“Kent Uzlaşısı” Davası: 10 Kişiye 15 Yıla Kadar Hapis Talebi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında İstanbul Kartal ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcıları’nın da bulunduğu “Kent Uzlaşısı” davasında 10 kişi hakkında 15 yıla kadar hapis cezası talep etti.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 15 – 16 Aralık 2023’te düzenlenen ve Mart 2024’te yapılan yerel seçimlere yönelik olarak karar alınan Parti Meclisi toplantısında “Kent Uzlaşısı” stratejisi açıklamıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında CHP’li Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları C.Y ile L.G’nin yanı sıra Üsküdar Belediye Meclis Üyesi B.K, Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi E.G., Fatih Belediye Meclis Üyesi G.A, Tuzla Belediye Meclis Üyesi H.Ö., Adalar Belediye Meclis Üyesi N.A., Şişli Belediye Meclis Üyesi S.G., Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi T.Ş.’nin de bulunduğu “Kent Uzlaşısı” soruşturmasında iddianamesini tamamladı.

Başsavcılık, iddianamede, 10 kişi hakkında 15 yıla kadar hapis cezası talep etti. Başsavcılık, tutuklananlar hakkında “örgüt üyesi olmak” suçundan İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açıldığını ifade etti.

Ne olmuştu?

İstanbul’da 11 Şubat’ta 9 belediyeye yönelik ‘kent uzlaşısı’ soruşturması kapsamında operasyon yapılmıştı.

Operasyon kapsamında Kartal Belediye Başkan Yardımcısı C.Y., Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı L.G., Üsküdar Belediye Meclis Üyesi B.K, Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi E.G, Fatih Belediye Meclis Üyesi G.A, Tuzla Belediye Meclis Üyesi H.Ö, Adalar Belediye Meclis Üyesi N.A, Şişli Belediye Meclis Üyesi S.G, Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi T.Ş. ve Beyoğlu Belediyesi ile irtibatlı olduğu öne sürülen İ.P. gözaltına alınmıştı.

Gözaltına alınanlar 13 Şubat’ta tutuklanmaları talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. Nöbetçi sulh ceza hakimliği, 10 kişinin tutuklanmasına karar vermişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada ise “Kent uzlaşısı formülünün, DEM Parti üstü bir örgütlenme sistemi olduğu, özellikle örgütlenme konusunda çalışmalar yürüten örgüt bünyesindeki oluşumların (DBP, HDK) örgütün taban (halk) örgütleme sistemini geliştiren ve yöneten esas kurumlar olduğu hususu da nazara alındığında adı geçen şüphelilerin terör örgütünün kent uzlaşısı faaliyeti kapsamında faaliyet yürüten örgüt mensuplarından oldukları anlaşılmış olup…” gibi iddialar öne sürülmüştü.

“Kent Uzlaşı” Nedir?

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 15 – 16 Aralık 2023’te düzenlenen ve Mart 2024’te yapılan yerel seçimlere yönelik olarak karar alınan Parti Meclisi toplantısında “Kent Uzlaşısı” stratejisi açıklamıştı.

Parti Meclisi’nin ardından duyurulan bu strateji ile kayyum atanan belediyelerin geri alınacağını savunan DEM Parti, “Bunun yanı sıra daha önce yönetiminde bulunmadığımız birçok il, ilçe, belde belediyesinin seçimlerini kazanacak ve halkı yolsuzluktan, rant şebekelerinden ve kimliğimizi inkar edenlerden kurtaracağız. Bu hedefimize ulaşmak için parti adımızla çeşitli iş birlikleri ve güç birlikleri kurarak ilerleyeceğiz,” diye belirtmişti.

Toplantıda sonucunda açıklanan bildirinin 5. maddesinde de “Türkiye’nin batısında ise kenti var eden, yaşatan sosyal ve siyasal dinamikleri geniş ölçekte kapsayan tüm kurum, kuruluş,  işçi, emekçi, ekolojist, kadın, gençlik, halklar ve inanç örgütleri, siyasi partiler, emek ve meslek örgütleri, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlar, tüm toplumsal taraflar ve siyasi aktörlerle görüşmek, müzakere etmek, birlikte yürümek, ortak mücadeleyi örecek Kent Uzlaşısı zeminini oluşturmayı öncelikli görev olarak görüyoruz,” ifadeleri yer almıştı.

Paylaşın

Özel’den Avrupa Birliği’ne Göçmen Politikaları Üzerinden Eleştiri

CHP Lideri Özgür Özel, “Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkisini göçmen pazarlıklarına hapseden Türkiye’yi sınırının ötesinde bir göçmen deposu olarak gören bir Avrupa Birliği olmamalıdır” dedi ve ekledi:

“Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri çok boyutludur. Çok boyutlu ilişki elbette karşılıklı istikrar ve demokrasi alır. Bu ilişkinin içinde insani temaslar ve bağlar ticaret yatırım, turizm, eğitim, bölgesel güvenlik ve güvenlik ve stratejik konular bulunabilir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalistler ve Demokratlar Grubu Toplantısı’na katıldı. Türkiye’de Avrupa Birliği’ne (AB), katılım talebinin yüksek olduğunu ifade eden Özel, AB’yi göçmen politikaları üzerinden eleştirdi.

Türkiye’nin demokrasi kültürünün birçok yeni AB üyesi ülkeden ileride olduğunu söyleyen Özel, şöyle devam etti: “Özellikle genç kesim arasında Avrupa Birliği’ne üyelik talebi yüzde 72 noktasına kadar. Ancak o Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkisini göçmen pazarlıklarına hapseden, Türkiye’yi sınırının ötesinde bir göçmen deposu olarak gören bir Avrupa Birliği olmamalıdır.”

Özel’in açıklamalarından satırbaşları şöyle: ” Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkisini göçmen pazarlıklarına hapseden Türkiye’yi sınırının ötesinde bir göçmen deposu olarak gören bir Avrupa Birliği olmamalıdır. Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri çok boyutludur. Çok boyutlu ilişki elbette karşılıklı istikrar ve demokrasi alır. Bu ilişkinin içinde insani temaslar ve bağlar ticaret yatırım, turizm, eğitim, bölgesel güvenlik ve güvenlik ve stratejik konular bulunabilir.

Mücadelemiz, Avrupa Birliği ile örtüşmektedir. Demokrasiye, hukuka, istikrara inanan bir partiyiz. Hukuk ayakta tutan temel unsur demokrasi kültürüdür. Türkiye’nin demokrasi kültürü birçok yeni AB üyesi ülkeden daha ileridir. Ülkemizde yaşanan yargı tacizlerini, hukuksuzluklarını yakından takip ediyorsunuz. Biz bu sürece itiraz ediyoruz.

Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 23 Mayıs 2025 tarihinde 1 milyon 700 bin üyemizin doğrudan sandık başına gideceği bir ön seçim süreciyle Cumhurbaşkanlığı adaylığı unvanını resmen kazanacaktır. Ön seçim sürecinin tamamlanmasıyla birlikte yapılacak ilk genel seçimlerde yarışacak isimlerin belirginleşeceği inancı içindeyiz. Seçimlere ilişkin tek belirsizlik seçim tarihidir.

Parti demokratik, barışçıl, laik, İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygılı bir Türkiye arzuluyor. Biz böyle bir Türkiye’nin hayallerini kuruyor, böyle bir Türkiye için mücadele ediyoruz. Avrupalı siyasetçiler nasıl bir Avrupa hayal ediyorlar? Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkinin bu sıradan bağımsız olarak düşünülmeyeceği kanaatindeyim.”

Özel, Avrupa Parlamentosu Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sanchez Amor’la da görüştü. Görüşme parlamento binasında, basına kapalı olarak gerçekleşti.

Özel’e CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Dışişleri Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başan Yardımcısı İlhan Uzgel, Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, eski Genel Sekreter Yardımcısı Şule Erten Bucak ile eski Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç eşlik etti.

Paylaşın

Özgür Özel, “Kürt Sorunu”nun Çözümü İçin Meclis’i İşaret Etti

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Kürt Sorunu”nun çözümü için Meclis’i adres gösterdi ve “Böyle bir sorun çözülecekse demokratikleşme ile Meclis çatısı altında çözülecek. Gazeteciler, Gezi tutukluları, Kürdü Türk’ü yerel yönetimciler içerideyken, kayyım uygulamaları devam ediyorken bu ülkede bir çözüm mümkün olmaz” dedi.

Özgür Özel, konuşmasının devamında, “Çıkar ilişkilerine dayalı bir ilişki olursa bu işin sonunda Kürtler de Türkler de kaybeder. 2015’te doğru bir süreç yönetilseydi, o günden bu güne akan kan, gözyaşı olmazdı. Despotik bir iktidar herkesi pataklayıp hapse tıkacak, sonra da demokratikleşme konuşulacak. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, sorumluluk almalıdır. Al ver pazarlığının içinde olmadık, sonunda da olmayız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin TBMM grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamaları şöyle:

Büyük usta Edip Akbayram’ın vefat haberini büyük bir üzüntüyle öğrendik. Edip Akbayram yalnızca şarkılarıyla her birimizin hayatında iz bırakmış bir müzisyen, bir sanatçı değil, aynı zamanda yaşantısıyla da bizlere örnek olan bir mücadele insanıydı. Her daim işçinin, emekçinin, ezilenin hikayesini anlattı. Kendi tabiriyle ezilenlerin melodik sesiydi. Cumhuriyetin sanatçısıydı. Cesaretini halktan alıyordu. O yüzden herkesin ‘hoca efendi’ diye peşinden koştuğu zamanlarda FETÖ’nün ödülünü reddetme cesaretini gösterebilmişti.

Türküler Yanmaz albümünü Madımak’a adadı. Her dönemin insanı olmadı. Her dönem insanlıktan yana oldu. Bizler bu salonda bulunan herkes ne zaman ayağımız takılsa, sendelesek ayağa kalkarken hep onun bir şarkısıyla ayağa kalktık. Şehirleri, ilçeleri kaybettik. Büyük şehirleri kaybettik zaman zaman. Seçimleri kaybettik. Bir sonrası için inanın çocuklar dedi. İnanın motorları maviliklere süreceğiz. Güzel günler göreceğiz dedi.

Düştüğümüz yerden kalktık. Birbirimizin elinden tuttuk. Ayağa kalktık. Sonra sonra Edip ağabey haklı çıktı. Ankara’da güzel günler görmedik mi? İstanbul’da güzel günler görmedik mi? İnanın çocuklar, inanın güzel günler göreceğiz ve hep birlikte motorları maviliklere süreceğiz. Türkiye’de de güzel günler göreceğiz. Edip ağabey sana söz veriyoruz. Selam olsun sana. Güzel günler göreceğiz ve senin huzuruna bir kez de böyle geleceğiz.

Bugün ülkenin dört bir yanından gelen emekçi kadınlar aramızda. 8 Mart’ın öncesindeki salı günü göstermek için buraya koştular, geldiler. Türkiye geniş tanımlı kadın işsizliğinde yüzde 38’le tarihi zirvede. Yani bugün 100 kadından 38’i Türkiye’de işsiz. Kayıt dışı işlerde çalışan kadınların oranı ise yüzde 34. Bu tablo kadınların emeğinin sistematik olarak görmezden gelindiğinin, sömürüldüğünün, sosyal adaletin erozyona uğratıldığının en önemli kanıtı. Türkiye’de en önemli sorun kadına karşı şiddet durmuyor.

2024 yılını 445 kadın cinayeti ile kapattık. 2025’in bu kısa 2 ayında rakam 64’ü buldu bile. Kadınların maruz bırakıldığı şiddetin kaynağı sistemin ta kendisi. Ne oluyorsa bu ülkede, ne oluyorsa bu kadınlara iyi gelmiyor. Madem Meclis çatısı altındayız, buradan salondaki kadınların huzurunda Türkiye’deki tüm kadınlara bir sözümüzü bir kez daha hatırlatalım. 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra da umut, CHP iktidarındadır. Bu grup İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden yürürlüğe koyana kadar mücadeleniz mücadelemizdir.

Büyük acı 40. gününde. Yüreği taş kesenlere karşı bu salon ve Kartalkaya’ya adalet isteyenler ateşi yüreklerinin altını yakan bir mumu hiç söndürmeyecek olanlardır. Biz o bir mumu Soma için de söndürmüyoruz, infilak eden havai fişek fabrikasında hayatını kaybedenler için de, Afyon için de, Çorlu tren kazası için de, Ermenek için de Sivas Madımak Oteli için de söndürmüyoruz. Nerede yüreğindeki o mum yüreğini yakmaya devam edenler varsa ahlaklı insanlar varsa iyi insanlar varsa onlara söz veriyoruz. Unutmuyoruz, unutturmuyoruz, affetmeyeceğiz ve teker teker hesabını soracağız. Bir yanda rapora korsan diyen sonra mahcup olan, kendi yazılarıyla mahcup olan Adalet Bakanı koltuğunda otursun.

Bir yanda 10 güne bütün sorumlular hakim karşısına çıkacak deyip o günden beri susmuş olan İçişleri Bakanı otursun. Bir yandan bütün raporlar her şey sorumluluğunu işaret ettiği halde 78 candan sorumlu Turizm Bakanı otursun. Onları atayan her birini atayan Recep Tayyip Erdoğan’a şunu söylüyorum; bu işin siyaseti olmaz, bakan koruması olmaz, yandaş kayırması olmaz. Bu iş can meselesidir. O canların hesabı sorulmadan bu vicdanlardaki bu ateş dinmez. Bunu ya hissedeceksin ya hissedenlere saygı duyacaksın.

Bir diğer taraf yüreğimiz Madımak için yanıyor dedik. Yanmaya devam ediyor 32 yıldır. Ama maalesef 35 canımızı yakarak öldürenlere yapılan muamele vicdanları kanatmaya devam ediyor. Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala için verdiği kararları uygulamayanlar Anayasa Mahkemesi’nin Sivas katilleri için ‘iyi halden yararlanabilirler, terör örgütü üyesi değiller’ kararı üzerine aslında insanlığa karşı bir suç olduğu için zaman aşımı olmayacağı halde bazı sanıkları zaman aşımından yararlandıranlar.

Bazılarını çok daha beter durumdaki insanlar koğuşlarında can çekişirken onlara kullandırtmadığı hakları Hayrettin Gül ve Ahmet Turan Kılıç için af yetkisi kullananlar bu sefer de bir AYM kararını araçsallaştırarak bu şubat ayı içinde 29 caniden 23’ünü serbest bıraktı. 6 suçlunun da ilerleyen günlerde tahliye edilmesi bekleniyor. Ve Erdoğan zamanaşımı kararında mikrofon tutulduğunda şunu demişti. Milletimiz için hayırlı olsun. Sayın Erdoğan her zamanki gibi safını seçmiş. Biz de safımızı belli edelim.

Erdoğan görünen o ki Kartalkaya’da da, Madımak’ta da yakanlardan yana. Biz de yananlardan tarafız. Bu büyük yürek yangınlarının bu büyük bir yürek yangınlarının emsal olmaz.

Bir başka yangın da evdeki çocuğuna ekmek götüren babanın, evladının istediğini alamayan ananın yüreğindeki yangındır. Mutfaktaki yangın, pazardaki yangın, cüzdandaki yangın. Türkiye, bu şartlar altında Ramazan ayına boynu bükük girmiştir. TÜİK şubat ayı enflasyonunu yüzde 2.3 yıllık enflasyonu 39.1 ilan etti. Enflasyon yüzde 40. ENAG enflasyonu TÜİK’in tam iki katı, yüzde 80 bulmuş. Anadolu’nun dört bir yanında AK Parti’ye, MHP’ye oy veren TÜİK’in açıkladığı fiyatlara göre maaşlarına zam alanlara soruyorum; hesabı kitabı kendiniz yapın.

2,5 katına çıkmış kıyma. Erdoğan ‘kıymayı bırak’ diyor. Bir de bir yandan çıkmışlar enflasyon düşüyor diyorlar. Buradan usanmadan, bıkmadan tekrar ediyorum. Enflasyon düşmesi fiyat düşmesi demek değildir. Türkiye’deki gerçek enflasyon yüzde 80’dir. Buna inanmayan bunu yalanlamak isteyen Erdoğan o sıcak salonlardan çıkacak. Atadıklarına kendine alkışlattırdığı salon siyasetinden çıkacak sokağa, markete, bakkala, esnafa, çarşıya ve pazara gidecek. Pazarda vatandaşa soracak. Bu geçen sene kaç paraydı? Bu sene kaç para? yüzde 80’in altında çıkıyorsa Özgür Özel olarak çıkıp ondan özür dileyeceğim. Hadi bakalım pazara.

