Taş kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Mayıs 1962 yılında Erzincan’ın Çayırlı İlçesine bağlı Ördekhacı Köyü’nde dünyaya gelen Tevfik Taş, ilkokulu köyünde tamamladı. Ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı. Ortaokul yıllarında siyasi mücadele ile tanıştı.

Haber Merkezi / 1980 sonrası İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisiyken “hileli” olduğu gerekçesiyle ilkokul diploması hariç, eğitim sürecine ilişkin bilgi, belge ve kayıtları iptal edildi. Halkın kurtuluşu ve Özgürlük gazetelerinde gönüllü muhabirlik yaptı.

Sonraları Gökyüzü, Yeni Ülke, 2000’e Doğru, Evrensel Kültür, Gerçek, Kaldıraç, Atlas dergilerinde ve Evrensel gazetesinde gazeteci, yazar ve yönetici olarak çalıştı. Halen İstanbul’da yaşıyor ve Türkiye Yazarlar Sendikası’nın (TYS) Genel Sekreterlik görevini yürütüyor.

Eserleri; 

Şiir; Eskatalogya, Kaptanı Seyredenin Defteri, Günün Kapıları, Irak Yakın Acı

Deneme; Bakmak-Görmek, Görünüş ve Gerçek

Ödülleri; 1992 Truva Folklor Araştırmaları Şiir Ödülü, 2002 Behçet Aysan Şiir Ödülü / Günün Kapıları ile, 2004 Homeroz Şiir Ödülü – Jüri Özel Ödülü

“Med Cezir Çölünde Yazma”

Manş denizi, Mont St Michel kıyılarından çekilmiş
Düşünsene, seher ermeden gidiyormuş

Bilen yok akşama gelir mi gelmez mi

Kadın diyor ki
Yaz…
Çırılçıplak bekliyoruz

Bazen gelmiyor deniz

Ama gelmesi de gelme ha
Ufuklar karman çorman
Yeryüzü yarılıp dikiliyor yeniden

Normandiya kıyılarında Verlaine’in bir dizesi
Dönüyor göğün kayalıklarında

“Tekdüze bir bitkinlikle kalbimi yaralıyorlar”1
Radyo dalgaları, Fransız direnişçilerine parolayı veriyor

Yıl iki bin iki. Tedirgin bir bitkinlikle dinliyoruz haberleri
“Yine, Avrupa’dan yükseliyor faşizm”

Kışın tavan arasında bulutlar celallenmiş
Deniz olacaklar sanki

Biz, eski yazılardaki gelgitini düşünüyoruz tarihin
Elimizde bembeyaz köy ekmeği, ucuz şarap

Kadın diyor ki: Kiminde çok gecikiyor bizimki
Aklımız sıkılıyor. – Özlüyoruz o menevişli haziranı

Evrenin bilmem hangi feleğinde
Buluttan davullar vuruluyor

Üstümüzde fırlanıyor bir Kelt ezgisi
Yalın ayak tığı teber

“Yazgı Takvimi”

Şr. Dr. Behçet Aysan’ın güzel yüzüne, anısına. Sivas Madımak Oteli’nde yitirdiklerimize
Defterini açıyor Giritli bir şafak
Süt mavisi ışıkta

—Orada duruyorsun

Tek söz için çalmış da onca dilin kapısın
Çaresiz el istemiş pirinden
Yaz vurgunu, karayağız bir ozan

Öyle terlemiş yüzün
Öyle…
İnce dolaşık

Duruşumuzu okşuyor yüklü zambağın
Kayadan tanrıların üstünde

—Oradasın

Dallar düşünüyorsun denizin bağlarına
Kiraz zamanı
Sakız ağaçları duruyor yanında

Sözcükler elbet
Katmerli göç yolları
Sesler ve Küller
Ada gülleri, gemici menekşeleri
Ve babikolar

Temmuz ki andaçtır Sümer’den bize

—Aysın; o zamandan büyüyorsun

Göksel bir kız büyütüyor ellerin
Bir dize
Mülhit ve ölçüye gelmez
Narin düş, kızıl inci
Devrimci

Paylaşın

Tezer Cem kimdir? Hayatı, Eserleri

6 Şubat 1970 yılında Balıkesir’de dünyaya gelen Tezer Cem, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümünden mezun oldu. Evli olan şair İstanbul’da yaşamakta ve yazı çalışmalarını burada sürdürmektedir.

