CHP Lideri Özgür Özel: Sorumluların Arkasına Dizilmeyeceğiz

AK Parti, MHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin Kuzey Irak’taki gelişmeler sonrası yayımladığı ortak Meclis bildirisine imza atmayan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), kendi bildirisini yayımladı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, bildiriyi sosyal medya hesabından paylaşarak, “Sorumluların arkasına dizilmeyeceğiz” ifadeleriyle, AKP hükümetinin politikalarını eleştirdi.

“Türkiye’nin bağımsızlığı ve bütünlüğü için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” diyen CHP Lideri Özel “Terörü kınamıyor lanetliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun” açıklamasını yaptı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Grup Başkanvekilleri Burcu Köksal, Ali Mahir Başarır ve Gökhan Günaydın’ın imzasının yer aldığı bildiri şöyle: “Ülkemiz 22-23 Aralık 2023 geceleri gelen kara haberlerle sarsılmıştır. 12 Vatan evladının şehit düştüğü alçak saldırılar, terörün kirli yüzünü bir kez daha göstermiştir.

Terörü, hain terör örgütünü ve insanlık dışı yöntemlerini lanetliyoruz. Bu menfur saldırıları planlayan, azmettiren ve gerçekleştiren teröristler hiçbir zaman amaçlarına ulaşamayacaktır.

Askerlerimizin can güvenliği ve yaralılarımızın sağlık durumu en başta gelen endişe kaynağımızdır. İki gece üst üste aynı bölgede 12 şehit verilmesi yanında, halen bölgede bulunan mehmetçiklerimizin güvenliğinin tam olarak sağlandığına ilişkin sağlıklı bilgilerin kamuoyuyla paylaşılmaması, milletimizin acısını ve üzüntüsünü daha da artırmaktadır.

Bu nedenle bu geceden tezi yok TBMM’nin hiç zaman kaybetmeden derhal bir kapalı oturum yapması ve Milli Savunma Bakanı’nın gezi gazi Meclis’e gelerek milletvekillerini bilgilendirmesi zorunludur. Ancak bu oturum sonrasında bölgeden ve gelişmelerden kapsamlı ve doğru şekilde bilgi alan siyasi parti gruplarının ortak bir metin çalışması yapabileceğini düşünüyoruz.

Hain saldırıların neden engellenemediğinin ve sorumluların ihmalleri olup olmadığının açıklığa kavuşturulmadan atılacak adımları şehitlerimizin hatırasına bir saygısızlık olarak değerlendiriyoruz.

Bunun yanında milletimizi tarifsiz bir üzüntüye ve eleme gark eden böylesine acı ve elim olayın ardından ulusal yas ilan edilmesi bütün toplumun ortak talebidir iktidarı daha fazla gecikmeksizin bu yönde tutumu almaya davet ediyoruz

Terörün hedeflerine ulaşmasının ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Türkiye’nin bağımsızlığı ve bütünlüğü için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Milletimizin başı sağ olsun.”

“Saldırıları şiddetle kınıyoruz”

AK Parti, MHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi Grupları imzasıyla yayımlanan bildiride ise şu ifadeler yer aldı: “Bölücü terör örgütü PKK tarafından iki gündür gerçekleştirilen hain terör saldırıları neticesinde 12 vatan evladımızı kaybetmiş bulunmaktayız.

Milletimizin başı sağ olsun. Bu menfur saldırılarda şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve milletimize sabır, yaralılarımıza acil şifa diliyoruz. Bizler Türkiye Büyük Millet Meclisinde aşağıda imzası bulunan siyasi parti grupları olarak birlik ve bütünlüğümüze, huzur ve güvenliğimize yönelik bu saldırıları şiddetle kınıyoruz.

Terör ve şiddet, hiçbir zaman hedefine ve amacına ulaşamayacaktır. Aziz milletimizin teröre asla boyun eğmeyeceğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğine tehdit oluşturan tüm terör örgütleriyle tavizsiz bir şekilde mücadele edecek güç ve kudrete sahip olduğunu kararlılıkla ilan ediyoruz.”

Paylaşın

CHP Lideri Özer, Erdoğan’a Seslendi: Filistin’e Gidiyorum

CHP Lideri Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenerek, “Filistin davası bizim davamızdır. Bugün sözle Filistin’e destek olunmaz, Filistin’e destek olmak sadece söz söyleyerek, kınayarak olunmaz. Eylemle olur. Bunun için eğer yapacaksanız İsrail’e ambargo uygulayacaksınız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir yandan çıkıp Filistin için güzel sözler söylemek, timsah gözyaşları dökmek. Sonra Filistin’e size, çevrenize, ailenize yakın kişilerin gemileri ile halen daha ticaret yapmak samimiyet değildir. Buradan bir kez daha Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Samimiysen, ben önümüzdeki günlerde Filistin’e gidiyorum. Filistin meselesine destek olmak için, Filistin ile dayanışmak için, dünyanın dikkatini buraya çekmek için gidiyorum. Cesaretin varsa bu ülkedeki tüm siyasi partilerin liderleriyle birlikte, bizimle birlikte Filistin’de olursun.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Nevşehir’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hacıbektaş’a gelişinin 104’üncü yıldönümü etkinlikleri programında konuştu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok’un da yer aldığı programda, Genel Başkan Özgür Özel şunları söyledi:

“Ben buraya Genel Başkan Yardımcılarım, milletvekillerim, Parti Meclis üyelerimle geldim. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımızla geldim. Ayrıca bütün belediye başkanlarımızla birlikte ama buraya olan özel ilgisi ile çok sayıda hizmeti ile bugün buraya davetli olan ama başka bir programı olduğu için bize eşlik edemeyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun selamları ile geldim.

Tabi birçok kimliğimiz var. Burada Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak ya da arkadaşlarımız milletvekili kimlikleri ile değil bu güzel davete icabet etmiş mihmanlar olarak aranızdayız. Burası Türkiye’nin, Anadolu’nun en önemli yerleşim birimlerinden bir tanesi. Burada açık gönüller var, açık eller var, açık kucak, açık yürekler var. Burada geleni geri çevirmek yok. Burada gelene ev sahipliği etmek var. 3 güne kadar makam ve mevki ayırmadan misafir etmek var. 3 günden sonra hizmet etmek isteyene de yer açmak, gönüllerde yer açmak ve ondan sonraki süreçte hep birlikte olmak var.

Bugün çok tarihi bir gün. 104’üncü yılındayız. Partimizin ve ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hacıbektaş’ı ziyaretinin. O 19 Mayıs 1919’da artık İstanbul’da yapacak bir şey kalmadığı için, işgal altındaki bu toprakları kurtarmak için tek çarenin Anadolu’ya çıkmak olduğunu bildiği için Samsun’a çıktı. Ardından kongreleri gerçekleştirdi. Yeniden Sivas’a gitti ve Ankara’ya giderken aklına 2 şey geldi. Bir tanesi Selanik’teyken bir Bektaşi babasının kendisine söylediği şu sözler:

‘Bir gün Anadolu’da bir mücadeleye girersen, arkanda samimi bir güç ararsan, uzun yıllar o topraklarda acı çekmiş, bedel ödemiş Alevilerin yardımını almak için Hacıbektaş’a gitmelisin. Hacıbektaş’ın başında bir dua okumalısın. Aradığın desteği muhtaç olduğun kudreti, postun başını bulduğunda, ona sorduğunda arkanda bulacaksın’. Gelir duasını yapar, postun başını bulur ve Çelebi Cemalettin Efendi ile birlikte uzun ve faydalı sohbete tutuşur. O sohbetin bir yerinde ‘Eğer muvaffak olursan ki olacağına inancım tamdır. Bu topraklara Cumhuriyeti getirecek misin, eşitliği getirecek misin’ sorusu ile muhatap olur. Birazcık sessizce gözünün içine bakar ve der ki ‘Eğer aramızda kalırsa, eğer aramızda kalacaksa, evet. Günü geldiğinde Cumhuriyet’i ilan edeceğim.’

O konuşmadan neredeyse 4 yıl sonra ‘Çocuk yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz’ deyince yaverinin, sonra arkadaşlarının duyduğu heyecan aslında 4 yıl önceki bir ortak taşınan sırrın aleniyet kazanmasıdır. Cumhuriyetin kurulacağı yani memlekete demokrasinin geleceği, eşitliğin geleceği, kadın ve erkek eşitliğinin geleceği, kadınların seçme ve seçilme hakkının olacağı, bu topraklarda çağdaş bir ülkenin kurulacağının ilk kararının verildiği, ilk sohbetinin yapıldığı ve o sırrın 4 yıl boyunca tutulduğu bu topraklarda bulunmak hepimiz için büyük bir onur ve gurur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün o gün burada sadece manevi bir destek almadığını biliyoruz. Kendisinin de hiç beklemediği önemli bir maddi desteği aldığını, ayrıca Anadolu’nun neresine giderse gitsin Horosan Erenlerinin koşup kendisi ile birlikte bu memleket için ölmeye hazır olduklarını ve onlara buradan verilen emaneti hep birlikte biliyoruz ve sayıyoruz. Anadolu’nun neresine gidersek gidelim bu toprakların kuruluşunda, buranın hepimize yurt oluşunda, üzerinde egemenliğin simgesi bayrağın dalgalanışında Anadolu’nun neresine giderseniz gidin Horosan Erenlerinin türbesinin tepesinde dalgalanan Türk bayrağını görürsünüz. O bayrak Hacıbektaş Veli sayesinde dalgalanıyor. O bayrak Gazi Mustafa Kemal Atatürk sayesinde dalgalanıyor.

O günlerde kurulan Cumhuriyet eşitlik ilkesine dayanıyordu. Anayasamıza, toplum sözleşmemize göre Misaki Milli sınırları içinde yaşayan herkes eşit ama 100’üncü yılını kutladığımız Cumhuriyeti şimdi yönetenler bu topraklardaki Anayasamızda teminat altında olan eşitliği uygulamıyorlar. Maalesef bugün Türkiye’de Alevilik inancı, Alevilerin inançları eşit yurttaşlık temelinde karşılık bulmuyor. Bu ülkede bir dine mensup olanların, bir mezhebe mensup olanların bütün ihtiyaçları devlet tarafından karşılanırken, bir başka kendini bağlı görenlerin, hissedenlerin, o inancı yüreğinde taşıyanların ibadethaneleri devlet katında ibadethane kabul edilmiyor.

O ibadethanelerin masrafları ve giderleri başka ibadethaneler gibi, ben bir Sünni vatandaşınızım benim gittiğim caminin imam ve müezzininin maaşı devlet tarafından ödeniyor. Elektrik, su, her türlü gideri devlet tarafından gideriliyor. Ama Alevi yurttaşlara gelince cemevleri ibadethane sayılmıyor. Bu eşitsizliğe itiraz ediyoruz. Bu eşitsizliği ortadan kaldıracağız.

Ayrıca burası bir Cumhuriyet, burası bir devlet. Devleti devlet yapan anayasası, anayasa gereği topladığı vergiler. Devlet sağ eliyle vergi topluyor, sol eliyle hizmet yapıyor. Vergiyi toplarken Müslüman, Hristiyan, Alevi, Sünni’den vergiyi eşit bir şekilde toplayıp, hizmet yaparken bazılarına hizmet yapmak, bazılarına hizmet yapmamak… Bazılarının ihtiyaçlarını karşılamak, bazılarının ihtiyaçlarının ihtiyaçlarını karşılamamak eşitlik ilkesine aykırıdır. Ayrıca herkesin istediği gibi inanma, istediği gibi ibadet etme, istediği gibi din eğitimi alma hakkı vardır.

Ancak zorunlu din eğitimi adı altında Alevi yurttaşların kendi inançları ile ilgili çocuklarının almalarını istedikleri eğitime devletin eşitlikçi yaklaşmaması, dayatmacı ve tekçi yaklaşmasını da kabul etmiyoruz, buna itiraz ediyoruz. ÇEDES programı adı altında laik eğitimin örselendiği, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olarak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adı altında Aleviler tarafından kabul görmeyen bir oluşum ile inancın sanki bir kültür sanat faaliyetiymiş gibisine nitelendirildiği bir sürecin içindeyiz. Bir bakanın ağzından Meclis kürsüsünden tarikatları STK kabul edip, cemaatlerle protokol yapıldığını ve bundan sonra da yapılacağının söylenmesi, bu gerici anlayış ile bu topraklarda yaşayan çocuklarımızın yurt ihtiyaçlarının ‘Aman tarikatlara, bize yakın cemaatlere gitsinler.

Orada bize uygun nesiller olarak yetiştirilsinler’ anlayışını son derece tehlikeli buluyoruz. Buna itiraz ediyoruz. Bununla mücadele edeceğiz. Ayrıca her sene Sivas ve Madımak’ın yıl dönümünde bir engelim yoksa orada oldum. Bu sene Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı sıfatıyla Madımak’ta olacağım. Madımak’ın bir utanç müzesi haline getirilmesine kadar, oradaki o katliamın Türkiye Cumhuriyeti’nin utancının simgelendiği ve orada ölen canlardan, Alevilerden devletin özür dileyeceği güne kadar Madımak’ta mücadele etmeye, yüreğimizdeki yanan ateşi söndürmemeye söz veriyorum.

Bir yandan da bulunduğumuz topraklar barışın toprakları. Hünkar Hacıbektaş Veli’nin bir kucağında aslanı, bir kucağında ceylanı tuttuğu, bu öğretiyle Anadolu’ya barışı yaydığı, işte ondan 600 yıl sonra buralara gelmiş birisinin de dünya kadar kan akıtılarak, dünya kadar şehit verilerek, toprakların her santimetresi şehit kanıyla sulanarak verilen mücadeleden sonra ‘Yurtta barış, dünyada barış’ demesi o felsefenin Cumhuriyetin kurucu kadrolarının iliklerine, damarlarına kadar hissettikleri felsefe olduğunu, bu toprakların gerçekliğinin savaş değil barış olduğunu hep birlikte hatırlamalıyız.

Bugün Filistin’de, Gazze’de İsrail devleti, kendisine karşı yapılan bir terörist saldırıyı bir başlangıç kabul ederek, onu araçsallaştırarak, kendi kaybettiği sivil kayıplara hepimiz ağlarken bu sefer dönüp Filistin’de 20 bine yakın insanı, 10 bine yakın bebeği ve çocuğu katletmiştir, katletmeye devam etmektedir. Bugün 18 bin tane civciv ölse dünyanın herhangi bir ülkesinde bu bütün dünyada birinci haberdir. 18 bin civciv niye öldü, ne oluyor orada diye bakılır. Ama günün birinde Bosna Hersek’teki mezalime susanlar, bugün katliamın bir tarafı İsrail olunca Filistin’deki katliama susmaktadırlar.

“Filistin’e destek olmak sadece söz söyleyerek, kınayarak olunmaz”

Arafat ile kurduğu ilişkiyle, Filistin devleti ile kurduğu ilişkiyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, partimizin üçüncü Genel Başkanı Karaoğlan Bülent Ecevit’in yaklaştığı gibi, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yaklaştığı gibi Filistin davası bizim davamızdır. Bugün sözle Filistin’e destek olunmaz, Filistin’e destek olmak sadece söz söyleyerek, kınayarak olunmaz. Eylemle olur. Bunun için eğer yapacaksanız İsrail’e ambargo uygulayacaksınız. Bir yandan çıkıp Filistin için güzel sözler söylemek, timsah gözyaşları dökmek.

Sonra Filistin’e size, çevrenize, ailenize yakın kişilerin gemileri ile halen daha ticaret yapmak samimiyet değildir. Buradan bir kez daha Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Samimiysen, ben önümüzdeki günlerde Filistin’e gidiyorum. Filistin meselesine destek olmak için, Filistin ile dayanışmak için, dünyanın dikkatini buraya çekmek için gidiyorum. Cesaretin varsa bu ülkedeki tüm siyasi partilerin liderleriyle birlikte, bizimle birlikte Filistin’de olursun.

1967 sınırlarında Doğu Kudüs’ün başkent olduğu Filistin devletini savunmaya, Filistin’in yanında durmaya, buna saygı gösterirse İsrail devletiyle de en iyi ilişkileri kurmaya Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihi şahitlik etmiştir ve bundan sonra da böyle olacaktır. Ancak bir yanda bu kadar büyük zulüm varken, bir yanda mazlumlar varken, bir yanda mağdurlar varken, güçlünün yanında olmak, güçlüye ses çıkarmamak doğru değildir. Hünkar Hacıbektaş Veli’nin dediği gibi ‘Gücünü göstereceksen mağdura, mazluma değil zalime göstereceksin.’ Son olarak buradan Türkiye’nin kutuplaşmış iklimine, mahallere ayrılmaya çalışılan ve birbirine düşmanlaştırılmaya çalışan 81 vilayette yaşayan, inancı, etnik kökeni ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına barışın başkentinden sesleniyoruz.

Sevginin, hoşgörünün başkentinden, Hacıbektaş’tan sesleniyoruz. Bu ülkenin kırgınlıkları, kavgaları, tartışmaları, gözyaşlarını bir kenara bırakması. Kucaklaşması. Kutuplaştırmaya çalışanlara inat kucaklaşması. Kardeşleri birbirine kırdırmaya çalışanlara inat kardeşleşmesi. Bundan sonraki süreçte bir ve beraber olması. Bundan sonraki süreçte Atatürk’ün kurduğu Türkiye hayaliyle, onun kurduğu Cumhuriyete hep birlikte sahip çıkması gerekmektedir. Biz buradan Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm siyasi görüşlere, tüm etnik kökenlere, tüm mezheplere, tüm inançlara sesleniyoruz. Diyoruz ki, gelin canlar bir olalım.”

Paylaşın

Kredi Kartı Borçlu Sayısı 36 Milyonu Aştı

Tüketici kredisi borcu bulunan vatandaş sayısı son bir yılda 1 milyon 804 bin kişi artarak Ekim 2023 sonu itibariyle 39 milyon 337 bin kişiye çıktı. Aynı dönemde sayıları 2 milyon 789 bin artan kredi kartı borçlularının sayısı ise 36 milyon 68 bin kişiyi buldu.

Yılbaşından bu yana ise tüketici kredileri yüzde 36,2 oranında artarak 1 trilyon 526 milyar liraya, kredi kartı borç bakiyesi ise yüzde 139,6 oranında artarak 1 trilyon 93 milyar liraya yükseldi.

Yurttaşların bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borcu artamaya devam ediyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bankaların bireysel kredi ve kredi kartları nedeniyle vatandaşlardan olan alacaklarının bakiyesi 1-8 Aralık haftasında 442 milyon lira daha artarak 2 trilyon 613 milyar lira oldu.

Yılbaşından bu yana ise tüketici kredileri yüzde 36,2 oranında artarak 1 trilyon 526 milyar liraya, kredi kartı borç bakiyesi ise yüzde 139,6 oranında artarak 1 trilyon 93 milyar liraya yükseldi” dedi.

Bankaların icra takibine alınan alacakları ise söz konusu haftada 655 milyon lira artarak 44,4 milyar liraya yükseldi. Yılbaşından bu yana ise 14,1 milyar liralık artış yaşandı.

Sol Haber’in aktardığına göre Ömer Fethi Gürer şunları söyledi: Vatandaşların faizleri ve icra masrafları hariç 84 milyar liraya yakın icralık kredi borcu bulunuyor. İcra dairelerinde dosya sayısı da 22 milyona dayandı. Risk merkezinin verilerine göre bankalara ve finansman kuruluşlarına tüketici kredisi borcu bulunan vatandaş sayısı son bir yılda 1 milyon 804 bin kişi artarak

Ekim 2023 sonu itibariyle 39 milyon 337 bin kişiye çıktı. Aynı dönemde sayıları 2 milyon 789 bin artan kredi kartı borçlularının sayısı ise 36 milyon 68 bin kişiyi buldu.

Paylaşın

CHP’den DEM Parti’ye Ziyaret: Diyalog Ve Müzakere Vurgusu

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile görüşen CHP Lideri Özgür Özel, “Biz bu diyaloğun, bu görüşmenin Türkiye demokrasisine çok önemli katkılar sağlayacağını düşünüyoruz. Ben bir kez daha kendilerine ve Dem Genel Merkezi’nde bizleri ağırlayan hem tüm siyasilere hem de emekçilere Cumhuriyet Halk Partisi adına teşekkür ediyorum” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bugün genel merkezimizde CHP genel başkanı sayın Özgür Özel ve heyetini karşıladık. Çok verimli bir görüşme oldu. Başta ekonomik kriz olmak üzere demokrasi, Kürt meselesi, kayyumlar ve çevre gibi Türkiye’nin yaşamış olduğu meseleleri konuştuk” ifadelerini kullanırken, Tülay Hatimoğulları ise, “Demokrasiye model olması gereken siyasi partilerin sorunlara dair konuşmasını, diyalog yolunun açık olmasını özlemiştik” dedi. Hatimoğulları, “Çözüm kanallarının açık olacağını ümit ediyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile DEM Parti Genel Merkezi’nde bir araya geldi. CHP heyetini, DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcıları Özlem Gündüz ile Mehmet Rüştü Tiryaki karşıladı.

Toplantı sonrası genel başkanlar ortak açıklama yaptı. Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; İlk olarak söz alan DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, Özel ile gerçekleştirilen görüşmede Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik, siyasal ve toplumsal boyutları olan çoklu krizler ve bu krizlerin çözümü üzerine istişarelerde bulunduklarını söyledi.

Tuncer Bakırhan, “Siz de bilirsiniz partimizin sürekli dile getirdiği bir şey var: Muhalefet, siyasi partiler sorunları diyalogla, müzakereyle çözer. Bu kadar yoğun sorun yaşadığımız bu süreçte, muhalefet partilerinin daha fazla müzakere ve diyaloga ihtiyacı var. Umarım önümüzdeki günlerde de Türkiye’de bulunan siyasi partiler diyalog ve müzakere sürecini büyüterek devam ettirirler. Biz kendilerine hoş geldiniz diyoruz” dedi.

CHP Lideri Özgür Özel ise, “Dem Partisi’ni Genel merkezinde ziyaret ettik. Daha önce Meclis’te görev yaptığım her aşamada da şunu vurgulamıştım; siyasi partilerin arasındaki diyalog hem o ülkenin demokrasisi açısından hem o parlamentonun üretkenliği açısından hem de o ülkedeki toplumsal barış açısından en önemli temel taşlardan biridir. Bu olmazsa olmaz. Biz kurultayımızı yaptık. Kurultayımızı yaptıktan sonra Sayın Eş Genel Başkanlarım arayarak kutlamışlardı. Sonra takvime baktığımda onlar da bizden hemen önce kurultaylarını yapmışlardı.

Bizim kurultay yoğunluğumuz için de bir hayırlı olsun ziyareti gerçekleşmemişti. Ben bugün heyetimizle birlikte o ziyareti gerçekleştirdim.Tabi görevlerinde başarılar diledik, karşılıklı bu başarı dileklerini ifade ettik. Sayın Eş Genel Başkanın da ifade ettiği gibi bir araya gelmişken yapmamız gereken bir şeyi yaptık; Türkiye’yi değerlendirdik, dünyayı değerlendirdik ve önümüzdeki süreci değerlendirdik. Çok verimli, çok yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiğimizi ifade etmek isterim” ifadelerini kullandı.

Görüşmelerin devam edeceğini söyleyen Özel, “Biz bu diyaloğun, bu görüşmenin Türkiye demokrasisine çok önemli katkılar sağlayacağını düşünüyoruz. Ben bir kez daha kendilerine ve Dem Genel Merkezi’nde bizleri ağırlayan hem tüm siyasilere hem de emekçilere Cumhuriyet Halk Partisi adına teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Özel’den sonra kısa bir açıklama da DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları yaptı. Tüşlay Hatimoğulları, şunları söyledi: “Gerçekten demokrasiye model olması gereken, Türkiye’deki bütün siyasi partilerin esasen Türkiye’nin sorunlarını görüşmek ve konuşmak üzere ve hep birlikte çözüm üretmek üzere diyalog yolunun açık olması özlediğimiz bir şeydir. Ne yazık ki Türkiye tarihine dönüp baktığımızda, bu konuda siyasi partilerin tarihi çok zengin deneyimlere sahip değil.  Ümit ediyoruz ki biz böylesi bir tabloyu hep birlikte Türkiye’deki bütün siyasi partiler ve Türkiye’deki demokrasi gücünün vicdanı olan yapılarla birlikte yol alırız.”

Paylaşın

CHP Lideri Özer: Kendinden Ümidi Kesmiş Bir İktidarla Karşı Karşıyayız

TBMM Genel Kurulu’nda bütçe üzerinden konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet’in ilk yüzyılının ilk 25 yılında ve neredeyse son çeyreğinde neredeyse bütün bütçeleri yaptı. Ve parti bu bütçeleri yaparken özellikle şu hedefi ortaya koyuyordu” dedi ve ekledi:

“Biz Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyanın en güçlü 10 ekonomisi içine sokacağız. Üzülerek söylüyorum ki bu bütçe milli ekonomiyi güçlendiren bütçeleri örnek almak yerine son 20 yıldaki yoksullaştıran, işsizleştiren, emeği ucuz iş gücü haline getiren, gelir adaletsizliğini büyüten, enflasyonla mücadele yeterliliği göstermeyen bütçelerin bir tekrarı. Elbette burada kürsüye 14 gün boyunca çıkacak ve bu bütçeyi destekleyecek hatipler olacak.

O hatiplerin önemli argümanlarından bir tanesi de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarında 21 senede 540 milyar dolar kamu yatırımı yapılmış olması olacak. Matematiksel büyüklüğe baktığınızda çağrıştırdığı ile gerçekten önerilecek bir durum. Türkiye’de 7 bölgeye dağılmış 10 binlerce fabrikanın, büyük atölyelerin, istihdam ve katma değer yaratan, çağ yaratan yatırımların olduğu, ulaşım altyapısının çözüldüğü, hiçbir vatandaşın açlık sırında yaşamadığı, her türlü afete dirençli ketler haline geldiği bir ülke beklenir.”

Özgür Özel konuşmasının devamında, “Dünyanın 20 yıl gerisinde teknoloji hamlelerle övünmek yerine yüksek katma değerli, inovasyona dayanan örneğin yerli ve milli çipimizi üretip ihraç edebildiğimiz, tüm ihtiyacımızı kazandığımız bir sürece katkı sağlasaydık keşke. Ama bunların hiçbirisinin ortada olmadığını ve bu bütçenin de böyle bir vizyon taşımadığını hep birlikte görüyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde hızla ortaya koyduğu 10 ekonomi içine girmek… Ne zaman? 2023’te. Bütçe konuşuyoruz, 2023’deyiz.

Hedef ilk 10 ekonomi içine girmekken bu ülkenin ilk 20 ekonomi içinde tutunmaya çalıştığı bir süreci yaşıyoruz. Türkiye’nin 78. sırada olan kişi başına milli geliri ilk 50’ye taşımayı hedeflerken bugün 78. sıraya gerilediğimizi, burada acımasızca eleştirdikleri ve Türkiye’nin en kötü ekonomi diye ifade ettikleri üçlü koalisyon kişi başı milli gelirde seviyeyi 74’te bırakmışken bu arkadaşlar 78. sıraya gerilettikleri ülkede bugün bütçe sunumu yaptılar. Burada görülen bir gerçek var. 10 yıl önce konan 2023 hedefleri bugün 2053’e hatta belki 2071 yılına referans gösterilecek kadar kendinden de ümidi kesmiş bir iktidarla karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen bütçe üzerinde konuştu. Özel’in konuşması şöyle: “Bütçe görüşmeleri hem bu meclis açısından hem hangi mecliste görüşülüyor olursa olsun son derece önemli. Teknik tarafı olan ama bir yandan da bir ritüeli olan bir yandan rakamların konuşulduğu, ekonomik göstergelerin tartışıldığı ama diğer yandan ülkenin politikasının tamamının değerlendirildiği, tarımdan savunma sanayisine, milli eğitim politikalarından çevre politikalarına kadar tüm bir siyasetin hep birlikte tartışıldığı çok önemli müzakerelerdir.

Bütçe konuşmaları elbette o günün hararetini barındırırlar ama tutanakta yerlerini alıp da yıllar ve on yıllar sonra da incelenecek metinler oldukları için geleceğe de söz söylüyor olmaları gerekir. Bu anlamda da cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk bütçesini yapıyor ve bu bütçe üzerinde konuşuyor, tam 14 gün için bütçe üzerinde müzakere yapacak olmak bambaşka bir sorumluluk.

Buradan 2024 yılı bütçesini görüşeceğiz ve 2022 yılının kesin hesabını tartışacağız. Parlamentoda 335 arkadaşımız ilk kez bütçe yapmanın heyecanını yaşıyorlar. Daha önce 265 arkadaşımızla 5 kez birlikte bütçeleri tartışmıştık. Parlamento ile bütçe, bütçe hakkı ve egemenliği kullanılmasıyla bütçe hakkının kullanımı arasında varoluşsal bir ilişki var. birbirinden ayrılmaz iki haktan bahsediyoruz. Bütçe hakkı yani gelirleri, kamu harcamalarını ve giderleri belirleme açısından son derece önemli ve kıymetli bir hak. Giderleri belirleyecek, onaylayacak ve denetleyecek, gelirlere karar vereceğiz. Bütçe hakkı dediğimiz, devletin vergileri toplayan sağ eli ile hizmeti yapan sol elinin dengesinin kurulması. hep beraber iki hafta boyunca bu dengeyi konuşacak ve tartışacağız.

1689 Haklar Beyannamesi’nde artık bütçelerin bir yıllığına yapılması, toplanacak paraların ve yapılacak hizmetlerin yazılı olarak verilmesi ve bu konuda vergi vereceklerin ve hizmeti alacakların rızasının açıkça alınması yani bugün yaptığımız bütçeye benzer bütçelerin yapılması söz konusu oldu. Bunun en önemli kazanımlardan biri olduğu konusunda anayasacıların hiçbir şüphesi yok.

Bunlar yaşanırken bu topraklarda Avrupa ve dünyadan çok gecikmeli olarak 1808 yılında Sened-i İttifak padişah ile ayanlar arasında padişahın yetkilerinin kısıtlanmasına doğru bir adım atılabileceğinin beyanı demokrasi tarihimiz açısında hemen sonuç doğurmayacak olsa da ilk adım anayasalaşma süreci, anayasa sahibi olma süreci için kritik bir ilk adım gerçekleştirildi. Ardından 1876 Meclis-i Mebusan ile birlikte bütçe hakkı elde edildi ama 3 ay sonra kapanan Meclis 33 yıl boyunca kapalı kalacağı için bütçe hakkı, gensoru, güven oyu hakkı ancak 2. Meşrutiyet ile birlikte 1908 yılına kadar beklenerek kullanılabilir hale geldi. Ancak hiç şüphe yok Sened-i İttifak’ın önemi hakkında hiç şüphe yok. Bizim gibiler Sened-i İttifaktan övünerek bahsediyor.

2009 yılıydı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sayın Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan çıktı ve dedi ki bu millet 200 yıldır istikamette yatıyor. 200 yıl geriye gidince karşımıza Sened-i İttifak geldi. Tek adamın yetkilerinin ilk kez tartışılması… Tek adam rejiminden demokrasiye geçiş konusunda Erdoğan’ın bir itiraz yaptığını burada kayda geçirmek isterim.

Benzer bir yaklaşım da TBMM Genel Başkanımız sıcak tartışmaların içine girmemesi gerekiyor olsa da kendisinin partinin genel başkan vekilliğini yaptığı sırada sahiplendiği bir tanımlamayı da hatırlatarak sözlerimi biraz daha açmak isterim. Numan Kurtulmuş şöyle der; “Genç Türkler’den başlayıp bugünkü CHP’ye kadar gelen bir siyasi akım ve onun karşısında her aşamada 150 yıldır onlarla karşı karşıya gelmiş ikinci bir siyasi akım var.

Türkiye’de iki ana yol var. Biri Genç Türkler’den CHP’ye giden biri de bizi yolumuzdur” der. Bunu bir kez, iki kez değil. Görevi icabı Anadolu’nun dört bir tarafından tekrarladı. Biz bu karşıtlıklar üzerinden bir siyaset örmeye bugün için pratik bir fayda yüklemesek de Numan Bey’in rotaya koyduğu bu iki yolun nereden başlayıp nelerle karşılaşıp nereye vardığını da hatırlamak gerekiyor.

Örneğin biz Anayasa’yı ve Meclis’i savunan yoluz. Diğer yol Meclis’i 33 yıl kapalı tutan yoldur. Biz 2. Meşrutiyet için canını ortaya koyan yoluz. Diğer yol Damat Ferit hükümetini ortaya koyan yoldur. Biz Sevr’i yırtıp atıp Lozan’ı imzalayan yoluz diğer yol Sevr’i imzalayanların yoludur. Biri İstanbul fetvasıyla Mustafa Kemal ve arkadaşlarına idam isteyenlerin yoludur. Diğeri Ankara fetvasıyla milli mücadeleyi sahiplenenlerin yoludur. Biri milli mücadele aleyhinde bildiri yayınlayıp İngiliz uçaklarından attıran İskilipli Atıf’ın yoludur.

“Bizim yolumuz 6. filoyu denize dökenlerin yoludur”

Diğeri Ankara Müftüsü, milli mücadeleye destek olan Rıfat Börekçi’nin yoludur. Biri altıncı filo gelince ona karşı direnen solcu öğrencilerin karşısına dikilenlerin yoludur. Bizim yolumuz 6. filoyu denize dökenlerin yoludur. Bizim yolumuz meşrutiyetler ilan eder, meclis kurar, tek adamın yetkilerini meclise verir. Diğer yol 16 Nisan rejime kasteden Anayasa değişikliği ile bu Meclis’in elinden gensoruyu, güven oyunu alır, Meclis’in yetkilerini saraya devreden yoldur.

Bugün bu tartışmanın Türk demokrasi tarihi açısından 200 yıllık, dünya demokrasi tarihi açısında 800 yıllık kazanımlardan dramatik bir geri gidişe itiraz olduğunu tespit etmek isterim. Tutanaklar önünde bu itirazı kayda geçirmek isterim ve hatırlatmak isterim ki cumhuriyetin ilk çeyreğinde cumhuriyetin ilk bütçelerini CHP yaptı. CHP’nin cumhuriyetin kurucu kadroları devleti gerçek anlamda güçlendirmenin en temel yolunun güçlü ve milli bir ekonomi yaratmak, toplumun refahını yükseltmek olduğunu gayet iyi biliyorlardı. 1923’te İzmir İktisat Kongresi’ni toplayarak başladılar. Toplumun tüm paydaşlarını kongreye dahil ettiler.

Alınan kararlar ışığında ülkede sermayenin çok kıt olmasına rağmen önce ulaşım altyapısını oluşturdular. Temel ihtiyaçların üretimi için fabrikalar, bankalar, ekonomik teşekküller kurdular. İşte bu öngörülü ve kararlı akım dünya ekonomik krizine anında ve doğru tepki verecek erken cumhuriyetin kazanımlarını korumayı başarıyordu. Hepimizin gururla söylediği demir ağlarla örülen memleket, okuma yazma seferberliği ile her genç yaştan yaratılan nüfus, üretime dayalı bir ekonomi ile ülkemizi hızla kalkındırdı. Türkiye Ekonomisi 15 yılda tam yüzde 196 büyüdü.

Türkiye ekonomi kurucu kadroların feraseti ve öngörüsüyle ülkemiz ikinci Dünya Savaşı’nın dışında kalmayı, bir büyük yıkımdan ve belki toprak kayıplarından ama bir yanda oluşan milli bakiyenin de ortadan kalmasından genç cumhuriyeti koruyordu. Savaş oldu ve savaşın taraflarından askeri olarak kazananlar oldu ama ekonomik yıkım büyüktü. Bu yıkım sırasında birileri hızla kalkınmaya, yaraları sarmaya, sanayileşmeye ve bilime, akılcı kalkınma programlarına sarılırken maalesef o dönemden itibaren artık Türkiye devrimcilik ülkesinin de ruhuyla büyük bir seferberlikle hem iktisadi hem insani hem siyasi hem sosyal alandaki CHP’nin yaptığı devrimlerden ve yaptığı bütçelerden mahrum kalacaktı.

Cumhuriyetin ilk yüzyılının ilk çeyreğindeki bu büyük atılımdan sonra CHP tek başına bütçe yapmak, milli ekonomi yaratmak, bu değerleri savunmak, bu anlayışla yol yürüme imkanından mahrum kalacaktı. Cumhuriyetin ilk yüzyılının neredeyse son çeyreğinde Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına iktidardaydı ve parti bu dönemde tek başına iktidarın imkanları ile Türkiye’nin on büyük… Arkadaşlar rica ederim. Bu metinden ve içerikten rahatsız olan Varank’ın bu tavrı takınmasını eski hallerinden hatırlamıyor musunuz?

Adalet ve Kalkınma Partisi cumhuriyetin ilk yüzyılının ilk 25 yılında ve neredeyse son çeyreğinde neredeyse bütün bütçeleri yaptı. Ve parti bu bütçeleri yaparken özellikle şu hedefi ortaya koyuyordu: “Biz Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyanın en güçlü 10 ekonomisi içine sokacağız.” Üzülerek söylüyorum ki bu bütçe milli ekonomiyi güçlendiren bütçeleri örnek almak yerine son 20 yıldaki yoksullaştıran, işsizleştiren, emeği ucuz iş gücü haline getiren, gelir adaletsizliğini büyüten, enflasyonla mücadele yeterliliği göstermeyen bütçelerin bir tekrarı.

Elbette burada kürsüye 14 gün boyunca çıkacak ve bu bütçeyi destekleyecek hatipler olacak. O hatiplerin önemli argümanlarından bir tanesi de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarında 21 senede 540 milyar dolar kamu yatırımı yapılmış olması olacak. Matematiksel büyüklüğe baktığınızda gerçekten önerilecek bir durum. Türkiye’de 7 bölgeye dağılmış 10 binlerce fabrikanın, büyük atölyelerin, istihdam ve katma değer yaratan, çağ yaratan yatırımların olduğu, ulaşım altyapısının çözüldüğü, hiçbir vatandaşın açlık sırında yaşamadığı, her türlü afete dirençli ketler haline geldiği bir ülke beklenir.

Dünyanın 20 yıl gerisinde teknoloji hamlelerle övünmek yerine yüksek katma değerli, inovasyona dayanan örneğin yerli ve milli çipimizi üretip ihraç edebildiğimiz, tüm ihtiyacımızı kazandığımız bir sürece katkı sağlasaydık keşke. Ama bunların hiçbirisinin ortada olmadığını ve bu bütçenin de böyle bir vizyon taşımadığını hep birlikte görüyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde hızla ortaya koyduğu 10 ekonomi içine girmek… Ne zaman? 2023’te. Bütçe konuşuyoruz, 2023’deyiz. Hedef ilk 10 ekonomi içine girmekken bu ülkenin ilk 20 ekonomi içinde tutunmaya çalıştığı bir süreci yaşıyoruz.

“Kendinden de ümidi kesmiş bir iktidarla karşı karşıyayız”

Türkiye’nin 74. sırada olan kişi başına milli gelirini ilk 50’ye taşımayı hedeflerken bugün 78. sıraya gerilediğimizi, burada acımasızca eleştirdikleri ve Türkiye’nin en kötü ekonomi diye ifade ettikleri üçlü koalisyon kişi başı milli gelirde seviyeyi 74’te bırakmışken bu arkadaşlar 78. sıraya gerilettikleri ülkede bugün bütçe sunumu yaptılar. Burada görülen bir gerçek var. 10 yıl önce konan 2023 hedefleri bugün 2053’e hatta belki 2071 yılına referans gösterilecek kadar kendinden de ümidi kesmiş bir iktidarla karşı karşıyayız.

Pandemiyi yaşadık. Bütün dünya pandemi ile büyük bir sağlık tehdidi ile yüzleşti. Bundan sonra da böyle tehditlerin olacağı hatta bu yüzyılın pandemiler yüzyılı olacağını dünyadaki çok sayıda bilim insanının ortaklaştığı bir kabul. Hükümet buna karşı biyoteknoloji ve medikal teknolojiye selektif yatırımlar yapması gerekirdi, yapmadı. Rusya-Ukrayna savaşı dünyayı büyük bir enerji ve gıda kriziyle karşı karşıya bıraktı. Enerji ve gıda güvenliğine yönelik stratejik yatırımların yapılması beklenirdi, yapılmadı.

10 binlerce yurttaşımızın hayatını kaybettiği bir deprem yaşadık. Bundan ders almak; hızlı, kararlı, bilimsel adımlar atmak gerekirdi. Seçime endeksli bir yüzyıl vardı. Hatay raporunun ortaya koyduğu rakamda depremden etkilenen 10 ilde her 10 kişiden 9’unun barınma sorunuyla karşı karşıya olacağı vardı. Bir yıl içinde evlerine ulaşmak isteyenler bize oy versin diyenlerin oy aldıkları kişilerden 10 kişiden 9’una devlet sözünü yerde bırakarak hepimizi mahcup ettiklerinin de altını çizmek isterim.

Dirençli kentler için doğru adımlar atılmadı. Sosyal devleti savunan, yaşam hakkını her alanında sahiplenen bir siyasi parti olarak gıda, sağlık, barınma, enerji krizine çözüm üreten bir bütçeyi görmek, incelemek istedik ama böyle bir bütçe Meclis’e sunulmadı.

2024 bütçesi cumhuriyetin 2. yüzyılının ilk bütçesi olmasının öneminin yanından 6 Şubat yıkımından sonra ilk kez yapılan yıllık bir bütçe olmanın sorumluluğunu da taşımaktadır. Bu bütçe cumhuriyetin ilk yüzyılının ilk çeyreğindeki gibi bir bütçe olsa bizi kıskanan Almanya’nın durumuna benzer bir durumda oluruz…..”

CHP Lideri Özgür Özel’in konuşması sırasında sık sık sesini yükselten eski bakan ve AKP Milletvekili Mustafa Varank’a CHP’liler tepki gösterdi. Özel’in “Arkadaşlar rica ederim. Bu metinden ve içerikten rahatsız olan Varank’ın bu tavrı takınmasını eski hallerinden hatırlamıyor musunuz?” diyen Özgür Özel’e Mustafa Varank, “Ben hep aynıydım ama sen çok değiştin. Hançercileri biliyoruz. Gayet saygılıyım” dedi.

Paylaşın

2023 Yılında 12 Milyon 500 Bin Yeni İcra Dosyası

CHP Manisa Milletvekili Bakırlıoğlu, “1 Ocak- 1 Aralık 2023 tarihleri arasında icra dairelerine gelen yeni dosya sayısı 12 milyon 591 bini buldu. Geçen yıl ilk 11 ayında bu sayı 7 milyon 816 bindi. Geçen yılın aynı dönemine göre; dosya sayısındaki artış oranı yüzde 61. 12,5 milyon yeni dosya bugüne kadar ki en yüksek dosya sayısı” dedi ve ekledi:

“Bu bir rekor. Çünkü 2015 yılından bu yana bir yılda icra dairelerine gelen en yüksek dosya sayısı 9,3 milyon. 2022 yılında yapılan yasal düzenleme ile aboneliklerden kaynaklanan icradaki bazı alacaklardan vazgeçilmesinin etkisiyle 14 milyon 88 bin dosya da ya sonuçlandırıldı ya da işlemden kaldırıldı. Buna rağmen 2023 yılında devreden dosya sayısı 24 milyon 229 bin. Ve 2023 yılında 12,5 milyon yeni dosyanın eklenmesi ülkede ekonomik krizin geldiği vahim durumu ortaya koymaktadır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, ekonomi gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakırlıoğlu, 2023 yılında icra dairelerine gelen yeni dosya sayısında rekor artışın ekonomik krizin boyutunu gösteren en önemli göstergelerden birisi olduğunu söyledi.

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, “1 Ocak- 1 Aralık 2023 tarihleri arasında icra dairelerine gelen yeni dosya sayısı 12 milyon 591 bini buldu. Geçen yıl ilk 11 ayında bu sayı 7 milyon 816 bindi. Geçen yılın aynı dönemine göre; dosya sayısındaki artış oranı yüzde 61. 12,5 milyon yeni dosya bugüne kadar ki en yüksek dosya sayısı” dedi ve ekledi:

“Bu bir rekor. Çünkü 2015 yılından bu yana bir yılda icra dairelerine gelen en yüksek dosya sayısı 9,3 milyon. 2022 yılında yapılan yasal düzenleme ile aboneliklerden kaynaklanan icradaki bazı alacaklardan vazgeçilmesinin etkisiyle 14 milyon 88 bin dosya da ya sonuçlandırıldı ya da işlemden kaldırıldı. Buna rağmen 2023 yılında devreden dosya sayısı 24 milyon 229 bin. Ve 2023 yılında 12,5 milyon yeni dosyanın eklenmesi ülkede ekonomik krizin geldiği vahim durumu ortaya koymaktadır.”

İcra dosyalarındaki artışın bir nedeni de vatandaşın bankalara olan ve ödeyemediği borçları olduğunu aktaran Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, “Bankaların bireysel kredi ve kredi kartları nedeniyle vatandaşlardan olan alacaklarının bakiyesi 24 Kasım 2023 tarihi itibariyle 2 trilyon 523 milyar liradır. Bankaların zamanında tahsil edilemediği için icra takibine aldıkları alacaklarında yılbaşından bu yana ise 12,8 milyar liralık artış yaşandı” ifadelerini kullandı.

‘İcra dosya sayısı katlanarak artacak’

Yüksek enflasyon, artan döviz kuru ve yüksek faizlerle birlikte toplumun tüm kesimlerinin alım gücünün düştüğüne dikkat çeken Bakırlıoğlu, şunları söyledi: “Vatandaşlar bu yıl ocak-ekim döneminde bireysel krediler ve kredi kartı borç bakiyeleri için bankacılık sektörüne 282,1 milyar lira faiz ödediler. Bankalara ödenen faiz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 91,1 oranında artış kaydetti. Bu kadar faiz yükü altında borçların ödenmesi mümkün görünmüyor. Böyle giderse gelecek yıl icra dosyası sayısı katlanarak artacaktır.”

Paylaşın

Kaftancıoğlu’ndan İktidara Mesaj: Bırakmadım Yasaklıyım Şimdilik

Doktorluğa geri dönmesiyle ilgili olarak sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancoğlu, “Saraydakiler sevinmesin. Bırakmadım yasaklıyım şimdilik” dedi.

Canan Kaftancıoğlu, görevini 8 Ekim 2023 günü yapılan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanlığı Kongresi’ni kazanan Özgür Çelik’e devretmişti. Kaftancıoğlu, siyasetten ayrıldıktan sonra zamanının çoğunu kurucu ortağı olduğu tıp merkezinde geçirmeye başladı.

İstanbul’da Bağcılar ilçesi Yüzyıl Semti’nde bulunan tıp merkezinde yöneticilik yapan Canan Kaftancıoğlu, mesleğe geri dönüşüyle ilgili sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Kaftancıoğlu, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“İyi haftalar… Saraydaki/ler sevinmesin çok. Bırakmadım yasaklıyım şimdilik:) Yasaklarına rağmen de toplumcu, dönüştürücü siyaset nasıl yapılıyormuş görelim, bakalım zaman içinde… Bu arada sosyal medyayı takip etmediğim için geriden geliyorum, laf etmeyin gençler:)”

Canan Kaftancıoğlu kimdir?

Dr. Canan Kaftancıoğlu, 3 Şubat 1972 tarihinde Ordu’nun Mesudiye İlçesi’ne bağlı Çiftlik Sarıca Köyü’nde dünyaya geldi. Ordu’da sırasıyla Atatürk İlkokulu, Hamdullah Suphi Tanrıöver Ortaokulu ve Ordu Lisesi’ni birincilikle tamamlayan Kaftancıoğlu, 1989 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazanarak Ordu’dan ayrıldı.

1995 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Kaftancıoğlu, 1995-1997 yılları arasında ilk görev yeri olarak Sivas Suşehri Devlet Hastanesi acil biriminde hekim olarak çalıştı. 1997 yılında İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nda ihtisasına başlayan Kaftancıoğlu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nda vaka taraması yaparak “İşkence Olgularının Adli Tıbbi Değerlendirilmesi” isimli teziyle ihtisasını tamamladı.

Dr. Canan Kaftancıoğlu, öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli dernek ve demokratik kitle örgütlerinde görev aldı. Yakın tarihimizde katledilmiş ve failleri meçhul bırakılmış aydın, yazar ve siyasetçilerin yakınlarını bir çatı altında buluşturan Toplumsal Bellek Platformu’nun kurulmasına öncülük etti. Kaftancıoğlu’nun Yalın Ses yayınlarından çıkan ve faili meçhul cinayetlere dikkat çeken “Benim Babam Bir Kahramandı” isimli bir derleme kitabı bulunmaktadır.

Ayrıca İletişim Yayınları’ndan çıkan ve Müge Tuzcuoğlu derlemesi olan “Roboski İstenmeyen Çocuklar” ve Um:Ag Yayınları’ndan çıkan Eren Aysan derlemesi “Bir Eflatun Ölüm” isimli kitaplara yazılarıyla katkıda bulunmuştur. Bilimsel ve sosyal alanlarda yayınlanmış yüzü aşkın makalesi bulunan Kaftancıoğlu, kayınpederi Ümit Kaftancıoğlu anısına her yıl düzenlenen Öykü Ödülleri’nin de tertip komitesi üyesidir.

Dr. Canan Kaftancıoğlu, 2011 yılında Oğuz Kaan Salıcı’nın il başkanlığında CHP İstanbul Basın, Kültür ve İletişimden Sorumlu İl Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. 14 Mayıs 2012 yılında gerçekleştirilen 34. Olağan İstanbul Kongresi’nde ise Oğuz Kaan Salıcı başkanlığında il yönetim kurulu üyeliğine seçilen Kaftancıoğlu, 2012-2014 yılları arasında İl Başkan Vekili ve Basından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Dr. Canan Kaftancıoğlu, Gezi Direnişi’nin ardından kurulan Birleşik Haziran Hareketi’nin geçici yürütme kurulu üyeliği görevinde de bulundu.

2016 yılında gerçekleştirilen 35. Olağan Kurultay’da ise Parti Meclisi üyeliğine seçilen Kaftancıoğlu, Parti Meclisi üyeliği devam ederken 13 Ocak 2018 tarihinde gerçekleştirilen 36. İstanbul İl Kongresi’nde CHP İstanbul İl Başkanı seçildi. CHP’nin İstanbul’daki ilk kadın il başkanı olan Kaftancıoğlu, İstanbul’un 25 yıl aradan sonra yeniden halkın olduğu 31 Mart ve 23 Haziran 2019 seçimlerinde de İstanbul İl Başkanı olarak görev yaptı. Kaftancıoğlu son olarak 9 Şubat 2020’de gerçekleştirilen 37. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde ise ikinci kez İl Başkanı olarak seçilmiş olup halen görevine devam etmektedir.

Motosiklet kullanmaktan, ailesiyle vakit geçirmekten ve seyahat etmekten hoşlanan Kaftancıoğlu, halen kurucu ortağı olduğu özel bir sağlık kuruluşunda genel koordinatör olarak çalışmaktadır. Dr. Ali Naki Kaftancıoğlu ile evli olup Çağım Işık isminde bir kızı, Rocky isminde sahiplenilmiş dört ayaklı bir oğlu bulunmaktadır.

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den Yerel Seçimler Açıklaması: Gizli Pazarlık Yok

Antalya’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, yerel seçimlere ilişkin, “Mesela şöyle bir toplam gelecek diye düşüyorum, Saadet ile konuşmam gereken iller, belki o zaman onu oturup tartışırız. Yani böyle bir şey için, şu ilçelerde Demokrat Parti ile, şu ilçelerde Gelecek ile, ilçelerde DEVA ile konuşmak, yoksa bunun artısı ne olur, eksisi ne olur?  Ne teklif edeceğiz? Hani, sadece belediye meclis üyeliği teklif ederek, bir yol yol alabilir miyiz? Yerelde olgunlaşan şeyler olabilir” dedi ve ekledi:

“İsim vermeyim, birçok ilçede İYİ Part ile anlaştık. Onaylarsanız, yerel çözümler üretmiş bile. Akla yatkın geliyor. Ama tabii İYİ Parti’ye onu da söyledim ben.’ Müzakere edebilir miyiz?’. Eğer tabii olursa, yerele de inisiyatif veren, yereli de rahatsız etmeyecek, sizin teşkilatınızın ve bizim örgütümüzün ‘Evet’ diyeceğiniz çözümler hayata geçiririz dedik. Geçmişte AK Parti’nin tavır ettiği gibi, Cumhur İttifakı’nın tasvir ettiği gibi, kapalı ardında gizli işbirliği ve kirli pazarlıklar filan, öyle bir süreç yok ki zaten.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Antalya’da milletvekilleri ile yaptığı kampın ilk gününde, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı. Gazete Pencere’nin aktardığına göre, Özel’in açıklamaları şöyle:

“47 A5 sayfası not tutmuşum. 35 kişi konuştu. Öneriler vardı. Birazcık oryantasyon eğitimi gibi de oldu. (Gündeme gelen konulara ilişkin) Her konu, gündemimiz güneşin altındaki her şey. Her şeyi konuştuk. İttifak, geçmiş seçimlerin analizi, gelecek seçimler. Hemen her konuda, aklınıza gelebilecek her konuda bir şeyler söyledi arkadaşlar. İçlerini döktüler, önerilerini söylediler. Kararlar aldık.

Bundan sonra her hafta bir kapalı grup toplantısı yapıp, geçmişte aslında yapılıyordu ama kesintiye uğramıştı, dış politika sunumu, ekonomi sunumu, savunma sanayi, iç işleri sunumu gibi hem gölge kabinenin sunum yapacağı, arkadaşına soru soracağı kapalı grup toplantılarının düzenli yapılmasına karar verdik. Gölge kabine üyelerinin ilgili milletvekilleri ve ilgili grup danışmanları ile bir araya geleceği masalar kurduk. Whatsapp gruplarını da oluşturuyor arkadaşlar.

Örneğin çevreden sorumlu gölge bakanımız çevre komisyonu üyeleriyle ve çevreden uzman danışmanımı, dışarıdan gönüllü hocalarımız ile hem dijital olarak bir Whatsapp grubunda olacaklar sürekli etkileşimde, hem de örneğin bir kanun teklifi geldiğinde ya da düzenli aralıklarla oturup birlikte çalışacaklar. Gölge kabine ile Meclis grubunun oryantasyonu ve eş güdümüne ilişkin kararlar da aldık.

Mesela yeniden deprem komisyonu kurulmasını önerdi arkadaşlar. Deprem bölgesi ziyaretlerinin daha sistematik olması için yeniden mesleksel dağılımlarla, eskiden vardı, şimdi bazıları yok ya arkadaşların. Deprem komisyonu kurulmasını önerdiler. Bunu doğru bulduk. Gölge kabinenin düzenli sunuş yapmasını, kapalı grup yapmayı önerdiler. Onu kabul ettik.

Bazı konularda, bazı arkadaşların tavırlarının doğrudan bana mal edilebileceği meselesini, böyle bir konu olduğunda doğrudan ikili temas kurma,  kongreden bugüne kadar hiçbir milletvekilini kırmadım, üzmediğimi ben de biliyorum. Bazı arkadaşlar dedi ki ‘Siz değil ama size yakın isimler şöyle yapıyor olabilir mi?’. Orada bir yanlış anlaşılma olabilir filan. Benim üzdüğüm, kırdığım, sözümü tutmadığı var mı diye sordum. Kimse çıkmadı. Ama bazı laf dolaşıyorsa diye, beni arayıp sorun dedim ki laf üremesin diye.

MYK ve gölge bakanlar düzenli bilgi notları oluştursun, danışmanlar sendikalı olsun. Sendikal örgütlenmenin önündeki engelleri kaldıralım. Kabul ettik. Yani CHP’li milletvekili danışmanlarının önünde en ufak bir tereddüt yaratacak bir düşünce filan yaratmayacaklar, sendikalı olması gereken herkes sendikalı olacak. Meclis’teki kanun görüşmelerinde soru, cevap enstrümanını eskiden şey diye terk etmiştik, soru ve cevap ile zaman kaybetmeyelim, 10 kişiye yerinden söz verilsin.

Bekir Bozdağ söz vermiyormuş. Bolca içtüzük 60’i kullandırmıyormuş. Soru ve cevaba arık girilsin. Çok tali ama önemli bir şey tabii. Siyasetin finansmanı konusunda geçmişte yaptığımız bir çalışma vardı, onu güncelleyerek yeniden ortaya koyalım. Özellikle yerel yönetimler sürecinde. Etkin üyelikle ilgili çalışmaların hızla yapılması. Parti akademisi konusunda gruptaki bilim ve kültür platformunda olmasa da akademisyenlere de parti akademisinde görev verilmesi. Parti akademisi kuruyoruz. Parti okulu onun bir bileşimi  ama çok üretimin olduğu, çok bilim insanlarının olduğu.

Kurumsal hafıza için dijitalleşmeyle ilgili öneri vardı, bir milletvekili katkı sağlayacak. Geçmişte yapıldı, grup başkanvekilleri bir dönem seçildi ama ikinci dönem genel başkan devam ettiriyor. Ben bu yetkiyi kullanmayacağımı, hatta bunu müsait bir zamanda tekrar değiştirebileceğimi söyledim. Yani seçiliyor, 2 yıl sonra yine seçim olmasını. Bu yetkiyi kullanmayacağımı söyledim. Ben önümden kaçırılan her sandıktan mağdur olduğumu söyledim, kimsenin önünden sandığı kaçırmayacağım dedim.

(31 Mart seçimlerine ilişkin soruya) Geçmişte şöyle bir yanlış anlaşılma oldu. Biz yerel yönetimlerle ilgili bir danışma kurulu oluşturduk. Bu kurulun amacı şu, geçmişte yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcılığı yapan isimleri görevlendirmiştik. Ama bu sanki aday tespit komisyonu gibi kamuoyu düşünüyor bunu. (Basının ‘Murat Karayalçın’nın da adı var mı’ sorusuna) Var, onun da adı var. Murat Karayalçın’ın da adı var. Veli Ağbaba’nın da var, Gökhan Günaydın’ın da, Bihlun Tamaylıgil de, Seyit Torun’un da var. Örneğin bizdeki bir belediye başkanı değişecek, onun zamanlaması ne olmalı? Örneğin dışarıdan bir belediye başkanı transfer ediyor ve adaylaştıracaksınız, bunun zamanlaması ne olacak?

Bazen doğru işler yapmışız, bazen yanlış işler yapmışız. Daha makro konulardı, yoksa adaylarla mülakatla aday tespiti değil o danışma kurulu. Adaylarla mülakat için yarın grup eğitiliyor. Sabahtan 1,5 saat. Boğaziçi (Üniversitesi) sosyolojiden bir arkadaşımız, yani müzakereci ve mülakat yapma eğitimi. Bazı illere 4, bazı illere 2 milletvekili 41 ile giderek, 3 büyükşehir dışında, 3 büyükşehirde bir başka çalışma olacak. Sahada il raporlarını hazırlayacaklar. Antalya’dakini hazırladık. Gökhan Zeybek ile bütün Antalya ilçe başkanları ile prova olarak oturduk, Antalya il raporunu iyi, kötü hazırladık.

Milletvekili de yollayacağız, bir bakacağız bakalım biz ne yapmışız, eğitim alan arkadaşlarımız ne yapmış bakalım? Doğru okuyorlar mı sahayı?  Enine boyuna sorularla bir Antalya fotoğrafı çektik. Şimdi giden milletvekili heyetinin çektiği fotoğrafı karşılaştırıp, verdiğimiz eğitim beklentilerimizi ne düzeyde karşılıyor ona da bakacağız. Milletvekili seçimindeki gibi bütün yetkilerin devredildiği 8’li masa gibi bir şey düşünmüyoruz. Onun yerine belli kaba görevlere göre yetkilendirmeler düşünüyoruz. Ağırlık zaten ölçme ve değerlendirme. Tabi adaylarla mülakat yapacağız, mülakatsız olmaz. Çünkü aday olup olmamasına da parti karar veriyor.

Partinin adaylık başvurusunu kabul ettiği kişiler üzerinden, belediyesi bizde olup da değişiceği yerler, kazanma şansımızın yüksek olduğu yerlerde bütün adayları önce ankete koyacağız, bu adayların biri sivriliyorsa adaylaştıracağız, birkaçı sivriliyorsa kadını adaylaştıracağız, (erkeklerden) birkaçı sivriliyorsa sandık koyacağız ve örgüte soracağız. Siz karar verin diyeceğiz…

Memnuniyet anketini sadece belediye başkanı üzerinden yapıyoruz. Bir memnun musunuz, geçmişte hangi partiye oy verdin, bu pazar seçim olsa bu belediye başkanına oy verir misin?  Değişsin mi, değişmesin mi? Değişirse, CHP’ye oy vermeyi düşünür müsün? Bu gibi sorular var. Bununla mevcut belediye başkanına karar veriyoruz, onu bir daha ankete sokmuyoruz. Düşerse eliyoruz. Yerine kimin geleceğine ikinci raunda karar veriyoruz.

2 tane A planımız var bizim. Bir tanesi kabul ederse, oturup ittifak görüşmelerini yapmak. İYİ Parti kabul etmezse adaylarımızı tespit edip, sahaya çıkmak. İYİ Parti’nin kararı üzerinden bir şey tasarlamıyoruz. İYİ Parti’nin vereceği karardan sonra bir İYİ Parti ile gerginlik, İYİ Parti’nin kararından dolayı hayal kırıklığı, bir soğukluk. Bir şey düşünmüyoruz. İYİ Parti’nin kararını da saygı ile karşılayacağız.

(İYİ Parti’nin olası işbirliği şartlarına ilişkin soruya) Müzakerenin birinci şartıdır, şart veya olasılık tartışmayacağız. Olmayan bir şey üzerinden bir şey söyleyip, bunu yaparsanız sizinle anlaşmayız ya da bunu yapsanız bile biz varız, müzakere tekniğinde uygulanmaması gereken bir şey. Karşı taraftan gelmeyen bir teklifi gelmiş gibi yanıtladığınızda bu müzakere kültürüne zarar verir. Tam bekleme halindeyiz. Pazartesiye kadar bekleme halindeyiz. Çünkü pozisyonlarımız çok net. Onlar dediler ki ‘GİK kararımız var, kaldırmadan görüşemeyiz’. Biz zaten yani, ‘GİK kararını gözden geçirebilir misiniz’ diye ayrıldık. O yüzden şu anda bizim GİK üyelerine kulis yapacak halimiz yok.

Meral Hanım bana ‘Ne teklif ediyorsunuz’ diye sordu, ben de ‘Kararınızı alırsanız, masa kuralım ve başına geçelim. İstanbul, Ankara’dan başlayarak,  11 büyükşehirden başlayarak, Türkiye’yi konuşalım’. Bunun dışında, böyle çok alçak bir şey vermem lazım ya da çok indirgenmiş bir şey söylemem lazım. İkisi de işbirliğinin önünü tıkayabilir. İYİ Parti’nin şöyle bir şeyi olabilir, ‘Şu, şu, şu gibi noktalarda ne diyorsunuz?

Biz bunlara olumlu cevap verirseniz müzakere yaparız’ dese onu müzakere ederiz. Ama ne teklif ediyorsunuz dediklerinde, biz onlara çalışma masası teklif ettik. Çünkü her şey çok kolay değil. Sadece bir ilin seçiminden bahsediyorsak, bir teklif götürürüz. Sırf İstanbul ile ilgili bir teklif götürsem, iş çözülecek mi? Şu olsun, bu olmasın. Sonuçta teoride 81 il, 1271 ilçede konuşacağız.

HEDEP ile görüşecek mi?

HEDEP’in eş genel başkanları bana telefon açmışlardı, tebrik için. Şöyle demişlerdi, ‘Ziyaretinize de gelmek isteriz. Kabul ederseniz’. Ben dedim, ‘Kabul ederiz’. Hatta ‘Meclis’te mi, genel merkezde mi’ dediler. Ben dedim ‘Genel Merkez’de de olur, illa Meclis’te görüşelim diye bir şey yok’ dedim. Halk buluşmaları yapıyorlar, ‘Halk buluşmaları takvimimiz yoğun, sonrasında bir randevu talep edeceğiz’ dediler. Onlar bir ‘Randevu talep edeceğiz’ dedikleri için bekliyoruz.

Diğer partilerle, İYİ Parti’nin durumuna ve saha analizlerine göre, şimdi milletvekillerimiz gitsin. Mesela şöyle bir toplam gelecek diye düşüyorum, Saadet ile konuşmam gereken iller, belki o zaman onu oturup tartışırız. Yani böyle bir şey için, şu ilçelerde Demokrat Parti ile, şu ilçelerde Gelecek ile, ilçelerde DEVA ile konuşmak, yoksa bunun artısı ne olur, eksisi ne olur?  Ne teklif edeceğiz? Hani, sadece belediye meclis üyeliği teklif ederek, bir yol yol alabilir miyiz? Yerelde olgunlaşan şeyler olabilir.  İsim vermeyim, birçok ilçede İYİ Part ile anlaştık.

Onaylarsanız, yerel çözümler üretmiş bile. Akla yatkın geliyor. Ama tabii İYİ Parti’ye onu da söyledim ben.’Müzakere edebilir miyiz?’. Eğer tabii olursa, yerele de inisiyatif veren, yereli de rahatsız etmeyecek, sizin teşkilatınızın ve bizim örgütümüzün ‘Evet’ diyeceğiniz çözümler hayata geçiririz dedik. Geçmişte AK Parti’nin tavır ettiği gibi, Cumhur İttifakı’nın tasvir ettiği gibi, kapalı ardında gizli işbirliği ve kirli pazarlıklar filan, öyle bir süreç yok ki zaten.

Bazı manevra imkanlarını azalttığı, zorlaştırdığı kesin ama yine de elimden geldiği kadar bazı sembol isimlerin, bazı sembol yerlere başvuru yapmalarına teşvik ediyorum. Mesela kadın hareketinin kendini görebileceği, yoksulların kendini görebileceği, bir takım saha çalışmalarında karşılık bulan arkadaşların olacağı ya da toplumun bazı dezavantajlı kesimlerinin belediye başkan adaylığı ya da belediye meclis üyeliği adaylığı ile kendilerini orada hissede bileceği bazı inisiyatifleri tayin etmeye çalışıyoruz ama zamanımız çok dar.

Çok daha iyisini yapabiliriz, kolay değil… Ama böyle birkaç sembolik ve şaşırtıcı hamle yapacağız. Hani söz vermiştim ya, ‘Öyle isimler göreceğiz ki alanında çok iyi, güçlü filan belediye oldu’. Onun gibi. Listelerin bazı yerde dile gelip konuştuğu, adaylıklar ve temaslar ya da işbirliği olacak.

Adayların belirlenmesinde İmamoğlu etkisi

270 istifa diye söylediler, 27. İçinde gassal da varmış, hemşire de varmış, tıp teknisyeni de varmış. Gassal belki Saadet’ten başvuracak, bilmiyoruz. Öyle bizde çok yani. Ama birkaç tane üst düzey yönetici de var. Benim ile temas etmek isteyenler de oldu. İstanbul adaylığı niyetleri olanlar var muhakkak. O kadar net bilmiyorum. Sonuçta herkesin, aday olma hakkı var. Ama yöntem başka. Dediğimiz gibi, çift aşamalı ölçme ve değerlendirme var. Mesela Ekrem Bey bana dedi ki ‘Sizle konuşup konuşamayacağını söyledi’. Konuşmaması gerektiğini söyledim. İstanbul ile ilgili adaylıklarda, İstanbul özelinde il başkanı, Ekrem Bey, Genel Merkez hep birlikte oturup bakacaktır meseleye.

Pazartesiden itibaren gelecek sonuçlar. Gelecek hafta içindeki raporlarda adaylaşacak büyükşehir belediye başkanları çıkarsa onlara birkaç hafta içinde açıklarız elbette ama daha fazla şeyler açıklarız ki bazıları açıklanmadığında da ‘Ben kesin olmuyorum’ diye düşünmemesi lazım. Belki orada bir ilave ölçüm, anket. Çünkü kararı  verirken objektif olacağız. Şunu söylemek lazım, 8 ilde deva ediyorsa pat diye açıklarız ama içlerinden birkaçı olacaksa biraz bekletiriz.

Ben şöyle bir şey yaptım, bu kadar zorlu bir kurultay sürecinin hiç yarasın atlatılması mümkün değil. Sonuçta dünyada konuşulan ve Türkiye’de de, dünyada da Türkiye’nin yüzünü ağartan bir demokrasi şöleniydi bu. Bu kadar kıyasıya bir yarışla, bir Genel Başkanı ile grup başkanının yarıştığı böyle bir yarışta. Bir de yine bir grupla yapıldığında, grupta mutlaka benim de üzüldüğüm şeyler oldu, bizim de üzdüklerimiz olmuş olabilir.

Ben dedim ki ‘Bu salondaki birbirinden özür dilemesi gereken herkes adına özür diliyorum, ben bütün özürleri dilenmiş kabul ediyorum.  Kendi yanımdan bir kırgınlığım yok, kimse kırgınlık sürdürmesin’. Bugün akşamdan itibaren bu, herkes adına herkesten özür dileyip kırıldığımız her şey için de özürleri hepimiz adına kabul ettiğim davranış kısmını herkes uzunca alkışladı.”

Paylaşın

Özel’den ‘Yerel Seçimler’ Açıklaması: Psikolojik İktidar Bir Kez Daha Bize Geçecek

Partisinin Antalya kampında açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Beş yıl önceki belediyelerimizi aynen korursak, üstüne yeni belediyeler alırsak, oyumuzu artırırsak, moralimizi yükseltirsek Türkiye’de psikolojik iktidar bir kez daha bize geçecek” dedi. 

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Manavgat’taki TBMM Grubu 28. Dönem 1. Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı’na katıldı ve bir konuşma yaptı.

Yerel seçimlerde İYİ Parti’ye teklif edilen “iş birliği” önerisi üzerine açıklamalarda bulunan  Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Akşener ile heyetimizle birlikte bir ziyaret gerçekleştirdik. Ziyaretimizde kendilerinin Genel İdare Kurulu kararından haberdar olduğumuzu ancak birbirimize kaybettirme niyetinde olmanın seçmenin beklentisiyle örtüşmediğini aksine birlikte kazanmanın muhalefeti güçlendireceğini, geleceğe yönelik olarak beklentileri karşılayacağını söyleyip, mümkünse bu kararın yeniden gözden geçirilip, geçirilemeyeceğini sorduk, onlar da pazartesi günkü Genel İdare Kurulu’nu işaret ettiler.

Bir kez daha söylüyoruz, partilerin seçilmiş organlarının yetkili organlarının alacakları kararlar kendileriyle ilgilidir. O kararlara son derece saygılıyız. Her iki sonuç çıkması durumunda da saygımızı ve nezaketli ilişkimizi sürdüreceğiz. İyi bir karar çıkması, iş birliğinden yana bir karar çıkmasını CHP Genel Başkanı olarak temenni ederim ancak aksi durumu da fevkalade anlayışla karşılayacağımızı ifade etmek isterim.”

CHP Lideri Özel, 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlere vurgu yaparak, “Beş yıl önceki belediyelerimizi aynen korursak, üstüne yeni belediyeler alırsak, oyumuzu artırırsak, moralimizi yükseltirsek Türkiye’de psikolojik iktidar bir kez daha bize geçecek” dedi.

CHP Lideri Özgür Özel, partisinin çalışma ve değerlendirme toplantısına katılmadan önce Antalya ve Manavgat’ta halka seslendi. Özel Antalya’da yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi: “Buradan iktidara sesleniyoruz. Antalya’daki turizm emekçilerinin bu kış desteklenmeleri lazım, devletin şefkatli elinin onlara uzatılması gerekiyor. Ayrıca bugün limon, portakal dalında kaldı, toplanamıyor.

Yüksek maliyetler yüzünden, başka şehirlere naklinin çok pahalı olması yüzünden bu fiyatlarla toplanamıyor. Toprak Mahsulleri Ofisinin narenciye üreticisine elini uzatması, ürününü alması gerekiyor. Bu çağrıyı buradan, Antalya’dan yapıyorum.

Önümüzdeki hafta bütçe görüşmelerinde teklif edeceğiz; Antalya gibi, İzmir, İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde konut fiyatları bu kadar tırmanmışken başta memurlar olmak üzere bu kiralar karşısında mutlaka bir destek verilmesi gerekiyor, bunu istiyoruz, bunu seslendireceğiz.

Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetenler, bir grubun hükümeti değilsiniz. Oy aldığınız on milyonların hükümetisiniz. Seçimden önce oy toplarken ayağına gittiklerinize, şimdi yukarıdan bakıyorsunuz, kibirle bakıyorsunuz ve onları hayat pahalılığı karşısında, geçim zorluğu karşısında yalnız bırakıyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi; sizin yukarıdan baktığınız, küçük gördüğünüz esnafın, memurun, emeklinin, emekçinin partisidir, onları size ezdirmeyiz. Karıncanın kardeşi vardır o da Cumhuriyet Halk Partisidir.

Bu ülkenin en büyük beka sorunu, gençlerinin geleceğini bu ülkede değil dünyanın başka ülkelerinde görmesi, oralarda aramasıdır. Bütün genç kardeşlerime sesleniyorum. Size söz veriyoruz. Bu ülkeyi sizin hayallerini kuracağınız, gelecekte yaşayacağınız demokratik, güçlü bir ülke haline getireceğiz. Bu ülkeden ümidi kesmeyin. Bu ülke umudun ülkesidir. Cumhuriyet Halk Partisi umudun partisidir.”

“Herkesi partimize çağıracağız, kapılarını ardına kadar açıyoruz”

CHP Lideri Manavgat’ta yaptığı konuşmada ise özetle şu ifadeleri kullandı: “Bunu söylemekten hiç bıkmayacağız, sürekli anlatacağız. Herkesi partimize çağıracağız. Kapılarını ardına kadar açıyoruz. Başı sıkışan, dara düşen gelsin. Çünkü burası hepimizin evidir. Tapusu ne bendedir ne kimsededir. Tapu bir kişiye aittir; Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

Türkiye’nin dört bir yanında gidişattan memnun olmayan, yoksullaşmadan bıkan, artan fiyatlardan, kiralardan şikâyet eden, geçinemeyen, zorlanan kim varsa onları Cumhuriyet Halk Partisine destek olmaya, hep birlikte iktidarı değiştirmeye davet ediyoruz.

Vampirler gözü dikmişler, Manavgat’ın kanını emmeye niyetlenmişler. Ey Recep Tayyip Erdoğan, bak Manavgat’tan sana bir şey anlatacağız. Bunu biliyorsan ve susuyorsan suç ortağısın. Bilmiyorsan, hemen durdurmazsan o zaman benim de, Manavgat’ın da, Antalya’nın da iki eli yakanda olacak. Bunu böyle bil.

Manavgat Belediyesi, yangınlarda, emin olun devletin ayıbını örttü. 100’den fazla parça parça yer var. Buraları şimdi satıyorlar. Satarken Milli Emlak’tan satsa yüzde 40’ı sizin, Manavgat’a hizmet olarak gelecek paranın yüzde 40’ı. Ama bunu TOKİ’ye devretmişler, yüzde 100’ünü Ankara’ya alıyorlar. Neden? Şükrü Başkan o parayla Manavgat’a hizmet etmesin diye. Paranızı çalıyorlar. Seçimde bunun hesabını sorun AK Parti’den.

Bu yükselen umudu büyütün, yükselen heyecanı büyütün. Herkesi oy kullanmaya, bu sefer iktidara daha önce oy verse de bir sarı kart göstermeye, iktidara geçmişte oy verenlerin de dikkatini çekmeye ve sorunların çözülmesi için sandıkta birleşmeye çağırın.

“Biz bu ülkeyi seviyoruz, bu bayrağı seviyoruz. Hep birlikte Atatürk’ün partisini Türkiye Cumhuriyetinde iktidar yapmaya yürüyoruz. Söz veriyoruz.”

Paylaşın

Asgari Ücretlinin Bütçesi Aralık Ve Ocakta Sarsılacak

Havaların soğumasıyla birlikte vatandaşların öncelikli gündeminin ısınma ihtiyacı olduğuna dikkat çeken CHP’li Burhanettin Bulut, “Asgari ücrete yapılacak zam ceplere girene kadar aralık ve ocak aylarında artacak ısınma giderleri asgari ücretli milyonlarca vatandaşın da bütçesini zorlayacak” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kış aylarında başta gıda olmak üzere iğneden ipliğe her ürüne zam yağmuru beklenirken; kentlerde asgari ücretle çalışan vatandaşlarımızı ısınmada kullanacağı doğalgaz faturaları adeta yakacak. Borçlarını ödemekte dahi zorlanan milyonlarca vatandaşımız, kara kışa icralık giriyor. İcra dairelerinde bulunan dosya sayısı 21 milyon 754 bin oldu. Vatandaşların faizleri ve icra masrafları hariç 85 milyar liraya yakın icralık kredi borcu bulunuyor.”

Bulut açıklamasının devamında, “Asgari ücret günden güne pul olup erirken, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 15 bin 684 liraya yükseldi. Vatandaş oduna, kömüre mi para verecek, kirasını, faturalarını ödeyip, mutfak masraflarını mı karşılayacak? Asgari ücrete zam yapılsa dahi zam emekçinin cebine şubat ayında girecek. 2 ay sürede vatandaş enflasyon karşısında ezilecek” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, havaların soğumasıyla birlikte vatandaşların öncelikli gündeminin ısınma ihtiyacı olduğuna dikkat çekti. CHP’li Bulut, hazırladığı çalışmada doğalgaza erişimi olmayan kırsal bölgelerdeki vatandaşların ısınmak için kullandığı oduna ve kömüre son bir yıl içerisinde fahiş oranda zam yapıldığını ortaya koydu.

CHP’li Bulut, konuya ilişkin şunları dile getirdi: Türkiye’de nüfusumuzun yaklaşık yüzde 30’unun doğalgaza erişimi bulunmuyor. Havaların soğumasıyla birlikte başta kırsal bölgeler olmak üzere doğalgaza erişimin olmadığı yerleşim yerlerinde vatandaşlar ısınma ihtiyacını gidermek için en çok kömür ve odun kullanıyor. Kömür ve odun fiyatları geçtiğimiz yıla göre iki kattan daha fazla artarken; kırsal bölgelerde dar gelirlileri en çok zorlayacak konuların başında ısınma gideri geliyor.

Yerli ve ithal kömür fiyatları geçtiğimiz yıl kış öncesi ton başına ortalama 2 bin 500 lira ile 4 bin lira arasındayken; bu yıl kış öncesi türüne göre kömürün ton fiyatı 7 bin 250 lira ile 9 bin lira arasına çıktı. Başka bir deyişle kömüre yapılan zam oranı yüzde 125’i buldu. Yine kırsal kesimlerde ısınmada en çok kullanılan odunun ton fiyatı da geçtiğimiz yıl kış öncesi 2 bin 500 lira ile 3 bin 750 lira arasında değişirken; bugün odunun ton fiyatı 7 bin lira ile 9 bin lira arasına yükselmiş durumda. Oduna yapılan zam oranı da yüzde 140’u buldu. Son bir yıl içerisinde odun ve kömür almak adeta lüks haline geldi.

“2 ay sürede vatandaş enflasyon karşısında ezilecek”

CHP’li Bulut, doğalgaz erişimi olan kentlerde ise aylık 25 metreküp bedava verilen doğalgazın ısınma ihtiyacını karşılamaktan çok uzak olduğuna dikkat çekti. 11 bin 402 lira olan asgari ücrete yapılan zammın çalışanların cebine Şubat 2024’te gireceğine dikkat çeken CHP’li Bulut; şunları dile getirdi:

“Asgari ücrete yapılacak zam ceplere girene kadar aralık ve ocak aylarında artacak ısınma giderleri asgari ücretli milyonlarca vatandaşın da bütçesini zorlayacak. Kış aylarında başta gıda olmak üzere iğneden ipliğe her ürüne zam yağmuru beklenirken; kentlerde asgari ücretle çalışan vatandaşlarımızı ısınmada kullanacağı doğalgaz faturaları adeta yakacak. Borçlarını ödemekte dahi zorlanan milyonlarca vatandaşımız, kara kışa icralık giriyor.

İcra dairelerinde bulunan dosya sayısı 21 milyon 754 bin oldu. Vatandaşların faizleri ve icra masrafları hariç 85 milyar liraya yakın icralık kredi borcu bulunuyor. Asgari ücret günden güne pul olup erirken, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 15 bin 684 liraya yükseldi. Vatandaş oduna, kömüre mi para verecek, kirasını, faturalarını ödeyip, mutfak masraflarını mı karşılayacak? Asgari ücrete zam yapılsa dahi zam emekçinin cebine şubat ayında girecek. 2 ay sürede vatandaş enflasyon karşısında ezilecek.”

Paylaşın