Tayyip Erdoğan’ın bu 2018’de “Verin yetkiyi bu kardeşinize, enflasyon nasıl düşecek, fiyatlar nasıl düşecek, doların beli nasıl bükülecek” dediği, geldiğinde dolar 3,6 liraydı. Şimdi 35’lerde zorla tutuyorlar. Ve tutmak için dünya kadar rezerv yakıyorlar. “1 doları 1 lira yapmak mümkün” diyordu, saçı briyantinli ekonomi danışmanı. 2018’de bir tepsi güllacın evdeki maliyeti, 25 liraymış, bugünkü maliyeti yüzde 1320 artışla 355 lira olmuş. Bu, Recep Tayyip Erdoğan’ın güllaca, Ramazan’a ve memlekete maliyetidir. Bunu sona erdireceğiz.

Tayyip beyi, siyasi hayatı boyunca, onun peşini bırakmayacak bir şey var. Ah aldı. Bülent Ecevit, 1974’te dünyaya kafa tutmuş, ‘ambargo yaparız’ demişler dinlememiş, o ambargo yüzünden tüp kuyrukları olmuş. O tüp kuyruklarının hesabını Bülent Ecevit’ten sormuştu. İkinci Dünya Savaşı’na Türkiye’yi sokmayıp çocuklar babasız kalmasın diye çocukları şekersiz bırakan İsmet Paşa’ya şeker karnesini, ekmek karnesini sormuştu. şimdi ne ambargo var, ne İkinci Dünya, Üçüncü Dünya Savaşı var.

Ey Erdoğan, ah alırsan ahı çıkar da bu vatandaşın günahı ne? Sen bu et kuyruklarını ülkede oluşturuyorsun. Erzurum’da, Yozgat’ta, Diyarbakır’da, Bursa’da, Van’da, Sakarya’da, bu kuyrukları yapan Erdoğan eninde sonunda bu kuyrukta duranlar bir gün bir kuyruğa daha girecekler. Seçim sandığının başında kuyruğa girecekler ve bu kuyrukları bitirecekler.

Ülkedeki işsiz ordusu Kuzey Avrupa ülkelerinin nüfusuyla yarışıyor. İş aramaktan vazgeçenlerle birlikte 11 milyon işsizimiz var ve Milli Gelir 15 bin doları aştı diyor. Yalanın kuyruklu tarafı şu, ‘artık milli gelirde gelişmekte olan ülkelerden kurtulduk, gelişmiş ülkelere gittik’ diyor. Oysa milli gelirdeki Türkiye’deki görece artış gelişmekte olan ülkelerin eğrisinin tam dibinde. İskandinav ülkeleri 100 bin doları zorluyor. Avrupa Birliği ülkeleri aşağı çekenlere rağmen 50 bin doların üstünde. Türkiye’de milli gelirdeki artış dolar üzerinden hesaplandığı için kur olması gerekenin altına çekince milli gelir hesabı 12 değil 15 çıkıyor. Zenginleştiniz sevinin diyor.

TÜİK’e göre nüfusun yüzde 10’u toplam gelirin üçte birini cebine koymuş. Daha da acısı halkın yarısı en zengin yüzde 5’lik kesimden daha az milli gelirden pay alıyor. Yani toplumun yüzde 50’si ülkenin yarısı tahmin ediyorum bu salondakilerin neredeyse hepsi onların temsil edildiği kimseler toplumun yüzde 50’si en zengin yüzde 5’ten daha az alıyor milli gelirden ve buna zenginleştik sevinin diyor. Buna sadece ve sadece vergi almayıp bütçeye onlar için 701 milyar lira para koydukların her ihaleyi verdiklerin, senin beşli çeten, 40 haramilerin sevinir. Bu salonda da, sokakta da buna sevinecek kimseyi bulamazsın.

Ramazan ayında onlarca işçi kendini Çayırhan’daki madenin içine kapattılar. Sebebi bugün yapılacak ihale. 1987 yılında maden açıldı ve gayet karlı bir şekilde işletilirken bundan 20 yıl önce bu maden özelleştirildi. Altın yumurtlayan tavuğu kestiler. 20 yıl boyunca bu şirket bu madenden gayet iyi para kazandı. Kesilen altın yumurtlayan tavuk dirildi. Bizim kümese geri girdi. Artık hepimiz için yeniden yumurtlayacaktı.

Özelleştirmenin günü bitti. İşçiler 4 yıldır hallerinden memnun. Devlete buranın geçmesinin mutluluğunda geleceğe güvenle bakarken bu iktidar bir kez daha Çayırhan’ı özelleştirmeye altın yumurtlayan tavuğu kesmeye bunu kendisi borçlandığında dolarla doların enflasyonuyla faizlerle borçlanırken milletin malını birine verdiğinde bunu Türk lirası üzerinden 6 yıl faizsiz Türk lirası üzerinden 6 yıl taksitlere bölmeye niyetlendi ve 18 firma koştu, teklif aldı.

Madenciler yürüdüler. eylem yaptılar, açlık grevi yaptılar. 4 ay önce bu işi durdurdular. O gün hükümetten de birçok yetkili gidip sözler vermişti. Bugün özelleştirmenin ilk günü. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yöneticilerimizle milletvekillerimizle birlikte Çayıran işçilerine olabilecek en büyük desteği verdik. Belediye başkanlarımız hep birlikte gittiler.

Kol kola girdiler yürüdüler. Bundan sonra da Çayırhan madencilerini desteklemeye mücadelelerine omuz vermeye devam edeceğiz. Ama buradan bir kez daha rahmetle analım Deniz Baykal’ı. 1977’de anayasaya aykırı olarak peşkeş çekilen bütün madenleri özelleştirmişti. Buradan bir kez daha hatırlatıyoruz. Anayasaya göre madenler milletindir. Onları işletme görevi devletindir. Özelleştirmelerin tamamı haksızdır, hukuksuzdur. Cumhuriyet Halk Partisi gelecektir. Madenler yeniden milletin olacaktır.

Bir yandan Halk TV davası görülüyor. Çok kıymetli Suat Toktaş Silivri’de bugün özgürlüğüne kavuşmasını umuyoruz. Serhan Asker’in, Kürşad Oğuz’un, Barış Pehlivan’ın, Seda Selek’in yanındayız. Suçları Ekrem başkanımızın uğradığı haksızlığa her seferinde 8000 kişi içinden çıka çıka aynı bilirkişinin çıkmasına bu bilir kişinin bu tesadüfü bu bilirkişiye sormak için haber yapmaya çalışan arkadaşlarımızı yargılıyorlar. Kuvvetli bir heyetle İstanbul’da yanlarındayız.

İstanbul Barosu dünyanın en büyük barosuna seçimle alamadılar. 2. bir baro açılması için olmadık kanun çıkarttılar. Başaramadılar. Şimdi bir terör yaftası yapıştırarak kayyum atamaya çalışıyorlar. Baronun davası var. Oradayız. Bir yandan da hem gazetecileri hem her türlü doğru bilgiyi halka sansürsüz ulaştırmaya çalışanları baskı altına almak için şimdi de meclise bir siber güvenlik kanunu getirdiler. Grubumuzun önünde şunu ifade edelim.

CHP, bu çağda bir siber güvenlik kanunu olması gerektiğini hep söyledi. Ancak bu kurumun hukuk çerçevesinde denetlenebilir, şeffaf, herkese güven veren bir kurum olmasını istedik. Ama AK Parti’nin getirdiği taslakta Siber güvenlik Kurum başkanına bunu atama yetkisini cumhurbaşkanına, bu başkana da konutta, iş yerinde kapalı alanlarda arama yapılmasının ve kopya çıkarmanın ve el koyma işlemlerinin bir savcı kararı olmadan durum acil diyerek Erdoğan’ın atadığı birinin bu kararı verebilme yetkisi veriliyor. Grubumuz buna çok esastan itiraz ediyor.

Direniyor, mücadele ediyor. Biz de bu meselenin Türkiye’de herkesi suçlu ilan etme, gazetecileri baskı altına alma, gerçekleri gizleme ve haksızca sabahın bir köründe gidip de evleri basma, arama yapma yetkisinin Cumhurbaşkanının atadığı birine bir hakime bir savcıya değil bir atanmışa verilmesini sonuna kadar eleştiriyoruz. Bunun için arkadaşlarımız ellerinden gelen mücadeleyi verecekler. Kanun çıkarsa da çıkar çıkmaz Anayasa mahkemesine götüreceğiz ve bunu denetim altına alacağız.

Kim ki bu iktidarı rahatsız ediyor karşısına yargı sopasıyla dikiliyorlar. Bugünden itibaren İstanbul’un seçilmiş 3 belediye başkanı Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ın yanına maalesef Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler’i de yolladılar. Alaattin Başkan’ın suçu Beykoz gibi bir ilçeyi daha önce belediye başkanlığı yaptığı bir ilçeyi bu kez AK Parti’nin elinden alıp Cumhuriyet Halk Partili bir belediye yapmak. Dün Dün Çok sayıda yerel yönetici Alaattin başkanın muhatap olduğu sorular ve verilen kararı görünce şunu söylediler.

Bu soruların sorulup da alınan cevaplarla eğer bu memlekette hukuk devleti olsa bir tane AK Partili bir tane Milliyetçi Hareket Partili belediye başkanı sokakta olamaz. Hepsi birden Silivri’de yatacak yer kalmaz. Hepsi birden Silivri’de olurlar. Alaattin başkana 65 yaşındaki başkana belediye başkanı olduğu halde kendisi sorumlu olmadığı, imzasının olmadığı, talimatının olmadığı işlerden her belediyenin iş ve işleyişinde olan hesap sorulacaksa da yapandan sorulacak olduğu ve yüzde 99’unda da normal işleyiş dışında bir şey olmadığı meselelerden Alaattin Başkanı hapse atmaya Bir algı yaratmaya niyetli olan o kötü niyet şöyle bir süreç yürüttü. Sabahın 4’ünde buraya geliyordu.

Ön seçim tanıtım toplantımıza geliyordu. Sabahın 4’ünde gittiler. Evini bastılar evinde arama yaptılar ve oradan güya delil topladılar. Ne kadar hukuksuz olduklarını söylüyoruz. Biliyoruz. Herkes biliyor ama ne kadar hukuksuz olduklarını anlatmak için çok basit bir örnek. Türk Ceza Kanunu değişirken oradaydım. 4. yargı paketi. Çok net biliyordum. Sordum hukukçu arkadaşlar elbette dediler. Tartışmıştım burayı.

Övüne övüne 4. yargı paketinde artık şafak operasyonları yok. Artık gece yarısı baskınları yok. Türkiye’de aramalar gündüz gözüyle yapılacak dediler. Dediler ki konutta, iş yerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz. Bunu yazdılar. Altına da gece vakti nedir? maddenin e fıkrasına. Gece vakti deyiminden güneşin batmasından 1 saat sonra başlayan doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zamana gece vakti denir dediler.

Bu hesaba göre İstanbul’da gün doğumu o gün 7.34 aramanın yapıldığı saat 4 4. Avrupa’ya benziyoruz. Gece aramalarını bitiriyoruz. Kanun çıkarıyoruz diye övünen bunlar. Bu kanuna el kaldıran bunlar. Oraya o savcıyı atayan bunlar bu aramayı yapan yine bunlar. Böyle yapılan bir aramayla başlayan 4 gün boyunca 65 yaşında seçilmiş belediye başkanını nezarethanede tutan 4 günün son saatinde ifadesini alan ondan sonra götürüp adliyede tutuklayan zihniyete soruyorum. Bunu yapmakla iktidarda kalabileceğini düşünüyorsan avcunu yalarsın kardeşim, avcunu yalarsın. Diğer taraftan, diğer taraftan çıkmış her uzatılan teybe aynı cevabı veriyor Adalet Bakanı.

Türkiye hukuk devletidir. Yasalar karşısında herkes eşittir. Herkes yasaların dediğine, mahkemenin kararına uymakla yükümlüdür. Öyle mi öyle mi Adalet Bakanı. İstanbul’u AK Parti’den aldık. 37 dosya. 4 başı mamur 37 büyük yolsuzluk dosyası. Süleyman Soylu denen zat o gün İçişleri Bakanı. Geldi. 37 dosyanın 33’üne el koydu. Bu yolsuzluk dosyaları bundan sonra İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturulacak. Nerede o dosyalar? Nerede o dosyalar? Birine işlem yapılmış mı birine birine? 4 başı mamur yolsuzluk dosyalarını aldı. Üstüne oturdu. Adaletin kanunu kuruttu. Şimdi de ortalıkta yok.

Bu rakam Ankara’da. Tabii Ankara’nın kimden alındığının ve hangi dönemin sorgulandığının da farkında olalım. Melih Gökçek dönemine dair tam 97 dosya. 97 büyük yolsuzluk dosyası var. Kapağını açan var mı? Hesabını soran var mı? Bu yolsuzluk dosyaları üzerinden bir kelime konuşan var mı? Bundan sonra buradan konuşacağız arkadaş. Buradan konuşacağız. Ben kendimi hakim yerine savcı yerine koyacak değilim.

Ama o makamda oturanlara soruyorum. Şöyle bir bakalım dedik. Belediyelerimiz savcılıklara ne yollamışlar? Ne işlem yapılmış? Bakın gelecek haftalarda gelecek. Bir Denizli var aman Allah’ım. Bir Balıkesir var utançtan yüzüne bakamazsın. Bu nasıl iş diye. Bir Manisa var aman aman aman. Hepsi hepsi teker teker gelecek buraya. Ama şimdi Bursa’dan başlayayım ve sadece özel kalem harcamalarından başlayayım.

Sadece depremde depremde Bursa Belediyesi’nin yaptığı işi bile takdir ettik deyince demişti ki birisi yok bozuk saat yok. Bakın bozuk saatin bozuk ahlakın bozuk vicdanın ne yaptığına bakın Bursa’nın parasıyla. Dosyadan okuyorum. Harcama kalemleri altında dönemin Büyükşehir Belediye başkanının onay imzası var. Alaattin Köseler’in dün sorulan soruların birinde onay imzası yok

Onay imzası AK Parti özel buluşma harcaması AK Parti İl Başkanlığı’na giden paketler kalemi imzalamış. AK Parti il binasında kokteyl gideri imzalamış. AK Parti temayül yoklaması masrafları imzalamış. AK Parti Ankara’nın istediği promosyonlar imzalamış. Seçim çalışması yemek gideri imzalamış. AK Parti kadın kollarına yemek imzalamış. Alinur Aktaş seçim çalışması kendi kendine imzalamış. Yetmemiş Hüda Par İl Kongresi yemek bedeli özel kalemden ödenmiş. Ülkü Ocakları yemek bedeli özel kalemden ödenmiş. Büyük Birlik Partisi yemek bedeli Bursa özel kalemden ödenmiş. Demokratik Sol Parti lansman gideri Bursa özel kalemden ödenmiş.

DSP yemek gideri Bursa özel kalemden ödenmiş. Tügva yemek bedeli Bursa özel kalemden ödenmiş. Milliyetçi Hareket Partisi Kemalpaşa ilçe örgütü harcamaları Bursa özel kalemden ödenmiş. Bursa’ya gelen 10 bakanın tek tek isim isim yazılı. Bursa’daki seçim çalışma masrafları Bursa özel kalemden imzayla resmen ödenmiş. 100 154 kalemde 154 kalemde 15,5 milyon TL’lik harcama Alinur Aktaş tarafından AKP, MHP, BBP, DSP, Hüdapar, Türkva ve kendi seçim kampanyası için 15,5 milyon lira para ödenmiş. Ey Adalet Bakanı…

Haram zıkkım olsun demekle haram zıkkım olmuyor. Senin adına bu işi yapacak biri var Bursa’da. Ey Bursa Cumhuriyet Başsavcısı. Ey harekete geçmeyen savcıları neden geçmiyorsun diye soracak Hakimler Savcılar Kurulu. Onun başkanı Adalet Bakanı. Onu atayan Recep Tayyip Erdoğan. Bu sadece Bursa Büyükşehir’in belediye başkanının kendi imzasıyla oluruyla ödedikleri. Bunlara soruşturma başlatacak mısın? Yoksa bu millet gelip senin alnını mı karışlasın? Hadi bakalım.

“Türkiye’de Kürtler meselem var diyorsa Kürt meselesi vardır”

CHP her daim tarihsel büyük bir tutarlılıkla Türkiye’de Eğer vatandaşları sorunum var diyorsa o sorunu görmeye kabul etmeye ve çözmeye kararlı bir partidir. Geçmişi külliyatı bundan doludur. Türkiye’de Kürtler meselem var diyorsa Kürt meselesi vardır. Tayyip Erdoğan bu sorunu çözmeye gelmiş bunu iddia etmiş sonra savrulmuş bu sorunu inkar etmiş bir siyasetçidir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm meselelerin demokratik yollarla çözülmesini savunan bir parti olarak 1 Ekim tarihinde Sayın Bahçeli’nin gidip Dem grubunun elini sıkmasıyla başlayan süreci dikkatle özenle temkinle ve kendimize yakışan tarihi sorumluluğumuzu taşıyarak takip ediyoruz.

