Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonu nedir? Belirtileri, Tedavisi

Akut solunum yolu enfeksiyonları; etiyoloji, klinik, tedavi ve prognoz dikkate alındığında, üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) ve alt solunum yolu enfeksiyonları (ASYE) olarak iki gruba ayrılmaktadır. 

Üst solunum yolu, burun deliklerinden vokal kordlara kadar olan hava yollarından (paranazal sinüsler ve orta kulak dahil olmak üzere larinks) oluşur. Alt solunum yolu, solunum yollarının trakea ve bronşlardan bronşiyollere ve alveollere kadar olan kısmını kapsamaktadır. ÜSYE, yalnızca solunum yolu ile sınırlı kalmaz ve enfeksiyon, mikrobiyal toksinler ve enflamasyona bağlı olarak akciğer fonksiyonunun azalması nedeniyle sistemik etkilere yol açabilir.

Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları, belirtileri ve tedavisi;

Grip;

Grip “influenza virüs” adı verilen virüslere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Grip mikropları damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Hapşırıkla ve öksürük ile yayılmaktadır. Grip belirtileri virüs çeşidine göre farklılık göstermektedir. Bazı durumlarda seyir biraz daha ağır ilerlemekte ve çocuk kendisini daha da bitkin hissetmektedir.

Belirtileri; Grip virüsünün yol açtığı enfeksiyon sebebiyle çocukta titreme, baş ağrısı, kas ağrıları ve yüksek ateş görülmektedir. Baş ağrısı, çocuğun göz hareketlerine bağlı olarak artış göstermektedir. Vücut ısısı yaklaşık 38.5 derecenin üstünde seyreden ateş üç güne yakın sürebilir. Hatta sekiz güne kadar da uzadığı görülmektedir. Gribe bağlı olarak çocuğun göğüsünde ağrı, mide bulantısı, kusma ve karın ağrısı gibi şikayetlerde ortaya çıkmaktadır.

Tedavisi; Gribin tedavisinde de antibiyotiklere başvurulmuyor. Rahatlatıcı bazı tedavi yöntemleri kullanılıyor. Grip aşısının her yıl grip mevsimi başlamadan önce, Ekim-Kasım aylarında uygulanması öneriliyor. Ancak gecikildiğinde Mart ayına kadar yaptırılmasında fayda oluyor. İlk kez yapılacak ise bir ay ara ile iki doz, daha önceki yıllarda uygulanmış ise bir kez yaptırılıyor. Grip aşısı, altı ay ile üç yaş arası yarım doz, daha büyük çocuklarda ise tam doz uygulanıyor. Tavuk yumurtasından elde edilen aşının, yumurta alerjisi olanlara yapılmaması gerekiyor.

Nezle (Rinit);

Hem nezle hem de soğuk algınlığı adı verilen rinit, çocuklarda üst solunum yollarını hatta daha çok burnu tıkayan bir hastalıktır. Okul çağındaki çocukların senede yaklaşık 4-5 kez bu hastalığa yakalanması normal kabul edilmektedir. Bu hastalığa virüsler neden olmaktadır. Nezle, damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Yani hapşırma veya öksürme esnasında ortaya çıkan tükürük damlacıkları sebebiyle meydana gelmektedir. Bu damlacıklar hem bulunduğunuz ortama yayılmakta hem de ellerinize ve eşyalarınızın üzerine bulaşıp, temas edildiği takdirde herkese geçiş yapmaktadır.

Belirtileri; Nezle virüsün vücuda girmesinden yaklaşık bir gün sonra belirtiler ortaya çıkmaktadır. Bu belirtiler burun akıntısı, burun tıkanıklığı, boğazda yanma hissi, sıkça hapşırma, kuru öksürük, baş ve boğaz ağrısı, hafif ateş ve halsizlik olarak sıralanmaktadır. Bunun yanısıra gözlerde yaşarma, yanma ve kızarıklık da görülebilir.

Tedavisi; Hastalığın özel bir tedavisi yok. Belirtilere yönelik ilaçlar veriliyor. Ağrı ve ateş varsa parasetamol içeren şuruplar kullanılıyor Ateş, soğuk algınlığına eşlik ettiğinde küçük çocuklara zarar vermeyen ateş düşürücü ilaçlar verilebiliyor. Burun akıntısı ve tıkanıklığına yönelik serum fizyolojik damla ya da spreyler tercih edilebiliyor. Antibiyotiğin yararsız olduğu bu tip rahatsızlıklarda çocuğun bol sıvı alması ve dinlenmesi gerekiyor.

Orta Kulak İltihabı (Otit);

Üst solunum yolu rahatsızlıkları ile birlikte, burundaki tıkanıklık ileride kulağı da etkilemektedir. Bu nedenle genellikle orta kulakta iltihap oluşmaktadır. Orta kulak iltihabı ağrı ve ateşe neden olmaktadır. Çocukluk döneminde grip ve nezleden sonra en sık görülen hastalık grubudur. Çocukların üç yaşına kadar üçte ikisi en az bir defa orta kulak iltihabı geçirmektedir. 10 yaşından sonra enfeksiyon riski azalmaktadır. Orta kulak iltihabı geçiren bir çocuğun okula devamsızlığının en önemli nedenlerinden biridir. Orta kulak iltihabının işitme kaybına yol açma tehlikesi olduğu için bu rahatsızlığı oldukça önemsemek gerekir. Daha çok grip ve nezle enfeksiyonları sebebiyle meydana gelen orta kulak iltihabı, kişinin geniz etinin büyük olmasından, östaki borusunun daha kısa olmasından, hatta geniş ve düz olmasından da kaynaklanabilmektedir.

Belirtileri; Otit mikrobun neden olduğu ödem, kulakta sıvı birikimine aynı zamanda ağrıya neden olmaktadır. Kulak içinde ağrıya ve akıntıya sebep olduğu gibi ateşle birlikte geçici işitme kaybınada yol açabilmektedir.

Tedavisi; Antibiyotiklerin tedavide etkin olduğu biliniyor. Komplikasyonları çok önemli çünkü kalıcı sağırlık veya komşu organ enfeksiyonlarına sebep olabiliyor. Örneğin, tespit ya da tedavi edilemeyen otitlerde yüzdeki temporal kemiklerin içindeki hava keseciklerinin iltihabı olan mastoidit komplikasyonu çok sık görülüyor.

Sinüzit;

Üst çene kemiği, alın kemiği ve burun çevresindeki kemiklerin içerisindeki hava boşluklarının iltihaba dönüşmesine sinüzit adı verilir. Üç yaşına kadar çocukların yaklaşık yüzde 14’ünün sinüzit geçirdiği bilinmektedir. Çocuklar üst solunum yolu hastalığı geçirip direncinin düşmesiyle bu enfeksiyonlar ağız içindeki havalanmayı sağlayan boşlukların giden kanalcıklarını tıkamaktadır. Burun akıntısı, bademciklerin şişmesi, burun tıkanıklığı, faranjit geçirilmesi sinüslerin havalanmasını engellemektedir. Bu nedenle kapalı olan alanlarda enfeksiyon daha da fazla gelişmektedir.

Belirtileri: Sinüsler bulundukları ortama göre farklı rahatsızlıklara yol açmaktadır. Ancak en temel belirtisi burun kenarlarında, göz üzerinde ve gözlerin altında ağrı hissi oluşturmasıdır. Aynı zamanda baş ağrısına, ses tonunda değişikliğe, öksürüğe, ateşe ve geniz akıntısına yol açmaktadır.

Tedavisi; Belirtiler üç günden uzun sürerse ve şiddetli olursa antibiyotik kullanılıyor. Sinüzitin tedavi edilmemesi, yeterli dozda ilaç alınmaması sonucu orta kulak iltihabında olduğu gibi beyin ya da kafatası içerisindeki organlara komşu olduğu için menenjit riski bulunuyor. Komşu organların iltihaplarına zemin hazırlamaması için tedavi edilmesi gerekiyor.

Faranjit;

Faranjit, kışın en çok görülen enfeksiyonlardan birisidir. Genellikle viral kökenlidir fakat bakteriyel de olabilmektedir. Çocuğun vücudunun direnci soğuk algınlığının üzerinden gelemediğinde ortaya çıkmaktadır.

Belirtileri: Boğaz ağrısı, kuru öksürük, boğazda yanma hissi ve ateş yapmaktadır. Üç günden sonra çocuğun şikayetleri hala devam ediyorsa bir hekime başvurulması gerekmektedir.

Tedavisi; Tedavinin mutlaka hekim kontrolünde ve uygun antibiyotikle yapılması gerekiyor.

Akut Faranjit (Tonsilit);

Akut farenjit bademciklerin iltihaplanması demektir ve damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Burun akıntısı, öksürük, yüksek ateş ve halsizlik ile başlamaktadır. Şikayetler artarak ilerler ve çocuğun genel durumu bozmaktadır.  Doğru ve zamanında tedavi edilmez ise bademciğe bağlı orta kulak iltihabına yol açmaktadır. Bunun yanında bulaşıcı ve bademcikte bulunan mikrop türü olan streptekoklara bağlı olan kalp romatizmasına neden olmaktadır.

Belirtileri: Sıklıkla yüksek ateş, vücudun üşümesi, titremesi, boğaz ağrısı, kulak ağrısı ve yutkunmada zorlanma görülmektedir. Bunların yanında halsizlik, vücutta eklem ağrıları, iştahsızlık, seste değişiklik, mide bulantısı, kusma ve karın ağrısı da eşlik etmektedir.

Tedavisi; Tedavinin mutlaka hekim kontrolünde ve uygun antibiyotikle yapılması gerekiyor.

Larenjit;

Çocuklarda üst solunum enfeksiyonlarından biriside larenjittir. Halk arasında daha çok kuşpalazı hastalığı olarak bilinmektedir.

Belirtileri: Çocukta aniden ortaya çıkan boğuk ve çatallı öksürük, seste kısıklık ve kalın ses en belirgin belirtisidir.

