Birleşmiş Milletler’den “İklim Çöküşüne Giriyoruz” Uyarısı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, “iklim çöküşünün” başladığı uyarısında bulunarak, “Gezegenimiz kaynayan bir mevsimi -kayıtlardaki en sıcak yazı- daha yeni arkada bıraktı” dedi. 

BM Genel Sekreteri Guterres İngilizce’de yazın en sıcak günleri için kullanılan “köpek günleri”* deyimine atıfta bulunarak “Yazın köpek günleri yalnızca  havlamakla kalmıyor, ısırıyor” dedikten sonra insanlığın dizginlerini salıverdiği fosil yakıtlara bağımlılığının sonuçlarını sıraladı.

António Guterres, iklim krizinin dünya çapında gitgide daha aşırı hava koşullarını tetiklemeye devam ederken, liderlere “şimdi iklim çözümleri için ateşi körükleme” çağrısında bulundu.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) raporu Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres’in kuzey yarımkürede küresel ısınma rekorlarının kırıldığı 2023 yazının yol açtığı gelişmelere yönelik çarpıcı ifadelere yer verdiği bildirisiyle eş zamanlı olarak yayımlandı.

WMO raporu her yıl 7 Eylül’de kutlanan “mavi gökyüzü için Uluslararası Temiz Hava Günü” arifesinde yayınlandı. 2023 kutlamalarının teması Temiz Hava İçin Birlikte, hava kirliliğinin üstesinden gelmek üzere ortaklıkları güçlendirme, yatırımları artırma ve sorumluluğu paylaşma ihtiyacına odaklanıyor.

Dünya, yazılı kayıtlara geçen -büyük bir farkla- en sıcak Ağustos ayını ve 2023 Temmuz’undan sonra tarihte şimdiye kadarki en sıcak ikinci ayı geride bıraktı. Haziran’ı da içine alan verilerle birlikte yerküre tarihte bugüne kadarki en sıcak üç aylık dönemi geçirmiş oldu. 2023, genel olarak, 2016’dan sonra kaydedilen ikinci en sıcak yıl oldu.

“İklim çöküşünün” başladığı uyarısında bulunan BM Genel Sekreteri, “Gezegenimiz kaynayan bir mevsimi -kayıtlardaki en sıcak yazı- daha yeni arkada bıraktı” dedi.

Guterres İngilizce’de yazın en sıcak günleri için kullanılan “köpek günleri”* deyimine atıfta bulunarak “Yazın köpek günleri yalnızca  havlamakla kalmıyor, ısırıyor” dedikten sonra insanlığın dizginlerini salıverdiği fosil yakıtlara bağımlılığının sonuçlarını sıraladı.

BM Genel Sekretei, iklim krizinin dünya çapında gitgide daha aşırı hava koşullarını tetiklemeye devam ederken, liderlere “şimdi iklim çözümleri için ateşi körükleme” çağrısında bulundu.

Genel Sekreter’in açıklamasının hemen ardından yayımlanan 2023 WMO Hava Kalitesi ve İklim Bülteni, dünyanın dikkatini sıcak hava dalgalarının yol açtığı tahribata çekiyor.  WMO, yüksek sıcaklıkların yalnızca kendi başlarına bir tehlike olmakla kalmadığını, aynı zamanda hava kirliliğini de tetiklediklerini belirtiyor.

2022 verilerine dayalı olarak hazırlanan rapor, geçtiğimiz yıl sıcak hava dalgalarının hava kalitesinde nasıl tehlikeli bir düşüşü  körüklediğini gösteriyor.

WMO Genel Sekreteri Prof. Petteri Taalas, raporun bulgularına ilişkin açıklamasında “Sıcak hava dalgaları, insan sağlığı, ekosistemler, tarım ve esasen gündelik yaşamlarımız üzerindeki zincirleme etkileriyle hava kalitesini kötüleştiriyor” dedi. Taalas, kısır döngüden çıkabilmek için iklim değişikliği ve hava kalitesinin birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

“İklim değişikliği demleniyor”

İklim değişikliği, sıcak hava dalgalarının sıklığını ve yoğunluğunu artırıyor. Bülteni derleyen Küresel Atmosfer İzleme ağındaki WMO bilim görevlisi Lorenzo Labrador, “Orman yangınlarından çıkan duman[ın], sadece hava kalitesini ve sağlığını etkilemekle kalmayıp, bir cadı kazanındaki gibi aynı zamanda bitkilere, ekosistemlere ve mahsullere de zarar veren ve atmosferde daha fazla karbon salımına ve dolayısıyla daha fazla sera gazına yol açan kimyasallar içer[diğini]” açıklıyor.

Geçtiğimiz yaz kuzey yarım küredeki sıcak hava dalgası, zararlı parçacıklar ve azot oksitler benzeri reaktif gazlar türünden kirletici konsantrasyonların çoğalmasına neden oldu. Avrupa’da, yüzlerce hava kalitesi izleme alanı, sekiz saate kadar varan sürelerde Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) ozon hava kalitesi alarm düzeyi olan 100 μg m3 (metreküpte 100 mikrogram) üzerinde değerler kaydetti.

Isı söz konusu olduğunda, kentlerde yaşayanlar genellikle sıcak havalardan en yoğun biçimde etkileniyorlar. Yoğun altyapı ve çok sayıda yüksek binayla kuşatılan kentsel alanlar, kırsal çevreye kıyasla çok daha yüksek sıcaklıklarla karşı karşıya kalıyorlar.

Bu etki genellikle bir “kentsel ısı adası” oluşumu olarak adlandırılıyor. Gece gündüz sıcaklık farkının büyüklüğü değişebilir ancak geceleri 9° C’ye  kadar ulaşabilir. Sonuçta kentlerde yaşayan ve çalışan insanlar, geceleri bile tehlikeli ısı stresi altında kalabilirler.

Ancak, Brezilya’nın São Paulo kentinde yapılan bir araştırma kapsamında hem sıcaklık hem de CO2 ölçümlerinin, iklim değişikliği için doğa temelli çözümlerin yararlarını gösterdi. Şehirlerde daha fazla yeşil alan sağlanarak olumsuz etkilerin kısmen azaltıldığını gösterdi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, 2 Milyon Afgan’a Daha Gıda Yardımını Kesiyor

Birleşmiş Milletler’in (BM) Dünya Gıda Programı (DGP), finansman açığı nedeniyle 2 milyon Afgan’a daha gıda yardımını keseceğini duyurdu. Kuruluş, nisan ve mayıs aylarında yaptığı açıklamada, 8 milyona yakın Afgan vatandaşına yönelik gıda yardımının kesilmek zorunda kaldığını bildirilmişti.

DGP, bu ülkede özellikle zor durumdaki kadın ve çocukların gıda sorunlarına çare bulmayı hedefliyor.

DGP Afganistan Direktörü Hsiao-Wei Lee, yeteri kadar mali destek alamadıkları şikayetinde bulunarak, “Zaten endişe verici seviyelerdeki açlık ve yetersiz beslenme sürerken, şimdi de açlar ile açlıktan ölmek üzere olanlar arasında seçim yapmak zorunda kalacağız. Milyonlarca aileyi bir sonraki yemek öğünleri için çaresiz durumda bırakıyoruz. Biz kalan az sayıdaki kaynağımızla, mutlak yoksulluğun eşiğinde olan bu insanlara hizmet edemeyiz.” dedi.

Birleşmiş Milletler’in (BM) Dünya Gıda Programı (DGP), önemli mali kesintiler nedeniyle bu ay Afganistan’daki 2 milyon gıdaya erişimi olmayan insanın daha öngörülen gıda yardımından çıkarılması gerektiği uyarısında bulundu.

Dünya Gıda Programı’ndan yapılan yazılı açıklamada, son mali kesinti ile birlikte bu yıl ülkede BM desteğinden mahrum kalacak kişi sayısının 10 milyona ulaşacağı kaydedildi.

Açıklamaya göre, yeni kesintilerle birlikte BM Gıda Programı, Afganistan’da temel gıda maddelerine ulaşamayan 15 milyon insanın yaklaşık sadece 3 milyonuna gıda yardımı sağlayabilecek.

DGP Afganistan Direktörü Hsiao-Wei Lee, yeteri kadar mali destek alamadıkları şikayetinde bulunarak, “Zaten endişe verici seviyelerdeki açlık ve yetersiz beslenme sürerken, şimdi de açlar ile açlıktan ölmek üzere olanlar arasında seçim yapmak zorunda kalacağız. Milyonlarca aileyi bir sonraki yemek öğünleri için çaresiz durumda bırakıyoruz. Biz kalan az sayıdaki kaynağımızla, mutlak yoksulluğun eşiğinde olan bu insanlara hizmet edemeyiz.” dedi.

BM dışında birçok uluslararası insani yardım kuruluşları da Taliban’ın Ağustos 2021’de yönetimi ele geçirmesi ve ardından gelen ekonomik çöküşün ardından Afganlara gıda, eğitim ve sağlık desteği sağlamaya çalışıyor.

BM’nin kuruluşu, nisan ve mayıs aylarında yaptığı açıklamada, 8 milyona yakın Afgan vatandaşına yönelik gıda yardımının kesilmek zorunda kaldığını bildirilmişti.

DGP, bu ülkede özellikle zor durumdaki kadın ve çocukların gıda sorunlarına çare bulmayı hedefliyor.

Son kesintilerin sayıları 1,4 milyonu bulan ve özellikle yeni doğum yapmış veya hamile kadınların sağlığına önemli zararlar vereceği uyarısında bulunan DGP, çocukların açlığa daha fazla sürüklenmesi nedeniyle önümüzdeki aylarda beslenme merkezlerine yönelik başvurularda önemli bir artış yaşanacağı saptamasında bulundu.

Açıklamada, önümüzdeki altı ay boyunca, ülkede 21 milyon kişinin asgari gıda ve beslenme ihtiyacını karşılamak için 1 milyar dolara ihtiyaç olduğu bildirildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Taliban’dan BM’nin Afganistan’daki IŞİD Tehdidi Raporuna Tepki

Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareketi ve askeri organizasyonu Taliban, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından, Afganistan’daki IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) tehdidi ile ilgili rapora itiraz etti.

Taliban Hükümet Sözcüsü Sabihullah Mücahid,  Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGJK) raporunun, “asılsız suçlamalar” içerdiğini belirterek, iktidarı ele geçirdiğinden bu yana Taliban’ın IŞİD’e karşı “yüzlerce operasyon” düzenlediğini ve bu örgütün kapasitesini, “sıfır faaliyet” gösterdiği bir seviyeye düşürdüğünü ifade etti.

Taliban, ideolojik yakınlığına rağmen IŞİD ile, bu örgütün Afganistan’da organize olmaya başladığı 2015 yılından bu yana sert bir mücadele içinde. 2021’in Ağustos ayında Taliban’ın Kabil’e girerek ülkeyi yönetmeye başlamasının ardından da IŞİD pek çok ölümcül saldırı düzenlemişti.

BM Terörle Mücadele Ofisi Başkanı Vladimir Voronkov, kısa süre önce yaptığı açıklamada, Afganistan’daki durumun giderek karmaşık bir hal aldığını ve ülkede 20’den fazla terör örgütünün aktif olduğunu belirtmişti. Taliban’ın bu iddiaya verdiği yanıtta, Voronkov’un dile getirdiği iddiaların ya eksik bilgilendirmeden kaynaklandığı, ya da IŞİD’e moral vermek ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak için dile getirildiği ifade edildi.

Siyasi gözlemciler, IŞİD’in Afganistan’da Taliban’ı bölmeye ve Taliban’ın dış kaynaklarını kesmeye çalıştığını öne sürüyor.

Taliban, kadınların ulusal bir parka girişini yasakladı

Öte yandan Afganistan’ın Fazilet Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanı Muhammed Halid Hanefi, kadınların park içindeki örtünme kurallarına uymadığını söyledi. Hanefi, dini görevlilerden ve güvenlik birimlerinden, bir çözüm bulunana dek kadınların parka girişini yasaklamalarını istedi.

