BM’den İsrail’e “Uluslararası İnsani Hukuk” Uyarısı

Filistin ile İsrail arasındaki çatışmalar dördüncü gününe girerken, Birleşmiş Milletler’den İsrail’e askeri operasyonların uluslararası insani hukuka uygun gerçekleştirilmesi gerektiği uyarısı geldi.

Haber Merkezi / İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Gazze’ye “topyekûn abluka” emri verdiğini açıklamıştı. Gazze’nin elektriksiz, gıdasız ve yakıtsız bırakılacağını ifade eden Gallant “Canavarca insanlarla savaşıyoruz ve buna göre hareket ediyoruz” diye konuşmuştu.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrail’i Gazze’ye “topyekûn abluka” uygulama planına dair uyardı.

“İsrail’in bugün yaptığı Gazze Şeridi’nde topyekûn abluka başlatacağına, elektrik, yiyecek veya yakıt hiçbir şeye izin verilmeyeceğine dair açıklamadan ötürü derin bir üzüntü duyuyorum” diyen Guterres, Gazze’de durumun saldırılardan önce de “oldukça korkunç” olduğunu hatırlatarak, durumun “katlanarak kötüleşeceğini” kaydetti.

Tıbbi ekipman, gıda ve diğer insani yardım malzemeleri ve personel tedariğinin önemine dikkat çeken Guterres, yardım ve temel malzemelerin bölgeye girişinin sağlanması gerektiğini vurguladı. BM Genel Sekreteri, “İsrail’in meşru güvenlik endişelerini anlamakla birlikte, İsrail’e askeri operasyonların uluslararası insani hukuka uygun gerçekleştirilmesi gerektiğini de hatırlatmak isterim“ dedi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA), 7 Ekim’den bu yana 137 binden fazla Filistinlinin Gazze Şeridi’ndeki okullarına sığındığını açıkladı.

Olayların başladığı 7 Ekim’den itibaren evlerini terk eden 137 binden fazla Filistinlinin Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerindeki 83 okula sığındığı belirtilen açıklamada, bu sayının İsrail’in hava saldırılarının devam etmesiyle giderek arttığına işaret edildi.

Açıklamada, UNRWA’nın, sayıları 14’ü bulan gıda dağıtım merkezlerinin tamamını kapatmak zorunda kalması nedeniyle yarım milyon insanın hayati önem taşıyan gıda yardımından mahrum kaldığı aktarıldı.

UNRWA’dan dün yapılan açıklamada, olayların başladığı 7 Ekim’den itibaren evlerini terk eden yaklaşık 74 bin Filistinlinin Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerindeki 64 okula sığındığı belirtilerek, bu sayının artabileceği belirtilmişti.

En az bin 500 ölü

Hamas’ın silahlı kanadı İsrail’e karşı yüzlerce roket fırlatarak mayıs ayındaki çatışmaların ardından varılan ateşkesi sona erdirdi. Saldırıyla birlikte çok sayıda silahlı Hamas militanı da İsrail’e girdi. İsrail ordusu “savaş hali” ilan ederken, Hamas’ın sürpriz ve koordineli saldırılarında şu ana kadar İsrail’den en az 800, Gazze’den ise en az 700 kişi yaşamını yitirdi.

Hamas ve İsrail arasındaki çatışmaların yakın tarihçesi

İsrail’in 2005 yılında 2,3 milyon insana ev sahipliği yapan Gazze Şeridi’nden çekilmesinden bu yana bölgeyi kontrol eden Hamas ve İsrail arasında çok sayıda çatışma yaşandı. İşte bu çatışmaların öne çıkanlarının kronolojisi:

Ağustos 2005 İsrail güçleri, 1967’deki Orta Doğu savaşında kıyı şeridini Mısır’dan ele geçirdikten 38 yıl sonra tek taraflı olarak Gazze’den çekildi, yerleşim yerlerini terk etti ve bölgeyi Filistin Yönetimi’nin kontrolüne bıraktı.

25 Ocak 2006: Hamas, Filistin parlamento seçimlerinde sandalyelerin çoğunluğunu kazandı. İsrail ve ABD, Hamas’ın şiddetten vazgeçmeyi ve İsrail’i tanımayı reddetmesi nedeniyle Filistinlilere yardımı kesti.

25 Haziran 2006: Hamas militanları, sınır ötesi bir baskında İsrail askeri Gilad Şalit’i esir aldı. Bu da İsrail’in hava saldırılarına yol açtı. Şalit, beş yıldan uzun bir süre sonra bir mahkum değişimiyle serbest bırakıldı.

14 Haziran 2007: Hamas, kısa bir iç savaşla Gazze’yi ele geçirdi ve Batı Şeria’da bulunan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a sadık El Fetih güçlerini devirdi.

27 Aralık 2008: İsrail, Filistinlilerin İsrail’in güneyindeki Sderot kasabasına roket atmasının ardından Gazze’ye 22 günlük bir askeri saldırı başlattı. Ateşkes sağlanmadan önce yaklaşık bin 400 Filistinli ve 13 İsraillinin öldürüldüğü bildirildi.

14 Kasım 2012: İsrail, Hamas’ın Genelkurmay Başkanı Ahmed Cebari’yi öldürdü. Hemen ardından sekiz gün boyunca Filistinli militanlar roket fırlatırken, İsrail de hava saldırılarını sürdürdü.
Temmuz-Ağustos 2014 – Üç İsrailli gencin Hamas tarafından kaçırılması ve öldürülmesi, Gazze’de 2 bin 100’den fazla Filistinli’nin ve 67’si askeri olmak üzere 73 İsraillinin öldüğü bildirilen yedi haftalık bir savaşa yol açtı.

Mart 2018: Gazze’nin İsrail ile çitlerle çevrili sınırında Filistinli protestolar başladı. İsrail askerleri protestocuları uzaklaştırmak için ateş açtı. Birkaç ay devam eden protestolarda 170’den fazla Filistinlinin öldürüldüğü bildirildi. Protestolar ve İsrailli askerlerin müdahalesi aynı zamanda Hamas ile İsrail güçleri arasında çatışmalara yol açtı.

Mayıs 2021: Ramazan ayında haftalarca süren gerilimin ardından, Kudüs’teki El Aksa yerleşkesinde İsrail güvenlik güçleriyle çıkan çatışmalarda yüzlerce Filistinli yaralandı. İsrail’in güvenlik güçlerini yerleşkeden çekmesini talep ettikten sonra Hamas, Gazze’den İsrail’e bir roket yağmuru başlattı. İsrail de Gazze’ye hava saldırılarıyla karşılık verdi. 11 gün süren çatışmalarda Gazze’de en az 250, İsrail’de ise 13 kişi hayatını kaybetti.

Ağustos 2022: İsrail’in hava saldırısıyla üst düzey bir İslami Cihad komutanını vurmasıyla başlayan ve üç gün süren şiddet olaylarında 15’i çocuk en az 44 kişi öldürüldü. İsrail, hava saldırılarının İran destekli militan hareketin İsrailli komutanları ve silah depolarını hedef alacak bir saldırı planına karşı önleyici bir operasyon olduğunu söyledi. Buna karşılık İslami Cihad, İsrail’e binden fazla roket fırlattı. İsrail’in Demir Kubbe hava savunma sistemi, herhangi bir ciddi hasar veya can kaybının önüne geçti.

Ocak 2023: Gazze’deki İslami Cihad, İsrail birliklerinin bir mülteci kampına baskın yapıp yedi Filistinli silahlı militanı ve iki sivili öldürmesinin ardından İsrail’e iki roket fırlattı. Roketler sınıra yakın yerleşim yerlerinde alarmların çalmasına neden oldu ancak herhangi bir can kaybına yol açmadı. İsrail Gazze’ye hava saldırılarıyla karşılık verdi.

Mayıs 2023: İsrail’in Filistin İslami Cihad örgütünün üç üyesini hedef alarak öldürmesiyle başladı. İki taraf arasında beş gün süren çatışmalarda Filistinli siviller de hayatını kaybetti. Daha sonra iki taraf arasında ateş anlaşması yapıldı.