Tedavisi; Soğuk buhar tedavisinden yararlanılıyor. Ses teli iltihapları nefes alma zorluğu yaptığı için mutlaka hekime başvurmak gerekiyor. Orta ve ileri aşamada kortizonlu ilaç tedavisi uygulanabiliyor. Nadiren antibiyotik tedavisi gerekebiliyor.

Bronşit;

Üst solunum yolu enfeksiyonuna sebep olan ve çocuklarda sıkça görülen bu hastalık virüslerin ana bronşlara yer etmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle basit solunum yolu enfeksiyonu bile olsa bu durum ilerledikçe bronşite dönüşebilmektedir.

Belirtileri: 6-7 yaş ve üzeri çocuklarda koyu balgam, sık solunum ve öksürük nöbetlerine yol açmaktadır. Tanı ise çocuğun röntgen filmi sonucu ortaya çıkmaktadır.

Tedavisi; Özgül bir tedavi bulunmuyor. Çoğunlukla kendiliğinden düzeliyor. Balgam sökmeye yardımcı ilaçlar, nefes açıcılar kullanılabiliyor. Mutlaka doktor kontrolü gerekiyor. Klinik seyirde genel durumu bozulan veya iyileşme belirtileri geciken çocuklarda ise (zatürre şüphesi varsa) antibiyotik desteğine başvuruluyor.

Bronşiyolit;

Bronşit enfeksiyonu çeşidinden birisi de bronşiyolittir. Genellikle 6 ay ve 2 yaş arası çocuklarda görülmektedir.

Belirtileri: Solunumda daralma ve solunum esnasında hırıltılı ses çıkarılması, öksürüğün giderek artması ve burun tıkanıklığı belirtiler arasındadır.

Tedavisi; Kış aylarında özellikle RSV virüsünün yol açtığı bu enfeksiyon 4-5 gün içinde iyileşiyor. Ancak küçük çocuklar bağışıklık sistemlerinin zayıf olması nedeniyle bu tür durumlarda bakteriyel enfeksiyonlara da açık hale geliyor. Hasta çocukların iyi takip edilmesi gerekiyor.

Zatürre (Pnömoni);

Zatürre, akciğerdeki hava keseciklerinin iltihaplı sıvıyla dolmasıdır. Genellikle kalp hastalığı olan, daha önceden akciğer hastalığı geçiren çocuklarda ve erken doğum ile meydana gelen çocuklarda görülmektedir. Virüs ya da bakteri yoluyla bulaşan bir hastalıktır. Pnömoni geçiren bir çocuk ciddi derecede solunum sıkıntısı çekmektedir. Bu hastalığa bakteriler neden olsa da doktor gözetiminde antibiyotik kullanımı gerekmektedir.

Belirtileri: Yüksek ateş, baş ağrısı, öksürük, titreme, halsizlik ve karın ağrısı sıkça görülmektedir.

Tedavisi; Solunum yetmezliği bulguları varsa tedavi mutlaka hastanede yapılıyor. Ancak hastanın genel durumu ve klinik bulguları uygunsa yakın aralıklarla kontrole çağırılmak üzere tedavisi evde yapılıp, takip edilebiliyor.

Dikkat Edilmesi Gerekenler;

  • Çocuğun taze meyve suları ve bitki çayları gibi seçeneklerle bol sıvı tüketmesi, ılık banyolarla rahatlatılması gerekiyor. Bu dönemde iştahı olmayan çocuğun yemeye zorlanmaması tavsiye ediliyor.
  • Mümkün oldukça bulunulan ortamın havalandırılması, serin tutulması ve çocuğun açık havaya çıkartılması da iyileşme sürecini hızlandırıyor.
  • Hasta çocuk okula gönderilmemeli. Bu konuda okul yönetimi ve aileler gerekli hassasiyeti göstermeli.
  • Evde hiçbir şekilde sigara içilmemeli. Ebeveynler dışarıda içse bile üzerlerine sinen koku çocuğu rahatsız edebilir.
  • Viral enfeksiyonlar 3-5 gün içinde iyileşmeye başlıyor.
  • İyileşme görülmezse mutlaka bir doktora başvurmak gerekiyor.
Paylaşın

Çocuklarda kasık fıtığı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Fıtık, karın içindeki (bağırsaklar gibi) bir organın, karın duvarından dışarı çıkmasıdır. Fıtığın bulunduğu yerde yumuşak bir kitle ele gelir. Kasık bölgesinde ortaya çıkan fıtığa kasık fıtığı denir. Çocuklardaki kasık fıtığı hem oluşumu hem tipi hem de onarım tekniği olarak yetişkinlerden farklılık gösterir. 

Yetişkinlerde bel ve boyun fıtıkları yaşam kalitesini düşürüp ağrılara yol açarken, çocuklarda en sık rastlanan türleri ise göbekte ve kasıkta olur. Çocukluk çağı fıtıklarının en sık rastlananları ise kasık fıtığı (inguinal herniler), göbek fıtığı (umblikal herniler) ve göbeğin biraz üst tarafında, karnın orta hattında görülen epigastrik fıtıklar olarak sıralanır. Tüm sağlıklı çocukların yaklaşık yüzde 1-3’ünde kasık fıtığı görülür. Bu oran prematüre bebeklerde yaklaşık 10 kat daha fazla oluyor. Aynı şekilde erkeklerde de kızlara oranla 10 kat daha sık rastlanır.

Belirtileri;

  • Fıtıklar genellikle genetik yatkınlıkla ilişkilendirilse de, tıp dilinde processus vaginalis diye bilinen yapının kapanmamasına bağlı olarak da ortaya çıkabilir.
  • Özellikle kasık fıtığında muayene edilen çocuğun ağlaması, gülmesi veya öksürmesiyle birlikte kasık bölgesindeki şişlik veya çıkıklık ile fıtık kendini fark ettirir.
  • Kasık fıtığı genellikle anne tarafından bebeğin altını değiştirirken fark edilebiliyor. Daha küçük fıtıklar ise hekim muayenesi sonrasında veya ultrasonla yapılan çekim sonrasında kendini gösteriyor. Çocuklarda kasık fıtıklarını anlamak için hekim muayenesi yeterli olur.
  • Fıtıklar genellikle elle yapılan muayene sonrasında kolaylıkla anlaşılır.
  • Göbek fıtıklarında ise, karın ön duvarının tam kapanmaması sonucunda ortaya çıkıyor. Karın duvarının gelişimiyle birlikte, bu kapanma kendi kendine gerçekleşir.
  • Ağlama esnasında veya ıkınmayla birlikte meydana gelen şişlik çocuğun sakinleşmesiyle birlikte normal haline dönüyor. Fıtığa bağlı çocuklarda meydana gelen bağırsak sıkışmalarına “fıtığın boğulması” deniliyor. Göbek fıtıkları çocuğun gelişimiyle birlikte kendiliğinden düzelebilir.

Teşhisi;

Kasık fıtığı genellikle anne tarafından bebeğin altını değiştirirken fark edilebiliyor. Daha küçük fıtıklar ise hekim muayenesi sonrasında veya ultrasonla yapılan çekim sonrasında kendini gösteriyor. Çocuklarda kasık fıtıklarını anlamak için hekim muayenesi yeterli oluyor. Fıtıklar genellikle elle yapılan muayene sonrasında kolaylıkla anlaşılıyor.

Çocukların kasık kısmındaki şişlik açıkça kendini belli ediyorsa organları karnın içine iterek fıtık olup olmadığı kolaylıkla teşhis edilebiliyor. Eğer sıkışma veya boğulma gibi durumlardan şüpheleniliyorsa bunun için de ultrasonografiden faydalanıla biliniyor.

Fıtıklarda bağırsak fıtık kesesinin içine giriyor. Bu durum kızlarda ise yumurtalığın fıtık kesesine girmesiyle de oluşabiliyor. Kız çocuklarında fıtık tedavisinin yapılabilmesi için çoğu zaman cerrahi müdahale gerekebiliyor.

Tedavisi;

Kasık fıtığı, karın içi organlarının sıkışarak boğulması riskini engellemek için, mümkün olan en kısa sürede ameliyat ile onarılmalıdır. Prematüre bebeklerde anestezinin risk taşıma olasılığı nedeniyle bir iki ay beklenebilir. Ameliyat genel anestezi altında yapılır. Kasık bölgesinde çok küçük bir kesi yapılır, fıtık kesesi onarıldıktan sonra cilt kesisi eriyen dikişlerle kapatılır. Kesinin üstü küçük bir pansumanla kapatılır. İşlem sırasında ameliyat bölgesine uzun etkili uyuşturucular kullanıldığı için ameliyat sonrası ağrı kontrol altındadır.

Ameliyattan sonra izlem gerekli;

Prematüre ve yenidoğan bebekler dışında ameliyattan kısa süre sonra çocuklara sulu gıda başlanır ve evlerine gönderilir. Genellikle aktivite kısıtlamasına gerek yoktur. Daha büyük çocuklarda ağır spor aktivitelerinden kaçınma önerilir. Ameliyat bölgesinde ve torbada işleme bağlı şişlikler olabilir, normalde bu şişlikler 1-2 ay içinde yavaşça kaybolur. Uzun süreli takipte fıtığın tekrarlaması çok nadirdir. Ancak bazı bağ dokusu gibi hastalık gruplarında ve prematürelerde tekrarlama görülebilir. Tek taraflı kasık fıtığında karşı tarafta sonradan fıtık çıkabilir. Özellikle sol tarafta kasık fıtığı varsa sağ tarafta çok yüksek oranda fıtık ortaya çıkabilir. Bu durumda yeniden ameliyat zorunludur. Uzun süre izlemde hem görsel hem de işlevsel olarak herhangi bir sorun ortaya çıkmamaktadır.

Fıtık ameliyatı zor mudur?