Haber Merkezi / Tezer Cem’in ilk şiiri 1990 yılında Sombahar dergisinde yayımlanmış ve bu tarihten sonra kaleme aldığı şiir, yazı ve söyleşilerini; Kuzey Yıldızı, Öteki-siz, Sanat Cephesi, Sombahar Şiir’den, Varlık ve Yasakmeyve gibi dergilerde yayımlamayı sürdürmüştür. Yoksa Sen mi Diledin (2005) ile şiirlerini kitaplaştırmaya başlamış ve bu ilk şiir kitabını Dil’e Kolay (2008) takip etmiştir. Şiirlerini serbest tarzda yazan şairin sade ve anlaşılır bir şiir dili vardır.

Şair ayrıca tematik çeşitliliğe ve dize kuruluşuna önem vermiştir. Şiirlerinde zaman, aşk, ayrılık ve ölüm gibi temaları işlemiştir. “akrep ile batardınız zamanıma / letafet gibi ne / gülseniz sımsıcak beni / mor ile dip dibe inmişim bilgisiz / ve belgesiz bir dil ile konuşacaksınız / tarif et gibi ne gösterseniz gidecek beni / lütuf et gibi ne davransanız kıracak beni / ve şipşak bir hüner ile anılacaksınız / hurafe ile ancak gönlüm olacak gibi” dizeleri onun şiirlerinin dili ve dize kuruluşu hakkında okura ipucu vermektedir.

“Dokuz Kat Tat”

satır arasında o darboğazda…

hiçbir ses’e katlanamıyor bu bendeki
-müzik, boğuk o gür uğultu
bir nehri taa dibinden içmiş bu bendeki
-yürek, konuk hayvani o kacaman baş
ve duru hem derin manzara çiziyor bu bendeki
-pencere, uçuk mor ukde geldi soluyacağım
sabrımın sınırlarını zorluyor kırk no lu bu bendeki
-kapı, buruk çift yönlü kelebeğin veda mozolesi
o dağınık ağla-maya tuttu göl bu bendeki
-su, donuk benzi atmış mavi safir
hiç mi esip gürlemez bu bendeki
-hava, sönük bir tufan sanıp acele etmemek lazım
bir od ile parlayıp apansız şaşıyor bu bendeki
-ateş, boşluk içinde kendine döne döne
o sıcak acıtan haziran doğurur bu bendeki
-toprak, yamuk tarlalarla geziyor dünyayı
ka-şifreliyor köpürmüş şekilleri bu bendeki
-bulut, soluk bir gökkuşağı ile tezer geçiyor bir dileği
geri dönemeci yok bu bendeki başka kaldıraç
______________________yolda kaldıraç
______________________hoşça kaldıraç

“Marifet Gibi”

hayrola ! en uzun an’a sipersiz mi geldiniz
düşlerin intikal ettiği şiire konuk oylarla
ve şıpıdık bir tümce ile uzanacaksınız
marifet gibi ne derseniz yaracak beni
zor ile yan yana gelmişim diyarsız
ve duyarsız bir oluş ile donanacaksınız
zarafet gibi ne dursanız aşacak beni
kor ile birebir demişim uzamsız
ve kırılmış bir şifre ile şifasız beslenme
vaktinde ve doğru eli cebinde
akrep ile batardınız zamanıma
letafet gibi ne gülseniz sımsıcak beni
mor ile dip dibe inmişim bilgisiz
ve belgesiz bir dil ile konuşacaksınız
tarif et gibi ne gösterseniz gidecek beni
lütuf et gibi ne davransanız kıracak beni
ve şipşak bir hüner ile anılacaksınız
hurafe ile ancak gönlüm olacak gibi

Paylaşın