Ekim 2023: Hamas, roket yağmurunun yanı sıra sınırı geçen silahlı kişilerle sürpriz bir saldırı düzenleyerek Gazze Şeridi’nden İsrail’e son yılların en büyük saldırısını başlattı. İslami Cihad, savaşçılarının saldırıya katıldığını duyurdu. İsrail ordusu, savaş durumunda olduğunu belirterek, Gazze’de Hamas’ı hedef alan saldırılar düzenlediğini ve yedek birlikleri göreve çağırdığını açıkladı.

Paylaşın

Pakistan’ın Sığınmacıları Sınır Dışı Etme Planına Birleşmiş Milletler’den Uyarı

Ülkede düzensiz göçmen statüsünde yaşayan 1,7 milyon Afgana, 31 Ekim’e kadar Afganistan’a dönme çağrısında bulunan Pakistan yönetimine Birleşmiş Milletler’den uyarı geldi. BM açıklamasında, “Bu tür planlar ülkeyi terk etmeye zorlanan herkes için dönüşte ciddi güvenlik riskleri taşıyabilir” dedi.

Pakistan İçişleri Bakanı Sarfraz Bugti, ülkede yasa dışı olarak bulunan göçmenlerin toplu gözaltı veya zorla sınır dışı edilmeye maruz kalmamak için 1 Kasım öncesi gönüllü olarak ülkelerine geri dönmeleri gerektiğini söylemişti.

Bakan Bugti ayrıca, hükümetin belgesiz göçmenlerin mal ve mülklerine el koymayı planladığını ve bu durumda olan göçmenlerle ilgili bilgi verecek vatandaşları ödüllendirmek için de özel bir telefon hattı kuracağını aktardı.

Birleşmiş Milletler (BM), Pakistan’ın ülkede bulunan Afganları zorla sınır dışı etmesinin, ailelerin ayrılması ve reşit olmayanların sınır dışı edilmesi de dahil olmak üzere ciddi insan hakları ihlallerine yol açabileceğine dikkat çekti.

Pakistan, ülkede düzensiz göçmen statüsünde yaşayan 1,7 milyon Afgana, 31 Ekim’e kadar Afganistan’a dönme çağrısında bulunmuş, aksi takdirde kitlesel tutuklama ve sınır dışı uygulamalarının gerçekleştirileceğini bildirmişti.

İslamabad, bu adımla doğrudan Afganları hedef aldığı yönündeki eleştirileri reddederek, hedeflerinin vatandaşlığa bakılmaksızın ülkede düzensiz bulunan göçmenler olduğunu ifade etmişti.

BM açıklamasında, “Bu tür planlar ülkeyi terk etmeye zorlanan herkes için dönüşte ciddi güvenlik riskleri taşıyabilir” diyerek, uluslararası korumaya ihtiyaç duyan Afgan vatandaşlarının kayıt altına alınmasına ve yönetilmesine BM olarak yardımcı olmaya hazır olduğunu duyurdu.

Uluslararası Göç Örgütü ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, ülkeleri “Afgan vatandaşlarının zorla geri dönüşünü durdurmaya ve mümkün olan her geri dönüşün güvenli, saygın ve gönüllü bir şekilde gerçekleşmesini sağlamaya” çağırdı.

İslamabad hükümeti, düzensiz göçmenler hakkında ihbar yapan kişilere yardım etmek için bir telefon hattı kurduğunu ve ihbar yapanlar için ödül sunulacağını belirtmişti.

BM birimleri, Afganistan’ın hak ihlallerinin yaşandığı ciddi bir insani krizden geçtiğini, ülkedeki durumun özellikle Taliban tarafından altıncı sınıf sonrası eğitimden, çoğu kamusal alandan ve pek çok işten alıkoyulan kadınlar ve kız çocukları için zorlu olduğuna dikkat çekti.

Pakistan’ın başkenti İslamabad’ın bazı bölgelerindeki mülk ve emlak sahiplerinin, “yasa dışı Afganları” ve ailelerini ay sonuna kadar tahliye etmeleri konusunda uyarı aldıkları, uygulamadıkları durumda yasal işlem başlatılacağı belirtildi.

Emniyet güçlerinin, şehrin bazı camilerinde cemaate, mahallelerindeki Afganları ihbar etme görevini anlatmaları için din adamlarına başvurduğu belirtildi.

Pakistan’ın güneybatısındaki Belucistan Eyaleti’nin Enformasyon Bakanı Jan Achakzai, duyurunun yapıldığı günden bu yana yüzlerce Afgan ailesinin gönüllü olarak ülkeyi terk ettiğini ve yetkililerin, Afganlar ve İranlılar dahil olmak üzere 100’den fazla kişiyi gözaltına aldığını söyledi.

İnsan hakları örgütleri ve Afganistan’daki Taliban yönetimi Pakistan’daki göçmenlere yönelik sıkı denetimleri eleştirdi.

Pakistan, Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Taliban örgütünün en güçlü destekçisi konumunda. Batı destekli eski Afgan hükümeti döneminde, yetkililer, Afganistan’da düzenlenen intihar saldırılarının ardında Pakistan istihbaratının olduğu yönünde suçlamalar yöneltiyordu.

Sovyetler Birliği’nin 1979’da Afganistan’ı işgal etmesinin ardından savaştan kaçan Afganlar, ağırlıklı olarak Pakistan’a göç etti. Batılı bazı analistler Pakistan’ı, Taliban ve diğer silahlı militan grupları kendi topraklarında himaye ederek Afganistan’ı istikrarsızlaştırma girişimleri suçlamasıyla eleştiriyordu.

Paylaşın

FAO Açıkladı: Küresel Gıda Fiyatları İki Yılın En Düşük Seviyesinde

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Gıda Fiyat Endeksi’nin Eylül’de bir önceki aya kıyasla 0,1 puan düşüşle 121,5 puan olduğunu duyurdu. Düşüş, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana yaygınlaşan gıda enflasyonunun nihayet hafiflemesine yardımcı olacak.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Gıda Fiyat Endeksi Eylül 2023 verilerini açıkladı. Buna göre, Gıda Fiyat Endeksi’nin Eylül’de bir önceki aya kıyasla 0,1 puan düşüşle 121,5 puan oldu.

BloomberHT’nin aktardığına göre; Mart 2022’de kırılan rekorun ardından yaşanan düşüş, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana yaygınlaşan gıda enflasyonunun nihayet hafiflemesine yardımcı olacak.

Öte yandan ucuzlayan bitkisel yağlar bu yılki düşüşün önemli bir nedeni oldu. Karadeniz bölgesindeki ayçiçeği hasadı ve Güneydoğu Asya’daki palmiye mahsulleri Eylül ayında fiyatları neredeyse yüzde 4 düşürdü.

Tahıl fiyatları bu yıl, Rusya’nın ikinci ardışık buğday hasadının küresel arzı desteklemesi nedeniyle, hafif artış gösterse de düşüşlerini sürdürüyor.

Ayrıca Asya’da pirinç fiyatları, Tayland’daki daha iyi mahsulün Hindistan’ın ihracat kısıtlamalarının yol açtığı şokun hafifletilmesine yardımcı olması nedeniyle 15 yılın en yüksek seviyesinden düşüş gösterdi.

Bir diğer önemli gıda maddesi olan şekerin vadeli işlemleri, geçen ay on yıldan fazla bir sürenin en yüksek seviyesine ulaştı. Hindistan’da son beş yılın en düşük muson yağışının görülmesi, ülkenin gelecek yıl yapılacak ulusal seçimler öncesinde yerel fiyatları kontrol altında tutmak için şeker ihracatını kısıtlayacağı yönündeki endişeleri de artırdı.

İngiltere’de perakende gıda fiyatları Eylül ayında iki yıldan fazla bir süreden sonra ilk kez düşerken, Türkiye’den Kenya’ya kadar birçok ülkede maliyetler artmaya devam etti.

