Dünya’nın Merkezinde Şaşırtıcı Değişim!

ABD’deki Virginia Tech College’dan yerbilimci Ying Zhou, Dünya’nın dış çekirdeğinde bazı değişimlerin meydana geldiğini tespit etti. Zhou’nun bu keşfi yapmasında 20 yıl arayla meydana gelen iki depremden elde edilen sismik gözlemler etkili oldu.

Bilim insanı, ilk etapta iki depremden elde edilen ölçümleri inceleyerek aralarında önemli farklılıklar tespit etti. Bu farklılıklar, gezegenin dış çekirdeğindeki konveksiyonda, yani metal akışında önemli değişimler olduğu anlamına geliyordu.

Mayıs 1997’de Güney Pasifik Okyanusu’ndaki Kermadec Adaları bölgesini büyük bir deprem sarsmıştı. 20 yıldan biraz daha uzun bir süre sonra, Eylül 2018’de aynı bölgede bir deprem daha meydana gelmişti.

Aradan geçen 20 yıla rağmen, deprem aynı noktayı vurduğu için aynı hızda sismik dalgalar göndermesi gerekiyordu. Ancak Zhou, beklenenin olmadığını fark etti.

Gerçek zamanlı sismik titreşimleri kaydeden 4 istasyondan gelen veriler, 2018’deki deprem sırasında SKS dalgaları diye bilinen sismik dalgaların yaklaşık bir saniye daha hızlı hareket ettiğini ortaya koydu.

Bu da dış çekirdekte artık daha hafif elementlerin salındığını öne süren ama teorisine bir türlü kanıt bulamayan Zhou için büyük bir fırsattı.

Dış çekirdekte neler oluyor?

Dünya’nın merkezi, son derece yüksek basınç ve sıcaklıkla karakterize olduğu için burada sıvı bir dış çekirdeğin demir içerikli katı iç çekirdeği çevrelediği düşünülüyor.

Bu dış çekirdekte sıvı haldeki demir ve nikel sürekli akış halinde. Konveksiyon adı verilen bu akış, elektrik akımları üreterek gezegenin manyetik alanını oluşturuyor.

Manyetik alan koruyucu bir kalkan gibi Dünya’yı sarıyor ve atmosferin zamanla yok olmasını engellerken gezegen yüzeyini de Güneş’ten gelen radyasyondan koruyor.

Öte yandan, Zhou’ya göre dış çekirdekteki konveksiyon hep aynı kalmıyor.

“Kuzey’deki jeomanyetik kutba bakarsanız yılda yaklaşık 50 kilometre hızla hareket ettiğini görürsünüz” diyen Zhou, sözlerini şöyle sürdürdü:

Kanada’dan Sibirya’ya doğru hareket ediyor. Manyetik alan her gün aynı değil. Değişiyor. Bu yüzden dış çekirdekteki konveksiyonun da zamanla değiştiğini düşünüyoruz ama doğrudan bir kanıt yok. Hiç görmedim.

Sismik veriler çekirdeğin yoğunluğundaki değişimlere işaret ediyor

Hakemli bilimsel dergi Nature’da yayımlanan yeni araştırmada Zhou, işte bu değişime bir kanıt sunmak için yola çıktı.

Bahsi geçen iki depremden elde edilen ölçümleri karşılaştıran bilim insanı, ikinci depremde SKS dalgalarının daha hızlı hareket etmesini şöyle açıkladı:

Bu dalganın ilerlediği yolda bir şeyler değişmiş. O yüzden artık daha hızlı gidebiliyor. Demek ki 20 yıl önce orada olan bir malzeme artık yok.

Zhou, “Yeni malzeme ise daha hafif” diye ekledi: Bu hafif elementler yukarı doğru hareket ediyor ve o bölgedeki yoğunluğu değiştiriyor.

Bilim insanı söz konusu araştırma makalesinde dış çekirdekte 1997’den bu yana hidrojen, karbon ve oksijen gibi daha hafif elementlerin salındığını savundu.

Makaleye göre bu durum dış çekirdeğin yoğuluğunda yaklaşık yüzde 2-3’lük bir azalmaya denk geliyor. Dolayısıyla konveksiyon akışı da saatte yaklaşık 40 kilometreye ulaşıyor.

Şu anda dünya çapında sismik dalgaları gerçek zamanlı takip eden 152 Küresel Sismografik Ağ İstasyonu mevcut. Zhou, “Artık dış çekirdeği görebiliyoruz” diye konuştu:

Eğer onu sismik dalgalardan görebiliyorsak, gelecekte de sismik istasyonlar kurabilir ve bu akışı izleyebiliriz.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

ABD Başkanı Biden: Türkiye’ye F-16 Satmamız Gerekiyor

ABD başkanı Joe Biden, Türkiye’ye F-16 jetlerin satılabilmesi için Kongre onayını alabileceklerine inandığını söyledi. Biden, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği konusundaki kararını etkileyecek bir anlaşmanın da söz konusu olmadığını ifade etti.

Haber Merkez / ABD başkanı Joe Biden, Madrid’de düzenlenen NATO Zirvesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Biden’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle;

“Türkiye’ye F-16 satmalı ve aynı zamanda ellerindeki jetleri de modernize etmeliyiz. Bunu yapmamak bizim çıkarımıza değil. F-16 satışını Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya girmesini onaylamasına bağlayan herhangi bir taviz alışverişi sözkonusu olmadı. Satış için Kongre’nin onayına ihtiyacım var ve bunu yapabileceğimi düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a NATO zirvesinde söylediğim aralık ayında söylediğimle aynı. Aralıktan beri tutumumu değiştirmediğimi kendilerine ifade ettim. Bir karşılık olmadan sadece satmamız gerektiğini söyledim.