Her ne kadar Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan Cumhuriyet Halk Partisi grubu tüm siyasi parti gruplarına duyduğu saygıyı deme duyduğu zaman terörist ilan edilmişse Nasıl Cumhuriyet Halk Partisi sadece ve sadece milletten aldıkları temiz kağıdıyla belediye başkanı seçilen kişilere kayyım atanmasına itiraz ettiğinde de bu konuda eleştirilmişse şimdi ya da Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir belediye başkanı 10 yıl önce taziye için örgütün bir yöneticisine telefon açtığı, taziye verdiğinden dolayı o terör örgütüne mensup kabul edilip içeri atılıyorken o terör örgütünün başının gelip konuşma yapmasının o terör örgütüne bir heyet görevlendirilmesinin önünün açılmasını o heyetin her bir üyesine telefon açılması Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılan yıllardır yapılan haksızlıklar üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi’ne bir samimi özür.

Bir öz eleştiri bu millete sırf sizin oyunuzu alabilmek için bir partiyi ülkenin çok önemli bir seçmen grubunu şeytanlaştırarak ve onlarla insani ilişkiler sürdürülmesini bile terör örgütü mensupluğu göstererek “biz sizi kandırdık. Biz sizin duygularınızı suistimal ettik. Şimdi döndük dolaştık o elleri biz sıkıyoruz. Methiyeler düzüyoruz ” demeleri gerekse de biz bunu vatandaşlarımızın vicdanlarına onların ferasetlerine veriyoruz.

Bize yapılan haksızlık ve bugün yapılanlar Türkiye Cumhuriyeti’nin her birisinin ayrı ayrı yüreğine ve vicdanına inandığım vatandaşlarımızın vicdanına emanettir. Onlara emanet ediyorum. Partime belediye başkanlarına geçmiş dönem genel başkanımıza, milletvekillerimize yapılan bu konudaki tüm iftiraları tüm hakaretleri milletimizin vicdanına emanet ediyorum.

Tayyip Erdoğan bu sorunu inkar etmiş bir siyasetçidir. Sayın Bahçeli’nin DEM grubunun elini sıkmasıyla başlayan süreci dikkatle, itinayla ve sorumluluğumuzu taşıyarak takip ediyoruz. CHP DEM Parti ile görüştüğünde terörist ilan ediliyorken, kayyım atamaya itiraz ettiğinde eleştirilmişse, CHP’nin bir belediye başkanı taziye için telefon açtığı için terör örgütü mensubu kabul edilip içeri atılırken heyet görevlendirmesinin önü açılıyorken CHP’ye bir özür bile dilemiyorlar. Bu sorunun Meclis çatısı altında çözülmesini savunuyoruz. Demokratikleşme adımları atılarak, kanunlar yapılarak çözülmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

Tam bir samimiyet, şeffaflık ve toplumsal mütabakatla sürdürülmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. 2015’te olduğu gibi Erdoğan tarafından nasıl felakate sürüklendiğini biliyoruz. Bugün de aynı yanlış bakış açısı olduğunu ifade ediyoruz. Dolmabahçe’de masa kurulup canlı yayın hazırlıkları yapılırken Erdoğan tarafından inkar edildiğini hatırlatıyoruz. Bu süreci ‘Erdoğan doğru yönetiyor’ diyenlere hatırlatıyorum; Erdoğan’ın Dolmabahçe masasındaki tüm aktörlerle yine aynı masada olduğunu hatırlatırım.

Müzakerelerin devlet tarafından yürütüldüğünü söylediğimizde DDM (Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi)’den yalanlama yaptılar. Açık çağrı yapıyorum; Öcalan’a bir sihirli değnek değmesi ile, her şey yoluna girecek denmesiyle çözülmez, bunun gerçekliği yok. Böyle bir sorun çözülecekse demokratikleşme ile Meclis çatısı altında çözülecek. Gazeteciler, Gezi tutukluları, Kürt’ü Türk’ü yerel yönetimciler içerideyken, kayyım uygulamaları devam ediyorken bu ülkede bir çözüm mümkün olmaz. Çıkar ilişkilerine dayalı bir ilişki olursa bu işin sonunda Kürtler de Türkler de kaybeder.

2015’te doğru bir süreç yönetilseydi, o günden bu güne akan kan, gözyaşı olmazdı. Despotik bir iktidar herkesi pataklayıp hapse tıkacak, sonra da demokratikleşme konuşulacak. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, sorumluluk almalıdır. Al ver pazarlığının içinde olmadık, sonunda da olmayız. Bu yol ancak tam demokrasi ile olur. Kim Kürt sorunu çözülsün istiyorsa, bilhassa DEM Parti,  demokratikleşme paketinde yer almalıdır. Demokratikleşme paketine varız, kim geliyorsa hodri meydan.

Çağırdık baba evine gelin dedik. O sözü söylediğimden bu yana 150 bin yeni üyemizle üye sayımız 1 milyon 700 bine dayandı. Hepsine hoş geldiniz diyorum. 23 Mart’ta yapacağımız yapacağınız ön seçim bu yılın ilk sandığıdır ama son sandığı olmayacaktır diyorum. Bugüne kadar diktatörlerin nasıl gittiklerini biliyoruz. Tek adam rejimlerinin nasıl gittiğini biliyoruz. Biz ülkedeki rejime son vermek için demokrasi ve sandık dışında bir yol bilmiyoruz ve asla önermiyoruz. Ama dünyadaki baskıcı resimler 1 milyon kişinin meydana çıkmasıyla değişiyorsa, onun adına Arap baharı deniyorsa 23 Mart’taki Türkiye’nin baharında bir milyonun üzerindeki üyesinin sandığa bekliyoruz.

Bir bahar günü başlamıştık, Mart’ın sonu bahar demiştik. Şimdi 23 Mart günü Türkiye baharını başlatmak için demokratik mücadeleyle bir tek adam rejimini sona erdirecek Türkiye baharı için 1 milyon 700 bin üyesini sandık başına bekliyorum. Gelin seçin ve tarihe geçin. Güç sende. Sana inanıyoruz. Sana güveniyoruz. Her şeyin çaresi sandıktadır.”

Paylaşın

Özgür Özel’den Dikkat Çeken “Abdullah Öcalan” İddiası

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın örgüte yaptığı silah bırakma ve kendini feshetme çağrısıyla ilgili konuşan CHP Lideri Özgür Özel, Öcalan ile devletin bir yıldır görüştüğünü söyledi.

Özgür Özel ayrıca, “Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları neyin ne olduğunu bilen, gören insanlardır. Ben 2025 yılında bir iktidar partisinin ve ülkenin Cumhurbaşkanının milletin aklıyla alay etmesini de doğru bulmuyorum” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Yeniden Refah Parti’sini ziyaret ederek Genel Başkan Fatih Erbakan ile bir araya geldi. Özel ve Erbakan görüşme sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın örgüte yaptığı silah bırakma ve kendini feshetme çağrısıyla ilgili yorumlarda bulunan Özel, şunları ifade etti: “Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak tarihsel tutarlılığımızı sürdürüyoruz. Bizim tarihsel tutarlılığımız ve bu sürece yönelik yaptığımız bütün açıklamalar bir sorun var mı? Bir sorun var. Ülkede Kürtler sorunum var diyorsa Erdoğan’ın geçmişte bu konuda söylediklerini terk edip de Kürt sorunu yoktur demesiyle Kürt sorunu çözülmüyor.

Bu sorunun çözülmesi için meclis zemininde hiçbir partinin dışlanmadığı ve sivil toplumun, toplumun tüm kesimlerinin temsil edildiği bir çalışmanın yapılması mutlaka gereklidir. Bu çalışmanın başı sonu demokratikleşmedir. Bu noktada elbette ki her zaman söylediğim hassasiyetle şehit ailelerinin, gazilerimizin ve tüm mağdurların mutlaka rızalarının alınması, görüşlerinin alınması, onları üzecek, rahatsız edecek işlerin içine girilmemesi çok önemlidir.

Bunun dışında biz şeffaflığa vurgu yapıyoruz, samimiyete vurgu yapıyoruz. Şunu da söylemek gerekir, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları neyin ne olduğunu bilen, gören insanlardır. Ben 2025 yılında bir iktidar partisinin ve ülkenin Cumhurbaşkanının milletin aklıyla alay etmesini de doğru bulmuyorum.

Bir yandan bir yıldan aşkın süredir bir müzakereyi yürüteceksiniz. Yaptığınız, yapılan görüşmelere devlet adına birisi tam yetkili, dört kişilik bir heyet eşlik edecek. Bu konudan dakika dakika haberiniz olacak. Anayasa Mahkemesi’nin bir üyesi, Yargıtay’dan üyeler, yüksek hakimlerin bulunduğu 20’nin üzerinde hukukçudan oluşan bir masa bir yerde çalışma yapıyor olacak, sizin bilginizle de.

Sonra millete bir şeyler oluyor, kendiliğinden oluyor. Sayın Bahçeli de güzel konuştu. Ben bir şey demiyorum, benimle ilgisi yok. Olursa sahiplenirim, iyi sonuçlar olursa bana yarasın, kötü sonuçlar olursa uzak durayım. Bu millet böyle kandırılabilecek, zekası hafife alınabilecek bir millet değil. Bir iş bir işi yapacaksan onun sorumluluğunu alacaksın, cesaretini göstereceksin. Millet sana bunun görevini vermiş, yetkisini vermiş.

Bana da bu sürece, bu milletin barış umudunu boşa çıkarmama, akan kanın durdurulmasının önüne set çekmeme, ama bir yandan da kimseyi kandırmayacağı, kimsenin mağdur edilmeyeceği bu sürece ana muhalefet olarak denetim ve geleceğin iktidar partisi olarak destek görevi vermiş. Ben görevimden kaçmıyorum. Mertçe burada duruyorum.

“Samimiyet olacak, açıklık olacak, şeffaflık olacak”

Aktörlerin pozisyonları belli. Bir kişinin pozisyonu güya belli değil. Her şeyi biliyor da işine gelince duyan, işine gelmeyince kulağı sağır olan büyükbaba numarası yapıyor bize. Bu bu bunlar bu artık samimiyete ihtiyaç var. Çıkacaksınız, bu sürecin neresinde olduğunuzu herkes biliyor. Tam göbeğindesiniz. Öyle gizli ajandanızın, onun bunun falanın filanın her şeyi bir yana bırakacaksınız. Samimiyet olacak, açıklık olacak, şeffaflık olacak. Herkes bunu biliyor.

Günün bu vaktinde çıkıp da kral çıplak diye bir çocuğun mu bağırmasını bekleyeceğiz? Kimse kimseyi kandırmasın. Efkan Ala, öyle uçakta havada gezip durum belli olunca inmekten olmuyor bu iş. Ben bekleyeyim, duruma göre pozisyon alayım. Efkan Ala da bu anlamda tarihsel bir tutarlılık içinde görünüyor.

Durum netleşene kadar uçakta beklemek her zaman olmaz. Dünkü açıklamalarından onu çok net olarak takip ettik. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi açısından bu ülkedeki insanların yararına, kan akmayacaksa, şehit gelmeyecekse, bu ülke bütün varını yoğunu harcadığı bu terör belasından kurtulacaksa, insanların yüzü gülecekse, analar ağlamayacaksa, barış gelecekse, artık Kürtler yaşadıkları bu sorunlardan kurtulacaklarsa, kendilerini bu ülkenin tam ve eşit vatandaşları hissedeceklerse biz orada varız.

Biz Recep Tayyip Erdoğan’ın gizli ajanda pazarlıklarının ve kenardan hiçbir şey yokmuş gibi meseleyi edilgen bile değil, korkak bir şekilde bir yerden izleyip bütün siyasi riski ortağının sırtına yükleyip buradan bir avantaj çıkarsa gidip siyaseten nemalanırım demesini son derece samimiyetsiz buluyoruz. Net olsun, açık olsun, cesur olsun.”

Öcalan: Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmeli

7 kişilik Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) heyeti üçüncü kez İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan’la görüştü. Bu görüşme sonrasında, 1999’dan beri İmralı Adası’nda bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’nın hazırladığı mektup, İstanbul’da kamuoyuyla paylaşıldı.

Önce, seçildiği halde görevden alınarak yerine kayyum atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, mektubu Kürtçe olarak okudu. Ardından, Van Milletvekili Pervin Buldan da mektubun Türkçe metnini okudu.

Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrının tam metni şöyle: “PKK; tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, reel-sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur.

Teori, program, strateji ve taktik olarak yüzyılın reel-sosyalist sistem gerçeğinin ağır etkisinde kalmıştır. 1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK’nin anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır.

Kürt-Türk ilişkileri; 1000 yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler, varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan, hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir.

Kapitalist modernitenin son 200 yılı, bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir. Etkilenen güçler, sınıf temelleriyle birlikte buna hizmeti esas bellemişlerdir. Cumhuriyetin tek tipçi yorumlarıyla birlikte bu süreç hızlanmıştır. Günümüzde çok kırılgan hâl alan tarihsel ilişkiyi, kardeşlik ruhu içinde inançları da göz ardı etmeden yeniden düzenlemek esas görevdir.

Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK’nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır.

Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.

Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.

Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır.

Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum.

Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”

Metnin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından, kapanış konuşması yapan Sırrı Süreyya Önder, Sayın Öcalan’ın çağrıya ilişkin şu notunu paylaştı: “Bu perspektifi ortaya koyarken, şüphesiz ki pratikte silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir.”

Paylaşın

Öcalan’ın Çağrısı Sonrası Özgür Özel’den Açıklama: Demokrasi Vurgusu

PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan gelen çağrıya ilişkin açıklamada bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Kürt meselesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, toplumun tüm kesimlerini kapsayarak, şeffaflıkla ele alınması ve çözülmesi yönündeki tavrımızı koruyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Özgür Özel, açıklamasının devamında, “Demokrasi, hukuk devleti ve toplumsal barış için tüm toplumun görüşlerinin, şehit ailelerinin, gazilerimizin ve bütün mağdurların rızalarının öncelendiği çözüm için üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Bugüne kadar yaptığımız katkıları, bundan sonra da esirgemeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Heyeti, İmralı Cezaevi’nde görüştükleri Abdullah Öcalan’ın PKK’ye silah bırakma çağrısı yaptığı açıklamayı, İstanbul’da düzenlediği basın toplantısıyla duyurdu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabı üzerinden, Abdullah Öcalan’dan gelen çağrıya ilişkin açıklamada bulundu. Özgür Özel, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ülkemizin tüm sorunlarının demokratik yollardan çözümü konusunda tarihsel tutarlılığımızı sürdürüyoruz. Aynı şekilde, terörün ve şiddetin her türlüsüne her zaman karşı olduk, bundan sonra da karşı olmaya devam edeceğiz. Kürt meselesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, toplumun tüm kesimlerini kapsayarak, şeffaflıkla ele alınması ve çözülmesi yönündeki tavrımızı koruyoruz.

Demokrasi, hukuk devleti ve toplumsal barış için tüm toplumun görüşlerinin, şehit ailelerinin, gazilerimizin ve bütün mağdurların rızalarının öncelendiği çözüm için üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Bugüne kadar yaptığımız katkıları, bundan sonra da esirgemeyeceğiz. Terör örgütünün silah bırakması ve kendini feshetmesi çağrısı önemlidir.

“Meseleler, temennilerle değil, güven ortamı tesis edilerek ve icraatlarla çözülür”

Bu çağrının gereklerinin, muhatapları tarafından yapılmasını ve onbinlerce cana mal olan, ağır ekonomik ve toplumsal tahribat yaratan terörün ilelebet sonlanmasını temenni ediyoruz. Hiç şüphesiz meseleler, temennilerle değil, güven ortamı tesis edilerek ve icraatlarla çözülür.

Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümü ancak iç barışın sağlanmasıyla mümkündür. İç barış ise, otoriter bir sistemde değil, demokratik düzende, hukuk devleti ilkelerine uymakla, adalet ve eşitlikle sağlanır. Demokratikleşme için gerekli kanuni düzenlemelerin yapılması kadar, mevcut kanunların uygulanmasındaki hukuk dışı yaklaşımların terk edilmesi ve anayasa ihlallerine son verilmesi elzemdir.

Cumhuriyet Halk Partisi, toplumun barış ve demokrasi taleplerinin hiçbir makam, mevki ve aktör tarafından kendi siyasi hedefleri doğrultusunda istismar edilmesine izin vermeyecektir. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesi doğrultusunda, her zaman barış ve demokrasi çabalarının yanında; savaşın, terörün, çatışmanın ve otokrasinin karşısındayız.”