Küresel finansın liderleri bir araya geliyor

Öte yandan İkinci Dünya Savaşı sonrası yeniden şekillenen dünya ekonomisinde ABD’nin önderliğinde kurulan ve “Bretton Woods ikizleri” olarak adlandırılan IMF ve Dünya Bankası, her sene düzenledikleri yıllık toplantılarını 9-15 Ekim’de Fas’ın Marakeş kentinde gerçekleştirecek.

Eylül ayı başında 3 bine yakın kişinin hayatını kaybetmesine neden olan 7 büyüklüğündeki depremin vurduğu Marakeş’te gerçekleştirilecek toplantılar, 190 üye ülkeden maliye bakanları, merkez bankası başkanları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile akademisyenleri buluşturacak.

Küresel finansın liderlerinin katılacağı toplantılarda, Kovid-19 salgınının devam eden etkileri, Rusya-Ukrayna savaşının küresel ekonomide neden olduğu sonuçlar, iklim değişikliğinin artan etkileri, yükselen borç seviyeleri ve yoksul ülkelerin borçlarının hafifletilmesi gibi konular masaya yatırılacak.

Depremden sadece haftalar sonra Marakeş’te yapılacak toplantılarla uluslararası topluma “dayanışma” ve “karşılaşılan zorlukların üstesinden gelmede kararlı olma” mesajı verilecek.

Paylaşın

43 Milyon Çocuk “İklim Değişikliği” Nedeniyle Göç Etti

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) görevlilerinden Laura Healy, dünya genelinde her gün yaklaşık 20 bin çocuğun iklim değişikliğine bağlı nedenlerden dolayı evini terk etmek zorunda kaldığını belirtti.

Healy, bu sayının sadece “Buzdağının görünen kısmı” olduğunu ifade ederek, gerçek rakamın büyük olasılıkla çok daha yüksek olacağını dile getirdi. Laura Healy, kuraklık nedeniyle göç etmek mecburiyetinde kalan çocukların “radikal bir biçimde yetersiz raporlandığını” ve bunun sebebinin kuraklığın çok daha uzun süreli bir süreç olmasından kaynaklandığını vurguladı.

UNICEF İdari Direktörü Catherine Russell, çocukların yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kalmasının “her zaman sarsıcı” olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliği etkilerinin giderek daha büyük boyutlara ulaşması gibi, buna bağlı kaçış dalgaları da artacak” dedi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), 2016-2021 yılları arasında 44 ülkeden yaklaşık 43,1 milyon çocuğun, iklim değişikliğinin sebep olduğu hava olayları nedeniyle yaşadığı yeri terk ettiğini bildirdi.

UNICEF’in Perşembe günü yayınladığı rapora göre, söz konusu beş yıl içinde on milyonlarca çocuğun yaşadığı evi ve bölgeyi terk etmesine neden olan başlıca felaketler, seller, kasırgalar, kuraklıklar ve orman yangınları oldu.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; “Değişen İklimde Yerinden Edilen Çocuklar” adlı raporu kaleme alan UNICEF görevlilerinden Laura Healy, açıklanan rakama göre, dünya genelinde her gün yaklaşık 20 bin çocuğun evini terk etmek zorunda kaldığını belirtti. Healy, bu sayının sadece “Buzdağının görünen kısmı” olduğunu ifade ederek, gerçek rakamın büyük olasılıkla çok daha yüksek olacağını dile getirdi.

Laura Healy, kuraklık nedeniyle göç etmek mecburiyetinde kalan çocukların “radikal bir biçimde yetersiz raporlandığını” ve bunun sebebinin kuraklığın çok daha uzun süreli bir süreç olmasından kaynaklandığını vurguladı.

Yayınladığı raporda geleceğe dair öngörülerde de bulunan UNICEF, önümüzdeki 30 yıl içinde seller ve su taşkınlarından dolayı 96 milyon, kasırgalar sebebiyle 10,3 milyon, fırtına dalgaları nedeniyle de 7,2 milyon çocuğun daha göç etmek zorunda kalabileceğini tahmin ediyor.

Raporda, iklim değişikliğine bağlı sebepleri neticesinde en fazla çocuğun göç ettiği ülkeler sıralamasında, Çin, Hindistan ve Filipinler ilk üç sırada yer aldı. Nüfusa oranla en fazla çocuğun yaşadığı yeri terk ettiği ülkeler ise Karayipler bölgesinde yer alan ada ülkesi Dominika, Pasifik Okyanusu’ndaki ada ülkelerinden Vanuatu ve Afrika ülkeleri Somali ile Güney Sudan olarak sıralandı.

“Kaçış dalgaları artacak”

UNICEF İdari Direktörü Catherine Russell, çocukların yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kalmasının “her zaman sarsıcı” olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliği etkilerinin giderek daha büyük boyutlara ulaşması gibi, buna bağlı kaçış dalgaları da artacak” diyen Russell, çocuklara hem kendi yaşadıkları topraklarda hem de gittikleri yerlerde daha fazla koruma sağlanması gerektiğini dile getirdi.

Paylaşın

2023’te 186 Bin Göçme Akdeniz Üzerinden Avrupa’ya Geçti

2023 yılında 186 bin göçmenin Akdeniz üzerinden Avrupa’ya gittiği açıklandı. Bu sayının bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 83 arttığı belirtildi. Göçmenlerin 130 bininin İtalya’ya gittiği vurgulandı.

Öte yandan Türkiye üzerinden deniz veya kara yoluyla Yunanistan’a geçen göçmenlerin sayısında da artış kaydedildi. Bu yılın başından 24 Eylül’e kadar geçen sürede 28 bin 679 düzensiz göçmen Türkiye üzerinden Yunanistan’a, dolayısıyla Avrupa Birliği’ne giriş yaptı. Bir önceki yıl bu sayı yaklaşık 18 bin 700 olarak kaydedilmişti.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) bu yılın Ocak ile Eylül ayları arasında yaklaşık 186 bin göçmenin Akdeniz üzerinden Avrupa’ya gittiğini açıkladı. UNHCR New York Ofisi Direktörü Ruven Menikdiwela, bu göçmenlerin 130 bininin İtalya’ya gittiğini, bu sayının bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 83 arttığını belirtti.

Menikdiwela, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Perşembe günü yaptığı açıklamada 1 Ocak-24 Eylül tarihleri arasında hayatını kaybedenlerin ve kayıp olarak bildirilenlerin sayısının da 2 bin 500’ü aştığına dikkat çekti. Menikdiwela, bu sayının bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla neredeyse yüzde 50 arttığını da sözlerine ekledi.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ise Akdeniz’deki ölü ve kayıpların sayısının 2 bin 700’ü aştığını bildirmişti. IOM, İtalya’nın yanı sıra Yunanistan’a giden göçmen sayısının arttığını belirtmiş, ancak bu sayıların 2015 yılındaki kadar yüksek olmadığını kaydetmişti.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, göçmenlerin 100 binden fazlası Tunus üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışıyor. Libya üzerinden Avrupa’ya gitmeye çalışan göçmenlerin sayısı ise 45 binden fazla. İtalya, Yunanistan ve İspanya’nın yanı sıra Kıbrıs ve Malta da göçmen taşıyan botların hedefindeki ülkeler arasında yer alıyor.

Menikdiwela, “Libya ve Cezayir’deki toplu sınır dışılar ile ırkçı saikle düzenlenen saldırılar ve nefret söylemi nedeniyle sığınmacı topluluklar arasında oluşan güvensizlik sonucunda” Tunus üzerinden Avrupa’ya gidenlerin sayısının arttığını ifade etti.

Türkiye üzerinden Yunanistan’a geçen düzensiz göçmenler

Yunanistan Göç Bakanlığı verilerine göre Türkiye üzerinden Yunanistan’a geçen düzensiz göçmenlerin sayısındaki artış da sürüyor. Bakanlık’tan Cuma günü yapılan açıklamada, 23-27 Eylül tarihleri arasında 1691 kişinin Yunan güvenlik güçleri tarafından yakalandığı belirtildi.

