Şerif Temurtaş kimdir? Hayatı, Eserleri

1965 yılında Manisa’nın Salihli İlçesine bağlı Delibaşlı Köyü’nde dünyaya gelen Şerif Temurtaş, ilkokulu köyünde ortaokulu Adala beldesinde okudu. Salihli Endüstri Meslek Lisesi elektrik bölümünden mezun. Kastamonu Eğitim Fakültesinde sınıf öğretmenliği bölümünde bir süre öğrencilik yaptı.

Haber Merkezi / İlk şiirlerinden ötürü tutuklandı Ankara dgm 141-142 den yargılandı. Halen kamuda memur olarak çalışıyor. Şiirleri 1986 yılından beri cumhuriyet dergi, imece, yarın, görülmüştür kitabı (yarın yayınları, cezaevinden mektuplar), mühür, ekin sanat, iz, varlık, berfin bahar, gediz, emeğin sanatı, çağdaş yaşam, hayal bilgisi, kasaba sanat, deliler teknesi, sanat cephesi, tay, sunak, kurşun kalem, akatalpa, eliz, har, şiiri özlüyorum, bezuvar, tmolos, hayal, afrodisyas sanat, akköy, kum, patika, kıyı, edebiyat papirüs, lacivert, kasabadan esinti, çini kitap gibi dergilerde yayınlandı, yayınlanmaya devam ediyor… Şairin ilk kitabı Zemheriden Sonra Bahar, Mühür Kitaplığı’ndan 2013 yılında yayınlanmıştır. Yaşamını Salihlide sürdürmektedir.

“Bozkır İsyanı”

bozkırda gezdim
kartallara imrendim
güz sarısı otlak
yanık anız kokusu
geleceği insanlığın

acının kokusu nedir
upuzun sessizliği
kara gecelerden
akıp giden asya’ya

steplerde at sürdüm
rengine baktım
toynak seslerinin
sahi
rengi nedir hayatın

gökte kasırga var
algısı kararmış geleceğin
sessizce çekip gitsem
sürgün kuşlar dönse

yaşanan
sahi nedir anlamı
gözlerim kara sulak
karışır derelerin akışına

“Doruklara Sevdalanan”

bir deli masalcı idim
sesine sevdalanan
bir deli aşk idim
yalnızlığında ölen

kendi kalabalığında unutulmuş
elma ağacıyım
dallarında umut açan

uğur böceğiyim şimdi
yurdumun yapraklarına konan

döndüm çocukluğuma
şarap mahzeninde demlenmiş
yalnızlıktır aşk

dağlar denize doğru dik
hasret yüklü yamaçlar
kavuşmasıdır derenin denize belki
gurbet sılaya

imkansıza gitmektir aşk
kavurur yüreğini ağustos güneşi

gelsen yeşillenir
gitsen kurur yapraklarım

ses olsan sesime
yıkılır yalnızlığın kahpe duvarı

“İsyan Edin”
nihat behram için

susan da suçlu konuşan da
tarih hırçın
düşman kalleş
korkakların yurdu yok
türküler suskun
kirlendi asi duyguları insanlığın
açlığın çığırtkan sesleri
karardı aydınlığın geleceği
dil suskun
bilekler kelepçeli

cesaretin sezgisi bitkin
kavgalar namert şimdi

söz bitti… asi tutsak
kirli eller sırıtkan

ey kirli tarih
sen sus
dağ karanfilleri konuşsun

 

Paylaşın

Şevket Yücel kimdir? Hayatı, Eserleri

1930 yılında Kahramanmaraş’ın Süleymanlı Bucağı’nda dünyaya gelen Şevket Yücel, 3 Şubat 2001’de Adana’da vefat etti. 1951’de Dicle Köy Enstitüsü’nü bitirdi. Dokuz yıla yakın köyünün ilkokulunda öğretmenlik yaptı.

Haber Merkezi / 1961’de Ankara Gazi Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra çeşitli devlet okulları ile özel dershanelerde öğretmenliğe devam etti. 1981’de emekli oldu. Sanat ve edebiyat alanındaki yazın çalışmalarına, 1964’te Varlık dergisinde başladı.

Daha sonra Türk Dili, Hisar, Edebiyat Dergisi, Ilgaz, İmece, Güney, Meltem, Edebiyat Cephesi, Hâkimiyet Sanat, Ozanca, Oluşum, Sesimiz, Yeditepe, Yaba, Ekim, Kıyı, Şiir-Öykü, Damar, Çağdaş Türk Dili, Yansıma, İnsancıl, Söylem, Kiraz, Karşı, Şiir Ülkesi, Abece, Öğretmen Dünyası, İnsan Saati, Martı, Dolunay, Sentez, Altın Külah gibi dergilerde yazılarını yayımladı. 1970’te TRT başarı ödülüne layık görüldü. 1983’te Zonguldak 100. Yıl Vakfı’nın açtığı yarışmada öykü, şiir dallarında mansiyon aldı.

Şiir, öykü ve deneme türlerinde verdiği eserlerinde çoğunlukla Anadolu insanına ve yaşam mücadelesine yer vermiştir. Halkı eğitmeyi önemseyen yazar, sade ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. Ölümünden sonra Şiirle Gelen Aşk başlıklı romanı Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanmıştır.