Öcalan: Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmeli

7 kişilik Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) heyeti üçüncü kez İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan’la görüştü. Bu görüşme sonrasında, 1999’dan beri İmralı Adası’nda bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’nın hazırladığı mektup, İstanbul’da kamuoyuyla paylaşıldı.

Önce, seçildiği halde görevden alınarak yerine kayyum atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, mektubu Kürtçe olarak okudu. Ardından, Van Milletvekili Pervin Buldan da mektubun Türkçe metnini okudu.

Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrının tam metni şöyle: “PKK; tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, reel-sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur.

Teori, program, strateji ve taktik olarak yüzyılın reel-sosyalist sistem gerçeğinin ağır etkisinde kalmıştır. 1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK’nin anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır.

Kürt-Türk ilişkileri; 1000 yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler, varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan, hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir.

Kapitalist modernitenin son 200 yılı, bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir. Etkilenen güçler, sınıf temelleriyle birlikte buna hizmeti esas bellemişlerdir. Cumhuriyetin tek tipçi yorumlarıyla birlikte bu süreç hızlanmıştır. Günümüzde çok kırılgan hâl alan tarihsel ilişkiyi, kardeşlik ruhu içinde inançları da göz ardı etmeden yeniden düzenlemek esas görevdir.

Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK’nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır.

Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.

Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.

Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır.

Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum.

Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”

Metnin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından, kapanış konuşması yapan Sırrı Süreyya Önder, Sayın Öcalan’ın çağrıya ilişkin şu notunu paylaştı: “Bu perspektifi ortaya koyarken, şüphesiz ki pratikte silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir.”

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: Tarihin En Büyük Hezimetini Yaşayacaklar

“Sen Seç Tarihe Geç” adaylık toplantısında konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Siyaseti dizayn etmeye çalışan başta Cumhurbaşkanı ve bu yönetim anlayışı o gün anlayacaklar ki bu milletimizin, bu dahi milletimizin, Türk milletinin o kafasında hiçbir şeyi dizayn edememişler. Tarihin neyini yaşayacaklar biliyor musunuz? Tarihin en büyük hezimetini yaşayacaklar” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) cumhurbaşkanı adayı belirleme ön seçiminde aday olan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, adaylık süreci ve planlamalarıyla bilgi vermek üzere CHP milletvekilleri, PM (Parti Meclisi) üyeleri, MYK (Merkez Yürütme Kurulu) üyeleri, il, ilçe başkanlarıyla bir araya geldi.

‘Sen seç tarihe geç’ başlıklı programın hazırlıkları başladı. Salonda ve salon girişine sloganın bulunduğu çok sayıda görsel asıldı. Ekrem İmamoğlu, ‘Sen Seç Tarihe Geç’ adaylık toplantısı öncesinde CHP milletvekilleri ile kısa bir toplantı yaptı. Meclis grubuna bir ‘teşekkür’ niteliğinde olduğu ifade edilen toplantı sonrası Özel ve İmamoğlu salona birlikte girdi.

Ekrem İmamoğlu, ‘Gel, Seç, Tarihe Geç’ ön seçim toplantısında açıklamalarda bulundu. İmamoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle: “Değerli yol arkadaşlarımız, bugün tarihi bir gündür. Bugün partimizin Türkiye tarihinde ilk kez, dünyada çok az, Cumhurbaşkanı adayını bir partinin üyeleri seçsin diye yola çıkışının ilk günü, ilk duyurusu.

Açıkçası böyle tarihi bir anda farklı duygularla konuşmama başlamayı isterdim ama ne yazık ki Genel Sekreterimizin de ifade ettiği gibi, yine bu sabah aylardır ülkemize yaşatılan utanç verici, hepimizin başını öne eğdiren ve gerçekten insanlarımızın yaşamlarıyla ilgili dahi tereddüte düşürten uygulamalardan birisini daha yaşamanın utancı içerisindeyiz.

Beykoz’da 65 yıllık Paşabahçeli, iyi eğitimli, daha önce de belediye başkanlığı yapmış, devlet adabını bilen, insanlarla iyi diyalog kurmuş, kendini sevdirmiş, daha önceki dönemi , 90’lı yıllarda olmasına rağmen hala insanların evinde barkında hizmetinin sesini duyduğumuz Belediye, Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler sabah 4 sularında evine baskın yapıldı.

Eşi uyurken polis baskınıyla giriliyor, arama yapılıyor ve gözaltına alınıyor. Hakkındaki itham her neyse ifadeye çağırıldığında koşa koşa gitmekten asla tereddüt etmeyecek bir belediye başkanına sabah 4’te ev baskını yapmak nasıl bir iddia? Nasıl bir kişisel hırs, öfkenin yansıması?

Bu anlaşılabilir bir şey değil diyebilirsiniz ama ben bu öfkeyi ve bu hırs yansımasını, neden olduğunu biliyorum. Bu öfke bir hafta öncesine dayanıyor. Biliyorsunuz yine geçen hafta akşamüstü Beykoz Belediyemize polisler geldi. Bazı dosyalar istediler. Ellerinde de bir savcı imzalı belge vardı. Ne oldu biliyor musunuz? O savcının bundan haberi bile yoktu. Belgede imzası görülen savcının o belgeden haberi bile yoktu. Doğal olarak imzası da yok. Ben o belgeden anlamam ama o belgeye barkoda tutulduğunda o barkoddan hiçbir şeye ulaşılamıyor ve görülemiyor.

Ortalık karıştı. Bu iş ayyuka çıkınca kötü planın sahibi, o akşam bu iş uygulanmayınca belli ki çok öfkelendi. Kişisel husumete işi döker gibi sabah saat 4’te belediye başkanının evine baskın yapıldı. Utanç verici!

Bu normal işler değil. Bunlar gerçekten bu ülkede asla görmek istemeyeceğimiz, hiç kimsenin başına gelsin istemeyeceğimiz, bir kişinin dahi yaşamasını istemeyeceğimiz ayıp şeyler, kötü işler. Ve ne yazık ki, belediye başkanımız şu anda İstanbul’da Vatan Caddesi’ndeki polis merkezinde. Tabii Türkiye’de bunlar çok kötü işlere bizleri alıştırmak istiyorlar.

“O sandık eninde sonunda milletin önüne gelecek!”

Ne yaparlarsa yapsınlar, bunun sürdürülemez olduğunu görecekler. Hepsine bunu sürdüremeyeceklerini biz göstereceğiz. Bu salondaki insanlar ve onların yoldaşları gösterecek. Türkiye’de her şey çok hızlı değişir. O sandık eninde sonunda milletin önüne gelecek!

Siyaseti dizayn etmeye çalışan başta Cumhurbaşkanı ve bu yönetim anlayışı o gün anlayacaklar ki bu milletimizin, bu dahi milletimizin, Türk milletinin o kafasında hiçbir şeyi dizayn edememişler. Tarihin neyini yaşayacaklar biliyor musunuz? Tarihin en büyük hezimetini yaşayacaklar. En büyük hezimetini yaşayacaklar.

Birkaç sene çabuk geçer. Zannediyorlar ki karşılarında pes edecek bir insan grubu var. Asla yok! Tarihin en büyük hezimetini onlara yaşatacak olan buradaki insanların temsil ettiği on milyonlarca insanım var. Onu buradan net olarak ifade etmek isterim. Onlara güle güle demeyi, onları göndermeyi dört gözle bekliyorum. Bu, bu hukuksuz uygulamaların, bu kötü uygulamaların, tekrar ifade edeyim ki 86 milyon insanımızdan ‘Şu bir kişinin de başına gelsin!’ diyecek hiç kimse bu salonda yok.

Bir kişinin bile başına gelmesin diyecek insanlar burada. O bakımdan biz hukukun üstünlüğüne inanıyor ve bu yolda mücadelemizi vermeye devam edeceğiz. Kıymetli dostlarım, kıymetli partimizin, bu büyük çatının bize verdiği sorumlulukla çıktığımız bu yolculukta çok derin, çok büyük sorumluluklarımız, zorluklarımız, meşakkatli bir yolculuğumuz…

Açıkçası hepimiz bir kavşaktayız. Tarihimizin önemli bir kavşağında, cumhuriyetimizin yeni yüzyılında geleceğin rotasını tayin etmenin eşiğindeyiz. 102 yıl önce büyük bir yıkımın ardından bitap düşmüş bir milletin, bir memleketin ekonomisini, adaletini, birliğini inşa etme sorumluluğuyla karşı karşıya olan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının iradesine, azmine, kararlılığına hep birlikte bugün ihtiyacımız var.

Kıymetli yol arkadaşlarım, bugün yine yeniden hep birlikte yola çıkıyoruz. Dünya yeniden kurulurken biz de Türkiye’nin bu yeni dünyada nasıl bir yer alacağına hep birlikte karar vereceğiz. 102 yıldır en önemli kavşaklarda, en hayati kararları Cumhuriyet Halk Partisi verdi. Bakınız, 1923’ten bu yana yasalar önünde herkesin bir diğeriyle eşit vatandaş olduğu bir cumhuriyette yaşıyor olmamızda bu büyük çatımızın, bizim partimizin imzası var.

Millet iradesine dayanan bir devletin ve vatandaşlık esasına dayalı bir milletin inşa edilmesinde de Cumhuriyet Halk Partisi’nin iradesi var. 1923’te İzmir İktisat Kongresi’nde, 1929’da dünya ekonomik bunalımında doğru tepkiler vererek milli bir ekonominin kurulmasında da bizim imzamız var. Ülkede sermayenin çok kıt olduğu koşullarda kurulan ulaşım altyapısında, temel ihtiyaçların üretimi için açılan fabrikalarda, bankalarda, iktisadi teşekküllerde bizim imzamız var.

İkinci Dünya Savaşı’nda, o savaşın dehşetinden neredeyse 80 milyon kişinin öldüğü o büyük küresel yıkımdan Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin diplomatik ferasetiyle hasarsız çıkılmasını da partimiz başarmıştır. Türkiye’nin çok partili, Türkiye’nin çok partili demokrasiye geçişini de biz sağladık. Yenildiği rakibine olgunlukla, bu memleketin ve bu milletin iradesine olan sorumlulukla iktidarı teslim eden de biz olduk.

Cumhuriyet’in ilk çeyrek asrın her anına damgasını vuran Cumhuriyet Halk Partisi, 1950’den sonra iktidarda olmadığı dönemlerde de ülke siyasetine yön verdi. 1970’lerde bütün dünyada eşitlik ve özgürlük dalgası yükselirken biz de o dönemde ortanın solu dedik. Sosyal demokrasi dedik.

Toprak işleyenin, su kullananın, ne ezilen ne ezen hakça düzen diyen de biz olduk. 1970’lerde rahmetli Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Milli Selamet Partisi ile koalisyon kurarak farklı toplum kesimlerinin aynı ideal etrafında buluşabileceğini, ulusal meselelerde ayrışma yerine birleşmenin mümkün olabileceğini de Cumhuriyet Halk Partisi’nin aklı bize gösterdi, bu ülkeye yaşattı.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nı yaparak hem müttefiklerimize hem de hasımlarımıza güç ve kararlılık gösteren devletimizin direksiyonunda yine Cumhuriyet Halk Partisi vardı. 600 yıllık bir imparatorluk çökerken 1923 şartlarında dünyanın en devrimci hareketlerinden birini yaratarak tüm ezilen halklara ilham veren Cumhuriyet Halk Partisi, 1960’larda ve 70’lerde dünyanın ve Türkiye’nin değişimine ayak uydurarak da doğruyu yapmıştı.

Değerli dostlarım, ne var ki 1980’den sonra aynı kabiliyeti gösteremedik. Milletin kabahatinden değil, kendi eksikliklerimizden iktidar olamadık. Biz iktidar olamayınca Türkiyemiz sosyal hukuk devleti olmaktan ve demokrasiden uzaklaştı. Uzaklaştı. Yıllar içinde daha da otoriterleşen ve ülkemizi krizlerden koruyamayan, hatta krizlerin içine gömülmesine fırsat tanıyan iktidarların eline düştü.

Uzun yıllardır iktidar olamadığımız için cumhuriyetin ikinci yüzyılına köklü kurumları zayıflamış bir devletle, işlevsizleşmiş bir Meclis’le, liyakati sorgulanan bir bürokrasiyle, ne yazık ki çökmüş bir adalet sistemiyle, demokratik dünyadan uzaklaşmış bir ülkeyle, yarısı yoksulluk sınırının altında bir nüfusla girdik. Ve cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına vatandaşlarımızı ‘yerli ve milli olanlar, olmayanlar’ diye ayrıştıran, muhalefete tahammülsüz, adaleti paramparça etmiş, eğitimi çökertmiş, ülkemize eşi benzeri görülmemiş bir hayat pahalılığı yaşatan bu iktidarla girdik.

Kıymetli yol arkadaşlarım, buradan çıkartmamız gereken bir şey var: Bizim buna son vermek zorunda olduğumuzu unutmamak. Buna son vermek zorundayız. Bu hali kabullenemeyiz. İşte bu yüzden vatandaşları eşitlikle birleştirmiş, hep birlikte millet olma fikrinde, kader ortaklığında buluşturmuş Mustafa Kemal Atatürk’ün iradesi, ülkemizi çok partili demokrasiye geçirmiş, kaybettiği seçim yarışından sonra iktidarı olgunlukla teslim etmiş İsmet İnönü’nün feraseti, sosyal demokrasi geleneğini topraklarımıza eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle taşımış Bülent Ecevit’in yenilikçi heyecanı yolumuzu aydınlatıyor ve bu yolda hep beraber koşacağız. Koşmak zorundayız.

Bu irade, bu feraset, bu heyecanla milletimizi yeniden devletin sahibi kılma yolculuğuna çıkıyoruz. 2 yıl önce, ‘Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç bekleyemeyiz, değişmemiz gerekir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Türkiye’nin de bu şekilde değişeceğine inanıyorum.’ demiştim.

Çünkü biliyordum ki Cumhuriyet Halk Partisi değişirse Türkiye değişir. Cumhuriyet Halk Partisi silkindi, değişmeye başladı, değişimi başlattı. 2023 kurultayında üzerindeki o seçim sonrası çökmüşlüğü, kaybedilen genel seçim sonrası umutsuzluğu üzerinden attı ve bu silkinmeyle 31 Mart 2024 gününden bugüne Türkiye’nin birinci partisiyiz. Ve biz artık yola çıkmak zorunda olduğumuzu buradan ilan etmeliyiz. Şimdi demeliyiz ki bütün Cumhuriyet Halk Partililer olarak: ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nde değişimi başlattık, güçlendirdik. Yolumuz çok güçlü bir şekilde sürüyor. Şimdi sıra ey halkımız, Türkiye’yi değiştirmekte. Bugün bu yola çıkıyoruz.’

Devletimizi, demokratik ve güçlü toplumu, zengin ve huzurlu vatandaşlarımızı, eşit ve özgür siyasi rekabeti çoğulcu, adil ve medeni kılma yolundayız diye milletimize buradan duyuruyoruz. Sevgili yol arkadaşlarım, yine bir karar vereceğiz.

“İktidarlarını sonsuz zannettiler”

Hep birlikte bu karar yolculuğuna çıkıyoruz. Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyecek ve büyük ve kutlu bir yolculuğu başlatacağız. Partimiz aday belirleme kararı verdi. Açıkçası kıymetli Genel Başkanımızın bu kararı duyurduğundan bu yana toplumda büyük bir heyecan oluşmuştur. Halkımız bu iktidarın rakipsiz olmadığını, güçlü bir seçeneğinin olduğunu gördü ve çok umutlandı. Rakibimiz ise büyük bir panik yaşıyor. Çünkü onlar bugüne kadar kendilerini rakipsiz zannettiler. Rakiplerini hatta kendileri belirleyebilir zannettiler. İktidarlarını sonsuz zannettiler.

Cumhuriyet Halk Partisi’ni birliğini sağlayamaz, kendi iç gerilimlerinde boğulur, siyaset sahnesini onlara bırakır zannettiler. Aday belirleyeceğimiz için ve ortaya koyduğumuz bu demokratik, Türkiye için bir demokrasi devrimi olacak bu süreç için, bunu gördüklerinde, aday belirleyeceğimiz için çok büyük bir kaygıya, korkuya kapıldılar.

Korkuyorlar. Bu milletin onlara verdiği yetkiyi onun için sonuna kadar istismar etmeye başladılar. Benim hakkımda 25 yıla varan hapis cezası bir şekilde kurguladılar ve istiyorlar.