Ülkeye gelmeye çalışanların çoğunun erkek olduğunu kaydeden Yunanistan Sahil Güvenlik Teşkilatı, bu göçmenlerin Midilli, Sisam, Rodos, Keçi, (Pserimos), Bulamaç (Farmakonisi), İleryoz ve Sömbeki adalarında veya bu adaların kıyısında yakalandığını bildirdi.

Açıklamada, göçmenlerin sayısının artması nedeniyle Midilli, Sakız, Sisam, İstanköy ve İleryoz adalarındaki kayıt merkezlerinde kapasitenin neredeyse dolduğu belirtildi. Buna göre, toplam 15 bin 190 kişi kapasiteli kamplarda 27 Eylül itibarıyla 14 bin 433 sığınmacının bulunduğu kaydedildi. 1 Ocak 2023’te bu kamplarda toplam 4 bin 400 sığınmacı bulunuyordu.

UNHCR verilerine göre de Türkiye üzerinden deniz veya kara yoluyla Yunanistan’a geçen göçmenlerin sayısında artış kaydedildi. Bu yılın başından 24 Eylül’e kadar geçen sürede 28 bin 679 düzensiz göçmen Türkiye üzerinden Yunanistan’a, dolayısıyla Avrupa Birliği’ne giriş yaptı.

Bir önceki yıl bu sayı yaklaşık 18 bin 700 olarak kaydedilmişti. Yunanistan Sahil Güvenlik yetkilileri, Yunanistan’a gidenlerin sayısının daha yüksek olabileceği tahminini dile getiriyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan, BM’de Konuştu: Dünya 5’ten Büyüktür

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda dünya liderlerine hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Birleşmiş Milletler’in öncülüğünde dünyanın güvenliğini, huzurunu, refahını sağlamakla görevli kurumları hızla yeniden yapılandırmalıyız. Coğrafyasıyla ve demografisiyle, dünyadaki tüm kökenleri, inançları, kültürleri temsil yeteneğine sahip bir küresel yönetim mimarisi inşa etmeliyiz. Netice olarak, tüm kalbimizle bir kez daha diyoruz ki, dünya 5’ten büyüktür, daha adil bir dünya mümkündür” dedi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda açıklama yaptı. Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Sayın Başkan, Kıymetli Devlet ve Hükümet Başkanları, Sayın Genel Sekreter, Değerli Delegeler, Sizleri şahsım, ülkem ve milletim adına en kalbi duygularımla, saygıyla selamlıyorum. Birleşmiş Milletler 77’nci Genel Kurul Başkanlığını başarılı bir şekilde tamamlayan Sayın KÖRÖSİ’yi tebrik ediyor, bu görevi devralan Sayın FRANSİS’e başarılar diliyorum. Güven ve dayanışma içerikli bir temayla toplanan 78’inci Genel Kurul’un tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Dünyamızın geleceği konusunda, geçtiğimiz yıl burada yaptığımız değerlendirmelere kıyasla daha iyimser bir tablo çizmek maalesef mümkün değildir. Karşımızdaki fotoğraf; küresel ölçekte, giderek daha fazla, daha karmaşık, daha tehlikeli sınamalarla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Kendi ülkemin güneyinde, kuzeyinde, doğusunda ve batısında pek çok çatışma, savaş, insani kriz, siyasi çekişme ve sosyal gerilim yaşanıyor. Küresel ekonomik sorunlarla birleşerek sürekli büyüyen bu sınamalarla baş etmek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Avrupa’nın doğu sınırlarında yaşanan savaş, yol açtığı insani trajediye ilave olarak, ekonomiden güvenliğe, enerjiden gıda güvenliğine her alanda ciddi sorunlar ortaya çıkardı. Suriye ile Kuzey Afrika ve Sahel bölgesinde vekâlet savaşlarının aracı haline dönüştürülen terörizm, kırılganlığı hızla artan uluslararası güvenlik iklimine onarılamaz zararlar veriyor. Küresel güçlerin ihtiraslarını kullanarak büyüyen terör örgütlerinin faaliyet alanları, teknolojik gelişmeler ile kötüleşen sosyo-ekonomik şartlardan da istifadeyle, adeta bir salgın gibi geniş coğrafyalara yayılıyor. Yabancı karşıtlığı, ırkçılık ve İslam düşmanlığının yeni bir krize dönüşme emareleri, son bir yıldır endişe verici boyutlara ulaştı. Dünyanın hangi köşesinde yaşarsak yaşayalım, iklim değişikliği ve buna bağlı doğal afetler, artık günlük hayatımızın bir gerçeğidir.

Türkiye, 6 Şubat 2023 sabahı, gerek büyüklüğü, gerek etkilediği alan itibarıyla, Sayın Genel Sekreter’in ifadesiyle “yüzyılın en büyük doğal afetlerinden biriyle” karşı karşıya kaldı. Birleşmiş Milletler dahil uluslararası toplumun yardım çağrımıza ivedilikle verdiği cevabın samimiyetini, fedakârca sergilenen çabaları ve ülkemize sağlanan cömert desteği unutmamız mümkün değildir. 50 binden fazla insanını kaybettiği, 850 bin yapının kullanılamaz hale geldiği, milyonlarca insanı barındıran şehirlerin adeta yerle yeksan olduğu bu kara gününde ülkemize gösterilen dostluk, bizler için önemli bir teselli kaynağıdır. Dünyanın 100’ü aşkın ülkesinden yardım çağrımıza destek veren tüm dostlarımıza, ülkem ve milletim adına, teşekkür ediyorum. Depremin yaralarını sarmak, şehirlerimizi bir an önce ayağa kaldırmak için çalışmalarımızı yoğun bir şekilde sürdürüyoruz.

Birkaç gün önce de, güçlü tarihi bağlarımızın bulunduğu Libya, fırtına ve selin yol açtığı ağır yıkımlara ve can kayıplarına maruz kaldı. Felaketin ardından, Türkiye olarak, 10 bini aşkın insanın hayatını kaybettiği, binlerce kişiden hâlâ haber alınamadığı Libya’ya yardım için hemen harekete geçtik. İlk etapta, üç gemi ve üç uçakla, 567 personelin yanı sıra yüzlerce araçtan, binlerce ton iaşe, barınma ve sıhhi malzemeden oluşan yardımları bu ülkeye gönderdik. Sivil toplum kuruluşlarımız da, kendi imkânlarıyla bölgedeki çalışmalara katılıyor. Dünyanın neresinde bir mağdur, mazlum varsa yanında yer alan bir ülke olarak, Libyalı kardeşlerimizi de yalnız bırakmadık, bırakmayacağız. Dost ve kardeş ülkelerin de Libya halkına yardım için seferber olacağına inanıyorum. Ülkemiz gibi şiddetli bir depremle sarsılan Faslı kardeşlerimize de geçmiş olsun dileklerimi buradan iletiyorum.

Genel Kurulun bu yılki temasının, Türkiye’nin hedefleriyle birebir örtüştüğünü görmekten memnuniyet duyuyoruz. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında hayata geçirmeye başladığımız “Türkiye Yüzyılı” vizyonumuz, bu örtüşmenin en somut ifadesidir. Küresel adaletsizlikleri ortadan kaldıran… Ekonomik eşitsizliklerin üzerine giden… Barış, güvenlik, istikrar ve refah üreten… Etkili, kapsayıcı ve insanlığı kucaklayıcı… Velhasıl tüm insanlığın hayrına bir uluslararası sistemin tesisi çağrımız giderek daha çok yankı buluyor.

