DEM Parti İmralı Heyeti’nden CHP’ye Ziyaret

DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile Öcalan’ın avukatı Faik Özgür Erol, CHP Genel Merkezini ziyaret ederek CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüştü.

Haber Merkezi / Yaklaşık bir saat süren ziyaret sonrası yapılan açıklamada Pervin Buldan ve Mithat Sancar şunları söyledi:

Buldan: “Bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve heyetiyle bir görüşme gerçekleştirdik. Bir saatin üzerinde bir zamanda önemli değerlendirmeler yapıldı. Barış süreci, silah imha töreninden sonra geldiğimiz aşamalar, Meclis’te kurulacak olan komisyon ve bu komisyondan beklentiler ve barış sürecinin ilerleyebilmesi için ortak bir mutabakatın sağlanması konularını detaylıca değerlendirdik sayın başkanla birlikte.

Önemli bir toplantıydı, çünkü yarın Sayın Numan Kurtulmuş’un bütün partilerin grup başkanvekilleriyle sabah bir buluşması gerçekleşecek. Komisyon öncesi yapılacak olan bu buluşmanın da önemli olduğunu, birlikte detaylı bir şekilde değerlendirdik. Çünkü her partinin komisyona dair farklı önerileri ve beklentileri var. Bu komisyonda tartışılması gereken ve sonuca ulaşması gereken farklı beklentiler olduğu için komisyon meselesini daha detaylı değerlendirdik ve tartıştık.

Sayın Özgür Özel’in barış meselesine başından beri sunmuş olduğu önemli katkılar var ve bu katkıların önemli olduğunu ifade ettik. Sayın Özel’in barış sürecine bundan sonra da hem destek vereceğini hem de bu konuda çalışmalara kıymetli bir şekilde destek sunacağını da en azından öğrenmiş olduk. Sayın Özel’e teşekkür ediyoruz bizi kabulünden dolayı. Şunu ifade etmek isterim. Yarın yapılacak komisyon toplantısı önemli bir toplantı. Buradan çıkacak sonuçları hep birlikte bekliyoruz. Sonuçlarını göreceğiz.”

“Sorunu çözme sorumluluğu hepimizin”

Sancar: “Sayın Özgür Özel ve heyetiyle değerli bir görüşme yaptık. İlgilerine çok teşekkür ediyoruz. Sürecin geldiği aşama ile ilgili önemli bütün konuları karşılıklı konuşma imkanı da bulduk. Elbette bu sürecin şimdiki aşamasında Meclis’in devreye girecek olması çok önemli. Çünkü barış yolunda ilerleme ve bu süreci çözüme doğru sağlamlaştırarak yürütme konusunda Meclis çok hayati bir rol oynayacaktır. Bunu baştan beri söylüyoruz.

Bunun dışında elbette başka alanlarda yaşanan sorunlar da var. Sürecin toplumsallaşabilmesi ve barışın bütün toplumu kapsayacak bir şekilde yaygınlaşması önemlidir. Barışın yerleşebilmesi için toplumsallaşması gerekiyor. Bunun için de hukuksal güvenceler ve demokratik mekanizmalar çok önemlidir. Daha doğrusu barışın yerleşebilmesi toplumsallaşma ile mümkün. Toplumsallaşmanın da en önemli araçları hukuksal güvenceler ve demokratik mekanizmalardır.

Elbette her siyasi partinin ve her toplumsal aktörün bu süreçten beklentilerinde ve bu sürece bakışlarında farklılıklar olabilir. Ama 50 yılda birikmiş acılarla devam eden bu sorunda bir çözüme ulaşmak için de olağanüstü bir gayret sarf etme gibi bir yükümlülüğümüz var. Bu yükümlülüğü yerine getirmek de diyalogla, bütün aktörlerin ve toplumsal güçlerin diyaloguyla mümkündür.

Şimdi Meclis zemininde bunun daha yoğun bir şekilde yaşanacağı aşamaya geliyoruz. Biraz önce Pervin Hanım da söyledi. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş grup başkanvekillerini toplantıya çağırdı. Komisyonla ilgili, herhalde önerilerin mutabakata dönüşmesiyle ilgili bir toplantı bu. Oradan çıkacak sonuca göre komisyonun çalışma zamanı ve şartları belirlenmiş olacak. Bizler, barışı adalet ve toplumsal bütünleşme üzerine kurmaya yönelik çabalarımızı en yoğun şekilde sürdüreceğiz. Bu yolda da hep birlikte inşallah başarılı olacağız.”

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan Erdoğan’a: Üçlü İttifak Yok, Biz Devletle Görüşüyoruz

Erdoğan’ın “AKP, MHP ve DEM olarak üçlü yürümeye karar verdik” sözlerine yanıt veren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Kesinlikle böyle bir ittifak yok. Biz herhangi bir parti ile değil, devletle bu yolu yürüyoruz” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Halk TV’de gazeteciler Kürşad Oğuz ve İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtladı. Hatimoğulları, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “AKP, MHP ve DEM olarak üçlü yürümeye karar verdik” açıklamasının gündeme getirdiği yeni ittifak iddialarını net bir dille reddetti.

Tülay Hatimoğulları, Erdoğan ve AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in bu sözlerin bir ittifakı kastetmediğine dair açıklamalarını hatırlatarak, “Kesinlikle böyle bir ittifak yok. Herhangi bir partinin çıkarı için dar anlamda bir birliktelik söz konusu olamaz. Biz bu yolu herhangi bir partiyle değil, devletle yürüyoruz” ifadelerini kullandı.

Hatimoğulları, sürecin yalnızca iktidarla yürütülmediğini, aynı zamanda muhalefet partileriyle de temas kurulduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

“Sürecin başladığı ilk günden bu yana sadece iktidar ile değil, muhalefet partileriyle de görüştük. Çünkü barış sürecinin muhalefetsiz olamayacağını başından beri ifade ediyoruz. Biz Süleymaniye’de tarihi bir ana şahitlik ettik. Bunun konuşulmasını isterdik. Ancak belli ki bir kesim bu sürecin gelişmesini istemiyor.”

“Barış süreci seçimle ilişkilendirilmemeli, bu sürece zarar verir”

Programda gündeme gelen bir diğer konu da yeni anayasa çalışmaları oldu. İsmail Saymaz’ın, DEM Parti’nin yeni anayasa sürecine destek vereceği yönündeki iddiaları sorması üzerine Tülay Hatimoğulları şu değerlendirmede bulundu:

“İktidar cephesinden bir erken seçim sinyali gelmiş değil. Ancak mevcut anayasa ile süreç yürütülemiyor. Ya erken seçim gerekecek ya da anayasa değişikliği. Barış süreci seçimle ilişkilendirilmemeli, bu sürece zarar verir. Biz mümkün mertebe bu tartışmayı gündemimize almak istemiyoruz.”

Tülay Hatimoğulları’nın açıklamaları, son günlerde kamuoyunda tartışma yaratan ittifak ve anayasa süreci iddialarına net bir yanıt niteliği taşıdı.

Paylaşın

Buldan’dan Erdoğan’ın “AKP-MHP-DEM” Sözlerine Yanıt : Bu İttifak Süreç İttifakıdır

Erdoğan’ın “Şimdi AK Parti, MHP, DEM en azından üçlü olarak bu yolu beraber yürüme kararı verdik” sözlerine ilişkin konuşan DEM Partili Pervin Buldan, “Yanlış bir yere çekilmesin. Bu ittifak süreç ittifakıdır” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Şimdi AK Parti, MHP, DEM en azından üçlü olarak bu yolu beraber yürüme kararı verdik” sözlerine ilişkin ANKA’ya konuştu:

“Yanlış bir yere çekilmesin. Bu ittifak süreç ittifakıdır. Başka bir ittifak olarak algılanmamalı kesinlikle. Herkesin çizgisi ve gittiği yol bellidir. Dolayısıyla Cumhur İttifakı’yla birlikte DEM Parti’nin süreç itibariyle ortak yol yürüyeceğinin bir mesajıydı bu. Elbette ki biz DEM Parti olarak bu sürecin tam merkezindeyiz ama çözmesi gereken de Cumhur İttifakı’dır. Dolayısıyla böyle bir birliktelik, ortaklaşma anlamlı olacaktır. Bence bunun adına süreç birlikteliği diyelim. Sayın Cumhurbaşkanı tarafından verilen mesaj, bu birlikteliğin süreç itibariyle olacağının da bir sinyaliydi.”

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, “Terörsüz Türkiye” projesine ilişkin, “Altını çizerek söylüyorum. Cumhur İttifakı olarak AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve DEM heyeti ile de birlikte bu süreci evelallah pişirerek geleceğe taşıyacağız” dedi. Bu hafta için DEM Parti’den Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile bir araya geldiklerini hatırlatan Erdoğan, “Oturduk, konuştuk. Beraber birlikte bu yürüyüş için neler yapabiliriz bunları konuştuk. Demek oluyormuş. Daha güzel şeyler olacak” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “Şimdi AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, DEM biz en azından üçlü olarak bu yolu beraber yürümeye kararı verdik… Şunu herkes bilsin ki artık yumrukları sıkmaya gerek yok. Musafaha edeceğiz. Kucaklaşacağız. Konuşacağız. Birbirimize karşı adım atarak yürüyeceğiz” diye konuştu. Erdoğan, “Irak ve Suriye’deki Kürt kardeşimin meselesi de unutmayın bizim meselemizdir” diyen Erdoğan, onlarla da süreci görüştüklerini, onların da “çok mutlu” olduğunu söyledi.

Paylaşın

PKK’nın Silah Bırakacağı Tarih Belli Oldu: 11 Temmuz

Partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenleyen DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) 11 Temmuz’da Irak’ın Süleymaniye kentinde silah bırakma töreni yapacağını söyledi.

Haber Merkezi / Ayşegül Doğan, “Süreç, tarafları açısından kendi ritminde ilerliyor. Biz, 11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleşecek bu somut adımı izlemek için eş genel başkanlarımız, milletvekili arkadaşlarımız, DEM Parti heyeti olarak PKK’nın silah bırakma törenine tanıklık etmek için orada olacağız” sözleriyle DEM Parti yetkililerinin de törende yer alacağını ifade etti.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme dair konuştu. Ayşegül Doğan’ın konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Merhaba hepiniz hoş geldiniz, rojbaş dembaş hûn hemû bi xêr hatin. Herkesi, sevgili Türkiye halklarını sevgi ve saygı ile selamlıyorum. İlginiz de gösteriyor ki tarihi bir andan geçiyoruz. Çok önemli bir eşikteyiz. Çok önemli bir kavşaktayız. Bugün gelen mesajla birlikte bunun önemi daha da arttı. Şimdi bundan sonraki gelişmeler neler olacak, sorularınızın hepsine tek tek cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle partimiz adına şunu söylemek isterim. Yepyeni bir sayfa açılıyor sevgili Türkiye halkları. Tarihi bir eşikteyiz ve bu tarihin içindeyiz bizler. Yani tarih biziz, tarihi biz yazacağız. Bu tarihin yazımına biz talibiz. Bu süreçte yalnızca tanıklık etmiyoruz. Bu süreç çok hayati sorumluluklar da yüklüyor. Çünkü insan hayatından bahsediyoruz. Bu hafta bir kez daha gördük ki bahsettiğimiz konu çok kıymetli. Çatışmasızlık, savaş ve savaşın son bulma ihtimalinin gerçekleşmesinde daha önemli bir aşamaya doğru ilerliyoruz. İlerlediğimiz her aşama hepimize yeni sorumluluklar yüklüyor. Bugün yıllardan sonra tam 26 yıl sonra ilk kez Sayın Öcalan’dan, İmralı’dan bir görüntü gördük.

Bütün Türkiye halkları ve toplumu ve dahi uluslararası kamuoyu. Sıcağı sıcağına gelen açıklamalar ve mesajlar da var. Dünya da ilgiyle takip ediyor. Demek ki Türkiye’nin Kürt meselesi, Türkiye’nin demokrasi sorunu yalnızca Türkiye’nin sorunu değilmiş. Bugün bir kez daha gördük. Hem bölgesel etkileri itibariyle hem sonuçları ve dünyada yaratacağı etkiler dolayısıyla yalnızca Türkiye ile sınırlı olmayan aynı zamanda Uluslararası bir sorundan bahsediyoruz. O yüzden çok tarihi bir kavşakta olduğumuzu bir daha bölgesel gelişmeleri de göz önünde bulundurarak söylemek isteriz.

Yine önemle belirtmek istediğimiz bir başka konu DEM Parti olarak. Türkiye’nin de ikinci yüzyılını belirleyecek tarihi bir an, tarihi bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. Yıllarca demokratik bir çözümün, eşit, adil, onurlu ve kalıcı bir barışın çözümünün adresi İmralı’dan Sayın Öcalan’dan geçer dedik. Bugün bir kez daha görülmüş olmalıdır. Temennimiz budur. Neler söylemek istedik geçen yıllar boyunca, neden tecrit kaldırılmalı dedik. Neden sesi sözü duyulmalı dedik, neden çözümde önemli bir rol oynayabilir ve onun oynayabileceği rolü hiçbir aktör ikame edemez dedik. Bunlar bir hakikati tespit etmek için, bunlar başkalarının söylemeye cesaret edemediği bir gerçeği göstermek içindi. O yüzden bugün hem Sayın Öcalan’dan hem Sayın cumhurbaşkanından DEM Parti ile ilgili değerlendirmeler var biliyorsunuz.

“Silahların tümden devre dışı kalması için bir ilk adıma hazırlanılıyor”

Bu hafta boyunca birtakım gelişmelere tanıklık ettik. Önce DEM Parti İmralı Heyeti Sayın Öcalan ile görüştü, akabinde Sayın Cumhurbaşkanı ile bir görüşme gerçekleşti. Nihayetinde bugün bir video mesaj geldi. Birkaç gün içinde ki onun da tarihini ve yerini sizlerle paylaşacağız, silahların tümden devre dışı kalması için bir ilk adıma hazırlanılıyor. PKK tarafından yapılan açıklamalara baktığımızda da bunu görüyoruz. Tüm bunlarla ilgili detaylıca konuşacağız. Bunları sizlere söyleyeceğiz ve tarihi de paylaşacağız. DEM Parti olarak söylemek isteriz ki bu tarihsel anda tekrar kayda geçirmek için.

Eşit, adil, onurlu ve kalıcı bir barış için, yıllardır uğruna mücadele ettiğimiz evrensel değerler için, halkların bir arada özgür yaşamı için, eşit bir kardeşlik ve demokratik bir Türkiye için dün olduğu gibi bugün de kararlı, umutlu, heyecanlı ve hazırız. Gönüllüyüz, istekli ve hevesliyiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi, kuşkusu olmasın. Hiçbir tereddütümüz yok bu konuda, hiçbir ikilememiz yok, hiçbir siyasi hesabımız yok. Biz bu meseleyi yani Türkiye’de Kürt meselesinin çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini bütün siyasi hesapların, bütün siyasi çıkarların, çelişkilerin üzerinde tutuyoruz. Sözünü ettiğimiz konu insan hayatı.

Bugünün önünü açanlar var, bugünlere ulaşmamızı canı pahasına sağlayanlar var. Hatta bunlardan birinin ölüm yıldönümü, katledilmesinin yıldönümü. Her günümüz böyle bir ismi yani demokratik siyaset alanının genişlemesi için hayatını, canını ortaya koymuş isimleri bize hatırlatıyor. Dolayısıyla biz Vedat Aydın’ı anarken ismini sayamayacağımız onlarca, yüzlerce, binlerce insanı birlikte anıyoruz. Onların anılarına bağlılığın nasıl bir sorumluluk yüklediğini biliyoruz, bunun farkındayız.

Rolümüzün, misyonumuzun, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu demokrasinin, bu soluk alamayan halimizin ancak soluklanabileceği yerin gerçek, sahici, hakiki bir barış olduğunun farkındayız. Sorumluluktan kaçmıyoruz. Bilakis herkesi en az bizim kadar risk almaya, sorumluluk almaya, cesur olmaya davet ediyoruz. Koşullar ne olursa olsun yapmamız gereken siyaset alanını genişletebilmektir. Bu, ciddiyet, sahicilik, cesaret, özveri, fedakarlık, göze alabilmeyi gerektirir. Biz bunun için buradayız. Dünden de daha kararlı bir biçimde.

Yeni bir sayfa açıldı dedik. Yeni dönem hepimize sorumluluklar yükleyecek dedik. Bunun en önemli konularından biri de adalet meselesi. Bugün Türkiye’de bir yandan yaşanan adaletsizlikler bir yandan süren anti demokratik uygulamalar biliyoruz, görüyoruz, kaygıları ve endişeleri arttırıyor. Ancak bu kaygı ve endişeleri azaltabilecek olanlar yani Türkiye’de barışın ve aynı zamanda demokratikleşmenin yolunu açabilecek olanlar, birlikte yol almak üzere dayanışanlardır, bizleriz. Yan yana gelişimiz arttıkça, bu yolu açma kararlılığımız yükseldikçe endişeler ve kaygılar da azalacaktır.

Yine Sayın Öcalan’ın bugünkü açıklamasına gelmek istiyorum. Çok net ifadeler var Sayın Öcalan’ın açıklamasında. Hiçbir tereddüte yer bırakmayacak açıklamalar. Silahların tamamen devre dışı kalmasını istiyor. Bunun çabası ve mücadelesi onlarca yıldır sürüyor. Sesi bugünkü kadar koşullar elvermediği için yankılanmamış olsa da bugün ulaştığımız noktanın ardında onlarca yıllık bir çaba, emek ve uğraş olduğunu hatırlatmak isterim. 1993’te yarım kalmış bugün yeniden siyaset alanının genişlemesi ve silahların tümden devreden çıkarılması için bir yeni sayfadan bahsediyoruz. Bu kez yarım kalmamalı.

Bu tarihi eşikte yapılması gereken herşey ama herşey demokratik siyaset alanını genişletmeye dönük bir biçimde yapılmalıdır. Ne olabilir güvence sağlayacak şey? Hukuk olabilir. Hepimizin ortak teminatı ve ihtiyacı hukuktur. Dolayısıyla biz hukuk ve hukuka dair güvencelerin hiçbir kaygıya endişeye kapılmaksızın, hiçbir siyasi hesap yapılmaksızın bir an evvel hayata geçirilmesi gerektiğini hatırlatmayı bir sorumluluk sayıyoruz. Bu da bir hakikati ortaya koymak, bir ihtiyacı ortaya koymaktır. Bu da bizim görevimiz.

Bunun için mecliste bulunan ya da bulunmayan, grubu bulunan ya da bulunmayan tüm siyasi partiler de sorumluluk üstlenmeli, fikri bütün ayrılıklarını bir yana bırakıp Türkiye’nin temel iki meselesi için, üstelik birbirinden ayrılamaz iki meselesi için, Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi özgür ve eşit bir şekilde bir arada yaşam ve Türkiye’nin ikinci yüzyılına birlikte demokratik bir biçimde inşa edebilmek için sorumluluk üstlenmelidirler. Demokratik siyaset için de halk iradesi, halkların iradesi en çok bahsettiğimiz konu. Bu barış arayışının toplumsal tarafı ve toplumsal ayağı çok önemli. Bu hem toplumsal meşruiyet açısından önemli, hem de sıkça duyuyoruz, bilgilendirilmiyoruz kaygılarımız endişelerimiz var diye, bunları gidermek için önemli.

“Komisyon bir an önce özel yetkilerle oluşsun”

Düşünsenize bizim aylar öncesinde çağrısını yaptığımız komisyon kurulmuş olsaydı çok daha aktif bir rol üstlenebilirdi. Biz bu çağrıyı aylar öncesinden parti adına yaptık. Meclis aktif bir rol üstlensin. Meclis başkanı bu konuda inisiyatif alsın dedik. Dedik ki tüm siyasi partilerden oluşan, özel yetkilerle donatılmış bir komisyon oluşturulsun.

Temennimiz şu ki, o komisyon bugünlere yetişmedi ama zaman kaybedilmesin artık. Hızlanalım. Madem bir devlet politikasından bahsediyoruz Kürt meselesinin çözümüne dair, o zaman bunların emarelerini somut bir şekilde görelim. Toplumun bunları görmeye ihtiyacı var, komisyon bir an evvel oluşsun. Özel yetkilerle oluşsun. Bu bir kazanım olarak görülmelidir. Çok hayırlı, önemli, tarihi bir meselenin çözümü için yola koyulacaktır bu komisyon. Türkiye’de toplumsal barış ve bütünleşme ilgili çok önemli bir rol oynayabilir.

Biliyorum en çok merak ettiğiniz konu, günlerdir tartışılan silahların devre dışı kalması için bundan sonra ne yapılacak konusu. Bu konunun çeşitli cevapları var. Bazıları bizde, bazıları bizde değil. Bunu her zaman açıklıkla ifade ettik. Çünkü süreç, tarafları açısından daha önce de söylediğimiz gibi kendi ritminde ilerliyor. Ancak biz önemli öznesi olarak süreçte bir kolaylaştırıcılık rolü üstlenmek istiyoruz. Yolu açmak istiyoruz. Bu yol sağlam dayanaklarla yürünebilsin diye. Yıllardır yapmaya çalıştığımız şeyi yapmaya çalışıyoruz. Siyaset konuşsun diyoruz. Farklı fikirler Türkiye’de örgütlenme özgürlüğüne kavuşsun diyoruz.

İnsanlar fikirlerini özgürce ifade edebilsinler diyoruz. Halk iradesine saygı duyulsun diyoruz. Seçme ve seçilme hakkına saygı duyulsun diyoruz. İnsanların tercihlerine saygı duyulsun diyoruz. Herkes için adalet hakkından bahsediyoruz, hepimiz için barış hakkından bahsediyoruz. Hepimiz için demokrasi hakkından bahsediyoruz. Bizim kolaylaştırıcılık tanımımız tam da böyle bir şey. Siyasi partilere yaptığımız çağrının bağlamı da tam olarak böyle bir yer. Biz 11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleştirilecek 12 Mayıs Kongre kararlarına uygun bir şekilde atılacak bu somut adımı izlemek için Eş Genel Başkanlarımız, bileşen partilerimizin eş genel başkanları, eş sözcüleri, MYK üyelerimiz, vekil arkadaşlarımızın bir kısmı ile birlikte DEM Parti Heyeti olarak Süleymaniye’de olacağız.

11 Temmuz’da Süleymaniye’de bir grup PKK’linin katılımı ile gerçekleştirilecek bu ilk adıma, bu tarihi ana tanıklık etmek için orada olacağız. Bunun yalnızca bir tanıklık olmadığını biliyoruz. Tanıklığın çok önemli bir sorumluluk ve ciddiyet yüklediğinin farkındayız. Biz bu meseleye ciddi yaklaşıyoruz ve herkesi de ciddiyetle yaklaşmaya davet ediyoruz. Yalnızca DEM Parti’nin meselesi olmadığını söylüyoruz o yüzden şunu eklemek istiyoruz. Bu tarihi anı yani silahların tümden devreden çıkması için atılacak bu somut adıma, kongre kararlarına uygun bir şekilde ve Sayın Öcalan’dan gelen bugünkü mesaja uygun bir şekilde atılacak bu adıma bu ülkede Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt meselesinin eşit, adil ve onurlu bir şekilde çözülmesi için kendisini sorumlu hisseden herkesin aynı hassasiyetle yaklaşmasını temenni ediyoruz.

Bunu bir yenme, yenilme, tasfiye, taviz gibi görmemek, böyle yaklaşmamak, bu dili, üslubu ve yaklaşımı değiştirmek gerekir. Görüyoruz ki halen sürecin hassasiyetine rağmen bu dil tercih ediliyor. Bu meselenin bu dille çözülemeyeceğini geçen on yıllar bize gösterdi. Önümüzdeki on yıllarda yeni bir dil bir, yeni bir yaklaşım, yeni bir üslup, yeni bir zihniyete ihtiyacımız var. Bunu görmeyi temenni ediyoruz.

Aynı zamanda diyoruz ki bu tarihi eşik bizim için bu anlama geliyor, toplum için de çok önemli anlamları var o sebeple demokratik siyasete tam geçiş için gereken tüm mekanizmalar bir an önce oluşturulmalı. Yasal güvencelerle desteklenerek bu fırsat kalıcı hale getirilmelidir. Bu tarihi eşikte, tarihi bir açıklamanın geldiğini söyledik. İlk tarihi açıklama değil ancak yeni tarih yazımı için unutulmayacak açıklamalar bunlar. Tarih bu açıklamalarla, bu açıklamaların içeriği ve bundan sonra ona uygun şekilde atılacak adımlarla yazılacak.

Hem yakından takipçisiyiz bu sürecin hem yalnızca DEM Parti’ye bırakılmamasını ifade ediyoruz. Kendimize güveniyoruz, bu konudaki tecrübemize ortak mücadelemize güveniyoruz. Ancak Türkiye’nin bu kadar kritik bir meselesinde herkesin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini düşünüyoruz, herkesin yapabilecekleri olduğuna inanıyoruz. Yalnızca Kürt sorunu için değil uluslararası bir mücadele ve dayanışma için de tarihi bir dönüm noktasında olduğumuzu ifade etmeliyiz.

Yine bir başka temennimiz dünya barışı ve çözüm deneyimlerinden esin almaktır. Türkiye’de gelişecek olan barış ve demokratik çözüm modelinin dünya literatürüne geçmesini temenni ediyoruz. Eşit bir kardeşlik, demokratik bir Türkiye yaratıp bölgeye örnek olmasını temenni ediyoruz. Yani Türkiye halklarının barışının demokrasiye sarılarak, demokrasiyi güçlendirerek, demokratik bir cumhuriyeti inşa ederek başarıya ulaşmasını temenni ediyoruz. Bu konuda üzerimize düşen sorumluluğu almaya hazırız.”

Soru / Cevap

Soru: Sayın Öcalan’ın ikinci bir video mesajı olacak mı, 11 Temmuz’da olacağına ilişkin bizde bir takım bilgiler var?

“İkinci bir video olacağına dair biz de bir bilgi yok. Biz 11 Temmuz’da Süleymaniye’ye gideceğimizi sizlerle paylaştık, gideceğiz, orada olacağız. Orada ev sahipleri var. Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleşecek. Bir grup PKK’linin katılımıyla gerçekleşecek somut bir adımı izlemeye ve o tarihi anda orada olmaya gideceğiz. Ancak içeriğe dair bizim bir bilgimiz yok. Bu bilgi olsa olsa bu somut adımı gerçekleştirenler ve gerçekleştirmeye hazırlananlarda olabilir. Ancak Sayın Öcalan’dan ikinci bir görüntülü video bilgisi bizde yok, o yüzden bunu teyit edemiyorum. İktidar ve muhalefet de bu ana tanıklık etmeli ve sorumluluğa ortak olmalıdır

Soru: Bazı siyasi partilerin de Süleymaniye çağrıldığı yönünde haberler çıktı. Öyle bir çağrınız oldu mu, geri dönenler var mı?

“Bunu bu kürsüden daha önce defalarca yaptık. Bu iktidardan muhalefete kadar herkesin meselesi. Biz Türkiye’ye karşı, Türkiye’nin barışına karşı, demokratik çözümüne, eşit yaşamın inşasına dair sorumluluk hissediyoruz. Bu sadece bir siyasi partinin meselesi olmamalı. Muhalefet partiler tüm anti demokratik uygulamalara ve olumsuzluklara rağmen bu sürece destek vermek istiyorlar. Biz bunu büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz. Son derece yapıcı bir yerden pozisyon almak istiyorlar.

Bu pozisyonu güçlendirebilecek adımların, güçlendirebilecek bir takım görüşmelerin iktidar bloku tarafından da yapılması gerekir. Elbette biz bu somut adıma, bu tarihi ana tüm siyasi partilerin aynı sorumlulukla yaklaşıp iktidarından muhalefetine orada olmalarını ve sorumluluk almalarını isteriz. Bu gizli saklı bir şey değil, açık aleni bir biçimde söyledik zaten bunu. İktidar bloğu da muhalefet partileri de parlamento dışındaki muhalefet partileri de 11 Temmuz’da Süleymaniye’de bu ana tanıklık etmeli ve bu sorumluluğa ortak olmalıdır. Eğer Türkiye’de demokratik siyaset alanının genişlemesini istiyorsak bu meseleye böyle yaklaşmak durumundayız. Toplumun talebi Türkiye’nin daha özgür ve daha adil olması yönündedir.”

Soru: Bu süreç toplumsal bir meşruiyet kazandı mı?

“Terörsüz Türkiye dediniz birincisi biz böyle adlandırmıyoruz DEM Parti olarak. Biz Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak bakıyoruz sürece. Yıllarca terör ve güvenlik gibi kavramlar kullanıldı. On yıllar bize gösterdi ki meseleyi doğru adlandırmayınca doğru sonuçlar da alınamıyor. O yüzden meseleye böyle yaklaşmamak gerekiyor. Toplumsal meşruiyete olan konu toplumsal talebin kendisidir.

Bugün toplum talebi Türkiye’nin daha özgür, daha adil, daha eşit olması yönündedir. Dolayısıyla evet demokratik çözümden, barış arayışından daha meşru bir şey olamaz olmamalıdır. Bu konudaki meşruiyeti artırmak, kaygıları gidermek, duyulan endişeleri anlamak, itirazları önerileri yapıcı bir şekilde değerlendirmek iktidarından muhalefetine herkesin görevi. Ancak şunu da hatırlatmak isteriz en çok da devlet yetkililerinin görevi.

Eğer bir devlet politikasından bahsediyorsak ki MHP, Devlet Bahçeli böyle dedi, doğrudan Cumhurbaşkanına çağrıda bulundu. Bugün Cumhurbaşkanı kendisine teşekkürlerini ifade etti. O halde bize de şunu söylemek düşer toplum olarak da siyasi ve muhalefet partileri olarak da. Biz bu memnuniyet verici söylemlerin eyleme dönüşmesini, somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz. Toplumsal meşruiyet hukukla yasal güvencelerle güçlenir. Ama barış ve demokrasi hakkından daha meşru bir hak ne olabilir ki?”

Soru: Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile görüşmeniz ertelenmişti. Bugün açıklama yaptı önümüzdeki günlerde görüşebiliriz diye. Bu açıklamadan sonra bir iletişiminiz oldu mu?

“Bugün Adalet Bakanı Yılmaz Tunç açıkladı neden ertelendiğini. Yeni bir gün belirlenmedi, önümüzdeki günlerde bu görüşme gerçekleşecek. Görüşmenin gerçekleşmemesinin nedeninin cenazeye katılım olduğunu Adalet Bakanı da ifade etti. Bir daha böyle acılar yaşanmasın, ölümler yaşanmasın, kim olursa olsun, hangi etnisiteden olursa olsun hiç fark etmez artık yeter, çözüm konuşulsun ölüm konuşulmasın.”

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti Erdoğan İle Görüştü

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde görüştü.

Haber Merkezi / Yaklaşık 1 saat süren görüşmede, Milli İstihbarat Başkanı (MİT) İbrahim Kalın ve AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala da yer aldı.

DEM Parti’den görüşmeye ilişkin kısa bir yazılı açıklama paylaşıldı: “İmralı Heyeti üyelerimiz Pervin Buldan ve Mithat Sancar, bugün Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Beştepe’de görüştü. Heyetimiz, sürecin geldiği yeni aşama ve bundan sonra yapılacaklar konusunda görüş ve önerilerini aktardı. Görüşmede, sürecin ilerlemesi konusunda karşılıklı iradenin devam ettiği vurgulandı.”

“Tarihi bir görüşme”

DEM Parti İmralı Heyeti’nde yer alan Buldan ve Sancar, görüşme öncesi de gazetecilere açıklama yapmıştı.

Pervin Buldan, ziyarete ilişkin olarak şunları söylemişti: “Bu ikinci görüşme. Tarihi bir görüşme bizim açımızdan. Çünkü süreç yeni bir aşamaya giriyor artık. Ve bu yeni aşamada istişarelere ihtiyaç var, görüş alışverişine ihtiyaç var. Bu nedenle bugün Sayın Cumhurbaşkanı kendi heyetiyle, biz de heyet olarak bütün bunları konuşacağız, tartışacağız. Gerekli adımların atılması açısından bir istişarenin sağlanması önemlidir. Dolayısıyla hayırlı ve verimli bir toplantı olmasını temenni ediyoruz. Bu görüşmeye biz, çok büyük bir anlam biçiyoruz.”

Mithat Sancar, “Bu görüşme önemli gerçekten. Biraz önce sayın eş genel başkanlarımızla da istişare ettik. Sürecin yeni bir aşamaya geldiği biliniyor. Bu yeni aşamanın özellikleri, sonrasının gereklilikleri konusunu bugün sayın Cumhurbaşkanı ile ve heyeti ile istişare edeceğiz. Bu konuda görüşlerimizi açıklayacağız, kendilerini dinleyeceğiz” demişti.

Mithat Sancar, metan gazına maruz kalan 19 askerden 12’sinin ölümüne ilişkin yaptığı açıklamada, “Gerçekten çok derin üzüntü yaşadık. Biz Sayın Öcalan ile görüşmedeyken bu haber geldi. Öcalan’ı da bizi de derinden üzdü. Bu tür acıların yaşanmaması için zaten bu yolu ilerletmek gibi bir görevimiz var. Hepsine Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Pervin Buldan ise “Ben de özellikle yaşamını yitiren, şehit olan askerlere Allah’tan rahmet diliyorum. Gerçekten çok üzücü bir haber aldık, bugün sayının 12’ye ulaştığını duyduk. İşte barışın kıymeti burada belli oluyor. Barış sürecinin ne kadar kıymetli olduğunu biz bu tür durumlarda daha iyi anlayabiliyoruz. Bundan sonra hiçbir insanımızın yaşamını yitirmemesi için barışın ilerlemesi gerekiyor” açıklamasını yapmıştı.

Buldan ve Sancar 6 Temmuz Pazar günü İmralı Adası’nda PKK lideri Abdullah Öcalan ile bir araya gelmişti. DEM Parti’nin daha önce duyurulmayan Öcalan görüşmesi 2,5 saat sürmüştü.

Partiden yapılan açıklamada şu ifadeler yer almıştı: “Öcalan görüşmemizde sürecin yeni bir aşamaya geçmekte olduğunu vurguladı. Atılacak yeni adımlarla birlikte sürecin gereklerini yerine getirme hususunda herkese, hepimize sorumluluklar düştüğünü ifade etti.”

Paylaşın

Tülay Hatimoğulları: Siyasi Operasyonları Kabul Etmiyoruz

Belediyelere yönelik operasyonlara tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu operasyonları kayyım anlayışının bir devamı olarak görüyoruz. Sanıyoruz ki Türkiye’de bunu en iyi anlayabilecek siyasi parti biziz” dedi ve ekledi:

“Üç dönemdir belediyelerine kayyım atanmış bir partiyiz. Kayyım zihniyetinin başka versiyonlarının devam ettiğini görüyoruz. Bu operasyonların siyasi operasyon olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum. Şayet bir yolsuzluk iddiası varsa, şayet bu konuda ellerinde deliller varsa elbette bazı soruşturmalar başlatılabilir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve beraberindeki heyeti ağırladı.

Görüşmenin ardından yapılan ortak basın toplantısında önce söz alan Hatimoğulları, son günlerde bazı belediyelere yönelik gözaltı ve tutuklamalara tepki gösterdi. Hatimoğulları, sözlerine gözaltındaki belediye yöneticilerini hatırlatarak başladı. Operasyonların “halkın iradesine darbe” anlamına geldiğini söyleyen Hatimoğulları, şöyle konuştu:

“Bu operasyonları kayyım anlayışının bir devamı olarak görüyoruz. Sanıyoruz ki Türkiye’de bunu en iyi anlayabilecek siyasi parti biziz. Üç dönemdir belediyelerine kayyım atanmış bir partiyiz. Kayyım zihniyetinin başka versiyonlarının devam ettiğini görüyoruz. Bu operasyonların siyasi operasyon olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum. Şayet bir yolsuzluk iddiası varsa, şayet bu konuda ellerinde deliller varsa elbette bazı soruşturmalar başlatılabilir.”

Hatimoğulları, hükümete ve kamuoyuna bir teklif sunarak, belediyelere yönelik operasyonların kapsamlı şekilde soruşturulması çağrısında bulundu: “Bağımsız bir komisyon oluşturulsun, sadece muhalefet partilerinin belediyeleri değil, iktidar partisinin de belediyeleri araştırılsın. Ayrıca, geçmişte kayyım atanan belediyelerin de denetlenmesini öneriyoruz. Sayıştay raporlarında bu kayyımların yaptığı yolsuzlukların açıkça görüldüğünü hep birlikte biliyoruz.”

Hatimoğulları, yaşananların barış ortamını zedelediğini ifade ederek, demokratik bir çözüm sürecinden uzaklaşıldığını şu sözlerle dile getirdi: “Bugün barışı, silahsızlanmayı konuşmamız gereken bir dönemdeyiz. Ancak bu süreçte yaşanan operasyonlar Türkiye toplumuna iyi gelmiyor. ‘Barış böyle mi sağlanır, demokrasi böyle mi kurulur?’ soruları her yerden yükseliyor. Üç büyükşehir belediyesine yönelik son operasyonla bu sorular daha da güçlü biçimde dile getiriliyor.”

“Suçları, Erdoğan’ı yenmek”

Toplantının ikinci konuşmacısı olan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, son dönemde artan gözaltıların siyasi nitelik taşıdığını vurguladı. Özellikle Adana ve Adıyaman’daki belediyelere yönelik operasyonlara değinen Özel, şöyle konuştu:

“Bu operasyonların siyasi olduğuna inanmayan kalmadı. Meseleyi vicdan gözüyle dinleyen kimse bunların yolsuzluk operasyonu olduğuna inanmıyor. Suçları, Tayyip Bey’in adayını yenmek, partimizi birinci parti yapmak. Ekrem İmamoğlu’nun suçu, 15,5 milyon kişinin oylarıyla Cumhurbaşkanı adayı olmuş olmasıdır.”

Özel, geçmişte HDP’li belediyelere atanan kayyumlara da atıfta bulunarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kayyum uygulaması istisna olacak” açıklamasının, önceki uygulamaların siyasi olduğunu itiraf ettiğini savundu: “Demek ki önceki tüm kayyum atamaları siyasiymiş, bunu artık Tayyip Bey bile kabul ediyor.”

Özel, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar hakkında başlatılan soruşturmanın dayanağının zayıf olduğunu savunarak, şunları söyledi: “O dosya defalarca incelenmiş, Sayıştay tarafından uygun görülmüş. Ama Zeydan Karalar’a suç isnat edebilmek için Aziz İhsan Aktaş’ın 8 yıl önceki bir işlemini gerekçe gösteriyorlar. Bu, tamamen uydurma bir gerekçedir.”

CHP lideri, gazeteci Timur Soykan’ın tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilmesini de değerlendirdi. Soykan’ın bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle “yanıltıcı bilgi yayma” suçlamasıyla yargılanmasını eleştiren Özel, şöyle konuştu:

“Timur Soykan sadece şunu yazdı: ‘Seçimde AKP’yi yenmek suç olarak yasalara girsin, hâlen yargı varmış gibi davranma külfetinden kurtulun.’ Bundan dolayı tutuklamaya sevk edildi. Bu yasa çıkarken bize ‘Deprem haberi yayılırsa insanlar paniğe kapılır’ diyorlardı. Şimdi görüyoruz ki hedef gazeteciler.”

Özel, konuşmasının sonunda AK Parti ve MHP seçmenlerine seslendi. Hz. Ali ve Muaviye arasında geçen meşhur “erkek deve” hikâyesini anlatarak, vicdanlara hitap etti: “Tayyip Bey erkek deveye dişi dese, siz de mi dişi diyeceksiniz? Sırf Tayyip Bey diyor diye birinin malını, mülkünü, namusunu bir başkasının siyasi geleceğine heder eder misiniz? Ben bu kötülükten AK Parti ve MHP’nin, Anadolu’nun pırıl pırıl insanları olan seçmenlerinin vicdanına sığınıyorum.”

Paylaşın

Hatimoğulları: Demokratik Cumhuriyetin İnşası İçin Yol Temizliğine İhtiyacımız Var

“Samandağ Kitap Fuarı”ndaki panelde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “100 yıllık cumhuriyet tarihinin demokratikleşmesi, demokrasiyle buluşması Türkiye halklarının, işçilerinin, emekçilerinin, kadınların, gençlerin, doğa ve insan hakları savunucularının taleplerinin yaşama geçmesi bakımından son derece önemlidir. Bunun için de bizim çok net bir yol temizliğine ihtiyacımız var” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Hatay’da Samandağ Belediyesinin organize ettiği Samandağ Kitap Fuarı’nda düzenlenen panele katıldı. Panelde konuşan Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Değerli arkadaşlar sözlerime başlarken öncelikle bu önemli organizasyonu günlerdir gerçekleştiren ve büyük emekler veren Samandağ Belediyesi’ne, Belediye Başkanı’na, yönetimine ve bütün kadrolarına, emektarlarına sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Hem Samandağ halkı adına hem Türkiye halkları adına hem de partim adına sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Çok sayıda paneller oldu. Biraz önce Emrah başkanımızla konuştuk. Burada neler konuşuldu, hangi panelde nasıl konular konuşuldu onları da kendi bize aktardı. Öyle değişik bir başlık koymuşlar ki bu panele ‘zamanların en iyisi zamanların en kötüsü’. Ben de döndüm başkana dedim ki ‘bizim kuşak zamanların en iyisini hiç görmedi’. Oldu mu zamanların en iyisi? Onu da çok bilmiyoruz.

Elbette ki tarihten bildiğimiz çok şey var ama bizler kendi yaşamlarımıza, kuşaklarımıza baktığımızda ne yazık ki zamanların en kötüsünde doğduk ve zamanların en kötüsünü yaşıyoruz. Bu dönemde Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra dünyanın üçüncü dünya savaşına gebe olduğu, savaşların silsilesinin yaygın bir biçimde devam ettiği bir dönemden geçiyoruz. Üçüncü dünya savaşı arifesi gibi bir dönem. Bu dönemde özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşının ortaya çıkma nedenleri olan küresel sermayenin ekonomik krizi, emperyalist güçlerin yeniden dünyayı paylaşım savaşları, bununla birlikte günümüze kadar gelen tek kutuplu dünyanın oluşturduğu yeni bir dünya düzeni kurulmuştur. Fakat şu anda Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla biz Hatay’da yaşayan insanlar olarak çok yakından takip ettik.

Arap Baharı’nın yaşanmasıyla ve emperyalist güçlerin Arap Baharını adeta Arapların kışına çevirdiği, Ortadoğu halklarının kışına çevirdiği bir dönemde şimdiye geldik. Şimdiki zamanda biliyorsunuz Şam yönetimi değişti ve ondan sonraki süreçte İsrail’in İran’a saldırısı ve başlayan İran-İsrail savaşları oldu. Her fırsatta şu vurguyu yapıyorum. Bugün üçüncü dünya savaşının arifesinden geçtiğimiz bir dönemde koşulların aynen Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının koşullarına benzediğinin altını çizmeliyim.

Farklılık şu. Silahlar çok daha fazla gelişti. Dünya biyolojik silahların, siber savaşların, İran ve İsrail savaşında açığa çıktığı gibi nükleer silahların tehdidi altında. Yani bugün nükleer silah kullanıldığında hangi ülkede kullanıldığının önemi yok. Kocaman bir bölge. Ülkeler ve ulusların, yani birçok ülkenin etkileneceğini çok iyi biliyoruz. Böylesi bir zamanda bizim sınırları tanımayan, görmeyen, aşan enternasyonalist güçlü bir barış hareketine ihtiyacımız olduğunun altını çizmek isterim.

Bu mücadeleyi kendi ülkemizin sınırlarından başlatmak durumundayız. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, barış ve demokratik toplumun bugün gündeme gelmiş olmasının en önemli nedenlerinden birinin bahsini ettiğim küresel gelişmeler, siyasal gelişmeler olduğunu hepimiz biliyoruz. Biz şundan eminiz ki Türkiye’nin kendi iç barışını oluşturması, kendi iç adaletini, özgürlüklerini, demokrasisini inşa etmesi demek Türkiye’nin her anlamıyla halklar arasındaki birlik, beraberlik ve dayanışmayı güçlendirmesi, 86 milyon yurttaşımızın eşit yurttaşlık hakkı temelinde Türkiye’de yaşayabilmesi demek Türkiye’nin her anlamda Türkiye halklarının önünün açık olması demek. En önemlisi bizler bunu başarabilirsek Türkiye coğrafyasında biliyoruz ki sadece Türkiye’de değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun barışına öncülük edebilecek durumda oluruz.

Türkiye şu an zamanların en kötüsünü hem bölgesel süreç bakımından hem dünyadaki siyasal, ekonomik, iktisadi gelişmeler, toplumsal gelişmeler bakımından en kötüsünü yaşıyor ama aynı zamanda iç siyaset bakımından da en kötü dönemlerinden birini yaşıyor. Baskıların arttığı, siyasetçilerin gözaltına alınıp tutuklandığı, seçilmişlerin gözaltına alınıp tutuklandığı, kayyımların atandığı, yerel yönetimler ve seçimlerin yok sayıldığı bir süreçten geçiyoruz. Bu süreci uzun uzun anlatmaya ihtiyaç duymuyorum. Ben şimdi burada bulunan siz değerli halkımızın bu sürece çok hakim olduğunu çok iyi biliyorum. Bölgenin dört bir yanından gelen bu yüzler ki önemli bir kesim bu mücadelenin yürütücüsü, bu mücadelenin ortak yürütücülerindensiniz.

Burada birkaç merak edilen vurguyu yapmak isterim. İç barış meselesi, bu sürecin tahkim edilmesi, çözüm süreçleri ve bunun yanı sıra esasen barış ve demokratik toplum derken biz neyi kast ediyoruz. Ben bu konuya kendi partimiz adına da açıklık getirmek istiyorum. Bizlerin bu süreçte söylediği çok net nokta şudur değerli arkadaşlar. Bugün biz barış sürecini bu ülkede tesis edeceksek bu barış süreci ne sadece Kürdün barışı ve demokrasisi olur ne sadece DEM Parti’nin barış ve demokrasisi olur. Bu, Türkiye halklarının tamamının barışı ve demokrasisi olmak zorundadır.

Bu nedenle biz özellikle bu süreci yürütürken Türkiye’de başta ana muhalefet partisi olmak üzere bütün muhalif partilerle, emek meslek örgütleriyle, ittifak güçlerimizle, sol sosyalist yapılarla, bileşenlerimizle ve Türkiye’de farklı ideolojilerden olan siyasi parti, oluşumlar, STK’lar, demokratik kitle örgütleri, her kesimle yedi yirmi dört görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki ne barış ne demokrasi hiç kimseye altın tepsiyle sunulmaz. Biz bunu örgütlenerek, mücadele ederek kazanabiliriz. Bu buluşmalarımızda Alevi toplumuyla, Türkiye’nin dört bir yanında ve merkezi olarak Alevilerin federasyonu ve konfederasyonuyla ortak çalışmalar yürüttük.

En son ben ve eş başkanımız değerli Tuncer Bakırhan ile birlikte heyetimizle şu anda tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’yla, Hatay’ın onuru ve şu an bizimle olması gereken sevgili Can Atalay’ın içinde olduğu çok sayıda siyasi kesimle, temsilciyle cezaevlerinde görüşmeler yaptık. Bunu daha geçen hafta gerçekleştirdik. Oradan hem Sayın İmamoğlu’nun verdiği hem de bizlerin verdiği mesaj barış demokrasisiz olmaz mesajıydı. Demokrasi bir kesime olmaz, demokrasi herkese olmak zorundadır. Bugün seçilmişlerin hapishanede olduğu bir dönemde Türkiye’nin demokratikleşmesinden bahsetmek akıl dışıdır.

Demokrasiyi tesis edebilmek için bir kere en önemli olan adım yargının bağımsızlığıdır. Yargının gerçekten siyasi hegemonyadan kurtularak hukuka dayalı bir şekilde karar vermesinin sağlanmasıdır. Bakın bu ülke nasıl demokratikleşecek diye sorular çok geliyor. Somut olarak atılması gereken adımları her fırsatta ifade ediyoruz. Ben buradan bir kez daha ifade etmek isterim. Acil adımlar atılmalıdır. Bunun için yasa değiştirmeye, yeni yasa ihdas etmeye gerek yok. Bugün AİHM kararlarının hayata geçmesi demek, AYM kararının hayata geçmesi demek sevgili Can Atalay’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının, Osman Kavala ve bütün Gezi tutsaklarının serbest kalması demektir.

Bunun yapılması için Türkiye’nin taraf olduğu AİHS’in gereği olarak AİHM kararı acil bir biçimde yaşama geçmelidir. Önemli konulardan biri siyasi mahpusların özgürlüğüdür. Bugün içinde Samandağlı üniversiteli gençlerin de olduğu çok sayıda arkadaşımız gözaltına alınıp tutuklandı. Şimdi çok şükür önemli bir bölümü serbest kaldı ama hala hapishanede o gençler gibi görüşlerini ifade ettiği için gözaltında olan, tutuklu bulunan çok sayıda mahpus var. Onların özgürlüğü elbette önemli. Peki bunlar Türkiye’nin demokratikleşmesi için yeterli mi? Elbette değil. Kayyım yasası lağvedilirse de belediye başkanları ve eşbaşkanları serbest bırakılıp hepsi görevlerine iade edilse de önemli bir adımdır evet.

Bu adım zaten atılmalıdır. Ama bütün bunların toplamına baktığımızda Türkiye tek başına demokratikleşir mi? Buna ne yazık ki evet diyemeyiz. Türkiye’nin demokratikleşmesi için bu ülkede yaşayan bütün farklı halkların ve inançların; Alevilerin, Kürtlerin, Êzidîlerin, Hıristiyanların ve burada sayamadığım 72 milletten insanın bir kere eşit yurttaşlık hakkı temelinde hem dil hem inanç özgürlüğüne kavuşabilmesini, gerçekten bir eşit kardeşlik ilkesi çerçevesinde hayatına devam etmesini tesis etmek çok önemlidir.

“Demokratik cumhuriyetin inşası için yol temizliğine ihtiyacımız var”

Demokratikleşmenin yolunda olmazsa olmazlarımızdan birisi elbette yargı bağımsızlığı ve yargının gerçekten hukuki olarak işlemesidir. Bu konuda önemli adımların atılmasıdır. Yine çok önemli konulardan biri, kuvvetler ayrılığının inşa edilmesi. Yasama, yürütme ve yargı şu anda ne yazık ki mevcut olan rejimin tekelindedir. Geçmiş dönemde Türkiye bir demokrasi cenneti miydi? Tabiki hayır. Yine anti demokratik gelişmeler, uygulamalar olmuştur ama bununla birlikte atılması gereken en önemli adım kuvvetler ayrılığının daha fazla ihlal edildiği bu dönemde bunun hayata geçmesi çok önemlidir.

Bunlar elbette demokratik cumhuriyete giden yolu döşer. Ama demokratik cumhuriyet demek bundan çok daha fazlası demektir. 100 yıllık cumhuriyet tarihinin demokratikleşmesi, demokrasiyle buluşması Türkiye halklarının, işçilerinin, emekçilerinin, kadınların, gençlerin, doğa ve insan hakları savunucularının taleplerinin yaşama geçmesi bakımından son derece önemlidir. Bunun için de bizim çok net bir yol temizliğine ihtiyacımız var.

Şu ana kadar bahsini ettiğim konular bir yol temizliği anlamına gelir ama bundan sonraki aşama da demokratik ve sosyal bir cumhuriyeti güçlendirmek ve inşa etmektir. Burada elbette kast ettiğimiz aynı zamanda ekonomik adalettir. Türkiye tarihi boyunca nadir yaşamıştır böylesi ekonomik krizleri. Herkes kendi evinden, kendi hanesinden yoksulluğun ne kadar derinleştiğini çok iyi biliyor. Çünkü yaşıyor. Bugün Türkiye’de 50 milyon insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyorsa ekmeğimiz çok küçülmüş demektir. Bugün asgari ücret pula dönmüş, emeklinin hali ortadadır, kiralar aldı başını gitti. Ben Samandağ, Hatay için hiç konuşmayayım. İnsanların kiralayacak bir evi dahi yok. Hala burada depremden dolayı insanlarımız konteynırlarda yaşamlarını devam ettirmek zorunda.

Böylesi bir süreçte biz bir adaletten, demokratikleşmeden bahsedemeyiz. Dolayısıyla gerçekten bir demokratik cumhuriyetin inşası demek aynı zamanda ekonomik, sosyal adaletin sağlanması demektir. Bu bakımdan, Türkiye’deki işçilerin, emekçilerin, yoksulların güçlü bir örgütlenmeyle taleplerini ve sesini çok daha güçlü çıkarması gerektiği bir dönemdeyiz. Bu ülkede barışı tesis ettiğimizde, silahlar ve çatışmalar son bulduğu zaman örgütlenme alanlarının önünün çok daha güçlü bir şekilde açılacağına da inanıyoruz. Sendikal mücadelenin daha çok büyüyeceğine, emek mücadelesinin daha çok büyüyeceğine de inanıyoruz.

Bu panelimizde çok sayıda kadın arkadaşımız var. Tam da Samandağ’a yakışan, tam da bu coğrafyanın sosyolojik ve toplumsal yapısına uygun olan bir şekilde kadınlar burada. Burada çok uzun yıllar birlikte kadın mücadelesi yürüttüğümüz kadın arkadaşlar var. Bugün en temel sorunlardan biri Türkiye’nin demokratikleşmesinin yine en temel engellerinden biri kadın sorunu. Hangi toplumda olursa olsun, hangi konumda olursa olsun kadınlar şiddet görüyor. Biraz önce okuduğumuz haberde Adana’da bir kadın cinayeti daha yaşanmış.

Gün geçmiyor ki bir kadın cinayeti haberine uyanmayalım. Bizim bu demokratikleşme sürecinde bahsini ettiğimiz atılması gereken adım ve güçlü bir şekilde yürütülmesi gereken mücadele alanlarından biri kadın mücadelesidir. Şu an geriye dönüp baktığımızda Türkiye’de en derli toplu mücadele alanı kadın hareketidir. Çok farklı inanç ve halklardan olmayı başarabildi kadın hareketi. Ama yeterli değil. Bizler deprem bölgesinden başlamak üzere, Samandağ’ın en küçük mahallesinden başlamak üzere kadın örgütlülüğümüzü çok daha güçlü bir seviyeye taşımak gibi bir görev ve sorumluluğa sahibiz.

Bugün en yetenekli gençler, Türkiye’nin en güzel üniversitelerini bitirmiş olan gençler ne yazık ki göç yolunu tutuyor, Avrupa’ya gidiyor. Türkiye’de olağanüstü bir beyin göçü var. Sadece emek göçü yok, beyin göçü de var. Bunu engellemek gerekiyor. Bizim toplum olarak bu gençlere çok ihtiyacımız var. Gençler bizim geleceğimizdir. O yüzden gençlere Türkiye’de çok ciddi bir biçimde istihdam alanı yaratmak gerekiyor. Ama ne yazık ki mevcut olan iktidarın yürüttüğü 23 yıllık ekonomik politikalarla bırakın gençlere yeni istihdam alanları yaratmak, mevcut fabrikaları kapattılar, istihdam alanlarını ortadan kaldırıp daralttılar.

Bu bölge çiftçilikle, tarımla geçinen bir bölge. Hayata geçirmiş oldukları tarım politikasıyla Türkiye’de tarımı bitirdiler. Türkiye AKP iktidara gelmeden önce ihracatçı pozisyonunda olan ilk 9 ülkenin içindeydi. Şimdi biz ne yazık ki hububata, buğdaya ihtiyaç duyan bir ülke pozisyonuna geldik. Bunun da en önemli nedeni bu iktidarın uyguladığı ekonomik politikalardır. Biz bu ülkede demokrasiyi tesis edeceksek biraz önce konuştuğumuz başlıklar arasında en önemli yeri tutması gereken ekonomi politikalarında adalet, tarım politikasını güçlendirmek, tarımı ciddi bir biçimde teşvik etmek, çiftçinin yanında olmak, arazi tahsis etmek, her türlü ihtiyaçlarını karşılamak geliyor.

Ciddi bir teşvik politikasını temel gündemlerinden biri haline getirmelidir bu ülke. Bu konuda atılacak adımlar aynı zamanda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik yoksulluğu da, ekonomik adaletsizliğin giderilmesiyle ilgili atılacak somut adımlardan biridir. Elbette bütün bu konuştuklarımız asıl konunun alt başlıkları. Asıl mesele bütün bu konuştuğumuz konular kapitalist, emperyalist sistemin bütün dünyada ve kendi ülkemizde yaratmaya çalıştığı iktisadi, askeri, kültürel siyasi her anlamdaki hegemonyadır. Bizim esasen buna karşı yürütmemiz gereken mücadele kelimenin tek ifadesiyle emperyalizme karşı, kapitalizme karşı halkların, işçilerin, emekçilerin ortak mücadelesini güçlendirmektir, bunun dışında bir seçeneğimiz yoktur.

Bunu bir yandan kendi ülkemiz, coğrafyamız, topraklarımızda sürdürmeliyken öte yandan uluslararası güçlerle bir araya gelerek bu mücadeleyi yani emperyalizme ve kapitalizme karşı birleşik, demokratik güçlü bir mücadeleyi, bir sınıf mücadelesini, bir barış mücadelesini güçlü kılmanın yolu aynı zamanda enternasyonalist hareketi buluşturmak, örgütlemek ve bunu geliştirmekten geçiyor. Bu anlamıyla bugün yürüttüğümüz bu tartışma ufkumuzu daha da açar. Güzel günleri hep beraber göreceğiz. Şairin dediği gibi ‘güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler göreceğiz, motorları maviliklere süreceğiz’. Motorları Akdeniz’in o hırçın dalgalarının içinde süreceğiz. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Enseyi karartmak yok, umutla mücadeleye devam.”

Paylaşın

Tülay Hatimoğulları: Barış Dışında Bir Seçenek Yok

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Ortadoğu’nun içinden geçtiği dönemi hep beraber değerlendirdiğimizde şu sonucu çıkarırız. İran-İsrail savaşı, Suriye’deki gelişmeler, Şam yönetiminin değişimi, Rojava’da Kürt halkının özyönetiminin geldiği nokta, bütün bunlar aslında bu süreçte barış dışında bir seçeneğin olmadığını gösteriyor bize” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bölge kaynayan kazan. Savaş, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan ibaret değil sadece. Rusya ve Ukrayna savaşına dönüp baktığımızda, savaşın sınırlarının batıya doğru genişlediğini de görebiliriz. İşte böyle bir süreçte barışı dillendirmek çok kıymetli ve değerlidir. Bizler bu bakımdan barışı birçok boyutuyla konuşmalıyız. Barışı emek boyutuyla, işçi ve emekçinin sömürülmesi boyutuyla, Alevilerin yok sayılması boyutuyla, vicdan sahibi mütedeyyinlerin inançlarının suistimal edilmesi boyutuyla, kadınların gördüğü şiddet boyutuyla, gençlerin geleceksizliği ve güvencesizliği boyutuyla konuşmalıyız. Yani ezilen ve sömürülen bütün kesimlerin kendilerinden doğru bir yaklaşımla barış sürecini değerlendirmesi, bu sürecin bir parçası olma konusunda ısrarlı olması büyük bir katkı sağlayacaktır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Barış ve Demokratik Toplum Çalışmaları Kapsamında KHK’lılarla Buluşma” toplantısında konuştu. Tülay Hatimoğulları, konuşmasında şunları söyledi: “Haksız ve hukuksuz bir şekilde, bazen bir gece ansızın bazen sabaha karşı yayımlanan bir KHK ile ihraç edilen emekçi kardeşlerimizle bugün hem KHK’nin yarattığı mağduriyeti konuşacak hem de Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını ve sürecin birbiriyle etkileşimini istişare edeceğiz. Karşılıklı görüş alışverişinde bulunacağız.

Türkiye’nin dört bir tarafında çok sayıda toplantı gerçekleştirdik, halklarımızla yerellerde çok sayıda toplantı yaptık. Aynı şekilde Türkiye’deki bütün mağdur kesimlerle; KHK’lilerle, işçilerle, emekçilerle, kadınlarla, doğa ve insan hakları savunucularıyla, gençlerle, inanç örgütleriyle, mütedeyyinlerle, Alevilerle bu toplantıları gerçekleştirdik. Çünkü içinden geçtiğimiz süreç gerçekten çok önemli. Bugün Türkiye’nin barışını konuşuyor olması oldukça kıymetli. Türkiye’de yaşayan 86 milyon insanı yakından ilgilendiren bu sürecin birçok mağduriyetin çözümüne katkı sunması için biz de yoğun çaba içindeyiz. Bu çabalarımız ne kadar sonuç verecek önümüzdeki dönemde göreceğiz.

Bu ülkenin emek alanında yaşadığı ağır tahribatlar aynı zamanda Kürt sorunundaki çözümsüzlük siyasetiyle de bağlantılıdır. İktidarın kamuda yarattığı ve OHAL KHK’leriyle sürdürdüğü bu hukuksuzluk rejiminin en belirgin örnekleri hasta tutsakların ölüme terk edilmesi, cezaevindeki antidemokratik uygulamalar, üniversitelerden atılan öğrenciler, kayyım gaspıyla halkın iradesine el konulması ve seçilmiş belediye eşbaşkanlarının hapishanelerde olmasıdır. Bunlar antidemokratik rejimin hepimize yönelik uygulamalarının en belirgin örnekleridir. Kürt halkının demokratik çözüm talebine 100 yıl boyunca kulak tıkandı, bu sorun hasır altı edilmeye çalışıldı.

Yüz yıldır tekçi ve ırkçı anlayış bu ülkeyi yönetmeye devam etti. Barış ve demokratikleşme KHK’lilerin mağduriyetlerinin giderilmesiyle elbette taçlanır. Biz bu konuda elimizden gelen her türlü çabanın içinde olmaya devam edeceğiz. Ancak mağduriyetler parçalı çözümlerle sonuca ulaşmaz. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının en temel vurgusu, bütün kesimlerin kendi öz örgütlenmelerini en güçlü şekilde inşa etmeleridir. Emekse emek, KHK’liyse KHK’li, doğa savunuculuğuysa doğu savunuculuğu, yani aklımıza gelebilecek bütün toplumsal ve siyasal alanların kendi öz örgütlenmelerini sağlamaları, talep ve seslerini en güçlü şekilde dile getirmeleri çok önemlidir.

Bu salonda çok farklı halklardan, inançlardan, düşüncelerden ve ideolojik yapılardan insanlar var. KHK’liler ve KHK platformu bütün bu farklılıkları bir ortak zeminde buluşturdu. Bu ortak zemin KHK’lilerin mağduriyetlerinin giderilmesi için atılmış bir adımdır. Bu mağduriyetleri sizler yaşadınız. Biz ne kadar sayarsak sayalım dile getirmiş, bütün kamuoyu tarafından sahiplenilmesini sağlamış oluruz. Biz sizin yaşadıklarınızı yüreğimizin en derinliklerinde hissediyoruz ama bunu siz yaşadınız. Bunun acısıyla yüzlerce, binlerce insan yaşıyor. KHK’lilere işsizlik ve yoksullukla boyun eğdirilmek istendi. Aileler, çocuklar aç kaldı, susuz kaldı. Çok büyük psikolojik çöküntüler yaşandı. Çok sayıda KHK’li insan intihar etti.

Kendi meslekleri olmadığı halde birçok farklı iş kolunda çalıştıklarını biliyoruz. Çalıştıkları iş yerlerinde iş cinayetlerinde yaşamlarını yitirdiklerini biliyoruz. Birçok KHK’li kadın işsiz kaldı. Ne yazık ki ne sorun yaşanırsa yaşansın kadınlar daima bedelini iki kat daha fazla ödemektedir. Kadınlar evde pişmeyen tencereden de sorumlu tutuldu. KHK’li kadınların üzerindeki şiddetin katlanarak arttığını da biliyoruz. Evdeki bütün bakım yükünün kadınlara yüklendiğini biliyoruz. Sizler, yani KHK’liler, sadece bir grup değilsiniz, bir sayı değilsiniz. Sizler bu toplumun vicdanısınız; haksızlığa hukuksuzluğa uğramış, yasanın düşmanca uygulandığı insanlarsınız. Siz aynı zamanda Türkiye’de düşünce özgürlüğü, bilim, akademi ve kadın emeğisiniz.

KHK’lileri işten attınız da ne oldu? Bunu iktidara sormak istiyorum. Türkiye’de akademi çoraklaştı. Bugün üniversitelerin içinde bulunduğu durum ortada. Erdoğan, “Türkiye bir zamanlar dünya üniversiteleri sıralamasında ilk 5’te yer alırken şimdi sıralamaya girmiyoruz. Neden?” diye soruyordu. Biz de nedenini buradan açıklıyoruz. Siz en iyi akademisyenleri, en iyi meslek erbabını mesleğinden men ederseniz Türkiye’nin geleceği durum bu olur. Hiçbir üniversite doğru düzgün başarı sergileyemez.

Ortak bir demokrasi ve barış siyasetiyle halkların birlikte mücadele etmesi, mağduriyetler için hem kendi alanında hem de yeri geldiğinde ortak bileşkelerle mücadele etmesi önemli ve kıymetlidir. OHAL KHK’lileriyle Anayasa adeta askıya alındı. Komisyona 130 bin KHK’linin başvurusu var ve herhangi bir savunma hakkı tanınmadı. İdari değil otoriter kararnamelerle görevlerinden uzaklaştırıldı insanlar. OHAL Komisyonu mahkeme taklidi bir bürokratik yapı olup aradan 9 yıl geçmesine rağmen 10 binlerce dosyayı sonuçlandırmamış, vatandaşları adaletsizlik içinde bırakmıştır.

Bugün gelinen noktada da bir tür hukuk kisvesi altında kalıcı cezalandırma rejimi uygulanıyor. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve AİHS açıkça ihlal edilmiştir. BM, İLO, AİHM kararları bu sürecin kitlesel bir hak ihlali olduğunun altını çizmiştir. Bu durum hukuk, adalet ve toplumsal mücadelenin gücüyle aşılabilir. Peki, bu kadar sürelik mağduriyet bütün siyasal dinamikler tarafından yeterince sahiplenildi mi? Yeterince bir dayanışma örneği gösterildi mi? Yeterince gündeme taşınıp mücadelesi verildi mi? Bu konuda eksik kalınan çok durum olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bizler de kendi eksik ve yetersizliklerimizin tabii ki farkındayız.

Adaletin, demokrasinin ve hakikatin toplumsallaşmasını sağlamak ve ihraçların yaşattığı mağduriyetlerin toplumsal hafızaya kazınmasını sağlamak hepimizin görevidir. İhraçlar sadece insanların mesleklerinden men edilmesi demek değildir. Bu aynı zamanda kamu hizmetinin, toplum yararının ve emek güvencesinin ortadan kaldırılması demektir. Bu çalıştayda kamusal alanın yeniden demokratikleşmesi için bir başlangıç çağrısını hep beraber yapabiliriz.

Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı tam da bu sorunların çözümüne dair oldukça ufuk açan bir çağrıdır. Bu çağrıya çoğu kesim dar bir anlam yüklüyor. İmralı’dan gelen bu çağrı sanki sadece Kürt sorununun çözümü için yapılmış gibi bir algı yaratılmak isteniyor. Bu algı eksiktir. Türkiye’de 100 yılı aşkın bir Kürt sorunu vardır, 50 senedir süren bir savaş ve çatışma süreci vardır. Bu savaş ve çatışma sürecinin her şeyimizi etkilediğinin hepimiz farkındayız. Başta insanların işini aşını etkiliyor. İnsanlar emek mücadelesi verirken, sendikal örgütlenmelerini gerçekleştirirken “terör” yaftası yapıştırılıyor. Demokratik siyaset zemini bu yaftalama ve iltisak kavramlarıyla zayıflatılıyor. Bunun aşılmasının talebidir aynı zamanda bu çağrı. Bu çağrıyı böyle okumak gerekir.

“Bölgede yaşanan gelişmeler barış dışında bir seçeneğin olmadığını gösteriyor”

Barış umudunun gerçekleşmesine Cumhuriyet tarihi boyunca emin olun ki en fazla bu dönemde yaklaşılmıştır. Barış umudu gerçekleşebilir. Çünkü bölgenin, Ortadoğu’nun içinden geçtiği dönemi hep beraber değerlendirdiğimizde şu sonucu çıkarırız. İran-İsrail savaşı, Suriye’deki gelişmeler, Şam yönetiminin değişimi, Rojava’da Kürt halkının özyönetiminin geldiği nokta, bütün bunlar aslında bu süreçte barış dışında bir seçeneğin olmadığını gösteriyor bize. Bölge kaynayan kazan. Savaş, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan ibaret değil sadece.

Rusya ve Ukrayna savaşına dönüp baktığımızda, savaşın sınırlarının batıya doğru genişlediğini de görebiliriz. İşte böyle bir süreçte barışı dillendirmek çok kıymetli ve değerlidir. Bizler bu bakımdan barışı birçok boyutuyla konuşmalıyız. Barışı emek boyutuyla, işçi ve emekçinin sömürülmesi boyutuyla, Alevilerin yok sayılması boyutuyla, vicdan sahibi mütedeyyinlerin inançlarının suistimal edilmesi boyutuyla, kadınların gördüğü şiddet boyutuyla, gençlerin geleceksizliği ve güvencesizliği boyutuyla konuşmalıyız. Yani ezilen ve sömürülen bütün kesimlerin kendilerinden doğru bir yaklaşımla barış sürecini değerlendirmesi, bu sürecin bir parçası olma konusunda ısrarlı olması büyük bir katkı sağlayacaktır.

Bir süreç yaşanıyor. Bu sürecin nasıl gittiğini herkes merak ediyor. Kimisi sürecin tıkanıp tıkanmadığını soruyor, kimisi yavaş gittiğini söylüyor. Farklı yorumlar ve yaklaşımlar var. Kısaca şunları ifade edelim. Bu süreç bir şekilde şimdilik ilerliyor. Bu sürecin başarıyla taçlanması için hem DEM Parti olarak biz hem de görüştüğümüz bütün toplumsal ve siyasal dinamikler, bu konuda her birimiz kendi cephemizden oldukça güçlü bir katkı veriyoruz.

Elbette bazı acil adımların atılması gerekiyor. Bu adımlar konusunda devlet ve iktidarın çok yavaş ilerlediğini belirtmek isterim. Acil bir biçimde yasal ve hukuki düzenlemeler yapılmalıdır. Adil bir yargı sistemine kavuşmak Türkiye’nin en acil ve temel ihtiyaçlarından biridir. Terörle Mücadele Kanunu’nun değişimi. Bunlarla ilgili önemli adımlar atılmalıdır. AYM ve AİHM kararları var. Bu kararlar çerçevesinde örneğin Can Atalay, Hatay Milletvekili olarak parlamentoya gelerek çalışmalarını sürdürmelidir. Kobanî Kumpas Davasında yargılanan Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve diğer bütün tutsak arkadaşlarımız ile Gezi’den dolayı tutsak edilmiş olan Osman Kavala serbest kalmalıdır. Sizin alandan doğru AİHM’in aldığı kararların hayata geçmesi de çok önemlidir.

En temel gündemlerden birisi de parlamento çatısı altında oluşacak olan komisyon. Bu komisyonun kurulmasıyla ilgili somut birkaç adım atıldı ama nihayete ermiş değil. Henüz bu komisyon resmen kurulmuş değil. Bizim en temel önerimiz, bu komisyonun yasayla kurulması ve aktif bir biçimde karar alma yetkisine sahip olmasıdır. Oluşacak alt komisyonların bütün mağduriyetlerle ilişkisini kurmasıdır. Saydığımız bütün siyasal ve toplumsal dinamiklerle iletişim kurması ve o alanlardaki mağduriyetlerin giderilmesi için çalışma yürütmesidir. KHK’lilerin sorunlarının giderilmesi ve mesleklerine iadeleriyle ilgili acil bir şekilde mutlaka bir adım atılmasıdır. Bu, DEM Parti olarak talebimiz olmaya devam edecek. Oluşacak bu komisyonun KHK ile haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edilmiş bütün kesimlerin mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda adımlar atmasıdır.

Bunlar sadece niyet etmekle, sadece söylemekle olmuyor. Olmadığını deneyimlerimizden hepimiz biliyoruz. Barış ne Kürt halkına ne KHK’lilere ne işçilere ne emekçilere ne Türkiye halklarına altın tepsiyle sunulacak. Bu bizlerin mücadelesine bağlı; vereceğimiz emeğe, örgütlü duruşumuza bağlı. Hangi alanda örgütlüysek kendi öz örgütlenmemizi güçlendirmemize bağlı. Hem kendi mağduriyetlerimizin giderilmesini talep etmekle hem de bunun demokrasi ve barışla bağlarını kurarak Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlamakla mümkün olur. O nedenle bizler yürüyen bu müzakereyi şayet mücadele ve örgütlenmeyle güçlendirmezsek aldığımız sonuçlar zayıf olabilir. Bu nedenle mücadele çok önemlidir. Müzakereyi mücadele ile desteklemek zorundayız.

Bu salonda olan arkadaşlarımızın da bugüne kadar buluşmalar gerçekleştirdiğimiz birçok kesimin de bu sürece ilişkin çok ciddi kaygıları olduğunu biliyoruz. Bunlar önemli kaygılar. “Bu barışın neresinde olacağız?” sorusu herkesten geliyor. Bütün kesimler Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin tam da kalbinde olmak durumundadır. Bütün kesimler bu sürecin kalbinde yer almazsa, bu süreç ilerlemez ve barış toplumsallaşmaz. DEM Parti olarak verdiğimiz bütün mesajlarımızda şunu önemle vurguluyoruz. Barış süreci muhalefet olmadan olmaz. Barış sürecinin içinde muhalefet mutlaka etkin bir rol almalıdır. Biz böylece etkin bir mutabakata kavuşabiliriz.

“CHP üzerinde çok farklı versiyonlarla operasyonlar gerçekleşiyor”

Bugün CHP üzerinde çok farklı versiyonlarla operasyonlar gerçekleşiyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu şimdi hapishanede. Bunları asla kabul etmiyoruz, edemeyiz. Demokratikleşme, bütün seçilmişlerin, düşüncelerinden dolayı hapishanede haksız hukuksuz şekilde tutulmuş olan herkesin serbest olmasıyla mümkündür. Yerel yönetimlerdeki seçilmişlere saygı duyacaksınız, parlamenterlere saygı duyacaksınız. Çünkü onlar kendilerinden menkul bireyler değillerdir. Onlar halktır, halkın iradesiyle seçilmişlerdir. Bu sürecin sağlıklı gelişmesi için hiçbir ayrım yapmaksızın bütün muhalefetin üzerindeki baskının bir an önce kalkması gereklidir. Türkiye, rotasını ciddi bir biçimde demokrasi ve barışa kırmalıdır.

Bu toplantıyı gerçekleştirirken öğretmenlerin yürüyüşü devam ediyor. Özel sektördeki öğretmenler 25 Haziran’da İstanbul’dan Ankara’ya doğru yürüyüşe geçtiler. Çalışma koşullarının iyileştirilmesi, eşit ücret ve çok sayıda önemli talepleri var. Sizlerin huzurunda arkadaşlarımızın bu yürüyüşünü selamlıyoruz. Her daim yanlarındayız, ortak mücadele içindeyiz.

Gerçekten mücadeleyi büyütmek dışında bir seçeneğimiz yok. KHK ile haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edilmiş siz değerli insanların çok önemli talepleri var. Kamu emekçileri için yeniden güvenceli bir istihdam düzeni, sendikal hakların anayasal teminat altına alınması, tüm ihraçların iptali ve itibar iadesi, uluslararası normlara uygun toplu sözleşme düzeni. Bugün kamu emekçilerinin yalnızca görevlerine iade edilmesi değil, kamunun topyekün demokratikleşmesi de temel bir mücadele başlığı olmalıdır. Güvenlik soruşturmaları, arşiv araştırmaları, sözlü mülakatlar, siyasal kadrolaşma uygulamaları derhal kaldırılmalıdır.

Kamuda liyakat, eşitlik ve tarafsızlık ilkeleri çerçevesinde kimlik, inanç, siyasi düşünce ya da etnik kökeni ne olursa olsun herkesin eşit yurttaşlık hakkına dayalı bir düzenin kurulması şarttır. Güvencesizleştirme politikalarına karşı kamunun özerkliği ve toplum yararına hizmet anlayışı açığa çıkarılmalıdır ve bu anlayışla ilerlenmelidir. Sizlerin, birçok emekçi kardeşimizin ve ihraçların çok önemli talepleridir bunlar. Sizlerin talepleri, DEM Parti olarak bizlerin de talebidir. Mücadelenizle dayanışma içindeyiz ve bu mücadelenin büyütülmesi konusunda üzerimize düşen görev ve sorumluluklara hazırız.

Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısına örgütü olumlu yanıt vererek kendini feshetme kararı aldı ve bir silahsızlanma süreci başlayacak. Bu süreçte üzerinde durulacak en temel nokta, demokratik siyasetin bundan böyle daha da geliştirilmesi ve büyütülmesidir. Sayın Öcalan’ın çağrısında da ifade ettiği gibi her kesimin kendi öz örgütlenmesini sağlaması çok önemlidir. Örgütlenmiş bir toplum bütün sorunlarla başa çıkabilir. Örgütlenmiş dinamikler birbiriyle dayanışma içinde ciddi sonuçlar alabilir. Bu konuda bizlerin, Türkiye’nin önü açık. Bunları sizlerle müzakere etmek istiyorum. Katıldığınız için teşekkür ediyorum. Haklarımızı mutlaka alacağız. Örgütlenerek ve dayanışarak kazanacağız.”

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan “Demokratik Toplum Ve Demokratik Ulus” Vurgusu

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Demokratik Ulus çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı halkların kendi kaderini özgürce tayin edebileceği, eşit hukukla tesis edilmiş ortak yaşam modelidir” dedi ve ekledi:

“Bizi, Ortadoğu’yu ve bütün dünyayı kurtaracak olan tam da bu projedir. Ve buradan bizlerin bütün halklara sözü olsun ki, ne olursa olsun, bedeli ne kadar ağır olursa olsun biz Demokratik Toplum demekten, Demokratik Ulus demekten ve onu inşa etmek için pratik yapmaktan, mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu. Hatimoğulları, konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Ortadoğu yine barut kokuyor. İsrail-İran savaşı bir bölge savaşıdır. Ne yazık ki küresel nabız barış ritmiyle değil savaşın çılgın temposuyla atıyor. Hepsi savaşın zeminini hazırlıyor ve savaşı köklüyor. Gerçek şu ki herşeye güvenlik gözlüğünden bakılıyor. Oysa bunların anlamı daha fazla yoksulluk ve açlık demektir.

Neoliberalizmin sınıfsal uçurumları, ekonomik çöküş, silahlanma, ekolojik çöküş yarışı başta olmak üzere; güç dengeleri, ticaret savaşları ve etnik-mezhepsel gerilimler. Hepsi savaşın zeminini hazırlıyor, savaşı körüklüyor.

Bakın, G7 Zirvesi ve NATO’nun artan savaş harcamaları talepleri bizlere neyi gösteriyor, biliyor musunuz? Sadece Türkiye’yi, Ortadoğu’yu değil; bütün dünyayı yakından ilgilendiren gelişmeler bunlar. Ahmed’in, Fatima’nın, Rojda’nın, Hans’ın, Robert’in, yani bütün halkların emeği doğrudan savaş bütçelerine aktarılıyor.

Emperyalist güçlerin jeopolitik satranç tahtasında oynadıkları oyunla yapılıyor bütün bunlar. Sivil yurttaşlar ödüyor, bizler, halklar ödüyor. Onlar bize savaşı güvenlik maskeleriyle normalleştirmeye çalışıyorlar ya hayır değil. Savaşın dehşeti bizlerin gözünde sıradanlaştırılmaya çalışılıyor. Bizlerin kafasında ve ruhunda normalleştirilmek isteniyor. Savaşı ve her yeri yakıp yıkan anlayışı normal karşılamıyoruz, normal karşılamayacağız. Bu çılgınlığa dur demek zorundayız.

Bunun panzehri emperyalizme karşı mücadeledir. Biz halklar emperyalizmden alacaklıyız ve bunu aldığımız zaman bu savaşları durdurur, barış ve huzur içinde yaşayabiliriz. Eskiden bu yaşananları distopyalarda okuyorduk. Artık distopyalar gerçek oluyor. İran-İsrail savaşı bize bunu gösteriyor.

Altını kalın çizgilerle çiziyorum: İçerideki demokrasi eksikliği, dışarıdaki düşmandan daha tehlikelidir. Eşit yurttaşlığı kutsayan; hak eşitliğini, adaleti, özgürlüğü temele koyan siyaset bu sistemin panzehiri olur.

Demokratik ulus çözümü, silahta ve kanda aramaz. Demokratik ulus; çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı halkların kendi kaderlerini özgürce tayin edebileceği, eşit hukukla tesis edilmiş ortak yaşam modelidir. Bizleri, Ortadoğu’yu kurtaracak olan tam da bu anlayışın yaşama geçmesidir. Bedeli ne olursa olsun, demokratik ulus demekten, demokratik toplum demekten, bunu inşa etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Barışı mutlaka bu topraklara armağan edeceğiz.

“Bahçeli’nin uyarıları önemli”

Sayın Bahçeli’nin, sürecin hızlı ve dikkatli gitmesi gerektiğine dair uyarıları önemli. Bir kez daha anlıyoruz ki, kendi iç demokrasisini kurumsallaştıramayan ülke, küresel fırtınalardan çok ağır yara alır. Herkes gücü yettiğince önemli bir destek veriyor bu sürece. Bu dönemeçte, halkların faydasına olan gelişmeler sürüncemede bırakılamaz! Tarihi fırsatlar bazen yüzyılda bir gelir. Yüzyıllık bekleyişin tortusunu omuzlarımızdan atmak istiyoruz. Tarih bize ‘Beklemeyin, yol alın’ diyor! Bekledikçe kaybettik, bekledikçe yaralar derinleşti, bekledikçe fırsatlar uçup gitti.

Geçen hafta Silivri’deki mahpusları ziyaret ettik. Hepsinin selam ve sevgileri var sizlere. Ve barıştan yana çok umutlu olduklarını dile getirdiler. Bakın Sayın Ekrem İmamoğlu’yla çok sayıda başlık konuştuk. İmamoğlu, şunları söyledi, ‘Bütün bu olumsuz gidişattan en olumlusu barışı konuşuyor olmamız.’

Yargının siyasallaşması bitmeli. Yargı bir an önce siyasal zeminde davranmaktan vazgeçmeli, gerçekten hukuk işletilmelidir. Muhalefetin her kesimine dönük baskılar, seçilmişlere dönük tutuklamalar bir an önce bitmeli. Bir an önce kayyım atanmış belediyelerin başkanları ve eş başkanları görevlerine dönmeli.”

Paylaşın

Meclis Başkanı Kurtulmuş’tan DEM Parti’ye “Süreç” Ziyareti

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, DEM Parti Meclis Grubu’nu ziyaret etti. Numan Kurtulmuş’a AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ve Grup Başkanvekili Leyla Usta Şahin eşlik etti.

Haber Merkezi / DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile DEM Parti TBMM Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temeli, Kurtulmuş ve beraberindeki heyetle görüştü.

Meclis Başkanlığı seçimi gündemiyle yapılan görüşmede ayrıca “Barış ve Demokratik Toplum Sürecine” ilişkin Meclis’in rolü ve atılması gereken adımlar da ele alındı. Görüşme sonrasında ortak bir açıklama yapıldı. Burada konuşan Hatimoğulları, şunları söyledi:

“İçinden geçtiğimiz süreç, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ve akabindeki gelişmeler parlamentoya büyük görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Bugün Sayın Meclis Başkanı ile bu konuları da müzakere ettik. Bu konuların çözümü, barış sürecinin tesis edilmesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesinde özellikle parlamentonun üzerine düşen görev ve sorumlulukları kendisiyle de detaylı bir biçimde değerlendirme olanağımız oldu.

Önümüzdeki süreçte, yine Sayın Bahçeli’nin de ifade ettiği, bu sürecin çözümüne dair çok büyük katkılar sunacağına inandığımız parlamento bünyesindeki komisyonun çalışmalarının Sayın Başkan tarafından da başlatılacağını kendilerinden dinlemiş olduk. Nazik ziyaretleri için kendilerine çok teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki dönem için de başarılar diliyoruz” dedi.

Numan Kurtulmuş da siyasi partilere yaptığı ziyaretler kapsamında DEM Parti Meclis Grubunu ziyaret ettiklerini, verimli bir görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi. Türkiye’de sorunların çözülmesi, demokratik standartların ileriye götürülmesinin sağlanması, barış ve kardeşliğin pekişmesi için TBMM’nin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi konusundaki fikirleri müzakere ettiklerini söyleyen Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:

“Çok şükür, İmralı’dan gelen açıklama ve arkasından örgütün silahları bırakacağını açıklamasının ardından, mesele artık Türkiye’de siyasetin ve milli iradenin merkezi olan TBMM’de konuşulabilecek bir noktaya gelmiştir. Bütün siyasi partilerin yapıcı bir üslupla, bu sürecin sonlandırılması ve Türkiye’de yeni bir dönemin başlaması için önümüze çıkan bu tarihi fırsatı en iyi şekilde değerlendirmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ümit ederim ki önümüzdeki günlerde TBMM’de kurulacak komisyonun en verimli şekilde çalışması mümkün olsun. Bunun için komisyonun nasıl teşkil edileceği ve hangi çalışma usulleriyle çalışacağı konusunda bir ön hazırlığı gerçekleştireceğiz. Meclis Başkanlığı seçimi dolayısıyla MHP’ye, CHP’ye, şimdi DEM Parti’ye, biraz sonra da İyi Parti ve diğer partilere yapacağımız ziyaretlerde bu meselenin geneliyle ilgili bir fikir teatisinde de bulunacağız. Bu dönemin Türkiye için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.”

Paylaşın