Ukrayna’ya uzun ve orta menzilli hava savunma, topçu, karşı batarya sistemleri ve diğer silahların tedariki için 800 milyon dolarlık yeni bir paketi birkaç gün içinde açıklayacağım.

ABD’nin öncülüğünde 50’den fazla ülke, Ukrayna’ya silah tedariki için yeni sözler verdi: 600’den fazla tank, 600 binden fazla mermi, yaklaşık 140 bin tanksavar, 500’e yakın top, gelişmiş çok namlulu roketatar, gemi savar ve hava savunma sistemleri.

(Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’e Washington’un Kiev’i artık destekleyemeyeceğini söyleyeceği zamanın gelip gelmeyeceği sorulduğunda…) Ukrayna’yı gerektiği sürece destekleyeceğiz.

ABD ile müttefikleri gerektiği müddetçe yüksek petrol ve gaz fiyatlarını ödeyecek. Fiyatlar neden mi yüksek? Rusya yüzünden. Sebebi Rusya, Rusya, Rusya.

(Suudi Arabistan ziyaretinde Kral ve Veliaht Prens’ten petrol üretimini artırmalarını isteyip istemeyeceği sorulduğunda) Hayır, onlardan bunu talep etmeyeceğim. Basra Körfezi’ndeki tüm ülkelere petrol üretimini artırmanın önemini işaret ettim, umuyorum ki, onlar da bunu yapmayı kendi çıkarlarına görsünler.”

Paylaşın

ABD’den Yeni F-16 Açıklaması: Destekliyoruz

Madrid’deki NATO zirvesinde konuşan ABD’nin Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Bakan Yardımcısı Celeste Wallender, Türkiye’nin savunma kapasitesinin geliştirilmesinin NATO’nun savunmasına da katkı sunacağını söyledi.

“ABD Türkiye’nin savaş uçağı filosunu modernize etmesini destekliyor” diyen Wallender, “Çünkü bu NATO’nun güvenliğine ve böylece Amerikan güvenliğine katkı sağlayacaktır” ifadelerini kullandı ve ekledi: Bu planlar gerekli onay mekanizmalarından geçmeye devam ediyor.

Türkiye Kasım ayında ABD’den 40 adet yeni F-16 ve mevcut F-16’lar için de 80 adet modernizayon kiti almak için başvuruda bulunmuştu.

Mart ayında ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongre üyelerine bir mektup yazarak bu satışa onay verilmesinin ABD’nin çıkarına olacağını vurgulamıştı.

Wallander’ın açıklaması Türkiye’nin, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımına onay vermesinden sonra geldi.

Bu görüşmelerde Türkiye’nin ABD’den F-16 alımının da pazarlığın bir parçası haline geldiği iddia edilmiş, Reuters ve AFP’ye konuşan üst düzey bir ABD yetkilisi ise “ABD Türkiye’ye hiçbir şey teklif etmedi, Türkiye de ABD’den hiçbir şey talep etmedi” demişti.

Türkiye’nin ortaklaşa üretmeyi planladığı F-35 projesinden, Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi alması nedeniyle çıkarılması, Ankara’yı hava savunmasında yeni arayışlara yönlendirmişti.

Erdoğan, Biden ile görüştü

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO zirvesi için gittiği İspanya’nın başkenti Madrid’de ABD Başkanı Joe Biden ile görüştü.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve MİT Başkanı Hakan Fidan’ın da yer aldığı basına kapalı buluşma yaklaşık bir saat sürdü. Kameraların karşısında kısa birer konuşma yapan iki lider, birbirlerine teşekkür etti.

ABD Başkanı Biden “Özellikle Finlandiya ve İsveç’in durumuyla ilgili yaptıklarınız ve Ukrayna ile Rusya’daki tahılları ülke dışına çıkarabilmek için yaptığınız inanılmaz işler nedeniyle teşekkür ediyorum” dedi ve ekledi: Gerçekten müthiş bir iş çıkarıyorsunuz, teşekkürler.

NATO Zirvesi’nin gündemi itibarıyla çok güçlü bir zirve olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “Zirvede yarın devam edecek çalışmalarımızla inanıyorum ki ülkelerimize dolu dolu dönme fırsatını bulacağız. Sizlerin özellikle ABD olarak bu işte ön alışınız, NATO’nun güçlenmesine yönelik atılacak adımlar özellikle Rusya-Ukrayna sürecine ayrı bir katkı verecektir” dedi.

Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle son dönemde hububat ve akaryakıt konusunda olumsuz gelişmeler yaşandığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu konuda denge politikasıyla süreci çözmenin gayreti içindeyiz. Temennimiz odur ki bu denge politikasıyla netice alalım. Bir an önce de hububat konusunda şu anda bunun yokluğunu çeken ülkelere açılan koridor üzerinden imkân sağlayalım” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

ABD, Uzayda Fabrika Kurmak İçin Harekete Geçti

ABD yönetimi, pahalı teknolojik ekipmanların uzayda inşa edilmesi için ulusal strateji belirledi. Teknoloji sitesi Quartz’a konuşan yetkililer, yapay zeka desteğiyle geliştirilen otonom üretim mekanizmalarının uzay fabrikalarının önünü açacağını ifade etti.

Buna göre ilk adım, eskiyen uyduları yenileriyle değiştirmek yerine uzayda onarmak olacak.

Örneğin NASA, uzay araçlarına yakıt ikmali yapacağı ilk görevini planlıyor.

Özel firmalarsa bu tip görevlerde daha önde. Havacılık ve uzay firması Northrop Grumman, uyduların ömrünü uzattığı iki görevi çoktan başarıyla tamamladı. Firma yakında aynı hizmeti daha büyük ölçekte vermek için yeni bir uzay robotu kullanmayı planlıyor.

Beyaz Saray ise bu tür teknolojileri geliştirmek için kısa süre önce ulusal bir strateji yayımladı. Planlar, uzay politikası danışmanı ve robotik montaj uzmanı Ezinne Uzo-Okoro tarafından yönetiliyor.

Uzay yürüyüşleri tehlikeli

Halihazırda Uluslararası Uzay İstasyonu’nun (UUİ) bakım ve onarım görevlerini, uzay yürüyüşüne çıkan astronotlar üstleniyor. Ancak bu görevler epey tehlikeli olabiliyor.

Örneğin istasyonda görev alan bir astronotun mart ayında uzay yürüyüşü için taktığı kaskına su dolunca görev yarıda kesilmişti.

NASA’nın yardımcı yöneticisi Pamela Melroy, “Uzay araçlarına servis hizmeti sağlamayı rutin hale getirmek için astronotlara bel bağlayamayız” diye konuştu:

Uzay yürüyüşleri çok tehlikeli, özellikle de radyasyonun daha büyük bir tehdit olduğu uzaklıkta.

Yetkililere göre bu işi astronotlar yerine gelişmiş robotlar üstlenmeli.

“Parçalar yörüngede birleştirilmeli”

Melroy ayrıca, bunun gelişmiş uzay araçlarının daha az maliyet ve riskle göreve başlayabilmesini sağlayacağını ifade etti.

“Buradaki en önemli şey, bir roketin içine sığabilecek olandan çok daha büyük cihazlar inşa etme yeteneği” diyen bilim insanı, yenilikçi James Webb Uzay Teleskobu’nu örnek verdi.

Teleskobun devasa aynası, fırlatılacağı rokete sığması için origami gibi katlanmış ve uzayda kendi kendine açılacak şekilde tasarlanmıştı.

Bu durum hem riskleri hem de maliyeti artırmıştı. Melroy’a göre robotlar bu araçları yörüngede monte edebilseydi daha ucuz ve daha güçlü teleskoplar yapılabilirdi.

Yetkililer bu ilk adımların ardından uzayda fabrikalar kurma aşamasına geçilebileceğine inanuyor. Bu tür üretim tesislerinin uzun vadede daha verimli olacağı düşüülüyor.

Ancak öncelikle uydu üreticileri, yörüngeye yakıt limanları gibi tesisler yerleştirmeye başlamadan önce, bunun ekstra masrafa değeceğine ikna olmalı.

Melroy bu durumu “tavuk ve yumurta sorunu” diye niteliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

ABD Duyurdu: Biden, Erdoğan’la Görüşebilir

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği sürecinde yaşanan krizin aşılmasında önemli bir rol oynayabileceği düşünülen olası Erdoğan-Biden görüşmesiyle ilgili olarak ABD’den yeni bir açıklama geldi.

ABD Ulusal Güvenlik Danışması Jake Sullivan, ABD Başkanı Joe Biden’ın bu hafta İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenecek NATO zirvesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la “pekâlâ görüşebileceğini” söyledi.

Almanya’daki G7 zirvesinde gazetecilere açıklamada bulunan Sullivan, Biden’ın konuyla ilgili yürütülen yoğun diplomasi trafiğini “çok yakından” izlediğini ifade etti.

NATO zirvesinde tüm sorunların çözüleceği gibi bir iddida bulunamayacağını söyleyen Sullivan, amaçlarının, “Türkiye açısından bazı endişeler sürse de mümkün olduğunca çok sayıda sorunu çözmeye çalışmak ve böylece İsveç’le Finlandiya’nın üyelik sürecini hızlandırmak” olduğunu belirtti.

Birçok uzman, yaşanan sorun Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında olsa daBiden’ın çözüm sürecine daha doğrudan müdahil olması hâlinde krizin aşılmasının kolaylaşacağı görüşünde. Bu dahlin Erdoğan ile Biden arasındaki bir ikili görüşme şeklinde olabileceği yorumları yapılıyordu. Biden ve Erdoğan son olarak Ekim 2021’de İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenen G20 zirvesi kapsamında ikili bir görüşme gerçekleştirmişti.

Stoltenberg’den Türkiye’nin endişelerine vurgu

Yaşanan krizle ilgili açıklamada bulunan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise bu konuda yarın Türkiye, İsveç ve Finlandiya liderleriyle bir araya geleceğini söyledi.

Madrid’de 29-30 Haziran’da düzenlenecek zirve öncesinde Brüksel’deki NATO karargâhında basın toplantısı düzenleyen Stoltenberg, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, (Finlandiya) Cumhurbaşkanı (Sauli) Niinisto ve (İsveç Başbakanı Magdalena) Andersson’un yarın Madrid’de görüşme davetimi kabul etmelerine sevindim” dedi.

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği konusunda “ilerleme kaydetmeyi amaçladıklarını” söyleyen Stoltenberg, “Bu iki ülkenin bir an önce ittifaka katılabilmelerini sağlamak için üyelik başvurusu yaptıkları andan itibaren sıkı şekilde çalışıyoruz. Aynı zamanda müttefiklerimizin dile getirdiği endişeleri de dikkate almamız gerekiyor. Ki bu olayda endişelerini dile getiren müttefikimiz Türkiye’ydi” ifadesini kullandı.

Stoltenberg, “Herhangi bir söz vermeyeceğim ama sizi şu konuda temin edebilirim ki ilerleme sağlamak için etkin şekilde çalışıyoruz. Çünkü Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılma başvuruları tarihi nitelikte” diye konuştu.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından NATO üyeliği için başvuruda bulundu. NATO’ya yeni üye kabulü için ittifakın 30 üyesinin de onayı gerekiyor.İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı çıkan Türkiye, bu yaklaşımına gerekçe olarak söz konusu ülkelerin PKK ve DHKP-C gibi örgütler konusundaki tutumunu gösteriyor. Ankara ayrıca bu iki ülkenin Türkiye’ye yönelik bazı silah satışlarına izin vermemesine tepkili.

Paylaşın

ABD: Türkiye, NATO Üyelik Pazarlığı İle F-35 Programına Dönemez

ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Adam Smith, F-35 savaş uçakları alımına karşı Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili pazarlık yapamayacağını savundu. Demokrat Parti’den Adam Smith, basına yaptığı açıklamada, S-400 savunma sistemi aldığı için Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programına geri dönemeyeceğini söyledi.

Savunma muhabirlerinin düzenlediği bir etkinlikte konuşan Smith, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemi almasının ülkesi için hala ciddi bir endişe kaynadığı olduğunu belirterek, “Bu Rusya’dan silah aldığı için Türkiye’yi cezalandırmak değil. Bu, S-400’ün F-35 ile aynı yerde olmaması ve oradaki kritik bilgilerin Ruslara ulaşma endişesiyle ilgili bir kaygı. Ben sonuçta onlara bazı silahların verileceğini ancak F-35 savaş uçaklarının satılmayacağını düşünüyorum. Avrupa’nın ne yapacağını bilmiyorum. Ancak onların da bu yönde davranacağını düşünüyorum.” dedi.

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı ittifak üyeleriyle yaptığı pazarlığa değinen Smith, “O (Erdoğan) , ‘bana yeterince iyi teklif yapmadınız, biz de İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine kabul etmeyeceğiz.’ diyor. Onun, en iyi pazarlığın bu olduğunu düşünmesi akıl almaz bir şey değil. Bizim, İsveç ve Finlandiya’nın işi de, ortaya çıkan şeyin bu olmaması için müzakere etmek. Bunu denemek. Ancak sonunda müzakere etmek zorunda kalacağımız şey bu.” ifadesini kullandı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçen hafta Türkiye’ye savaş uçağı satışıyla, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğinin farklı konular olduğunu söylemişti.

ABD’nin dış ilişkilerini yürütürken bazı ülkelerin Rusya ve Çin ile ilişkileri ile ilgili sert kararlar alamaması konusunda ülkesinin bazı esnekliğe sahip olması gerektiğini ve Türkiye’nin durumunun da bunu hatırlattığını kaydeden Smith şöyle konuştu:

“Dünyanın dört bir yanında bizimle ilgili güven sorunu var. ABD’nin mükemmel olduğu fikrine kapılmış birçok Kongre üyesi var. Türkiye ve Hindistan gibi dünyadaki bir sürü ülke ise bahislerini riske attıklarını anlamış görünmüyor. Biz de, ‘Ya bizimle ya da Rusya ve Çin’le birlikte olmak zorundasın’ diyoruz. Onlar ise hala bir anlamda bu kartla oynuyor. Ukrayna’da olup biten ne kadar korkunç olsa da Rusya ve Çin’i ve hatta bir dereceye kadar İran’ı uzaklaştırabilecekken, ABD’ye yaklaşabileceklerini düşünmüyorlar.”

Ülkesinin de geçmişten dersler alıp buna göre davranıp, koalisyonu oluşturmak için esneklik içinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Smith şunları söyledi:

“Dünya mükemmel bir yer değil. Müttefikleriniz ve dostlarımız her zaman tam olarak istediğiniz yerde olmayacak. Ve biz de tam olarak bizim istediğimiz gibi dost ve müttefik olmadığımızı kabul etmeliyiz. Öyleyse, Rusya ve Çin’in küresel düzen için oluşturduğuna inandığım tehdidi göz önünde bulundurarak, burada nasıl anlaşabilir bir ortaklığa sahip olabiliriz buna bakmamız gerekecek.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi: Türkiye’nin Kaygılarını Gidermeye Çalışıyoruz

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Julianne Smith, şu anda farklı formatlarda yürütülen çok sayıda çaba olduğunu belirterek, iki aday ülke İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile birlikte Ankara’nın endişelerini gidermek için çalıştığını söyledi.

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Julianne Smith, Dışişleri Bakanlığı’nın çevrimiçi brifinginde soruları yanıtladı.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği sürecinde Türkiye’nin kaygılarının nasıl giderilebileceği sorusuna Smith, üçlü formatta görüşmelerin yanısıra ABD dahil diğer ülkelerin de Türkiye ile diyaloğunun sürdüğünü belirtti.

”Şu anda farklı formatlarda yürütülen çok sayıda çaba var” diyen Smith, iki aday ülke İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile birlikte Ankara’nın endişelerini gidermek için çalıştığını belirtti. Smith, ”Bu devam eden bir üçlü format. Ankara’nın masaya koyduğu bazı endişeleri gidermek için bu üç ülkenin bir araya geldiği yönünde haberler gördünüz” dedi.

Büyükelçi Smith, Amerikalı bazı yetkililerin iki ülkenin üyelik başvurusu yaptıkları dönemde Ankara’nın kaygılarını anlamak için Türkiye ile temas kurarak bireysel çabalar da yürüttüğünü belirtti.

Hem Washington’un hem de diğer NATO müttefiklerinin bireysel çabalarının sürdüğünü belirten Büyükelçi Smith, NATO’da da konuyla ilgili yuvarlak masa toplantılarının yapıldığını, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’le ilgili dile getirdiği bazı kaygıların dinlendiğini ve yol çizme çabalarının devam ettiğini kaydetti.

Amerika’nın NATO Büyükelçisi Smith, ”Hedefimiz İsveç ve Finlandiya’nın Madrid zirvesinde davetli olarak yer alıp almayacaklarını görmek. Eğer bu olursa süreç devam edecek. Katılım görüşmelerini açık tutmaya çalışacağız. Sonunda bunun olacağına hala güveniyoruz. Zamanlama olaraksa kesin bir şey söyleyemiyorum. Ancak kapalı kapılar ardından Türkler’in kaygılarını gidermeye çalışıyoruz” dedi.

Brifingde bir gazeteci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini bir yıl kadar askıya almaya hazır olduğunu söylediği hatırlatarak, bunun sadece İsveç ve Finlandiya değil NATO’nun tamamı açısından da bir problem teşkil edip etmeyeceğini sordu.

Büyükelçi Smith, NATO müttefiklerinin bu durumun haftalar ya da aylar içinde çözülebilecek bir konu olmasını ve yıllar sürmemesini umduklarını belirtti. ”Hepimizin bu iki ülkeyi Madrid’de davetli olarak diğer ülke liderlerinin yanında görme umudumuz var, bu umudumuzun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmiyoruz” diye konuştu.

Smith, NATO üyelerinin, iki ülkenin ittifaka katılması konusunda süreç o aşamaya geldiğinde onay mekanizmasının hızlandırılması yönünde adımlar atıyor olmasının cesaret verici olduğunu belirtti.

”ABD’de büyük destek var”

ABD’de bu iki ülkenin ittifaka katılması için güçlü destek olduğunu belirten Büyükelçi, Senato’nun da bu nedenle zamanı gelince yeni üyelikleri hızla onaylamaya hazır olacağı mesajını verdiğini söyledi.

Smith, ”Bir kez daha NATO’da perde arkasında bu iki ülkeye güçlü desteği, mümkün olan en hızlı şekilde ilerleme isteğini görmeye ve hissetmeye devam ediyorsunuz. Ancak Türkiye ile bugüne kadar dile getirdikleri kaygıları gidermek için birlikte çalışma isteğimiz de devam ediyor” dedi.

Paylaşın

ABD Dini Özgürlükler Raporunda Türkiye’ye Eleştiri

ABD Dışişleri Bakanlığı, ülkelerde dini özgürlüklerin durumunu mercek altına alan yıllık Dini Özgürlükler Raporu’nun sonuncusunu yayınladı. Raporun Türkiye bölümünde hükümetin dini özgürlükler konusundaki uygulamalarına eleştiriler yöneltildi.

2021 yılını kapsayan raporun Türkiye bölümünde, anayasanın ülkeyi laik bir devlet olarak tanımladığı, vicdan, dini inanç, ifade ve ibadet özgürlüğünü öngördüğü ve dini nedenlerle ayrımcılığı yasakladığı belirtildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevlerine değinilen raporda, bu kurumun İslam’la alakalı dini konuları idare ve koordine ettiğine ve görevinin İslam’ın uygulanmasını sağlamak, dini eğitim sunmak ve dini kurumları idare etmek olduğuna değinildi.

Hükümetin Uygur politikası rapora girdi

Raporda, medyaya göre Müslüman Uygur toplumunun bazı üyelerinin, Çin Halk Cumhuriyeti’nin, Uygur diasporası üyelerini Çin’e sınırdışı etmeme politikasını değiştirmesi için Türk hükümetine baskı yapma girişimlerinde bulunduğu yönünde kaygılar taşıdıkları belirtildi. Medyadaki haberler ve hükümetin kamuoyuna yaptığı açıklamalara göre, Ankara’nın genelde ülkedeki Uygurlar’ı korumada istekli davrandığı, yıl içerisinde herhangi bir Uygur’u Çin’e sınırdışı etmediği ve politikasını değiştirmeyi planladığı iddialarını sürekli olarak yalanladığına işaret edildi.

Raporda, Temmuz ayında 9 Kürt Sünni imamın tutuklandığı, imamlara terörle alakalı ve Kürtçe vaaz verdikleri gerekçesiyle suçlamalar yöneltildiği, bu kişilerin daha sonra serbest bırakıldığı yönündeki haberlere de atıfta bulunuldu. İmamları temsil eden avukatın medyaya, müvekkillerinin seçtikleri dilde vaaz verememeleri nedeniyle “din ve inanç özgürlüklerinin açıkça ihlal edildiğini” söylediği belirtildi.

RTÜK’ün Mart ayında “toplumun dini değerlerine hakaret ettikleri” gerekçesiyle Halk TV ve TELE1’i para cezasına çarptırdığının kaydedildiği raporda, bağımsız Türk medyasının, RTÜK’un bu adımlarını, hükümeti eleştiren medya kurumlarına karşı sıkça uygulanan bir misilleme aracı olarak nitelediği ifade edildi. Aynı ay Anayasa Mahkemesi’nin “dini değerlere hakaret eden” tweet’ler paylaştığı gerekçesiyle bir gazeteciye 7 ay hapis cezası veren bölge mahkemesinin kararını onayladığı ayrıntısına da raporda yer verildi.

“İnsan Hakları Eylem Planı yasalaşmadı”

Hükümetin Mart ayında iki yıl içinde uygulamaya sokulmak üzere İnsan Hakları Eylem Planı açıkladığı ve planda dini azınlık toplulukları için reformlar öngördüğü anımsatılan raporda, bununla birlikte planın yasalaşmadığı ve dini grupların temsilcilerinin de planın açıklanmasından sonra hükümetle olan etkileşimlerinde herhangi bir değişiklik rapor etmedikleri belirtildi.

“Antisemitik söylemler devam etti”

Hükümet yetkililerinin konuşmalarında antisemitik söylemler kullanmaya devam ettiğine değinilen raporda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mayıs ayında, İsrailliler için “bunlar 5 yaşında 6 yaşındaki yavruları öldürecek kadar katil. Bunlar kan emmekle ancak doyar” şeklinde ifadeler kullandığı hatırlatıldı.

Raporda, hükümetin Müslüman olmayan dini azınlıkların, özellikle de sadece Ermeni Ortodoks Hıristiyanlar, Yahudiler ve Rum Ortodoks Hıristiyanlar’ı kapsayan Lozan Anlaşması yorumu kapsamında tanınmayan grupların haklarını sınırlamaya devam ettiği de belirtildi. Medya ve sivil toplum örgütlerinin Protestan cemaatlerin Türk vatandaşı olmayan liderlerine karşı, ülkeye giriş yasağı ve sınırdışı etme gibi muameleler sergilendiğini bildirdiğine değinilen raporda, dini azınlık gruplarının üyelerini eğitme faaliyetlerinin de kısıtlanmaya devam ettiği, Heybeliada Ruhban Okulu’nun hala kapalı olduğu kaydedildi.

“Dini azınlık gruplarının eğitim faaliyetleri kısıtlanıyor”

Hükümetin Sünni Müslüman din adamlarına eğitim vermeye devam ederken, diğer grupların ülke içerisindeki kendi üyelerini eğitmesiniyse kısıtladığı ifade edildi.

Ocak ayında bir Ermeni Hıristiyan parlamenterin Kütahya’da yerel yasalarca korunan 17’inci yüzyıldan kalma bir Ermeni kilisesinin yıkılmasını kınadığı, bunun yanında Süryani Ortodoks Metropolitliği’ne göre İstanbul’da yeni bir Süryani Ortodoks kilisesinin inşasının sürdüğü belirtildi.

“İbadet mekanları ve mezarlıklara vandalizm”

Raporda yine medya haberlerine atfen, ibadet yerleri ve mezarlıklara karşı münferit vandalizm eylemlerinin görülmeye devam ettiği kaydedildi.

Bununla ilgili bazı olayların sıralandığı raporda, örneğin Şubat ayında, Manisa’nın Akhisar ilçesinde bir Yahudi mezarlığının kapısının kimliği bilinmeyen kişilerce tahrip edildiği, Mart ayında da polisin, İstanbul’un Ayvansaray bölgesindeki tarihi Kasturya Sinagogu’nun kapısının ateşe verilmesiyle ilgili soruşturma başlattığı ifade edildi. 11 Temmuz’da İstanbul’un Kadıköy semtinde Surp Tavakor adlı Ermeni kilisesinin kapılarında üç kişinin dans ederken kendilerini videoya çektikleri ve kapıdaki çarmıha zarar verdikleri olaya da yer verilen raporda, hükümet yetkililerinin bu kişilerin davranışını kınadığı, sözkonusu kişilerin daha sonra gözaltına alındığı ve ardından serbest bırakıldığı kaydedildi.

Aralık ayında üç şüphelinin “dini değerlere hakaret” suçlamasıyla yargılandığı, adli sürecin yıl sonu itibariyle hala devam ettiği belirtilen raporda, Eylül ayında da, Mersin’de kimliği bilinmeyen kişilerce Kürt Aleviler’e ait evlerin duvarlarına “Kürt Aleviler defolun” şeklinde yazıların yazıldığı haberlerine alıntı yapıldı.

Sosyal medya ve yazılı basında antisemitik ve nefret söylemlerinin devam ettiği tespitinin de yer aldığı raporda, Ağustos ayında sosyal medyadaki bazı şahıslar ve gazetecilerin, ülke genelinde etkili olan yıkıcı yangınlarla Türkiye’de yaşayan yabancı bir haham arasında bağlantı kurduğu belirtildi. 18 Haziran’da Yahudi toplumunun temsilcilerinin, Boğaziçi Üniversitesi’nde eylem yapan akademisyenler için “Hepiniz şerefsizsiniz. Hainsiniz. Yahudisiniz” diyen bir sağlık ve sosyal hizmetler sendikasının başkanına dava açtığı yönündeki haberlere de raporda atıf yapıldı.

Raporda, 25 Ekim’de Başkan Joe Biden ve Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Washington’da Fener Rum Patriği Bartholomeos’u ağırlamalarına da yer verilirken, görüşmelerin ardından Beyaz Saray’ın, “dini özgürlüklerin temel bir insan hakkı olarak önemini görüştüler” şeklindeki açıklama yaptığı, Blinken’ın da, “Dünya genelinde Ortodoks Hıristiyan toplumuyla ve Türkiye’de ve bölgedeki dini azınlıklarla ortaklığımıza değer veriyoruz” diye tweet attığı hatırlatıldı.

Dini gruplar üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması çağrısı

ABD Büyükelçisi, Türkiye’yi ziyaret eden üst düzey Amerikalı yetkililer ve diğer büyükelçilik ve konsolosluk yetkililerinin, hükümet yetkililerine, dini çeşitliliklere saygı ve yasalar altında eşit muamelenin önemini vurgulamaya devam ettiği de vurgulanan raporda, 18 Mayıs’ta ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın antisemitik söylemini kınayan bir açıklama yayınladığı anımsatıldı.

Raporda, Amerikalı yetkililerin hükümete dini gruplar üzerindeki kısıtlamaları kaldırma ve mülklerin iadesi konusunda ilerleme sağlanması çağrılarında bulunduğu belirtildi. Dışişleri Bakanı dahil üst düzey Amerikalı yetkililerin Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması ve ülkedeki tüm topluluklardan ruhlar üyelerinin eğitimine izin verilmesi çağrılarını dile getirmeyi sürdürdüğüne işaret edilen raporda, Mayıs ayında ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın İstanbul’da Patrik Bartholomeos’la görüştüğü, ayrıca Aya Yorgi Kilisesi’ni ziyaret ettiği, büyükelçilik ve konsolosluk yetkililerinin de geniş yelpazede İslami liderler ve dini azınlık toplumu liderleriyle toplantılar düzenlemeyi sürdürerek, dini özgürlükler ve dinlerarası hoşgörünün önemini vurguladıkları ve herhangi bir dini grubun üyelerine karşı ayrımcılığı kınadıkları kaydedildi.

Türkiye’nin dini demografisi

Raporda, Türk hükümetine göre nüfusun yüzde 99’unun Müslüman ve bu kesimin yüzde 78’inin de Hanefi Sünni mezhebinden olduğu, diğer dini grupların temsilcilerinin tahminlerine göre bu grupların da nüfusun yüzde 0,2’sini oluşturduğu belirtildi. KONDA’nın 2019 yılı Ocak ayında yayınladığı son ankete göre nüfusun yüzde 3’ünün kendilerini ateist, yüzde 2’sinin de herhangi bir dine inanmayan olarak tanımladığı kaydedildi.

Alevi gruplarının liderlerinin tahminlerine göre Alevi Müslümanlar’ın nüfusun yüzde 25 ila 31’ini oluşturduğu ifade edilirken, KONDA araştırma şirketininse Alevi nüfusunu 5 milyon civarı kişi, yani nüfusun yaklaşık yüzde 6’sı olarak tahmin ettiği belirtildi. Şii Caferi toplumununsa nüfusun yüzde 4’ünü oluşturdukları tahmininde bulunduğu kaydedildi.

Müslüman olmayan dini grupların çoğunlukla İstanbul’da ve diğer büyük kentlerde, ayrıca güneydoğuda toplandığı ifade edilirken, tam rakamlar mevcut olmasa da bu grupların kendi tahminlerine göre ülkede yaklaşık 90 bin Ermeni Ortodoks Hıristiyan, 25 bin Roma Katolik, 12 ila 16 bin Yahudi’nin olduğu bilgisi paylaşıldı. Bunun yanında, 25 bin Süryani Ortodoks Hıristiyan, 15 bin Rus Ortodoks Hıristiyan ve 10 bin Bahai’nin bulunduğunun tahmin edildiği belirtildi. Ayrıca 7 ila 10 bin Protestan ve evanjelik Hıristiyan mezhepler, 5 bin Yehova Şahitleri, 3 binin altında Keldani Hıristiyanları, 2 bin 500’den az Rum Ortodoks Hıristiyan ve 1000’in altında Ezidi’nin olduğu ifade edildi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ABD Dışişleri Bakanı Blinken: Suriye’de Operasyona Karşıyız

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Washington’daki görüşmelerinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Türkiye ile ilgili mesajlar verdi.

Antony Blinken, Türkiye’yi Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon düzenleme planları konusunda uyararak böyle bir adımın bölgeyi riske atacağını söyledi. Türkiye’yi 2019 yılında ABD ile varılan mutabakatta belirlenen ateşkes hatlarına riayet etmeye çağıran Blinken, olası bir operasyonla ilgili olarak “Bu, karşı olacağımız bir şeydir. Endişemiz, yeni herhangi bir askeri operasyonun bölgedeki istikrarı zayıflatması, kötü niyetli aktörlere istikrarsızlıktan yararlanma fırsatı yaratmasıdır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün yaptığı açıklamada “Güney sınırlarımız boyunca 30 kilometre derinliğinde güvenli bölge oluşturma kararımızın yeni bir safhasına geçiyoruz. Tel Rıfat ve Münbiç’iteröristlerden temizliyoruz. Ardından da aşama aşama diğer bölgelerde aynısını yapacağız” ifadelerini kullanmıştı.

“IŞİD’e karşı mücadeleyi partnerlerle sürdürüyoruz”

Blinken açıklamasında ayrıca YPG’nin adını vermeden Suriye’de IŞİD’e karşı mücadelenin önemine de vurgu yaptı. ABD Dışişleri Bakanı, “Suriye içinde IŞİD’e karşı savaşı partnerler yoluyla etkili bir şekilde sürdürüyoruz ve IŞİD’i içine tıktığımız kutuda tutmak için gösterilen çabaları tehlikeye atacak hiçbir şey görmek istemiyoruz” diye konuştu.

YPG’nin belkemiğini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ABD’nin IŞİD’e karşı karadaki en önemli müttefiki konumundaydı. Türkiye ise YPG’yi PKK’nın Suriye kolu olarak görüyor. ABD ve Batılı ülkeler PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmelerine rağmen YPG konusunda bu tür bir karar almış değiller. Konu, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerine yönelik muhalefetinin de ana unsurlarından birini oluşturuyor. Türk hükümeti, iki ülkeyi “teröre destek vermek”le suçluyor.

“Önümüzdeki günlerde Brüksel’de toplantı yapılacak”

Basın toplantısında konuşan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de “önümüzdeki günlerde” Brüksel’de İsveç, Finlandiya ve Türkiye’den üst düzey yetkilileri bir araya getirecek bir toplantı düzenleyeceğini açıkladı. Toplantıda Türkiye’nin dile getirdiği endişelerin görüşüleceğini belirten Stoltenberg, “Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İsveç ve Finlandiya liderleriyle yakın temas halindeyim” dedi.

Erdoğan bugün konuyla ilgili olarak, Türkiye’nin onayı olmadan İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği mümkün olmadığı için yoğun bir diplomasi trafiği yaşandığına işaret etmiş, “Arayan arayana. Niçin bu ülkelerin üyeliğine karşı olduğumuzu örnekleri ve gerekçeleriyle anlattık. Şu ana kadar da önümüze bizim ihtirazi kayıtlarımızı izale edecek somut herhangi bir belge konabilmiş değildir. AB üyeliği sürecimiz başta olmak üzere pek çok acı tecrübeyle belgeye bağlanmamış sözlere inanmamız asla mümkün değildir” demişti.

Paylaşın

ABD, Suriye’ye Olası Harekattan Endişesini Yineledi

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin olası bir yeni harekatının bölgesel istikrarı baltalayacağı ve IŞİD’e karşı mücadelede zorlukla elde edilen kazanımları riske atacağı yönündeki endişelerini yineledi.

Price günlük basın brifinginde bir gazetecinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’de askeri harekatın her an başlayabileceği şeklindeki sözlerini hatırlatarak, “Türkiye’nin olası bir harekatının yakın olduğu yönünde ABD’nin elinde işaretler var mı? Kürt ortaklarınıza, eğer yapıyorsanız, ne gibi güvenceler sağlıyorsunuz?” sorusunu yanıtladı.

Geçen hafta bu konuyla ilgili yine bir soruya cevaben yaptığı açıklamaları hatırlatarak söze başlayan Price, “Suriye’nin kuzeyinde askeri hareketliliğin artması potansiyeline ilişkin tartışmalar ve özellikle de bölgedeki sivil nüfus üzerindeki etkileri hakkında derin kaygı duymaya devam ediyoruz. Mevcut ateşkes hatlarının muhafaza edilmesini desteklemeyi sürdürüyoruz. Bunu tehlikeye atma potansiyeline sahip, gerilimi tırmandıracak her türlü eylemi kınarız” diye konuştu.

Price, tüm tarafların ateşkes bölgelerini koruması ve bu bölgelere saygı göstermesi, Suriye’de istikrarı ilerletmesi ve ihtilafa siyasi çözüm bulmak için çalışmasının kritik önem taşıdığını vurgulayarak, “Bunun tersi yöndeki her türlü çabanın, Suriye’deki daha geniş boyutlu ihtilafı sona erdirme hedeflerimize ve Kürt ortaklarımızla da dahil olmak üzere birlikte IŞİD’e karşı son yıllarda imza attığımız muazzam ilerlemelere zarar verebileceğine inanıyoruz” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki operasyonlara son verilmesini içeren 2019 yılı Ekim ayı tarihli ortak bildiriye bağlı kalmasını beklediklerini kaydeden Price, “Türkiye’nin sınırlarındaki meşru güvenlik kaygılarının farkındayız ama herhangi bir yeni harekatın bölgesel istikrara baltalayacağından ve IŞİD’e karşı zorlukla elde edilen kazanımları riske atacağından endişe ediyoruz” dedi.

Price, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Türkiye’ye planladığı ziyaretle ilgili bir soru üzerine de, Ankara’nın Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi ve Ukrayna’dan gıda ve tahıl ürünleri ihracı konusunda yürüttüğü diplomatik çabalara destek verdiklerini söyledi

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price ayrıca bir başka soru üzerine, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı çıkmasından kaynaklanan sorunun ABD ile Türkiye arasında ikili bir mesele değil, Türkiye, Finlandiya ve İsveç arasında bir mesele olduğu yönündeki Washington’un duruşunu yineledi. Üst düzey NATO yetkilileri ve NATO Genel Sekreteri’nin de bu süreçte oynayabileceği rolün olduğuna işaret eden Price, “Türk ortaklarımızla ve elbette İsveç ve Finlandiyalı ortaklarımızla. müttefiklerimizle temaslar yürütmeye devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

Paylaşın