Genel Sekreter Sayın Guterres’in geçtiğimiz günlerde yaptığı, “İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan kurumların bugünün dünyasını yansıtmadığı” tespitine katılıyoruz. Bu tespit, bizim “Dünya 5’ten büyüktür” çağrımızı ifade ediyor. Güvenlik Konseyi, artık dünya güvenliğinin teminatı olmaktan çıkmış, 5 ülkenin siyasi stratejilerinin çarpışma alanı haline gelmiştir. Kıbrıs’ta yaşanan son hadiseleri, bu içi boşalmış, adalet ve güven telkin etmeyen kurumsal yapının bir tezahürü olarak değerlendiriyoruz. Barış ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik sayısız inisiyatife öncülük etmiş bir ülke olarak, Sayın Guterres’in “Barış İçin Yeni Gündem” oluşturulması çağrısına önem veriyoruz. Bu anlayışla, Rusya-Ukrayna savaşının başından beri “savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz” teziyle, hem Rus, hem Ukraynalı dostlarımızı masada tutmaya gayret ediyoruz. Savaşın, Ukrayna’nın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü temelinde, diplomasi ve diyalogla sona erdirilmesine yönelik çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz.

Birleşmiş Milletlerle birlikte başlattığımız Karadeniz Girişimi’yle, dünya piyasalarına 33 milyon ton tahıl ürünü sevk edilmesini sağlayarak, küresel açlık krizi tehlikesinin önüne geçtik. Şahsi gayretlerimiz neticesinde girişim 3 kez uzatıldı. Ancak, girişimin 17 Temmuz itibarıyla çıkmaza girmesi, dünyayı yeni bir krizle yüz yüze bıraktı. Küresel açlık tehlikesiyle karşı karşıya bulunan coğrafyalara uzanan bu insani köprünün bir şekilde idamesi için temaslarımız sürüyor. Öncelikle 1 milyon tahılın Afrika ülkelerine sevkini öngören planı, bu bakımdan önemsiyoruz. Amacımız; çevremizdeki çatışma ve ihtilaflar karşısında dünya barışına ve refahına mümkün olan en büyük katkıları sunmaktır.

Artık 13’üncü yılına giren Suriye’deki insani trajedi, köken ve inanç fark etmeksizin, bölgedeki herkesin hayat şartlarını daha da zorlaştırıyor. Suriye’nin hem siyasi birliğini, hem sosyal bütünlüğünü, hem de ekonomik yapısını tehdit eden gelişmelere karşı ilkeli, yapıcı ve adil tutum ortaya koyan yegâne ülke durumundayız. Güneyimizdeki krizin, halkın meşru beklentilerini karşılayacak kapsamlı, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümle sona erdirilmesi, giderek daha önemli hale geliyor. Ülkemizde 14 milyon insanımızı etkileyen 6 Şubat depremlerinin yıkıcı etkisi Suriye’de de kendini göstermiştir. Özellikle kuzeybatı Suriye’de, zaten sıkıntılı olan insani durum, daha da kötüleşmiştir. Tam da böyle bir dönemde, Birleşmiş Milletlerin bölgedeki sınır-ötesi insani yardım operasyonunun kesintiye uğraması, talihsiz bir gelişmedir. Türkiye olarak, Suriye’nin kuzeyinde zor şartlarda hayat mücadelesi veren 4 milyonu aşkın insanı, elbette kaderine terk etmeyeceğiz.

Sınırlarımız ötesinde inşasına öncülük ettiğimiz konutlar tamamlandıkça, sığınmacıların buralara geri dönüşü hızlanacaktır. Ancak, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğine en büyük tehdit, bu ülke üzerinde hesabı olan güçlerin güdümündeki terör örgütlerine verilen açık destektir. Bir yandan PKK-PYD terör örgütünün, diğer yandan mezhep ayrışması üzerinden organize edilen radikal grupların cenderesi altında bunalan Suriye halkı, isyan noktasına gelmiştir. Nitekim, son dönemlerde bunun çeşitli sonuçları ortaya çıkmaya başladı.

Bir diğer komşumuz Irak da, karşı karşıya olduğu iç ve dış sınamaları aşmak için samimi bir çaba içindedir. Biz, Irak’ın siyasi birliğini, toprak bütünlüğünü, yeniden imar çalışmalarını tahkim eden, ülkeyi oluşturan unsurlar arasında ayrım gözetmeyen bir anlayışla hareket ediyoruz. Bölge ülkeleri olarak hayata geçireceğimiz Kalkınma Yolu projesiyle, inşallah bölgesel entegrasyonu daha da güçlendireceğiz. Bölgede her başları sıkıştığında DEAŞ bahanesine sarılanların oyunları artık ifşa olmuştur. DEAŞ’la, fiilen en büyük mücadeleyi vermiş, bu örgüte en büyük kayıpları yaşatmış ve sorunun önündeki-arkasındaki gerçekleri çok iyi bilen bir ülke lideri olarak açık konuşmak istiyorum: Suriye ve Irak başta olmak üzere, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Sahel’de kendi siyasi ve ekonomik çıkarları için DEAŞ ve benzeri örgütleri paravan olarak kullananların riyakârlıklarından bıktık, usandık.

Bu bölgelerdeki tehdit sadece DEAŞ değildir. Asıl tehdit, vekâlet savaşlarının aracı olarak kullanılmak üzere beslenen, palazlandırılan terör örgütleridir, paramiliter gruplardır, paralı askerlerdir ve kim daha yüksek fiyat verirse onlara çalışan kimi yerel unsurlardır. Karşımızdaki bu gerçeğe rağmen, sırf kendi siyasi ve ekonomik çıkarları için terör örgütleriyle çalışmaya devam eden ülkelerin, terörden ve bununla bağlantılı sorunlardan şikâyet etmeye hakkı yoktur. Böyle bir dünyada, ister çatışma bölgesinin hemen yanında yer alsın, ister çok uzakta okyanuslarla çevrilmiş bir karada yaşasın, hiç kimse güvende değildir.

“Daha adil bir dünya mümkündür”

İşte bunun için diyoruz ki; Birleşmiş Milletler’in öncülüğünde dünyanın güvenliğini, huzurunu, refahını sağlamakla görevli kurumları hızla yeniden yapılandırmalıyız. Coğrafyasıyla ve demografisiyle, dünyadaki tüm kökenleri, inançları, kültürleri temsil yeteneğine sahip bir küresel yönetim mimarisi inşa etmeliyiz. Netice olarak, tüm kalbimizle bir kez daha diyoruz ki, dünya 5’ten büyüktür, daha adil bir dünya mümkündür.

Şimdi de, kendi bölgemizden başlayarak, çeşitli sorun alanlarına ilişkin ülkemin yaklaşımlarını sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum. Doğu Akdeniz’in barış, refah ve istikrarın egemen olduğu coğrafyaya dönüşebilmesi, ancak tüm tarafların hak ve hukukuna saygı gösterilmesiyle mümkündür. Bizim kimsenin hakkında gözümüz yoktur, kimsenin de haklarımızı yok saymasına müsaade etmiyoruz, etmeyeceğiz.

Kıbrıs meselesinin ortaya çıkmasının 60’ıncı yıldönümündeyiz. Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs meselesinde adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm bulunması için daima samimi gayret göstermiştir. Bu çözümün artık federasyon modeli temelinde gerçekleşemeyeceği, herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Uluslararası toplumu bunu kabullenerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bağımsızlığını tanımaya, bu ülkeyle diplomatik, siyasi ve ekonomik bağlar kurmaya davet ediyoruz. Ada’daki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nden de, sergilemekle mükellef olduğu tarafsızlığa titizlikle riayet etmesini bekliyoruz. Zaten itibarı zedelenen bu gücün, Kıbrıs’ta yeni bir itibar kaybıyla daha karşı karşıya kalmasını istemeyiz.

Köklü tarihi ve gönül bağlarına sahip bulunduğumuz Yemen’deki durum bizi derinden yaralamaktadır. Bu sorunun en kısa sürede, Yemen’in milli birliği ve toprak bütünlüğü içerisinde çözüme kavuşturulması en büyük temennimizdir.

Mısır’la bir müddet durağan seyreden ilişkilerimizi, her alanda geliştirmeye başladığımız bir döneme girdik. Bu yeni dönemde iş birliklerimizi karşılıklı fayda temelinde ilerletmeye kararlıyız.

Ortadoğu’ya kalıcı barışın gelebilmesi, ancak Filistin-İsrail sorununun nihai bir çözüme kavuşturulabilmesiyle mümkündür. Filistin halkını ve devletini, uluslararası hukuk temelinde meşru haklarına kavuşması yolunda verdikleri mücadelede desteklemeyi sürdüreceğiz. Bir kez daha tekrarlayacak olursak; 1967 sınırları temelinde bağımsız ve coğrafi bütünlüğü haiz bir Filistin devleti hayata geçirilmeden, İsrail’in de aradığı huzuru ve güveni bulabilmesi zordur. Bu çerçevede, Kudüs’ün, özellikle de Harem-i Şerif’in tarihi konumuna saygı gösterilmesinin takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Balkanlarla, kökleri tarihe dayanan güçlü siyasi, ekonomik ve insani bağlarımız var. Avrupa’nın bu kritik bölgesinde istikrarın sağlanması, anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi için ikili, bölgesel ve uluslararası platformlarda yoğun çaba gösteriyoruz. Son dönemde gerginleşen Kosova ve Sırbistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için yürütülen süreçleri aktif şekilde destekliyoruz.

Bölgesel ve küresel sınamaların giderek giriftleşen yapısı, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde ilerletilmesine, her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğuna işaret ediyor. Avrupa Birliği’nden beklentimiz, uzun süredir ihmal ettiği ülkemize yönelik yükümlülüklerini süratle yerine getirmeye başlamasıdır. Özellikle Türkiye’ye yönelik sergilenen ikircilikli tavırların artık bir son bulması gerekiyor.

Latin Amerika ve Karayipler coğrafyası, insani dış politikamızın tüm unsurlarını harekete geçirdiğimiz, dostluk bağlarımızın her geçen gün kuvvetlendiği bir diğer bölgedir. Önümüzdeki dönemde bu ilişkileri, Türkiye-Latin Amerika ve Karayipler Ortaklık Politikasına dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Kuruluşunun 60’ıncı yıldönümünde Afrika Birliği, Kıta’nın kendi kaderini eline alıp ayağa kalkmasının abidevi bir sembolüdür. “Afrika’nın sorunlarına Afrikalı çözümler” bulma iradesiyle başlayan süreç, dünyanın en önemli kalkınma projelerinden biri haline dönüşmüştür. Yürüdüğü bu yolda Afrika’ya eşlik etmek amacıyla, Kıta’yla dostluk bağlarımızı stratejik ortaklıkla taçlandırdık. Afrika Birliği’nin, bizim de çok güçlü destek verdiğimiz G20 üyeliğini memnuniyetle karşıladık. Bununla birlikte, Sahel Bölgesi’nin ciddi siyasi, ekonomik, sosyal ve güvenlik sınamalarıyla yüzleştiği bir gerçektir.

Son dönemde sıkıntılı günler yaşayan Nijer’in en kısa zamanda anayasal düzene, demokratik bir yönetime kavuşmasını ümit ediyoruz. Nijer’e yapılacak herhangi bir askeri müdahalenin, bu ülkeyle birlikte bölgenin tamamını daha derin bir istikrarsızlığa sürükleme riski vardır. Yeniden Asya Girişimimiz, ata yurdumuz olan Asya ile ilişkilerimizi karşılıklı yarar ve ortak öncelikler temelinde daha da ileri taşıma irademizin sembolü haline gelmiştir.

Güney Kafkasya’da barışın, huzurun ve işbirliğinin tesisi yolunda önümüzde tarihi bir fırsat bulunuyor. Bu fırsatı değerlendirmek için Ermenistan’la iyi komşuluk ilişkilerini ve tam normalleşmeyi hedefleyen bir süreç başlattık. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki görüşme sürecini başından beri destekledik. Ancak Ermenistan’ın, bu tarihi fırsatı yeterince değerlendiremediğini görüyoruz.

Ermenistan’ın başta Zengezur Koridoru’nun açılması olmak üzere verdiği sözleri yerine getirmesini bekliyoruz. Artık herkesin kabul ettiği gibi, Karabağ, Azerbaycan toprağıdır. Bunun dışında bir statünün dayatılması asla kabul edilmeyecektir. Ermeniler dahil herkesin Azerbaycan topraklarında barış içinde yan yana yaşaması öncelikli hedefimiz olmalıdır. “Tek millet, iki devlet” şiarıyla hareket ettiğimiz Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü korunma yönünde attığı adımları destekliyoruz.

Kadim medeniyetimizin köklerinin uzandığı ve aynı kültürü paylaştığımız Orta Asya ülkeleriyle iş birliğimizi güçlendiriyoruz. Türk Devletleri Teşkilatı’nın, bölgesel ve küresel düzeyde giderek daha etkin bir aktör haline dönüşmesinden memnuniyet duyuyoruz. Yarım asırdır zor günler yaşayan Afgan halkının, siyasi saiklerden bağımsız olarak, çok ciddi insani yardıma ve desteğe ihtiyacı var. Ülkedeki Geçici Hükümetin, toplumun tüm kesimlerinin adil bir şekilde temsil edildiği kapsayıcı bir yönetime dönüşmesi; Afganistan’ın önünü açacak ve uluslararası alanda olumlu karşılık bulacaktır. Güney Asya’da bölgesel huzurun, istikrarın ve refahın önünü açacak bir diğer gelişme de, Keşmir’de ihtiyaç duyulan adil ve kalıcı barışın, Hindistan ve Pakistan arasında diyalog ve işbirliği yoluyla tesisi olacaktır. Türkiye olarak bu yönde atılacak adımlara desteğimizi sürdüreceğiz.

Çin’in toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygı duyduğumuzu, her fırsatta altını çizerek ifade ediyoruz. Bununla birlikte, güçlü tarihi ve insani bağlarımızın olduğu Uygur Türkleri’nin hak ve özgürlüklerinin korunmasıyla ilgili hassasiyetimizi dile getirmeyi ve gündemde tutmayı sürdüreceğiz. Myanmar ve Bangladeş’te zor şartlarda yaşayan Rohinga Müslümanlarına ilk günden itibaren yardım elini uzatmış bir ülkeyiz. Yerlerinden edilmiş durumdaki Rohingaların anavatanlarına güvenli, gönüllü, onurlu ve kalıcı şekilde dönüşleri sağlanana kadar kendilerine olan desteğimiz devam edecek.

Gündemimizdeki bir önemi küresel sınama, enerji güvenliği konusudur. Türkiye, son 20 yıldır enerji alanında gerçekleştirdiği yatırımlar sayesinde, kendi enerji güvenliğini sağlama yönünde önemli mesafe kat etti. Çalışmalarımızı, enerjiyi bir çatışma unsuru olmaktan çıkarma ve kullanımını ortak fayda temelinde teşvik etme yönünde yoğunlaştırdık. Bu doğrultuda, Doğu Akdeniz’den Hazar Havzası’na, Karadeniz’den Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafyada enerji alanında işbirliği ruhunu ve dayanışmayı ön plana çıkarmak için mücadele ediyoruz.

Türkiye ulaştırma alanında da, üzerinden veya çevresinden geçecek tüm projelere destek verebilecek jeopolitik konuma sahiptir. Teknolojik yenilikler, küresel ve bölgesel sınamaları çözmemiz için fırsat olarak değerlendirilmeli, rekabet gücünü artıracak bir koz olarak görülmemelidir. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin en önemli başlıkları arasında yer alan “2030’da sıfır açlık” sloganından, maalesef giderek uzaklaşıyoruz. Doğrusu biz, açlığı 21’inci yüzyılda hâlâ çözüme kavuşturulamamış bir sorun olarak kabullenmekte zorlanıyoruz. Dünyanın bu kadar geliştiği, refahın bu kadar attığı bir çağda, 735 milyon kişinin açılıkla boğuşmasının hiçbir izahı olamaz. Uzaya turistik yolculuk için yüz milyonlarca dolar harcanırken, Afrika’dan Asya’ya milyonlarca insan bir lokma yiyecek ekmek dahi bulamıyorsa, hiçbirimiz kendimizi güvende hissedemeyiz.

Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin hayata geçirilmesi için tüm ülkeleri güçlü irade sergilemeye davet ediyoruz. Kalkınma yardımları konusunda dünyanın en cömert ülkeleri arasında yer alan Türkiye’nin bu çağrıyı yapma hakkı olduğuna inanıyoruz. İklim değişikliğine bağlı küresel sıcaklık artışının 1,5 santigrat dereceyle sınırlı tutulabilmesi giderek zorlaşıyor. Bunun şartlarından biri, kalkınmakta olan ülkelerin çabalarının finansal ve teknolojik olarak desteklenmesidir.

“Gıda güvenliği” iklim değişikliğinden etkilenen alanların başında geliyor. Su ve toprak kaynaklarının sürdürülebilir kullanımına yönelik doğru politikalar ve yatırımlar geliştirip uygulamalıyız. Çocuklarımıza, bilinçsiz tüketimden doğan kirliliğe boğulmuş ve doğal kaynakları tüketilmiş bir dünyayı miras bırakamayız. Bu anlayışla, daha yaşanabilir ve adil bir dünya vizyonuyla, Eşim Emine Erdoğan’ın himayesinde ülkemizde başlattığımız Sıfır Atık Hareketini, Birleşmiş Milletlerde 105 ülkenin ortak sunuculuğunda kabul edilen kararla, küresel boyuta taşıdık. Dün Türkevi’nde “Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanını” imzaladık.

Sıfır Atık hedeflerimizin, iklim değişikliğiyle mücadeleye ve sürdürülebilir kalkınma çabalarına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Buradan tüm ülkeleri, uluslararası kurumları ve sivil toplum kuruluşlarını Sıfır Atık Hareketine destek vermeye davet ediyorum. Bilhassa gelişmiş ülkelerde bir virüs gibi yayılan ırkçılık, yabancı karşıtlığı, İslam düşmanlığı artık tahammül edilemeyecek seviyelere ulaşmıştır.

Masum insanların maruz kaldığı nefret söylemi, kutuplaşma ve ayrımcılık, dünyanın dört bir köşesinde sızlatmadık vicdan bırakmıyor. Ne yazık ki pek çok ülkede popülist siyasetçiler, bu tehlikeli akımları teşvik ederek ateşle oynamayı sürdürüyor. Avrupa’da Kur’an-ı Kerim’e karşı düzenlenen menfur saldırılara, ifade özgürlüğü maskesi altında izin vererek eylemleri teşvik eden zihniyet, esasen kendi eliyle kendi geleceğini karartmaktadır. Türkiye olarak, Birleşmiş Milletler, AGİT ve İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere, tüm platformlarda İslam düşmanlığıyla mücadeleye yönelik girişimleri desteklemeye devam edeceğiz. Hangi inanca mensup olursa olsun, kutsallara saldırıyı kabullenmeyen tüm dostlarımızı da mücadelemize omuz vermeye davet ediyorum.

Her birine birkaç cümleyle temas etmeye çalıştığım tüm bu meydan okumalarla mücadele ortak sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluğu ancak etkin işbirliği, dayanışma ve insani değerlere sıkı sıkıya sahip çıkarak yerine getirebiliriz. Maalesef son dönemde insanı insan yapan kadim değerler, çok ağır saldırı altındadır. Doğrudan insanı, insanın fıtratını, geleceğini ve sosyal bünyeyi tehdit eden bu saldırıların hedefinde öncelikle aile vardır. Bu bakımdan aileye ve aile müessesesine sahip çıkmak; insana ve tüm insanlığın istikbaline sahip çıkmak demektir. Giderek artan küresel dayatmalar karşısında tüm dostlarımızı aile müessesesinin korunmasında hassasiyet göstermeye çağırıyorum.

Bu sene 100’üncü yılını kutlayan Türkiye Cumhuriyeti olarak, herkes için barış, refah, güvenlik yönünde, tüm insanlığın yararına adımlar atmayı sürdüreceğiz. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 78’inci toplantısında yapılacak çalışmaların, küresel işbirliği ve dayanışma ruhunu güçlendirmesini temenni ediyorum. Hepinizi bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’ın Sözlerine Tepki: ‘Dış Güçler’e Şikayet Etmiş

Erdoğan’ın “Ülkemizde ana muhalefet partisi, seçimi kazanırsak mültecileri göndereceğiz diye tehdit etti. Biz ise tam aksi. Biz mültecilere olan ev sahipliğine aynen devam edeceğiz” sözlerine tepki gösteren Kılıçdaroğlu, “Para dilenmek için, yine ülkemizi küçük düşürmüş” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Birleşmiş Milletler 78. Genel Kurulu’na katılmak üzere ABD’de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ülkemizde ana muhalefet partisi, seçimi kazanırsak mültecileri göndereceğiz diye tehdit etti. Biz ise tam aksi. Biz mültecilere olan ev sahipliğine aynen devam edeceğiz” açıklamasına tepki gösterdi.

“Erdoğan, ABD’ye şirin gözükmek için, bizi ve tüm muhalefeti ‘Dış Güçler’e şikâyet etmiş. Siyasi ve ahlaki meşruiyetini yitirmek, işte tam da budur” diyen Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan ABD ziyareti sırasında, kendisini affettirme ve 3-5 Dolar alabilmenin heyecanına kapılmış. Para dilenmek için, yine ülkemizi küçük düşürmüş. Anlaşılan o ki BOP Eş Başkanı olarak ülkemizi mülteci kampına çeviren, mahallelerimizin kimlikleriyle oynayan Erdoğan, ABD’ye şirin gözükmek için bizi ve tüm muhalefeti ‘Dış Güçler’e şikâyet etmiş. Siyasi ve ahlaki meşruiyetini yitirmek, işte tam da budur. ‘Affedilir miyim, 3-5 Dolar koparabilir miyim’ diye kapı kapı dolaşıp bizi şikayet eden bir kişiden, bu ülkeye Cumhurbaşkanı olmaz!”

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Yeni İklim Raporu: Zaman Daralıyor

Kasım ayında Dubai’de yapılacak 28’inci İklim Konferansı öncesi yeni bir iklim raporu yayınlayan Birleşmiş Milletler (BM), raporunda iklim hedeflerine ulaşmak için gösterilen çabaların yetersiz olduğunu açıkladı.

İklim hedeflerine ulaşmak için gösterilen çabalar yeterli seviyede olmadığı belirtilen raporda, küresel ısınma ile mücadelede zamanın daraldığı uyarısı yapılırken dünya genelindeki sera gazı emisyonlarının küresel ısınmanın 1,5 derece ile sınırlandırılmasını öngören modellerle örtüşmediği dile getirildi.

Rapora göre, Paris İklim Anlaşması’nın merkezinde yer alan Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler) Paris’te kabul edilen iklim hedeflerine ulaşmak için yeterli değil. BM İklim Sekreterliği, 1,5 derece hedefine ulaşabilmek için 2030 yılına kadarki emisyon tasarruf hedeflerinde 20,3 ile 20,9 gigatonluk açık bulunduğuna dikkat çekti. Paris İklim Anlaşması, küresel ısınmanın sanayileşme öncesi döneme göre 2, mümkün olursa 1,5 derece ile sınırılandırılmasını öngörüyor.

BM’nin son raporu, Küresel Emisyonlar Durum Değerlendirmesi’nin (Global Stocktake) bir parçasını oluşturuyor. Raporda, Paris iklim hedeflerine ulaşılabilmesi için hem daha iddialı tasarruf hedeflerine hem de bu hedeflerin hayata geçirilmesine ihtiyaç olduğu belirtildi. İklim değişikliği ile mücadelenin temel ayaklarının yenilenebilir enerjilerin yaygınlaştırılması ile fosil enerjilerinden vazgeçilmesi olduğuna dikkat çekildi.

45 sayfalık raporda, küresel ısınmanın kalkınmayla ilgili kaydedilen ilerlemeye de zarar verdiği vurgulandı. Zengin sanayileşmiş ülkelerin yoksul ülkelere iklim yardımlarının arttığı belirtilirken daha fazla yardımın şart olduğu ifade edildi.

1,5 santigrat derece hedefi

1,5 santigrat derece hedefi, iklim değişikliğinin yıkıcı ve muhtemelen geri döndürülemez sonuçlarından kaçınmak için küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelere (1850-1900) kıyasla 1,5 santigrat derece ile sınırlamayı amaçlayan 2015’teki Paris iklim görüşmelerinde kabul edildi.

Öte yandan Hindistan’ın başkenti Delhi’de düzenlenecek G20 Zirvesi öncesi açıklamalarda bulunan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, iklim değişikliğiyle etkili bir şekilde mücadele etmek için “1,5 santigrat derece hedefinin” korunmasının hayati önemini vurguladı.

Guterres, dünya GSYİH’sının yüzde 85’ini ve küresel emisyonların yüzde 80’ini oluşturan G20 ülkelerinin, 1,5 santigrat derece küresel ısınma hedefinin tutturulmasında öncülük etmesi gerektiğini belirtti.

Guterres, büyük emisyon salınım yapan ülkelerin emisyon salınımlarını azaltmak için ekstra çaba sarf etmeleri ve gelişmekte olan ekonomilere bu emisyon salınım azaltmaları konusunda da destek vermeleri gerektiğini vurguladı. Guterres ayrıca G20 içindeki gelişmiş ülkelere, gelişmekte olan ülkelere yönelik taahhütlerini yerine getirerek liderlik etmeleri çağrısında bulundu.

Gelişmiş ülkelerin 2040 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı taahhüt ettiğini, gelişmekte olan ekonomilerin ise 2050 yılına kadar bu hedefi hedeflemesi gerektiğini söyleyen Guterres ayrıca, OECD ülkelerinin 2030 yılına kadar kömürü aşamalı olarak bırakmalarını, diğer ülkelerin de 2040 yılına kadar aynı şeyi yapmalarını önerdi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den G20’ye İklim Kriziyle Mücadele Çağrısı

Hindistan’ın başkenti Delhi’de düzenlenecek G20 Zirvesi öncesi açıklamalarda bulunan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, iklim değişikliğiyle etkili bir şekilde mücadele etmek için “1,5 santigrat derece hedefinin” korunmasının hayati önemini vurguladı.

Haber Merkezi / BM Genel Sekreteri Guterres, dünya GSYİH’sının yüzde 85’ini ve küresel emisyonların yüzde 80’ini oluşturan G20 ülkelerinin, 1,5 santigrat derece küresel ısınma hedefinin tutturulmasında öncülük etmesi gerektiğini belirtti.

1,5 santigrat derece hedefi, iklim değişikliğinin yıkıcı ve muhtemelen geri döndürülemez sonuçlarından kaçınmak için küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelere (1850-1900) kıyasla 1,5 santigrat derece ile sınırlamayı amaçlayan 2015’teki Paris iklim görüşmelerinde kabul edildi.

İklim krizinin hızla tırmandığını ancak G20 ülkelerinin krizin gidişatını etkileme gücünün bulunduğunu söyleyen Guterres, “bu ülkeler küresel emisyonların yüzde 80’inden sorumludur” dedi.  Guterres, alınan önlemlerin iklim çöküşünü önlemek için yeterli olmayacağı konusunda uyardı.

BM Genel Sekreteri Guterres, G20 liderlerini, 1,5 santigrat derece hedefini desteklemeye, iklim adaletini vurgulayarak güveni yeniden inşa etmeye ve yeşil ekonomiye adil, eşitlikçi bir geçişi ilerletmeye çağırdı.

Guterres, büyük emisyon salınım yapan ülkelerin emisyon salınımlarını azaltmak için ekstra çaba sarf etmeleri ve gelişmekte olan ekonomilere bu emisyon salınım azaltımları konusunda da destek vermeleri gerektiğini vurguladı.

Guterres ayrıca G20 içindeki gelişmiş ülkelere, gelişmekte olan ülkelere yönelik taahhütlerini yerine getirerek liderlik etmeleri çağrısında bulundu.

Bu, 100 milyar dolar tutarındaki iklim finansmanı hedefinin tutturulmasını, uyum finansmanının iki katına çıkarılmasını, Yeşil İklim Fonu’nun yenilenmesini ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) son Taraflar Konferansı’nda oluşturulan kayıp ve hasar fonunun faaliyete geçirilmesini içermektedir.

Guterres, gelişmiş ülkelerin 2040 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı taahhüt ettiğini, gelişmekte olan ekonomilerin ise 2050 yılına kadar bu hedefi hedeflemesi gerektiğini söyledi.

Guterres ayrıca, OECD ülkelerinin 2030 yılına kadar kömürü aşamalı olarak bırakmalarını, diğer ülkelerin de 2040 yılına kadar aynı şeyi yapmalarını önerdi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, G20 ülkelerini iki öncelikli alana odaklanmaya çağırdı: iklim bozulmasını önlemek ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak.

Paylaşın

Gıda Fiyatları, Dünya Genelinde Yüzde 11 Düştü, Türkiye’de Yüzde 73,6 Arttı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da, açıklanan her veri yaşanan ekonomik krizin derinliğini ortaya koyuyor. Son olarak, dünya genelinde gıda fiyatları son 1 yılda yüzde 11,8 gerilerken, Türkiye’de yüzde 73,6 artış gösterdi.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Küresel Gıda Fiyatları Endeksi Ağustos verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre; Küresel gıda fiyatları, yemeklik yağ, süt ürünleri ve temel gıda maddelerinin tedarikine ilişkin endişelerin devam ettiği bir ortamda, iki yıldan uzun bir sürenin en düşük seviyesine geriledi.

FAO, Küresel Gıda Fiyat Endeksi’nin geçen ay zayıf talep ve verimli bitkisel yağ ve süt üretimi nedeniyle yüzde 2,1 düşerek 121,4’e gerilediğini belirtti. Göstergeler, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle tahıl ihracatının Mart 2022’de kesintiye uğrayarak rekor seviyelere ulaşmasından bu yana yüzde 24 geriledi.

Ülkelerin tahıl alanında uyguladığı regülasyonlar ve iklim koşulları da gıda tedarikinde tehdit oluşturdu. Örneğin, Hindistan, dünya çapında milyarlarca insanın beslenmesinin hayati bir parçası olan pirince ihracat kısıtlamaları getirerek FAO’nun Pirinç Endeksi’ni geçen ay 15 yılın zirvesine çıkarmıştı.

Diğer taraftan, sıcak hava koşulları çeşitli mahsulleri etkilerken, yüksek enerji ve işçilik maliyetleri nedeniyle birçok ülkede gıda enflasyonu yüksek seyretti. FAO yayımladığı raporda ayrıca, süt ürünleri, bitkisel yağ ve et fiyatlarının geçen ay en az yüzde 3 oranında düştüğünü açıkladı.

TÜİK verilerine göre, enflasyon Ağustos’ta bir önceki aya göre yüzde 9,09, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 58,94 olarak gerçeklemişti. Ana harcama gruplarına bakıldığında bir önceki yılın aynı ayına göre en yüksek artış yüzde 89,31 ile lokanta ve otellerde görülmüştü. Bu grubu yüzde 73,6 ile gıda izlemişti.

Bu verilere göre, dünyada gıda fiyatları son 1 yılda yüzde 11,8 gerilerken, Türkiye’de Gıda Fiyat Endeksi Ağustos’ta yıllık yüzde 73,6 artış gösterdi.

Paylaşın