Eğer fıtık acil şartlar olmadan tespit edildikten hemen sonra uygun şartlarda ameliyat edilirse zor bir ameliyat değildir. Bu ameliyat “günübirlik cerrahi” olarak uygulanır. Hastaların önemli bir bölümü ameliyattan 2–3 saat kadar sonra evlerine gidebilir ve hastanede yatmaları gerekmez. Ayrıca bu ameliyat hem açık ameliyat biçiminde hem de laparoskopik yani kapalı ameliyat biçiminde gerçekleştirilebilir. Bu ameliyattaki temel prensip, açık kalan kanalın kapatılarak karın içi ile olan iştirakin ortadan kaldırılmasıdır. Hastanemizde çocuk ameliyatlarında uzman çocuk anestezistlerinin gözetiminde alınan özel ağrı önlemleri sayesinde ameliyat sonrası ağrı sorunu çok daha hafif olabilmektedir.

Paylaşın

Çocuklarda hipertansiyon nedir? Belirtileri, Tedavisi

Hipertansiyon erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da önemli bir sorundur. Tanımı, nedenleri ve tedavisi bazı temel yönleriyle erişkinlerden farklıdır. Doğumdan itibaren her yaşta hipertansiyon görülebilirken; çocuklardaki hipertansiyonun doğumsal olan bazı durumlar dışında aynı erişkinlerde olduğu gibi birçok sebebi olabiliyor.

Çocuklarda hipertansiyon sıklığı yetişkinlere göre daha düşük olmasına rağmen, çocukluk çağında da önemli bir klinik sorundur. Hipertansiyonun tanımı, nedenleri ve yönetimi yetişkinlere göre kısmen farklıdır. Çocuklarda kan basıncının doğru belirlenmesi, uygun teknik ve cihazların kullanılmasını gerektirir. Bazı durumlarda, hipertansiyonun nedenlerini belirlemek için kapsamlı araştırmalar gerekir.

Tanısal çalışmalar bireyselleştirilmeli ve klinik ipuçları iyi değerlendirilmelidir. Hipertansif çocukların tedavisi, hasta ve aile eğitimi, farmakolojik olmayan önlemler ve antihipertansif ilaçları içeren kapsamlı bir yaklaşım gerektirir. Bu makalede çocuk ve ergenlerde yüksek kan basıncı tespiti, değerlendirilmesi ve yönetimi gözden geçirilmiştir.

Nedenleri;

  • Böbrek hastalıklarında, böbreğin kendi dokusu ile ilgili doğuştan ya da sonradan olan hastalıklarda ya da böbreğin atardamarı veya toplardamarı ile ilgili sorunlarda
  • Kalp ve damar sistemiyle ilgili en çok ana atardamarın doğumsal ya da sonradan olan darlıklarında
  • Kalp ve damar sistemiyle ilgili en çok ana atardamarın doğumsal ya da sonradan olan darlıklarında
  • Böbrek üstü bezi, tiroit ve paratiroit bezinin çalışması ile ilgili olan hormonal rahatsızlıklarda
  • Böbrek üstü bezi, tiroit ve paratiroit bezinin çalışması ile ilgili olan hormonal rahatsızlıklarda
  • Beyin kanaması, beyin tümörü, enfeksiyonu veya travması gibi nörolojik sorunlarda
  • Beyin kanaması, beyin tümörü, enfeksiyonu veya travması gibi nörolojik sorunlarda,

Steroid gibi bazı ilaçların kullanımı sırasında;

  • Total kan volümünün arttığı, kandaki sodyum miktarının arttığı durumlarda çocuklarda tansiyon yüksekliği görülebilir.
  • Total kan volümünün arttığı, kandaki sodyum miktarının arttığı durumlarda çocuklarda tansiyon yüksekliği görülebilir.

Belirtileri;

Şikayetlerini ifade edemeyecek küçük bebeklerde hipertansiyon belirtileri huzursuzluk, sebepsiz aşırı ağlama, terleme, sık nefes alma ve beslenme güçlüğü şeklinde olabilmektedir. Daha büyük çocuklarda ise baş ağrısı, yüz kızarıklığı, görme keskinliğinde azalma, çabuk yorulma, çarpıntı, egzersizle bacaklarda ağrı, nefes nefese kalma gibi şikayetler görülebiliyor. Çocukluk çağında hipertansiyonun hiçbir belirti göstermeden de gelişebileceği unutulmamalıdır.

Televizyon obeziteye, obezite hipertansiyona neden oluyor

Hareketsizlik ve televizyon karşısında sürekli yemek yeme alışkanlığı günümüzde giderek artan bir sıklıkla erken yaşlarda obeziteye sebep oluyor. Bunun sonuçlarından biri olarak hipertansiyonun aşırı kilolu hareketsiz çocuklarda artık daha sıklıkla görüldüğünü söyleyebiliriz.

Sınav stresi ve tansiyon

Sınav stresi ya da  günlük hayatta gelişen başka stresler, ani korku, heyecan, sevinç gibi  duygusal durum değişikliklerinde de kan basıncında değişiklikler olabilmektedir. Bunlar kişiye zarar vermeyen günlük normal dalgalanmalardır. Ancak bir çocuğun daha önceden fark edilmemiş bir hipertansiyonu varsa böyle bir durumda çok daha fazla tansiyon yükselmeleri olup, ani gelişen üzücü komplikasyonlar ortaya çıkabilir.

Hipertansiyon nasıl doğru ölçülür?

Çocukluk çağında erişkinlerde olduğu gibi hipertansiyon sınırı olarak tek bir değer söylemek mümkün değil. Örneğin,  5 yaşında bir çocukta 115 / 70 mmHg’nın üzeri hipertansiyon kabul edilirken; bir günlük bebekte 80/50 mmHg ölçülen değer hipertansiyona işaret etmektedir. Bu nedenle  bir bebek ya da çocukta ölçülen kan basıncının mutlaka bir uzman doktor tarafından her yaşa göre olan normal kan basıncı eğrilerine göre değerlendirilmesi önemlidir.

Her çocuğun kol ölçüsüne uygun manşon ile bebeklerin ağlamadığı sakin bir anda, büyük çocukların da mümkün olduğunca rahat oldukları bir sırada kan basıncı ölçümü deneyimli hemşire ya da doktor tarafından yapılmalıdır. Yüksek ölçülmekte ise farklı zamanlarda birkaç kez daha ölçüm yapılmalıdır.

 

Paylaşın

Çocukluk çağında diyabet (şeker hastalığı) nedir?

Çocuklarda diyabet (şeker hastalığı), görece seyrek görülen bir hastalık olmasına karşın en önemli özelliği kronik (yaşam boyu süren) bir hastalık olmasından kaynaklanıyor. Diyabet çocukluk çağında görülen kronik hastalıkların başında geliyor.

Çocuklarda diyabetin kontrol edilememesi durumunda, erken yaşlarda böbrek yetmezliği, görme kaybı, sinir hücrelerinde zedelenme, erken kalp ve damar hastalıkları görülüyor.

Eğer çocuğunuzda diyabet varsa , diyabetin ne olduğunu bilmeli ve çocuğunuza bu yaşam biçiminde destek olmalıyız.Diyabet bakımından sorumlu olan ebeveynlerdir, ama çocuğunda yardımcı olmasına olanak tanınmalıdır.

Okul öncesi dönemde çocuklar hastalığı kötü davranışlarından dolayı kendilerine verilmiş bir ceza olarak algılar.Çocuklara kuralları ve yasakları koyarken çok dikkatli davranmak gerekir.Sürekli diyabetli olduğunu hissettirmek hastalığından nefret etmesini sağlar.

Diyabette sık görülen davranışsal sorunlar;

  • Sinirlilik
  • İçe kapanıklık
  • Diyete uymama,saatleri kaçırma
  • Tedaviye uymamak
  • Hastalığı reddetmek
  • Kan şekerini gizlemek
  • Hastalığın ardına gizlenmek
  • Spor, gezi, doğum günü, yemek davetleri gibi sosyal aktivitelere katılmamak vb.

0-5 yaş arasında; ailenin diyabeti ve insülinleri bilmesi gerekir.

6-7 yaş arasında;

Diyabetli olduklarını, vücutlarının bacak ya da karından enjekte edilmesi gereken insüline gereksinim duyduğunu, insülin aldıkları ve düzenli olarak yemek yedikleri zaman, kan şekerlerinin iyi olduğunu, kendilerini iyi hissettiklerini ve tıpkı diğer çocuklar gibi yaşayabileceklerini söyleyebilmelidir ler. Diyabet hastalığının sürekli devam edeceği, diyabet olmalarının ne kendi ne de başkalarının hatası olmadığını, neden bazı insanların diyabete yakalandığını kimsenin bilmediğini, diyabetin bulaşıcı olmadığını bilmelidirler.

İnsülin: İnsülin enjeksiyonları ebeveynlerin sorumluluğundadır. Bu yaştaki çocuklar kendilerine enjeksiyon yapabilir, ancak eğer çocuk kendisi de yapmayı isterse daima bir büyüğünün gözetiminde olmalıdır.

Yiyecekler: Çocuk okulda ya da günlük bakım merkezinde ne zaman yemek yiyeceğini bilmelidir. Yemek molaları, örneğin; teneffüste ya da çocuğun saatindeki alarm çaldığında verilebilir. Şeker ikram edildiğinde çocuk diyabeti olduğunu açıklayabilmelidir.

Egzersiz: Eğer çocuk spor yapıyorsa, ekstra yiyecek sağlamak ve/veya insülin dozunu ayarlamak ebeveynlerin sorumluluğundadır.

Kan şekeri ölçümü: Çocuk kan şekeri ölçümüne yardım edebilir, ama bu ancak bir büyüğünün gözetimi altında olmalıdır. Düşük kan şekeri olan bir çocuk yaşadığı belirtileri tarif edebilmelidir. Kan şekerleri düşük ise, 2-3 glikoz tableti yemeleri ya da bir bardak meyve suyu içmeleri gerektiğini bilmelidirler.

8-9 yaş arasında;

6-7 yaş arasındaki çocukların bilmesi gereken her şeyi 8-9 yaş arası çocuklar da bilmelidir.

İnsülin: Tedavi hala ebeveynlerin sorumluluğundadır.

Yiyecekler: Ara ve ana öğünlerin vakitlerine ve içeriğine dikkat edilmeli, öğretmenleride bu konuda bilgilenmeli ve çocuğu desteklemelidir.

Egzersiz: Çocuklar egzersiz ya da spor yapmanın daha fazla yiyecek ve belki de daha az insülin gerektirdiğini bilmelidir. Ebeveynler hala diyabet bakımının sorumluluğu taşır, ama çocuğun yardımıyla.

Kan Şekeri Ölçümü: Çocuklar kan şekeri ölçümlerini kendileri yapabilmelidir, ama sonucu bir ebeveynin değerlendirmesi gerekir. Çocuk kan şekeri değerinin ne zaman çok yüksek ve düşük olduğunu bilmeli ve bir büyüğüne haber vermelidir.

Ev dışında yemek yemek ya da uyumak : Çocuklar artık kendi kendilerine iğne yapabilse de, insülin dozu ve ne zaman enjekte edileceği hala yetişkinin sorumluluğunda olmalıdır.

12-13 arasında;

Çocuklar önemli iç organlarını tanımalıdır. Sindirim sistemi ve pankreasın işlevi konusunda bilgi sahibi olmalıdırlar.

İnsülin; Çocuklar günlük insülinlerini kimseye bağlı olmadan almalıdır. Çocuklar yavaş yavaş kan şekeri değerleri (ve kan şekeri profiline) ile beslenme, insülin ve egzersiz arasındaki ilişkiyi gitgide daha çok öğrenmelerine dayanarak insülin dozlarını değiştirme sorumluluğunu üstlenmeye başlamalıdır. Doğum günü gibi özel durumlarda ya da kan şekerleri çok yükseldiğinde almaları gereken kısa etki süreli insülin (ya da hızlı-etkili insülin analogu) miktarını bilmelidir.

Egzersiz; Yiyecek ve insülin dozunu egzersiz düzeylerine göre ayarlayabilmelidir.

Kan şekeri ölçüm; Kendi kan şekeri değerlerini yorumlayabilmeli ve bunu kan şekeri düzeylerini kontrol etmek için kullanabilmelidir. Y üksek ve düşük kan şekerinin nedenleri ve semptomlarını ve bundan kaçınmak için alınması gereken tedbirleri bilmelidir.

14-15 arasında;

Çocuklar pankreasın işlevi ve insülinin vücut üzerindeki etkisini tam anlamıyla anlamalıdır.

Yiyecekler; Buluğ çağındakiler hangi yiyeceklerin onlar için en iyi olduğunu bilmelidir.

İnsülin; Buluğ çağındakiler kan şekeri değerlerine (kan şekeri profiline) bağlı olarak kendi insülin dozlarını ayarlamayı öğrenmelidir.

Kan şekeri ölçümü; Kendi kan şekeri ölçümlerinden sorumludur. Düşük ve yüksek kan şekerinin nedenleri ve semptomlarını, bundan kaçınmak için alınması gereken tedbirleri ve ortaya çıktığında uygulanması gereken tedaviyi bilmelidir.

Hastalık; Hastalık sırasında diyabeti idare etmek hala bir yetişkinin sorumluluğundadır. Buluğ çağındakiler hasta olduklarında kendi ateşini ve kan şekerini kontrol etmek ve keton olup olmadığını görmek için idrar testi yaptırmak zorunda olduklarını bilmelidir.

Ev dışında yemek yemek ya da uyumak; Diyabet bakımlarını kendileri halledebilmelidir. Önlem olarak öğretmeni ya da başka yetişkinlerin gencin diyabeti olduğunu bilmesi gerekir.

Alkol; Bu dönemde eğer alkol alıyorlarsa , tercihen ekmek yemek zorunda olduklarını ve uyumadan önce kan şekerlerini ölçüp, bir şeyler yemeleri gerektiğini bilmelidir. İçtikleri gecenin ertesi sabahında, hipoglisemi olabileceğini bilmelidir.

Uzun dönem komplikasyonlar; Çocuklar iyi şeker kontrolünün neden bu kadar önemli olduğunu anlayabilmek için kan şekeri seviyeleri ile uzun dönem komplikasyonlar arasındaki bağlantıyı anlamalıdır.

16-17 yaş arasında;

Yiyecekler; Ergenlik çağındakiler gıdalar ve genelde yiyecekler konusunda ayrıntılı bilgi edinmelidir. Beslenme prensiplerini spor yapmak, “fast food” yemekleri her gün almaması gerektiği bilmelidir.

İnsülin; Ergenlik çağındakiler ne kadar yedikleri ve ne kadar egzersiz yaptıklarına bağlı olarak kan şekeri değerlerini (ve kan şekeri profilini) kendi başlarına bütün insülin çeşitlerinin dozlarını değişiklik göstereceğini bilmelidir.

Egzersiz; Hafif koşu, uzun yürüyüşler gibi günlük bir egzersiz rutini ile ilgili bütün egzersiz önlemlerini uygulayabilmelidir.

Kan şekeri ölçüm; Kendi kan şekeri ölçümlerinden sorumludur. Düşük ve yüksek kan şekerinin nedenleri ve semptomlarını, bundan kaçınmak için alınması gereken tedbirleri ve ortaya çıktığında uygulanması gereken tedaviyi bilmelidir.

Hastalık; Hastalık sırasında diyabeti idare etmek hala bir yetişkinin sorumluluğundadır. Ergenlik çağındakiler hasta olduklarında kendi ateşini ve kan şekerini kontrol etmek ve keton olup olmadığını görmek için idrar testi yaptırmak zorunda olduklarını bilmelidir.

Ev dışında yemek yemek ya da uyumak; Diyabet bakımlarını kendileri halledebilmelidir. Önlem olarak öğretmeni ya da başka yetişkinlerin gencin diyabeti olduğunu bilmesi gerekir.

Uzun dönem komplikasyonlar; Çocuklar iyi şeker kontrolünün neden bu kadar önemli olduğunu anlayabilmek için kan şekeri seviyeleri ile uzun dönem komplikasyonlar arasındaki bağlantıyı anlamalıdır.

Cinsellik ve hamilelik; Ergenlik çağındakiler güvenli seks yapmanın önemini bilmelidir.

HbA1c

HbA1c (A1c) son üç aylık ortalama kan şekeri düzeyini veren bir kan testidir.

Kan şekeri testi

Kan şekeri günde iki ila dört kez ölçülmelidir. Ölçümlerden biri gece kan şekeri düzeyinde düşmelerden kaçınmak için mutlaka yatmadan önce yapılmalıdır. Kan şekerini hastalık, partiler ya da spor müsabakaları gibi olağandışı durumlarda daha sık ölçmek şarttır. Kan şekeri değerlerini bir yere kaydetmek önem taşır.

Eğitim ve diyabet kliniklerine yapılan takip ziyaretleri

Eğitim ve diyabet kliniklerine yapılan takip ziyaretleri iyi bir kan şekeri kontrolünün temelidir. Diyabeti olanların kan şekerini iyi kontrol altında tutmak için ellerinden geleni yapması önem taşır. Diyabetli bir çocuğun, etrafındaki insanlardan destek görmesi şarttır.

Evdeki iyi diyabet bakımına ek olarak, diyabetli kişiler tedavi planına değişik yollarla da katılır:

  • Bütün klinik randevularına uyarak
  • Diyabet bakım ekibine karşı dürüst olarak
  • Gerektiğinde soru sorup, tavsiye alarak
  • Kurs, kitap ve broşür gibi eğitim materyallerinden faydalanarak

Albumin için idrar testi (mikroalbuminüri)

Zaman içerisinde diyabet böbreklere zarar verebilir. Ancak, kan şekeri ve kan basıncı iyi kontrol altında tutulduğunda, diyabetik böbrek rahatsızlığı (nefropati) gelişme riski çok düşüktür. Böbrek rahatsızlığının ilk dönemlerinde idrara az miktarlarda albumin sızar. Buna mikroalbuminüri denir.

Göz muayenesi

Ergenlikten başlayarak yıllık göz muayenelerine gidilmesi önemlidir. Erken tedavi, gözlerin daha fazla zarar görmesini önleyebilir.

Hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü)

Hafif şiddette hipoglisemi

  • Açlık ve terlemedir. Çocuğun elleri ve ayakları titrer. Solgun ve biraz da ağır hareket ediyor gözükür. Genellikle kötü bir ruh hali veya sersemlik gibi davranış değişiklikleri ortaya çıkar. Ayrıca baş ağrısı, baş dönmesi ve görme bozuklukları yaşayabilir.

Orta şiddette hipoglisemi

  • Çocuk yavaş ya da ağır hareket ediyor görünür ve aptalca ya da “sarhoş” gibi hareket edebilir. Orta şiddette hipoglisemi tehlikelidir çünkü diğer insanlar her zaman durumun ciddiyetinin farkına varmaz. Bunun yanı sıra, çocuk tedaviyi başlatmaya kalkışanlara agresif tepkiler verebilir.

Ağır hipoglisemi

  • Ağır hipoglisemi vakalarında çocuk bilincini yitirecektir, havale geçirebilir.

Tedavi; Hafif ve orta şiddette hipoglisemi vakalarında,

Bir kaç kesme şeker veya 1 bardak meyve suyu ya da şekerli limonata verilmelidir. Eğer semptomlar devam ederse, bu tedavi 5-10 dakika sonra tekrar edilmelidir. Ağır hipoglisemi durumunda, çocuğun ağzına hiçbir şey koymayın. Bunun yerine glukagon enjekte edin. Küçük çocuklar için sadece yarım doz glukagon kullanın. Kan şekeri enjeksiyondan yaklaşık 5 dakika sonra yükselecektir ve çocuk yavaş yavaş kendine gelecektir. Bütün hipoglisemi vakalarında kan şekerini bir veya 2 dilim ekmek yiyerek dengelemek önemlidir.

Herhangi bir hipoglisemi nöbeti sonrasında kan şekerinin sık sık ölçülmesi gerekir. Ağır bir hipoglisemi nöbetinden sonra, çocuk şiddetli bir mide bulantısı hissedebilir ve bunun da hastanede tedavi edilmesi gerekebilir.

Egzersiz;

Egzersizin kalp, dolaşım sistemi ve genel sağlık üzerinde olumlu bir etkisi vardır. Ayrıca, diyabetli insanlarda, vücudun insüline karşı duyarlılığını artırır ve kan şekeri seviyesini düşürür.

Düşük kan şekerinin genellikle egzersizden bir kaç saat sonra ortaya çıktığını unutmayınız.

250 mg/dl’nin üzerinde bir kan şekeri seviyesi ile egzersiz yapmayın. Vücudunuzda insülin eksiği bulunmaktadır ve keton oluşma olasılığı ile birlikte kan şekeri seviyenizde daha fazla artış riskine girersiniz.

İnsülin; İnsülin dozlarınızı egzersiz tipinize göre doktorunuzla görüşün.

Çocukların, diyabeti kendi başlarına yönetmeleri mümkün değildir. Birkaç önemli püf nokta, ebeveynlere bu konuda yol gösterebilir.

  • Ebeveynler; çocuğun yaşı kaç olursa olsun, diyabetin yönetiminde etkin olarak rol almalıdır.
  • Pediatrik diyabet konusunda uzman bir ekibin desteği alınmalıdır.
  • Çocuğun tıbbi sağlık kontrolleri düzenli olarak yapılmalıdır.
  • Ebeveynler, sağlık ekiplerine karşı dürüst olmalı ve gerek çocuğun gerekse kendilerinin hangi konuda zorlandığını paylaşmaktan korkmamalıdırlar.
  • Ebeveynler, çocuklarına karşı pozitif olmalı ve çocuklarının yapamadığı şeylere değil yapabildiklerine odaklanmalıdır.
  • Ebeveynler, çocuklarına nasıl davrandıklarına ve ne söylediklerine dikkat etmelidir. Özellikle de, kan şekeri ölçümünde yüksek bir sonuç çıktıysa.
  • Diyabetli çocuğa, diğer çocuklara davranıldığı gibi davranmak ve okuldan gelir gelmez kan şekerinin kaç olduğunu sormak yerine ona okulda neler yaptığını sormak; çocuğun motivasyonu için çok önemlidir.
  • Ailenin tüm bireyleri için aynı yemeklerin pişirilmesine ve bu yemeklerin sağlıklı olmasına özen gösterilmelidir.

Özellikle okul çağındaki diyabetli çocuklar için en önemli noktalar:

  • Çocuğun okulda rutin olarak insülin ve şeker ölçümü yapması,
  • Çocuğa, kendi şekerini takip etmesi için gerekli bilgilerin verilmesi,
  • Çocuğa düşük ve yüksek şekerin belirtilerinin öğretilmesi,
  • Çocuğun ana öğünlerini ve atıştırmalıklarını yanında taşıması,
  • Fiziksel aktivite yapması için teşvik edilmesi,
  • Acil durumlarda bağlantıya geçilecek kişilerin iletişim adreslerinin, diyabetli çocuğun üzerinde bulundurulması gerekir.
Paylaşın

Çıkık nedir, ilk yardım nasıl yapılır?

Eklem yüzeylerinin kalıcı olarak ayrılmasına çıkık denir. Çıkıklar kendiliğinden iyileşmezler. Çıkık olan eklemde deformite ve eklem hareket kaybı görülürken, ağrı kaçınılmazdır.

Çıkığın olma şekline bağlı olarak sinirlere bası ile sinir kaynaklı problemler de ortaya çıkabilir (uyuşukluk, hissizlik vs). Ortopedinin acil durumlarından birisidir. Küçük veya büyük hangi eklemde olursa olsun çıkık eklem biran önce redükte edilmelidir.

Çıkık çeşitleri;

Doğuştan çıkıklar; Çıkıklar gruplar halinde incelenir. Annenin gebelik sırasında kullanmış olduğu ilaçlar, genetik etkenler doğuştan gelerek bebeğede yansıması olasıdır. Annenin zayıf olması, bebeğin ters yönde olması gibi faktörlerde doğumsal çıkıklar arasında yer almaktadır.

Darbeye bağlı çıkıklar; Doğumsal çıkıklar dışında sportif yaralanma, trafik kazası, düşme gibi darbeye bağlı çıkıklar söz konusudur. Gelen kuvvetin etkisiyle eklemi yani iki kemiği bir arada tutan bağ ve kapsül yırtılır. İki kemik birbirinden ayrılarak ağrılı çıkık meydana gelir.

Kronik çıkıklar; Kemiklerin biribirini en küçük bir kuvvet karşısında bile terk etme halidir. Öyleki hapşırma, öksürme ve hatta elbise giyer yada çıkarırken bile ani çıkıklar meydana gelebilir. Kronik çıkıklar, akut çıkığın iyi onarılmamasından kaynaklanır. Bu durum kişinin yaşam kalitesini oldukça düşürür. Kronik çıkıklar tedavisinde cerrahi tedavi yöntemi kullanılır.

Belirtileri;

  • Yoğun ağrı
  • Şişlik ve kızarıklık
  • İşlev kaybı
  • Eklem Bozukluğu,

İlkyardım;

  • Eklem aynen bulunduğu şekilde tespit edilir
  • Çıkık yerine oturtulmaya çalışılmaz
  • Hasta / yaralıya ağızdan hiçbir şey verilmez
  • Bölgede nabız, deri rengi ve ısısı kontrol edilir
  • Tıbbi yardım istenir (112)

Komplikasyonları;

  • Kompartman sendromu; Çok ciddi bir komplikasyondur ve acil cerrahi gerektirir. Çıkık olan eklemin aşağı kısmında şişme, ağrı, hissizlik ile gider. Özellikle dirsek kırıklı çıkıklarında sık olarak karşılaşılan bir durumdur. Ekstremitenin kesilmesine kadar gidebilen durumlara neden olabilir.
  • Nörolojik (sinire ait) yaralanmalar; Geçici paresteziden (uyuşukluk) kalıcı sinir hasarına kadar geniş spektrumda olabilir. Çıkık olan eklemin yanında seyreden sinir veya sinirler hangileri ise o sinire ait sıkıntılar görülecektir. Örneğin kalça çıkığında siyatik sinire ait ayak bileğinin yukarı kaldırılamaması gibi.

  • Vasküler (damara ait) yaralanmalar; Komşuluk nedeniyle sinir yaralanmaları ile beraberlik sıktır. Hasarlanan damarın aşağısındaki nabızların alınamaması, ekstremitenin soğuk ve soluk olması önemli bulgulardır.  Eklem etrafında geniş bir morarmanın varlığı ve tansiyonun sürekli düşmesi damar hasarını akla getirmelidir.
  • Eklem instabilitesi; Bağ dengesinin bozulduğu durumlarda veya kırıklı çıkıklarda görülür. Tekrarlayan çıkıklara neden olur. Özellikle omuzda ve ayak bileğinde sürekli zorlanmalar neticesinde ameliyata gerek duyulabilir.
  • Eklem hareket kısıtlılığı; Eklem içi kırıkla beraber olan çıkıklarda, redüksiyonun geç yapıldığı durumlarda, redüksiyon sırasında veya çıkık sırasında eklem etrafındaki yapıların hasarının olduğu durumlarda, uzun süre immobilizasyon (hareketsiz bırakma) sonucunda görülebilir.
  • Artroz (eklem yüzeyinin harabiyeti); Çıkık sırasında veya redüksiyon sırasında eklem kıkırdak harabiyetinin derecesine bağlı olarak zaman içerisinde artroz meydana gelebilir.
Paylaşın

Crohn nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

100 bin kişiden 1-10 kişide görülen Crohn hastalığı, nedeni bilinmeyen, tamamıyla iyileşmeyen, cerrahi müdahale gerektirebilen ciddi bir sindirim sistemi rahatsızlığıdır. Bu hastalık, ağızdan anüse kadar sindirim sisteminin tüm bölümlerinde görülebilse de genellikle ince bağırsağın bitimine yakın kısımlarında kendini gösterir.

Crohn hastalığıyla ilgili değişik teoriler bulunmaktadır. Crohn hastalığında başlatıcı olabilecek mikrobiyal faktörler arasında atipik tüberküloz bakterileri, kızamık; çevresel faktörler arasında sigara olduğu ileri sürülüyor.

Belirtileri;

Karnın sağ alt tarafında hissedilen karın ağrısı hastalığın en tipik belirtisi olarak kabul ediliyor. Sulu ishal, kilo kaybı, halsizlik, iştahsızlık da karın ağrısına eşlik ediyor. Hastalık aktif olduğunda veya karın içi abse gibi bir enfeksiyon geliştiğinde ateş görülüyor. Barsak tıkanıklığı riski de Crohn hastalığının yol açtığı sağlık sorunlarından biri. Bu hastalıkların belirtileri söndüğü sürece kişinin iş yaşamı üzerine de kötü bir etkileri bulunmuyor.

Aktif oldukları dönemde ise, iş gücü kaybına neden oluyorlar. Her ikisi de kronik, takibi gerektiren, pahalı tetkik ve tedavilerin kullanıldığı hastalıklar olduğu için ülseratif kolitli ve Crohn’lu hastaların bir sosyal güvenlik şemsiyesi altında bulunmaları, dolayısı ile iş yaşamlarını sürdürmeleri çok büyük önem taşıyor.

Crohn hastalığı ince barsak kanseri riskini biraz arttırmaktadır. Kolo-rektal kanser riski konusunda birbirine zıt veriler olmakla beraber, kalın barsağın yarısından fazlasının tutulduğu, hastalık yaşının 10’u aştığı ve hastalığın erken başladığı vakalarda riskin arttığına inanılmaktadır.

Nedenleri;

Yukarıda da belirtildiği gibi Chron hastalığının nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak yapılan araştırmalar sonucunda hastalığa sahip ebeveynlerin çocuklarında bu hastalığın görülme olasılığının normalden 14 ila 15 kat daha fazla olduğu görülmüştür. Bulaşıcı bir hastalık olmayıp hastalıklı bir kişiden sağlıklı bir kişiye herhangi bir şekilde Chron hastalığının bulaşması söz konusu değildir. Birtakım virüs ve bakteri türevi ajanların vücudun savunma sistemini etkileyeren hastalığın oluşumunda rol oynadığı düşünülse de bu konuda henüz yeterli derecede kanıt yoktur. Yine aynı şekilde stresli yaşamın da hastalığın oluşumu üzerindeki etkileri tartışılmaktadır.

Teşhisi;

  • Kan testi
  • Dışkı testi
  • Kolonoskopi ve endoskopi
  • Bilgisayarlı tomografi ve MR
  • Biyopsi

Bazen teşhis için aynı tetkikler birden fazla yapılmak zorunda kalınabilir.

Tedavisi;

Chron hastalığı, hiçbir zaman tam olarak iyileştirilemeyen kalıcı bir hastalıktır. Hasta bireyler, Chron hastalığının alevlendiği ve durgunlaştığı çeşitli periyotlar geçirir. Alevlenme dönemlerinde daha yoğun olmak üzere çeşitli ilaç tedavileri ve tıbbi beslenme tedavisi uygulanan hastalarda hastalık önlenemese de yol açtığı semptomların minimuma indirilmesi mümkündür.

Bunun dışında Chron hastalığının yaklaşık olarak %50 – %70’lik kısmı yaşamları boyunca en az bir kez cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyar. Özellikle ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda cerrahi müdahale tercih edilmektedir. Chron hastası bireyler, yaşamları boyunca özel bir beslenme planı çerçevesinde hareket etmelidir. Özellikle yüksek posa oranına sahip besinler hastalığı tetiklediğinden mümkün olduğunca az tüketilmeli, özellikle aktif (alevlenme) dönemlerinde diyetten çıkarılmalıdır.

Bireylerin ishal veya kabızlık sorunu yaşadığı dönemlerde de Chron hastalığı diyeti buna göre düzenlenmelidir. Bunun dışında hastalığın aktif dönemlerinde bireyler ağır sporlar ve fiziksel güç gerektiren hareketler yapmaktan kaçınmalı, mümkün olduğunca istirahat etmelidir. Sonuç olarak Chron hastalığına sahip olan bireylerde doktor ve diyetisyen eşliğinde yapılan tedavilere gereken özen gösterilerek hastalığın yol açtığı sorunlar en aza indirilebilir, bu sayede yaşam kalitesi büyük ölçüde artırılabilir.

Paylaşın

Cilt (Deri) Kanseri nedir? Belirtileri, Tedavisi

Tüm kanserler içinde en yaygın görülen kanser türü olan Cilt (Deri) Kanseri; hücrelerin kanserli gelişmesinden kaynaklanır. Cilt (Deri) Kanseri, cilt hücrelerinin anormal büyümesidir. Cilt kanserinde yaşam kaybı oranı ise her 100 hastada 1 olarak tahmin edilmektedir.

Tüm kanser çeşitlerinde olduğu gibi cilt kanserinin tedavisi için de erken tanı büyük önem taşır, dolayısıyla ciltte meydana gelen kanser belirtilerinin erken fark edilmesi ve doğru değerlendirilmesi son derece önemlidir.

Cilt kanseri türleri;

  • Bazal hücreli karsinom
  • Skuamöz hücreli karsinom
  • Melanoma
  • Kaposi sarkomu
  • Merkel hücreli karsinom
  • Yağ bezi karsinom

Bazal hücreli karsinomun türü cilt kanseri bulguları ve belirtileri;

Bazal hücreli karsinom, en sık görülen cil kanseridir. Çoğunlukla boyun veya yüz gibi vücudun güneşe maruz kalan alanlarında meydana gelir. Bazal hücreli karsinom türü cilt kanseri belirtileri aşağıda açıklanan şekilde görülebilir:

  • İnciye benzer, sedefimsi veya mumsu kabarıklık
  • Düz, et renginde veya kahverengi nedbeye benzer lezyon

Skuamöz hücreli karsinom türü cilt kanseri belirtileri ve bulguları;

Skuamöz hücreli karsinom en sık yüz, kulaklar ve eller gibi vücudunuzun güneşe maruz kalan alanlarında ortaya çıkar. Cilt rengi koyu olan insanlarda, skuamöz hücreli karsinomun güneşe sık maruz kalmayan cilt alanlarında gelişmesi daha fazla görülen cilt kanseri türüdür. Skuamöz hücreli karsinom türü cilt kanseri aşağıda açıklanan şekilde görülebilir:

  • Sert, kırmızı nodül
  • Yüzeyi pullu veya kabuklu düz lezyon

Melanoma türü cilt kanseri belirtileri ve bulguları;

Melanoma, vücudunuzun herhangi bir yerinde, başka bir belirti gözlenmeyen ciltte veya kansere dönüşen bir cilt beninde ortaya çıkabilir. Melanoma, en sık etkilenen erkeklerin yüzünde veya gövdesinde görülür. Kadınlarda, bu kanser türü en sık baldırlarda ortaya çıkar. Melanoma hem erkeklerde hem de kadınlarda güneşe maruz kalmamış ciltte meydana gelebilmektedir.

Melanoma, cilt rengi dikkate alınmaksızın tüm insanlarda görülebilir. Cilt rengi koyu olan kişilerde, melanoma el ayası veya ayak tabanı veya el ve ayak tırnaklarının altında ortaya çıkma eğilimindedir. Melanoma türü cil kanseri bulguları aşağıdakileri içerir:

  • Koyu beneklerin gözlendiği büyük kahverengimsi leke
  • Renk, büyüklük veya his değişikliği gösteren veya kanamanın gözlendiği cilt ben
  • Düzensiz sınırlı ve kırmızı, beyaz, mavi veya mavi-siyah gözüken bölümlerinin bulunduğu küçük lezyon
  • El ayası, ayak tabanı, parmak uçları veya ayak parmaklarında veya ağız, burun, vajen veya anüsü döşeyen muköz zarlardaki koyu renkli lezyonlar

Daha az sıklıkta görülen cilt kanserleri belirtileri ve bulguları:

Kaposi sarkomu türü cilt kanseri; Bu nadir görülen cilt kanseri türü cildin kan damarlarında ortaya çıkar ve ciltte veya mukoza zarlarında kırmızı veya mor renkli yamalara neden olurlar. Kaposi sarkomu temelde AIDS hastaları ve organ nakli yapılan hastalar gibi doğal bağışıklık sistemini baskılayan ilaçları alan kişiler örnek olmak üzere bağışıklık sistemi zayıflamış insanlarda genellikle ortaya çıkmaktadır. Kaposi sarkomu riski artmış diğer kişiler içerisinde Afrika’da yaşayan genç erkekler veya İtalyan veya doğu Avrupalı Yahudi kalıtımına sahip yaşlı erkekler yer almaktadır.

Merkel hücreli karsinom; Merkel hücreli karsinom cilt üzerinde veya cildin hemen altında ve saç köklerinde meydana gelen sert, parlak nodüllere neden olur. Merkel hücreli karsinom en sık baş, boyun ve gövdede bulunur.

Yağ bezi karsinomu; Bu nadir ve agresif kanser ciltteki yağ bezlerinden köken alır. Çoğunlukla sert, ağrısız nodül şeklinde görülen yağ bezi karsinomu herhangi bir yerde ortaya çıkabilir, ancak çoğunlukla göz kapağında meydana gelir ve sıklıkla diğer göz kapağı sorunlarıyla karıştırılır.

Nedenleri;

Cilt kanseri, cilt hücrelerinin DNA’sında bir hata (mutasyon) meydana geldiğinde ortaya çıkar. Bu mutasyonlar hücrelerin kontrol edilemez şekilde büyümelerine neden olurlar ve kanserli hücrelerden meydana gelen bir kitle oluştururlar.

Cilt kanserinde görülen hücreler; Cilt kanseri, cildinizin en üstteki katmanı olan epidermiste başlar. Epidermis, vücuttan sürekli dökülen cilt hücrelerinden oluşan koruyucu kılıfı sağlayan ince bir katmandır. Epidermis üç ana hücre türünü barındırır;

  • Skuamöz hücreler en dıştaki yüzeyin hemen altında yer alırlar ve cildin iç hücre döşemesi görevini üstlenirler.
  • Bazal hücreler yeni cilt hücrelerini üretirler ve skuamöz hücrelerin hemen altında bulunurlar.
  • Melanositler cilde normal rengini veren pigment olan melanini üretirler ve epidermisin en alt bölümünde bulunurlar. Melanositler cildin derin katmanlarının korunmasına yardımcı olmak için güneşe maruz kaldığınızda daha fazla melanin üretirler.

Kanserinizin başladığı yerin bilinmesi, kanser türünün ve tedavi seçeneklerinin belirlenmesine imkan tanır.

Ultraviyole (kızıl ötesi) ışık ve diğer potansiyel nedenler; Cilt hücrelerindeki DNA hasarının büyük bölümü güneş ışığında ve solaryumlarda kullanılan ışıklarda bulunan ultraviyole (UV-mor ötesi ışık) radyasyondan ileri gelir. Ancak güneşe maruz kalmak normal koşullarda güneş ışınlarına maruz kalmayan ciltte ortaya çıkan cilt kanserlerini açıklayamamaktadır. Bu bulgu, toksik maddelere maruz kalmak veya bağışıklık sistemini zayıflatan bir rahatsızlığınızın bulunması gibi kanser riskinize katkıda bulunan diğer faktörlerin de olabileceğini göstermektedir.

Tanısı;

Cilt kanseri belirtilerini gösteren ve taşıyan lezyonlar önce fiziksel muayene ile detaylı şekilde değerlendirilir. Daha sonra doktor tarafından tercih edilen tarama yöntemine göre dermoskopik veya histopatolojik inceleme yapılır.

  • Dermoskopik inceleme, lezyonun özel ışık sistemine sahip dermoskop adlı bir cihaz ile görüntülenmesi işlemidir. Gelişmiş aydınlatma sistemi ile lezyonun üst tabakaları detaylı bir şekilde görüntülenebilir. Bu yöntem erken tanı imkânı sunması ve hiçbir yan etkiye neden olmamasından dolayı sıklıkla tercih edilen bir tanılama yöntemidir.
  • Histopatolojik inceleme yapılabilmesi için tümörlü lezyonun tamamen çıkarılması ve laboratuvar ortamında patoloji uzmanları tarafından incelenmesi gerekir. Öncelikle lezyonun çıkarılacağı bölgeye lokal anestezi uygulanır ve ardından şüpheli doku doğru sınırlar çizilerek ciltten çıkarılır. Bu yöntem melanom teşhisini kesinleştirebilmek için son derece önemli bir tanılama yöntemidir.

Tedavisi;

Cilt kanseri tedavisi için en temel tedavi yöntemi cerrahidir. Ancak bununla birlikte tek başına ya da bir arada uygulanabilen kemoterapi, immunoterapi ve radyoterapi uygulamaları da tercih edilebilir. Tedavi yöntemi kanser evresine, tümörlü lezyonun özelliklerine ve hastanın taşıdığı risk unsurlarına göre belirlenir.

  • Evre 0 durumundaki cilt kanserleri için uygulanabilecek tek tedavi yöntemi tümörlü lezyonun cerrahi operasyonla çıkarılmasıdır. Hastaya lokal anestezi uygulanır ve ardından tümörlü doku hem etrafından hem de altından 1/2 cm genişliğinde normal doku ile birlikte çıkartılır.
  • Evre I – II melanomda kanser lenf bezlerine yayılım göstermemiştir. Bu durumda cerrahi girişim ile tümörlü melanom dokusu tamamen çıkarılır ve yayılımın gözlenmediğinden emin olabilmek adına lenf bezlerinden biyopsi alınır.
  • Evre III cilt kanseri lenf bezlerine yayılım göstermiş olan ileri derece kanser çeşididir. Bu durumda etkili tedavinin sağlanabilmesi için hem kanserli cilt lezyonunun hem de lenf bezlerinin cerrahi operasyonla tamamen çıkarılması gerekir.

Risk faktörleri;

  • Açık cilt rengi. Ten rengi ne olursa olsun, herkes cilt kanseri olabilir. Bununla birlikte, cildinizde pigment (melanin) miktarının az olması zararlı ultraviyole radyasyonu karşısında daha az korunma sağlar. Eğer sarı veya kızıl renkli saçlara ve renkli gözlere sahip iseniz ve kolayca çil ya da güneş yanığı oluşuyorsa, daha koyu ten rengine sahip birine göre sizde cilt kanseri gelişme olasılığı daha yüksektir.
  • Güneş yanığı geçmişi. Çocukluk veya gençlik döneminde bir ya da birden çok kez kabarıklıkların eşlik ettiği güneş yanığı geçirmiş olmanız yetişkinlikte kanseri geliştirme riskinizi arttırıyor. Erişkinlikteki güneş yanıkları da bir risk faktörüdür.
  • Aşırı güneş maruziyeti. Özellikle cilt güneş kremi veya losyonu veya bir kıyafet ile korunmuyorsa, güneş altında hatırı sayılır vakit geçiren herkeste cilt kanseri oluşabilir. Solaryum cihazlarına maruz kalmak dahil olmak üzere, bronzlaşmak da sizi riske atabilir. Bronzluk, cildinizin aşırı UV radyasyonuna karşı verdiği yaralanma yanıtıdır.
  • Güneşli veya yüksek-irtifa iklimleri. Güneşli, sıcak iklimli bölgelerde yaşayan insanlar daha soğuk iklimlerde yaşayan insanlara göre daha fazla güneş ışığına maruz kalmaktadırlar. Güneş ışığının en güçlü olduğu yüksek rakımlarda yaşamak da sizi daha fazla radyasyona maruz bırakır.
  • Cilt benleri. Çok sayıda cilt benlerine veya displastik nevüs diye adlandırılan anormal cilt benlerine sahip kişilerde kanser riski artar. Düzensiz görünüme sahip ve genellikle normal cilt benlerine göre daha büyük olan bu anormal cilt benlerinin kansere dönüşmesi diğerlerine göre daha olasıdır. Eğer anormal cilt benleri öykünüz varsa, değişiklik olup olmadığını görmek için benlerinizi düzenli olarak izleyin.
  • Prekanseröz cilt lezyonları. Aktinik keratozlar olarak bilinen cilt lezyonlarına sahip olmanız cilt kanseri oluşması riskinizi arttırabilir. Bu prekanseröz cilt büyümeleri genel olarak kahverenginden koyu pembe rengine kadar değişen sert, pullu yamalar şeklinde görünürler. Bunlar yaygın olarak ciltte güneş hasarı oluşmuş açık tenli kişilerin yüzünde, kafalarında ve ellerinde görülür.
  • Ailede cilt kanseri öyküsü. Eğer anne veya babanız ya da kardeşiniz geçmişte cilt kanserine yakalanmışsa, sizde de bu hastalık riski artabilir.
  • Kişisel cilt kanseri öyküsü. Eğer bir kez cilt kanserine yakalandıysanız, yeniden olma riskini taşırsınız.
  • Zayıflamış bağışıklık sistemi. Bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler cilt kanseri açısından daha yüksek risk altındadırlar. Bu, HIV/AIDS’li kişileri ve organ nakli sonrası bağışıklık sistemini baskılayan ilaçları kullanan hastaları içerir.
  • Radyasyon maruziyeti. Egzema ve akne gibi cilt hastalıkları için radyasyon tedavisi alan kişilerde, bazal hücreli karsinom başta olmak üzere cilt kanseri riski artmış olabilir.
  • Belirli maddelere maruziyet. Arsenik gibi bazı maddelere maruz kalmak kanser riskinizi artırabilir.
Paylaşın

Coğrafik (Harita) Dil nedir? Belirtileri, Tedavisi

Sık karşılaşılan bir durum olan Coğrafik (Harita) Dil, dilin üstünde, yanlarında, bazen de altında görülür. Dilin üzeri halı gibi bir örtü ile kaplıdır. Bazı yerleri biraz daha çökük bazı yerleri ise tümsekli olabilir. Yapısal bir değişiklik, farklılıktır. Bazı durumlarda şekil değiştirebilir.

Dilin eski yüzeyinin kendini yenilemesi nedeniyle ortaya çıkar. Bazen bu yenilenme sırasında dilin derisinin üst tabakası eşit bir şekilde çıkmaz. Bazı kısımlarda yeni yüzey çok erken ortaya çıkar ve çizik gibi kırmızı ve ağrıyan bir alan oluşur. Kırmızı alanlar ince olduğa için enfekte olarak pamukçuk ortaya çıkabilir. Bu yüzden ağrı hissedilebilir. Pamukçuk çok sık rastlanan bir rahatsızlıktır.

Belirtileri;

Coğrafik dilin belirtilerini şöyle sıralayabiliriz; birden fazla alanda yamalar, çeşitli şekillerde ve boyutlarda yamalar, beyaz renkte görülen yükseltilmiş kenarlık, belirli zaman içerisinde dilin farklı kısımlarında gelişen, iyileşen ve giden yamalar ve yine belirli zaman içerisinde boy olarak değişen yamalar görülebilir. Bunların dışında genel olarak tüketilen gıdalar ya da diğer maddeler ile temas sırasında olur.

Coğrafik dili oluşumunu; sigara içmek, baharatlı ya da asitli tüketilen gıdalar, sıcak yemek yenilmesi, diş macunu, gargara ve tütün çiğnemek tetikleyebilir.

Tedavisi;

Coğrafik dil tedavisi olarak anestezik ve gargara önerilmektedir. Tedavi edilmediği takdirde, çoğu coğrafik dil durumu tıbbi müdahale olmaksızın kendi kendine temizlenir. Sahip olduklarını anlamayan insanlar asla tedavi görmeyebilirler ve hiçbir hastalığa yakalanmayabilirler.

Tedavi edildikten sonra bile, coğrafik dilin belirtileri bir süre sonra geri dönebilir. Coğrafik dillere yönelik tedaviler şunlardır:

  • Anestezik ve gargara
  • Oral ağrı kesiciler
  • Ağız suyu
  • B vitamini ve çinko takviyeleri

Tedaviler iyi araştırılmamıştır. Coğrafik dil zaten müdahale olmaksızın ortadan kalkma eğiliminde olduğu için, kişiler bu durumun gidişatı üzerinde bir etkisi olup olmadığını anlayamayabilirler. Coğrafik dil ile ilişkili önemli bir komplikasyon yoktur. Yukarıda belirtildiği gibi, coğrafik dilden kaynaklandığı bilinen hiçbir hastalık veya kanser yoktur. Görünüşü nedeniyle, coğrafik dil bazı insanların kaygı veya diğer psikolojik komplikasyonları yaşamalarına neden olabilir. Kaygı, başkalarının olumsuz karar verme korkusundan kaynaklanabilir.

Kişi dilde pürüzsüz, kırmızı lekeler fark ederse, doktor ya da diş hekiminden teşhis almalıdır. Coğrafik dil, ilişkili hiçbir komplikasyon olmaksızın iyi huylu olsa da bazı ciddi durumlar olabilir. Doktor veya diş hekimi coğrafik dil hastalığını teşhis edebilir. Örneğin;

  • Şişmiş bezler, ateş veya diğer semptomlar gibi hastalık belirtilerin kontrol edilmesi
  • Işık altında dile bakılması
  • Hassasiyet olup olmadığının kontrol edilmesi
  • Dilin hareket ettirilmesini istemek

Bazı durumlarda, doktorlar ek testler isteyebilir. Coğrafik dil ile, kişi normal sosyal hayatını yaşayabilir. Dilin ve hafif rahatsızlığın ortaya çıkması çoğu zaman kişinin sahip olabileceği en büyük sorunlardır. Çoğu durumda, yamalar müdahaleye gerek kalmadan netleşir. Kişinin yapması gereken herhangi bir yaşam tarzı değişikliği yoktur, çünkü durumun gelecekte tekrar ortaya çıkmasını engellemeye yardımcı olacak hiçbir şey yoktur. Ancak, asidik veya baharatlı yiyeceklerden kaçınmak gerekmektedir.

 

Paylaşın

Candıda nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Cildinizde enfeksiyona neden olabilen bir mantar türü olan Candida (Candida Albicans), ağızda, bağırsak sisteminde ve vajinada (vajinal / genital kandidiyaz) bulunan en yaygın maya enfeksiyonu türüdür. Candida (Candida Albicans) cildi ve diğer mukoza zarlarını etkileyebilir.

Candida kontrolden çıkmadığı zaman vücudumuzda tehlikeli olmaz. Ancak mantarın kontrolsüzce çoğalması çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Candida tedavisi bu aşamada oldukça önemlidir. Mantarın çoğalmasına engel olmak ve çoğalan mantarları yok etmek için mutlaka tedavi uygulanmalıdır. Etkin bir tedavi için antifungal ilaçlar ve beslenme ön plana çıkmaktadır.

Türleri;

  • Ayak parmağı
  • Oral pamukçuk
  • Vajinal mantar enfeksiyonu
  • Tırnak mantarı
  • Kasık mantarı

Nedenleri;

  • Zayıflamış bağışıklık sistemi
  • Şeker hastalığı
  • Kanser tedavileri
  • Oral kortikosteroidler
  • Doğum kontrol hapları
  • Geniş spektrumlu antibiyotikler

Belirtileri;

  • Kronik yorgunluk
  • Duygu düzensizlikleri
  • Yineleyen vajinal ve idrar yolu enfeksiyonları
  • Ağız pamukçuğu
  • Sinüzit enfeksiyonları
  • Bağırsak sıkıntıları
  • Bilinç bulanıklığı
  • Deri ve tırnakta mantar enfeksiyonları
  • Hormonal dengesizlik

Teşhis;

Candida enfeksiyonunun teşhisi öncelikle görünüme ve cilt örneklerine dayanır. Doktorunuz, ciltten parça kazıyacak, tırnak parçası ya da etkilenen bölgeden tüyler alıp inceleme yapacaktır. Candida enfeksiyonu tanısı konduğunda, ilk adım alttaki nedenleri araştırmaktır. Genellikle bir enfeksiyon geçirdiğinizde doktorunuzdan randevu almanız önerilir. Bu, doktorun uygun şekilde teşhis koymasına ve size en iyi tedavi seçeneklerini sunmasına izin verir. Candida sıklıkla tekrar eder.

Tedavisi;

Candidanın tedavisi genellikle basittir. Bağışıklık sisteminizle ilgili problemleriniz olmadıkça veya kandida kan dolaşımına yayılmadıkça hastaneye yatırılmanıza gerek yoktur. Doktorunuz, cildinize uygulanan antifungal kremler, merhemler veya losyonlar gibi ilaçlar reçete edebilir.

Enfeksiyon tipine ve etkilenen vücut kısmına göre farklı ilaçlar kullanılacaktır;

  • Vajinal maya enfeksiyonları için sıklıkla vajinal jeller veya mikonazol gibi kremler kullanılır.
  • Pamukçuk genellikle pastil, tablet veya sıvı gargara şeklinde antifungal ilaçlarla tedavi edilir.
  • Ayak mantarı çoğu zaman tablet, ayak banyosu ve merhemler ile tedavi edilir.
  • Şiddetli enfeksiyonlar çoğunlukla oral veya hatta intravenöz ilaçlarla tedavi edilir.
  • Çoğu ilaç günde bir veya iki kez kullanılır.
  • Miconazole ve clotrimazol gibi bazı ilaçlar, gebeliğin herhangi bir döneminde candida enfeksiyonunu tedavi etmek için güvenle kullanılabilir. Tüm ilaçların potansiyel yan etkileri vardır.

Antifungal ile ilgili sıklıkla görülen yan etkiler şunlardır:

  • Uygulama yerinde kaşıntı
  • Topikal uygulama alanında kızarıklık veya hafif yanma
  • Baş ağrısı
  • Hazımsızlık ya da mide rahatsızlığı
  • Ciltte döküntüler
  • Karaciğer hasarı olanlar, bir doktorun gözetimi olmaksızın antifungal ilaç kullanmamalıdır. Antifungal ilaçlar, sağlıklı hastalarda karaciğer hasarına yol açabilir, ancak zaten karaciğer hasarı olanlarda şiddeti artırma olasılığı daha yüksektir.

Çocuklarda Candida;

Çocuklar erişkinlere kıyasla candida enfeksiyonlarına daha eğilimli olabilirler. Çocuklar sinüs enfeksiyonları, deri döküntüleri (isilik dahil) ve oral pamukçuk tablolarını daha kolay geliştirmektedir. Bebekler ve küçük çocuklardaki semptomlar şunlar şunlardır:

  • Pişik tablosu
  • Egzamaya benzeyen deri döküntüleri
  • Dil, ağız veya yanakların içinde beyaz veya sarı lezyonlar
  • Tekrarlayan kulak problemleri
  • Nemli ortamlarda veya nemli havalarda kötüleşen belirtiler

Candida önlemek için yapabilecekleriniz:

  • Nefes alan kıyafetler ve ayakkabılar giyin.
  • Koltuk altlarınızı, kasık bölgesini ve enfeksiyona eğilimli diğer bölgeleri temiz ve kuru tutunuz.
  • Terledikten sonra her zaman duş alın ve cildinizi kurutun.
  • Aşırı kiloluysanız, cilt kıvrımlarınızı düzgün bir şekilde kurulayın.
  • Çoraplarınızı ve iç çamaşırlarınızı düzenli olarak değiştirin.
Paylaşın

Bradikardi (Kalp Ritmi) nedir? Teşhisi, Tedavisi

Belki sizde de farkında olmadığınız bir aritmi olabilir. Kalpteki ritim bozukluklarından biri bradikardidir. Bradikardi mutlaka dikkatle takip edilmelidir. Eğer kontrol altına alınmazsa bayılmaya, kalp yetmezliğine ve ani ölümlere yol açabilir.

Kalp atışlarının dakikada 60’tan az olması bradikardi olarak değerlendirilir. Sağlıklı insanlarda dinlenme halinde kalp ritmi 60 ila 100 arasındadır. 100’den fazla olduğu durumlar da yine ritim bozukluğu sınıfına girer. Buna taşikardi denir.

Nedenleri;

  • Yaşlılık:İleri yaşlarda kalbin ileti dokusunun iletkenliğinin azalması sebebiyle olur.
  • Damar tıkanıklığı:Kalp krizi sonrasında ileti sisteminin hasar görmesine bağlı olur.
  • Kalp dokusunun enfeksiyonu.
  • Doğumsal kalp bozuklukları.
  • Tiroid bezinin az çalışması.
  • Potasyum ve kalsiyum gibi elektrolit bozuklukları.
  • Uykuda solunum durması (OSAS).
  • Kalp ameliyatı sonrası oluşabilecek komplikasyonlar.
  • İlaç veya bal zehirlenmesi.

Belirtileri;

Bradikardi olunca kalbin oksijenden zengin kanı yeterli derecede pompalayamamasına bağlı olarak aşağıdaki belirtiler olabilir:

  • Baş dönmesi
  • Aşırı halsizlik
  • Bayılma
  • Nefes darlığı
  • Göğüs ağrısı
  • Erken yorulma
  • Göz kararması
  • Bilinç bulanıklığı

Teşhisi;

Bayılma, sürekli halsizlik gibi şikayetler ile doktora gittiğinizde size ailenizde kalp hastalığı geçiren var mı diye soracaktır. Hastanın aile öyküsünün alınması çok önemlidir çünkü bu tip şikayetlerin çok sayıda sebebi olabilir. Bayılma kardiyolojik kökenli olabileceği gibi nörolojik kökenli de olabilir. Önce hastanın fizik muayenesi yapılır, kullandığı ilaçlar ve şikayetlerin ne zaman başladığı sorulur.

Fizik muayenede doktor kalp ritmini bizzat kendisi ölçer ve atışların düzenini kontrol eder. Doktor hareket etmenizi veya oturmanızı söyleyebilir. Tiroid sorunlarından şüphelenirse tiroid belirtilerine bakacaktır. Örneğin boğazı muayene ederek bezlerin şişkinliğini kontrol eder. Saçların ve cildin ne kadar kuru olduğunu inceler.

İleri tetkiklerde elektrokardiyografi (EKG) çekilerek hastada bradikardi değerlendirmesi yapılır. Belki EKG çektirmişsinizdir. Çok kolay ve hızlı bir görüntüleme yöntemidir. Kalbin atışları bir kağıt üstüne dökülür. Bazı bradikardi türleri EKG’de belli olmayabilir. Böyle durumlarda ambulatuvar EKG çekilir. Bu testte hasta Holter adı verilen giyilebilir bir EKG cihazını üstüne geçirir. Holter genellikle 24 saat boyunca hastanın üzerinde kalır. Eğer bradikardinin belirtileri sık sık olmuyorsa Holterin süresi uzayabilir. Bradikardinin halsizlik, yorgunluk gibi belirtileri ortaya çıktığında Holterin kayıt düğmesine basmalısınız. Bu şekilde en net kalp ritmi elde edilir.

Tedavisi;

Sağlıklı bir atlette bradikardi için çoğu zaman tedaviye ihtiyaç duyulmaz. Bu kişilerin kalp atışları normalden az olsa bile vücut yeterli miktarda kanı alır. Hastaların günlük hayatlarını zorlaştıracak bir belirtileri bulunmuyorsa doktorlar hemen ilaç tedavisine başlamayabilir. Bunun yerine hasta önce takip edilir. Eğer sinüs nodunda veya atriyoventriküler nodda bir bozukluk varsa o zaman tedavi gerekir.

Bradikardiden korunmak için özel bir yöntem yoktur. Genel olarak sağlığınıza dikkat etmelisiniz. Dengeli ve sağlıklı beslenin, düzenli sporunuzu yapın. Kullandığınız ilaçların yan etkisi sonucu oluşan bradikardi vakaları ilacı bıraktığınızda geçecektir. Bazen dozu azaltmak da çare olabilir. Hangi yöntemi denerseniz deneyin bir doktor kontrolünde olduğunuzdan emin olun.

Paylaşın