2009’da Afganistan’ın ilk milli parkı olan Band-e-Amir, ülkenin önemli turizm merkezlerinden birisi. Park, ayrıca aileler arasında da oldukça popüler. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) parkı “doğal olarak oluşmuş özel jeolojik yapıya sahip, doğal ve eşsiz güzellikte göllerin yer aldığı bir bölge” olarak tanımlıyor.

Afgan ajansı Tolo News’un aktardığına göre Hanafi, parkı görmek için parka gitmenin “zorunlu olmadığını” söyledi. Bamiyan’daki dini önderler, parkı ziyaret eden ve kurallara uymayan kadınların bölgeye gelen ziyaretçiler olduğunu belirtti.

Tolo News’e konuşan Bamiyan Şii Ulema Konseyi Başkanı Sayid Nasrullah Waezi, “Örtünme eksikliği veya kötü örtünülen türbanla ilgili şikayetler var ama bunlar Bamiyan sakinleri için değil. Başka yerlerden buraya geliyorlar” dedi. Eski bir Afgan milletvekili olan Meryem Solaimankhil, yasağı eleştiren bir şiirini sosyal medya hesabından paylaştı ve “Geri döneceğiz, bundan eminim” dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden Fereshta Abbasi ise yasak kararının Kadın Eşitlik Günü’nde alındığını hatırlattı ve durum için “Afgan kadınlarına yönelik tam bir saygısızlık” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe, BBC Türkçe)

Paylaşın

BM’den “Ukrayna” Çağrısı: Bu Vahşi Savaşa Bir Son Verin

Birleşmiş Milletler (BM) Silahsızlanma Yüksek Komiseri Izumi Nakamitsu, Ukrayna’da savaş alanındaki kayıpların ve giderek artan ölü sayısının ciddi bir endişe olmaya devam ettiğini söyledi.

Nakamitsu, ‘’24 Şubat 2022’den, bu yılın 13 Ağustos tarihine kadar, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Ukrayna’da sivil kaybının 9 bin 444, yaralı sayısının da 16 bin 940 olduğunu açıkladı. Gerçekte sivil kayıpların sayısı verilen bu sayılardan önemli ölçüde daha fazla” dedi ve ekledi:

“BM, sivillere ve sivil altyapıya yönelik saldırıları şiddetle kınıyor. Bu saldırıların derhal durdurulması çağrısında bulunuyor. Ukrayna’daki Rus askeri saldırısı, BM Tüzüğü ve uluslararası hukuku ihlal ederek, en savunmasız olanları en sert şekilde vuruyor. Bu vahşi savaşa bir son verilmesi bir zorunluluktur.”

Ukrayna konusunda yapılan son Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısında ülkenin bir silah yığınağı haline geldiği, karşılıklı olarak tırmanan silahlanmanın hem Ukrayna hem de bölge ülkeleri için, savaş sona erse bile büyük riskler taşıdığını belirtilerek ‘’ Silahlandırmaya son verin. Bu vahşi savaşı sonlandırın’’ çağrısı yapıldı.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu‘nun aktardığına göre; BM Silahsızlanma Yüksek Komiseri Izumi Nakamitsu, konsey üyelerine hitaben yaptığı konuşmada, Ukrayna’da devam eden savaşta taraflar arasındaki silahlanmanın son dönemde hızla tırmanışa geçtiğini söyledi.

Nakamitsu, ülkede hızla tırmanan silahlanmanın hem devam eden savaşta hem de savaş sonrası açısından ciddi riskler taşıdığını ifade etti. Nakamitsu, hükümetlerin son zamanlarda Kiev’e yaptığı silah sevkiyatlarıyla ilgili açık kaynaklardan edinilen bilgiler arasında tanklar, zırhlı savaş araçları, savaş uçakları, helikopterler, büyük kalibreli topçu bataryaları, füze sistemleri ve insansız hava araçları gibi ağır silahlar, uzaktan kumandalı patlayıcı mühimmatlar, küçük ve hafif silahlarla birlikte çok sayıda mühimmatın sevk edildiğini ifade etti.

Yüksek Komiser Nakamitsu, son dönemde bazı ülkelerin Ukrayna’da kullanılmak üzere insansız hava araçları ve mühimmat da dahil olmak üzere silahları, Rus silahlı kuvvetlerine devrettiğini veya aktarmayı planladığını gösterdiğini söyledi.

Nakamitsu, Ukrayna’da sayısı hızla artan silahların yetkisiz kişilerin eline geçmesi, bu kişiler tarafından kullanılması hem Ukrayna hem de bölgedeki ülkeler arasında daha fazla istikrarsızlık ve güvensizliğe yol açabilecektir dedi. Yüksek Komiser, BM’ye üye devletlerin, konvansiyonel silahların uluslararası sevkiyatına getirdiği ortak standartlar oluşturan ve BM’nin bağlayıcı olan ‘’Silah Ticareti Anlaşması‘’ da dahil olmak üzere ilgili tüm uluslararası silahlanma anlaşmalarına saygı duyulması çağrısı yaptı.

Ukrayna’da savaş alanındaki kayıpların ve giderek artan ölü sayısının ciddi bir endişe olmaya devam ettiğini belirten Nakamitsu, ‘’24 Şubat 2022’den, bu yılın 13 Ağustos tarihine kadar, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Ukrayna’da sivil kaybının 9 bin 444, yaralı sayısının da 16 bin 940 olduğunu açıkladı. Gerçekte sivil kayıpların sayısı verilen bu sayılardan önemli ölçüde daha fazla.

BM, sivillere ve sivil altyapıya yönelik saldırıları şiddetle kınıyor. Bu saldırıların derhal durdurulması çağrısında bulunuyor. Ukrayna’daki Rus askeri saldırısı, BM Tüzüğü ve uluslararası hukuku ihlal ederek, en savunmasız olanları en sert şekilde vuruyor. Bu vahşi savaşa bir son verilmesi bir zorunluluktur” dedi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Kadın Ve Kızlara Negatif Ayrımcılık Yapılıyor

Birleşmiş Milletler (BM), kadınların sosyal hak ve güvencelerden erkekler kadar faydalanamadığını duyurdu. Ayrımcılık, bir kişiye ya da gruba, belli özelliklerinden dolayı önyargılı davranmaya denir. Bu davranış, pozitif ya da negatif yönde olabilir.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun aktardığına göre; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi yayımladığı son raporunda, sosyal korumaya erişimin temel bir insan hakkı olduğu ancak dünya genelinde, çok sayıda kadın ve kız çocuğunun, hala sosyal güvenlik ödemeleri ve emekli maaşları gibi temel haklara erişemediğini açıkladı.

Sosyal korumanının temel amacının, mali yardım, sağlık sigortası ve sosyal sigorta sunan politikalar ve programlar aracılığıyla savunmasız kişilere ulaştırılması olduğu fakat erkeklere göre daha savunmasız olan kadın ve kızların bu güvencelerden sınırlı bir şekilde yararlandıkları kaydedildi. Bu eşitsizliğin özellikle mülteci kadın ve kızları daha çok etkilediği belirtildi.

Raporda, cinsiyet ayrımcılığı yüzünden kızların erken yaşta evlendirilmeye ve erken hamileliğe zorlandığı, evde olan kadınların güvenlik, sigorta veya emeklilik planlarından hiçbir şekilde yararlanamadığı belirtildi.

Uluslararası Kayıt Dışı Göçmenler Platformu Direktörü Michele LeVoy, göçmen kadınlar için, özellikle de belgesiz olanlar için durumun daha da tehlikeli olduğunu söyledi.

LeVoy, belgesiz göçmen kadınların hizmetlere veya adalete erişiminin önündeki en önemli engellerden birinin, gözaltına alınabilecekleri ve sınır dışı edilebilecekleri korkusu olduğunu belirterek ’’Sosyal yardımlarla çalışabilecek durumda olan kadınlar bile kendilerini en düşük ücretli işlerde bulma eğiliminde. Kadınlar, üreme ve bakım sorumlulukları olduğu iddiasıyla birçok ülkede çalıştıkları işlerinde ayrılmaya, iş piyasasından çekilmeye zorlanıyorlar’’ dedi.

BM Nüfus Fonu Ofisi direktörlerinden Monica Ferro, toplumsal cinsiyet eşitliğinin kadınların katılımı ve liderliği için bir ön koşul olduğunu, eşitlik konusunda yaşanan tüm engellerin ortadan kaldırılması, kadınların geleceklerini seçme, kararlarını sahiplenme konusunda güçlü küresel bir ekonomiye ihtiyaç duyulduğunu ifade etti’’

BM İnsan Hakları Konseyi’nin hazırladığı son rapordaki görüş ve önerilerin bazıları şöyle: “COVID-19 salgını ve sosyal ve ekonomik sonuçları, kadın ve kızları erkeklere oranla çok daha fazla olumsuz olarak etkiledi. Salgın hastalık nedeniyle dünya genelinde 350 milyondan fazla iş kaybedildi.

Salgın hastalık öncesinde 2022 yılı için yapılan tahminler beklenenden 75 ile 95 milyon daha fazla insanın aşırı yoksulluk içinde yaşadığını gösterdi. Dünyadaki açlık arttı.

Dünya genelinde yaklaşık 2 milyar insan gıda güvencesinden yoksun yaşıyor. Bu durumdan en fazla etkilenen kadınlar, çocuklar, göçmenler, yerli halklar, engelli kişiler, yaşlı kişiler, etnik azınlıklar, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler olan dünya nüfusun en marjinal kesimleridir.

Dünya genelinde işsizlerin sadece yüzde 22’si işsizlik yardımı alıyor. Dünyada engelli kişilerin sadece yüzde 28’i engelli yardımı alıyor. Çocukların yalnızca yüzde 35’i sosyal koruma kapsamında”

BM İnsan Hakları Konseyi raporunda ayrıca hükümetlere de şu tavsiyelerde bulundu: “Sosyal güvenlik hakkının temel unsurları yaşam boyunca tüm insanlar için özel bir dikkatle güvenlik ve destek anlamındadır. Bu tür destekler, ister nakdi ister ayni olsun, sağlanmak zorundadır.

Hastalık, sakatlık, annelik, iş kazası, işsizlik, yaşlılık, sağlık hizmeti, yetersiz aile desteği, özellikle kadınlar, kızlar ve çocuklara devletler sosyal destek sağlamak zorundadır. Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar, sosyal yaşam hakkının temel unsurlarıdır. Yardımlar için uygun koşullar makul ve orantılı olmalı, cinsiyet ayrımcılığı yapılmamalı. Sosyal yardımlarda eşitlik olmalı, hiçbir kesime ya da bir sınıfa ayrımcılık yapılmamalı”

Paylaşın

Tahıl Koridoru Anlaşması: Rusya’dan BM’ye Üç Ay Süre

Bu gece yarısından itibaren Karadeniz’de Ukrayna’ya doğru giden tüm gemilerin potansiyel askerî hedef sayılacağını bildiren Rusya, Tahıl Koridoru Anlaşması’nın koşullarını yerine getirilmesi için Birleşmiş Milletlere (BM) üç ay süre verdi.

Türkiye ve BM’nin Rusya ve Ukrayna ile ayrı ayrı imzaladığı anlaşma, Ukrayna tahılının dünya pazarlarına ihracatını düzenlerken, Rusya ile imzalanan diğer anlaşma, Rus tahıl ve gübre ihracatının Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlardan etkilenmemesini güvence altına alıyordu. Rusya, bu konuda yeterli adımların atılmadığı gerekçesiyle daha önce de defalarca anlaşmayı uzatmama tehdidinde bulunmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zaharova, Rus tahıl ve gübresinin ihracatıyla ilgili anlaşmanın uygulanması ve Rusya’nın masaya dönmesi için topun BM’de olduğunu belirterek “Rusya-BM memorandumu, aynen alıntılıyorum, üç yıllığına yürürlükte kalacaktır. Taraflardan birinin anlaşmadan çekilmek istemesi durumunda üç ay önceden bildirimde bulunması gerekmektedir. Biz şu an bu bildirimde bulunmuş oluyoruz” diye konuştu.

Buna göre BM’nin somut sonuçlar ortaya koymak için üç ay süresi bulunduğunu belirten Zaharova, “Dolayısıyla BM Sekreterliği’ndekiler mikrofonlara koşmasınlar, bu üç ayı somut sonuçlara ulaşmak için kullansınlar. Somut sonuçlar çıkarsa bu kapsamlı konuda görüşmelere geri döneriz” ifadelerini kullandı.

Rusya ayrıca, Tahıl Koridoru Anlaşması ile ilgili yaşanan gerginliğin ardından Karadeniz’de Ukrayna yönüne gitmekte olan yük gemilerini potansiyel askerî hedef olarak göreceğini bildirdi.

Rusya Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “20 Temmuz Moskova saatiyle gece yarısı saat 00.00’dan itibaren Karadeniz’de, Ukrayna limanlarına doğru seyretmekte olan tüm gemiler, potansiyel askerî kargo taşıyıcısı olarak değerlendirilecektir. Bu gemilerin bayrak devletleri, Kiev rejimi yanında Ukrayna ihtilafına taraf olmuş sayılacaktır” ifadesine yer verildi. Karadeniz’in kuzeydoğu ve güneydoğu kesimlerindeki uluslararası karasuları, seferler açısından “geçici olarak tehlikeli” ilan edildi.

Rusya Pazartesi günü, Türkiye ve Birleşmiş Milletler (BM) arabuluculuğunda geçen yıl Temmuz ayında İstanbul’da imzalanan Tahıl Koridoru Anlaşmasını, Rusya’ya yönelik taahhütlerin yerine getirilmediği gerekçesiyle askıya almıştı. Türkiye ve BM’nin Rusya ve Ukrayna ile ayrı ayrı imzaladığı anlaşma, Ukrayna tahılının dünya pazarlarına ihracatını düzenlerken Rusya ile imzalanan diğer anlaşma, Rus tahıl ve gübre ihracatının Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlardan etkilenmemesini güvence altına alıyordu. Rusya, bu konuda yeterli adımların atılmadığı gerekçesiyle daha önce de defalarca anlaşmayı uzatmama tehdidinde bulunmuştu.

Ukrayna’dan devriye çağrısı

Ukrayna ise Türkiye’nin boğazlardan geçişlere izin vermesi durumunda anlaşmanın Rusya’sız da devam ettirilebileceğini savunmuş, ayrıca Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkelere yük gemilerinin güvenliğini sağlama çağrısı yapmıştı. Rusya ise Ukrayna’yı, Karadeniz tahıl koridorunu askerî amaçlarla suistimal etmekle suçluyor.

Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mihail Podolyak Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Türkiye, Bulgaristan gibi bölgeyle irtibatlı ülkeleri içerecek bir askerî devriye oluşturmak için” BM tarafından görevlendirme yapılması önerisini gündeme getirdi.

“Batı anlaşmayı siyasi şantaj aracına dönüştürdü”

Karadeniz’de gerilim artarken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batılı ülkeleri, tahıl anlaşmasını siyasi amaçlarına alet etmekle suçladı. Putin, “Batı, gerçekten ihtiyacı olan ülkelere yardım etmek yerine anlaşmayı siyasi şantaj için kullandı, anlaşmayı küresel tahıl pazarındaki çokuluslu şirketler ve spekülatörleri zenginleştirmeye yönelik bir araca dönüştürdü” suçlamasında bulundu.

Tahıl anlaşmasının mevcut haliyle tüm anlamını yitirdiğini belirten Putin, Rusya’nın taleplerinin bütünüyle karşılanması durumunda tahıl anlaşmasına geri dönmeyi düşüneceklerini de sözlerine ekledi. Rusya’nın öncelikli talepleri arasında, tarım ürünleri ihracatında faaliyet gösteren Rus bankalarının SWIFT ödeme sistemine erişiminin sağlanması bulunuyor.

60 bin ton tahıl harap oldu

Rusya’nın, Ukrayna’nın liman kenti Odessa’ya Pazartesi başlattığı hava saldırıları Salı gecesi de sürdü. Çok sayıda füze ve silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) düzenlenen saldırılarda Ukrayna verilerine göre 60 bin tondan fazla tahıl harap oldu.

Ukrayna Tarım Bakanı Mykola Solskyi, saldırılarda Odessa ve Çornomorsk limanlarındaki tahıl depoları ve altyapının kasıtlı olarak hedef alındığını kaydetti. Solskyi, Salı gecesi Odessa yakınındaki Çornomorsk limanında ihracat için depolanan 60 bin tonluk tahılın harap olduğunu belirterek altyapıda meydana gelen hasarın tamamen giderilmesinin en az bir yıl alacağını söyledi. Rusya Savunma Bakanlığı ise saldırıların hedefini cephane depoları ve askeri tesisler olarak açıklamıştı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de, Odessa’ya saldırıların tahıl anlaşmasının askıya alınmasıyla bağlantılı olduğunu savunarak Rusya’nın tahıl anlaşması altyapısını kasıtlı bir şekilde hedef aldığını savundu. Zelenskiy, “Her Rus füzesi sadece Ukrayna değil, dünyada normal ve güvenli bir yaşam sürdürmek isteyen herkes için bir darbedir” dedi.

Rusya ise Odessa’ya saldırıların, 2014’te ilhak ettiği Kırım Yarımadası’nı Rus ana karasına bağlayan köprüye düzenlenen saldırıya misilleme amacı taşıdığını bildirmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

BM’den Putin’e “Tahıl Anlaşmasını” Sürdürme Teklifi

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Karadeniz tahıl anlaşmasını birkaç ay daha sürdürmeye izin vermesi teklifinde bulundu.

BM sözcüsü Stephane Dujarric bugün, Guterres’in dün Putin’e bir mektup göndererek Rus gıda ve gübre ihracatını hızlandırmak ve Ukrayna tahılının Karadeniz’den ihraç edilmesine devam etmek için bir yol teklif ettiğini söyledi.

Stephane Dujarric, “Amaç, Rus Tarım Bankası aracılığıyla mali işlemleri olumsuz etkileyen engelleri ortadan kaldırmak ve aynı zamanda Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden geçişini sürdürmek” dedi.

Daha fazla ayrıntı vermeyen Stephane Dujarric, Guterres’in meseleyle ilgili tüm taraflarla görüştüğünü ve önerilerini Rusya ile değerlendirmeye istekli olduğunu kaydetti.

Reuters haber ajansının bazı kaynaklara dayandırdığı haberine göre BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’e, Ukrayna tahılının Karadeniz’deki limanlardan güvenli ihracatını sağlayan anlaşmanın süresini uzatması karşılığında Rusya’nın tarım bankasının bir alt kolunun uluslararası ödeme sistemi SWIFT’e bağlanmasını teklif etti.

Rusya, kendi tahıl ve gübresinin ihracatı için gereken şartların karşılanmadığı gerekçesiyle, süresi Pazartesi günü dolacak olan anlaşmayı iptal etme tehdidinde bulunmuştu. Anlaşma kapsamında son iki gemiye süre dolmadan önce Odesa limanında tahıl yükleniyor.

Moskova’nın kilit taleplerinden biri, Rus tarım bankası Rosselkhozbank’ın uluslararası ödeme ağı SWIFT’e yeniden bağlanmasıydı.

Avrupa Birliği, geçen yıl Haziran’da Ukrayna’yı işgali nedeniyle Rusya’yı SWIFT sisteminden çıkarmıştı. Mayıs ayındaysa bir AB yetkilisi, Rus bankalarının sisteme yeniden dahil edilmesi seçeneğini düşünmediklerini söylemişti.

Ancak üç kaynağa göre AB, tahıl ve gübre ödemeleri için şimdi Rus tarım bankası Rosselkhozbank’ın bir alt kolunu SWIFT sistemine bağlama seçeneğini ele alıyor. Avrupa Komisyonu, konuya ilişkin açıklama talebini yanıtsız bıraktı.

Kremlin ise konuya ilişkin açıklama yapmadı. Rusya’nın gıda ve gübre ürünleri Ukrayna işgali sonrasında Batılı ülkelerin yaptırımlarına tabi olmasa da Moskova, ödemeler, lojistik ve sigorta gibi alanlardaki kısıtlamaların nakliyenin önünde engel oluşturduğunu kaydediyor.

BM yetkilileri, Rusya’nın SWIFT ödeme sistemine erişimi olmadığı bu dönemde Amerikan bankası JPMorgan Chase’in Amerikan hükümetinden güvencelerle bazı Rus tahıl ihracatı ödemelerini işleme koymaya başlamasını sağlamıştı.

BM ayrıca Afrika İhracat-İthalat Bankası Afreximbank’la Rusya’nın Afrika’ya yaptığı tahıl ve gübre ihracatının parasal işlemlerini gerçekleştirmesi için bir platform kurması üzerinde de çalışıyor.

Rusya’nın Ukrayna tahıl anlaşmasından çıkma tehdidi küresel gıda güvenliğine ilişkin korkuları körüklüyor

Rusya’nın Karadeniz tahıl anlaşmasının süresini uzatmayabileceğine ilişkin kaygılar, açlığın pençesindeki ülkelerde Ukrayna gıda ürünlerin ulaşmayacağı korkularını tırmandırdı.

BM; buğday, arpa ve bitkisel yağın önde gelen ihracatçı ülkeleri olan Rus ve Ukrayna’nın özellikle Afrika, Ortadoğu ve bazı Asya ülkelerinin muhtaç olduğu gıda ürünlerini tedarik etmeye devam etmesi için kırılgan anlaşmayı kurtarmaya çalışıyor. Anlaşma, Ukrayna’nın şimdiye kadar 32,8 milyon ton tahılı gelişmekte olan ülkelere göndermesini sağladı.

Rusya’nın anlaşmadan çıkması, Somali, Etiyopya ve Afganistan gibi açlık riski altında olan ve gıda tedariki için Dünya Gıda Programı’na muhtaç olan ülkelerin ana gıda kaynağını kesebilir ve çatışma, ekonomik kriz ve kuraklıkla mücadele eden savunmasız ülkelerin gıda güvenliği sorununu körükleyebilir. Ukrayna’dan ihraç edilen tahıl miktarı, şimdiden azalmış durumda.

Yük gemilerinin silah değil, sadece gıda ürünü taşıdığından emin olmak için yapılan denetimlerin ortalama günlük sayısı Ekim’de 11’ken Haziran’da 2’ye düştü. Bu nedenle Ekim’de 4,2 milyon ton tahıl ihraç edilirken bu miktar, Mayıs’ta 1,3 milyon tona geriledi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin Küresel Gıda ve Su Güvenliği Programı Direktörü Caitlin Welsh, “Anlaşmanın süresi uzatılmazsa gıda güvenliği için Ukrayna’ya muhtaç olan ülkeler başka kaynaklar aramak zorunda kalacak ve büyük olasılıkla Rusya’ya yönelecek, ki Rusya’nın da niyetinin bu olduğunu sanıyorum” dedi.

Ukrayna Altyapı Bakanlığı, Rusya’nın denetimleri reddetmesi nedeniyle 29 geminin Türkiye karasularında beklemede olduğunu kaydetti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Karadeniz Tahıl Anlaşması: Rusya Uzatmamakta Kararlı

Rusya’nın Cenevre’deki Birleşmiş Milletler (BM) elçisi Gennady Gatilov, Izvestia gazetesine verdiği mülakatta Karadeniz tahıl anlaşmasını sürdürmek için hiçbir gerekçelerinin olmadığını söyledi.

Gennady Gatilov, mülakatta Rusya’nın anlaşmanın uzatılması için öne sürdüğü koşulların karşılanmadığını kaydetti. Bu koşullar arasında Rus Tarım Bankası’nın (Rosselkhozbank) SWIFT bankacılık ödeme sistemine yeniden dahil edilmesi de yer alıyor.

Gatilov, “Rusya olumlu değişiklikler umuduyla anlaşmayı defalarca uzattı. Ancak şu anda gördüklerimiz, anlaşmanın devamını kabul etmemize gerekçe oluşturmuyor” dedi.

Temmuz 2022’de Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin arabuluculuğunda Rusya ve Ukrayna arasında imzalanan Karadeniz Tahıl Anlaşması, Rusya’nın işgali nedeniyle sıkışan Ukrayna tahılının Karadeniz limanlarından güvenli şekilde ihraç edilmesini sağlayarak küresel gıda krizini önlemeyi amaçlıyor.

Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından küresel gıda krizini önlemek için geçen yıl BM ile Türkiye arabuluculuğunda Ukrayna’dan tahıl ihracatının devamını sağlamak için varılan anlaşmanın süresi 17 Temmuz’da doluyor. Rus yetkililerden anlaşmadan çekilmeyi düşündüklerine dair açıklamalar gelmeye devam ediyor.

Rus Izvestia gazetesi bugün yayınladığı bir haberde, Rusya’nın Cenevre’deki BM elçisi Gennady Gatilov’un Karadeniz tahıl anlaşmasını sürdürmek için hiçbir gerekçelerinin olmadığını söylediğini bildirdi.

Gatilov gazeteye verdiği geniş kapsamlı bir mülakatta Rusya’nın anlaşmanın uzatılması için öne sürdüğü koşulların karşılanmadığını kaydetti. Bu koşullar arasında Rus Tarım Bankası’nın (Rosselkhozbank) SWIFT bankacılık ödeme sistemine yeniden dahil edilmesi de yer alıyor.

Gatilov, “Rusya olumlu değişiklikler umuduyla anlaşmayı defalarca uzattı. Ancak şu anda gördüklerimiz, anlaşmanın devamını kabul etmemize gerekçe oluşturmuyor” dedi.

Temmuz 2022’de Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin arabuluculuğunda Rusya ve Ukrayna arasında imzalanan Karadeniz Tahıl Anlaşması, Rusya’nın işgali nedeniyle sıkışan Ukrayna tahılının Karadeniz limanlarından güvenli şekilde ihraç edilmesini sağlayarak küresel gıda krizini önlemeyi amaçlıyor.

Birleşmiş Milletler geçen hafta, tahıl yüklü 29 geminin başvuruda bulunmasına rağmen 26 Haziran’dan bu yana hareketlerine izin verilmemiş olmasından endişe duyduğunu açıkladı.

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin geçen ay, ülkesinin Ukrayna’nın tahıl ihracatına devam edebilmesini sağlayan Karadeniz tahıl anlaşmasından çekilmeyi düşündüğünü söylemişti.

Rusya, anlaşmanın süresini uzatmak için kendisine uygulanan yaptırımların kaldırılmasını istiyor. Rusya’nın gıda ve gübre ihracatı yaptırımlara tabi olmasa da, Moskova ve önde gelen Rus tahıl ve gübre ihracatçılarına göre Batı’nın ödemeler, lojistik ve sigorta konularındaki kısıtlamaları sevkiyatların önünde engel teşkil ediyor.

Rusya ve Ukrayna dünyanın en büyük tarım üreticilerinden ikisi ve buğday, arpa, mısır, ayçiçeği tohumu ve ayçiçeği yağı ihracatında önemli rol oynuyor.

“ABD ile yeni bir anlaşma olabilir”

Rusya’nın BM elçisi Gatilov açıklamalarında ABD ile Rusya arasındaki son silah anlaşması olan “New Start” nükleer silah anlaşmasına da değindi.

İki ülkenin stratejik nükleer cephaneliklerini sınırlandıran ve Rusya’nın askıya aldığı anlaşmanın feshedilmesi seçeneğinin değerlendirilmesine gerek kalmamasını umduğunu söyleyen Gatilov, Moskova’nın, Rusya’nın nükleer silahların azaltılması anlaşmasına ancak Washington’un Rusya’yı “stratejik bir yenilgiye uğratma yönündeki yıkıcı tutumundan” vazgeçmesi halinde döneceğini ifade etti. Rus yetkili, ülkesinin yeni bir anlaşma için görüşmelere açık olabileceğini de sözlerine ekledi.

Gatilov, “Keşke bunun yerine Şubat 2026’dan sonra yeni bir anlaşmayı görüşmeye başlayabilsek” dedi. 2010’da imzalanan anlaşmanın süresi 2026’da doluyor.

Gatilov ayrıca Izvestia’ya verdiği demeçte, Rusya’nın Ukrayna krizine diplomatik bir çözüm bulmaya açık olduğunu ancak “Kiev ve Batı’nın askeri güç kullanımı konusunda iddialı olmaya devam etmesi nedeniyle şu anki görünümün karanlık olduğunu” dile getirdi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan: Saldırılarda Binden Fazla Sivil Öldü

Afganistan’daki Birleşmiş Milletler (BM) misyonunun (UNAMA) hazırladığı yeni rapora göre 2021 Ağustos’un ortasından bu yıl mayıs sonuna kadar saldırılarda en az 3 bin 774 sivilin öldüğü veya yaralandığı kaydedildi.

Öte yandan BM raporu Afganistan’da “kayda değer sayıda” kişinin, hiçbir grubun üstlenmediği veya BM misyonunun herhangi bir yapıyla ilişkilendiremediği saldırılardan dolayı öldüğünü eklerken, bu ölümlerin tahmini veya kesin sayısını vermedi.

İlgili yıla ait BM raporuna göre 2020’de 8 bin 820 sivilin öldüğü veya yaralandığı kaydedilirken, bunların 3 bin 35’ini hayatını kaybedenler oluşturuyordu.

BM’nin bu yılki raporunda Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinden bu yana düzenlenen saldırıların 4’te 3’ünün “ibadet yerleri, okul ve pazarlar gibi kalabalık alanlarda” el yapımı patlayıcılarla gerçekleştirildiğine dikkat çekildi. Bu saldırılarda sert İslamcı rejim altında 92 kadın ve 287 çocuk öldürüldü.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre; Birleşmiş Milletler (BM) salı günü, Taliban’ın ülkenin kontrolünü ele geçirmesinin ardından 1095’i şiddete bağlı ölüm olmak üzere Afganistan’da 3 bin 700’den fazla sivilin öldüğü veya yaralandığının kaydedildiğini bildirdi.

Ölen ve yaralanan sivillerin sayısı binlere varsa da savaş ve isyanla geçen önceki yıllara kıyasla azaldı.

Afganistan’daki BM misyonunun (UNAMA) hazırladığı yeni rapora göre 2021 Ağustos’un ortasından bu yıl mayıs sonuna kadar en az 3 bin 774 sivilin öldüğü veya yaralandığı kaydedildi.

Öte yandan BM raporu Afganistan’da “kayda değer sayıda” kişinin, hiçbir grubun üstlenmediği veya BM misyonunun herhangi bir yapıyla ilişkilendiremediği saldırılardan dolayı öldüğünü eklerken, bu ölümlerin tahmini veya kesin sayısını vermedi.

İlgili yıla ait BM raporuna göre 2020’de 8 bin 820 sivilin öldüğü veya yaralandığı kaydedilirken, bunların 3 bin 35’ini hayatını kaybedenler oluşturuyordu.

BM’nin bu yılki raporunda Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinden bu yana düzenlenen saldırıların 4’te 3’ünün “ibadet yerleri, okul ve pazarlar gibi kalabalık alanlarda” el yapımı patlayıcılarla gerçekleştirildiğine dikkat çekildi. Bu saldırılarda sert İslamcı rejim altında 92 kadın ve 287 çocuk öldürüldü.

Raporda, el yapımı patlayıcıyla düzenenen saldırıların çoğunun Taliban’ın bölgedeki ezeli rakibi olan ve IŞİD grubunun, IŞİD-Horasan diye bilinen kolu tarafından gerçekleştirildiği de eklendi.

Ayrıca raporda Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden bu yana “intihar saldırılarının öldürücülüğünden” endişe duyulduğu, daha az saldırının daha fazla ölüm ve yaralanmaya yol açtığı belirtildi.

Bu saldırılar Afganistan’ın ülke çapında mali ve ekonomik krizle sarsıldığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Rapora göre ülke, Taliban’ın iktidara gelmesinden bu yana bağışçı fonlarında yaşanan keskin düşüşle boğuşurken, mağdurlar Taliban liderliğindeki mevcut hükümet altında “tıbbi, mali ve psikososyal desteğe” erişmekte zorlanıyor.

Bu saldırıların derhal durdurulmasını talep eden UNAMA, Taliban’ın fiili iktidarının artık ülke nüfusunun güvenliğinden sorumlu olduğunu da ekledi.

Rapora yanıt veren Taliban Dışişleri Bakanlığı, grubun 2021’de ABD ve NATO yetkililerinden kontrolü almasının ardından durumun kademeli şekilde iyileştiğini belirtti.

Bakanlık, Taliban’ın yönetimi Afganistan “çöküşün eşiğindeyken” ele geçirdiğini ve düzgün yönetimle doğru kararlar alarak “ülkeyi ve hükümeti bir krizden kurtarmayı başardığını” iddia etti.

“Ülke genelinde güvenlik sağlandı” diye belirtilen açıklamada Taliban’ın Şii mekanları da dahil ibadet yerleri ve kutsal türbelerin güvenliğini öncelik olarak gördüğü ifade edildi.

Taliban, kız çocuklarının 6. sınıftan sonra eğitim almasını yasaklayarak ve kadınların kamusal hayattaki ve iş hayatının çoğundaki varlığını ortadan kaldırarak toplumsal cinsiyete dayalı zulme yol açan sert kurallar getirdi. Rejim kadınların sivil toplum örgütlerinde ve BM’de çalışmasını da yasaklayarak milyonlarca kişiye yardım ulaştırılmasını fiilen engelledi.

Tüm bunlar grubun Kabil’in kontrolünü ele geçirdikten sonra, ilk başta daha ılımlı bir yönetim vaat etmesine karşın gerçekleşti.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Suriye Toplumunun Yüzde 70’i Yardıma Muhtaç

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) Orta Doğu ve Kuzey Afrika Operasyonlar Direktörü Ghada Eltahir Mudawi, Suriye toplumunun yaklaşık yüzde 70’inin insani yardıma muhtaç olduğunu söyledi.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin Suriye’deki durumu iyice kötüleştirdiğine dikkati çeken Mudawi, 330 bin kişinin yerinden edildiğini ve binlerce insanın temel hizmetlerden yoksun olduğunu aktardı.

Mudawi, BMGK’nin sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini uzatmasının önemine işaret ederek, “Bu milyonlarca insan için ölüm kalım meselesi. BM, uzatma için uygun koşulları oluşturmak için çalışmalarına devam ediyor.” dedi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Suriye’ye sınır ötesi yardımın sürmesi için BM sınır ötesi yardım mekanizmasının süresinin uzatılmasının önemli olduğunu bildirdi.

Pedersen, BM Güvenlik Konseyinde (BMGK), Suriye’deki insani durumun ele alındığı oturumda, üye ülkeleri bilgilendirdi.

Son görüşmelerinde temel odak noktalarından birinin, Suriyeli mülteciler ve yerinden edinmiş kişilerin geri dönüşünün olduğuna dikkati çeken Pedersen, “Mültecilerin güvenli, onurlu ve gönüllü dönüşlerinin sağlanması ilkesini desteklemeye devam ediyoruz.” dedi.

“Suriyeli mülteciler ana vatanlarına dönmeyi ümit ediyor”

Pedersen, BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (UNHCR) Ürdün, Lübnan, Irak ve Mısır’daki Suriyeli mültecilerle geçen hafta yaptığı anketin sonucuna değinerek, “Suriyeli mültecilerin çoğu bir gün ana vatanlarına dönmeyi ümit ediyor. Büyük bir kısım da önümüzdeki 5 yılda dönmek istiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Mültecilerin ülkelerine dönmelerine engel teşkil eden 2 temel hususu, geçim kaynağı eksikliği ve güvenlik sorunu olarak sıraladıklarını aktaran Pedersen, güven ortamının tekrar inşa edilmesinin önem taşıdığını vurguladı.

Pedersen, “BM Genel Sekreteri’nin BMGK’nin Suriye’ye yönelik BM sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini 12 ay daha uzatma çağrısını sizlere hatırlatmak istiyorum.” diyerek, bu mekanizmanın yardım ulaştırmak için önem taşıdığını kaydetti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın