Postfaşizm Ve Neofaşizmi Anlamak

Neofaşizm, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı (II. Dünya Savaşı) sonrası dönemde ortaya çıkan, klasik faşizmin ideolojik unsurlarını modern koşullar altında yeniden uyarlayan aşırı sağ akımdır.

Kurtuluş Aladağ / Temel olarak milliyetçilik, ırkçılık, otoriterlik ve yabancı/göçmen düşmanlığını ön plana çıkaran bu hareket, faşizmin “yeni” (neo-) versiyonu olarak tanımlanır.

Postfaşizm, neofaşizmden farklı olarak, faşizmin klasik unsurlarını daha inceltilmiş, modernize edilmiş ve genellikle demokratik sistemlerin içinde gizlenmiş bir şekilde yeniden üreten bir ideolojik ve siyasi akımdır.

Neofaşizm Nedir?

Neofaşizm, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı (II. Dünya Savaşı) sonrası dönemde ortaya çıkan, klasik faşizmin ideolojik unsurlarını modern koşullar altında uyarlayan bir aşırı sağ akımdır. Temel olarak milliyetçilik, ırkçılık, otoriterlik ve yabancı/göçmen düşmanlığını ön plana çıkaran bu hareket, faşizmin “yeni” (neo-) versiyonu olarak tanımlanır.

Neofaşizm, klasik faşizmden (örneğin Mussolini’nin İtalya’sı veya Hitler’in Nazizm’i) farklı olarak, açık bir totaliter rejim kurmak yerine demokrasi kisvesi altında popülist ve otoriter yapılar oluşturmayı tercih eder. Bu akım, ekonomik krizler, küreselleşme karşıtlığı ve kültürel kimlik kaygılarını besleyerek yayılır.

1950’lerden itibaren Avrupa’da (Özellikle İtalya, Fransa ve Almanya) ve diğer bölgelerde görülmeye başlayan neofaşizm, savaş sonrası faşist kalıntıların evrilmesiyle şekillenmiştir; örneğin İtalya’da MSI (İtalyan Sosyal Hareketi) gibi partiler neofaşizmin öncüleri olmuştur.

Günümüzde ABD’de Alt-Right hareketi, Avrupa’da AfD (Almanya), Ulusal Cephe (Fransa) veya Türkiye’de bazı milliyetçi gruplar neofaşizm eğilimler gösterir. Emperyalist sistemin çelişkileri ve neoliberalizmin yarattığı eşitsizlikler, bu akımın nesnel koşullarını hazırlar.

Neofaşizm, klasik faşizmle benzerlikler taşırken, moderniteye uyum sağlar.

Klasik Faşizmin (1920 – 1940’lar) Temel Özellikleri:

Açık totaliter diktatörlük, tek parti rejimi
Devlet kontrollü korporatizm
Irkçı ideolojiyi devlet şiddetiyle dayatma
Yahudiler, komünistler (açık nefret)
Orta ve alt sınıflar, işsizlik korkusu

Neofaşizmin (1950’lerden günümüze) Temel Özelikleri:

Seçimli otoriter popülizm, demokrasi kisvesi
Neoliberalizmle iç içe, millî ekonomi vurgusu
Sosyal medya ve popülist söylem (göçmen korkusu)
Göçmenler, azınlıklar, “kültürel yozlaşma”
İşçi kitleleri, küreselleşme mağdurları

Türkiye’de neofaşizm tartışmaları, özellikle 1970’ler ve 1990’lardaki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Ülkü Ocakları etrafında yoğunlaşmıştır. Bu gruplar, solcu akademisyenler ve medya tarafından neofaşist olarak nitelendirilmiştir.

12 Eylül öncesi MHP’nin paramiliter kanadı olarak görülen Ülkü Ocakları, radikal sağın simgesiydi. Günümüzde de MHP, “postfaşist” bir yapı olarak tartışılmaktadır; otarşik neoliberalizm (milli ekonomi içinde serbest piyasa) ve AB karşıtlığı vurgulanmaktadır.

2000’lerden itibaren ultra milliyetçilik popülerleşmiştir; bu medya, futbol ve devlet politikalarına da yansımıştır. Emre Arslan gibi yazarlar, MHP’yi “neofaşizmin Türkiye versiyonu” olarak tanımlamıştır.

Neofaşizm, emperyalizmin çelişkilerinden beslenir ve yok olmaz; değişerek varlığını sürdürür. Antifaşist mücadele, bu akımın krizlerdeki rolünü anlamaktan geçmektedir.

Postfaşizm Nedir?

Postfaşizm, neofaşizmden farklı olarak, faşizmin klasik unsurlarını daha inceltilmiş, modernize edilmiş ve genellikle demokratik sistemlerin içinde gizlenmiş bir şekilde yeniden üreten bir ideolojik ve siyasi akımdır.

Neofaşizm açıkça faşist semboller ve söylemler kullanırken, postfaşizm daha örtülü bir şekilde işler; demokrasi, popülizm ve kültürel muhafazakârlık kisvesi altında faşist eğilimleri normalleştirir. Bu terim, özellikle 21. yüzyılda aşırı sağın dönüşümünü ve ana akım siyasete entegrasyonunu tanımlamak için kullanılmaktadır.

Postfaşizm, klasik faşizmin otoriter, militarist ve totaliter yapısını doğrudan benimsemez; bunun yerine, modern demokrasilerin araçlarını (seçimler, medya, popülist söylemler) kullanarak otoriter bir düzen kurmayı hedefler.

Postfaşizmin Ana Özellikleri:

Popülist Söylem: “Halk” ve “seçkinler” arasında yapay bir karşıtlık yaratır. Göçmenler, azınlıklar veya “iç düşmanlar” (örneğin, “globalist elitler”) hedef alınır.

Kültürel Milliyetçilik: Açık ırkçılık yerine, kültürel homojenlik vurgusu yapılır. Örneğin, “Batı değerlerini koruma” veya “millî kimlik” söylemleriyle azınlıklara karşı ayrımcılık meşrulaştırılır.

Demokrasi Kılığı: Totaliter rejim yerine, seçimle gelen otoriter liderler veya partiler aracılığıyla güç konsolide edilir. Medya kontrolü ve yargı bağımsızlığının zayıflatılması bu süreçte yaygın araçlardır.

Esnek İdeoloji: Postfaşizm, sabit bir ideolojiye bağlı kalmaz; yerel koşullara göre şekillenir. Örneğin, Avrupa’da İslam karşıtlığı, Türkiye’de ise Kürt veya Alevi karşıtlığı öne çıkabilir.

Neoliberalizmle İlişki: Klasik faşizmin devletçi ekonomisine karşın, postfaşizm genellikle neoliberal politikalarla uyumludur; ancak millî ekonomi söylemini kullanır.

Postfaşizm ve Neofaşizm Arasındaki Farklar:

Neofaşizm:

Açık milliyetçilik, ırkçı veya paramiliter
Demokrasiyi açıkça reddedebilir
Faşist semboller ve nostalji (örneğin, bozkurt, gamalı haç)
Daha dar, radikal sağ taban
Millî ekonomi vurgusu, korporatizm

Postfaşizm:

Örtülü milliyetçilik, popülist ve “kültürel”
Demokrasiyi araçsallaştırır, seçimle güç kazanır
Modern, ana akım semboller ve söylemler
Geniş kitleler, orta sınıf ve muhafazakârlar
Neoliberalizmle uyumlu, esnek ekonomi

Türkiye’de postfaşizm, özellikle 2000’lerden itibaren Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ittifakıyla tartışılmaktadır. Bazı akademisyenler ve sol entelektüeller, bu ittifakın postfaşist eğilimler sergilediğini savunmaktadır:

Otoriter Popülizm: AKP’nin “millî irade” söylemi, muhalifleri “dış güçlerin maşası” olarak damgalama ve medya kontrolü postfaşist özellikler taşımaktadır.

Kültürel Hegemonya: Dinî ve millî değerler üzerinden toplumun homojenleştirilmeye çalışılması, Aleviler, Kürtler ve seküler kesimlere yönelik dışlayıcı söylemler.

Devlet Aygıtlarının Kullanımı: Yargı, emniyet ve eğitim gibi kurumların parti ideolojisi doğrultusunda yeniden yapılandırılması.

Milliyetçilik ve Dış Düşman: “Yeni Osmanlıcılık” veya “Batı karşıtlığı” gibi söylemler, postfaşist bir “biz ve onlar” ayrımını beslemektedir.

Örneğin, Emre Arslan gibi yazarlar, MHP’nin neofaşist köklerden postfaşist bir çizgiye evrildiğini, AKP ile ittifakının ise bu dönüşümü hızlandırdığını belirtmektedir. Ancak, bu görüşler tartışmalıdır; bazıları bu analizlerin ideolojik önyargı içerdiğini savunmaktadır.

Örneğin, Fransa’da Marine Le Pen’in Ulusal Cephe’si (şimdi Ulusal Birlik), İtalya’daki Fratelli d’Italia veya Macaristan’da Viktor Orban’ın Fidesz partisi, postfaşist olarak nitelendirilmektedir. Bu partiler, açık faşizmden uzak durarak ana akım seçmenlere hitap etmektedirler.

ABD’de Donald Trump dönemi, “Make America Great Again” söylemiyle postfaşist eğilimler sergilemiştir; ancak doğrudan faşizmden ziyade popülist otoriterlik olarak sınıflandırılmaktadır. Hindistan’da Narendra Modi’nin BJP hükümeti, Hindu milliyetçiliği ve Müslüman karşıtı politikalarla postfaşist özellikler taşımaktadır.

Postfaşizm, açık diktatörlükten ziyade demokrasinin içinin boşaltılması yoluyla işlemektedir. Bu nedenle, klasik faşizmden daha sinsi kabul edilmektedir:

Normalleşme: Faşist söylemler, popülist politikalarla ana akıma taşınır, böylece bu söylemler toplum tarafından kabul edilir.

Polarization: Toplum, “biz” ve “onlar” olarak bölünür; bu, iç çatışmaları körüklemektedir.

Kurumsal Erozyon: Yargı, medya ve sivil toplumun bağımsızlığı zayıflatılarak otoriterlik yerleştirilmektedir.

Sonuç olarak; Postfaşizm, faşizmin modern bir uyarlaması olarak, demokrasinin araçlarını kullanarak otoriter bir düzen kurmayı hedeflemektedir. Türkiye’de bu eğilim, milliyetçilik ve dinî muhafazakârlıkla harmanlanarak kendine özgü bir biçim almaktadır.

Küresel çapta ise ekonomik krizler, kültürel kimlik kaygıları ve küreselleşme karşıtlığı, postfaşizmin yayılmasını beslemektedir. Antifaşist mücadele, bu akımın örtülü doğasını teşhis etmeyi ve demokratik kurumları güçlendirmeyi gerektirmektedir.

Paylaşın

Emmy Ödülleri 77. Kez Sahiplerini Buldu

ABD’de televizyon yapımlarına verilen en önemli ödüller arasında yer alan Emmy Ödülleri bu yıl Los Angeles’taki Peacock Tiyatrosu’nda düzenlenen törenle 77. kez sahiplerini buldu.

Ödül töreninde Netflix yapımı “Adolescence” ile Apple TV yapımı “The Studio” dizileri, birçok dalda ödül alarak geceye damgasını vurdu.

Törende “En İyi Drama Dizisi” ödülüne The Pitt sahip olurken, “En İyi Komedi Dizisi” ödülünü de The Studio aldı.

The Studio oyuncularından Seth Rogen “En İyi Erkek Komedi Oyuncusu” ödülünü kazanırken, Hacks dizisi oyuncularından Jean Smart ise “En İyi Kadın Komedi Oyuncusu” ödülünü kazandı.

Toplam 13 ödül kazanan The Studio, tek sezonda en fazla ödül kazanan komedi dizisi olarak kayıtlara geçti.

The Pitt dizisi oyuncularından Noah Wyle “En İyi Erkek Drama Oyuncusu” ödülüne layık görülürken, Katherine LaNasa da “En İyi Yardımcı Erkek Drama Oyuncusu” ödülünü eve götürdü.

“En İyi Kadın Drama Oyuncusu” ödülünü ise Severance dizisindeki rolüyle Britt Lower aldı.

Törene katılan birçok oyuncu, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye düzenlediği saldırılara tepki gösterdi.

Oscar ödüllü İspanyol sinema oyuncusu Javier Bardem, ödül törenine Filistin mücadelesinin sembolü haline gelen, siyah, beyaz, kırmızı ve yeşil renklerdeki kefiye takarak katıldı.

Bardem, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını destekleyen veya meşrulaştıran herhangi bir filmde veya televizyon şirketinde çalışmayacağını belirterek, “Bu kadar basit. Bu sektörde ya da başka herhangi bir sektörde bunu yapmamalıyız,” dedi.

İsrail’e ticari ve diplomatik yaptırımlar uygulanması çağrısında bulunan Bardem, “Özgür Filistin” ifadesini kullandı.

ABD’li komedyen ve oyuncu Megan Stalter da törene üzerinde “Ateşkes” yazan bir çanta ile katıldı. Bir platformda sesini duyurmanın önemine dikkati çeken Stalter, “Dünyadaki en önemli şey barışa sahip olmak,” dedi.

Stalter, dünyada yaşananlar hakkında konuşmanın kıyafet tercihlerinden daha önemli olduğunu vurgulayarak, “Bir şey söylemeden duramam ve bu, büyük bir gece elbisesi giymiş olsam da kot pantolon giymiş olsam da, bu bana görünüşümden daha önemli gibi geliyor. Gerçekten korkunç olan şeyler hakkında konuşmak çok önemli,” diye konuştu.

En İyi Drama Dizisi

Kazanan: The Pitt (HBO Max)
Andor (Disney+)
The Diplomat (Netflix)
The Last of Us (HBO Max)
Paradise (Hulu)
Severance (Apple TV+)
Slow Horses (Apple TV+)
The White Lotus (HBO Max)

En İyi Komedi Dizisi

Kazanan: The Studio (Apple TV+)
Abbott Elementary (ABC)
The Bear (Hulu)
Hacks (HBO Max)
Nobody Wants This (Netflix)
Only Murders in the Building (Hulu)
Shrinking (Apple TV+)
What We Do in the Shadows (Hulu)

En İyi Mini Dizi

Kazanan: Adolescence (Netflix)
Black Mirror (Netflix)
Dying for Sex (Hulu)
Monsters: The Lyle and Erik Menendez Story (Netflix)
The Penguin (HBO Max)

En İyi Aktör – Drama

Kazanan: Noah Wyle – The Pitt (HBO Max)
Sterling K Brown – Paradise (Hulu)
Gary Oldman – Slow Horses (Apple TV+)
Pedro Pascal – The Last of Us (HBO Max)
Adam Scott – Severance (Apple TV+)

En İyi Aktrist – Drama

Kazanan: Britt Lower – Severance (Apple TV+)
Kathy Bates – Matlock (CBS)
Sharon Horgan – Bad Sisters (Apple TV+)
Bella Ramsey – The Last of Us (HBO Max)
Keri Russell – The Diplomat (Netflix)

En İyi Aktör – Komedi

Kazanan: Seth Rogen – The Studio (Apple TV+)
Adam Brody – Nobody Wants This (Netflix)
Jason Segel – Shrinking (Apple TV+)
Martin Short – Only Murders in the Building (Hulu)
Jeremy Allen White – The Bear (Hulu)

En İyi Aktrist – Komedi

Kazanan: Jean Smart – Hacks (HBO Max)
Uzo Aduba – The Residence (Netflix)
Kristen Bell – Nobody Wants This (Netflix)
Quinta Brunson – Abbott Elementary (ABC)
Ayo Edebiri – The Bear (Hulu)

En İyi Aktör – Mini Dizi

Kazanan: Stephen Graham – Adolescence (Netflix)
Colin Farrell – The Penguin (HBO Max)
Jake Gyllenhaal – Presumed Innocent (Apple TV+)
Bryan Tyree Henry – Dope Thief (Apple TV+)
Cooper Koch – Monsters: The Lyle and Erik Menendez Story (Netflix)

En İyi Aktrist – Mini Dizi

Kazanan: Cristin Milioti – The Penguin (HBO Max)
Cate Blanchett – Disclaimer (Apple TV+)
Meghan Fehy – Sirens (Netflix)
Rashidah Jones – Black Mirror (Netflix)
Michelle Williams – Dying for Sex (Hulu)

En İyi Yardımcı Aktör – Drama

Kazanan: Tramell Tillman – Severance (Apple TV+)
Zach Cherry – Severance (Apple TV+)
Walton Goggins – The White Lotus (HBO Max)
Jason Isaacs – The White Lotus (HBO Max)
James Marsden – Paradise (Hulu)
Sam Rockwell -The White Lotus (HBO Max)
John Turturro – Severance (Apple TV+)

En İyi Yardımcı Aktrist – Drama

Kazanan: Katherine LaNasa – The Pitt (HBO Max)
Patricia Arquette – Severance (Apple TV+)
Carrie Coon – The White Lotus (HBO Max)
Julianne Nicholson – Paradise (Hulu)
Parker Posey – The White Lotus (HBO Max)
Natasha Rothwell – The White Lotus (HBO Max)
Aimee Lou Wood – The White Lotus (HBO Max)

En İyi Yardımcı Aktör– Komedi

Kazanan: Jeff Hiller – Somebody Somewhere (HBO Max)
Ike Barinholtz – The Studio (Apple TV+)
Colman Domingo – The Four Seasons (Netflix)
Harrison Ford – Shrinking (Apple TV+)
Ebon Moss-Bachrach – The Bear (Hulu)
Michael Urie – Shrinking (Apple TV+)
Bowen Yang – Saturday Night Live (NBC)

En İyi Yardımcı Aktrist – Komedi

Kazanan: Hannah Einbinder – Hacks (HBO Max)
Liza Colón-Zayas – The Bear (Hulu)
Kathryn Hahn – The Studio (Apple TV+)
Janelle James – Abbott Elementary (ABC)
Catherine O’Hara – The Studio (Apple TV+)
Sheryl Lee Ralph – Abbott Elementary (ABC)
Jessica Williams – Shrinking (Apple TV+)

En İyi Yardımcı Aktör – Mini dizi

Javier Bardem – Monsters: The Lyle And Erik Menendez Story (Netflix)
Bill Camp – Presumed Innocent (Apple TV+)
Kazanan: Owen Cooper – Adolescence (Netflix)
Rob Delaney – Dying For Sex (Hulu)
Peter Sarsgaard – Presumed Innocent (Apple TV+)
Ashley Walters – Adolescence (Netflix)

En İyi Yardımcı Aktrist – Mini dizi

Kazanan: Erin Doherty – Adolescence (Netflix)
Ruth Negga – Presumed Innocent (Apple TV+)
Deirdre O’Connell – The Penguin (HBO Max)
Chloë Sevigny – Monsters: The Lyle And Erik Menendez Story (Netflix)
Jenny Slate – Dying For Sex (Hulu)
Christine Tremarco – Adolescence (Netflix)

En İyi Senaryo – Komedi

Quinta Brunson – Abbott Elementary
Lucia Aniello, Paul W. Downs and Jen Statsky – Hacks
Nathan Fielder, Carrie Kemper, Adam Locke-Norton, Eric Notarnicola – The Rehearsal
Hannah Bos, Paul Thureen, Bridget Everett – Somebody Somewhere
Kazanan: Seth Rogen, Evan Goldberg, Peter Huyck, Alex Gregory, Frida Perez – The Studio
Sam Johnson, Sarah Naftalis, Paul Simms – What We Do in the Shadows

En İyi Senaryo – Drama

Kazanan: Dan Gilroy – Andor
Joe Sachs – The Pitt
R. Scott Gemmill – The Pitt
Dan Erickson – Severance
Will Smith – Slow Horses
Mike White – The White Lotus

En İyi Senaryo – Mini Dizi

Kazanan: Jack Thorne, Stephen Graham – Adolescence
Charlie Brooker, Bisha K. Ali – Black Mirror
Kim Rosenstock, Elizabeth Meriwether – Dying for Sex
Lauren LeFranc – The Penguin
Joshua Zetumer – Say Nothing

En İyi Yönetmen – Komedi

Janus Metz, Andor
Amanda Marsalis, The Pitt
John Wells, The Pitt
Jessica Lee Gagné, Severance
Ben Stiller, Severance
Kazanan: Adam Randall, Slow Horses
Mike White, The White Lotus

En İyi Yönetmen – Drama

Ayo Edebiri, The Bear
Lucia Aniello, Hacks
James Burrows, Mid-Century Modern
Nathan Fielder, The Rehearsal
Kazanan: Seth Rogen, The Studio

En İyi Yönetmen – Mini Dizi

Kazanan: Philip Barantini, Adolescence
Shannon Murphy, Dying for Sex
Helen Shaver, The Penguin
Jennifer Getzinger, The Penguin
Nicole Kassell, Sirens
Lesli Linka Glatter, Zero Day

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Anti-Damping Vergisi

ABD, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 10 ülkeye karşı anti-damping vergisi getirdi. Antidamping, yerel sanayiye zarar gelmesini önlemek amacıyla, ithalat ürünlerine uygulanan ek tarifelerdir

Trump, 20 Ocak 2025’te başkanlık görevini yeniden devraldığından bu yana, ABD’nin uluslararası ticarette adaletsiz muameleye maruz kaldığını öne sürerek birçok ülkeye yönelik ek gümrük vergileri getirdi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ticaret Bakanlığı, Türkiye dâhil 10 ülkeden ithal edilen korozyona dayanıklı çelik (CORE) ürünlerine yönelik damping ve sübvansiyon soruşturmalarında nihai kararını verdi. Böylece Nisan ayında Türkiye’ye yönelik belirlenen yüzde 15,18’lik anti-damping vergisi oranı kalıcı hâle getirilmiş oldu.

Söz konusu soruşturmaların 10 ülkeden toplam 2,9 milyar dolar değerindeki ithalatı kapsadığını belirten Bakanlık, anti-damping (AD) ve telafi edici vergi (CVD) önlemleriyle ilgili kararında, “ABD’ye ithal edilen CORE ürünlerinin söz konusu 10 ticaret ortağından dampingli fiyatlarla satıldığı veya sübvansiyonlarla desteklendiği tespit edilmiştir” ifadesine yer verdi.

Korozyona dayanıklı çelik ürünlerinin otomobil, beyaz eşya ve inşaat sektöründe yaygın olarak kullanıldığı belirtilirken ABD Uluslararası Ticaretten Sorumlu Bakan Yardımcısı William Kimmitt, “Amerikan çelik şirketleri ve çalışanları adil bir zeminde rekabet etmeyi hak ediyor” ifadelerini kullandı.

Ancak süreç henüz tamamlanmış değil. ABD Uluslararası Ticaret Komisyonu (ITC) şimdi, bu ithalatın Amerikan çelik endüstrisine zarar verip vermediğini değerlendirecek. ABD Ticaret Bakanlığının açıklamasında, ITC’nin zarar tespiti yapması durumunda anti-damping ve telafi edici vergi kararlarının yürürlüğe koyulacağı duyuruldu.

Damping, bir ülkenin ürettiği malı, kendi iç piyasasındaki fiyatının altında başka bir ülkeye satması anlamına geliyor. Anti-damping ise ithalatçının yerli üreticilere zarar vermesini engellemek amacıyla bu ürünlere ek vergi getirilmesine verilen isim. CVD önlemleri ise paralel biçimde, bir ülkenin yerli sanayisini haksız rekabetten korumak amacıyla, başka bir ülkenin devlet tarafından verilen sübvansiyon veya desteklerle ucuza üretilmiş ürünlerin ithalatına ek vergi uygulaması anlamına geliyor.

Karar Türkiye, Avustralya, Brezilya, Kanada, Meksika, Hollanda, Güney Afrika, Tayvan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Vietnam’dan yapılan ithalatı kapsıyor. Böylece Türkiye merkezli şirketlere uygulanan yüzde 15,18’lik vergi oranı kalıcı hâle getirildi.

ABD Ticaret Bakanlığının Nisan ayında duyurduğu geçici kararda, Türkiye’den Borçelik, ArcelorMittal Çelik, Bamesa Çelik ve Bamesa Muradiye Demir Çelik şirketlerine anti-damping vergisi uygulanmayacağı, Yıldız Demir Çelik ve Yıldız Entegre Ağaç Sanayi ve Ticaret şirketleri dâhil diğer tüm şirketlere ise yüzde 15,18 oranında anti-damping vergisi uygulanacağı belirtilmişti.

Donald Trump’ın başkanlık yaptığı ilk dönemde de ABD Ticaret Bakanlığı, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bir grup ülkeden ithal edilen karbon ve alaşım çelik filmaşine yüzde 147,6’ya varan oranlarda anti-damping vergisi uygulama kararı almıştı.

ABD, söz konusu ülkelerin ürünlerini “adil değerinin altında sattığını” tespit ettiklerini belirtmişti. Dönemin Ticaret Bakanı Wilbur Ross, “mal ve ürünlerin ABD’de piyasa fiyatının altında satılmasının Trump yönetiminin çok ciddiye aldığı bir konu olduğunu” söylemişti.

Trump, 20 Ocak 2025’te başkanlık görevini yeniden devraldığından bu yana, ABD’nin uluslararası ticarette adaletsiz muameleye maruz kaldığını öne sürerek birçok ülkeye yönelik ek gümrük vergileri getirdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kanser Ve Yaş: Bilinmesi Gerekenler

Vücuttaki anormal hücrelerin kontrolsüz bir şekilde büyümesi sonucu ortaya çıkan kanser, her yaşta gelişebilir, ancak yaşlı yetişkinlerde bu durum daha yaygındır.

Haber Merkezi / Tüm kanser vakalarının yarısından fazlası 50 yaş üstü kişilerde teşhis edilir. Kanser ve yaş arasında güçlü bir ilişki vardır, yaş ilerledikçe kanser riski genellikle artar.

İşte kanser ve yaş konusunda bilinmesi gerekenler:

Yaş ve Kanser Riski:

Yaşlanma ve Hücresel Değişimler: Yaş ilerledikçe hücrelerde DNA hasarı birikimi artar. Bu hasarlar, kanser gelişimine yol açabilecek mutasyonlara neden olabilir.
Bağışıklık Sistemi Zayıflığı: Yaşla birlikte bağışıklık sistemi zayıflayabilir, bu da kanserli hücrelerin kontrol altına alınmasını zorlaştırır.
Kanser Türleri ve Yaş: Bazı kanser türleri (örneğin, meme, prostat, akciğer ve kolorektal kanser) 50 yaş ve üzeri bireylerde daha sık görülür. Ancak çocukluk çağında lösemi gibi bazı kanser türleri de ortaya çıkabilir.

En Sık Görülen Kanser Türleri ve Yaş Grupları:

Çocuklar ve Gençler: Lösemi, lenfoma ve beyin tümörleri daha yaygın.
Yetişkinler (40-60 yaş): Meme, akciğer, kolorektal ve prostat kanseri riski artmaya başlar.
Yaşlılar (60+ yaş): Prostat, akciğer, kolorektal ve pankreas kanseri gibi türler daha sık görülür.

Risk Faktörleri:

Genetik: Ailede kanser öyküsü varsa risk artabilir.
Çevresel Faktörler: Sigara, alkol, kötü beslenme, hareketsizlik ve UV ışınlarına maruziyet gibi faktörler yaşla birlikte kanser riskini artırır.
Kronik Hastalıklar: Diyabet veya obezite gibi durumlar kanser riskini etkileyebilir.

Erken Teşhis ve Tarama:

Meme Kanseri: 40-50 yaşından itibaren mamografi önerilir.
Kolorektal Kanser: 45-50 yaşından itibaren kolonoskopi yapılabilir.
Prostat Kanseri: 50 yaşından sonra PSA testi önerilebilir.
Akciğer Kanseri: Sigara içenlerde 55-80 yaş arası düşük doz BT taraması yapılabilir.

Erken teşhis, özellikle yaşlı bireylerde tedavi başarısını artırır.

Önleme ve Sağlıklı Yaşam:

Sigarayı Bırakma: Akciğer ve diğer kanser türlerinin riskini azaltır.
Sağlıklı Beslenme: Sebze, meyve ve tam tahıllar ağırlıklı beslenme kanser riskini düşürebilir.
Fiziksel Aktivite: Haftada en az 150 dakika orta düzey egzersiz önerilir.
Güneşten Korunma: Cilt kanseri riskini azaltmak için güneş koruyucu kullanın.
Aşılama: HPV ve Hepatit B aşıları, ilgili kanser risklerini azaltabilir.

Psikolojik ve Sosyal Etkiler:

Yaşlı bireylerde kanser teşhisi, psikolojik olarak daha zorlayıcı olabilir. Destek grupları ve psikolojik danışmanlık faydalı olabilir.
Aile ve sosyal çevre desteği, tedavi sürecinde önemlidir.

Önemli Not: Kanser riski ve tedavisi kişiden kişiye farklılık gösterir. Herhangi bir belirti (örneğin, açıklanamayan kilo kaybı, sürekli yorgunluk, kanama) fark ederseniz, bir doktora başvurun. Ayrıca, yaşa ve kişisel risk faktörlerine uygun tarama programları için doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Yaşlı Yetişkinler İçin En İyi Kan Basıncı Nedir?

Yüksek tansiyon veya hipertansiyon, kalp hastalığı, felç ve böbrek sorunları gibi ciddi durumlara yol açabilen bir sağlık sorunudur. Birçok yaşlı yetişkin için de kan basıncını yönetmek sağlıklı kalmanın önemli bir parçasıdır.

Haber Merkezi / Doktorlar, kan basıncını kontrol altında tutmak için beslenme, egzersiz ve ilaç değişiklikleri önerirler. Peki 60 yaş ve üzeri kişiler için ideal kan basıncı hedefi ne olmalıdır?

Yakın zamanda Cardiovascular Innovations and Applications dergisinde yayınlanan bir araştırma, yüksek tansiyonu olan yaşlılar için en iyi sistolik kan basıncı (SBP) seviyesini inceledi. Sistolik kan basıncı, kan basıncı ölçümündeki en üst sayıdır ve kalbiniz attığında atardamarlarınızdaki basınç miktarını gösterir.

Araştırmacılar, net bir cevap elde etmek için Bayes ağı meta-analizi adı verilen bir yöntem kullandılar. Bu yöntem, güvenilir sonuçlar elde etmek için birçok farklı çalışmadan elde edilen verileri bir araya getiriyor. Araştırmacılar, ciddi kalp rahatsızlıkları, kalp hastalığından ölümler, herhangi bir nedene bağlı ölümler, kalp krizi, kalp yetmezliği ve felç gibi sonuçlara odaklanan altı farklı çalışmayı incelediler.

Araştırmada, sistolik kan basıncının 130 mmHg’nin altında tutulmasının, kan basıncını 140 mmHg veya daha yüksekte tutmaya kıyasla ciddi kalp sorunlarının sayısını azaltmaya yardımcı olduğu bulundu. Araştırmada, daha düşük kan basıncı hedeflerine sahip kişilerde kalp krizi, felç ve ölüm vakaları da daha az görüldü. Ancak, gruplar arasındaki farklar her kategoride anlamlı olarak adlandırılacak kadar büyük değildi.

Sonuç, sistolik kan basıncını 130 mmHg’nin altında tutmanın 60 yaş ve üzeri kişiler için en iyi hedef olabileceği idi.

Kısacası, bu yeni araştırma, hipertansiyonu olan yaşlı yetişkinlerin kalplerini ve sağlıklarını korumak için sistolik kan basıncını 130 mmHg’nin altına düşürmeyi hedeflemenin en etkili yol olabileceğini öne sürüyor. Ancak sizin için en uygun planı bulmak için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.

Paylaşın

ABD’den “Suriye” Açıklaması: Sorunların Diyalogla Çözülmesini Destekliyoruz

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, ABD’nin Suriye’nin geleceğine dair tutumunda bir değişiklik olup olmadığı yönündeki soruyu, “Sorunları nasıl çözeceğimiz konusunda demokrasinin ve diplomasinin hayati önem taşıdığını da göz önünde bulundurarak devam ediyoruz” ifadeleriyle yanıtladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, Washington’da düzenlenen günlük basın brifinginde, Ortadoğu’daki gelişmeleri değerlendirdi. Brifingle ilgili Bakanlığın resmi sitesinde yer alan açıklamada, bir gazetecinin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdî’nin Suriye adem-i merkeziyetçiliği savunduklarına dair açıklaması sorulan Bruce, Süveyda’da yaşanan çatışmaları hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:

“Diplomasi, şiddeti durdurmanın ve barışçıl, kalıcı bir çözüm inşa etmenin en iyi yoludur. (ABD) Süveyda’da bir çözüme aracılık etmekten ve (Fransa) ile birlikte kuzeydoğunun birleşik bir Suriye’ye yeniden entegrasyonuna aracılık etmekten gurur duymaktadır. Önümüzdeki yol Suriyelilere aittir – tüm tarafları sükuneti korumaya ve farklılıkları kan dökerek değil, diyalog yoluyla çözmeye çağırıyoruz. Suriye istikrarı hak ediyor. Suriyeliler barışı hak ediyor.”

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın tüm Suriyeliler için güvenlik ve sükûnetin sağlanması amacıyla tüm taraflarla temas halinde olduğunu dile getiren Bruce, SDG’nin orduya entegrasyonu konusunda da diyaloğu desteklediklerini söyledi. Tammy Bruce, “Elbette SDG ile Cumhurbaşkanı El-Şara arasındaki tüm verimli toplantıları memnuniyetle karşılıyoruz. SDG’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki mevcut ateşkesi kapsamlı ve kalıcı bir barışa dönüştürme niyetini de destekliyoruz. Elbette ülkeyi barış ve refaha doğru taşımak Suriye’ye ve yeni hükümete bağlı olacaktır” diye konuştu.

Bruce, ABD’nin Suriye’nin geleceğine dair tutumunda bir değişiklik olup olmadığı yönündeki soruyu, “Daha önce istikrarsız yerler hakkında konuştuğumuz gibi, asıl mesele istikrar için çalışmamızdı ve daha önceki tutumumuzun hala geçerli olduğunu düşünüyorum. Sorunları nasıl çözeceğimiz konusunda demokrasinin ve diplomasinin hayati önem taşıdığını da göz önünde bulundurarak devam ediyoruz” ifadeleriyle yanıtladı.

Türkiye’de Kürt sorununa yönelik yaşanan gelişmeler sorulan Bruce, soruyu “Öncelikle, hükümetlerin mevzuat veya atmaya çalıştıkları adımlar konusunda kendi içlerinde attıkları adımlar hakkında yorum yapmayacağız. Ayrıca, müzakerelerimizin nasıl sonuçlanabileceğini veya bundan etkilenen diğer hükümetlerle ilişkilerimizi nasıl etkileyebileceğini de tartışmayacağım” diye yanıtladı.

“Ezidîler, hayatlarını ve vatanlarını yeniden inşa etme fırsatını hak ediyor”

IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de gerçekleştirdiği Ezidi soykırımı ve Şengal’e dönüşlere dair soruya Tammy Bruce şu cevabı verdi: “Bu 11 yıl önceydi. Binlerce kişi hayatını kaybetti, 2 bin 700 kişi hala kayıp, bir daha bulunamadı. Hayatta kalanların adalet arayışında destek almaları önemli. Şengal’de güvenlik ve istikrar, Ezidî toplumunun güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönmesi için kilit öneme sahip. Ezidîler, hayatlarını ve vatanlarını yeniden inşa etme fırsatını hak ediyor.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

İki Süper Güç Arasında Nükleer Gerilimi: Blöf Mü Askeri Manevra Mı?

ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı ve eski Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev arasında sosyal medya üzerinden yaşanan söz düellosu, nükleer gerilimi artıran bir boyuta ulaştı.

Kurtuluş Aladağ / ABD Başkanı Trump, Ukrayna’daki savaşın sona ermesi için Rusya’ya önce 50 gün, ardından 10 gün gibi kısa bir süre tanıyan ültimatomlar vermiştii. Bu ültimatomlar, Rusya’ya ekonomik yaptırımlar ve Rusya’nın petrol alıcılarına ikincil yaptırımlar uygulanacağı tehdidini içeriyordu.

Medvedev, sosyal medya hesabı üzerinden Trump’ın bu ültimatomlarını “tehdit oyunu” olarak nitelendirmiş ve “Rusya ne İsrail ne de İran’dır. Her yeni ültimatom, Rusya ile ABD arasında doğrudan bir savaş tehdididir” diyerek sert bir yanıt vermişti.. Medvedev ayrıca, Trump’ı “Sleepy Joe (Biden) yoluna gitmemesi” konusunda uyarmıştı.

31 Temmuz’da Medvedev, Telegram’da Trump’a hitaben, Sovyet döneminde geliştirilen ve nükleer bir karşı saldırıyı otomatik olarak tetikleyebilen “Dead Hand” (Perimeter) sistemine atıfta bulunmuştu. Medvedev, Trump’ın favori dizisi “The Walking Dead” ile kıyamet sonrası senaryoları hatırlatarak nükleer tehdidi dolaylı olarak vurgulamıştı.

1 Ağustos’ta Trump, Medvedev’in bu “son derece kışkırtıcı” açıklamalarına karşılık olarak iki nükleer denizaltının “uygun bölgelere” konuşlandırılması emrini verdiğini duyurmuştu. Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social’da yaptığı paylaşımda, “Sözler çok önemlidir ve istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Umarım bu durum öyle olmaz” demişti. Trump, nükleer kelimesinin ciddiyetine vurgu yaparak “Bu nihai tehdittir, hazırlıklı olmalıyız” ifadesini kullanmıştı.

Trump, denizaltıların nükleer güçle çalışan mı yoksa nükleer silah taşıyan mı olduğuna dair detay vermemişti. ABD’nin Ohio sınıfı nükleer denizaltılarının Trident II D5 balistik füzeleri taşıyabildiği biliniyor, ancak Pentagon veya Beyaz Saray bu konuda “stratejik belirsizlik” politikası izlemeyle yetindi.

Trump, Ukrayna savaşını bitirme vaadiyle ikinci dönemine başladı, ancak Rusya’nın barış görüşmelerine yanıt vermemesi ve devam eden saldırılar (örneğin, Temmuz 2025’te Ukrayna’ya 6.443 insansız hava aracı saldırısı) Trump’ın sabrını zorluyor gibi görünüyor.

Medvedev, 2008 – 2012 yılları arasında Rusya Devlet Başkanı iken daha ılımlı bir figür olarak ifade ediliyordu. Ancak 2022’deki Ukrayna işgalinden sonra Kremlin’in en şahin seslerinden biri haline gelmiş durumda. Analistlere göre, Medvedev’in kışkırtıcı açıklamaları Kremlin tarafından onaylanıyor ve Putin’e doğrudan eleştiri yapmadan Trump’ın hedefi olarak kullanılıyor.

Kremlin, Trump’ın denizaltı hamlesine şu ana kadar resmi bir yanıt vermedi. Rus medyası, Trump’ın hareketini “öfke nöbeti” veya “anlamsız blöf” olarak nitelendirirken, Rus yetkililer sessiz kalmayı tercih etti. Rus milletvekili Viktor Vodolatsky, Rusya’nın daha fazla nükleer denizaltıya sahip olduğunu ve ABD’nin hareketinin kontrol altında olduğunu iddia etmişti.

Güvenlik uzmanları, Trump’ın denizaltı hamlesini daha çok retorik bir tırmanış olarak değerlendiriyor. ABD’nin nükleer denizaltıları zaten dünya genelinde rutin devriyelerde bulunuyor, bu nedenle fiziksel bir yer değişikliği olup olmadığı belirsiz.

Bazı analistler ise, Trump’ın Medvedev’i hedef alarak Putin’le doğrudan diyaloğu açık tutmaya çalıştığını öne sürüyor. Eski ABD Moskova Büyükelçisi Mike McFaul, Trump’ın nükleer denizaltı hamlesini eleştirerek, Ukrayna’ya daha fazla silah sağlamanın daha etkili olacağını savunmuştu.

Medvedev’in nükleer tehditleri ve Trump’ın buna karşılık askeri hareketliliği, yanlış anlaşılmalara yol açabilecek bir gerilim yaratıyor. Ancak uzmanlar, Medvedev’in Kremlin’de karar alma yetkisinin sınırlı olduğunu ve bu atışmaların daha çok propaganda amaçlı olduğunu düşünüyor.

Haziran 2025’te Medvedev, ABD’nin İran nükleer tesislerine yönelik saldırıları sonrası İran’a nükleer savaş başlığı sağlanabileceği imasında bulunmuş, Trump buna sert tepki göstermişti. Medvedev daha sonra Rusya’nın böyle bir niyetinin olmadığını belirtmişti.

Trump, 2016’da Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile benzer bir nükleer söz düellosuna girmiş, ancak bu diyalog diplomasiye dönüşmüştü. Rusya ile durumun daha karmaşık olduğu belirtiliyor.

START Anlaşması

2010 yılında imzalanan ve 2026 yılına kadar uzatılan Yeni START Anlaşması, ABD ve Rusya’nın nükleer savaş başlıklarını sınırlamayı amaçlıyor. Ancak Rusya, 2022 yılında Ukrayna işgali sonrası anlaşma kapsamındaki denetimleri askıya aldı ve görüşmelere katılmayı reddetti. ABD, Rusya’yı anlaşmaya uymamakla suçlarken, Moskova da ABD’nin denetimleri engellediğini iddia ediyor.

Kasım 2024’te Vladimir Putin, nükleer silah kullanım eşiğini düşüren yeni bir doktrin imzalamıştı. Bu doktrin, Ukrayna’nın Batı tarafından sağlanan konvansiyonel füzelerle Rusya’ya saldırması durumunda nükleer yanıt verilebileceğini belirtiyor. Kremlin, bunu caydırıcılık politikası olarak savunurken, ABD’nin Ukrayna’ya uzun menzilli füzeler için kullanım izni vermesi bu gerilimi tetiklemişti.

Temmuz 2025’te ABD’nin, 2008’den bu yana ilk kez İngiltere’ye taktik nükleer silahlar konuşlandırdığına dair haberler, Rusya’da tepki yaratmıştı. Rusya, buna karşılık Belarus ve Kaliningrad’da nükleer kapasitesini güçlendirebileceğini belirtmişti. Ayrıca, Rusya’nın S-500 anti-nükleer füze sistemlerinin üretimini hızlandırdığı raporlanmıştı.

Araştırmalar, ABD ve Rusya arasında olası bir nükleer savaşın milyonlarca insanın ölümüne ve uzun vadeli çevresel felaketlere yol açabileceğini gösteriyor. Örneğin, Rutgers Üniversitesi’nin 2022 çalışması, böyle bir savaşın 5 milyardan fazla insanın açlıktan ölmesine neden olabileceğini öngörüyor. Princeton Üniversitesi ise ilk saatlerde 34 milyon ölüm tahmin ediyor.

Paylaşın

Trump’tan Türkiye’ye Yüzde 15 Ek Gümrük Vergisi

ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’den ithal edilecek ürünlere uygulanacak yüzde 15 ek gümrük vergisi kararını imzaladı. Türkiye için daha önce yüzde 10’luk bir gümrük vergisi açıklanmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, çok sayıda ülkeye ek gümrük vergileri açıkladı. İmzalanan kararda ülkelere uygulanacak olan vergi oranları, yüzde 10 ile 41 arasında değişti.

ABD’nin Türkiye’den ithal ettiği bütün ürünler yüzde 15 ek gümrük vergisine tabi olacak. Türkiye için daha önce yüzde 10’luk bir gümrük vergisi açıklanmıştı. Bu oran yüzde 50 artmış oldu.

Avrupa Birliği’ne (AB) getirilecek verginin Türkiye’den yüksek olması bazı fabrikaların Türkiye’ye taşınması beklentisi vardı ancak bu gerçekleşmedi. AB’ye uygulanan vergi de Türkiye’ye uygulanan vergi de yüzde 15 oldu.

Türkiye’nin komşularından Suriye’ye yüzde 41 ve Irak’a ise yüzde 35 ek gümrük vergisi getirildi.

Yayımlanan kararname, 8 Ağustostan itibaren yürürlüğe girecek. Trump bu vergileri göreve geldikten sonra açıklamış fakat ticaret anlaşması müzakereleri yürütmek için yürürlüğünü ertelemişti.

Öte yandan Trump, Kanada’ya uygulanan gümrük vergisi oranının yüzde 25’ten yüzde 35’e çıkarılmasını öngören bir kararnameyi de imzaladı. Kanada’ya yönelik yeni tarife oranının bugün (1 Ağustos) yürürlüğe gireceği bildirildi.

Avrupa Birliği için bu oran, geçen haftaki anlaşmada kararlaştırıldığı üzere yüzde 15 oldu.

ABD ile ticaret anlaşması imzalayan bir diğer ülke olan İngiltere de yüzde 10 ek gümrük vergisine tabi olacak.

ABD’ye geçen yıl 63 milyar dolar ihracat yapan İsviçre ise Suriye, Laos ve Myanmar’ın ardından en çok gümrük vergisi getirilen ülke oldu. Trump, İsviçre’ye yönelik ek gümrük vergisi oranını yüzde 39 olarak belirledi.

İsviçre Devlet Başkanı Karin Keller-Sutter, gümrük vergileri açıklanmadan önce Trump’la bir son dakika görüşmesi yaptığını fakat bir anlaşmaya varamadıklarını söyledi.

Trump, Hindistan’a yüzde 25, Tayvan’a ise yüzde 20 ek gümrük vergisi getirdi. Tayvan Devlet Başkanı Lai Çing-te, ABD ile müzakerelerin sürdüğünü ve açıklanan oranın geçici olduğunu söyledi.

Çin’e yönelik yeni gümrük vergileri ise 12 Ağustos’a kadar ertelenmişti. İki ülke arasındaki görüşmeler devam ediyor. Yine Meksika’ya yönelik gümrük vergileri de müzakereler için 90 günlüğüne ertelendi.

Trump, 8 Ağustos’a kadar Ukrayna ile bir ateşkes imzalamaması durumunda Rusya’dan gaz ve petrol alan ülkelere de ek bir gümrük vergisi uygulamayı planlıyor.

Paylaşın

ABD Merkez Bankası’ndan Faiz Oranlarını Sabit Tutma Kararı

ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini yüzde 4,25 – 4,50 aralığında sabit tutma kararı aldı. Fed Başkanı Jerome Powell, mevcut para politika duruşunun olası gelişmelere çabuk yanıt verebilmek için uygun bir pozisyonda olduğunu söyledi.

ABD Merkez Bankası (FED), Federal Açık Piyasa Komitesi politika toplantısının sonunda, piyasa beklentilerine paralel olarak, politika faizini yüzde 4,25 – 4,50 aralığında sabit tutma kararı aldı. Fed böylece 5 toplantı üst üste faizlerde değişikliğe gitmedi.

Faiz kararı 2’ye karşı 9 oyla alındı. Fed üyelerinden Michelle Bowman ve Christopher Waller 25 baz puan indirimden yana oy kullandı. Böylece 1993 yılından beri ilk kez 2 Fed üyesi karara karşı oy kullandı.

Karar metninde, “Net ihracattaki dalgalanmalar verileri etkilemeye devam etse de, son göstergeler yılın ilk yarısında ekonomik aktivitede büyümenin ılımlılaştığını gösteriyor” ifadesi yer aldı. Fed daha önce büyümeyi “sağlam bir hızda” büyüme olarak nitelendirmişti.

Çoğu politika yapıcı, Fed’in tarifelerin enflasyon üzerindeki etkisini ölçmek için faiz indirimlerinden uzak durması gerektiğini savundu. Bazı yetkililer ise güçlü işgücü piyasasının sabırlı kalmalarına olanak sağladığını vurguladı.

Açıklamada işsizlik oranının düşük seyretmeye devam ettiği, işgücü piyasasının sağlam olduğu ve enflasyonun “bir miktar yüksek kalmaya devam ettiği” ifade edildi.

Haziran toplantısında Fed yetkilileri, yıl sonuna kadar 2 indirim öngörmüştü. Yatırımcıların bu toplantıda faiz indirimi beklentisi çok düşüktü, ancak piyasalarda Eylül ayında faiz indirimi ihtimali yaklaşık yüzde 60 olarak fiyatlanıyor.

Sıkça Fed Başkanı Powell’ı faiz konusunda eleştiren ABD Başkanı Donald Trump karardan hemen önce açıklama yaparak Fed’den bugün indirim beklemediğini söyledi. Trump “Fed’in Eylül’de faiz indireceğini duydum. Bugün faiz indirse bile Powell her zaman fazla geç kalıyor” dedi.

Karar sonrası konuşan Fed Başkanı Jerome Powell mevcut para politika duruşunun olası gelişmelere çabuk yanıt verebilmek için uygun bir pozisyonda olduğunu söyledi. Powell Eylül ayına dair henüz bir karar almadıklarını, verileri göz önünde bulundurarak karar vereceklerini belirtti.

Powell’ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle;

Artan belirsizliğe rağmen ekonomi iyi konumda.
İşsizlik düşük ve dar bir bantta hareket etmeye devam ediyor.
Para politikamız ılımlı şekilde sıkılaştırıcı.
Enflasyon 2022’ye göre geriledi ancak hala yüksek.
Tarife müzakerelerinde gelişmeler var ama biz hala beklemek istiyoruz. Hala çok belirsizlik var.
Tüketici fiyatlarında bir miktar yukarı hareket görmeye başlıyoruz.
Şu anda gördüğümüz şey, gümrük vergileri kaynaklı enflasyonun başlangıç aşaması.

ABD’de Haziran ayında enflasyon, beşinci ay üst üste tahminlerin altında kaldı; ancak oyuncaklar, giyim eşyaları ve elektronik eşyalar gibi gümrük vergilerine doğrudan maruz kalan bazı malların fiyatları arttı. İşsizlik oranı ise yüzde 4,1’e geriledi.

Paylaşın

Yabani Pirinçli Mantar Çorbası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Sevdikleriniz için iyi bir çorba tarifi mi arıyorsunuz? Tavuklu nane çorbası aradığınız çorba tarifi olabilir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! 

Haber Merkezi / Tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

1 yemek kaşığı zeytinyağı
Yarım beyaz soğan, doğranmış
0,25 su bardağı doğranmış kereviz
0,25 su bardağı doğranmış havuç
1,5 su bardağı dilimlenmiş taze beyaz mantar
0,5 su bardağı beyaz şarap veya 1/2 su bardağı düşük sodyumlu, yağsız tavuk suyu
2,5 su bardağı düşük sodyumlu, yağsız tavuk suyu
1 su bardağı yağsız yarı yarıya
2 yemek kaşığı un
0,25 çay kaşığı kurutulmuş kekik
Karabiber
1 su bardağı pişmiş yabani pirinç

Hazırlanışı;

Tencereye zeytinyağını koyup orta ateşte ısıtın, doğranmış soğan, kereviz ve havuçları ekleyin, yumuşayana kadar pişirin, mantarları, beyaz şarabı ve tavuk suyunu ekleyin, kapağını kapatın ve iyice ısıtın.

Bir kasede süt kremasını, unu, kekiği ve karabiberi karıştırın, ardından pişmiş yabani pirinci ekleyip karıştırın, pirinç karışımını sebzelerle birlikte sıcak tencereye dökün, orta ateşte pişirin.

Koyulaşıp kabarcıklar oluşana kadar sürekli karıştırın. Ilık servis edin. Afiyet olsun…

Paylaşın