“Acılar”

Ben onlardan öğrendim sağ olsunlar
Dikenler ucunda sevmeyi
Taş olurdu yüreğim çekmeseydim
Bilmezdim yaraları nasıl sızlar
Geçer hepsi geçer bir tren gibi
Bakarsın ak olmuş kara dumanlar
Acılar silkinir kuş olur uçar,
Acılar acılar dost acılar
Acıların içinde sümbüller açar …

“Bendeki sen”

Sözcüklerin var ya senin sözcüklerin
Biraz yeşil, biraz mavi, biraz pembe
Alıp götürüyorlar beni
Çocukluğumda gezdiğim bahçelere

Senin sesin
Sanki kavun, sanki gülen menekşe
Sesin, gökkuşağı renginde

Ellerin senin
Ellerinde ip atlıyor çocuklar
Bakışlarında gömlek değiştiriyor dünya

Bir de gülüşlerin var ya hani
Beni sana götüren
Sanki temmuzlu bir gün
Çubuğundan sarkan üzüm
Dalında kızaran şeftali

Hani bir de
Çağdaşlığın var ya senin
Dostluklara, güzellere akan
Gözlerinin göğünde
Sevdalara uçuyor ak kanatlı kuşlar.

“Yalnızlıkta Bir Gece”

Gecemin tam ortası
Balkondayım yalnızlığımla
Yıldızlara bakıyorum
Yıldızlar uzak, sessiz

Sonra dönüyorum kendime
Ah diyorum
Bir sevgilim olsaydı bu saatlerde
Benim gibi yıldızlara bakan

Gece, usuldan bir esinti
Ey benim deli gönlüm
Bir türlü sığmıyor kendine

Gece ve ben, gökyüzünde yıldızlar

Paylaşın

Şeyh Galip kimdir? Hayatı, Eserleri

1757 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Şeyh Galip, 3 Ocak 1799’da İstanbul’da Galata Mevlevihanesi Şeyhi iken hayatını kaybetti; türbesi bu mevlevihanenin bahçesindedir. Şeyh Galip’in asıl adı Mehmed’tir. ilköğrenimini babasından aldı, dsonraları dönemin ünlü şairlerinden dersler aldı.

Haber Merkezi / Şair olan babasının etkisiyle Mevlâna Dergâhı’nda (Konya) çileye girdi, İstanbul’da Yenikapı Mevlevihanesi’nde çilesini tamamladı. Çok genç yaşta güçlü bir şair ve geniş kültürlü bir aydın olarak tanındı. Esed ve Galip mahlasını kullanan Galip yirmili yaşların başında divanını oluşturdu. 26 yaşında mesnevi türünün en başarılı örneklerinden sayılan “Hüsnü Aşk” adlı yapıtını tamamladı.

Divan şiiri geleneğinin Nedim’den sonraki dönemin en önemli şairlerindendir. Divan şiirinde sembolizme benzer bir tarzın öncülüğünü yaptı ve divan edebiyatının gelişmesinde büyük bir rol oynadı. Gelenekten kopmayan Şeyh Galip’in şiirleri sembolizm ve betimleme özelliği ile Batıda fazlasıyla beğeni topladı. Yapıtları tasavvufi temellere sahiptir ve tasavvuf edebiyatının önemli bir isimdir.

Eserleri; Divan, Hüsn ü Aşk

“Gazel”

Gencinen olsam vîrân edersin
Âyînen olsam hayrân edersin

Tîr-i nigehden dâğ-ı derûna
Baksan ne işler seyrân edersin

Sâkî kerâmet sende ya bende
Bahri habâba mihmân edersin

Nezzâre-i germ etdikçe ey çeşm
Âteşle âbı yek-sân edersin

Ey huşk zâhid dem urma meyden
Dest-i duâyı mercân edersin

Zâhid o meh-veş bir nûrdur kim
Büttür demezsin îmân edersin

Mâdâm uçarsın gözlerde ammâ
Rûyun perî-veş pinhân edersin

Tabl-ı tehîden gümdür suhanler
Bî-hûde Gaalib efgaan edersin

Etvâr-ı çerhe uy mevlevî ol
Seyrân edersin devrân edersin

“Şarkı”

Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni

Bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddârındadır
Rişte-i cem’iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır
Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır
Bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni

Ey hilâl-ebrû dilin meyli sanadır doğrusu
Sûy-i mihrâba nigâhım kec-edâdır doğrusu
Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu
Yâ savâb olmuş veya olmuş hatâ sevdim seni

Bî-gubârım hasret-i hattınla hâk olsam yine
Sıhhatim rûh-i lebindendir helâk olsam yine
Tîğ-i gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine
Hâsılı beyhûde cevr etme bana sevdim seni

Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûn’a salâ
Yüz çevirmem olsa dünya bir yana ben bir yana
Şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana
Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni

“Sen”

Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gâmsın sen
Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen
Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen
Bildiğin gibi değil cümleden akvâmsın sen
Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen
Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma
Merciin Hâlik-i eşyâdadır eşyâ sanma
Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma
Başkasın kendini sûretle heyûla sanma
Keşf ile sâbit olan mâ’niyi dâ’vâ sanma
Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

İnleyip sırrını fâşeyleme ağyâra sakın
Düşme bilmezlik ile varta-i inkâra sakın
Değmesin âhların kâkül-i dildâra sakın
Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın
Arz-ı acz etmeyesin yâreden ol yâra sakın
Bulduğun cevher-i âlîleri bîçâre sakın

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Sendedir mahzen-i esrâr-ı mahabbet sende
Sendedir mâ’den-i envâr-ı fütüvvet sende
Gizli gizli dahi vardır nice hâlet sende
Ma’rifet sende hüner sende hakiykât sende
Nazar etsen yer ü gök duzâh u cennet sende
Arş u kürsiyy ü melek sendedir sende

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Hayftır şâh iken âlemde gedâ olmayasın
Keder-âlûde-i ümmîd ü recâ olmayasın
Vâdî-i ye’se düşüp hiç ü hebâ olmayasın
Yanılıp rehrev-i sahrâ-yı belâ olmayasın
Âdeme muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın
Secdeler eyle ki merdûd-i Hüdâ olmayasın

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Merk-i hâtif gibi bu kayd-ı sivâdan güzer et
Erişen hâr u hasa âteş-i aşkı siper et
Dâmenin tutmaya âsâr-ı alâyık hazer et
Şems veş hâhiş-i Munlâ ile azm-i sefer et
Sâf kıl âyineni kâbil-i aks-i suver et
Hele bir cem’-i havâs eyle de Gâlib nazar et

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

“Sendendir”

Efendimsin cihânda i’tibârım varsa sendendir
Miyân-ı âşıkaanda iştiharım varsa sendendir

Benim f eyz-i hayâtun hâsılı rûh-i revânımsın
Eğer sermâye-i ömrümde kârım varsa sendendir

Veren bu sûret-i mevhuma revnak reng-i hüsnündür
Gül-istân-ı hayâlim nev-bahârım varsa sendendir

Felekden zerre mikdâr olmadım devrinde rencide
Ger ey mihr-i münevver âh u zârım varsa sendendir

Senin pervâne-i hicrânınım sen şem’-i vuslatsın
Beher şeb hâhiş-i bûs ü kinârım varsa sendendir

Şehîd-i aşkın oldum lâle-zâr-ı dağdır sinem
Çerâğ-ı türbetim şem’-i mezarım varsa sendendir

Gören ser-geştelikde gird-bâd-ı dest zanneyler
Fenâ-ender-fenayim her ne varım varsa sendendir

Niçin âvâre kıldın gevher-i galtanın olmuşken
Gönül âyînesinde bir gubârım varsa sendendir

Şafak-tâb eyledin peymânemi hûn-âb ile sâkî
Sabâh-ı sohbet-i meyde humarım varsa sendendir

Sanadır ilticası Gaalib’in yâ Hazret-i Monlâ
Başımda bir külâh-ı iftiharım varsa sendendir

Paylaşın

Şeyhmus Dağtekin kimdir? Hayatı, Eserleri

1964 yılında Adıyaman’a bağlı Harun Köyü’nde dünyaya gelen Şeyhmus Dağtekin, ilk ve orta öğrenimini Adıyaman’da tamamladı. Daha sonra yükseköğrenim için Ankara’ya gitti. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Basın Yayın Yüksek Okulundan 1986’da mezun oldu.

Haber Merkezi / 1987 yılında Fransa’ya gitti, Paris’te yaşamaya başladı. 1992’de Türkçe yazdığı ilk ve tek şiir kitabı olan Aşkın Yalın Hali’ni yayımladı. 2004’te A la source, la nuit isimli romanıyla Fransızcanın 5 Kıtası Özel Ödülü’nü aldı. Daha sonra bu roman Varlığın Öteki Yüzü ismiyle Türkiye’de yayımlandı. 2007 yılında, Juste un pont sans feu isimli şiir kitabıyla Fransa’nın en önemli şiir ödülü olan Mallarme Ödülü’nü kazandı. 2008’de aynı kitapla Fransız Akademisi Theophile Gautier Şiir Ödülü’ne layık görüldü. 2015’te Elegies pour ma mere isimli kitabıyla Uluslararası Benjamin Fondane Şiir Ödülü’nü aldı.

Şiiri, “kendimi ve olanı anlama çabası” şeklinde tarif eden Şeyhmus Dağtekin, şiirlerinin merkezinde “insan”a yer verdi. Şiiri üzerinde ciddi uğraş isteyen bir sanat olarak gördü. Şiirin kendine özgü bir dili olması gerektiğini savundu. Şairane üslubu Varlığın Öteki Yüzü romanına da yansıdı. Otobiyografik özellikler gösteren bu romanda çocukluğunun geçtiği köyü anlattı. Masal ve efsanelere yer verdiği bu eserinde felsefi sorgulamalara yöneldi. Hayatın gerçeklerini görmezden gelmeyen ve “çevresinde olan bitenle ilgili” olan bir edebiyat anlayışını benimsedi.

Şeyhmus Dağtekin, Fransa’da aldığı ödüller hakkında düşüncelerini şöyle açıklamıştı: “Hayat uzun bir yolculuğa benzer. Bu yolculuğun bir kısmını trenle yaparsın. Bir kısmını uçakta yaparsın. Bir kısmını at sırtında, bir kısmını gemide yaparsın. Benim de böyle kısım kısım araçlarım oldu işte. İlk Kürtçe’de doğdum, Türkçe’de büyüdüm, Fransızca’da yazmaya başladım ve yazı yazmayı geliştirdim. Yeni bir dile alışacak kadar artık genç değilim tabii.

Ben kendimi bir köyle, bir ülkeyle, bir coğrafyayla sınırlı görmemeye çalışıyorum. İnsanlığı ve dünyayı kendi bahçem gibi görmeye çalışıyorum. Bu bahçede orada burada dolaşırız. Önemli değil nerede olduğun. Önemli olan, bahçedeki güzellikleri görebilmek. Önemli olan tabii ödül değil, ödülün kendisi değil. Önemli olan, insanın, yazıya, yaptığı şeye nasıl yaklaştığı. Ben yaptığım şeye, yazdığım yazıya hakkını vererek yaklaşmaya çalışıyorum. Önemli olan, bunu zaman içerisinde devam ettirebilmek. Gerisi tabii, Fransız Akademisi gibi Fransız kültüründe çok büyük bir yeri olan bir kurumun ödülünü almak, onun kendine göre ayrı bir değeri var.”

Paylaşın

Şinasi Özdenoğlu kimdir? Hayatı, Eserleri

1922 yılında Gümüşhane’de dünyaya gelen Şinasi Özdenoğlu, 12 Ocak 2019 yılında hayatını kaybetmiştir. Özdenoğlu, ilkokul ve ortaokulu Gümüşhane’de, lise eğitimini ise 1940’ta Trabzon Lisesi’nde tamamladı. Ardından 1944’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’ni bitirdi. Bundan 9 yıl sonra ise aynı üniversitesinin hukuk fakültesinden mezun oldu.

Haber Merkezi / Trabzon’un Sürmene, Yozgat’ın Sorgun ve Kırklareli’nin Lüleburgaz gibi ilçelerinde kaymakamlık yaptı. Bir müddet bürokrasiden uzaklaşarak 1954’te Ankara Barosu’nda avukatlık yapmaya başladı. 1960’ta ise Kurucu Meclis Üyeliğine seçildi. Türk Macar Derneği kurucularındandır. Ardından 1969’da CHP’den Ankara milletvekili seçilerek 1973’e kadar bu görevini sürdürdü. Bu tarihten sonra avukatlığa yeniden dönen şair, evli ve iki çocuk babasıdır.

1940 kuşağı şiirinin önemli bir halkası olan Özdenoğlu, ilk şiirini ortaokul yıllarında kaleme alır. “30 Ağustos” adlı bu şiir, 1935’te Gümüşeli gazetesinde yayımlanır. Daha sonra edebiyat hayatına Ülkü, İstanbul, Hisar ve Varlık gibi çeşitli gazete ve dergilerde devam eder.

Özdenoğlu, Anadolu insanını yakından tanıma fırsatı bulduğundan onların acılarını eserlerinde konu edinir. Şiirlerinde dönemin siyasi olaylarına olan hassasiyeti de oldukça dikkat çekicidir. Bunların yanı sıra vatan ve millet sevgisine şiirlerinde oldukça yer verir. Şairin şiirlerinde hassasiyet gösterdiği bir başka konu ise Atatürk sevgisidir.

Özdenoğlu, kendi sanatı ve denediği şiirsel düzyazı türü hakkında Varlık dergisinde Ağustos 1977’de Behzat Ay’la yaptığı söyleşide Ay’ın “Acısıyla Yanmak Türkiye’nin” adlı yapıtında şiirsel düzyazı türünü denemesindeki amacı sorması üzerine şunları söyler:

“İlkin bir zorunluluk duyduğum için denedim. Sosyal ve siyasal öğeler katacaktım yapıtıma. Öylesine, bu kez şiir türünün dışına çıkmalıydım. Toplumsal, güncel insancıl öğeler katarak “şiirsel düzyazı” türü sunmak istedim Türk yazınına. Bu tür Ahmet Haşim’den, Ruşen Eşref’ten, Yakup Kadri’den bu yana denenmemişti hiç. Kaldı ki onların yazdıkları tam anlamıyla “şiirsel düzyazı” sayılır mı? Üstelik bu yapıtım, eleştirmen geçinenlerin kasıtlı susuşlarına karşın, umduğumdan çok ilgi gördü.”

Özdenoğlu, 1942’de Yeni Adam dergisinin fikir yarışmasında birincilik ödülünü, 1945’te Türk Hukuk Kurumu Özendirme Ödülünü, 1956’da “Macar Rapsodisi” adlı şiiriyle Hür Macarlar Örgütü’nün onur madalyası ve beratını, 1981’de 100.Yıl Atatürk Marşı güftesiyle Kültür Bakanlığı Ödülü ile Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkent Onur Ödülünü alır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Şükran Kurdakul kimdir? Hayatı, Eserleri

23 Mart 1927 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Şükran Kurdakul, 15 Aralık 2004 yılında hayatını kaybetmiştir. Türk Edebiyatçılar Birliği’nin iki dönem genel sekreterliğini yaptı. Türkiye Yazarlar Sendikası’nın yönetim kuruluna girdi. getirildi. 12 Eylül’de TYS davasında yargılandı, aklandı. PEN Yazarlar Derneği’nin kurucular kurulunda yer aldı, başkanlığını yaptı.

Haber Merkezi / Bir yaşındayken babasını kaybetti. Onu en iyi anlatanlardan biri olan Asım Bezirci, “O çok erken işe koyuldu: 1942’de, henüz on beş yaşındayken, Yedigün ve Yarımay dergilerinde ilk şiirlerini yayımladı. Bir yıl sonra da bunları bir kitapta topladı: Tomurcuk…” diyerek Şükran Kurdakul’un hayata erken başladığını söyler.

1946’da Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’nin Denizli şubesini kurmaya girişti. Ancak kısa süre sonra parti kapatıldı, Şükran Kurdakul da tutuklandı. Bu arada İzmir Karşıyaka Lisesi’nde öğrenciydi. Türk Ceza Yasası’nın 142. maddesine aykırı eylemde bulunduğu gerekçesiyle dört buçuk ay tutuklu kaldı. 1947’de beraat etti. Askerliğini 1948-1950’ yılları arasında Maraş sürgün alayında yaptı. 1947-1950 arasında Fikirler, Genç Nesil, Kaynak gibi dergilerde toplumcu şiirler yazdı.

Hapisten çıktıktan sonra askerliğe kadar İzmir Belediyesi Encümen Kaleminde daktilo olarak çalıştı. 15 Ekim 1951-15 Mart 1952 arasında arkadaşlarıyla on beş günlük Yeryüzü dergisini çıkardı. 1951-1953 yılları arasında İstanbul Ziraat Bankası Bahçekapı Şubesinde depo memuru olarak görev yaptı. 1953’te Türkiye Komünist Partisi’ne üye oldu. 26 Eylül 1953’te tutuklandı. Birkaç ayı hücre olmak üzere yine sosyalist fikirleri gerekçesiyle iki yıl tutuklu kaldı.

Çıktıktan sonra 1956’da hapiste yazdığı şiirlerden oluşan Giderayak’ı çıkardı. Ancak kitap toplatıldı. Kurdakul; Varlık Yayınevi, Tan ve Yeni Gazete’de düzeltmenlik yaptı. 1958’de Ataç Yayınevini açtı ve yine 1958-1962 yıllarında Yelken’i yönetti. 17 Ekim 1960’ta Selma Koray’la evlendi. 1964-1966 yıllarında ise Eylem dergisini çıkardı. 1964’te Türkiye Edebiyatçılar Birliğinin genel sekreterliğini yaptı.

İdeolojik fikirlerini savunup, siyasi mücadelenin içerisine atılmak amacıyla 1963’te Türkiye İşçi Partisine girdi. Kurdakul, partisinin Balıkesir il başkanlığının yanı sıra Türkiye Yazarlar Sendikası ikinci başkanlığı ve PEN Yazarlar Derneği başkanlığı görevlerini üstlendi.

Şükran Kurdakul, çıraklık ürünleri olarak nitelendirdiği hece ölçüsünde uyaklı şiirlerini Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim ve Faruk Nafiz Çamlıbel etkisiyle 1941-1942 yıllarında Yarımay ve Yedigün dergilerinde yayımlamıştır. Fakat Fikirler, İstanbul, Servet-i Fünûn-Uyanış ve Yürüyüş dergilerini okumaya başladıktan sonra Nâzım Hikmet, Sait Faik Abasıyanık, Ahmet Muhip Dıranas, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı ve Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi isimlerden etkilenmeye başlamıştır. İç dünyasını yansıttığı Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri adlı şiir kitabını yayımladıktan sonra şiirlerinde toplumcu gerçekçi bir anlayışa dönmüştür. Şükran Kurdakul, artık eserlerinde özgürlüğü, emek mücadelesini, yaşamdaki siyasi olayları sosyalist bir düşünceyle kaleme almaya başlar.

“Ölçülü ve kafiyeli ilk şiirleri 1943’ten 1953’e kadar sürdü. 1953’ten itibaren toplumcu sanat anlayışına yönelir ve bu doğrultuda şiirler yazar.” Şairin 1956’da çıkan Giderayak adlı şiir kitabı 1953’te yaşadığı iki yıllık tutuklanmasının uzun bir hesaplaşması niteliğindedir. On iki yıllık bu süre zarfında çıkardığı yüzü aşkın şiirine hiçbir şiir kitabında yer vermemiştir. Şükran Kurdakul, 1970’te öyküye yönelmesini şu şekilde açıklar: “Şiirlerin kaldıramayacağını sandığım düşünce yükünden arınma amacı ile öyküye yöneldim.” 1976’da ilk iki cildi, 1987’de ise sonraki iki cildiyle birlikte toplam dört ciltlik Çağdaş Türk Edebiyatı adlı araştırma çalışmasını gerçekleştirir. Şükran Kurdakul, Bir Yürekten Bir Yaşamdan ile 1982’de Nevzat Üstün Şiir Ödülünü alır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Şükrü Enis Regü kimdir? Hayatı, Eserleri

1923 yılında Çankırı’da dünyaya gelen Şükrü Enis Regü, 19 Mart 1976 yılında hayatını kaybetti. Lise öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalan şair, genç yaşta çalışmaya başladı. İstanbul’a gelerek Şevket Rado ve Vedat Nedim Tör tarafından çıkarılan ve dönemin popüler çocuk dergilerinden biri olan Doğan Kardeş adlı dergide editörlük yaptı. Nebioğlu ve Atlas Yayınevi’nde de çalışan Şükrü Enis, Ulus gazetesinde çocuk köşesi hazırladı. Yankı Yayınevi’ni kurdu.

Haber Merkezi / Şükrü Enis Regü, 18 yaşlarında iken yayımladığı şiirleriyle yazın hayatında yer edinmeye başladı. 1945-1993 yıllar arasında yayın yapan ve Sezgin Burak, Suna Kan ve Pınar Kür gibi isimlerin ilk yazılarının yayımlandığı, Vedat Nedim Tör tarafından çıkarılan Doğan Kardeş adlı çocuk dergisindeki editörlüğüyle kendini geliştirmeye başladı. Şükrü Enis Regü ilk şiir ve yazılarını da Servet-i Fünun-Uyanış, İstanbul, Hep Bu Topraktan, Diyelim, Fikirler, Güney, Hisar, Varlık dergilerinde ve Vakit ekinde yayınladı.

Varlık dergisinde 1941-1946 yılları arasında şiirler kaleme alan şairin, dergide ilk olarak 1941’de “Uyan” adlı şiiri çıktı. Varlık’ta toplam 39 şiirini yayımladı. Sade bir dil ve üsluba sahip olan şair, şiirlerinde çoğunlukla ortak konuları ele aldı. Ağaç, çiçek, yeşillik, kelebek, kuş, bahar, mevsim ve deniz gibi doğaya ait birçok kavramı işledi. Rüya, uyku ve muhayyile, aşk, sevgili, hasret kavramlarını da çokça kullandı.

Metinlerinde daha çok çocuklar üzerinde duran Şükrü Enis Regü’nün, çocuklara yazmadığı şiirlerinde dahi “çocuk” imgesi vardır: Bu imge, “Kuş” şiirinde “Büyür ninni yüklü beşiğinde / Gözlerinden huzur damlayan çocuk…” (Regü 1943: 359), şeklinde ele alınmışken “Macera” şiirinde “Bir bebek gülüşü ile gel, ey hatıra;” ifadesiyle ele alınmıştır. “Şiirlerinde iyimser duygularla ekseriya çocuklara yöneldi. Bir çocuk edebiyatçısı olarak tanındı. Özellikle okul kitapları aracılığı ile çocuklara ulaştı”. Bayram Yeri ve Elma Ağacı adındaki eserlerinde çocuk şiirlerine yer verdi. Çocuklar için yaptığı çalışmaları bu eserlerle sınırlı kalmayan Şükrü Enis Regü, Şiir Bahçesi: Çocuk İçin Atatürk, Memleket, Tabiat ve Aile Şiirleri adındaki derleme çalışmasını 1958’te yayımlamıştır. Şairin Onlar da Çocuktu adıyla 1972’de kaleme aldığı eser yine çocuklar için yapmış olduğu bir çalışmadır. Çocuklara karşı büyük bir güven duyan şair, “Türk sanatı, yetişmekte olan bu çocuk neslinin omuzlarında bir kat daha yükselecektir.” demektedir.

Şükrü Enis Regü’nün Cumhuriyet dönemi şairleri arasında adı her ne kadar çok anılmasa da o, döneminde sevilmiş bir şair olarak yer almıştır. Sanata karşı büyük bir sevgi gösteren şair döneminin genç sanatçılarını desteklemekten geri durmamıştır. Varlık dergisinin 268-269. sayısında yer alan “Bir Genç Şairin Sulh Şiirleri” başlığını taşıyan yazısında dönemin genç ve başarılı şairlerinden olan Hasan Şimşek’ten; “Genç şairlerimiz arasında Cahit Sıtkı Tarancı ve Orhan Veli’den sonra şiir dilini en güzel kullanan şair, Hasan Şimşek’tir dersem her halde hakikatten uzaklaşmış olmam. Onun şiirlerinde öyle sade, öyle pürüzsüz bir dil ve tatlı bir ahenk var ki insan bunları okurken hakiki bir şiir havası temin edilemez diyenlere Hasan Şimşek’in eserlerini göstermek lazımdır” sözleriyle bahsetmektedir.

Paylaşın

Şükrü Erbaş kimdir? Hayatı, Eserleri

7 Eylül 1953 yılında Yozgat’ta dünyaya gelen Şükrü Erbaş, ilk ve ortaokulu Yozgat’ta tamamladı. Yozgat Lisesi, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü (1978), mezunu. 1972’den itibaren Toprak Mahsulleri Ofisinde memurluk ve yöneticilik yaptı.

Haber Merkezi / Edebiyatçılar Derneğinin yönetim ve yürütme kurullarında bulundu, birkaç dönem genel sekreterliğini, bir dönem de genel başkanlığını yaptı. Toprak Mahsulleri Ofisi Eğitim Şubesi Müdürü iken 1998 yılında emekli oldu. 2000’li yılların başlarında Antalya’ya yerleşti.

İlk şiiri Varlık dergisinin Şubat 1978 sayısında yer aldı. Daha sonra şiir ve yazıları Yaba, Yarın (yazı kurulu üyesi), Varlık, Türkiye Yazıları, Dönemeç, Yeni Düşün, Gösteri, Oluşum, Bir Yeni Biçem, Cumhuriyet Kitap gibi dergilerde yayımladı.

Erbaş’ın şiirleri genel olarak değerlendirildiğinde ölüm, aşk, kadın, hasret, direnme, yalnızlık, yaşama sevinci, anne, baba, mevsimler gibi temaların işlendiği görülmekteir. Bunların yanı sıra Yozgat da mekân olarak önemli bir yer tutmaktadır. Şair, yayımladığı kitaplarında biçimsel olarak yeniliğe gitmiş ve farklı şekillerde, farklı biçemlerde şiirler kaleme almıştır.

Eserleri; Küçük Acılar, Aykırı Yaşamak, Yolculuk, Kimliksiz Değişim, Bütün Mevsimler Güz, Dicle Üstü Ay Bulanık, İnsanın Acısını İnsan Alır, Kül Uzun Sürer, Gülün Sesi Gül Kokar, Bir Gün Ölümden Önce, Derin Kesik, Üç Nokta, Beş Harf, Sarkacın Kalbi, Yalnızlık Heceleri, İnsan Sevmezse Ölür, Gölge Masalı, Unutma Defteri

Ödülleri; Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü (1987) / “Yolculuk” ile, Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü (1996) / “Dicle Üstü Ay Bulanık” ile, Ahmet Arif Şiir Ödülü (2002) / “Üç Nokta Beş Harf” ile, Ömer Asım Aksoy Şiir Ödülü” (2005) / Gölge Masalı ile

“Bir Şiir Öncesinde”

Ben bir şiir öncesindeydim
Bütün hasretiyle Nazım geldi
Öptü sözcüklerimi birer birer
Memleket kesilmiş dudaklarıyla

Başında And Dağları’ndan bir kar bulutu
Rüzgarı kan ve kardeşlik kokan
Neruda geldi Şili’den
Kocaman gövdesiyle sevgiler yumağı

Lorca ansızın öldü
Bir İspanyol dansı gibi incecik
Akıtıpömrünü Granada toprağına
Şiirin ve şarkının sonsuz yatağında

Ritsos kurtardı Yunanistan’ı
Yenip veremi ve faşizmi
Küçücük sularından günlük hayatın
Büyük denizlere ulaşan gücüyle

Sürgünlerden sevinçlere eğriler çizerek
Dize dize bir ozan
Gördü gerçeğe dönüşünü şiiıinin
“Döndü Havana’ya Nicolas Guillen”

Ve İstanbul geldi, bir halk şenliğinde
Gömmüş otuz dört ölüsünü mayıs mavilerine…
Seslendiler bir şiir öncesinde verip el ele
Bütün iyi ölülerimle ölümsüz soy şairlerim:
Unutmak kolaydır suçlamak kolaydır
Aslolan beslenip bir gül fidanı gibi
Yaşamın yapraklarıyla geçmişin toprağından
Bir gün bile yitimıeden bulutlar içinde
Güneşin yolunu
Geleceğe güller sunmaktır
Geleceğe güller sunmaktır…

“Kutsal Kalabalık”

İnkâr ve kabul, gece ve gökyüzü, imkân ve acı
Büyük cezaymışsın özgürlük, öğrendim sonunda.

Beni bir gölge doğurdu sudan ağaçtan rüzgârdan eksik
Gittim ki benden yapılmış boşluktu her yer.

Geniş zamanlı sözler söyledim inanıp güzelliğe
Eyvah ki kalbin minesi akşamla soldu.

Bir eksikmiş suların gittiği, ne kadar akarsa
Herkes ne çok severmiş seni mutsuzluk.

Oturdum kirpiklerden ayetler indirdim aşka
Ey aralık kapıların Tanrısı, dünya senin nen olur.

Uzun çarşılarda bulanık adamlar, sevmesem de
Gelip ağzımda harf harf yalnızlık açarlar.

Ey kendine acımaktan yapılmış sevgi
Nerden bulalım seni özgür kılacak geçmişi.

Yaşamak diye gittim kaç kez unuttum zamanı
Önümde bir tabut ardımda bir mezarlık.

Ayna kırıldı. Işık yok. Yalnızlık bitti.
Sen en büyüksün ey kutsal kalabalık!

Ardıç ağaçları… Bana da bir kuş, kaderinizden
Yoksa yapraklarınızdan bir musalla taşı…

Paylaşın

Tahir Abacı kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Mayıs 1951 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Tahir Abacı, Mehmet Tahir ve Sakıp Coşkun imzalarını da kullandı. Malatya Lisesi, İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü ve Hukuk Fakültesi mezunu. Yayıncılık, memurluk, avukatlık yaptı. Halen avukatlık yapıyor.

Haber Merkezi / Şiir ve yazılarını önce Malatya gazete ve dergilerinde, sonra Yeni Dergi, Milliyet-Sanat, Sanat Olayı, Varlık gibi dergilerde yayımladı. Kurucusu olduğu Yarına Doğru dergisinde (18 sayı, 1973-76) çıkan bir yazısı nedeniyle yargılanmıştı. 1998’den sonra Radikal İki’de denemeler yazdı.

Hikâyelerinde ve romanlarında toplumun hemen her kesiminden insanlara yer veren yazar, şiirsel bir üslupla dili ustaca işledi. Şiirlerinde toplumcu gerçekçi temaların yanı sıra müzikten, folklordan, gelenekten, doğadan, aşktan beslenen Abacı, çok sesli ve devingen bir dil kullandı.

Eserleri; Odaları Utandıran Dağlar, Gelin Ömrümüz, Basit Şeyler, Nasreddin Hoca, Ağır Akan Su, Sıcak Hayat, Aynada Bir Yüz, ikinci Adım, Bir Zamanlar Anadolu’da, Harput-Elazığ Türküleri

“Gölgede”

Sonra kalay yorulur bakır çıkar
Söz bitmiştir derinlik uçurum olmuştur
Bakılması bile zor
İnsanlar artık anların fotoğrafını çekmezler
Gölgede solurlar
Birbirlerinin yüzünü içerler
Şarap yıkılmıştır, dize haraptır

Kale kapısı bulunca yanlar bu şehrin miskinleri
Göz bulunca bulanırlar
Taş serinliği onlara hüccet
Akmayan zaman onlara bakraç
Güvercinler onlara mürit
Kuş kanadı onlara cönk
İskelelere adanırlar

Yine çıkarım süvarilerin telaşına
Belki bir nihavent at
Belki bir kıraç savat
Terkide nesih bir divan bulunsa ne seyir
Bulunmasa ne gam: Matbu “Kızıl Kitap”
Mikeneli papirüs, Kiril yazısı beyanname
Hepsi irsal-i mesel, hepsi provokasyon

İhvanlar güneşlik yerlere dalaştılar
Sayı yetti, provokasyon yetmedi
Hikmetten retoriğe geçildi

“Pervazda”

Pervazı kurcalama, hayta iklimin ürperişi camlarda
Kuytu ormanda, eğrelti otları hizasında körler tayfı
Altı yolun uğultusu, bitap ruhlar kümülüsü

Unutulmaz bir ikiliydiniz diyor bir ses
Ama kimdin, hangi şamdandan düşmüştün, bilmiyorum

Süzülüşün zor estetiğinde cima hızı
Öyle elden gittim ki, yanarım yanışına nafile ikindilerin

Gülün bu ağrısında gece de yarım yamalak
Kaç kere fırladım, adım sesleri uzaklaştı kehribar gözlü sansarın

Bir diyorum resiflere döneyim, gitar teline kesik vuruşa
Bir diyorum sise batmış aksak teknede kalayım, mavi şecerede

Bu tilki tuzakları, bu ürperen makilik, bu mekanizmalar…

Pervazı kurcalama, o yürek silgisi düşen cephem

“Yangın Büyüten Yağmur”

Dil tuza uzanınca bitiyor deniz
Arzular da görünüyor asitin başladığı yerden

Hani bana bir gömlek alacaktın
Kalın yağmurlara direnen ince ruh
Kalbimin üstüne gelen cebini
Uzaklara bir bilet kavuracaktı

Damlalar düştükçe azalıyor oranı tuzun
Deliniyor çıplaklığını sarmaladığın su

Her şey söylendi, söz hariç
Islanarak bozuluyor el yazısı
Cehenneme zimmetli kıstırılmış odalar
Sılama dönemem gurbet gözlerin olalı

 

 

Paylaşın

Tahsin Saraç kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ocak 1930 yılında Muş’ta dünyaya gelen Tahsin Saraç, 29 Haziran 1989’da İzmit’te hayatını kaybetti. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümünü bitirdikten sonra bir süre Hakkari’de ortaokul öğretmenliği yaptı. İ ki kez Paris’e giderek Sorbonne’da Fransız Dili ve Edebiyatı ile Sesbilim üzerine eğitim gördü. Dönüşünde Trabzon Lisesi’nde öğretmenlik yaptı.

Haber Merkezi / Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümüne öğretim görevlisi olarak çalıştı. TDK Çeviri Ödülü ve Fransız Hükümeti Ulusal Liyakat Nişanı aldı. Bir süre, Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu ile Tercüme Bürosu’nda üye olarak görev yaptı. Tercüme, Türk Dili ve Çeviri dergilerinin yazı kurullarında çalıştı. Sağlık nedeniyle emekliye ayrıldı.

Tercüme, Türk Dili ve Çeviri dergilerinin yazı kurullarında çalıştı. İlk şiiri Varlık dergisinde yayınlandı. Şiir ve yazıları; Dost, Papirüs, Sanat Rehberi, Türk Dili, Varlık gibi dergilerde yayımladı. Özenli bir dil ve titiz bir kurguyla oluşturduğu toplumsal içerikli şiirleriyle tanınmıştır. Yunus Emre, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Orhan Asena, Sermet Çağan gibi Türk şiir ve oyun yazarlarının eserlerini Fransızca’ya çevirdi. Bazı Fransızca eserleri de Türçeleştirdi.

Eserleri; 

Şiir; Bir Ölümsüz Yalnızlık, Güneş Kavgası, Direnmeler, Güvercin Kasapları, Bir Sevgiyi Görüntüleme, Toplu Şiirler, Çıplak Kayada Çimlenmek

Sözlük; Etude sur le subjonctif en Francais, Fransızca-Türkçe Argo Sözlüğü, Fransızca-Türkçe Büyük Sözlük

Ödülleri; 1963 Milli Eğitim Bakanlığı Üstün Başarı Ödülü Günümüz Fransız Şiiri, 964 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü Çağdaş Fransız Şiiri’nin genişletilmiş basımıyla, 1968 Fransız Hükümeti’nden Legion d’honneur Nişanı
1970 TRT Şiir Ödülü “Direnmeler”, 1976 Macar Hükümeti Endre Ady Ödülü, 1986 Asya-Afrika Yazarlar Birliği Lotus Edebiyat Ödülü

“Ben Ozanım”

Yıkık tapınaklara döner kimi kez içim
Eski, sağır bir sızıyla balkıyan, inceden;
Işıdı mı ala bir tan
Ben ozanım
Kaç seviden kurşun yesem
Göveririm kendi külümden, yeniden.

Sofrada ekmek ve su, göğüste o gül duygu
Yığınların mutluluğu kavgasında hep yerim.
Tanrılar karşısında, doğa doğrultusunda
Ben ozanım
Devrim ateşlerini sonsuz yakacak odun
Toprakta kemiklerim.

Al bahar, yeşil yaprak
Titrerim ak yellerle dorukta kavak kavak.
Ben ozanım
Açlığın kan çizgisinde, ve taş dilsizliğinde
Değişip olurum hemen
Suskunluğum o sarı öfkesiyle
Kınında bekleyen soğuk bir bıçak.

Kısa çöpün uzun çöple kavgası
Süre gelmiş çağlar boyu
Ama şimdi son evrede, dönemeçte, yargıda.
Ben ozanım
Sizin yalnız kolunuz, bacağınız
Oysa benim
Hep yüreğim sargıda.

“Boğuntu”

Bıkmaz mı
Dağlar oturmaktan, sular akmaktan
Ve güneş her gün doğrulup aynı yöne
Doğudan doğup batıdan batmaktan?

Bıkmaz mı
Kara, kara olmaktan; ak, ak;
Hep nane mi kokacak nane çiçeği
Konuşmayacak mı hiç şu kayalar
Evlerde mi oturacağız hep böyle
Ayağımız kesilmeyecek mi topraktan?

Bıkmaz mı
Anlamsızlıktan şu sonsuzluk
Gizi çözülmeyecek mi oluşun
Hiç mi bilinmeyecek şu evren
Yıldızlar sırıtacak mı hep uzaktan?

Bıkmaz mı, ama hiç bıkmaz mı
Yaratan, yaratılan aynı kalmaktan?

Paylaşın