Siyasi yasak getirmek istiyorlar. Partimizin kurultayını iptal etmek, partimize kayyum ataması için süreç takibi yapıyorlar. Gözleri o kadar kararmış ki bu milletin kararından yılmadığını, yaptığı seçimleri, yaptığı tercihleri asla zalimlerin zulmüne kurban etmediğini, asla, seçimlerin, özellikle tercihlerinin, seçme yetkisinin elinden alınmasına asla izin vermediğini unutmuşlar.

Sanıyorlar ki ellerindeki geçici yetkilerle milletin kararına el koyabilirler. Sanıyorlar ki mahkemelerde halkın partisini durdurabilirler. Zavallılar, çaresizler, acizler! Onlara hatırlatalım. Buradan hatırlatırım: Cumhuriyet Halk Partisi halkın kendisidir. Halktır halk! Halkın kendisidir.

Halkı durduramazsın. Halkı engelleyemezsin. Halkı kapatamazsın. Ekrem İmamoğlu da bu halkın, bu milletin oğludur, evladıdır. Onu, onu milletin elinden alamazsın. Sanıyorlar ki Ekrem İmamoğlu’nu aday yapmazlarsa kurtulurlar. Şu salonda kaç tane İmamoğlu var, biliyor musun?

Görmüyorlar, işitmiyorlar. Yahu hepimizi yasaklasan ne olur? Bu memleketin her bir şehrinden, her bir ilçesinden, her bir beldesinden, köyünden bir Ekrem İmamoğlu karşına dikilir. Buradaki her milletvekili, her bir CHP’li il başkanı, her bir kadın kolu başkanı, her bir gençlik kolu başkanı, her bir Cumhuriyet Halk Partisi neferi bizim Cumhurbaşkanı adayımızdır! Bizim Cumhurbaşkanı adayımızdır!

İcraatçı tek başına ya hep beraber. İcraatçı ve halkçı Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin büyük başarısının mimarı, kıymetli başkanlarımızın her biri bizim adayımızdır. Adaydır. Ekrem İmamoğlu bu yolculukta kendi adına aday değil. Diyeceksiniz ki bütün dostlarım, bütün arkadaşlarım: “Ha Ekrem İmamoğlu aday ha ben adayım.” Bu inançla bakmak zorundasınız.

Bu inanca dönük bir yol haritası var, bu inanca dönük bir yolculuğa büyük bir davet var. Yani yıldırıp, sindirip, korkutup milletin seçimini, tercihini, iradesini yüzüstü bırakacağımızı zannediyorlar. Bu kararlı gözlerden ve buradaki kararlı o gözlerden şunu görebilirsiniz:

O bir çift mavi gözdeki kararlılığı görebilirsiniz. Bizim gözümüze, o gözümüzün içine baktıkça sizi, o çaresizliğinizi hatırlatmaya devam edeceğiz. Sizlere acizliğinizi, korkunuzu hatırlatmaya ve göstermeye devam edeceğiz.

Bizim tek derdimiz ve tek hayalimiz var, değerli dostlarım. Bir avuç insanın yerle bir ettiği devlet yapısını, hukuk sistemini, demokrasiyi, ekonomiyi, eğitimi, sağlığı yeniden inşa etmek; devleti bir avuç insanın değil, milletin çıkarlarının, güvenliğinin, geleceğinin bekçisi hâline getirmek.

Yüce Türk milleti devlet geleneğimizi iyi bilir. Bizim devlet geleneğimizde “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışı vardır. Bu amaç her şeyden önce makama değil, mücadeleye odaklanmayı gerektiriyor. Bu mücadele milletin onayını, seçim kazanmayı, ülkeyi iyi yönetebilmeyi gerektiriyor.

İşte bunun için yola çıkıyoruz. Bu yola kaprisle, kompleksle, egoyla çıkılmaz. Bu yola hele hele tek başına hiç çıkılmaz. Bu yolda hepimiz varız. Hep birlikteyiz. Sadece Cumhuriyet Halk Partililer değil, milletimiz de var. Bu yolda ortak akıl var. İş bölümü var. Rol dağılımı var. Ben bu yola mücadele için üstüme düşeni en çok koşan, en çok çalışan bir nefer sorumluluğuyla yerine getirmek için siz yol arkadaşlarımla birlikte çıkıyorum.

Bu yola kendime güvendiğim kadar size güvendiğim için çıkıyorum. Bu yolda birlikte olduğumuz için güvendiğim. Bütün engelleri, kıymetli dostlarım, bütün badireleri, bütün bedelleri birlikte göğüsleyeceğimiz için rahat, huzurlu ve mutluyum. Bu yolda dalga dalga büyüyeceğimize, çoğalacağımıza, umudu sarsılmış, hayalleri tarumar edilmiş, gelecek kaygısı içindeki bütün vatandaşlarımızı, özellikle gençlerimizi, kadınlarımızı yanımızda göreceğimize yürekten inanıyorum.

Onun için bugün bu salondan çıkacağız, memleketimizin dört bir yanına dağılıp, üyelerimizin her biriyle tek tek buluşacağız. Var mıyız buluşmaya? Birliğimizi, dirliğimizi, birlikteliğimizi cümle aleme göstereceğiz. Aday belirleme kararımızdan telaşlanan o bir avuç siyasi elit, ön seçim, özellikle Genel Başkanımız ön seçim yapacağımızı duyunca daha büyük bir panikledi.

Niye panikledi biliyor musunuz? Kendi tabanlarına hesap vermekten korkuyorlar. Şimdi kendi tabanları da ön seçim ister diye korkmaya başladılar. Çünkü demokrasiye alışık değiller. Kimseye sormaya alışık değiller. Sadece bir kişi ne derse oluyor çünkü.

Çünkü teşkilatları da üyeleri de çıkıp bizim sözümüz kararlara ortak olsun der diye büyük telaşları var. Çok büyük telaşları var. Partimizin aday kararı, bu iktidara, bu baskıcı iktidara rakipsiz olmadığını, gündemi de rakiplerini de kendilerinin belirlemeyeceğini buradan net bir şekilde gösterdi.

Partimizin bu güçlü demokrasi devrimi, emeği geçen Genel Başkanımıza ve bütün yöneticilerimize teşekkür ediyorum. Partimizin ön seçim kararı Türkiye siyasetinde evet ilk defa gerçekleşen bir demokrasi devrimine yol açtı. Türkiye’ye tek adamcı, tepeden inme siyaseti dayatmak isteyen zihniyet, onun için ön seçimden çok korktu.

Korkacak, korksunlar. O bir avuç insan korkmaya devam etsin. Çünkü onlar ülkeyi seçimsiz, sandıksız yönetme hevesleri kuruyorlar. Ama biz onlara bu fırsatı vermeyeceğiz. Demokrasi tarihimizin bu çaptaki ilk büyük ön seçimini az önce verdiğiniz sözlerle en yüksek katılımla en doğru ve en güzel şekliyle tamamlayacağız.

Genel Sekreterimizin de ifade ettiği gibi gerçek bir demokrasi şöleni yaşayacağız ve yaşatacağız. Haksız siyaset, halk olmadan siyaset heveslerini kursaklarına bırakacağız. Genel Başkanımızın sıklıkla ifade ettiği gibi bu memleketi salon konuşmalarından ve salon siyasetinden hep birlikte kurtaracağız. 23 Mart’ta birliğini, dirliğini sağlamış bir Cumhuriyet Halk Partisi olarak onun için iktidar yoluna çıkıyoruz.

Kurucumuz, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.’ ilkesine yürekten bağlı bir parti olarak ilk adımı üyelerimizin çizeceği yol haritasına uygun olarak atacağız. Üyeler partilerin, vatandaşlar ise ülkenin sahibidir. Tekrar ediyorum. Üyeler partinin, vatandaşlar ise ülkenin sahibidir. Onlar ne derse olur.

“Milletin umudu, sandık korkusu yaşayanların da kâbusu olacak”

Millet devletin efendisidir. Millet ne derse o olur. Cumhuriyet herkes bu duyguyu, bu özgüveni hissetsin, yöneticiler de vatandaş karşısında hadlerini bilsin diye kuruldu. Demokrasi bunun için var. 23 Mart’ta ülkenin dört bir yanında gerçekleştireceğimiz demokrasi şöleni milletin umudu, sandık korkusu yaşayanların da kâbusu olacak.

Biz Cumhuriyet Halk Partililer bu bozuk düzeni değiştirme kararlılığını göstereceğiz. Sonra gerisi çığ gibi gelecek. 23 Mart’ta ön seçim sandığından çıkacak tüm üyelerimizi de arkamıza alıp memleketin dört bir yanında toplumun tüm kesimleriyle buluşacağız. Partizanlık yapmayacak, hep birlikte kurtuluş mücadelemizi çoğalta çoğalta, büyüte büyüte milletin, Türkiye’yi ayağa kaldıracak iktidarını kuracağız.

Buradan, buradan aziz milletimize seslenmek istiyorum. İsraf, iş bilmezlik ve kimin, özellikle kimin nasıl yönettiği belli olan kibirin sebep olduğu ekonomik krizden, yaşanan derin yoksulluktan, her gün kriz yaratan siyasetten, giderek artan toplumsal çürümeden, adalet, eğitim ve sağlık sistemlerimizdeki çöküşten, her yere üşüşmüş olan mafya ve çetelerden, iş kazasında, yangında, depremde ihmal sebebiyle yaşanan ölümlerden ve sonu hiç gelmeyecekmiş gibi duran bu karanlıktan yorulmuş, bitap düşmüş olan büyük milletimize sesleniyorum.

Müsterih olun. İçinizi ferah tutun. Şafak söküyor. Uzun ve zahmetli bir yola çıkıyoruz. Bu düzeni değiştirmek, umudu ve güveni yeniden inşa etmek, artık bu karanlıktan yorulan milletimizi iyileştirmek, Türkiye’yi dünyada hak ettiği noktaya yükseltmek için yola çıkıyoruz.

Kıymetli yol arkadaşlarım, kesinlikle bir davamız, bir derdimiz, bir hayalimiz var. Derdimiz Türkiye’dir. Davamız devleti güçlü, demokratik ve adil, milletimizi huzurlu ve özgür kılmaktır. Hayalimiz ülkemizi dünyanın en güçlü ve en zengin ülkeleri arasında görmektir.

Değerli kardeşlerim, yükü omuzlamanın vakti gelmiştir. Omuz omuza, kol kola bir yolculuğun vakti gelmiştir. Sorumluluk almak için kendimize güveniyoruz. Çünkü yalnızca büyük bir davaya, büyük bir sevdaya değil, aynı zamanda sağlam bir plana ve bu planı hayata geçirecek güçlü kadrolara sahibiz. Bu kadrolar başta Cumhuriyet Halk Partili kadrolar ama daha da ötesi milletimizin evlatlarıdır. Sadece bir avuç insanın değil, tekrar ediyorum, milletimizin evlatlarıdır.

Milletimiz umuda muhtaç, bir büyük Türkiye hayalini açken aklın, bilimin ve devletimizin tarih, tecrübe ve birikimin yolundan ayrılmadan çalışmaktan yorulmadan, hizmette geri durmadan mazeret değil, her daim marifet üreterek, sorun değil çözüm üreterek Allah’ın verdiği aklı milletin geleceği için kullanarak milletimiz için, milletimizle beraber büyük bir yolculuğa çıkma vakti gelmiştir. Kesinlikle çok çalışacağız.

Akılla çalışacağız, aşkla çalışacağız ve kesinlikle milletimizin gücüne güveniyoruz. Allah’ın izniyle, milletimizin iradesiyle hep beraber Türkiye mucizesine ihtiyacımız var ve bunu hep birlikte gerçekleştireceğiz. Değerli arkadaşlarım, hep birlikte görüyoruz. Biz bu yozlaşmanın ve çürümenin, özellikle pençesinde nefes almaya çalışırken dünya bir yandan gaza basmış ilerliyor. Yeni bir döneme giriyoruz.

Dünya ekonomisi ve siyaseti büyük bir değişim yaşıyor. Küresel ve bölgesel olarak yeni ittifaklar kuruluyor. Bölgemizin dört bir yanında savaşlar ve çatışmalar yaşanıyor. Maalesef artık barıştan çok savaşı, iş birliğinden çok tek başına hareket etmeyi, paylaşmaktan çok daha fazla kazanmayı konuşan bir dünya var. Yapay zekâ çağıyla birlikte teknoloji hiç olmadığı kadar hızlı bir biçimde değişiyor.

Bu yeni çağ ülkelerin kaderini belirliyor. İleri teknolojilerin, sanayinin, tarımın ve insanımıza yapılan yatırımın büyük öneme sahip olduğu yeni bir döneme giriyoruz. Küresel kurumların zayıfladığı, ülkelerin giderek içine kapandığı, üreten ve kendine yetebilen bir ülke olmanın önem kazandığı yeni bir döneme giriyoruz.

Önümüzdeki yüz yıla, özellikle bu yüz yılda hayati öneme sahip olan ticaret yollarının ve enerji hatlarının değiştiği yeni bir döneme giriyoruz. Sevgili dostlarım, bu yeni dönemde üreten, akılla yöneten, hukuk düzeni güçlü, vatandaşların refahına önem veren ve yeni nesilleri çok iyi yetiştiren ülkeler kazanacak.

Bakın, bunlar kazanacak. Türkiye fırsatların da ama ne yazık ki aynı zamanda tehlikelerin de tam ortasındadır. Vaktimiz yok. Vaktimiz yok. Dünya bu hızla ilerlerken biz yerimizde sayıyoruz, hatta bazen geriye gidiyoruz. Bu yeni döneme milletin yoksullaştırılmış, özellikle adaletten uzaklaşmış, demokrasinin içi boşaltılmış ve ekonomisi güçsüz bir ülke olarak giriyoruz.

Bu ülkeyi yönetenler bu durumdan zerre kadar utanmıyorlar. Ekonomiyi düzeltmenin tek yolunu ülke ülke gezip para bulmakta görüyorlar. Utanmıyorlar ki her gün yeni bir hukuki veya siyasi ayak oyunuyla muhatap oluyoruz. Buradan sesleniyorum. Türkiye’nin artık bu tarz siyasi oyunlarla, hukuki baskılarla, koltuğunu korumak için üretilen siyasi çatışmalara boşa harcayacak tek bir günü, tek bir zamanı bile kalmamıştır ve ülkemizle dünyanın güçlü ülkeleri arasındaki fark her geçen gün daha da artıyor, daha da açılıyor.

Yapay zekâ şafağında dünyanın gelişmiş ülkeleri, değerli dostlarım, tüm insanlık tarihinin en büyük sıçramasına hazırlanıyor. 10 yıllık, 15 yıllık büyüme hedeflerinin tarifsiz rakamlar olduğunu görüyoruz. 15-20 yıl içerisinde insan medeniyetinin bugüne kadarki tüm değişimlerinden çok daha kuvvetli bir değişim yaşanacak.

Bu çağ tamamlandığında insanlık eski insanlık ve yeni insanlık olarak ikiye bölünecek. Bu çağ tamamlandığında milletler ne yazık ki hakim milletler, köle milletler olarak ikiye bölünme riskiyle karşı karşıyadır. Eğer Türkiye bu treni kaçırırsa, bu treni yakalayamazsa Batı medeniyetleriyle aramızdaki mesafe bir uçuruma dönüşecek. Aramızdaki gelir gider farkı 10 katın üstüne çıkacak.

Sıçrayarak kalkınmak ve milli endüstri stratejimizi hayata geçirmek zorundayız. Başka türlü bu kapı farkı kapatmamız mümkün değil. Ülkemiz artık yorgunluğu, yozlaşmayı ve yaşanan çürümeyi kaldıramaz, kaldırmıyor. Yeni, genç, dinamik ve akılla üreten, akılla hareket eden bir yönetimle ülkemizi hep birlikte umuda kavuşturmamız gerekiyor. Biz, sevgili dostlarım, bu güzel milleti umuda kavuşturmanın, Türkiye’yi yeniden ayağa kaldırmanın ve hızla ilerleyen dünyayı yakalamanın yolunu biliyoruz.

Planımız, programımız hazır. Emaneti teslim almaya, 86 milyon insanımıza, milletimize hizmet etmeye hazırız. Bunu biliyor ve görüyoruz. Milletimiz yapılan bütün yanlışları sessiz ve sakin bir biçimde hafızasına kaydediyor. Kimin ne yaptığını not ediyor.

Milletimiz son sözü söyleyeceği günü bekliyor. Birilerinin koltuk itirazları ve yargı kumpasları varsa ben en çok inandığım bizim insanımızın da vicdanı ve onların tahmin edemeyeceği kadar güçlü hafızası var. Ben hiç bugüne kadar bu milletin hafızasının yanıldığını, vicdanının haksız çıktığını vallahi billahi görmedim. Biliyor ve inanıyorum ki milletimiz egemenliğin gerçek sahibi olduğunu gösterecek, önündeki tüm engelleri güçlü iradesiyle ortadan kaldıracaktır. Şimdi soruyorum.

Niçin bizim gündemimizde sürekli hukuksuzluk, yoksulluk, yolsuzluk, enflasyon ve hayat pahalılığı var. Niçin akşam haberlerini izlediğimizde en fazla koca koca adliye binalarını, emniyet binalarını görüyoruz? Niçin kameralar emniyet binalarının, adliye binalarının önünden yayın yapıyor? Niçin sürekli evde, işte, dışarıda hayat pahalılığı, geçim sıkıntısını, kimlerin tutuklandığını ve kimlerin yargılandığını konuşuyoruz? Bütün bunların tek bir sebebi var. 23 yıllık iktidarın kibrine kapılmış, zamanı dolmuş, milletin dertlerine çare olamayan ve artık sebep oldukları durumu bile görmekten aciz bir yönetimle karşı karşıyayız.

Bugün Türkiye değil, milletin istikbalini değil, kendi istikbalini önceleyen, milletin derdini değil kendi derdini düşünen bir iktidarın tasallutu altındadır. Ancak değerli dostlarım, milletin hesabı tüm şahsi hesapların üzerindedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle birlikte Türkiye hukuk devleti olmaktan ne yazık ki uzaklaştı. Milletimiz yoksullaştı ve demokrasimiz büyük bir gerileme yaşadı. Seçilmişlerin gücü yani millet iradesinin gücü zayıflatıldı.

Türkiye’deki bütün yönetimin sorumluluğu tek kişinin, Cumhurbaşkanının sırtına yüklendi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu koskoca ülkeyi kendi başına yönetemedi. Cumhurbaşkanı adına sorumsuzca yetki kullanan bürokratik bir oligarşi oluşturuldu. Türkiye seçilmişlerin değil, atanmışların yönettiği bir ülke oldu.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi devreye girdiğinden bu yana yaşadığımız çöküş bütün gücü elinde topladığını zanneden ne yazık ki sistemin 2018’den bu yana ülkeyi nasıl yönetemediğinin de göstergesidir. İster hayat pahalılığına, ister demokrasimizin standardına, adalet sistemimize bakın, ister nüfusun azalmasına, kontrolden çıkmış gıda fiyatlarına bakın, ister ev kiralarına bakın, denkimiz sayılan ülkeler arasında dünyanın en yüksek enflasyonu bizde.

Dünyanın en yüksek faizi bizde. Yıkıcı hayat pahalılığı bizde. Çünkü Türkiye iyi yönetilmiyor. Bu, bu iktidar demokrasiyle ilişkisini koparmış durumda. Bu iktidar adaletle ilişkisini koparmış durumda. Hepsinin de en önemlisi bu iktidar asgari ücretliyle, kiracıyla, emekliyle ve çalışanlarla ilişkisini koparmış durumda.

Bu iktidar Türkiye’nin ezici çoğunluğunun ne ekonomik sıkıntılarını ne de demokratik sıkıntılarını anlayacak durumda değil. Sevgili yurttaşlarım, değerli yol arkadaşlarım, bu ülkede, bu ülkede yargıçlar ve savcılar siyasilerden daha fazla konuşuluyorsa çok büyük sorun var demektir. Bu ülkede savcıların isimlerini insanlar günlük konuşmalarında çokça kullanıyorsa çok büyük sorun vardır.

Buradan Cumhurbaşkanına seslenmek istiyorum ve bakın, bu insanların konuşulması sadece muhalefet için bir sorun değildir. Bu iktidar için de büyük bir sorundur, sizin için de büyük bir sorundur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetme sorumluluğu sizde ve millet bu yetkiyi size verdi, atanmış yargı mensuplarına vermedi. Türkiye çok büyük bir ülkedir. Bu büyük ülke böyle yönetilemez.

“Türkiye’yi bir an önce parlamenter demokrasiye kavuşturmak zorundayız”

Türkiye atanmışlar tarafından yönetilemez. Türkiye milleti temsil etmeyen insanlar tarafından yönetilen bir ülke olamaz. Türkiye milleti temsil eden meclisin güçsüz ve sözünün kıymetsiz olduğu bir ülke olamaz. Türkiye seçilmişlerin yönettiği bir ülke olmak zorundadır. Türkiye’yi bir an önce parlamenter demokrasiye kavuşturmak zorundayız.

Türkiye’yi millet iradesinin iktidara, devlete ve meclise sahici bir şekilde yansıdığı bir ülke yapmak zorundayız. Türkiye’yi yönetmek için denge ve denetimin yerleştiği demokrasiden, hukuk devletinden başka bir yol bulunmamaktadır. Türkiye’nin kaderi mahkeme salonlarında değil, millet meclisinde, millet iradesinin tecelli ettiği yerlerde çizilmek zorundadır.

Tekrar ifade etmek isterim. Davamız Türkiye’yi hak ettiği yere yükseltme davası. Davamız bize dayatılan bu makus talihi yenme davası. Davamız güçlü, demokratik, adil ve müreffeh bir Türkiye davasıdır. Türkiye’yi dünya ölçeğinde zengin, devletimizi küresel ölçekte güçlü, kararlı bir devlet haline getirmek, zenginliğimizi ve gücümüzü adil bir biçimde paylaştırarak tüm yurttaşlarımızı hukukun üstünlüğüne dayalı ve tam anlamıyla demokratik bir toplum düzeni içerisinde refah, huzur ve mutluluk içinde yaşatmak siyasi varlığımızın en büyük hedefidir.

Hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Ortaya koyduğumuz büyük vizyona ve hedeflere nasıl ulaşacağımızı çok iyi biliyor ve çok güçlü bir hazırlık içerisindeyiz. Planlarımız ve kadrolarımız güçlü milletimizle beraber çok daha güçlü seviyelere ulaşacaktır. Bizi hedeflerimize ulaştıracak olan milletimizin sinesinden çıkmış yine bu milletin evlatları olacaktır.

Bizi hedeflerimize ulaştıracak planlar milletimizin ihtiyaçlarına göre ve ülkemizin ihtiyacına göre şekil alacaktır. Şundan adım kadar eminiz. İktidara doğru yürüyüşümüzde bize yeni kadrolar katılacak. Az önce Genel Sekreterimiz burada çok güzel bir sloganı toplumla paylaştı. ‘Gel, seç, tarihe geç.’

Belki bugün ve yarın var ama bugün de yarın da olsa, yarından da sonra aramıza katılmanıza, özellikle bu güzel canım ülkemin gençlerini ve özellikle siyasette doğru bir oranda olmadığına yüzde 100 inandığım ve umut ediyorum ki artı bir fazla olduğu günleri yaşayacağımız kadınların siyasete katılmalarını, özellikle bugün yarın üye olmalarını buradan duyuruyorum ve katılmak için de sizleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne davet ediyorum.”

“Bizim tek derdimiz tek hayalimiz var”

Program öncesinde partililere İmamoğlu’nun hedeflerini özetleyen bir broşür dağıtıldı. “Kurtuluş yok tek başına haydi hep birlikte görev başına” başlıklı broşür İmamoğlu‘nun ‘büyük ailemizin sevgili üyeleri’ hitabı ile başladı.

Broşürdeki ifadelerinde milyonların gözünün umudunun CHP’de olduğunu kaydeden İmamoğlu, Ekonomiyi ağır bir krize insanlarımızı derin bir yoksulluğa adaletsizliğe güvencesizliğe mahkum eden, kurumları ve kuralları hiçe sayan, devleti bir kişinin iradesine tabii hale getiren bu bozuk düzeni değiştireceğiz” dedi

“Kaybedecek bir dakikamız bile yok” başlığında İmamoğlu, CHP’nin ön seçiminin önemine de vurgu yaptı ve “Ülkemiz siyaseti adına devrim niteliğinde bir iş yapıyor ve cumhurbaşkanı adayımızı belirleme hakkını şimdi ve hemen üyelerimize veriyoruz” ifadelerini kullandı.

‘Neden adayım?’ başlığıyla yer alan bölümde İmamoğlu şu ifadeleri kullandı: “Bizim tek derdimiz tek hayalimiz var bir avuç insanın yerle bir ettiği devlet yapısını hukuk sistemini demokrasiyi ekonomiyi eğitimi sağlığı yeniden inşa etmek”

Broşür İmamoğlu’nun şu ifadeleriyle devam etti: “Bu kolay bir iş değil. Her şeyden önce makama değil, mücadeleye odaklanmayı gerektiriyor. Bu mücadelenin iki farklı beceri ve tecrübeyi gerektiren iki farklı boyutu var: Seçim kazanabilmek ve ülkeyi iyi yönetebilmek. Ben bu mücadelenin her iki boyutunda da çok hazır ve tecrübeli olduğuma inandığım için adayım. Enerjimi, cesaret ve kararlılığımı kanıtladığıma inandığım için adayım.”

Paylaşın

CHP’den Erdoğan’ın “Ayağını Denk Al” Sözlerine Yanıt: Yaverleri FETÖ’cü Çıkmış Biri…

CHP Sözcüsü Deniz Yücel, Erdoğan’ın CHP Lideri Özgür Özel hakkındaki “ayağını denk al” sözlerine verdiği yanıtta, “Türkiye’nin 1. partisinin Genel Başkanını kimse bu şekilde tehdit edemez, had bildiremez. Yaverleri dahi FETÖ’cü çıkmış biri, hiç edemez, hiç bildiremez!” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin il başkanları toplantısında CHP genel Başkanı Özgür Özel’e yönelik, “Başkomutan olarak sana sesleniyorum; ayaklarını denk al, denk almazsan denk getirmesini biz biliriz” ifadelerini kullandı.

CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile Erdoğan’ın sözlerine tepki gösterdi. Yücel açıklamasında şunları  kaydetti:

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanlığını yapıp da tehdit edilmeyen, saldırıya, linç ve suikast girişimine uğramayan kimse yoktur. Genel Başkanımız Sn. Özgür Özel’e yöneltilen tehdit, yalnızca ona değil, aynı zamanda demokrasiye ve millet iradesine yöneltilmiştir.

Türkiye’nin 1. partisinin Genel Başkanını kimse bu şekilde tehdit edemez, had bildiremez. Yaverleri dahi FETÖ’cü çıkmış biri, hiç edemez, hiç bildiremez! Cumhuriyet Halk Partisi savaş meydanlarında kurulmuştur. Baskıya boyun eğmez, kimden gelirse gelsin tehditlere pabuç bırakmaz!”

“Cumhuriyet’in neferleri buradayız”

CHP Grup Başkanvekili ve Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile Erdoğan’ın sözlerine yanıt verdi. Ali Mahir Başarır açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Sen kimin ayağını denk getiriyorsun, Erdoğan? Bir gün AKP Genel Başkanı, bir gün Cumhurbaşkanı, bir gün Başkomutan… İşine geldiği gibi kabuk değiştirip, gözdağı siyasetiyle zamanını doldurmuş iktidarını sürdüremezsin!

Milli ordumuz üzerinden Genel Başkanımız Özgür Özel’i tehdit edemezsin! Biz, önünde titreyen atanmış bakanlara, talimat bekleyen MYK üyelerine benzemeyiz. Cumhuriyet’in neferleri buradayız; ne boyun eğeriz, ne geri adım atarız!”

Paylaşın

AK Parti İktidarı Döneminde 18 Bin 412 Çocuk “Anne” Oldu

“İstatistiklerle Çocuk” raporuna göre; 2002 yılından bu yana en az 18 bin 412 çocuk doğum yaptı. Bu da AK Parti iktidarı döneminde her gün en az iki çocuğun doğum yaptığı anlamına geliyor. 

Raporu yayınlayan CHP Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, “15 yaş altındaki bir çocuğun doğum yapması, açıkça bir cinsel istismar vakasıdır. Ancak bu iktidar çocukların maruz kaldığı istismarı görmezden geliyor. Çocuk yaşta doğumların bu kadar yaygınlaşması, cezasızlığın bir sonucudur” dedi.

Adalet Bakanlığı verilerine göre, sadece 2023 yılında 31 bin 216 çocuğun istismara uğradı. Bu konuya dair konuşan İlgezdi, “Bunlar sadece dava açılan vakalar. Açılmayanları da göz önüne alırsak gerçek sayı çok daha yüksek. 18 yaş altındaki gebeliklerin tamamı istismardır ve bunu normalleştirmeye çalışanlar insanlık suçu işliyor” diye konuştu.

CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin derlediği raporda İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi tarafından paylaşılan Çocuk İş Cinayetleri Raporu’na da yer verildi. Türkiye İstatistik Kurumu ve İSİG Meclisi’nin verilerinden yararlanılarak hazırlanan çocuk işçilik raporuna göre iş gücüne katılım yaşı 4’e kadar düştü. Türkiye’de iş gücüne katılan çocuk sayısı neredeyse 5 milyona ulaştı. Yani çalışan her 7 kişiden 1’i çocuk.

2 bin 664 genç işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden genç işçilerin yüzde 24’ü trafik, servis kazalarında, yüzde 16’sı yüksekten düşerek, yüzde 15’i ise ezilme ve göçük altında kalarak yaşamını yitirdi. Hayatını kaybeden genç işçilerin 2 bin 434’ü erkek, 230’u ise kadın olarak kayıtlara geçti.

“Bu düzenin çocukları koruma gibi bir derdi yok”

Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK) Temsilcisi Eda Mermi, çocukların maruz kaldığı suçların giderek yükselmesini Sol Haber‘e değerlendirdi. Mermi, sözlerine Türkiye’de çocuk evliliklerinin artışının yalnızca bireysel ya da geleneksel bir sorun değil; iktidarın bilinçli bir tercihi, gerici politikalarının doğal bir sonucu olduğunu söyleyerek başladı.

“AKP iktidarı boyunca çocuk evlilikleri, istismar vakaları ve çocuk işçiliği korkutucu boyutlara ulaşmış, devlet eliyle cezasızlık politikası ile adeta teşvik edilmiştir” diyen Mermi, verilerin de bunu doğruladığını ifade etti. Mermi, bu sayıların yalnızca ortaya çıkan, açılan davalar sonucu belirlendiğine dikkat çekti ve “Açılmayan, örtbas edilen, korku ve baskı nedeniyle sesini çıkaramayan çocukları da düşündüğümüzde bu rakamın kat kat fazla olduğunu biliyoruz” dedi.

AKP ve yandaşlarının çocuk evliliklerini doğrudan yasalarla savunmasa da cezalandırmayarak ve gerici söylemlerle meşrulaştırarak bu suça ortak olduğunu söyleyen Mermi şu ifadeleri kullandı: “Çocuk yaşta evlilikler, eğitimden kopuş, istismar ve yoksulluk sarmalının en acımasız biçimlerinden biri. Bu düzenin çocukları koruma gibi bir derdi yok.”

Mermi, “Kadın Dayanışma Komiteleri olarak çocuk evliliklerine, çocuk işçiliğine ve çocukların maruz bırakıldığı istismara karşı sadece söylemde değil mücadelemizin her alanında karşı duruyoruz” dedi. Çocukların yerinin okul ve oyun alanları olduğunu söyleyen Mermi, bu nedenle ülkenin en ücra köşelerine kadar aydınlanma seferberliklerini büyüttüklerini ve dayanışmayı örgütlediklerini ifade etti.

Çocukları istismara açık hale getiren bu düzene karşı kadınların, emekçilerin ve tüm halkın mücadelesini yükseltmeye devam edeceklerini söyleyen Mermi, bu düzen değişmeden çocukların özgürleşemeyeceğini belirtti. Mermi, “Çocukların geleceğini karartanlara karşı susmayacağız” diyerek sözlerini noktaladı.

Paylaşın

Özgür Özel: AK Parti Geleceğin Ana Muhalefet Partisidir

Partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Geçtiğimiz pazar Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 8. Olağan Kongresi yapıldı. Tek aday, tek kişi, kendisinin atadıklarına kendini alkışlattıra alkışlattıra bir kurultay yaptı. O kurultayda muhalefete saldırdı” dedi ve ekledi:

“Bir ülkede iktidar muhalefete muhalefet etmez. Bir ülkede muhalefet iktidara muhalefet eder. Eğer iktidar muhalefete muhalefet etmeye başladıysa psikolojik olarak iktidar el değiştirmiştir. Yani Tayyip Bey haklıdır. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin birinci partisidir. Artık AK Parti de geleceğin ana muhalefet partisidir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Özgür Özel’in konuşmasından başlıklar şöyle:

“Cumhuriyet Halk partisi ailesi büyümeye devam ediyor. Partimize emek dünyasından önemli isimler katıldı. Biraz önce yukarıda kendilerini ağırladık, rozetlerini taktık. Birleşik Kamu-İş’in önceki dönem genel başkanları Sayın Mehmet Yeşildağ ve Sayın Hasan Kütük’e baba ocağına hoş geldiniz diyorum.

DEVA, Demokrat ve Saadet Partisi’nin genel başkanlarıyla görüştük. Bu hafta da Ahmet Davutoğlu, Erkan Baş, Müsavat Dervişoğlu ile görüştük. Muhalefete saldırı olduğunu ama bizim de bir ve birlikte olmamız gerektiğini bir kez daha teyit ettik. Ben kendilerine cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecini, seçim hazırlıklarımızı anlattım. Geleceğin iktidar programına evrilecek parti programımızı anlattım. Bu dönemde karşılaştığımız yargı tacizlerini uzun uzun konuştuk.

Bu noktada muhalefetin farklı renkleri, farklı tespitleri,  farklı sözleri olabilir ama ortak hedef, gönlünde vatan, millet, bayrak sevgisi olan, bu ülkenin kurucu kadrolarına ve kuruluş felsefesine itirazı olmayan, bu ülkenin geleceğinin demokraside olduğunun, bu ülkenin yeniden kalkınmasının mutlaka ve mutlaka güçlü bir meclis eliyle olacağının, bu ülkenin güçlü yol yürüyüşünün mutlaka hukukun üstünlüğüne inananlar tarafından yönetilmesiyle olduğunun ve bu ülkenin 100 yıl öncesindeki gibi kurtuluşunun ve kuruluşunun bir kez daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde olacağının kalın çizgilerle altını çiziyoruz. Birinci parti olduğumuzun bilinciyle kimseyi geride bırakmadan, kibire kapılmadan büyük bir mücadeleyi birlikte vermeye kararlıyız.

Ümit Özdağ’ı Silivri’de ziyaret ettim. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı iş tam bir yetkisizlik. Biz söyledik kabul etmediler, Asliye Ceza Mahkemesi itiraz etti. Bunu bana değil Akın Gürlek’e sordu. Özdağ’a yapılan itibar suikastıdır. Ahmet Özer’i, Can Atalay’ı, Tayfun Kahraman’ı, Osman Kavala’yı, Ayşe Barım’ı hepsini tek tek ziyaret ettim. Hepsinin davasında ayrı bir hukuksuzluk var. Halk TV Genel Yayın Yönetmeni hala tutuklu.

Bugün 35. gün. Ucu nereye giderse gitsin diyeler hep beraber kongreye gitti. Yangında giden canların hesabını soran yok. Görev verdikleri bilirkişi heyetinin raporuna ‘korsan’ dediler. Raporunu teslim almadılar, bunun kanıtını bulamayacağımızı söylediler. Bakın, ‘korsan’ dedikleri 7 kişilik bilirkişinin görevlendirme yazısı burada. Yazının tarihi 21 Ocak 2025. Bu 7 kişiyi görevlendiriyorlar.

3 gün uğraşıp hazırladıkları raporun teslim gününün akşamında bilirkişi üyeleri azillerini istedi. Bu bilirkişilerin utanacak hiçbir şeyi yok. Onlara korsan diyenlerin, yazdıkları raporu almayanların insan içine çıkacak durumları yok. Korsan dediğin raporun da azil yazılarının da hepsi elimizde duruyor. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç; mahkeme sürecinde bu bilirkişiler şahit olsun da her şeyi anlatsınlar da adalet bakanlığı eliyle korsan faaliyet neymiş gör.

Sahte alkolden ölümler artıyor. Komisyon teklif ettik reddettiler. Siyasi sebeplerle duymak istemiyorlar. 100 liralık içkinin 62 lirası vergi. Sözlerimi kesiyor, kendi grubunda dinletiyor, ‘bak rakı hesabı yapıyor’ diyor. Rakı gizlenecek, utanılacak bir şey değildir. Bu vergilerin tamamının ideolojik olması ayıptır. İçki içen suçlu değildir. Sen kimsenin yediğini içtiğini, giydiğini sorgulayacak makamda değilsin. Kimsin sen! İnsanların yaşam biçimini sorgulayamazsın. Sen vereceksen OECD ülkeleri içinde Türkiye’nin gıda enflasyonunda birinci olduğunun, gıda enflasyonunun yüzde 44 olmasının, 38 OECD ülkesindeki ortalamanın yüzde 4 olmasının hesabını ver.

Koalisyon ortağın, ittifak ortağın askıda 9 gülek buğday kampanyası başlattı. Hoş, Sayın Genel Başkanları rahatsız, bir kez daha acil şifalar diliyorum. Aradık, bizim arkadaşlar sordular, sordurdular. Çünkü faydalı bir iş yapılıyorsa destek olalım, görünür kılalım. İç Anadolu’da aradığımız Milliyetçi Hareket Partisi il yönetimlerinin, ilçe yönetimlerinin hiçbirinin kampanyadan haberi yoktu ilk gün. ‘Genel merkeze soracağız’ dediler. Genel merkeze soruldu, bilgi yok, biz size dönelim dediler. Mesele kampanya şundan ibaret; eğer elinde buğday kaldıysa çiftçinin bu tarihte, gidilecek çiftçiden 9 gülek yani 18 kova… İki kova, 36 kilo buğday alınacak, askıya asılacak.

Yoksul birisi de gidecek askıdan iki kova buğdayı alacak, kendine bir değirmen bulacak, buğdayı değirmende öğütecek, un yapacak, eve gidecek ekmek yapacak. Kampanya bu. Ama şu kadarını söyleyeyim; kampanyanın kendisi ittifak ortağının diğerini afişe etmesi, insanların olmayan buğdaya, alınıp da asılacak iki kova buğdaya, onu alıp da öğütüp un yapmaya, o undan ekmek yapmaya muhtaç hale geldiğinin itirafından başka bir şey değildir.

Benim MHP grubuna, milletvekillerine önerim şudur: Bu askıda buğday işi tutarsa biz de yürekten destekleyelim ama daha kolay bir yolu var. Askıda vicdan uygulamasını sona erdirin. Askıda vekil uygulamasını sona erdirin. Askıya koyduğunuz milletvekilliğini ve vicdanınızı alın, hep beraber bu memleketin sorunlarını konuşalım. Çiftçiye gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’i dağıtılacakken binde ikisi dağıtılıyor. Muhalefet bunu konuşuyor, arkadaşlar askıda buğday güleği diyorlar. Askıda gülek yapalım, içine buğday koyalım, diyorlar. O yüzden gerçekten çiftçinin sorunlarını çözeceklerse bu hafta verilecek önergelere, muhalefetin her kanun görüşülürken milletten yana verdiği önergelere destek versinler.

O günden sonra seçim bölgelerine rahat giderler. Tarımla çok ilgili Milliyetçi Hareket Partisi’nin milletvekillerinin seçmenlerinin yanına varamadığı, yüzüne bakamadığı bir süreci yaşadığımızı hepimiz biliyoruz. Onun için yapılacak şey askıdaki milletvekilliğini alıp sırta geçirmek, askıya bırakılan vicdanı, Tayyip Erdoğan için askıda tutulan vicdanı oradan alıp kuşanmaktan geçiyor. Eğer onu yaparlarsa bu ülkenin önünü çok hızlı bir şekilde açabiliriz. Bunun için sadece ve sadece milletvekili olduğunun ve Anayasa’ya bağlı olarak yemin edildiğinin hatırlanması yeterli olacaktır.

Cumartesi günü Ramazan’ın ilk günü. Eskiden bolluk ve bereket ayı olarak karşılanan Ramazan, şimdi emeklinin, asgari ücretlinin yokluk ayı, korkuyla, endişeyle bekleniyor. Geçen sene 900 liraya satılan Ramazan kolileri 1.600 liraya çıktı. Zorla 20 lira diye açıklatılan ancak fiilen 30 lira civarında satılacağını herkesin bildiği Ramazan pidesinin hesabını yapalım. Yine de açıkladıkları 20 liradan yapalım. Kızıyor ya altın hesabını bırak diye, bıraktım pide hesabı yapıyorum. 2002 yılında pidenin kilosu 2 liraydı 2002 yılında.

Şu anda pidenin kilosu 80 lira. Tam 40 kat artmış. Yüzde 4 bin artış var pidenin fiyatında. 1 liraya, 1 TL’ye 200 gramlık pideden 2,5 tane alınıyordu. 2018 yılında 2,5 pideden 3/4 pideye düştük, 140 gram alınabiliyordu. Hesap böyle sanmayın. Bakın göremediğiniz yerde bu senenin pidesi var. 1 lirayla tırnak kadar pide alınıyor; 12.5 gram. Bugün pidenin kilosu 80 lira. Tayyip Bey diyor ya rakamlarla nereden nereye; Tayyip bey 1 liraya 500 gram pide almaktan 12,5 gram pide almaya…. Nereden nereye Tayyip Bey. Ramazan geliyor, nereden nereye?

Bayramda emeklilere verilecek ikramiye hala 3 bin lira. Bayram ikramiyesi verildiği ilk bayramda 6 tepsi bayram baklavası alıyordu, 1.000 lira. Bugün 3 bin lira bayram ikramiyesi 6 tepsiden 1 tepsiye düştü. Şimdi Tayyip Bey 3 bin lirayı 4 bin 500 lira yapacak diye beklenti vardı. Dün onu da gevelemeye başlamışlar. 3 bin 750 olabilir diye. Ama biz Ramazan boyunca hem pide hesabını, hem alınamayan baklavanın hesabını, dolmayan filenin, Ramazan kolisinin hesabını 81 ilde yapmaya, bu iktidarın bu milleti ne noktaya getirdiğini anlatmaya devam edeceğiz. İlk gün, ilk gün kadın kollarımızla birlikte Ankara’dayız. Ramazanda tüm grubumuzla birlikte 81 ildeyiz, bütün Türkiye’deyiz.

Erdoğan, ‘ben ekonomistim’ diyor. Gözdesi, Başsavcı Akın Gürlek. Ne gazeteci bıraktı, ne siyasetçi, ne akademisyen, en son borsaya da el attılar. Aslında Akın Bey SPK’ya yabancı değil. Değerli eşleri Sermaye Piyasası Kurumu’nda üst düzey yönetici zaten, yönetim kurulunda. Bir suç varsa, o suç hakkında gider savcılığa suç duyurusunda bulunur. Ama emir Tayyip Bey’den gelince eşini, eşinin kurumunu bile beklemeye tahammülü yok. Gitmiş, geçen cuma günü borsa düştü diye soruşturma başlatmış ve başsavcılık fiyat hareketliliği konusunda haber yapan, yayan kişiler hakkında da soruşturma başlatmış.

Tam bir akıl tutulmasıyla karşı karşıyayız. Yahu bir gün önce TÜSİAD başkanını, yöneticisini alıp polis eşliğinde götüren sen, dünyaya Mehmet Şimşek para bulmak için sunum yaparken o fotoğrafı sunan sen… Türkiye’de patronların birlikteliği diye ifade edilen, sermayenin birlikteliği diye ifade edilen TÜSİAD’ın başkanı diyor ki: ‘Yurt dışına çıkış yasağı koymayın. 80 ülkeye ihracatım var’ adama yurt dışına çıkış yasağı koyuyor. Bütün dünyadaki muhatapları, hiç değilse o 80 ülke, kendisine ihracat yapan kişinin Türkiye’de hükümeti eleştirdiğini ve bunun için gözaltına alındığını görüyor. Sonra borsa niye düşüyor? Borsa niye düşer? Güven ortamı yoksa düşer. Tedirginlik varsa düşer. Hukukun üstünlüğüne inanç sarsıldıysa düşer. Borsadan yabancı niye çıkar?

Türkiye’deki ortamdan endişeliyse çıkar. Ne zaman gelir? Türkiye’nin yarınlarına inanıyorsa gelir. Şimdi bunların hepsini bir tarafa bırakmışlar. Borsa düştü diye hesabı borsadan soruyorlar. Tansiyon hastasının tansiyon aletini kırması gibi. Yiyor, içiyor, tuzlu yiyor, yağlı yiyor, tansiyon çıkınca aleti kırıyor. Böyle bir şey olur mu? Bu yüzden ‘gerçeğe aykırı bilgi’ diye bir suç icat ettiler ve Erdoğan, ‘ben bilirim’ diyerek ekonomide yaptığı deneyle yoksuldan aldı, zengine verdi ve bunun sonunda ülkede her şey birbirine girdi. Ülke kötüye gidiyor, sorumlusu hesap vermiyor, haber yapan gazeteci içeride. Buna muhalefet eden, muhalefet partisinin genel başkanı içeride. Ana muhalefet partisinin belediye başkanları içeride. Tweet atan akademisyenler içeride, fikir söyleyen sendikacılar içeride.

Rahatsızlığını dile getiren TÜSİAD başkanı ifadede. Ondan sonra dönüyor dolaşıyor, düşen borsadan hesap sormaya, bundan işlem yapmaya kalkıyor. Gerçeğe aykırı bilgi veren varsa, bir yılda 650 bin konut yapacağım diye söz verip iki yılda üçte birini yapıp, onun da onda birine bile konteynerde kalanları taşıyamayandır. Erdoğan, seçim kazanmak için, ‘bir yılda konutunuza geçeceksiniz’ demişti. Depremzedelerin yüzde 90’ı halen daha konteynerlarda kalıyor. Kendisini üzmeyen istatistik kurumuna aralıkta enflasyonu yüzde 1 ilan ettirip yüzde 4 maaşlardan zam çalıp, ocak ayında 5,5 ilan edenler gerçek dışı bilgiyi yayıyorlar.

Loto oynar gibi enflasyon hedefini iki üç ayda bir yükseltip halkı yanıltıyor ama zammı yanlış hesaplanan hedef enflasyona göre veriyorlar. Mehmet Şimşek’in enflasyon hedefi yüzde 5’ti, şu anda enflasyon ortada, Mehmet Şimşek ortada yok. Dünyayı geziyor para bulmak için. Eskiden emekli ikramiyesiyle ev alınabiliyordu, araç alınabiliyordu. Bugün Türkiye’de iktidarın yarattığı sorunların başında barınma ve konut geliyor.

Bir yılda 650 bin konut vaadi iki yıl sonunda bir yalan oldu. Ama bir yandan o konutu vermek için bile depremzedenin önüne boş senet koyuyorlar, bir de anahtar. ‘Konutunu alacaksan boş senede imza at.’ Depremzede konut çıksa dahi o senede imza atacak cesareti olmadığından, gittiği konuttaki 800 lira aidata gücü olmadığından, işi olmadığından, elektrik, su, doğal gaza verecek parası olmadığından konteynerda kalmaya devam ediyor.

Kazançlı yatırım kampanyası diye orta sınıf için bir kampanya başlatıyorlarmış. Aradık, sorduk. Avcılar’da 1+1 ev 7,5 milyon. Bu konuta 5 yıl boyunca 180.000 lira taksit ödeyebilenler sahip olacak. Türkiye’de 5 yıl üst üste, hem de başladığı fiyatla değil her yıl zamlanarak 180.000 lirayı aylık ödeyebilenin Avcılar’da 1+1 konut alabildiği, buna da orta sınıf için kazançlı yatırım kampanyası dedikleri bir ülkeye geldik. Asgari ücret 22 bin lira. Biz hesap ettik; 8 asgari ücretli birleşirse, 5 yıl bütün maaşlarını bunlara verirse bir tanesi 1+1 konuta geçebiliyor.

“Murat Kurum İstanbul’un maketiyle oynuyor”

Bakan Kurum, zenginlere hitap eden bu kampanyayı açıklarken bir de ‘2025 sonunda yeni sosyal konut projeleri de yapacağız.’ dedi, utanmadan sıkılmadan. ‘Biz deprem konutları yaptık. CHP bunların maketini de yapamazdı’ diyen Murat Kurum, evde akşamları ne yapıyor biliyor musunuz? En son seçimde nereye adaydı bu? İstanbul’a. İstanbul’un maketiyle oynuyor. Kurum, girmediği kavgada gösterdiği cesaretiyle bizim Adıyaman Belediye Başkanı, depremde Adıyaman’da ‘hayat normale döndü’ diyen dönemin Ulaştırma Bakanı’nın iki yapasına yapışmıştı. ‘Adıyaman’da sorun kalmadı’ deyince o günün Ulaştırma Bakanı’nın valilikte yakasına yapıştı. ‘Sen bunu dersen buraya kurtarma gelir mi, yardım gelir mi, aş gelir mi, insan gelir mi’ diye.

Bir yerde dedim ki: ‘Abdurrahman’ın hikayesi siyaset hikayesi değil, insanlık hikayesidir’ diye. Bu Kurum da vakti zamanında yanlış yerlerde yanlış açıklama yapmış, ‘hayat normale döndü’ diye. Kişi kendinden bilir işi. Video çekmiş. İşte Abdurrahman onun yakasını tutmamış diye. O hayali cesaretiyle konuşan Kurum bir seçilmiş değildir. Onu İstanbul’a teklif ettiler, İstanbullular seçmedi. Elinin tersiyle itti. İmamoğlu’nu seçtiler. Bu kurum 2019, 20 ve 22’de de sosyal konut kampanyaları vaat etmişti. Meclisimizin koridorları konut hakkını alamayan mağdurlarla dolu.

AK Partili kadın seçmenler en çok çocuklarının aldığı eğitimden rahatsızlar, en çok. Yüzde 18 memnuniyet Türkiye’de, ‘Çocuğumun aldığı eğitimden memnunum’ diyen. AK Partili kadın seçmende de yüzde 25’i geçmiyor. Şimdi o seçmene sesleniyorum. Her gün heybeden bir şey çıkaran, bir gizli ve kirli ajandası olan, okulu temizlemeyen, çocuğa su vermeyen, karnını doyurmayan, okul yemeğine karşı çıkan, kalkacak mülakatı kaldırtmayan Milli Eğitim Bakanı şimdi çıkmış diyor ki: ‘Zorunlu eğitim çok. Yakında bunun tartışmaya açılacağını tahmin ediyorum.’

Sen Milli Eğitim Bakanı olarak bunu söylersen zaten bu en üstten tartışmaya açılır. AK Partili kadın seçmenlere şunu söylüyorum: Bu diyor ki senin çocuğun çocuk işçi olsun istiyor. İlkokulu bitirsin, çocuk işçi olsun ya da kızın çocuk gelin olsun istiyor. İlkokul sonrası ya kocaya ya ustaya diyen kafa bu kafa ve bu kafanın söylediğini savunan bir tane eğitimci yok. Ama bu kafanın savunduğunu savunan dünya kadar tarikat var. Biz bunlara geçit vermemek için her türlü mücadeleyi veriyoruz.

Geçtiğimiz pazar Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 8. Olağan Kongresi yapıldı. Tek aday, tek kişi, kendisinin atadıklarına kendini alkışlattıra alkışlattıra bir kurultay yaptı. O kurultayda muhalefete saldırdı. Bir ülkede iktidar muhalefete muhalefet etmez. Bir ülkede muhalefet iktidara muhalefet eder. Eğer iktidar muhalefete muhalefet etmeye başladıysa psikolojik olarak iktidar el değiştirmiştir. Yani Tayyip Bey haklıdır. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin birinci partisidir. Artık AK Parti de geleceğin ana muhalefet partisidir.

AK Parti’nin Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş bin 608 delegesine toplam değeri 6 milyon 750 bin lira olan, tanesi 4.200 lira olan saat hediye ettiler. Tayyip Bey orada bile delegeler saatleri takmış, kadranında imzası var. Bu yoklukta, yoksullukta kişi başı 4.200 lira, 6 milyonluk hediye dağıtmış, ‘CHP’nin kongresinde şaibe var’ diyor. Bir kanıt bulamıyorlar, sadece algı operasyonu yapıyorlar ama gözümüzün önünde 1.600 küsur delegenin koluna, ‘beni seçtin’ diye 4.200 liralık saat takıyorlar. Mahalleye sandık kurmayan, ilçede çıkan ikinci adayı çağırıp ikna eden, ilde çift adaylı kongreye kavga karıştıran, delegelerini buraya getirip kendi atadıklarını alkışlatan adamın kongresi de siyaseti de sonuna kadar şaibelidir.

Bir de geçmişte kendinden bir milletvekili gitmiş, dün ‘biz AK Parti’nin tek adam rejimine itiraz ediyoruz’ diye seçmenden oy toplamış, AK Parti itirazıyla propaganda yapmış, bu seçim döneminde bu Meclise AK Parti’ye itiraz üzerinden taşınmış bir sürü milletvekilini partisine katıyor. İçlerinden bir tanesi bir gün önce, 14 saat önce sadece partisinden istifa etti. O da AK Parti’ye gidiyor haberleri çıkınca akşamüstü tweet attı, ‘gördüğüm lüzum üzerine istifa ediyorum’ diye. O kongreden üç dört gün önce benim partisine yaptığım ziyarette geldi, oturdu, toplantıda beni dinledi, o partinin genel başkanını dinledi, heyetteydi, şimdi AK Parti’ye gitti.

Antalya milletvekilimize gitti. ‘Tek adam rejimine itiraz benim partimde yeterli değil. Cumhuriyet Halk Partisi’ne geçmek istiyorum’ dedi. Antalya milletvekilimizle birlikte bana geldiler. Ben kendisine, ‘Partinizin bir grubu var. İstifanızla grubunuz düşebilir. Grubu düşüren olmayın. Biz o grup düşmesin diye o gruba milletvekili veren partiyiz’ dedim. ‘Partinizden ayrılsanız bile uzunca bir süre geçmeden alamayız. Çünkü biz bir başka partinin milletvekiline göz koyan bir parti değiliz’ dedim. ‘İstifa etseniz de, bize gelme iradenizi söyleseniz de ben partinizin genel başkanına bir telefon açmak, durumdan haberdar etmek zorundayım’ dedim, şahitlerin huzurunda konuştum.

Bu kişi bizden gitti, sonra Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçti. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçen kimi milletvekillerinin neler istediklerini ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin hangi ilkesel cevabı vererek reddettiğini gerekmedikçe ifade etmeyeceğim ama şunu söyleyeyim: Cumhuriyet Halk Partisi’ne katılan her milletvekili partisinden makul süre önce ayrılıp hem de seçmeni kandırmayıp aynı ittifakla, aynı yön ve yönelimde Cumhuriyet Halk Partisi’ne gelen, partinin ideallerine, partiye, partinin hedeflerine uygun hiçbir, bir zerre pazarlığın içinde olmamış vatansever kardeşlerimizdir. Hepsinin bir kez daha ellerinden öpüyorum, alınlarından öpüyorum. Siyaseti böyle yapanlarla yol yürümeye devam edeceğiz.

Tayyip Bey, Bertolt Brecht’in ‘Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz’ ifadesinden terör örgütü sloganı çıkarmaya çalışa dursun, 68 kuşağının Türk siyasetine kazandırdığı komprador burjuvazi kelimesini TÜSİAD’a karşı söylüyor. İnsan merak ediyor. TÜSİAD komprador burjuvazinin temsilcisiyse bu beşli çete, yanı başından ayrılmayan MÜSİAD proletaryanın mı? Tayyip Bey’e şunu öneriyorum; illa 68 kuşağından bir slogan benimseyeceksen lütfen BOP eş başkanlığını bırak da ‘yaşasın tam bağımsız Türkiye’ demeye çalış bakalım.

Ayın kayyımı Kars Kağızman Belediyesi’ne atandı. 11 ayda 11 kayyımdı. 12. ay gelmeden Kağızman’a kayyum atadılar. İlk gün ilk atanan kayyıma ne tepki verdiysek Kars Kağızman’da da aynı tepkiyi veriyoruz. Seçilmişler ancak yargı kararıyla görevden uzaklaştırılabilirler. Bu durumda da yerlerine belediye meclis üyeleri kendi içinden birini seçer. Kaymakam, vali atamak kabul edilemez.

Kayyum deyince Ahmet Özer’in iddianamesi nihayet 115. gün çıktı. 118 gündür içeride. 83 sayfa iddianame var. 25 sayfasında terör örgütünü anlatıyor. Bir terör örgütüne üyelik iddia edilecekse terör örgütünün ne olduğu 25 sayfa izaha muhtaç olur mu? Bir başka terör örgütü diyemiyor, oradan video mesaj bekleniyor. Bir partinin adını söylüyorlardı geçmişte haksızca. O partiyle de bir süreç yürütülüyor. Öyle olunca bambaşka bir yapıdan, geçmişte ilanlarla, duyurularla toplanan bir konferanstan, onun başkanının mecliste milletvekili olduğu, daha geçtiğimiz yıl temiz kağıdı verdikleri başkanının yapısından terör örgütü icat ediyorlar.

Selçuk Mızraklı ile, yazar Bejan Matur’la, HDP’li önceki dönem milletvekilleriyle yaptığı telefon görüşmelerini, bu kişilerin HDK terör örgütüne mensubiyetleri üzerinden Ahmet Özer’in terör örgütü mensubiyetini ispatlıyor. Bunun üzerinden de kayyım atamasını kendince meşrulaştırıyor. Eğer Ahmet Özer’e bu gerekçelerle terör örgütü üyeliği yapışıyorsa vallahi de billahi de, itirazı olanla da her yerde yüzleşirim. AK Parti grubunda FETÖ terör örgütü mensubu olmayan bir kişi yoktur. 10 yıl önce terör örgütü mensubuyla telefonda görüşme suçu. İçlerinde birlikte maklube kaşıklamayan var mı? İçlerinde Türkçe olimpiyatlarına gitmeyen var mı? Okullarının açılışına gitmeyen var mı? Bankasına para yatırmayan var mı? Hiç yoksa bayramlaşmayan, selamlaşmayan, telefonlaşmayan var mı?

Öyle bir işe kalkışıyor ki bu Akın Gürlek ve onun yanındaki can; Yarın bu emsal, bütün AK Parti üyelerinin birisi tutar FETÖ terör örgütü üyeliğinden hapse tıkar. Herkese bu imkanı veren bir tuzak kuruyorlar bütün Türkiye’ye. Onun için Akın Gürlek’e de, Recep Tayyip Erdoğan’a da aklınızı başınıza alın diyorum. Mücadele edecekseniz çıkın karşımıza mertçe mücadele edin diyoruz.

Bunun yanında, bunun yanında Ahmet Özer’i Remzi Kartal’la görüşmekle suçluyorlar ve bunu da iddianameye koymuşlar, kanıt sayıyorlar. Bu Remzi Kartal’la, telefonda görüşme değil. Herhalde yemek daveti için dumanla haberleşmiş ya da güvercin uçurmuşlardır. Ahmet Özer’in telefonla görüştüğü Remzi Kartal’la yemek yiyen Hüseyin Yayman’ı Recep Tayyip Erdoğan MYK’sına aldı. Hüseyin Yayman’a sorulduğunda kendini şöyle savundu, ‘O görüşmeyi yaptığımda siyasetçi değildim, akademisyendim’ dedi. Hüseyin Bey, Ahmet Özer o görüşmeyi yaptığında siyasetçi değildi, akademisyendi. Hem de bu konularda yazan çizen, çatışmalı süreçleri araştıran ve Türk-Kürt kardeşliğini, barışı savunan, terörü lanetleyen bir akademisyendi.

Recep Tayyip Erdoğan’a bir soru sormak istiyorum. Lefkoşa Büyükelçisi Yasin Ekrem Serim. Bu beyefendinin özelliği babasını yakından tanımanız, Maksu Serim. Başbakanlıktayken sizin örtülü ödeneğinizi kontrol ediyordu. Hesap kitabı kuvvetli olduğu, sizin de bu konuda kendisine çok güvendiğiniz de biliniyor. Oğlunu Dışişleri Bakanlığı süreçlerinden gelmediği, meslekten gelmediği halde önce Dışişlerinde özel kalem müdürü yaptırdınız, sonra bakan yardımcısı yaptırdınız.

Bu sırada 2022 yılında Kıbrıs’ta öldürülen organize suç örgütü lideri Halil Falyalı’yla öldüğü günden 2 yıl önce ortak şirket kurduğu ortaya çıktı. Bunu söyleyen milletvekillerimize bu beyefendi dava açtı, kanıtları koyduk, davaları kazandılar ve bu kişiyi göz göre göre, parmağı göze sokarcasına Kıbrıs’ımıza, Lefkoşa’ya büyükelçi atadınız. Şimdi apar topar Dışişleri kaynakları diplomasi muhabirlerine Lefkoşa Büyükelçisinin görevden alınmak üzere olduğunu, değişeceğini, kararname beklediğini yazıyor. Şimdi ben, bir suç örgütüyle ortak olan birini nasıl tuttun da önce bakan yardımcısı, sonra büyükelçi yaptın diye sormuyorum.

Ben uluslararası sularda yüzen gemiler var mı diye soruyorum. Bu gemiler yüzerken durduruldu mu diye soruyorum. Bu gemilerin yükü neymiş diye soruyorum ve o günlerde birilerinin hesap hareketlerinde acayip şeyler olmuş mu diye soruyorum. Yoksa sen bu sorulara cevap vermek yerine bana, Özgür Bey, bunu yapma, Türkiye’yi zora sokma, bir çocuk yanlışa bulaşmış, bu konuları eşeleme, hepimiz aynı gemide miyiz diyeceksin. Tayyip Bey, ben o gemide yokum ama siz hepiniz o geminin içindesiniz.

23 Mart’ta Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyecek ve tüm tartışmaları geride bırakarak yepyeni bir yürüyüşe başlayacağız. 28 Şubat akşamına kadar, yani bu hafta cuma günü mesai bitimine kadar ister tüm gençlerin yaptığı gibi ki 40 kata çıktı üyelik başvuruları, online olarak, internet üzerinden CHP’ye üye olarak, ister akşam 9’a kadar açık tuttuğumuz ilçe ve il başkanlıklarımıza başvurarak gelecek seçimlerde Cumhurbaşkanı adayımızın belirleneceği ön seçimde oy kullanma hakkına sahip olabilirsiniz. İktidar yolculuğumuz başlıyor. 86 milyon geleceğe umutla ve güvenle bakmak istiyor.

Ekonomi, adalet, demokrasi krizleri yaratan düzeni değiştirmek için, Türkiye’yi hak ettiği yere taşıyabilmek için, umudu, güveni var etmek, tasayı, kaygıyı defetmek için bu yolculuğun adı iradedir. Kayıtsız şartsız milletin iradesini aramaktadır. Bu yolculuğun adı karardır, halkın kararını aramaktadır. Bu yolculuğun adı iktidardır, milletin iktidarını hedeflemektedir. Bu yolculuğun adı özgürlük, halkın özgürlüğü için yola çıkmaktır.

CHP demokrasinin evidir, yurdudur. Bu seçim bir demokrasi devrimidir. Bu seçim getireceğimiz erken seçim sandığının öncü ama kararlı adımıdır. Bu seçim Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek iktidar yolculuğumuzun ilk adımıdır. Gel ki krizlere, yoksulluğa, karanlığa birlikte son verelim. Gel ki ülkenin kaderini birlikte değiştirelim. Gel ki zengin ve zenginliğin adil ve eşit paylaşılan bir ülke olacak Türkiye’yi birlikte kuralım.

Haydi gel, geleceğini seç. Haydi gel, Cumhurbaşkanı adayını seç. Gel, seç ve tarihe geç. Tarih yazmaya davet ediyoruz. Herkesi 23 Mart 2025 Pazar günü ön seçim sandıklarında buluşmaya, Türkiye’nin parlak geleceğini birlikte kurmaya, o geleceğe ortak olmaya davet ediyorum. Çağrım tüm Türkiye’yedir. Gel, adayını seç ve tarihe geç. Hepinizi bekliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak tarihin akışını değiştirmeye, o akışı değiştirecek adayı belirlemeye her birinizi davet ediyorum. Gelin, seçin ve tarihe geçin. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

Paylaşın

Mansur Yavaş’tan Ekrem İmamoğlu’na Destek

Hakkında bir çok soruşturma açılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na destek veren ABB Başkanı Mansur Yavaş, “CHP’nin belediye başkanları ve milletvekilleri haksızlığa karşı omuz omuza duracak” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Cumhurbaşkanlığı adaylığı ön seçim süreci devam ediyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, ön seçimlerine ilişkin bulunduğu açıklamada hala yüzde 38 kararsız olduğunu ifade etti.

Mansur Yavaş, “İtiraz ettiğim şey ön seçim değildi. Henüz tarihi belli olmadığı için erken demiştim. Bugün yayınlanan bir ankete hala yüzde 38 kararsız var. İktidara oy evren seçmenin iktidardan uzaklaştığını ama muhalefette de yeterli enerjiyi göremediği için kararsız olduğunu düşünüyorum. Bizim bir an evvel seçim tarihi belli oluncaya kadar belediye başkanları olarak halkın sorunlarına eğilmemiz gerekiyor.” dedi.

İmamoğlu’na destek: Omuz omuza duracağız

Mansur Yavaş, CHP’den cumhurbaşkanı aday adaylığını netleştiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında altı soruşturma başlatılmasına değinerek “Takip ediyoruz. Artık her sabah bir soruşturmayla uyanıyoruz. Şunu hiç kimse unutmamalı: CHP’nin belediye başkanları, milletvekillerinin dayanışma duygusunu kimse hafife almasın. Sonuna kadar haksız ve hukuksuz uygulamalara birlikte karşı omuz omuza duracağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın