Türkiye’de Konut Fiyatları Artışı AB Ortalamasının 10 Katı

Avrupa’da 2021 – 2022’nin ilk çeyrekleri arasında konut fiyatları en çok Türkiye’de artış gösterdi. Türkiye’deki artış yıllık yüzde 110 olurken Avrupa Birliği’nde (AB) bu oran yüzde 10’da kaldı. Resmi verilere göre kira fiyatlarında ise artış sınırlı kaldı. Aynı dönemde Türkiye’de yıllık kira artışı yüzde 15,4 olurken AB’de yüzde 1,4 oldu.

Kirada yıllık resmi enflasyonun bu kadar düşük olması Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hesaplama yönteminden kaynaklanıyor. AB İstatistik Ofisi (Eurostat) 2021 ile 2022 ilk çeyrekleri arasında konut ve kira fiyatlarının yıllık ne kadar yükseldiğini açıkladı.

2022’nin ilk çeyreğinde geçtiğimiz senenin aynı dönemine göre Türkiye’de ev fiyatları yüzde 110 yükseldi. İkinci sıradaki Çekya’da yıllık artış yüzde 25; 27 AB ülkesinin ortalaması ise yüzde 10,5.

Konut fiyatlarının en az arttığı ülkeler ise yüzde 1 ile Kıbrıs ve yüzde 4 ile Finlandiya oldu. Diğer bazı ülkelerde ev fiyatları son bir yılda şu kadar yükseldi: Hollanda yüzde 19, Almanya yüzde 12, Bulgaristan yüzde 12, İspanya yüzde 9, Fransa yüzde 7 ve İtalya yüzde 5.

Türkiye’de yıllık kira artışı yüzde 20

Kira fiyatları ise Mayıs 2022 itibariyle son bir yılda Türkiye’de yüzde 20 yükseldi. Türkiye, Slovenya (yüzde 26,4) ve Estonya’nın (yüzde 24,5) ardından bu alanda 3. sırada bulunuyor. AB’de ise bu dönemde kiralar yüzde 1,7 yükseldi. Avusturya yüzde eksi 0,9 ile kiraların düştüğü tek ülke oldu.

Mayıs 2022 itibariyle son bir yılda diğer ülkelerde yaşanan kira artışı şöyle: Polonya yüzde 13,9; İrlanda yüzde 10,1; Bulgaristan yüzde 6,3; Belçika yüzde 2,9; Almanya yüzde 1,6 ve Yunanistan yüzde 0,9.

2021-2022 ilk çeyrekler arasındaki değişime bakıldığında da Türkiye yüzde 15,4 ile üçüncü sırada yer alıyor. Bu dönemde AB ortalaması ise yüzde 1,4 oldu.

Kira enflasyonu nasıl hesaplanıyor?

Türkiye’de kanuna göre gelecek bir yıl için geçerli olacak kira artışı, geçmiş 12 aylık ortalama TÜFE’den fazla olamıyor. Ancak bu kanun mevcut kiracılar için geçerli. Ev sahipleri yeni kiracı bulurken istediği fiyatı talep edebiliyor. Bundan dolayı resmi kira enflasyonu daha düşük çıkıyor.

Emlak sitelerindeki yıllık fiyat artışı ise yüzde 100’ü aşmış durumda. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) sahibinden.com verileri üzerinden yaptığı son hesaplamaya göre Türkiye genelinde ortalama kiralık konut ilan yıllık artış oranı nisan ayında yüzde 182,7 oldu.

BETAM’a göre yıllık kira artış oranı Nisan ayında İstanbul’da yüzde 140, Ankara’da yüzde 133,9, İzmir’de ise yüzde 110,8 ölçüldü.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa Birliği’ne İltica Başvuruları Arttı

Avrupa Birliği’ne (AB) iltica başvurularında savaşlar ve çatışmalar nedeniyle geçen yıl belirgin oranda artış kaydedildi. Malta merkezli Avrupa Birliği İltica Ajansı (EUAA), AB ülkelerine iltica başvurularının yaklaşık yüzde 30 artışla 648 bine yükseldiğini açıkladı.

İltica başvurularında ilk sırayı 117 bin kişiyle Suriyelilerin aldığı, Suriye vatandaşlarını 102 bin kişiyle Afganların izlediği bildirildi.

Türkiye’den AB ülkelerine iltica başvuruları da yeniden yükselişe geçti. 15 Temmuz darbe girişiminin gerçekleştiği 2016’dan sonra artan başvuru sayısı 2019’da 26 bin 380’e ulaşmış, bu rakam pandemi koşullarının da etkisiyle 2020’de 16 bin 720’ye gerilemişti.

Yüzde 47’lik artış

EUAA verilerine göre Türkiye’den iltica başvurularının sayısı 2021’de yüzde 47’lik artışla 24 bin 625’e yükselirken, söz konusu başvuruların yüzde 32’si Almanya’ya yapıldı. Türkiye’den başvuruda bulunup ilk başvuruda mülteci statüsü tanınanların sayısı ise 2020’ye göre yüzde 14’lük düşüşle 7 bin 910’a geriledi. Türkiye’den gelip iltica başvuruları reddedilenlerin sayısı 10 bin 460 olarak kaydedildi. Reddedilen başvurularda ise Fransa yüzde 52’lik oranla başı çekti.

Başvurularda Almanya ilk sırada

AB ülkelerindeki resmi makamların ilk başvuru sürecinde 535 bin başvuru hakkında karar verdiği ve her üç başvurudan birinin kabul edildiği belirtildi. EUAA raporuna göre 2021’de 118 bin kişiye iltica hakkı, 64 bin kişiye geçici koruma statüsü tanındı. 2021’de iltica başvurusunda bulunulan AB ülkeleri arasında 191 bin başvuruyla Almanya başı çekerken, bu ülkeyi Fransa, İspanya ve İtalya izledi.

Yanında ebeveynleri bulunmayan ve reşit olmayan çocuk ve gençlerin başvuru sayısı da 2020’ye göre yaklaşık üçte ikilik artışla 23 bin 600’e ulaştı. Toplam iltica başvurularının yüzde 70’inin erkekler tarafından gerçekleştirildiği ve başvurucuların yarısının 18-35 yaş grubunda olduğu kaydedildi.

AB’ye iltica başvurularında 2022 yılına ise Ukrayna savaşının damgasını vurması bekleniyor. EUAA verilerine göre Rusya’nın Ukrayna’ya saldırdığı 24 Şubat’tan bu yana AB ülkeleri 3,4 milyon Ukraynalıya geçici koruma imkanı sağladı. Bu statü çerçevesinde, ülkesinden kaçan Ukraynalılara doğrudan çalışma ve eğitim hakkı da tanıyan bir yıllık oturma izni veriliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

AB Sonuç Bildirgesinde Türkiye’ye Yunanistan Uyarısı

Avrupa Birliği (AB) liderlerinin Ukrayna’ya ve Moldova’ya “tam üyelik” statüsü verdikleri tarihi zirvede Türkiye de gündeme geldi. Yunanistan Başbakanı Kriyakos Miçotakis’in Doğu Akdeniz’de Türkiye ile yükselen gerilimi gündeme getirmesi üzerine AB’nin sonuç bildirgesinde Doğu Akdeniz başlığı altında Türkiye konusu da yer aldı.

VOA Türkçe’den Arzu Çakır’ın haberine göre, AB sonuç bildirgesi dış ilişkiler bölümünde, “Doğu Akdeniz” başlığı altında, “AB’nin Türkiye’nin son zamanlarda tekrarlanan eylemlerinden ve açıklamalarından derin endişe duyduğu” belirtilerek, “Türkiye, tüm AB üye devletlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermelidir. Avrupa Konseyi, önceki sonuçlarını ve 25 Mart 2021 tarihli deklarasyonu hatırlatarak, Türkiye’nin uluslararası hukuka tam olarak uymasını, Doğu Akdeniz’de bölgesel istikrar adına gerilimleri azaltmasını ve iyi komşuluk ilişkilerini sürdürülebilir bir şekilde geliştirmesini beklemektedir” denildi.

Konuya ilişkin Brüksel’de gazetecilere açıklama yapan Yunanistan Başbakanı Miçotakis, “Atina sonuç bildirgesinde yer alan ifadelerin tamamen arkasındadır. Burada Türkiye’ye açık bir dille AB üyesi ülkelerin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü sorgulamayı bırakması ve uluslararası hukuka uygun biçimde gerilimi düşürme tavrına geri dönmesi için çağrı yapılmıştır” dedi.

Miçotakis, “Umarım Türkiye bu sefer çağrılara kulak verir. Çünkü Doğu Akdeniz’de, son iki ayda, tamamen komşumuz tarafından tırmandırılan gerilimi düşürmenin tek yolu bu” diye konuştu.

Ukrayna’ya destek vurgusu

Sonuç bildirgesinde zirveye damgasını vuran, “Ukrayna’daki durum ile Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’ın üyelik başvurularına” ilişkin bölümde ise, “Avrupa Konseyi, Ukrayna’nın yanında olduğunu ve Avrupa Birliği’nin insani yardım da dahil olmak üzere genel ekonomik, askeri, sosyal ve mali dayanıklılığı için Ukrayna’ya güçlü destek sağlamaya devam edeceğini bir kez daha teyit eder” denildi.

AB’nin askeri ekonomik, sosyal ve finansal destek vermeye devam edeceği belirtilen açıklamada, “Avrupa Birliği, Ukrayna’nın Rus saldırganlığına karşı doğal meşru savunma hakkını kullanmasına ve toprak bütünlüğünü ve egemenliğini savunmasına yardımcı olmak için daha fazla askeri destek sağlama konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. Bu amaçla, Avrupa Konseyi, Konsey’den askeri yardımın daha da artırılması için hızla çalışmasını talep etmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Avrupa Konseyi’nin, 2022’de Ukrayna’ya 9 milyar Euro’luk yeni istisnai makro-finansal yardım sağlamak için Komisyon tarafından yapılacak bir öneriyi not ettiği, Ukrayna’nın yeniden inşaası için AB yardımına ilişkin Komisyonun uluslararası ortaklar, kuruluşlar ve uzmanlarla istişare içinde önerilerini hazırlayarak hızla sunmakla görevlendirdi.

Ukrayna ve Moldova’nın “aday ülke” statüsü bildirgede

Avrupa Konseyi’nin, Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’ın Avrupa perspektifini tanıdığı vurgulanan sonuç bildirgesinde, “Bu ülkelerin ve vatandaşlarının geleceği Avrupa Birliği’ndedir. Avrupa Konseyi, Ukrayna ve Moldova Cumhuriyeti’ne aday ülke statüsü vermeye karar verdi. Konsey, gereken koşullar tam olarak karşılandıktan sonra daha fazla eyleme karar verecektir” denildi.

Konseyin, Gürcistan’ın üyelik başvurusuna ilişkin görüşünde de “Gürcistan’a aday ülke statüsü vermeye hazır olduğu”; bu ülkenin üyelik sürecinin ilerlemesinin Kopenhag kriterlerini karşılama konusundaki girişimlerine bağlı olacağı vurgulandı.

Batı Balkanlar

Zirve öncesinde 6 Batı Balkan ülkesiyle bir araya gelen AB liderleri, bu zirvede Bulgaristan vetosuyla uzlaşma sağlanamayınca, sonuç bildirgesinde “AB Konseyi, Batı Balkanlar’ın AB’ye katılım olasılığına tam ve kesin olarak bağlı olduğunu ifade eder ve katılım sürecinin hızlandırılması için çağrıda bulunur” denildi.

Bildiride ayrıca 6 Batı Balkan ülkesi Kuzey Makedonya, Kosova, Bosna Hersek, Karadağ, Sırbistan ve Arnavutluk’a, özellikle hukukun üstünlüğü, yargı sisteminin bağımsızlığı ve işleyişi ile yolsuzlukla mücadele ile ilgili reformların önemi hatırlatıldı. Bu ülkeler ayrıca azınlıklara mensup kişilerin haklarını ve eşit muameleyi garanti etmeye davet edildi.

Zirvede Sırbistan, Kuzey Makedonya ve Arnavutluk ile katılım müzakerelerinin hızla başlayabilmesi için, Kuzey Makedonya ile Bulgaristan arasındaki sorunların hızla çözülmesi çağrısı da yapıldı. Özellikle Sırbistan ve Kosova arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine ilişkin, ikili ve bölgesel anlaşmazlıkların çözümünde somut ilerlemeye duyulan acil ihtiyaç yeniden teyit edildi.

Avrupa Siyasi Topluluğu kurulması

AB liderleri zirvenin gece yarısı süren bölümünde de Fransa Cumhurbaşkanı ve AB dönem Başkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa Siyasi Topluluğu” kurulması önerisini tartıştı. Liderler, sonbahardan itibaren, dönem başkanlığını devralacak Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da bu konunun yeniden ele alınması konusunda anlaştı.

Avrupa Siyasi Topluluğu konusu sonuç bildirgesinde “Avrupa Birliği’nin Avrupa’daki ortaklarıyla ilişkileri konusunda stratejik bir tartışma gerçekleştirdiği” belirtilerek, “Bu topluluk ile amaç kıtadaki Avrupa ülkeleri için bir politik işbirliği platformu sağlamaktır. Bu platform, yakın ilişki içinde olduğumuz tüm Avrupa ülkelerini ilgilendirebilir. Avrupa kıtasının güvenliğini, istikrarını ve refahını güçlendirmek için ortak çıkar konularını ele almak için siyasi diyalog ve işbirliğini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu çerçeve, genişleme de dahil olmak üzere mevcut AB politikalarının ve araçlarının yerini almayacak ve Avrupa Birliği’nin karar alma özerkliğine tam olarak saygı duyacaktır. Bu ilk görüş alışverişi temelinde, Avrupa Konseyi bu soruya geri dönecektir” ifadeleri yer aldı.

AB liderler zirvesinin ikinci gününde Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde’ın da katılımıyla, enflasyon, enerji krizi ve devlet borçlanma faizlerinin yükselmesi gibi ekonomik konular ele alınacak.

Paylaşın

AB Anketi: Türkiye’ye En Olumlu Bakan Ülke Letonya

Avrupa Parlamentosu’nun Avrupa Birliği (AB) genelinde yaptırdığı bir kamuoyu araştırmasında Türkiye’yle ilgili veriler de yer aldı. Anket kapsamında katılımcılara ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Hindistan ve Türkiye’yle ilgili görüşleri de soruldu.

AB üyesi 27 ülkede yaklaşık 27 bin kişiyle Nisan ve Mayıs aylarında yüz yüze görüşülerek yapılan Eurobarometer anketine katılanların yüzde 28’i Türkiye hakkında olumlu görüşe sahip olduğunu söyledi. Yüzde 60’ı olumsuz görüş bildirirken yüzde 12’si de “Bilmiyorum” yanıtını verdi.

Türkiye hakkında en fazla olumlu görüş bildirilen ülke, yüzde 56 ile Letonya oldu. Bu ülkeyi Romanya (yüzde 55), Litvanya (yüzde 52), Hırvatistan (yüzde 52) ve Malta (yüzde 50) takip etti.

En az olumlu görüş bildirilen ülkeyse yüzde 4 ile Yunanistan oldu. Olumlu görüş sahibi katılımcıların oranının en düşük seviyede olduğu diğer ülkeler Kıbrıs Cumhuriyeti (yüzde 9), İsveç (yüzde 12) ve Almanya (yüzde 17) oldu.

Gençler daha pozitif

AB genelinde verilen yanıtlar sosyo-demografik açıdan analiz edildiğinde, genç katılımcıların Türkiye hakkında daha olumlu görüşlere sahip olduğu görüldü. Ankete katılan 55 yaş üstü AB vatandaşlarının sadece yüzde 22’si Türkiye hakkında olumlu görüş bildirirken bu oran 15-24 yaş grubunda yüzde 38 olarak kaydedildi.

Ayrıca AB hakkında olumlu görüş sahibi olan katılımcıların Türkiye’ye de daha olumlu baktığı görüldü. Avrupa Birliği hakkında olumlu görüş bildirenlerin yüzde 31’inin Türkiye hakkında da olumlu düşündüğü ortaya koyulurken, olumsuz görüş bildirenlerin yüzde 23’ü Türkiye hakkında da olumsuz düşündüğünü ifade etti.

Ukrayna savaşıyla ilgili haberleri takip edenler arasındaki Türkiye sempatisi de takip etmeyenlere kıyasla az da olsa yüksek çıktı.

Ukrayna savaşıyla ilgili haberleri takip etmeyenlerin yüzde 31’i Türkiye hakkında olumlu görüş bildirirken takip edenlerin yüzde 27’si olumsuz görüş sahibi olduğunu belirtti.

Rusya ve Çin büyük düşüşte

Yapılan anket, Avrupalıların ABD ve İngiltere hakkında olumlu görüş sahibi olduğuna işaret ederken Rusya ve Çin’le ilgili düşüncelerinin daha da olumsuz bir hâl aldığını gösterdi.

Ankete katılanların yüzde 65’i İngiltere hakkında olumlu görüş bildirdi. ABD hakkında olumlu düşünenlerin oranıysa yüzde 58 çıktı. Aynı anket 2018 yılında Donald Trump ABD Başkanı’yken yapıldığında bu oran yüzde 45’ti. Çin hakkındaki olumlu görüş dört yılda yüzde 36’dan yüzde 22’ye, Rusya hakkındaki olumlu görüş yüzde 30’dan yüzde 10’a geriledi.

Rusya hakkında en fazla olumlu görüş bildirilen ülke Bulgaristan oldu. Bulgarların yüzde 49’u Rusya hakkında olumlu görüş bildirdi. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde de bu oranın yüzde 36 olduğu görüldü.

