Özgür Özel’den “Saldırı” Yorumu: Kesinlikle Planlı

CHP lideri Özgür Özel, Sırrı Süreyya Önder için düzenlenen anma törenine kendisine yönelik saldırıya ilişkin, “Hiçbir kurumu, hiçbir partiyi suçlamıyorum. Ama önceden planlı bir iş olduğu çok belli” dedi.

Özgür Özel ayrıca, soruşturma açılması gerektiğini vurgulayarak, “Eğer bu yapılmazsa yük devletin sırtına kalır. Bu yapılırsa, varsa bir hatası, bir bağlantısı ortaya çıkar” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Başkanvekili ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Sırrı Süreyya Önder için İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen törenden çıkışında uğradığı saldırıya ilişkin Halk TV’den İsmail Saymaz‘a konuştu.

Saldırının anlık gelişmediğini ifade eden Özgür Özel, İsmail Saymaz’a şunları söyledi: “Birincisi, iki saat önce orada adam. Ben uzatılan mikrofonlara konuştuğum sırada orada. Ve bana vurduğu yerde… Planlamış. Hatta belki denk getirse o sırada vuracak. Geleceğimi biliyor. Beni husumet içinde dinliyor, kötü kötü bakarak. Hazırlıklar yapmış. Eliyle koluyla açma-germe hareketleri; müsabakaya hazırlanıyormuş gibi.”

AKM’deki anmada DEM Parti eş başkanlarıyla birlikte tabut başına çağrıldığını, 15-16 dakika orada kaldıktan sonra çıkışa yöneldiğini belirten Özgür Özel, “Bizim ekip dedi ki, ‘Aracımızı otoparka almadılar, girdiğimiz kapıdan çıkacağız.’ Dedim ki, ‘Niye almasınlar.’ Emniyet Müdür Yardımcısı bizim korumalara kızarak bizi otoparka sokmuyor” dedi. Aynı kişinin, AKP’li yetkililerin araçlarının otoparka alındığı halde kendilerinin dışarı yönlendirildiğini belirten sürücüye de tepki gösterdiğini anlattı.

“Adam tam orada bekliyor. Hiçbir kurumu, hiçbir partiyi suçlamıyorum. Ama önceden planlı bir iş olduğu çok belli. Adamın hazırlığından, bulunduğu yerden… Yüzü bana dönük. Sırtını verip yol verirmiş gibi dönüyor. Golf sopasıyla vuracakmış gibi sağa doğru kaykılıyor. Hızla gelip vurmaya çalışıyor. Gelişini gördüm. Refleksle kafamı çektim.”

Saldırıyla ilgili açıkça bir kişiye dikkat çeken CHP Lideri Özel, “Şüpheyle yaklaştığım bir kişi var: O emniyet müdür yardımcısı bizi zorla oradan geçirtti. Aracı niye almasın? Her milletvekilinin aracı her resmî kurumun otoparkına girer. 13 yıldır milletvekiliyim, giremediğim bir otopark yok” dedi.

Özel, soruşturma açılması gerektiğini vurgulayarak, “Eğer bu yapılmazsa yük devletin sırtına kalır. Bu yapılırsa, varsa bir hatası, bir bağlantısı ortaya çıkar” dedi.

Saldırganın yönlendirilmiş olduğunu düşündüğünü söyleyen Özgür Özel, “Ben bu adama baktığımda böyle bir akıl, böyle bir plan; mümkün değil, mutlaka yönlendirildi” ifadelerini kullandı. Olayın rastlantı değil, “azmettirme” olduğunu belirten CHP lideri, saldırganın ifadesindeki “Sokak çağrılarına sinirlendim” sözlerinin bir mesaj taşıdığını savundu:

“Bu mektup böyle okunur. ‘Sokaktan çekilin, miting yapmayın, yeni dönem yaptığınız muhalefeti, attığınız adımları gözden geçirin, yoksa…’ Üç nokta koydular.”

“Koruma zafiyeti varsa bana ait”

Kendisine yönelik koruma düzenine dair eleştirileri de değerlendiren Özel, “O zafiyet bana ait” diyerek şu açıklamayı yaptı: “Önümden giden, herkese dikkatli bakan iri yarı korumalar özellikle cenazelerde, yaslarda, başka parti üyeleriyle temasa ederken yanlış anlaşılabiliyor. O yüzden ‘Bu öndeki yürümesin’ dedim. Ortaya ne çıktıysa, zafiyet görüntüsü adına, benim talimatımla çıktı.”

Erdoğan’ın kendisini telefonla arayarak “Geçmiş olsun, üzüldük, arkadaşlar gereken her şeyi yapacak” dediğini aktaran CHP Lideri Özgür Özel, “İçişleri Bakanı biraz önce bilgi vermişti, teşekkür ederim” dediğini belirtti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamasında ismini anmamasına da değinen Özel, “Hiç yapılmasa daha iyiymiş. Türkiye’nin kurucu partisinin, ‘geçmiş olsun’ dediğin kişinin adını anmamak, oradaki üslup siyasi nezakete uygun değil” yorumunda bulundu.

Paylaşın

Özgür Özel, “Kıbrıs” Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan oturdular Semerkant’ta. Bizimkiler aval aval bakarken ikna edildiler. Güney Kıbrıs’ı tanıdılar. Tanımak yetmez Güney Kıbrıs’a büyükelçi görevlendirdiler” dedi ve ekledi:

“Tam olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin tam olarak dış politikasının paspas edildiği Kıbrıs davamızın paspas edildiği beceriksiz bir dış politika…. Bizimkileri Kıbrıs’a yollayan Kıbrıs’ı kurtaran sağda Erbakan solda Ecevit varken bugün o Kıbrıs’ı satan Erdoğan Erdoğan Erdoğan. Ey Erdoğan Kıbrıs davası bu ülkenin namusudur. Satamazsın sattırmayız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Geçtiğimiz cumartesi günü Yozgat’taydık. Yürekten teşekkür ediyorum. Milletin, milletin efendisi olan çiftçilerimize, köylülerimize, geçim sıkıntısı içindeki emeklilerimize, yok sayılan, hor görülen kadınlarımıza, hayalleri çalınsa da bir umuda tutunan gençlerimize, Yozgat Meydanı’nı doldurdukları için, dosta güven, olmayana kaygı verdikleri için ve ‘Biz buradayız! Meydan boş değil. Meydan bu meydan! Yozgat burada!’ diyenlere yürekten teşekkür ediyorum.

AK Partili kalemler karar veremiyorlar. Traktör sayısında birbirleriyle kavga ediyorlar. Biri 500 demiş, öbürü saymış 354’müş. Öbürü hesap yapmış. Yozgat’ta 35.000 traktör olacakmış. Yüzünden biri gelmiş. Demek ki 99’u bizimle birlikte değilmiş. Vallahi Türkiye’nin gündemine oturan, bütün dünyaya sesini duyuran, günlerdir yandaş kanalların gündemini belirleyen Yozgatlıların ve Yozgatlı çiftçilerin alnından öpüyorum. İyi ki varlar. Birilerinin kimyası bozuldu.

Oy kendilerine verilice ‘Anadolu irfanı’ diyenler, Yozgat haksızlığa karşı susmayınca etmedik hakaret bırakmadılar. İşte bunların Anadolu’ya bakışı, Anadolu halkına bakışı, Anadolu irfanından anladıkları budur. Onların yanında olunduğunda makbul olanları, olmadığında merdut ilan edenler, reddedilmiş ilan edenler bugün Türkiye’de iktidardadır.

Bu yüzden, bu yüzden o güzel buluşmaya gelen, katkı koyan, hatta Yozgat’ta olan, yüreği meydanda olan ama o günlük çıkamayan, Yozgat’ta olmayan ama Yozgat’taki o meydanda kendini bulan herkese şunu söylemek isteriz: Çok net bir durum var. Artık Türkiye’de saflar netleşti. Biz saflaşmadan, kamplaşmadan, kutuplaşmadan yana değiliz. Biz kardeşlikten, kucaklaşmadan, zorluklarla birlikte mücadele etmekten yanayız. Artık bir tarafta yokluktan, yoksulluktan, işsizlikten, adaletsizlikten yılmış milyonlar var. Karşıda bu düzen sürsün, iktidarımız sürsün ne olursa olsun diyen bir avuç muhteris var.

Biz bu işin sağını solunu, parti ayrımlarını bir kenara bırakıp demokrasiden yana olanlarla otokrasiden yana olanların mücadelesinde 105 yıl önce bu Meclis’te, 1. Meclis’te başlayan halkın iradesini önceleyen, halk ne derse o olur diyen, oyu bir ara halktan alıp onu baş tacı edip sonra güç kaybedince ona sırt dönenlerin, burun kıvıranların, önünden sandığı almaya çalışanların, seçeceği cumhurbaşkanına karışanların, cumhurbaşkanı adayını alıp da hapse atanların karşısında sosyal demokratların yanında milliyetçi demokratlar, onların yanında muhafazakar demokratlar, liberal demokratlar, sosyalist demokratlar, Kürt demokratlar, Yozgat’ta olduğu gibi yan yana omuz omuza Aleviler, Sünniler, tüm mezhepler, tüm görüşler hep beraberiz.

Biz Gazi’nin emaneti kurduğu demokrasiden, cumhuriyetten yanayız. Seçme seçilme hakkından, seçimlerde yarıştan yanayız. Yarıştan kaçanlara, diktatör olmaya çalışanlara, sandığı kaçıranlara karşı biriz, beraberiz ve millet olduğumuz için biz yine 105 yıl önce olduğu gibi kol kola, omuz omuza hep beraber olduğumuz için biz kazanacağız. Tek adamlar kaybedecekler.

9 Ekim günü karar verdiler darbe yapmaya. İstanbul’a yolladılar darbenin adalet ayağını güya. Bir adalet sarayına, orada yargı eliyle her şeyi dizayn etsin, düzenlesin diye. O günden bugüne onlar bir sonraki cumhurbaşkanına, cumhurbaşkanı adayımıza kumpas kurmaya, onu, arkadaşlarını, arkadaşlarımızı itibarsızlaştırmaya uğraşırken biz de buna günbegün itiraz ediyoruz. Bu kürsüden operasyondan 3 hafta önce bir darbe mekaniğinin devrede olduğunu, adım adım ilerlediklerini, bunun bir darbe girişimi olduğunu ifade etmiştim.

Daha sonra bu darbeye direndik. Darbenin başına cunta dedik ve birçok tanımlama yaptık. Buna karşı onlar da kendilerince geçmişte darbelerin mağdurları iken, geçmişin mazlumları iken şimdi zalim oldukları için, bir darbenin başında oldukları için, tertipçisi oldukları için, gücü milletten almak yerine milletten korktukları için kendilerini savunmaya çalıştılar. Bazen daha büyük tehditlerle, bazen bir adım geri atarak, bazen başkalarına saldırtarak, bazen bir adım, bir kelime eksik konuşup sanki makulmüş gibi davranarak ama bu darbedeki heveslerinden vazgeçmediler şu ana kadar.

Bütün süreçte dünya kadar tanımlamalar, dünya kadar söz söylendi ama hiçbir söz Abdullah Amca’nın sözü kadar güçlü değildi. Bütün süreci özetledi. Abdullah Amca dedi ki: ‘Turbunan şalgamınan devlet idare edilmez. Adaletlen, hukukla idare edilir.’ dedi. Buradan Abdullah Amca’ya söz olsun. Organik tarım yapanlar gibi organik bir sloganı bulan, yüreğinde hisseden, o sloganı buram buram toprak kokan, Yozgat kokan Abdullah Amca’ya söz olsun. Bu düzen değişecek. Turplan, şalgamlan değil, adaletle yönetenler bu devletin başına gelecek.

Yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Biraz önce özel oturumda Türkiye’nin dört bir yanından gelen çocuklara bir selam verdik. Onların coşkusunu, onların gözlerinin içindeki pırıltıyı gördük. Ben buradan hem onların şahsında, Meclis’e gelen çocuklarımızın şahsında tüm çocuklarımızın bayramını kutluyorum. Ancak maalesef ülkemizde çocukların ağır sorunları var. Söylemek bile ağır. Ya bir ülkede çocuğun ağır sorunu olur mu? Maalesef var. Her 4 çocuktan biri öğün atlamak zorunda kalıyor evde.

Her 3 çocuktan bir tanesi okula gidiyor ve okulda hiçbir şey yemeden evine dönüyor. Çünkü elinde beslenme çantası ya da cebinde kantinden bir simit alacak parası olmadığı için. Güvencesiz çalıştırılanların yanında çocuk yaşta çalıştırılanlar var. Nitelikli eğitimden mahrum bırakılan bir nesil, babasının, annesinin ekonomik durumundan dolayı hayata kapatamayacağı kadar farkla geriden başlayan çocuklarımız var. Ve ne yazık ki güvende tutamadığımız, koruyamadığımız çocuklarımız var. Geçen sene bugün, 23 Nisan’ın öncesinde yüreğinde bayram heyecanı olan Narin, Matya Ahmet ve daha 2 yaşında olan annesinin giydirip de bayram günü güzelce giydireceği Sıla bebek yaşıyordu.

Hepimizin gözü önünde kaykay kıyafeti almaya giden 14 yaşında Ahmet Minguzzi hunharca, barbarca, gözü dönmüşçe katledildi. Halen daha mezarına saldıranlar, annesini tehdit edenler, ailesiyle görüşen gazetecileri tehdit edenler var. Ellerinde güvercin resimleriyle, o güvercinlerin bacaklarına sardıkları uyuşturucu zulalarıyla, uyuşturucuyu yolladıkları yerlerle ‘Biz güçlüyüz.’ diyenler var. ‘Meydan okuyoruz.’ diyenler var.

Bir yandan, bir yandan bu memlekette adalet arayan milyonlar, bir yandan adaletsizlikten dolayı, yaşadıkları haksızlıklardan dolayı evinden çıkamayan, karanlık odada ışığını açamayan anne babalar var. Bu yüzden bu Meclis’in kuruluşunun 105. yılında, Cumhuriyet’in kuruluşunun 102. yılında ant olsun ki bu memlekete hem siyaseten hem de her bir bebek için, evlat için, ana için, baba için hem güvenliği hakim kılacağız. Hukuk devletini hakim kılacağız. Adaleti hakim kılacağız. Çocuklarımızın karnını da doyuracağız. Onları koruyacağız. Bundan sonra kimsenin evladını bu memlekette sahipsiz bırakmayacağız.

Milleti de devleti de temsil etmeyen bir küçük grup 34 gün önce uzun süredir hazırladığı bir darbe planını devreye soktu. ‘Bize savaş ilan ediyorsunuz’ demiştik ya, öyle şeyler yaptılar ki, aldık başımızın üstüne koyduk. Savaş ilan edilmiş birisi, bir parti ne yaparsa, bir halk ne yaparsa aynı cesaretle, aynı kararlılıkla korkmadan karşılarında durduk. Ama savaş hukukunda bile olmayan şeyleri yaptılar. 31 yıl önceki diplomanın iptali, savaş hukukuna göre savaşı kazanabilirsiniz ama o ülkenin resmi evrakları, kayıtları ve tapuları geçerlidir. Savaş hukuku sizin bir ülkeye karşı savaş kazanmanızı o ülkedeki tapuları geçersiz kılmaz, mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz. Devlet devlet diğer devletin verdiği belgeye bile kazanan devlet saygılıdır. Hukukun gereği budur. O belge geçerlidir.

Ortada ispatlanan hiçbir suç yokken, sadece gizli tanıkların ifadeleriyle, ilhamını FETÖ’cülerden alan bir kumpasla karşı karşıyayız. Dosyada ve iddialara bakıldığında tutuklamayla ilgili hiçbir somut gerekçe yokken 15,5 milyon insanın aday gösterdiği cumhurbaşkanı adayımızı, 6 belediye başkanımızı ve 100’e yakın arkadaşımızı orada haksız yere tutuyorlar. Aradan 34 gün geçti, bir iddia kanıtlanamadı daha, bir iddia kanıtlanamadı. Ancak 24 şirkete kayyum atadılar, 28 şirkete de tedbir koydular. Daha mahkeme bitmeden şirkete kayyum atayıp mahkemenin sonucunu baştan bilip o şirketleri batırmaya, o şirkette çalışanları o şirketlere sokmamaya başladılar.

Dosyada suç olmadığı için insanları yalancı tanıklığa zorlamaya başladılar ve çok net olarak şunu ifade etmek isterim ki, hatta dün bir gazeteciye, bir köşe yazarına, bir gizli tanık ifadesine ya da bir yalancı şahide ya da etkin pişmanlıktan yararlanan birinin ağzından çıkan her söze, ‘Hadi bakalım şimdi bunlar doğru TRT’den istiyordunuz, hadi yayınlansın.’ dendiği için uzunca bir izahat yaptım. Sonunda da şöyle söyledim, buradan bütün gazeteci arkadaşlarıma da söylerim. Ben Silivri’de onlarca görüşme yaptım.

Daha fazlasının bilgileri teker teker geliyor. Bugün Silivri’de yaşanan şudur: Apar topar yapılan bir operasyon, yazılamayabilen bir iddianame var. Gizli tanık var, Çınar, Ladin, Meşe diye üç tane odun. Bu gizli tanıkların ifadelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ve bizim Anayasa Mahkememize göre somut delillerle desteklenmesi lazım. Diyor ki sadece gizli tanık ifadesiyle işlem yapılmaz.

Ne yapıyor? Gizli tanık dünya kadar iftira atıyor, geçen hafta anlattım. Savcıyı çağırmış Tayyip Bey, geçmişte bu işleri nasıl yaptıklarını anlatmış. Davanın özeti ‘Kişi kendinden bilir işi’ davasıdır bu. Tayyip Erdoğan biz şöyle yapardık demiş. Akbil’de biz şöyle yaptık, reklam şirketleriyle şöyle yaptık, billboard’larla böyle yaptık, emin ol bunlar da öyle yapıyor. Gizli tanık ifadeleri aslında Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının verdiği tüyolar. Bunları söyleyip yola çıkıyorlar ama bir tane kanıt bulamıyorlar.

“Hesap verecekler”

Bir MASAK raporu var, tel tel dökülüyor ama raporda ortaya çıkan hesap hareketlerinin hepsinin tek tek cevabı veriliyor ve cevapsız kalmıyor. Asla ve asla çaresiz söylenen sözler karşısında savcılar çaresiz kalıyor, bizim taraftan kimsenin başı öne eğilmiyor. Bu durumda bu durumda döndüler AK Parti’yle iş yapan, bakanlıklarla iş yapan, geçmişte İBB’yle AK Parti döneminde iş yapmış, sonra bu tarafa gelmişlere yalancı tanıklık için zorlama yaptılar. Kabul edenler oldu, ileride hesap verecekler, mahkemede tek tek takip edeceğiz. O yalancı tanıklıkların ispatını ortaya koyamadıklarında, koysa zaten yalancı olmaz, tanık olur.

Ama savcılık zoruyla ‘şöyle söyle, şöyle ifade ver’ onu ispatlayamayanlar ileride hesap verecekler. Yalancı tanıklar da somut delile ulaşamayınca şimdi etkin pişmanlığa sarılmak üzere bir işe giriştiler. Ben etkin pişmanlıktan yararlanan ve süreci devam eden kimseye bir şey demem. Kanunda olan haktır, yararlanmıştır. Ne söylemiştir, ne etmiştir? Zaten baktığınızda ifadesine ne Ekrem başkanı suçlayan bir durum var ne başka bir şey. Ama buna hiçbir şey demem.

Bir tek şunu söylerim arkadaşlar, bütün basın mensuplarına söylüyorum, onlarca arkadaşımız şunu anlatıyor: ‘Hastaneye gideceksin’ diye beni aldılar, gittiğim binanın hastane olmadığını gördüm. Bir odaya girdim, ne sedye ne doktor ne hemşire. İçeriye savcı bey girdi, avukatım da yoktu yanımda ve dedi ki “orada doğru yapmadın, avukatından mı çekindin, sana baskı mı yaptılar, verdiğin ifade beni memnun etmedi, ben bu kapıdan çıkar giderim, 10 yıl evlatlarının yüzünü göremezsin’. ‘Bence daha doğru bir ifade vermelisin.’Bir diğeri diyor ki ‘Beni aldılar, cezaevinde 6 kapı geçirdiler. Nazikçe davrandılar, bir koltuğa oturttular, karşıma bir ekran açtılar, baktım savcı bey karşımda. Beni görüyorsun, 5 dakika daha buradayım. 5 dakika içinde kararını ver.’

Kanuna göre tarafsız yayıncılık yapması gereken TRT bugün 86 milyona değil, bir avuç cuntacıya hizmet etmektedir. Ekrem İmamoğlu, sevgili başkanımız, şimdi olduğu gibi Silivri’de hücresinde kanaldan kanala geçerken TRT’nin bir kanalına yakalanmış. Gördüklerine inanamamış. Buna isyan eden bir paylaşım yaptı. Bunun üzerine utanmak, sıkılmak neredeyse RTÜK başkanı ve İletişim Başkanlığı’ndan sert tepkiler geldi. Diyorlar ki: bir siyasetçinin tutukluyken TRT’yi hedef alması kamuoyunun haber alma hakkına saldırıymış.

RTÜK üyesi Tuncay Keser’in 22 Mart ve 10 Nisan tarihlerinde TRT’nin taraflı yayınları hakkında yaptığı iki başvuruyu sümen altı eden RTÜK başkanı Ebubekir Şahin, TRT’ye kalkan olmaya çalışıyor. Bir hatırlatma yapayım. Bu yılın ilk 4 ayında, bu yılın ilk 4 ayında RTÜK 7 kez muhalif kanallara, Now, Halk TV’ye, Sözcü’ye, masumiyet karinesini, yani yargılanan birinin yargılaması bitene kadar masum olmasıyla ilgili temel bir kaideyi aksattıkları için 7 kez ceza kesmiş. Sebep ne? Sinan Ateş davası bitmeden tetikçiye katil diyor diye. Sebep ne? Kartalkaya yangını ile ilgili buradakilerin katilleri diye oradaki sanıkları söylediler diye ceza kesmişler.

Çünkü yargılama bitmeden bunu yapmak suçmuş. Ebubekir Şahin, Allah aşkına şu kadar haysiyet varsa, şu kadar vicdan, şu kadar insaf, yapmış olduğun görevin gerektirdiği şu kadarcık, toplu iğne başı kadar adalet duygusu varsa. ‘İmamoğlu inşaat projelerinde usulsüzlük’ .TRT Haber, Gece Bakışı programı. ‘İddialar komik de çatı yüksekliği, teras büyüklüğü, kat planı projeye aykırı değiştirilmiş.’ Bakın, İmamoğlu’nu çatı yüksekliğini 20 cm yüksek yapmakla, terası büyütüp, terası küçültüp yatak odasını büyütmekle suçluyorlar. ‘İmamoğlu inşaat projelerinde usulsüzlük’. dosya resimleri, bu TRT. Bırak yargılama bitecek, masumiyet karinesi, daha iddianame yok.

Dosyada gizlilik var. Dosya TRT’ye servis edilmiş. TRT’de ‘usulsüzlük’ iddiası bile demiyor. ‘Usulsüz yapıya kullanım izni. Beylikdüzü Belediyesi projeye aykırı yapıya izin belgesi düzenledi.’ Usulsüz yapıya kullanım izni. Bu mavi bir dosya. Güya dosya gizli. Kimse bilmiyor. Avukatlar zor görüyor. TRT bu ifadeleri kullanıyor: ‘İsyan eden öğrenciler için, polise saldıran provokatörler camlarını kırdığı İBB binasına girdi’ Binanın giriş katını gösteriyor, 22 Mart. Evlatlarımızı provokatör olmakla suçluyor. Oysa ki polisten kaçarlarken İstanbul İl Başkanı, sevgili Özgür Başkan dedi ki: ‘Genel Başkanım, açtık kapıları, gazdan kaçıyor çocuklar.’ Sonra da öbür kapıdan çıktılar, güvende evlerine gittiler.

Balonlara bak: ‘Ekrem İmamoğlu. Suç örgütü kurma, ihaleye fesat karıştırma, iş adamlarıyla hareket etme, ihaleler, hizmet alımları, muvazalı sözleşmelerde usulsüzlük yapma.’ İddiası bile demiyor, iddiası. ‘İddiası’ bile demiyor. Bütün gece 4 saat bunu yayınlıyor adamlar. Ondan sonra, ondan sonra bir de diyorlar ki Halk TV’ye “Sinan Ateş’in katilleri dedin, daha mahkeme bitmedi, ceza öde.’ Nerede adalet? Nerede insaf? Nerede bu ülkede hepimizin paralarıyla, hepimizin vergilerinden maaşları ödenen TRT’nin yaptığı bu işler? Her darbe TRT’yi hedef alır. Her darbede TRT’den bir bildiri okurlar. Cuntanın ilk hedefidir ama 15 Temmuz’da nasıl cuntacılar gittiler TRT’yi ele geçirdiler ama en sonunda milletten şamarı yediler. 19 Mart cuntası da TRT’yi ele geçirmiş olabilir ama millet bizimledir.

Döviz tutabilmek için 50 milyar dolar, 1.9 trilyon lirayı cayır cayır yaktılar. Mehmet Şimşek denen bu darbenin mali ayağı. ‘Biz bu rezervleri bu günler için topladık’ diyor. Oysa bakın, parayı Ekrem İmamoğlu’nu hapse atıp tepki yükselince, dolar yükselince onu bastırmak için, borsa batınca, 1 günde 31,5 milyar değer kaybedince, küçük yatırımcı ezilince, yabancı yatırımcı parasını alıp yurt dışına kaçarken, 3 milyar dolarlık hisse senedi satılıp giderken dolar fırlamasın diye almış bu parayı tutmuş. Bu 31,5 50 milyar dolar, 1.9 trilyon lira. Burada bizim yayını kaydeden kameraman arkadaşım, tertemiz bir kardeşimiz.

Bu kardeşimize desek ki ‘Gel buraya, bu 1.9 trilyon lira sana emanet. Bu parayı al, en doğru yerde harca.’ Kardeşim derse ki “Bu milletin çiftçisi çok ezildi. Türkiye’deki bütün çiftçilerin toplam borcu 1 trilyon lira. Toplam borç bu kadar.” 1.9 trilyonun 1 trilyon lirasıyla bütün çiftçi borçları kapanıyor. Geriye kalan 900 milyar lira ile çiftçi başına 412.000 lira para veriyorsun, destekleme. 412.000 lira Bugün çok eski olmayan bir traktör satın alır mesela. Her çiftçiye 412.000 lira verebilirsin. Ya da bütün borçları kapatırsın, o borcu olan çiftçiye borcu kadar üstüne para verebilirsin. Böyle bir parayı yaktılar, Ekrem İmamoğlu korkusundan.

Bu darbenin siyasi hedefi CHP ve İmamoğlu’nun önünü kesmekti. Bu darbenin bir de şeytani hedefi var. Kanal İstanbul o da. Operasyonun gelmesine 19 gün var cuntanın başı oturmuş Kanal İstanbul projesine bakıyor. Bugün bakan olan Murat Kurum ‘Kanal İstanbul gündemimizde yok’ demişti. Bu darbeyi yapanlar 24 bin konut için planlamayı yapmışlar. Arap basınında reklam yayınladılar Kanal İstanbul konusunda. Bu projeyi İmamoğlu durdurdu, seçildi ve bir kumpas davası uyduruldu. Arap medyası şimdi orada satılacak dairelerin reklamlarını yapıyor.

İBB başkanı İstanbul’un muhafızı Ekrem İmamoğlu olunca, ‘Ya Kanal ya İstanbul!’ deyince, ‘bu projenin adı Kanal İstanbul değil, ihanet İstanbul’dur’ deyince İstanbullu da Ekrem İmamoğlu’nu seçince işte o yüzden bir terör örgütü uydurulacak, bir kumpas davası uydurulacak. İkisi aynı anda işleme alınacak. Hırsız damgasından uğraşırken kayyum atanacak. O kifayetsiz muhteris kardeşim milletin adaletiyle değil Tayyip Bey’in adaletiyle adil kardeşim gidip kayyum olarak oraya oturacak. Yanı başında oturttu verse onu işler yolunda olacak. Olmayınca İstanbullu “kalk oradan oraya Ekrem oturacak’ deyince kayyum atayıp bir başkasını oraya oturtmaya çalışıyorlar.

Ve Arap medyası şimdi cayır cayır cayır bu dairelerin satışının reklamlarını veriyor. Ve oraya gitti arkadaşlar hiç haberimiz yok İSKİ’ye bildirilmeden Sazlıdere İstanbul’da Avrupa yakasının çoğu Anadolu’dan Avrupa’ya basılıyor. Avrupa yakasının kendi su haznesi yüzde 100 olan içme suyu kullanımını 3 yıl önce yüzde 0’a değiştirmişler. ‘Buranın suyu kullanılamaz artık.’ demişler. Kullanmayacaksınız. Neden sebep? Sebep etrafını yapılaşmaya açıyorlar. Artık orası su da toplayamaz. Artık orasının temizliği de korunamaz. Sazlıdereyi bırakın suyu başka yerden bulun diye karar almışlar. İSKİ’ye tebliğ etmemişler. Yeni öğreniyoruz, yeni öğreniyoruz.

İhale açmışlar bakanlık eliyle 24 ihale. Şu anda 100’ün üzerinde şirket alt işverenlerle birlikte binlerce dozer kamyon çalışıyor oralarda. Kanalı daha yapamıyorlar. Ona İstanbul’un muhafızı Ekrem İmamoğlu engel oluyor ama etrafındaki konutların inşaatına başlamışlar. Neden? Söz vermişler, söz vermişler, satmışlar. Belki de bilmediğimiz kısmının paranın baştan peşin almışlar. İşte bu yüzden iyi ki İstanbullular oraya muhafız diye Ekrem Bey’i dikmişler. İyi ki bu darbe girişimi olup da kayyum ısınma hareketlerini yaparken İstanbullular Saraçhane’de 1 milyon kişi dikilmişler. Maltepe’de 2.2 milyon kişi dikilmişler. İyi ki Yozgat’ta o traktörleri çalıştırmışlar. İyi ki İstanbul’u bunlardan kurtarmışlar.

İşin işin özeti budur arkadaşlar. İşin özeti budur. Her çarşamba İstanbul’da bir ilçede her cumartesi Türkiye’de bir ilde itirazı yükseltmeye mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Bakın, ayda yüzde 2,5 faiz düşecek. ‘Tayyip Bey çok biliyorum’ dedi, 9 olan faizi 50’nin üstüne çıkardı. Seçimden sonra Nebati’yi yolladı, yerine rasyonel, sözde rasyonel, sözde demokrat, sözde namuslu, darbenin en önemli ayağı, mali ayağı olan, bütün dünyada artık kimsenin yüzüne bakmayacağı Mehmet Şimşek’i getirdi. 2,5 kar puan, 2500 bas puan diyorlar, %2,5. Düşe düşe güya enflasyon düşecek. Niye? Vaktiyle enflasyonun üstüne faiz verilse Almanya gibi, Amerika gibi başaracakken Tayyip Bey inadıyla fırlattı, şimdi kademe kademe düşüyordu. 2,5 puan düşeceği gün 3,5 puan artış oldu. Yüzde 6, İmamoğlu’nun tutuklanmasının faiz karşılığı. O gün Avrupa Merkez Bankası 2.75’ten 2,5’a indirdi faizi. Biz Türkiye’de faizi yüzde 46 yaptık.

Dünyanın en yüksek ikinci faizi. Neredeyiz biliyor musunuz? En yüksek faiz Venezuela’da, orada da seçim sonucu, seçimler adil yapılmadı diye iktidar muhalefet arasında büyük bir mücadele var. Üçüncü sırada olan da Zimbabve, yüzde 35’le. Hani ekonomide en iyi noktada olanlar var ya, A’dan Z’ye diziliyoruz. Zimbabve ile Venezuela’nın arasına, V ile Z harfinin arasında Y var ya, bizim Yozgat’ı soktu bunlar. Yozgat dünyanın Zimbabve ile Zimbabve ile Venezuela arasına Yozgat’ı sokanlara, Türkiye’yi sokanlara, Ankara’yı, İstanbul’u sokanlara yazıklar olsun. Vatandaşın tüketici kredisi ve kredi kartı borcu 172 milyar lira arttı.

Rahmetli Ecevit’in döneminde 68.000 atanmamış öğretmene ‘Ey Ecevit ey vicdansız Ecevit madem atamayacaktın niye okuttun sabileri?’ diyen Erdoğan ‘madem atamayacaktın niye okuttun sabileri?’ diye soracağım 1.045.000 öğretmen mezun etmiştir. Şimdi o 1.045.000 öğretmenin 15.000’ini sadece atayıp onu da kendi kurduğu akademi yöntemiyle mülakat yöntemiyle kendince kendine yakınlardan seçmenin gayreti içindedir. Ama bir yandan da proje okullar denen ülkenin göz bebeği en iyi öğrencilerin sınavla girdiği okullardan 6000 en iyi öğretmeni atıp yerine 6000 kendi sendikasından yandaş öğretmen getirmenin gayreti içindedir.

Erdoğan’ın gözlerinin içine baka baka seçmenin sorması gereken soru şudur: Sen 14 Mayıs’ta birinci turda seçimi kazanamadın. 28 Mayıs’ta karşıma çıktığında ‘Mülakat kalkacak’ dedin. Onun için oy verdim. Asgari ücret enflasyonlu dönemde bir kere değil hani temmuzda yapılıyordu gerekirse martta, temmuzda, ekimde ve aralıkta dört kere zamlanır dedin. Onun için oy verdim. Emekliyi asla enflasyona ezdirmeyeceğiz dedin onun için oy verdim. Kanal İstanbul yok diye söz verdiniz seçimde. Onun için oy aldınız. Şimdi hepsinin tersini yapıyorsun. Gözümün içine bak ey Erdoğan utanmıyor musun utanmıyor musun diye seçmenin sorma hakkı vardır.

Doktora öğrencisi Rümeysa Öztürk Filistin davasına destek veren bir yazı yazdığı için 25 Mart’ta ABD’de gözaltına alındı. Rümeysa’nın kefaletle serbest bırakılma talebi bile reddedildi ama Erdoğan’dan bir tane ses yok. Trump ona hatırlatıyor. ‘Severim onu’ diyor. ‘İyi anlaşırım. Bir rahibim vardı elimde onu ondan almıştım’ diyor. Hatırlayın Erdoğan Trump’a şöyle söylüyordu: ‘Bu can bu bedende durdukça benim rahibi vermeden sen rahibini alamazsın. Ey Trump ver papazı al papazı’ diyordu. O gün papaz dediği kişi Amerika Birleşik Devletleri’nde öldüğü güne kadar yaşadı.

Asla ve asla Amerika’daki papazı kendisine vermediler. Fethullah Gülen’i söylüyor. Ama Trump bir sert telefonla kendi papazını aldı. Şimdi gevrek gevrek hatırlatıyor. ‘Papazımı almıştım’ diyor. Yani ‘Ayağını denk al. Ben sana hiçbir şey vermeden senden istediğimi alan biriyim’ diyor. Ya bari bu cümlenin üstüne ya. İnsan bir telefon açar da ‘Bak o zaman verdim papazı şimdi bırak Rümeysa kızımızı’ diyemeyen Trump’ın karşısında tir tir titreyen İstanbul’a yapacağı darbenin icazetini dahi Trump’tan alan bir tükenmişle muhatabız arkadaşlar. Filistin’de öldürülen Ayşenur kızımıza da sahip çıkamadı.

Gazze’de tehcir planı uyguluyor Trump. ‘Güzelmiş ya burası’ diyor. ‘Buralara oteller yapılır’ diyor. ‘Casinolar yapılır’ Kumarhane işletecek. Filistinlilere de diyor ‘3-5 ülkeye gidiverin’ Türkiye’ye ve etraftaki Arap ülkelerine gidecek. Gazze’de soykırım yaptı yetmez tehcir yapacak. Oraya kurulacak ama esas mesele buradaki kumarhaneler değil Ege’deki hidrokarbon yatakları 100 yıl Avrupa’ya yetecek kadar doğalgaz Gazze’nin önünde var. Trump bunun hesabını yapıyor. Netanyahu ile oyunu kurmuş işletiyor. Erdoğan da susuyor. Trump’a gık diyemiyor. Netanyahu ile yalandan kayıkçı kavgasına tutuşuyor.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hafta sonu İstanbul örgütümüz yürümek istedi izin vermediler. Ama İstanbul Valisi ‘burada kimseye izin yok’ dedi. 2023’te TÜGVA’yı tam o istikametten yürüttmüştü. Yürüyenin kim olduğuna göre Filistin davasıyla ilişki kuran bir iktidar var ve sıcak salonlarda hamaset yaparak Filistin davasını artık öyle bile savunmayan bir iktidar var. Ve maalesef biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Trump’ın Gazze tehcir planına karşı bütün dünyada ses duyurmaya çalışırken bunların ağzından bir kelime çıkmıyor. Ama bir yandan bir yandan Ekrem Başkan’a yaptıkları yüzünden Alman hükümeti Eurofighter’ları vermemeye karar vermiş.

Bakın Trump’ın iktidarını sürdürürsün. ‘Türkiye’de darbe yaparsın ses etmem’ ama ‘Gazze’ye çökeceğim sen de ses etme’ pazarlığı ortada. Bu sırada Eurofighter’lar verilmiyor. Bir anda şunların haline bakın. Biz Almanya’daki muhataplarımıza ‘Aman yapmayın’ diyoruz. Bizim buradaki meselemiz için Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atmayın diyoruz. Türkiye Erdoğan’dan büyüktür. Türkiye Erdoğan’dan ibaret değildir diyoruz.

Hani Erdoğan diyor ya ‘dünya 5’ten büyüktür’ ‘Türk milleti de 1’den o tek adamdan büyüktür’ diyoruz. Kimse endişelenmesin. İş Almanya’yla çözülecek olsun. Yeni şansölye atanınca önce tebrik mesajını atarız. Ondan sonra da bu kurulacak iktidardaki iktidar ortaklarına hem şansöyleye hem iktidardaki tüm ilgili bakanlara gerekirse gider yüz yüze görüşürüz. Türkiye’nin hakkını bu kifayetsizler gibi Trump’tan tırsarak ya da fırsatçılık yaparak değil aslanlar gibi biz savunuruz.

Biz ne bekliyoruz? Türki Cumhuriyetler Kıbrıs’ı tanıyacak. Bekliyoruz ki tanısınlar. Ne oldu? Bırak Kıbrıs’ı Türki Cumhuriyetlerin tanımasını Türki Cumhuriyetler Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan oturdular Semerkant’ta. Bizimkiler aval aval bakarken ikna edildiler. Güney Kıbrıs’ı tanıdılar. Tanımak yetmez Güney Kıbrıs’a büyükelçi görevlendirdiler. Tam olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin tam olarak dış politikasının paspas edildiği Kıbrıs davamızın paspas edildiği beceriksiz bir dış politika….

“Kıbrıs’ı ne işlere zemin etmişler”

Bizimkileri Kıbrıs’a yollayan Kıbrıs’ı kurtaran sağda Erbakan solda Ecevit varken bugün o Kıbrıs’ı satan Erdoğan Erdoğan Erdoğan. Ey Erdoğan Kıbrıs davası bu ülkenin namusudur. Satamazsın sattırmayız. Kıbrıs’ı ne işlere zemin etmişler. Kıbrıs kadar turp çıktı ey heybeden. Kıbrıs kadar! Eski KKTC Büyükelçisi Yasin Ekrem Seri, Babası Maksut Serim Akbil, İkdaş, Belbim davaları sırasında Vakıfbank Valide Sultan şubesinin müdürü…

O günden beri o ilişki içindeler. Bir açıp okuyalım, bir açıp okuyalım neler olmuş Akbil’de. Nasıl yolsuzluktan yargılanılmış? Bütün Harun Karaca en son bütün Akbil yolsuzları nasıl yıllarca milletvekilliği ile kaçırılmış? Sonra o davalara neler yapılmış?

Maksut Serim ya Vakıfbank’ın şube müdüründen örtülü ödenek başkanı yaptı. Yanından ayırmıyor. Gelmiş gelmiş onun oğlu Yasin Ekrem Serim meslekten gelmez dışişlerine sokulmuş, özel kalem yapılmış, büyükelçi yapılmış. Kıbrıs gibi yere meslekten gelmeyen büyükelçi atanmış. 6 ay sonra buradan söyledim pis kokular geliyor ne oluyor diye görevden aldılar. Niye aldınız kardeşim söyleyin cevap yok. Bakın. Bir hesap hareketleri var. Gemiler var. Onunla ilgili kimler kimler var.

Hakan Fidan’ın Binali Yıldırım’ın isimleri geçiyor. Ben geçen hafta da aynı özeni söyledim. Çocuklarının ismi geçiyor ama biz bir kişi düzgünce soruşturulup yargılanıp ceza alıp kesinleşmeden ne kişiye bir şey deriz ne ailesine bir şey deriz. Buradan Sayın Hasan Doğan Sayın Erdoğan’ın özel kalemi. Bazı konuşmaların bazı kısımlarını Sayın Erdoğan’ın dikkatine sunduğunu duyuyoruz. Bu kısmını söyleyin. İzlesin Erdoğan. Bir bizim kitabımızda aile ile uğraşmak yok. Eğer ailenin bir suçu varsa o babasının oğlu olduğu için sanıklara giderek değil bizzat kendisi sorgulanır, yargılanır ceza alır kesinleşirse orada kesinleşir.

Hani siyaseti belli sınırların içinde yapılacak ya. Biz öyle aileye sağa sola olmadan saldırmayız. Ama şuna bakın şuna şuna Sayın Erdoğan. Şimdi bir yandan 45 kaset 40’ı var 5’i kayıp. O 5’inde neler var neler diye söyleyenler her tarafa dökülen bilgiler bu 40 kaset 45 kaset işini ilk söyleyen Sedat Peker. Söylediği Süleyman Soylu o gün İçişleri Bakanı İçişleri Bakanı ne işi var Dubai’de Sedat Peker’in peşine Dubai’ye? O günden sonra bakanlıktan alındı ama burada bir kenarda tutuluyor. Şimdi o birileri ya bu işte Süleyman Soylu var da Hakan Bey yok mu? Binali Yıldırım’ın oğlu yok mu?

‘Erdoğan’ın oğlunu Özgür Özel niye konuşmuyor?’ diye bize alttan bilgi akıtanlar var ya Sayın Erdoğan senin aileni karıştırmaya çalışanları uzaklarda arama. Bu içinde cümlesinde kurduğum cümlelerde ara. Çok soylu bir davranış var çok soylu. Kendini kurtaracak ya kendini kurtaracak ya o yüzden izlesin bunu Sayın Erdoğan. ‘Ya o kasetler bizde de var. İçinde bir ben mi varım? Özgür Özel’e söyleyin birazcık da soyadı Erdoğan olanları konuşsun’. Ey Süleyman Soylu ben nerede ne konuşacağımı senden öğrenecek olsam senden beter olayım. Ama milletimizin de vicdanına sığınırız. Bir tarafta Kıbrıs yıkılıyor. Kasetler, söylenenler, tanıklar, ispatlar onu söyleyen. Ya bir soruşturma açılmıyor.

Bir yandan Sayın Bahçeli ‘terörsüz Türkiye’ye ne diyorsun’? Eyvallah dedik. Terörsüz Türkiye istiyoruz. Şehitlerin gazilerin rızasını istiyoruz. Tüm mağdurların rızasını istiyoruz. Annelerin gözyaşı akmasın diyoruz. Bunun üstüne şunu söyledik bir hafta. Siz de gerçek bir demokratikleşme ile hem terörsüz hem çetesiz Türkiye istiyor musunuz? Mafyasız Türkiye istiyor musunuz? Buna bir cevap alamadık. Terörsüz Türkiye’ye var mısın? Varım. 3 Y’ye de varım.

Terörsüz Türkiye’ye tutuksuz yargılamaya TRT’den yayına varım dedi. Yine cevap yok. Bugün 23 Nisan mesajı yayınlamış Sayın Bahçeli. Dün ayakta videosunu gördük. Memnun olduk. Bu kürsüde söylemiştim. Sayın Bahçeli ayağa kalkana kadar siyasete dönene kadar biz ona bir şey söylemeyeceğiz. Kültürümüzde yok hastayla uğraşmak. Kültürümüzde yok birisi yatarken, yerdeyken ona vurmak. Bir yandan kendi partisi içinde kendisi yatarken onun hakkında tezviratları yapanlar, yayanlar suçüstü yakalandı. Velihat diye kendisini gösterenlerin esas nasıl davaya ihanet içinde oldukları lidere ihanet içinde oldukları yakalandı.

Sayın Bahçeli ayağa kalktı. Güya onlara hesap soracaktı. Ona hesap soracağına bugün Allah razı olsun yazmış da yazmış. ‘CHP’ diyor ‘Özgür Özel’ diyor. Benim kendisine söyleyeceğim şu. Diyor ki: ‘Savaş ilan ediyormuşsun.’ Bizim kültürümüzde yok. Yurtta barış cihanda barış. Biz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisiyiz. Ben savaş ilan ederim demedim. Bu yapılanı savaş ilanı kabul ederim dedim. Gazinin partisi savaş ilan etmez ama işgale sessiz kalmaz. İşbirlikçilere sessiz kalmaz.”

Paylaşın

Devlet Bahçeli, Erken Seçime Kapıyı Kapattı

MHP Lideri Devlet Bahçeli, erken seçim tartışmalarına ilişkin, “Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Cumhur İttifakı’nın kararı kesindir, seçimler zamanında yapılacak ve bundan da asla taviz verilmeyecektir” dedi.

Haber Merkezi / İktidarın “terörsüz Türkiye” diye adlandırdığı yeni çözüm sürecine ilişkin de değerlendirmede bulunan Devlet Bahçeli, “Bu aşamada PKK’nın kongresini toplayıp 27 Şubat İmralı çağrısına binaen örgütsel fesih işlemini tamamlaması, silahları da Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmesi akla ve adalete en uygun seçenektir. Bu iş daha fazla uzamamalıdır” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle yazılı bir mesaj yayınladı. Bahçeli, mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Doğru, dengeli, derinlikli ve objektif sonuçlar çıkarıldıktan sonra, bununla birlikte ihtiyaç duyulan derslerin alınması kaydıyla devamlı yanan tarih meşalesi hem önümüzü aydınlatacak hem de ufuk ötesine ışıklar salacaktır. Geçmişini bilmeyen, daha acıklısı, geçmişine dudak bükmüş ve yüz çevirmiş toplum veya milletlerin geleceğin kilitli kapılarını aralaması, tarih mizanında hayat ve varlık iddiasında bulunması akla ziyan bir beklentidir.

Akan hayatın omurgasından yakalayabilmek, devamlı farklı renklere, şekillere ve kisvelere bürünen hadiselerin içyüzünü görebilmek evvelemirde sağlam ve sağduyulu bir tarih şuuruyla mümkündür.

Bu şuur geçmişle geleceği munzam ve muntazam bir kader köprüsüyle birleştirmektedir. Türk siyasetinin en mühim ve mütemadi sorunu şuursuz heyecanın yol açtığı çılgınlık hali ve bunun sonucunda beliren yılgınlık hamulesidir. Bir güne sıkışıp kalan, gündelik olayların peşine takılan, rövanşist takıntılara hapsolan bir siyasetin elbette misyonu yoktur, vizyonu ise hepten koftur.

Gerek Türk siyaseti gerekse de dünya siyaseti maalesef kurak bir dönemdedir. Buna bağlı olarak sorun çözme kültürünün yeşerip kök salması zaman almakta, bir diğer ifadeyle önyargıların kırılmasını, psikolojik zorlukların aşılmasını, ekonomi-politik tıkanmaların açılmasını gerektirmektedir.

Elitist çevrelerin direnişine, vesayetçi kesimlerin engellemesine; istismarcı, inkarcı ve yasakçı anlayışların karşı çıkışlarına rağmen Türkiye kronik sorunlarından kurtulma iradesini kararlılıkla göstermektedir.

Terörsüz Türkiye hedefinin icra ve icmali bu kararlılığın yeni yüzyıldaki nişanesidir. Türk milleti bahse konu hedefe yediden yetmişe sahip çıkmıştır. Muazzam bir ortak akıl devredeyken demokrasi dışı arayışlara özenmek, suyu bulandırmaya çalışmak, korku yaymak, şüpheleri artırmak milli iradeye hakarettir.

Doğudan batıya, kuzeyden güneye barış, huzur ve kardeşlik rüzgarları esmeye başlamışken, bu havayı bozmanın pususuna yatmak hıyanete kadar ulaşacak yanlıştır. Bölgesel tansiyonun tırmandığı, küresel siyasi ve ekonomik karmaşanın şiddetli fırtınayı andırdığı bir zaman aralığında; hiçbir dış baskı, dayatma ve tazyik olmadan, devlet-millet dayanışmasıyla husule gelen terörsüz Türkiye gayesine adım adım ulaşma gayreti son bir asrın mucizevi atılımıdır.

Türk ile Kürt arasına nifak tohumları saçmak için on yıllardır müsait ortam ve durum kollayan iç ve dış odakların uykuları kaçmakta, rahatsızlıkları her hallerine sirayet etmektedir.

Türk milleti varlığına, birliğine ve bin yıllık kardeşliğine emsali görülmemiş ölçüde düşkündür ve nitekim süte leke düşürmeme emelindedir. Su akacak yatağını bulacaktır. Dalgalanan deniz sonunda durulacaktır. Kül yeniden ateş almayacak, alamayacaktır.

İyi niyetli, adil, azimli, anlayışlı, müşfik, hoşgörülü, sabırlı ve umutlu diyalog ve işbirliği marifetinin refakatinde; aracısız, aralıksız, bagajsız, pazarlıksız ve gizli gündemsiz temas ve iletişimin rehberliğinde hayırlı sonuçlar ortaya çıkacaktır.

Kaldı ki samimi arzum ve inancım budur. Yakın vadede silahlar gömülüp kucaklayıcı ve demokratik siyasetin perdesi hiç kapanmamak üzere açılacaktır. Bu aşamada PKK’nın kongresini toplayıp 27 Şubat İmralı çağrısına binaen örgütsel fesih işlemini tamamlaması, silahları da Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmesi akla ve adalete en uygun seçenektir.

Kanlı ve kanunsuz silahlara veda insanlık değerlerine vefadır. Bu iş daha fazla uzamamalıdır. Demir tavında dövülmelidir. Terörsüz Türkiye hedefinin gerçekleşmesi hususunda müjdeli haberleri sırasıyla almak, Cumhuriyet’in yeni yüzyılında milli imkan ve kaynaklarımızı sosyal ve ekonomik kalkınmaya çevirmek, ülkemizi baştan ayağa reformlarla sarmak, yatırım seferberliğiyle donatmak, muasır medeniyetlerin üzerine sıçratacak hamleleri el birliğiyle yapmak temel ve öncelikli görevimizdir.

Cumhur İttifakı bu görevi harfiyen yerine getirmeye inançlı, istekli, iradeli, dahası kabiliyetli ve yeterlidir. Allah’tan niyazım, terörsüz Türkiye hedefine samimiyetle hizmet eden DEM Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder’in bir an evvel sağlığına kavuşması ve şifa bulmasıdır.

DEM Parti’nin Türkiye partisi olması istikametinde açık tavrı ve yapıcı tutumu iyi bilinen isimlerden birisi olarak sivrilen Sayın Önder’in mesaisine dönmesi temennimdir. Türkiye prangalarından, kara propaganda aparatlarından kurtulacaktır.

CHP Genel Başkanı’nın ülkemize karşı tereddütsüz hayata geçirdiği hücum ve husumet siyasetine rağmen bu kurtuluş gerçekleşecektir. CHP’nin muhalefeti Türkiye’yi zora sokmak üzerine planlan müfrit ve müfsit bir muhalefettir. CHP’nin muhalefeti vatanı ve devleti düşürmek maksadına matuf karanlık bir siyasettir. Demokrasi ve hukuk güvenliğimiz tehdit altındadır.

Lise ve üniversite öğrencilerimizin arkasına saklanıp sokakları kışkırtan, utanmadan rızkı ve nimeti boykot eden, daha doğrusu milli ekonomiyi ve milli kurumları düşmanca hedef alanlar esasında Türkiye için bariz bir tehdit haline dönüşmüştür.

CHP Genel Başkanı’nın ‘savaş ilan ederim’ açıklaması ise sakat bir mantık, basiretsiz ve hatta skandal bir hezeyandır. Kime savaş ilan edeceği, bu savaşı kiminle yapacağı, ne için savaşacağı, silah ve militan açığını nasıl takviye edeceği muamma, muallak ve muğlaktır.

Özgür Özel’e diyorum ki, dilemeyiz ama, şartlar başka tercih yapmamızı imkansızlaştırırsa ve ısrarla savaş ilanı için muhatap arayacaksan biz buradayız, nasıl savaşılır, nasıl mücadele edilir, savaş ilanının vahim sonuçları nasıl olur, bihakkın bunu ispat edecek kudret ve kırattayız.

Her şeyden önce CHP’nin, hukukun üstünlüğüne, gündemdeki yargı sürecine saygı duyması lazımdır. Sipariş kalabalıklar önünde bağırıp çağırmak, kel başa şimşir tarak misali, kasket giyip çakma ve kiralık traktör sürmek bağımsız ve tarafsız Türk mahkemelerine asla tesir edemeyecektir.

“Özgür Özel,  kaos ve kriz siyasetine hız vermiştir”

Özgür Özel dingili kırmış, uçuruma savrulmuştur. Kaos ve kriz siyasetine hız vermiştir. Bunlardan daha dikkat çekeni ise iradesini ve siyasetinin kontrolünü Türkiye muarızı çevrelerin eline ve keyfine korkak şekilde terk etmiştir.

Özellikle TBMM Genel Kurulu’nun 16 Nisan 2025 tarihli 77’inci Birleşiminin açılmasından sonra CHP’li Meclis Başkanvekili ile CHP’li Katip Üyenin daha önceden yapılan bir tertip ve eylem planını tatbik ederek hukuksuz, kanunsuz ve korsan iş ve işlemleri 105 yıllık maziyi kucaklayıp bugüne gelen Gazi Meclisi’mize karşı çok büyük haksızlık, hayasızlık ve siyasi ahlaksızlıktır.

Hakkında verilen kesinleşmiş hapis cezası bilinen Can Atalay’la ilgili Anayasa Mahkemesi’nin kararının hüküm kısmını okutan CHP zihniyeti teamülleri ve İç Tüzüğü açıkça çiğnemiştir. Tekraren ifade etmek isterim ki, CHP’li Meclis Başkanvekili ve CHP’li Katip Üye derhal istifa etmelidir.

Bir başka tedbir olarak, bu yasama yılının sonuna kadar TBMM Başkanı, CHP’li Meclis Başkanvekiline Genel Kurulu yönetme ruhsat ve izni vermekten imtina etmelidir. Konunun bir mahkum hakkındaki kararı gayri meşru ve gayri ahlaki şekilde okutulmasından daha farklı boyutları vardır.

TBMM böylesi bir yetki ihlaline ve sorumluluk aşımına tesadüf etmemiştir. Can Atalay ile ilgili okutulan metin, bununla mündemiç doğurması ümit edilen hukuksal sonuç mutlak butlanla batıldır. Bir siyaset eskisinin böylesi alacakaranlık zamanlarda abuk sabuk konuşması da potansiyel hazımsızlığını sürekli deşifre etmektedir.

Gazi Meclisi’mizin 105’inci yıl dönümünde vaki rezalet milli iradeye ağır saldırı ve suikasttır. Bugün Can Atalay kararını kaçak-göçek ve fırsatçılıkla okutanlar, yarın Türkiye’nin aleyhine bir başka muhtemel tasarruf ve teklifi oldubittiye getirerek gündeme taşıyabilecektir. CHP artık tehlikeli bir siyasi odaktır.

Milli güvenliğimiz ve demokrasi hayatımız adına zehirli bir siyasi organdır. İlk Meclis’in hatıraları CHP’de buharlaşmıştır. Milli Mücadele yılları silinip atılmıştır. Kuvayı Milliye geleneği silindir gibi ezilmiştir. Çok daha üzücü olanı ise Aziz Atatürk’ün anılarının çiğnenmiş olmasıdır.

CHP milli egemenliğe karşı gelmiştir. Bilindiği üzere, 23 Nisan 1920’de demokrasi ve millet egemenliği tarihsel sahnesine tam olarak çıkmıştır. Demokrasi ve millet egemenliği ancak bu değerlere hürmet ve riayet etmesini bilen milletin ahlaklı temsilcileri vasıtasıyla anlam ve kalıcılığını bulacaktır. Dünyanın o zamanki siyasi ve toplumsal ikliminde Meclisimiz taşıdığı eşsiz özellikleriyle hem insanlık için örnek, hem de Türk tarihi açısından ibret, ilham ve ihtiram vesikasıdır.

Unutmayalım ki, hakimiyet havzalarımızdan birer birer çekildiğimiz ıstırap dolu tablo içinde, Türk milletinin o dönemdeki en son, en etkili hamlesinin adı Büyük Millet Meclisi’dir. Nihayetinde TBMM; Türk milliyetçiliğinin, millet ve vatan sevdasının millet iradesiyle buluşması, ayrılmamak üzere birleşmesidir.

23 Nisan 1920’nin aziz hatıralarını aramak ve anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek yoktur.

19 Mayıs ruhunda tecelli etmiş yüksek ülkülerde,

İsli gaz lambalarının ışığında kaleme alınan kararlarda,

Ardı arkası gelmeyen sararmış telgraflarda,

Heyecanla toplanılan kongre salonlarında,

Asker götüren katarların loş vagonlarında,

Mermi taşıyan kağnıların gıcırtılı tekerleklerinde, gaile dolu teknelerinde,

Mekteplerden getirilen ve uykusuz gecelerle geçen sıralarda,

Nihai olarak şehadetlerle dolu vatan topraklarında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni canlı bir şekilde görmek, anlamak, tanımak mümkündür, her vicdan sahibi için de şeref konusudur.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle TBMM daha da etkinlik kazanmış, asıl fonksiyonuna tam olarak kavuşmuş, denge ve denetleme vasfı tescillenmiştir.

İlaveten kuvvetler ayrımı netleşmiş, kesinleşmiştir.

TBMM, Türk milletinin alın teri, göz nuru, cepheden cepheye verdiği kurtuluş mücadelesinin ilelebet yaşayacak iradesinin mümtaz bir tecelligahıdır. Gazi Meclis, CHP’ye ve müfteri koalisyonunun tahriklerine takılmadan, daha güçlü, gerçek işlev ve tarihi mirasına daha da sahip bir mevkie erişmiştir.

Büyük Millet Meclisinin açılması, aziz milletimizin varlığına ve bekasına yönelmiş dayatmalar karşısında neleri göze alıp, neleri başarabileceğinin de imrenilecek bir numunesini teşkil etmiştir. Gerek Büyük Millet Meclisi’nin açılış şartları, gerekse sonradan yaşanan siyasi, sosyal gelişmelerin tamamı; milletimizi küçümseyen, onuruna ve mukaddesatına el ve dil uzatmaya yeltenen, gücünü sınamaya kalkışan mihrakları nasıl bir akıbetin beklediğini anlamaları açısından da tarihi ihtar belgesi olmuştur.

Bu nedenle, Millet Meclisimizin açılması ile başlayan sürecin manasını ayrıntıları ile bilmenin, devlet ve millet hayatımızda yeniden karşımıza çıkan benzer tehditlerin doğru anlaşılması bakımından çok önemli olduğunu düşünüyorum. En karamsar ortamda, en müşkül anlarda bile Türk milletine gücü yetmeyenlerin, bugün yeni maceralarla şanslarını bir kez daha denemeye kalkışmaları bu açıdan boş bir gayret olacaktır.

TBMM görevinin başındadır, açıktır, Türkiye Cumhuriyeti’nin kalpgahı, Türk milletinin ta kendisidir. Erken seçim yalan ve yaygarasıyla partimizi tartışmaya yeltenen, küçücük akıllarıyla niyet okuyuculuğuna teşebbüs eden çürüklerin hevesleri boşunadır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Cumhur İttifakı’nın kararı kesindir, seçimler zamanında yapılacak ve bundan da asla taviz verilmeyecektir.

23 Nisan 1920 Cuma günü Ulus’taki Taş Bina’da milli iradenin teşekkülüyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılmış, Kuran-ı Kerim tilavetleriyle, kesilen kurbanlarla, dudaklardan dökülen aminlerle, yüreklerden kopan dileklerle İlk Meclis tarih sahnesindeki muhkem yerini almıştı.

TBMM’nin 105’inci yıldönümünde muhterem milletvekillerinin verecekleri her kararda mensubu oldukları “Gazi Meclis”in tarihine, şerefine, namusuna ve anlamına uygun hareket etmeleri vatan ve mukaddesat borcudur.

Bu Meclis’te meşru her görüş demokratik sınırlar çerçevesinde tıpkı 1920’li yıllarda olduğu gibi özgürce seslendirilmelidir. TBMM, Türk milletinin irade ve egemenliğinin temsil kurumudur. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Milletin önünde ve üstünde bir güç yoktur. Dün yedi düvele meydan okuyan, en buhranlı anlarda, en ağır şartlarda bile demokrasinin erdeminden ayrılmayan Gazi Meclis’te her fikre cevaz vardır, ama ihanete, bölücülüğe, bölünmeye icazet yoktur, izin yoktur, fırsat yoktur.

Bu tarihi ve milli kararlılığa herkesin riayeti samimi dileğimdir. Cumhuriyetimizden üç yıl önce açılmış olan TBMM, nasıl ki yeni Türk devletinin doğuşunu müjdelemişse, pırıl pırıl çocuklarımız da ülkemizin onurlu ve yüksek geleceğini müjdelemektedir.

Bu kutlu günün çocuklarımıza armağan edilmesinin en önemli nedeni ve gerekçesi de bize kalırsa budur. Milletimiz, bağrından yetişen yeni nesillerle varlığını sürdürecek, devletimiz genç kuşaklarla geleceğe umutla bakmaya devam edecektir. Bu vesileyle sevgili çocuklarımızın ve bugünün kendilerine ithaf edildiği dünyadaki bütün çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum.

Gerçek ve kalıcı barış, huzur, mutluluk ve kardeşlik diliyorum. Yüzyıllarca hüküm sürdüğümüz coğrafyalarda, varlığını feda ederek huzur içinde yatan meçhul kahramanların muhterem hatıralarını minnetle yâd ediyorum

Türkiye Cumhuriyeti’nde hayat ve vücut bulmamızı sağlayan kahraman nesilleri, aziz şehitlerimizi, bu kutlu Meclis’i emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, ilk Meclis’in muhterem üyelerini, ebediyete irtihal etmiş tüm milletvekillerini rahmetle anıyorum.

Bu düşüncelerle Gazi Meclisimizin 105’inci açılış yıldönümünü iftihar duygularımla kutluyor, aziz milletime esenlikler ve selamet dolu yıllar diliyorum.”

Paylaşın

CHP’de Olağanüstü Kurultay: Kılıçdaroğlu’ndan “Aday Değilim” Açıklaması

CHP’de olağanüstü kurultay için geri sayım devam ederken, partinin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Herkes aday yapıyor ama ben aday değilim” açıklamasında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in partiye kayyım atanacağı iddialarının önünü kesmek için 6 Nisan’da olağanüstü kurultay ilan etmesinin ardından parti kulisleri hareketli.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yeniden aday olacağı kurultayda, partinin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ya da işaret edeceği bir ismin aday olup olmayacağına ilişkin tartışmalar sürüyor.

Habertürk yazarı Muharrem Sarıkaya’ya konuşan Kılıçdaroğlu ise, “Aday mısınız?” sorusuna, “Hayır efendim. Ben aday değilim…” yanıtını verdi.

“Kurultaya gidecek misiniz?” şeklindeki soruya da cevap veren Kılıçdaroğlu, “Biliyorsunuz bir süredir Bayram dolayısıyla tatildeyim. Eğer davetiye geldiyse giderim. Ofiste olmadığım için davetiyenin gelip gelmediği hakkında da bilgim yok. Bir iki güne döneceğim, eğer davetiye gelmişse giderim” ifadelerini kullandı.

“Aday olmanız için imza toplayanlara kaç imza topladığınızı sorduğunuz, 400 civarında kaldığını öğrendiğinizde de 600’ü bulmaları halinde adaylığı düşüneceğinizi söylediğiniz ileri sürülüyor” şeklindeki soruya Kılıçdaroğlu, esprili bir dille yanıt verdi: “Az söylemişler. Madem istemişim niye az olsun, şöyle 750-800 olsaydı bari… Az demişler, 800’ü geçseydi…”

Kimsenin açıp kendisine sormadan hakkında yorumda bulunduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, “Herkes aday yapıyor ama ben aday değilim” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, olağanüstü kurultayla ilgili çok büyük bir beklentiye girilmemesi gerektiğini söyledi.

Olağanüstü kurultay kararının “kayyum” ihtimaline karşı alındığını anımsatan Bulut, “Burası baba ocağı, yüzde 5 imzayı bulan herkes aday olabilir” dedi.

Bulut, “Sosyal medya üzerinden doğru olmayan bilgilerin aktarılmasını da aday olmak isteyenlere de ‘vay niye aday oluyorsun’ denmesini de doğru bulmam. Biz her iki duruma göre de hazırlığımızı yapıyoruz” dedi.

Özel dışındaki bir ismin adaylığının CHP’nin birlik ve bütünlüğünü bozmayacağını vurgulayan Bulut, “Ama sosyal medya üzerinden parti içinde kavga varmış gibi göstermek, iktidarın ekmeğine yağ sürer” görüşünü dile getirdi.

Paylaşın

“Boykot” Çağrısı İçin Kim Ne Dedi?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası sonrası CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı boykot çağrısı, üniversite öğrencilerinin çağrısıyla yeni bir boyut kazandı.

Haber Merkezi / Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerinin bir bölümü üniversite öğrencilerinin boykot çağrısına destek verirken, iktidar ve iş dünyasından boykot çağrısına sert tepkiler geldi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, üniversite öğrencilerinin 2 Nisan’da tüketim yapmama yönündeki sosyal medya çağrılarına destek vereceğini açıkladı.

Özel, 1 Nisan akşamı yaptığı paylaşımda “Öğrencilere, annelere, babalara, kardeşlere yapılan bu zulme karşı gençlerin başlattığı tüketim boykotunu gönülden destekliyorum. Herkesi bu boykota katılarak tüketimden gelen güçlerini kullanmaya davet ediyorum” dedi.

Boykot çağrılarına tepki gösteren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise ilk çağrıyı yapan Özgür Özel’i hedef aldı. Çelik, sosyal medya paylaşımında “Özgür Özel’in Türkiye’nin kazanımlarına zarar vermek için yürüttüğü faaliyet sadece kendisine zarar verecektir. Vatandaşlarımız bu sahte siyaseti ve saldırgan siyasetçileri boykot edecektir” ifadelerini kullandı.

Özel’in geldiği noktanın siyasi muhalefet değil Türkiye’yi topyekun tehdit etmek olduğunu savunan Çelik, “CHP’nin tüm dinamiklerini esir alarak kurultayda kendi genel başkanlığını korumak için toplumsal ve ekonomik hayatı hedef almaktadır. Özgür Özel’in yeteneksiz siyasi performansı, siyasi tarihimizdeki en büyük ‘siyasi fanatizm’ ve ‘sosyal bölücülük’ olarak kayda geçmiştir” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabı üzerinden ekonomik boykot çağrısı hakkında paylaşım yaptı. Yerlikaya, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Şimdi de ‘boykot’ diyorlar. Peki kim, kimi boykot edecek? Milletimiz; kendi esnafını, çiftçisini, yerli ve milli ürünlerini, üreticilerini, öz sanayisini boykot edecek, öyle mi? ‘Demokratik hak’ kalkanı gölgesinde istenen bu mu? Unutulmasın ki, bu çağrı ekonomik bağımsızlığımıza yönelik bir sabotajdır.

Bu boykot çağrısı, binlerce insanın ekmeğiyle oynamak demektir! Bu çağrı milli ekonomimize suikasttır! Kendi insanımızın ekmeğini küçültmektir. Ekonomimize bir darbe girişimidir! Oysa biz ‘Boykotla değil, üretimle büyürüz!'”

Ticaret Bakanı Ömer Bolat da “Boykot çağrısı yapanlara karşı ticaretinde maddi kaybı olanların tazminat davası açabileceğini” söyledi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’dan da, “Sokak ve boykot çağrıları ile toplumsal huzuru ve ekonomik istikrarı hedef alan bir muhalefet kaybetmeye mahkumdur” açıklaması geldi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ise, “İstihdam oluşturan girişimcilerimizin ve sanayicilerimizin ekmeğiyle, helal kazancıyla oynamaya çalışanlar asla amacına ulaşamayacaktır” ifadesini kullandı.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Üreten, istihdam sağlayan, yatırım yapan şirketlerin hedef haline getirilmesi ve boykot yanlış. Şirketlerimiz siyasi tartışmaların dışında tutulmalı” dedi.

Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın, “Süreci bu boyuta çekmek, ülke ekonomisini hedef almak bir duruş değil aksine akıl tutulmasıdır” dedi. Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Bu ekonomik zorlukta müşterisine hizmet etmeye çalışan esnaf ve sanatkara destek olunması gerektiğini” söylerken “ticaret durdurulmamalı” çağrısı yaptı.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, “Türkiye’nin yerli ve bağımsız ekonomisinin ürünü ve istihdam kaynağı olan şirketlerine saldırılamaz” dedi. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı, boykot çağrılarının “Yerli ve milli sermayeyi zayıflatmaya ve küresel sermayeye alan açmaya yönelik açık bir girişim” olduğunu savundu.

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, “Ülkemizde ticari hayatı sekteye uğratacak, üretim hayatında olumsuz sonuçlar doğuracak çağrılar konusunda dikkatli ve duyarlı olunmalıdır” dedi.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ise boykota destek açıklaması yaptı.

RTÜK Başkanı Şahin’den medyaya “boykot” uyarısı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, sosyal medya hesabı üzerinden ekonomik boykot çağrısı hakkında paylaşım yaptı. Ebubekir Şahin, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Millî ekonomiyi hedef alan boykot çağrılarıyla, Türkiye’nin değerleri ve kazanımları sarsılmaya çalışılmaktadır. Ancak bu büyük millet; kendi emeğine, üretimine ve değerlerine sahip çıkmaya devam edecektir. Toplumda itibar kaybeden bazı çevrelerin, manipülatif söylemlerle birlik ve beraberliğimizi zedeleme çabaları asla amacına ulaşamayacaktır.

Millî ve manevi hassasiyetlere saygılı yayıncılığı teşvik etmeye devam edecek, ülkemizin güçlü medya yapısını koruma kararlılığımızı sürdüreceğiz. Boykot çağrısında bulunan, boykota destek veren kanallar ve yayınlar izleme değerlendirme uzmanlarımızca takip edilmekte olup, gereği yapılacaktır. Milletimizin ortak değerlerine zarar vermek isteyenler, her zaman kaybetmeye mahkûmdur.”

Soruşturma başlatıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ilk olarak öğrencilerin başlattığı 2 Nisan Çarşamba gününe yönelik ekonomik boykot kampanyası hakkında Salı günü akşam saatlerinde soruşturma açıldığını duyurdu.

Yazılı açıklamada, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medya yayın organlarında halkın bir kesiminin ekonomik etkinlikte bulunmasını engellemeye yönelik, kamuoyunda ‘boykot’ çağrıları olarak bilinen ayrıştırıcı söylemler ve bu söylemleri yayan şahıslara yönelik re’sen ‘nefret ve ayrımcılık’ ile ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlarından soruşturma başlattı” ifadelerine yer verildi.

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den “Boykot” Açıklaması: Listemizin Arkasındayız

CHP Lideri Özgür Özel, genel boykot çağrılarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Boykot bir anaysal haktır. Yapan yapar, uyan uyar. Biz Saraçhane’deki listemizin arkasındayız” dedi ve ekledi:

“Biz bugün kendi ilan ettiğimiz boykotun dışında 301 öğrenci arkadaşımızın tutuklu olması dolayısıyla üniversite öğrencilerinin bugün yaptığı boykot çağrısına destek verdi. ‘Bizim için birgün’ dediler biz de destek verdik. Bugün ne sonuç alınacak her beraber göreceğiz. Biz boykotyap.net’i takip edelim.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Trabzon’da usta sanatçı Volkan Konak’ın cenaze töreninin ardından basın mensuplarına konuştu.

BirGün’ün aktardığına göre; Gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Özel, Volkan Konak hakkında rezil sözler sarf eden Çatalca Müftüsü’ne tepki gösterirken AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Sen bi koltuğu işgal ediyorsun ama iktidarda değilsin. Alma o herifi (Çatalca Müftüsü) görevden. Alma ki ona bakan seni görsün. Ölünün arkasından konuşan birini görsün” sözleriyle yüklendi.Boykot çağrısını yayanlar hakkında başlatılan soruşturmaya ilişkin bir soruyu yanıtlayan CHP lideri, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı iyice endazeyi kaçırdı, şuurunu kaybetti. Ne yaptığı belli değil. Boykotun bir anayasal hak olduğu net. Bu boykotu Türkiye siyasetine yakın dönemde en çok taşıyan parti AK Parti” dedi.

Bugün yapılan genel boykot hakkında da konuşan Özgür Özel, şunları söyledi: “Boykot bir anaysal haktır. Yapan yapar, uyan uyar. Biz Saraçhane’deki listemizin arkasındayız. Biz bugün kendi ilan ettiğimiz boykotun dışında 301 öğrenci arkadaşımızın tutuklu olması dolayısıyla üniversite öğrencilerinin bugün yaptığı boykot çağrısına destek verdi. ‘Bizim için birgün’ dediler biz de destek verdik. Bugün ne sonuç alınacak her beraber göreceğiz. Biz boykotyap.net’i takip edelim.

Bu bir sürekli boykot kararı değil. Sürekli boykot yaptığımız, başta Doğuş Grubu olmak üzere. A Haber, CNN ve yandaş kanallar ile bu kanalların sahipleri. Örneğin Demirören Grubu. Biz ATV’yi boykot ediyoruz. ATV’nin elinde olmayan bir yerden maçı açar dinleriz. Biz bu akşam Fenerbahçe-Galatasaray maçını izlemek için ATV’ye bakmayacağız tabii ki. Çok izlenirse çok kazanacaklar. Ekrem Başkan’a bu kadar iftiralar atan, her fırsatta bize küfredenlerin reytinglerini güçlendirmek istemiyoruz. Bu akşam ATV’ye reklam veren firmaların da gönlümüzde yeri olmayacak. Dün akşam boykota karşı cumhurbaşkanı yardımcısı, bakanlar, TOBB Başkanı olmadık açıklamalar yaptılar. AK Parti’nin fişlemelerinin tamamını Saray’ın önünde bidonla yakarım. O fişlemelerin hepsini bulacağım Saray’ın önünde gençlerle yakıp kutlayacağız. Kimse korkmasın. Bugünkü sistemin aparatları korksun. Hepsiyle hesaplaşacağız.”

Sosyal medya hesabından boykota destek verdiği için rol aldığı ‘Teşkilat’ dizisinden çıkartılan Aybüke Pusat’a destek veren Özel, açıklamalarına şöyle devam etti: “Aybüke Pusat’ın hemen bugün ekmeğiyle oynamışlar. Bizzat ben sahip çıkacağım. Hangi dizide oynarsa rekorlar kırdırtacağız. Onlara sahip çıkmak bizim işimiz. Psikolojik üstünlük artık bugünün muhalefetinde, yarının iktidarındadır. Ahlaki üstünlük zaten bizde. Psikolojik üstünlük bizde. Bugün boykota katılırız, yarın yine o esnafın gönlünü alırız. Çoğunluk enerjisi bizde, bütün muhalefette. Bu iktidara yol görünmüştür, geri sayım başlamıştır. Bugünkü iktidar sahipleri 19 Mart’tan beri cuntanın başı.”

“Biz makul ve haklı çoğunluğuz”

Son olarak dün telefonla katıldığı yayında boykot çağrısı yapanlar için ‘azgın azınlık’ diyen Ticaret Bakanı Ömer Bolat’a da yanıt veren Özel, “Azgın azınlık sizsiniz. Bir avuçsunuz. Siz ikinci parti olmuştunuz. Son anketlerde fark da açılıyor. Daha da beter olacaksınız. Azgın azınlık, bükemediği bileği kırmaya çalışan bir ekiple karşı karşıyayız. Biz makul ve haklı çoğunluğuz” diye konuştu.

Paylaşın

Erdoğan’a Seslenen Özel: Hizbullahçıları Değil Türkiye’nin Geleceğini Serbest Bırak

Saraçhane’deki İBB Binası’nda gündeme ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’a, Hizbullahçıları değil Türkiye’nin geleceğini serbest bırak çağrısında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel Saraçhane’de açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde: “Bu zulme hazırlanan iktidar partisi ya da bloğu bileşenlerinin üyelerini, oy verenlerini, geçmişte onlara gönül verenleri en sıcak duygularla selamlıyoruz. Ama o Saray aklına, darbeye kalkışanlara, 15 milyon kişi tarafından püskürtülen darbecilere, ne bayramda, ne demokrasi sınırları içinde söylenecek söz bulamıyoruz.

Bu milletin bayramını zehir edenlere söylenecek uygun söz yoktur. Hak ettikleri sözler bayramlık ağzımızı açtığımızda söyleyeceğimiz sözlerdir. Hepsini bayramın sonrasına, onları rezil edeceğimiz, milletin de artık bunların yüzüne bakmayacağı bir sürece bırakıyoruz. Yalancı şahitlerle ceza peşindeler. Hak ettikleri sözleri bayram sonrası yasal düzeyde vereceğiz.

Volkan Konak’ı sahnede geçirdiği kalp kriziyle Kıbrıs’ta kaybettik. Ailesine başsağlığı diliyoruz. İlk ayağa kalkan ilk başını kaldıran kişiydi. Bayrağı ilk çekmiş sanatçıdır. Sonra hukuk adalet be demokrasi için omuz omuza veren sanatçılar, imzaları vermeye başladığında, bu metne imza koyması için kendisini arayan arkadaşına, Volkan Konak, ‘Ben o metne imzamı değil, kalbini basarım’ dedi. Acaba sanatçılardan çıt çıkacak mı derken, bu tweeti atan Konak’ı kaybettik. Acımız çok büyük. Yerini nasıl dolduracağız bilmiyoruz. Ama adını yaşatmak ve onun özlediği Türkiye’yi, gençlerle dost olan doğa ile hayvanlarla dost olan bir Türkiye’ye kavuşmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

‘Her şey çok güzel olacak Berkay’ı ziyaret ettik. Moral bulduk. Koğuşlar ağzına kadar dolu. İtirazla serbest bırakılmaları, ilk duruşmaya kadar da içeride tutulmamaları gerektiğini düşünüyoruz. Bayramda Hizbullahçıları yetki kullanıp serbest bırakan Erdoğan’a, Türkiye’nin geçmişini karartan canilere değil Türkiye’nin geleceği aydınlansın diyen, hiçbirinin elinde kan olmayan gençleri Silivri’de tutmanın utancını, bunun ne kadar kötülük içeren ruh halinde olduğunu kendisine hatırlatıyoruz. Hizbullah’ı değil Türkiye’nin geleceğini serbest bırakması gerektiğini söylüyoruz.

2 genç koymuşsunuz, geri kalan 47 kişi hepimizin dudaklarını uçuklatacak hükümlerle cezaevinde yatanlar. Bu olacak iş değildir. Oradaki gençleri bu psikoloji içinde tutmak doğrudan psikolojik işkencedir. Gerekli başvuruları yaptık, bir an önce sonuç alınmasını istiyoruz. Bu öğrencilere ters kelepçe takıldı, saatlerce ailelerinin bilmediği yerlerde tutuldu. 60 kişiye 4 şişe su veridi. Kötü muameleler, küfürler her bir öğrenci tarafından rapor edildi. Bunun saatlerini yerlerini biliyoruz. Rapor edilen yatırıp kafaya basmanın, surata tekme atmanın nerede kimler tarafından yapılmış olabileceğini biliyoruz.

Bundan sonra anayasaya göre kanunsuz emri uygulamayıp yazılı isteme hakkını tüm emri uygulayanlara hatırlatıyorum. Geçmişte bunlara şahit olanlar, gerçekleri kapalı zarfa yazıp emanete alsınlar, o zaman siz kurtulacaksınız, bu çetenin yaptıkları çorap söküğü gibi ortaya çıkacak. Geçmişte önemli görevler yapmış yürütmüş kişilerin yönlendirmeleriyle üstünde olduğumuzu herkes bilsin. O enseye, surata basanın günü gelince gırtlağına hukuk basacak. Suç işlemeyen korkmasın. Gördüğünüz şahitlikleri unutmadan yazın kapalı zarfa yazın. Bu soruşturma seneye değilse öbür sene var. Bunun ucunu bırakan hesabını sormayan asla ve asla biz olmayacağız.

Kötü muameleye hukuk ceza verecek. Kötü muamelenin zaman aşımı ve affı olmaz. Kazanınca geçmişi unutmayacağız. İftiraları unutmayacağız, takip edeceğiz, hesap soracağız. Suça ortak olmayın, suçu ihbar etmek için bugünden yazın. Zarfı kapatın en güvendiğinize verin.

“Bir santim bile eğilmeyiz, korkmayız”

Türkiye’deki 35 ili ve o geceki veriye göre 412 belediyeyi kazandığımız önemli bir başarıdır. Sandıktan gelen mesajı anladık. Partili ayırmadan hizmet ettik. İstanbul’u kaybetmenin acısı içindeler. Bir santim bile eğilmeyiz, korkmayız.

5 tane siyasi yasak istemi, 31 yıl önce verilen diplomanın iptal istemiyle, kamera şakası bile olamayacak adımları peş peşe attılar. 47 ay daha dayanamadılar. Yüzlerce polisle şafak vakti ailesiyle birlikte yaşadığı İBB’nin resmî konutunu basıp başkanımızı ve arkadaşlarını gözaltına aldılar. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır şeklinde iman ettiği gerçeklik yüzünden rakibini ekarte edip kendisini yenebilecek herkesi ekarte edip kendisini yenebilecek bir adayla yarışmak hatta katılımın yüzde 40’lara indiği göstermelik bir seçimin öz hazırlığı şeklinde bir darbe yapmaya karar verdi.

Cumhur İttifakı’ndan bir genel başkan yardımcısı, gazeteci Sinan Burhan’a, ‘İmamoğlu bayramdan önce tutuklanacak’ diye mesaj attı. Kim olduğunu biliyoruz.

İstanbul’u Maltepe’de eyleme, gücünü göstermeye davet ettik. Geçen sene televizyonlarda “İstanbul boş, mitingin iptali söz konusu” diyerek duyurdular. Bugün hep birlikte milyonlarda kişi Maltepe Meydanı’na aktı. Herkesin hedefi Maltepe Miting alanı olmuştur. Gençlerin coşkusu ve her yaştan İstanbullunun kararı İmamoğlu oldu. Çoğunluk İmamoğlu’nun arkasındadır. Arkalarında ne devlet ne millet vardır. Devletle millet yarışırsa millet kazanır. RTÜK’ten dışarıya halkın haber alma özgürlüğüne ateş açılmaktadır.

Şimdi yandaş kanallar, kendi içlerinde üstünlüğün nasıl muhalefete geçtiğini ve bunun nasıl geri alınacağını düşünüyorlar. Gelecek Cumhurbaşkanı adayına darbe girişimi milletin çıplak elleriyle püskürtülmüştür. Arkalarında kimse yoktur. Ne devlet ne de millet vardır. Devlet ve millet yarışırsa millet kazanır. Devleti bir partinin emrine verenler, partiyi devletleştiremedikleri gibi devleti de partileştiremezler. O seçimler yapılana kadar devletteki herkese devlet adamı gibi çalışmak düşer.

Bundan sonra CHP olarak attığımız her adımı bir öncekinden daha büyük kararlılıkla atacağız. Hiç kimse, şöyle bir şey düşünmesin ‘Güç ellerinde, devlet ellerinde’ 19 Mart sabahı test ettiler millet cevabı verdi. Bugün son seçimlerde ikinci turda da olsa seçilmiş olmasına rağmen, milletten aldığı yetkiye rağmen millete sırtını dönenlerin, anketlerde yerlerde sürüklenenlerin milletin gönlünde bir karşılığı yoktur.

Avrupa’da kendi evinde demokrasicilik oynayıp Türkiye’de bir otokrasicilik oynayan vatandaş bu iktidarın değişeceğini bilecek. Bugünlerde sessiz kalan tüm dostlara, içeriden dışardan şunu söylüyorum; bu zor günlerde 18 yaşındaki çocuklarımıza, peşinden koştuğunuz İmamoğlu’na bunlar yapılıyorken siz bugün hangi tutumdaydınız dönüp bunlara bakacağız. Bugünkü iktidar otokrasiye mahkum olmuş bir cunta yönetimidir. Aha orada duruyor. İsteyen ilişki kursun, isteyen oyun planını ona göre kursun.”

Paylaşın

CHP’den “Ekrem İmamoğlu Ve Erken Seçim” İçin İmza Kampanyası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve erken seçim düzenlenmesi talebiyle imza kampanyası başlattı.

İmamoğlu’nun memleketi olan Trabzon’un Akçaabat İlçesi, Cevizli Köyü’nde tutuklu İBB Başkanı’nın babası Hasan İmamoğlu, oğulları Mehmet Selim ve Semih ile bayram namazı kılan Özel’in başlattığı kampanya kapsamındaki ilk imzayı 93 yaşındaki Rükiye Köroğlu attı. Ardından da CHP lideri Özel imza verdi.

Kılınan bayram namazının ardından gazetecilere açıklamada bulunan Özel, şu ifadeleri kullandı: “Tüm Türkiye’nin birleştiği, kucaklaştığı, küslüklerin unutulduğu bu bayram ülkemize büyük bir ayrılık yaşandırılıyor.

19 Mart günü başlayan bir süreçle, bu toprakların, bu memleketin oğlu Ekrem İmamoğlu, Türkiye’nin bir sonraki Cumhurbaşkanı olacağına inandığımız, 15,5 milyon kişinin oy kullanarak adaylaştırdığı Ekrem İmamoğlu, kendisini sevenlerden, babasından, evlatlarından, eşinden, dostundan, köylülerinden uzak tutuluyor.

Biz de bugün onun gelemediği köyüne hep beraber geldik, namazımızı kıldık, onun hemşerileriyle bayramlaştık ve buradan bir büyük kampanyayı başlatmaya geldik.

Caminin dışına çıktığımda Rukiye Teyzem geldi, 96 yaşında. Rukiye Köroğlu. Dün akşam hiç uyumadım, sabahı bekledim. Seni görmeye, Ekrem oğlum için ilk imzayı ben vermeye geldim dedi. Bu anlamlı, bu önemli imzayı buradan ilk kez Rukiye anneden alacağız. Sonra kendi köylülerinden, Akçaabatlılardan, Trabzonlulardan, dalga dalga bütün Türkiye’ye bu imza kampanyası yayılacak.

Ekrem Başkan’ın özgürlüğü için, Türkiye’nin güzel yarınlara, aydınlık yarınlara, yoksulluğun ortadan kalkacağı, işsizliğin ortadan kalkacağı yarınlara herkesin kavuşması için adayımızı talep ettiğimiz ve önümüze sandığın gelmesini istediğimiz imza kampanyasını başlatıyoruz.”

Özgür Özel daha sonra Trabzon Meydanı’na geldi. Burada kitleye konuşan Özel’in hedefinde Erdoğan vardı. Özel, “Ekrem İmamoğlu’nun suçu Tayyip Erdoğan’ın rakibi olmaktır” dedi. “Hepimiz biliyoruz ki Ekrem İmamoğlu’nun içeriye atılmasının sebebi geçmişte Tayyip Bey’i yenmiş olması, gelecekte de onu yenecek güçte, dirayette, kararlılıkta bir aday olmasıdır.” diye konuştu.

Özel şunları söyledi: “Bakanlarının yatak odalarından ayakkabı kutularıyla paralar çıkanlar, kendi çocuğu ile sıfırlamaları konuşanlar, bir yüzükle siyasete girip bugün yedi sülalesini zenginleştirenler Ekrem İmamoğlu’na tutup da hırsız, yolsuz diyemez.

Eğer bir belediyede kent rantını, kişisel ranta çevirmek nedir diye merak eden varsa bunu en başta AKP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığını 25 yıl yapan ve Bülent Arınç’ın deyimiyle ‘Ankara’yı parsel parsel satan’ Melih Gökçek’e sonra İstanbul’u yıllarca yönettirdiklerine soracaklar.

‘Bu kente biz ihanet ettik’ diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın Beylikdüzü’nü dört katlık imarla yemyeşil tutan Ekrem İmamoğlu’na söyleyecek tek bir sözü yoktur. Bu bayram Ankara’daki bütün bayramlaşmalardan çekildik. Bu bayram evlatlarımız hapisteyken, Ekrem İmamoğlu için ‘Her şey çok güzel olacak’ diyen Berkay’ımız hapisteyken, binlerce öğrenci hapisteyken, gözaltındayken, mahkeme koridorlarındayken bu bayram bize bayram olarak değil hüzün olarak gelmiştir.”

Özel’e burada Erdoğan’ın affettiği 10 hükümlü arasında Hizbullahçıların olması da soruldu. “Erdoğan’ın iki Hizbullah hükümlüsünün kalan cezalarını affetmesini nasıl değerlendirdiği” sorusuna Özel, şu yanıtı verdi:

“Cumhurbaşkanının sağlık gerekçeleri ile af yetkisini kullanması Anayasa’da tanımlanan bir hak. Biz bugün Cumhurbaşkanı son günlerde yaşananları, gözü yaşlı anneleri, 16 yaşında çocukları, onları evde bekleyen küçük kardeşlerinin gözyaşlarını görür, babaların bugün bayram sofrasında evladının yerinin boş kalmasına gönüllerinin razı olmadığını görür, hiç olmazsa tutukluluklara itirazlar var bu konuda bir kendi niyetini ifade etse, dese ki ‘gençler bayramda evlerinde olsalar iyi olur’ dese onun talimatıyla iş görenler gereğini yapar diye düşünüyorduk.

Ama maalesef o günahsız, elinde kir, kan olmayan tertemiz evlatları aileleri buluşturacağına; Hizbullahçı terör örgütünün, domuz bağcıların, elinde kan olanların, kir olanların affedilmesini tercih etti bu bayram gününde. Erdoğan’a şu kadarını söylüyoruz; zulüm ile abad olunmaz. Bu kadar zulmün sonu felakettir. Bu ülkeyi bir felakete sürükleme, bu ülkenin gencecik evlatlarına zulmetmeyi bırak. İstediğin kadar kötülük yap bu iyiliğe, annelerin gözyaşlarına, küçük kardeşlerin, ninelerin dualarına yenileceksiniz, yenileceksiniz, yenileceksiniz.”

Haftada iki miting

CHP Lideri Özgür Özel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ise bundan sonra her hafta sonu farklı bir ilde, her çarşamba da İstanbul’un bir ilçesinde miting düzenleyeceklerini duyurdu.

“Ben milletim, milli iradeyim! Adayımı bırak, sandığı getir! Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum!” ifadelerini kullanan Özel, “Bundan sonra her hafta sonu farklı bir ilimizde, her çarşamba İstanbul’un bir ilçesinde gece mitinginde meydanlarda olacağız! Miletin önünde hiçbir güç duramayacak!” dedi.

Paylaşın

Özgür Özel Saraçhane’de Konuştu: Gözaltıyla Tutuklamayla Azalmayız Çoğalırız

İstanbul Saraçhane’de toplanan vatandaşlara hitap eden CHP Lideri Özgür Özel, “Tayyip Bey’in bilmesi gereken bir şey var. Gözaltıyla, tutuklamayla azalmayız, çoğalırız” dedi.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ikinci gününde binlerce vatandaş, tutuklama kararını protesto etmek için İBB’nin bulunduğu Saraçhane’de toplandı.

Cumhuriyet Halk Partisi CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Saraçhane’de toplanan protestoculara hitap etti. Özgür Özel’in konuşmasından satır başları şu şekilde: “Burada yüzbinler, Türkiye’de milyonlar var. Sandık başında 15 milyon yürek var. Kendisini mücadeleye adamış bir Türkiye var.

Biz çokuz. Kalabalığız, omuz omuzayız. Ama karşımızda bir avuç insan var. Onların arkasında ne devlet var ne millet var. Bir avuç çıkar çevresine karşı omuz omuzayız.

Biz ne zenginleşelim istedik ne mal istedik. Biz üniversiteliye yurt, yenidoğmuşa kreş, insanca yaşam, eşitlik, mutluluk ve huzur istedi. ‘Her şeyi ben bilirim’ diyen kibirinden yanında durulamayan, milyonlara saldıran sinir küpüne karşı biz de ‘Birini bulalım, karşısına çıkaralım’ dedik.

Önce bütün üyelerimize sormak istedik. Sonra baktık ondan korkuyorlar. Yıllar önce aldığı diplomasına bile göz koydular. ‘Bu aday sadece CHP’nin değil hepimizin adayıdır, sandık koyalım oylayalım’ dedik.

Birileri Ekrem Başkanı Silivri’ye koyarken siz de sandığı önünüze koydunuz, onun arkasında kapı gibi durdunuz.

Dosyada kimsenin görmediği, sadece savcının bildiği iftiracı müptezellerin ifadeleri var. Ekrem Başkana iftira atıyor. Kim söylüyor? Söyleyemem. Kod adı, Çınar. Kim biliyor? Kod adı, Ladin. Kim getirdi bunları?

Ben getirdim. Allah seni kahretsin odun. Çınarla ladini getiren odunu da onu oraya getiren odunu da Allah’a havale ediyorum. Ekrem Başkan yalnızca girdiği seçimlerde Erdoğan’a yenilmemiş bir siyasetçi değil bir sonraki seçimde Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayıdır.

Eyy Erdoğan, şu kadarcık cesaretin varsa Ekrem İmamoğlu’na kurduğun kumpas davalarını TRT’den yayınla. Cesaretin var mı? O polis kardeşlerimi günde 15 saat çalıştıran ve mesaisini vermeyenler, onlara kanunsuz emir verip gençlerimizin üstüne gaz sıktırıyorlar. Polis de ne aldığı maaştan memnun, ne aldığı emirden memnun.

Ama öyle ki her iki tarafı da mağdur eden körüklüyor. Dün 80 milletvekilimiz görev yaptığı halde biz burada beklerken onlar haksız işlemlerle gençlerimize saldırdılar, hem de gözaltı işlemleri yaptılar. Dün emniyet müdürünü uyardım, Vali’yi uyardım. Şimdi Vali’ye söylüyorum; ‘Bu meydan boşalmadan, herkes evine gitmeden ben bu otobüsün üstündeyim.

Eğer bir gencime bu gece cop vurursan, plastik mermi atarsan, senin alnını karışlamayan namerttir. Yettiniz be! Ne sözünüze güveniliyor, ne yeminize güveniliyor. Eğer bu kadar halktan koptuysan sensin marjinal! Biz utancımızı kaybetmedik. Ama korkuyu unuttuk. Bu akşam bu meydanı provoke ederseniz, bu meydanın huzur içinde dağılmasına engel olursanız yarın sizi en rahatsız eden yere 500 bin kişilik çağrı yaparım.

Bugün sekiz gazeteciyi, ‘Her şey çok güzel olacak’ diyen Berkay’ı tutukladılar. Tayyip Bey’in bilmesi gereken bir şey var. Gözaltıyla, tutuklamayla azalmayız, çoğalırız. Gözaltına alınan gazeteciler, adliyeden Vatan emniyete geri götürdüler çünkü İstanbul hapisanelerinde yerleştirecek yer kalmadı. Yarın civar illere gönderilmek için planlar yapılıyor. Öğrencileri ve gazetecileri içeri ata ata hapiste yer kalmamış.

Yeni boykot listesi!

Kimlere boykot yapıyoruz söyleyelim. İktidara yalakalık bize düşmanlık yapan TRT’ye yazıklar olsun. TRT’nin düğmesini tamamen kapatıyoruz. Kanal D, CNN Türk işi gücü bırakmışlar, İstanbul’un iradesine kafa tutup ne gazetecilik ne televizyonculuk. Kanal D ve CNN Türk bizden uzak olsun.

TGRT’yi, A Haber’i, Sabah’ı, Turkuaz’ı İhlas’ı gören okuyan, izleyen, bunlardan bir şey satın alan bizden değildir. İHA ve DHA’ya a abone olan belediye başkanlarımı, tüm şirketleri uyarıyorum. Espressolab’ın önünden geçmeyelim. D&R’ı gördüğünüzde karşı kaldırıma geçin.

Bakan’ın ETS Tur’unu yerin dibine batırın.  Milli Piyango’dan uzak durun, misli.com, iddia.com bu sitelerin yanına yanaşmayın. Gençler kafayı takmış, Ülker diye bağırıyorlar.

HaberTürk ile CNN ipin üstünde yürüyorlar. Bugün grubu vermişler yarıdan fazla. İyi hal durumundan izliyoruz. Ama sınıfı geçen biri var. Demirören AVM’yi başkaları almış, İstiklal’de. Beni aradılar, ben de ‘tabelayı kaldır’ dedim. İsimleri sökmüşler, adlarını İstiklal AVM yapmışlar. Bu boykotun gücü.

Yarın bu binada sizin sayenizde bir seçim yapılacak. Tarihin en büyük açık hava halk oylamasını yapacağız. Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkmak için, canlı yayında yargılamalar talep etmek, erken seçim için bir büyük mitinge var mısınız?

Yüzde 80 oyla Maltepe seçildi. Yenikapıcılar kaybetti. Anadolu yakasına gidiyoruz, Ekrem Başkan’a sahip çıkıyoruz. Cumartesi günü saat 12’de Maltepe’de buluşuyoruz. Cumartesi günü Maltepe’de tarih yazacağız. Size inanıyorum, size güveniyorum. Bu meydan boşalana kadar buradayım.”

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik’ten CHP’nin Boykot Kararına Tepki

CHP’nin boykot kararına ilişkin açıklamada bulunan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Boykot etme çağrısı yaparak, sadece kendisinin CHP Genel Başkanlığına liyakatini boykot etmiştir” dedi.

Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel tarafından açıklanan boykot kararına ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden açıklamada bulundu.

Ömer Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “CHP Genel Başkanı Özgür Özel bir saldırgan gibi konuşmaya devam ederek, siyasetçi gibi konuşmaktan tamamen uzaklaşmıştır. Her konuşmasında Cumhurbaşkanımızı, partimizi ve ittifakımızı, medya kuruluşlarını, şirketleri hedef alan bu saldırgan dil sadece kendisine zarar verecektir.

Bütün vatandaşlarımız bu yıkıcı ve zorba zihniyeti tam olarak görmüştür. Özgür Özel milli şirketleri boykot etme çağrısı yaparak, sadece kendisinin CHP Genel Başkanlığına liyakatini boykot etmiştir. Özgür Özel’in medya kuruluşlarını ve şirketleri açıkça bu şekilde tehdit etmesi, siyasal zorbalıktan başka bir şey değildir.

Siyasi cümle kurma kabiliyeti olmayanların tehdit dilinden başka bir yeteneği olmadığı görülmüştür. Özgür Özel’in kendini ispat çabası içinde kullandığı bu dil siyaset rotasından tamamen çıkmıştır. CHP’nin kendi iç gündemi olan konularla ilgili Cumhurbaşkanımıza, Ak Parti’mize ve Cumhur İttifakımıza saldırması hedef saptırmaktan başka birşey değildir.

İşin siyasi açıdan esası şudur: 1.Bazı CHP’liler bazı CHP’li belediyelerin yolsuzluk yaptığını söyleyerek aylardır gündemdeki iddiaları dile getirdi. 2.Bazı CHP’liler, geçmiş kurultayda hile yapıldığını öne sürerek CHP Olağanüstü Kurultayı’nın iptali için mahkemeye başvurdu. CHP yönetimi konuyu saptırmamalı, iddia sahibi CHP’lilere cevap yetiştirmelidir.

CHP yöneticilerinin, CHP gibi köklü bir partiyi saldırgan ve zorba bir zihniyetin merkezi haline getirmesi vahimdir. Rakiplerimizin sağduyulu olmasını ve gerçek siyasetle karşımıza çıkmasını isteriz. Karşımıza zorbalık ve saldırganlık dolu sahte siyasetle çıkanlara ise gerekli cevabı ve hakettiklerini layıkıyla veririz.”

Paylaşın