Hindistan’a Türkiye’den daha olumlu bakıyorlar

Ankete bu yıl Türkiye ile beraber eklenen Hindistan hakkında AB genelinde olumlu görüş bildirenlerin oranıysa yüzde 38 oldu.

Hindistan hakkında olumlu görüş sahibi olanların oranının en düşük olduğu ülke yüzde 28 ile Almanya çıktı. En yüksek oransa yüzde 53 ile Hırvatistan’da görüldü.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa Birliği’ne Göç Rotası Değişti

Türkiye’den Avrupa Birliği’ne (AB) gitmek isteyen düzensiz göçmenlerin izlediği rotanın yılın başından beri değiştiği bildirildi. Yunan Kathimerini gazetesi yetkili birimlere ait bir belgeye dayandırarak yaptığı haberde, insan kaçakçılarının düzensiz göçmenleri artık doğrudan İtalya’ya götürdüğünü belirtti.

Haberde bu uzun süren yolun eskiden Ege’de havaların kötü olması sebebiyle sadece kış aylarında kullanıldığı ancak bu yılın başından beri bu rotanın daha sık kullanıldığının tespit edildiği bilgisine yer verildi. Buna göre, bu yılın başından beri 4 bine yakın düzensiz göçmen Türkiye’den İtalya’ya gitti. 2021 yılının aynı döneminde ise bu rakamın sadece 800 olduğu kaydedildi.

Yunan yetkilileri bu gelişme nedeniyle İtalyan Sahil Güvenliği ile yakın bağlantı içinde çalışıyor. İnsan kaçakçılarının Ege üzerinden göçmenleri Yunan karasularına götürmekten kaçınmasının nedeninin, Yunan Sahil Güvenliğinin, göçmenleri taşıyan tekne ve botların Yunan adalarına ulaşmasını sert biçimde engellemeleri olduğu belirtiliyor. Yardım kuruluşları bu nedenle Atina hükümetini yasa dışı davranarak göçmenleri geri itmekle suçluyor. Yunan hükümeti ise bu eleştirileri geri çeviriyor.

Yunan Sahil Güvenliği son olarak geçen hafta 300 düzensiz göçmeni taşıyan beş teknenin Yunan karasularına girmesini engellemişti. Yunan yetkililer bu teknelerin daha sonra İtalya’ya doğru hareket ettiğini tahmin ediyor. Göç uzmanları insan kaçakçılarının düzensiz göçmenleri Avrupa’ya götürmek için kişi başı 10 bin euroya kadar ücret talep ettiğini belirtiyor.

Paylaşın

Türkiye AB’den 15 Milyon Ton Atık İthal Etti

Merkezi Lüksemburg’da bulunan Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat’ın verilerine göre Türkiye, geçen yıl Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden 14,7 milyon ton atık ithal etti. Atığın yaklaşık yüzde 90’ını demir ve çelik hurdaları oluşturdu.

Haber Merkezi / AB’nin Türkiye’nin ardından en fazla atık ihraç ettiği ikinci ülke Hindistan. Eurostat’tan yapılan açıklamaya göre Hindistan’a 2,4 milyon ton, Mısır’a 1,9 milyon ton ve İsviçre’ye 1,7 milyon ton atık satışı gerçekleştirildi. Çin’e yapılan atık ihracatında ise büyük bir düşüş gözlendi. Buna göre 2009’da AB’den Çin’e 10,1 milyon ton hurda satılırken,  bu rakam geçen yıl 0,4 milyon tona geriledi.

Diğer yandan AB tarafından ihraç edilen atık madde miktarı ise geçtiğimiz yıl, 2004 yılından bu yana yüzde 77 artış gösterdi. AB üyesi olmayan ülkelerden ithal edilen atık miktarında da bir önceki yıla kıyasla yüzde 11 oranında artış görüldü. Geçen yıl ihraç edilen atıkların 19,5 milyon tonu demir ve çelikten oluşuyordu.

Buna karşın AB de üçte biri İngiltere’den olmak üzere 5,5 milyon ton atık demir ithal etti. İhraç edilen atıklar arasında en büyük ikinci malzeme grubunu 4,4 milyon ton ile kağıt ve karton oluşturdu. Bunların dörtte biri Hindistan’a yollandı.

Güvenilirlik ve şeffaflık

Brüksel merkezli Avrupa Çelik Derneği (EUROFER) AB’nin hurda metallerini “daha düşük çevre, iklim, çalışma ve sosyal standartlara sahip üçüncü ülkelere ihraç etmesini” eleştiriyor.

Avrupa Komisyonu, bu sorunla ilgili Kasım 2021’de atık sevkiyatı düzenlemelerini yeniden ele alan bir teklif yayımladı. EUROFER bu teklifin AB’nin atık yönetimi konusunda kendi sınırları içinde uyguladığı yüksek standartların atık ihraç ettiği ülkelerde sağlanması için yeterli olmadığını söylüyor.

Açıklamada “Atık ihracatçılarının denetim yapma zorunluluğu, teklifin en yenilikçi kısmı. Ancak bunun başarısı denetimlerin nasıl gerçekleştirileceğine bağlı. Bu nedenle güvenilirliği ve şeffaflığı sağlamak için etkili ve güvenilir bir prosedüre ihtiyaç var,” deniliyor.

EUROFER de Avrupa’dan ihraç edilen hurda metalin 2021’de en büyük alıcısının Türkiye olduğunu vurguluyor. Derneğin Direktörü Axel Eggert “Neden bazı ülkelere sadece OECD üyesi oldukları için hak etmedikleri ayrıcalıklar tanınıyor?” diye soruyor.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2021’de yayımladığı Demir Çelik Sektör Raporu’na göre sektör, 2020’de hammadde olarak kullandığı demir cevherinin yaklaşık yüzde 60’ını, hurdanın yüzde 70’ini ve koklaşabilir taşkömürünün yüzde 90’ını ithal ediyor.

Bu durum sektörün dış ticaret açığı vermesine neden oluyor. Sektördeki en fazla dış ticaret açığına 6,3 milyar dolarla çelik hurda ithalatı neden oluyor. Raporda Türkiye’nin 2020’de toplam 22,5 milyon ton hurda metal (demir ve çelik) ithal ettiği belirtiliyor.

Paylaşın

Türkiye, OECD Ve AB’de Sağlığa En Az Pay Ayıran Ülke

Türkiye milli gelirden sağlığa en az pay ayıran ülkelerin başında geliyor. Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ile Avrupa Birliği (AB) üyeleri arasında Gayrisafi Yurt İçi Hasıladan (GSYH) sağlık harcamalarına en az pay ayıran ülke.

Pandemi döneminde dünyanın birçok ülkesinde salgın kadar, sağlık çalışanları ve sağlık sektörünün içinde bulunduğu sorunlar da konuşulmaya başlandı. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde bile sağlık sektöründeki ciddi eksiklikler pandemi ile gün yüzüne çıkmış oldu ancak genel olarak sağlığa daha fazla bütçe ayırabilen ülkeler sektördeki sorunlarla daha kolay baş edebiliyor.

Bu arada Türkiye’de son dönemde ülkeden ayrılan ve ayrılmak isteyen doktorların sayısındaki hızlı artış dikkat çekiyor.

Türkiye milli gelirden sağlığa en az pay ayıran ülkelerin başında geliyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ile Avrupa Birliği (AB) üyeleri arasında Gayrisafi Yurt İçi Hasıladan (GSYH) sağlık harcamalarına en az pay ayıran ülke. Türkiye’de 2020 yılında sağlık harcamalarının GSYH’ye oranı yüzde 4,7 iken OECD ortalama yüzde 8,8 oldu. Peki, sağlık harcamalarına en fazla pay ayıran ülkeler hangisi, Türkiye ve diğer ülkelerde durum ne?

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Covid-19 salgını döneminde adını en sık duyduğumuz kurumların başında. DSÖ’nün kuruluşu olan 7 Nisan dünyada Dünya Sağlık Günü olarak kutlanıyor. Her sene 7 Nisan’da sağlık çalışanlarının ve sağlık harcamalarının durumu bir kez daha gündeme geliyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve OECD verilerine göre Türkiye’nin bu alandaki karnesi hiç parlak değil. TÜİK verilerine göre 2020 yılında Türkiye’de sağlık harcamasının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 4,7 oldu. OECD ile AB üyeleri arasında son sırada yer alıyor.

2020 veya 2019 yılı verilerine göre sağlık harcamalarına GSYH’den en fazla pay ayıran ülke yüzde 16,8 ile ABD. Bu ülkeyi İngiltere (yüzde 12,8), Almanya (yüzde 12,5), Fransa (yüzde 12,4) ve Kanada (yüzde 11,6) takip ediyor.

OECD’de sağlık harcamalarının GSYH’ye oranı ise yüzde 8,8. Türkiye 38 ülke içinde 38. sırada. Türkiye’nin hemen üstünde ise sırayla Lüksemburg (yüzde 5,4), Meksika (yüzde 6,2) ve Macaristan (yüzde 6,3) geliyor.

Bu oran diğer bazı ülkelerde ise şöyle: Hollanda yüzde 11,2; Belçika yüzde 10,7; Şili yüzde 9,4; Güney Kore yüzde 8,4, Kolombiya yüzde 7,7 ve İsrail yüzde 7,5. TÜİK 2020 yılı verilerine göre Türkiye’de kişi başı sağlık harcaması 2 bin 997 TL oldu.

Sağlık harcamalarının ne kadarı devletten ne kadarı özel sektörden?

TÜİK 2020 yılı verilerine göre Türkiye’de yapılan 100 liralık genel sağlık harcamasının 78 lirası devletten; 22 lirası ise özel sektörden geldi. Özel sektör demek büyük oranda halk demek.

Harcamaların detayına bakıldığında ise yüzde 51,7 ile Sosyal Güvenlik Kurumu ilk sırada. Merkezi devlet harcamalarının payı ise yüzde 25,6. Mahalli idarelerin payı ise yüzde 0,7 ile oldukça sınırlı. 100 liralık sağlık harcamasının 16,7 lirası ise hanehalklarından geliyor. Sigorta şirketlerinin toplam içindeki payı sadece yüzde 2,9.

Öte yandan, Türkiye genel sağlık harcamalarının GSYH’ye oranı 2020’de yüzde 5 idi. Cari sağlık harcamasının GSYH’ye oranı yüzde 4,7’de kaldı. Yatırımların toplam sağlık harcamasından çıkarılmasıyla cari sağlık harcaması bulunuyor. OECD verileri yatırımları içermiyor; sadece cari sağlık harcamasını kapsıyor.

(Kaynak: Euronews)

Paylaşın

Türkiye, AB’nin Stratejik Pusulası’na Neden Tepki Gösterdi?

Türkiye, Avrupa Birliği’nin (AB) 21 Mart gecesi onaylayarak kamuoyuna duyurduğu “Güvenlik ve Savunma için Stratejik Pusula” metnine tepki gösterdi. Genel olarak AB’nin kendi güvenliği ile ilgili çalışma yapmasına karşı çıkmayan Ankara, metinde Doğu Akdeniz ile ilgili anlaşmazlığa Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti bakış açısıyla değinilmesine, NATO üyesi olmasına karşın güvenlik işbirliğinin sığ bir yaklaşımla ele alınmasına ve tam üyelik adayı değil ortak olarak bahsedilmesini eleştirdi.

AB, çalışmalarını uzun süredir yürüttüğü ve Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından üzerinde değişiklikler yaparak tamamladığı Stratejik Pusula metnini 21 Mart’ta onayladı ve kamuoyuna ilan etti.

Avrupa’nın güvenliği için AB’nin kendi öz kaynaklarıyla atılacak adımları ve değişen güvenlik vizyonunu somutlayan belge özellikle Ukrayna savaşına atıfta bulunarak, AB ülkelerinin başta NATO ortaklarıyla beraber Avrupa’da barışın tesisi için görülmemiş bir çaba içinde olduğunu vurguladı.

AB, Stratejik Pusula sayesinde üye ülkelerin karşı karşıya kaldığı tehditler ve sınamaları birlikte değerlendirme, güvenlik ve savunma alanında daha da uyumlu hareket etme, birliğin ve AB vatandaşlarının güvenliği açısından yeni yollar ve yöntemleri belirleme ve bu alanlarda ilerleme için açık hedefleri tespit etme amaçlarına ulaşmayı hedefliyor.

Bu amaçlara ulaşmak için de “eylem, güvenlik, yatırım ve ortaklar” başlığıyla dört kısımdan oluşan bir politika uygulayacağını kayda geçiren AB, özellikle kısa vadede 5,000 kişilik AB Acil Müdahale Kapasitesi geliştirmeyi ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası kapsamındaki misyonlarını etkinleştirmeyi içeren somut adımları da atacağını belirtiyor.

Türkiye’yi ilgilendiren kısım “ortaklar” başlığında. Metinde AB’ye aday ülke olarak bahsedilmeyen Türkiye, sadece ortaklar kısmında yer alıyor. “Ortak tehditler ve sınamalara karşı ortaklarımızla işbirliğimizi güçlendirmeliyiz” vurgusunun yapıldığı metnin giriş bölümünde “ABD, Norveç, Kanada, Birleşik Krallık ve Japonya gibi aynı değerlerin ve çıkarların paylaşıldığı ortaklarla işbirliğinin artırılması” hedefi kaydediliyor.

Böylece Türkiye AB tarafından, kendisi gibi NATO üyesi olup da AB’de yer almayan Avrupalı ülkeler Norveç ve Birleşik Krallık’tan dışlanıp ayrı bir kategoriye konuyor. Ankara da bu durum dışlayıcı bir tavır olarak görülüyor.

Doğu Akdeniz

47 sayfalık Stratejik Pusula, Türkiye’den iki yerde bahsediyor. İlki “Stratejik Çevremiz” başlıklı bölümün Doğu Akdeniz ile ilgili kısmında. Özellikle 2019 ve 2020 senelerinde Türkiye ile Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında Doğu Akdeniz’de yaşanan deniz yetkilendirme alanlarına ilişkin gerilimin olduğu gibi kaldığını, bunun da AB üye ülkelerin egemenlik haklarına dönük provokatif ve tek taraflı eylemlerden kaynaklandığını belirten Stratejik Pusula, Türkiye’yi düzensiz göçü bir araç olarak kullanmakla da suçluyor.

Metin, “İyi komşuluk ilkesi doğrultusunda istikrarlı ve güvenli bir ortamın yanı sıra işbirliğine ve karşılıklı yarara dayalı bir ilişkinin sağlanması hem AB’nin hem de Türkiye’nin çıkarınadır,” ifadelerini kullanıyor.

Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı açıklaması aracılığıyla gösterdiği tepkinin ana kaynağı da bu ifadeler. Bakanlık’tan yapılan yazılı açıklamada, metnin Doğu Akdeniz bölümünün Yunanistan ve Kıbrıs tarafından AB’ye dikte ettirildiği görüşü belirtilirken, pusulanın bu haliyle “uluslararası hukuka, teamüle ve hatta AB’nin kendi müktesebatına aykırı ve gerçeklikten kopuk olduğu” kaydedildi.

Ankara: AB çözümlerin değil sorunların parçası olacak

Açıklamada, “Bu anlayışla doğru yönü göstermekten şaşarak ‘pusula’ olmaktan çıkan belgeyi ‘stratejik’ olarak görebilmek de güçtür. Bu belgenin AB’yi Doğu Akdeniz’de, çözümlerin değil, sorunların parçası yapacağı ve doğru stratejilere taşımayacağı aşikardır” değerlendirmesi de yapıldı.

Ankara bu paragrafın tamamen Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından metne konduğunu düşünüyor, Brüksel’in bunu engellemeden metne yansıtmasını stratejik değil politik bir yansıma olarak görüyor ve AB’yi dar bakışına sahip olmakla suçluyor. AB’nin Yunanistan’ın AB metinlerine de giren mültecileri geri itme eylemlerini göz ardı ederek Türkiye’yi düzensiz göçmenleri kullandığını iddia etmesi de Ankara’nın tepki gösterdiği ifadeler arasında.

İkinci referans: Ortaklarla ilişki

Türkiye’nin metinde ikinci kez kullanıldığı bölüm, ortaklarla kurulacak işbirliği bölümünde. Metinde şu ifadelere yer veriliyor: “CSDP (Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası) misyon ve operasyonlarına katkıda bulunan Türkiye ile ortak çıkar alanlarında işbirliği yapmaya devam edeceğiz. Karşılıklı yarar sağlayan bir ortaklık geliştirmeye bağlıyız ancak bu, Türkiye’nin 25 Mart 2021 tarihli AB Konseyi açıklamasına uygun olarak, işbirliği yolunda ilerlemek, sürekli gerilimi azaltmak ve AB endişelerini ele almak için Türkiye’nin vereceği eşit taahhüdü gerektiriyor.”

AB’nin dile getirdiği Mart 2021 tarihli AB toplantısı deklarasyonu, genel olarak Türkiye ile AB arasında yaşanan Doğu Akdeniz bunalımının konunu muhataplarınca diyalog yoluyla ele alınmasını içeriyor ve gerilimin tekrar etmemesi koşuluna bağlı olarak Türkiye ile belirlenen pozitif gündemin yaşama geçirilebileceği mesajını veriyor.

Stratejik amaçlar için geliştirilen bu metne Yunanistan ve Kıbrıs’ın mevcut konjonktürde Türkiye ile yaşadıkları sorunu tek taraflı bir dille aktarılması da Ankara’nın tepki gösterdiği unsurlar arasında.

NATO ortaklığı vurgulanmadı

Ankara’nın tepki gösterdiği bir başka unsur ise Türkiye’ye ve temsil ettiği bölgesel ve kurumsal kimliğe yeterince vurgu yapılmaması. Bu durum Dışişleri’nce yapılan açıklamaya, “Son günlerde yaşanan gelişmeler göz önüne alındığında, belgenin gerçekleri ve doğruları bu şekilde ıskalamış olması ve tam üyelik adayı olan bir NATO Müttefikini bu denli sığ bir bakışla ele alması AB için bir vizyonsuzluk ve talihsizliktir” ifadeleriyle yansıdı.

Son günlerde yaşanan gelişmelerden Ukrayna’da Rusya’nın işgaliyle başlayan savaşı kasteden Ankara, AB Stratejik Pusulası’nın bu durumu dikkati alarak yazması beklentisindeydi.

Metnin yazılım sürecinde ve özellikle Ukrayna krizinin patlamasından sonra AB ile temaslarını artıran Türkiye’nin, Stratejik Pusula’da kullanılacak ifadelerin daha yapıcı olması ve günlük siyasi gerilimi yansıtmama beklentisini dile getirdiği kaydediliyor.

NATO’ya alternatif değil, tamamlayıcı

AB’nin tüm bu çabalarına karşın kendi güvenliğini NATO’suz karşılayamayacağının metinde yer alması ve AB’nin güvenlik açısından yaptıklarının NATO’ya alternatif değil tamamlayıcı olduğu ifadesine yer verilmesine dikkat çekiliyor. İsveç, Finlandiya ve Avusturya gibi üyeleri dışında hemen hepsi NATO üyesi olan AB ülkeleri, NATO-AB işbirliğinin daha da geliştirilmesini ve ittifakın askeri kapasitesinden yararlanmak istiyor.

Ancak bunun tam ve etkin uygulanması için başta Türkiye olmak üzere AB üyesi olmayan müttefiklerle daha kapsamlı bir ortaklık kurmak durumundalar. Kıbrıs sorununun çözülememiş olması, Ege’de Türk-Yunan anlaşmazlığının sürüyor olması, AB-NATO işbirliğinin istenilen şekilde gelişmesine engel olmaya devam ediyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Enerji Enflasyonunda Türkiye Avrupa’da Zirvede!

Elektrik, doğal gaz ve akaryakıta gelen zamlardan oluşan yıllık enerji enflasyonu Ocak 2022 itibariyle Türkiye’de yüzde 90 oldu. Yıllık enerji enflasyonu Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde ise ortalama yüzde 27 olarak gerçekleşti.

Euronews’ta yer alan habere göre; Ocak 2021 ile Ocak 2022 arasını kapsayan son bir yılda akaryakıt fiyatlarının en çok arttığı ülke de yüzde 110 ile Türkiye oldu.

Türkiye yüzde 96 ile elektrik fiyatlarının en çok arttığı ikinci ülke olarak kayıtlara geçti. Türkiye doğal gaz enflasyonunda ise yüzde 56 artışla Avrupa ülkeleri arasında 11. sırada yer aldı.

Yıllık enerji enflasyonu: Türkiye yüzde 90 ile zirvede

AB İstatistik Ofisi (Eurostat) 2021 ile 2022 ocak ayları arasında Avrupa ülkelerinde yıllık enerji enflasyon oranlarını açıkladı.

Enerji enflasyonu; elektrik, doğal gaz ve akaryakıta gelen zamlara göre hesaplanıyor. Yıllık enerji enflasyonunun zirvesinde yüzde 90 ile Türkiye var. 27 ülkeden oluşan AB ortalaması ise yüzde 27.

Ancak birçok Avrupa ülkesinde enerji enflasyonunun yüksek olması dikkat çekiyor. Yıllık enerji enflasyonu Belçika’da yüzde 67 olurken üçüncü sırada yüzde 58 ile Hollanda var.

Son sırada ise fiyatların hiç değişmediği Malta var. İzlanda ve Sırbistan’da enerji fiyatları sadece yüzde 11 arttı.

Ocak itibariyle yıllık enerji enflasyonu diğer bazı ülkelerde şöyle oldu: Yunanistan yüzde 41, İspanya yüzde 33, Bulgaristan yüzde 25, Almanya ve Fransa yüzde 21.

Elektrik fiyatları en çok Hollanda’da arttı, Türkiye 2. sırada

Son bir yılda elektrik fiyatlarının en çok arttığı ülke ise yüzde 111 ile Hollanda oldu. Türkiye yüzde 96 ile ikinci sırada yer alırken Belçika yüzde 71 ile üçüncü sırada. Elektrik fiyatlarında enflasyon AB ortalamasında yüzde 24 oldu.

Üç ülkede elektrik fiyatlarında düşüş yaşanırken iki ülkede ise fiyatlar değişmedi. Letonya’da elektrik enflasyonu yüzde eksi 18, Lüksemburg’da eksi 3, Romanya’da eksi 2 oldu. Malta ve Macaristan’da ise yüzde 0.

Diğer bazı ülkelerdeki oranlar ise şöyle: İtalya yüzde 62, İspanya yüzde 46, Almanya yüzde 11, Fransa yüzde 4.

Doğal gazda enflasyon 4 ülkede yüzde 100’ü aştı

Doğal gazda enflasyon ise bazı ülkelerde yüzde 100’ü aştı. Zirvede yüzde 148 ile Belçika var. Bu ülkeyi yüzde 144 ile Bulgaristan, yüzde 128 ile Danimarka ve yüzde 105 ile Hollanda takip ediyor. Türkiye’de doğal gaz fiyatları son bir yılda yüzde 56 artarken AB ortalaması yüzde 41 oldu.

Enflasyon verileri, doğal gazın yanı sıra sıvılaştırılmış gazları da kapsıyor.

Akaryakıt enflasyonunda Türkiye açık ara zirvede

Akaryakıt enflasyonunda ise Türkiye açık ara zirvede yer alıyor. Ocak 2022 itibariyle son bir yılda akaryakıt fiyatları Türkiye’de yüzde 110 arttı.

İkinci sıradaki Bulgaristan’da ise akaryakıt fiyatları aynı dönemde sadece yüzde 35 arttı. AB ortalaması yüzde 26 olurken Malta’da fiyatlar artmadı.

Diğer bazı ülkelerde yıllık akaryakıt enflasyonu şöyle oldu: Belçika yüzde 33, Almanya yüzde 27, Yunanistan yüzde 26, Fransa yüzde 25 ve İtalya yüzde 20.

Paylaşın

AB’nin Rusya Yaptırımları: Neyi Kapsıyor, Neyi Amaçlıyor?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali beşinci gününe girerken hükümetlerin ve kuruluşların açıkladığı yaptırımlara her geçen gün yenileri ekleniyor. Avrupa Birliği (AB) bu kapsamda bir bilgilendirme metni yayınlayarak yaptırımların kapsamını ve amaçlarının ne olduğu konusunda bilgilendirme yaptı.

Şimdiye kadarki en sert kısıtlayıcı tedbir paketini olduğu belirtilen yaptırımların amacını AB;

  • Kremlin’in savaşı finanse etme kabiliyetini kırmak;
  • Rusya’nın işgalden sorumlu siyasi elitlerine açık ekonomik ve siyasi bedeller ödetmek ve;
  • Rusya’nın ekonomik temellerini zayıflatmak.

olarak sıraladı.

Yaptırımların hedefinde Rus siyasi elitler bulunurken, Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov dahil 654 kişi ve 52 kuruluş yaptırım listesinde.

Bu kişi ve kuruluşların üzerinde de seyahat yasağı, varlıkların dondurulması ve fon sağlama yasağı var. Ayrıca AB şu an yaptırım listesine alma kriterlerinin genişletilmesi için çalışıyor.

İlk hedef finans sektörü

AB, finans sektörü yaptırımlarıyla Rusya’nın sermaye piyasalarına erişimini kesmek istiyor. Böylelikle yaptırım uygulanan kuruluşlar için borçlanma maliyetlerinin arttırılmasını ve Rusya’nın sanayi tabanının kademeli olarak aşındırılmasını hedefliyor. AB’nin finans sektörü yaptırımları şunları içeriyor:

  • Rus bankaları ve hükümeti (Merkez Bankası dâhil) tarafından her türlü menkul kıymet ödünç verme ve satın alma işleminin yasaklanması;
  • Üç önemli Rus bankasının tüm varlıklarının dondurulması ve bunlara finansal yasak getirilmesi;
  • Yaptırım uygulanan devlet şirketlerinin listesinin genişletilmesi;
  • Paralarını AB’de saklamalarını önlemek amacıyla Rus elitlerinin AB bankalarındaki mevduatlarının yasaklanması

Bu yaptırımlarla birlikte Rus bankacılık sisteminin (varlıklar itibariyle), hükümetin ve önemli devlet şirketlerinin yüzde 70’i artık AB sermaye piyasalarında finansman işlemi yapamayacak.

Enerji sektörü yaptırımları petrol fiyatlarını yükseltecek

AB, 2014’ten beri uygulanan mevcut petrol ekipmanı yasağını belirli rafineri teknolojilerinin ihracatını kapsayacak şekilde genişletti. AB, bu yaptırımla Rusya’nın petrol rafinerilerini yenilemesinin zorlaştırılmasını ve daha maliyetli hale gelmesini amaçlıyor.

AB’ye rafine petrol ihracatı 2019’da Rusya’ya 24 Milyar Euro kazandırmıştı.

Ticari hava filosunun dörtte üçü yurtdışından 

AB’nin ulaştırma sektörü yaptırımları Rusya’ya tüm uçak, uçak parçaları, teçhizatı ve ilgili tüm onarım, bakım ve finansal hizmetlerin ihracatının, satışının, tedarikinin ve transferinin yasaklanmasını içeriyor.

Rusya’nın mevcut ticari hava filosunun dörtte üçü AB, ABD ve Kanada yapımı. AB, söz konusu yaptırımlarla, Rusya’nın filosunu uluslararası standartlarda tutamamasını amaçlıyor.

AB, Rusya’nın teknolojik olarak geriye düşmesini istiyor 

AB, Rusya’nın önemli teknolojilere erişimini engelleyerek zamanla teknolojik kabiliyetini yitirmesini için de bir dizi yaptırım kararı aldı. Rusya’nın ileri teknolojilere erişiminin sınırlandıran yasaklar listesi şöyle:

  • İnsansız hava araçları ve bunların yazılımları;
  • Şifreleme cihazı yazılımları;
  • Yarı iletkenler ve gelişmiş elektronik ürünler

Vize tedbirleri

Son olarak vize tedbirleri. Diplomatlar için vizesiz seyahatin ile hizmet pasaportu sahipleri ve iş insanları için vize kolaylığının askıya alınmasını gündemde. Belirlenen vize politikasına göre;

  • Rus diplomatik pasaport hamilleri artık AB’ye vizesiz seyahatten yararlanamayacak
  • Rus hükümet yetkilileri ve iş insanları artık vize başvurusunda bulunurken daha düşük vize ücreti gibi kolaylıklardan faydalanamayacak
  • Ancak bu durum şu anda Vize Kolaylaştırma Anlaşması kapsamında aynı faydalardan istifade etmeye devam edecek olan Rus vatandaşlarını etkilemeyecek.

Donetsk ve Luhansk da listede

AB, 23 Şubat’ta da hâlihazırda hükümetin kontrolü dışındaki iki alan olan Donetsk ve Luhansk oblastları ve AB arasındaki ticareti hedef almıştı. Bu anlamda, AB şu yasak ve kısıtlamalar getirmişti:

  • Bu bölgelerden mal ithalatı yasağı;
  • Belirli ekonomik sektörlerle ilgili ticaret ve yatırımlar üzerindeki kısıtlamalar;
  • Turizm hizmetleri sağlama yasağı;
  • Belirli mal ve teknolojiler için ihracat yasağı.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın