BM, AB Ve ABD’den İsrail’in Gazze Çağrısına Tepki

Birleşmiş Milletler (BM), Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği’nden (AB), Tel Aviv yönetimi, “tüm sivillerin” 24 saat içinde Gazze Şeridi’nden güneye tahliye edilmesi emrine tepki geldi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, İsrail’in çağrısını yerine getirmenin “çok güç bir iş olacağını” belirterek bölgenin halihazırda çatışmaların sürdüğü yoğun nüfuslu bir yerleşim alanı olduğunu kaydetti.

“Çok kısa bir süre içinde yer değiştirmesi gereken çok fazla kişi” bulunduğunu ifade eden Kirby, “Yapmaya çalıştıkları şeyi ve bunu niye yapmaya çalıştıklarını anlıyoruz. Sivil halkı Hamas’tan ayırmaya çalışıyorlar. Gerçek hedefleri Hamas… Tahliyenin gerçekleştirilmesinin zorluklarını kimsenin hafife aldığını sanmıyorum” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler’den yapılan açıklamada da İsrail’in talebinin yerine getirilmesinin imkansız olduğu belirtilerek bunun insani açıdan korkunç sonuçlara yol açabileceği uyarısı yapılmıştı.

BM açıklamasında İsrail’in tahliye talimatının çok geç iletildiği belirtilerek Gazze’nin kuzeyinde tahliye edilmesi istenen 1 milyon 100 bin kişinin, bölgede yaşayan 2 milyon 300 bin kişinin neredeyse yarısı olduğuna dikkat çekilmişti.

AB Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de İsrail’in talebini “gerçekçi değil” diye değerlendirdi.

Pekin’de Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile görüşmesi sonrasında düzenlenen basın toplantısında konuşan Borrell, “Tabii ki sivillerin gerçekleştirilecek askeri operasyonlarla ilgili uyarılması gerekir. Ama bir milyon kişinin 24 saat içinde yer değiştirmesi hiç gerçekçi değil” dedi.

Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ise İsrail-Filistin anlaşmazlığını çözmek için doğru yolun “iki devletli çözüm”den ve barış müzakerelerinin derhal yeniden başlatılmasından geçtiğini kaydetti. Vang, BM’yi, Filistin sorununun çözümü için üzerine düşen rolü oynamaya çağırdı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu uyarıyı, olası insani sonuçları açısından eleştirdi. İsrail ordusu kentin boşaltılmasının verilen süreden daha uzun sürebileceğini anladığını açıkladı. Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini “savaş suçu” olarak nitelendirdi.

İsrail’den BM’ye tepki

İsrail, tahliye emrini savunduğu ve BM’nin açıklamasının “utanç verici” olduğunu söylediği bir açıklama yaptı. Ülkenin BM Büyükelçisi Gilad Erdan, İsrail’in Gazze halkına erken uyarıda bulunduğunu ve Hamas’a yönelik askeri operasyonuna “dahil olmayanlara verilen zararı en aza indirmeye” çalıştığını söyledi.

“BM, Hamas’ın silahlandırılmasına ve Gazze Şeridi’ndeki sivil nüfusu ve sivil altyapıyı silahları ve cinayetleri için saklanma yeri olarak kullanmasına uzun yıllardır göz yumuyor” dedi. Erdan, “Şimdi de, vatandaşları Hamas teröristleri tarafından katledilen İsrail’in yanında durmak yerine İsrail’e vaaz veriyor” dedi.

“BM’nin artık rehineleri geri getirmeye, Hamas’ı kınamaya ve İsrail’in kendisini savunma hakkını desteklemeye odaklanması daha iyi olur” diye ekledi.

Filistin’e destek mitingleri:

Irak, İran, Ürdün, Afganistan, Endonezya, Türkiye ve daha birçok ülkede insanlar Filistinlilere destek mitingleri düzenledi. Protestoların beklendiği Mescid-i Aksa’da geniş güvenlik önlemleri alındı.

İsrial askerlerinin çok sayıda Filistinlinin Cuma namazı için buraya girişini engellediği bildiriliyor. Filistin Sağlık Bakanlığı Batı Şeria’da düzenlenen mitinglerde İsrail polisinin dokuz Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı.

Gazze’de 583’ü çocuk, bin 799 kişi öldü

Hamas saldırılarında İsrail’de bin 300 kişi hayatını kaybederken, hava saldırılarının hedefi olan Gazze’de ölenlerin sayısı bin 799’a çıktı. Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırılarından öldürülenlerin 583’nün çocuk olduğunu kaydetti.

Paylaşın

Avrupa Birliği, Filistin’e Yaptığı Yardımları Durdurdu

Avrupa Birliği (AB), Filistinlilere yönelik kalkınma yardımlarını askıya aldığını duyurdu. Avrupa Komisyonu’nun Genişleme ve Komşuluk Politikasından Sorumlu Üyesi Olivér Várhelyi, Avrupa Komisyonu’nun AB ortak bütçesi kapsamında Filistinli yetkililere yapılan tüm ödemeleri “derhal” askıya aldığını açıkladı.

2023 yılı da dâhil olmak üzere tüm yeni bütçe tahsislerinin “bir sonraki duyuruya kadar” erteleneceğini belirten Várhelyi, “Filistinlilerin en büyük bağışçısı olarak Avrupa Komisyonu, toplam 691 milyon avro değerindeki tüm kalkınma portföyünü gözden geçiriyor” dedi.

Harekete geçmeleri ve buna şimdi ihtiyaçları olduğunu söyleyen Várhelyi, “Barış, hoşgörü ve birlikte yaşamanın temelleri artık ele alınmalıdır. Nefretin, şiddetin kışkırtılması ve terörün yüceltilmesi çok sayıda kişinin zihnini zehirlemiştir” diye yazdı.

BM’den Gazze’ye insani yardım çağrısı

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres sivillere yönelik saldırıları ve rehin alma eylemlerini kınadı ve İsrail’e kuşatma altındaki Gazze’ye insani yardım ulaştırılmasına izin vermesi çağrısında bulundu.

Guterres, sivillere yönelik tüm saldırıların durdurulması ve Gazze’de tutulan rehinelerin serbest bırakılması çağrısı yaptı. İsrail’i askeri operasyonlarını yürütürken sivilleri ve sivil altyapıyı korumaya çağıran Guterres, İsrail’in Gazze’yi tamamen kuşatmasından, gıda, yakıt ve elektrik tedarikini kesmesinden “derin üzüntü” duyduğunu söyledi.

Gazze’deki “son derece vahim” insani durumun “katlanarak kötüleşeceği” uyarısında bulunan Guterres, tüm taraflara Gazze’de mahsur kalan sivillere acil insani yardım ulaştırılması için BM’ye izin vermeleri çağrısında bulundu.

Ayrıca, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Başkanı Filippo Grandi, Gazze’deki çatışmanın bölgenin dışına yayılma potansiyeli olduğunu söyledi. Geçtiğimiz saatlerde konuşan Grandi, savaşın kaçınılmaz olarak hem İsrailli hem de Filistinli sivillerin daha fazla acı çekmesine neden olacağını söyledi.

Bu durumun, “zaten gerilimlerle boğuşan bir bölgeye ciddi istikrarsızlık getirme” riski taşıdığını söyleyen Grandi, yaşananların “büyüyen küresel krizler mozaiğinin çok tehlikeli bir parçasını” temsil ettiğini de sözlerine ekledi. Grandi, bu krizlerin cesaretle ele alınamaması durumunda bunun “dünya barışı için felaket anlamına geleceğini” söyledi.

Ne olmuştu?

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın 7 Ekim’de başlattığı, kısa süre içinde diğer Filistinli direniş gruplarının da dahil olduğu “Aksa Tufanı” operasyonu kapsamında abluka altındaki Gazze Şeridi’nden İsrail’e saldırılar düzenlendi.

Gazze’den İsrail yönüne binlerce roket atılırken, Filistinli direniş grupları bölgedeki yerleşim birimlerine ve askeri noktalara baskınlar düzenleyerek birçok İsrailliyi esir aldı.

İsrail ordusu da “Demir Kılıçlar Operasyonu” adıyla Gazze’ye yönelik hava saldırılarına başladı. İsrail güçleri ile Filistinli direniş grupları arasında çatışmalar sürerken, Batı Şeria’daki Filistinli gruplar, İsrail ordusuna karşı ayaklanma ve intifada çağrısında bulundu.

Filistin resmi haber ajansı WAFA’ya göre, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail saldırılarında en az 560 kişi hayatını kaybetti, 2 bin 900 kişi yaralandı. Batı Şeria’da ise 16 Filistinli İsrail ordusu tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybederken, yaklaşık 80 kişi de yaralandı.

İsrail medyasına göre, Gazze Şeridi’nden düzenlenen saldırılarda en az 700 İsrailli hayatını kaybetti, 365’i ağır olmak üzere 2 bin 382 kişi yaralandı.

Paylaşın

İstanbul Sözleşmesi, AB Ülkeleri İçin Yürürlüğe Girdi

Avrupa Konseyi Sözleşmesi olarak da bilinen İstanbul Sözleşmesi, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri için yürürlüğe girdi. Bu durum, AB’nin İstanbul Sözleşmesi’ne bağlılığını ve kadına yönelik şiddetle mücadeleyi önemini bir kez daha vurguluyor.

Avrupa Komisyonu, resmi sosyal medya hesaplarından konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Kadına şiddetle mücadelede atılan bu adımın, Avrupa’da kadınların daha güvende hissetmelerine ve haklarının daha fazla korunmasına katkı sağlaması bekleniyor” ifadelerine yer verildi.

Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin yer aldığı Avrupa Birliği, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve mücadelesine yönelik önemli bir adım attı.

1 Ekim’de Avrupa Konseyi Sözleşmesi olarak da bilinen İstanbul Sözleşmesi, AB ülkeleri için yürürlüğe girdi. Bu durum, AB’nin İstanbul Sözleşmesi’ne bağlılığını ve kadına yönelik şiddetle mücadeleyi önemini bir kez daha vurguluyor.

Avrupa Komisyonu, İstanbul Sözleşmesi’nin temel amacının kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak olduğunu hatırlattı. AB, bu sözleşmeyle birlikte kadına yönelik şiddeti durdurmak için kapsamlı ve koordineli politikaları hayata geçirmeyi taahhüt ediyor.

Bianet’in aktardığına göre; Avrupa Komisyonu, resmi sosyal medya hesaplarından İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesiyle ilgili bir açıklama yayınladı. Açıklamada, şöyle denildi:

“Bugün #İstanbulSözleşmesi Birliğimiz için yürürlüğe giriyor. Sözleşme, kadınları şiddetten korumayı, şiddeti önlemeyi, kovuşturmayı ve ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Ancak kadınlar ve kız çocuklar artık şiddet korkusuyla yaşamadıkları zaman gerçekten adil ve eşit bir Birlik içinde yaşayacağız.

Bu adım, Avrupa Birliği’nin kadına yönelik şiddetle mücadelede kararlılığını gösteriyor ve İstanbul Sözleşmesi’nin hükümlerinin uygulanmasını teşvik ediyor.

Kadına şiddetle mücadelede atılan bu adımın, Avrupa’da kadınların daha güvende hissetmelerine ve haklarının daha fazla korunmasına katkı sağlaması bekleniyor.”

Paylaşın

Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye “Sığınmacı Desteği” 10 Milyar Euroyu Buldu

Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye’ye, ağırladığı sığınmacılar ve ev sahibi topluluklarla ilgili verdiği desteğe ilişkin yapılan açıklamada, söz konusu desteklerin 2011 yılından bu yana 10 milyar euroyu bulduğu belirtildi.

Türkiye’nin “dünyadaki en büyük mülteci topluluğunu ağırlayan ülke olmaya ve onların ihtiyaçlarını karşılama konusunda önemli çabalar göstermeye devam ettiği” ifade edilen açıklamada, AB Komisyonunun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varhelyi’nin şu sözlerine yer verildi:

“AB, Türkiye’deki mültecilerin ve ev sahibi toplulukların yanında olmaya devam edecek. Komisyon, üye ülkelere, sahadaki mevcut gerçeklere uygun, istikrar ve güvenliğe büyük bir yatırım olarak 2023 sonrasında da destek seferber etmeyi sürdürmeleri yönünde bir teklifte bulundu. Umarım üye ülkeler arasında konuyla ilgili görüşmeler hızla sonuçlandırılır.”

Avrupa Birliği’nin (AB), 2011 yılından bu yana sığınmacıların gereksinimlerinin karşılanması amacıyla Türkiye’ye sağladığı maddi destek 10 milyar euroyu buldu.

Türkiye’deki Mülteciler için Mali Yardım Programı Yedinci Yıllık Raporunda söz konusu meblağın sığınmacıların temel ihtiyaçlarının karşılanması, eğitim, sağlık, sosyo-ekonomik alanlarda desteklenmesi, toplumsal altyapı ve sınır yönetiminin güçlendirilmesi gibi kilit alanlar için hazır edildiği belirtildi.

AB Komisyonu tarafından Çarşamba günü Brüksel’de yapılan açıklamada, 2021-2023 dönemi için ayrılan 3 milyar eurodan 30 milyon euroluk miktarın göç yönetimi ve sınır kontrolleri için öngörüldüğü, sadece geçen yıl Türkiye’nin doğu sınırlarına gelen sığınmacıların teknik ve eğitim gibi gereksinimlerinin karşılanabilmesi için 220 milyon euro ayrıldığı belirtildi.

AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu üyesi Oliver Varhelyi ödemeleri “istikrar ve güvenliğe yapılan önemli bir yatırım” olarak nitelendirdi. Komisyon bu nedenle üye ülkelere desteğin 2023’ten sonra da devam etmesi yönünde bir öneri hazırladı. Varhelyi istişarelerin hızlı bir şekilde sonuçlanmasını umduğunu söyledi.

AB, Türkiye üzerinden göçün sınırlandırılmasına yönelik 29 Kasım 2015 tarihli ortak eylem planı kapsamında sığınmacılar ve ev sahibi toplumlar için bir fon mekanizması oluşturmuştu. Bu bağlamda temel ihtiyaçların karşılanması, eğitim, sağlık ve belediye altyapılarının oluşturulması ve sınır yönetimi gibi konularda Türkiye’ye para desteği sağlanıyor.

2016 yılında mülteci mutabakatıyla genişletilen ortak eylem planı kapsamında 2016-2017 ile 2018-2019 dönemleri için 3’er milyar euroluk destek öngörülmüş, 2022 yılı sonuna kadar 5 milyar euroluk miktarın ödemesinin tamamlandığı bildirilmişti.

Türkiye’deki Mülteciler için Mali Yardım Programı kapsamında sığınmacılara şu yardımlar sağlanıyor:

Temel ihtiyaçlar: Banka kartlarıyla aylık nakit yardımı sağlayan bir program aracılığıyla 2,6 milyondan fazla mülteciye doğrudan yardım edildi. Ayrıca, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Türk sosyal güvenlik sistemine benzerlik gösteren bir program kapsamında çok güç durumda olan mültecilere aylık mali yardım sağlandı.

Eğitim: Mart 2022 itibarıyla 747 binden fazla Suriyeli çocuk örgün eğitim hizmetlerine katıldı. 811 bin 181 çocuğa, mülteci çocukların okula kayıtlarını ve devamlarını destekleyen bir AB programı kapsamında yardım edildi. Bugüne kadar 12 binden fazla eğitim kurumu iyileştirildi ve toplam 117 yeni okul inşa edildi.

Sağlık: Göçmenlere yönelik iki hastane ve 187 sağlık merkezi açıldı. AB destekli bu tesislerde yaklaşık 4 bin sağlık çalışanı istihdam ediliyor.

Belediye altyapısı: Mali Yardım Programı, 36 su temini ve sanitasyon tesisi ile atık yönetim tesisinin yanı sıra 26 gençlik ve spor tesisini finanse etti. Gaziantep’te mekanik-biyolojik atık arıtma tesisinin inşaatı Ekim 2021’de tamamlandı.

Mesleki eğitim: Suriyeli sığınmacı ve ev sahibi topluluklarda, yeni başlayanların yanı sıra yerleşik girişimciler de girişimcilik hibeleri ve eğitimleri yoluyla desteklendi. 26 binden fazla kadın kısa süreli mesleki eğitimi tamamladı ve yaklaşık 40 bin kadın istihdam danışmanlığı hizmetlerinden yararlandı. Ayrıca, yaklaşık 25 bin kadın Türkçe dil kurslarından mezun oldu.

Sınır yönetimi: Mali Yardım Programı, Türk Sahil Güvenliğinin arama ve kurtarma kapasitesini ve AB’den geri dönüşlerin yönetimini güçlendirmek için toplam 80 milyon euro tutarında iki proje finanse edildi. Her iki proje de tamamlandı.

Paylaşın

Avrupa Birliği, Türkiye’den Kopmaya Mı Çalışıyor?

Avrupa Parlamentosu’nun raporu ve ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamaların yankıları hâlâ tartışılırken, Paris Bosphorus Enstitüsü Başkanı Dr. Bahadır Kaleağası AB’den beklenen iki önemli rapor öncesi Brüksel’de Türkiye’ye yönelik farklı kesimlerin farklı bakış açıları bulunduğunu belirtiyor.

Erdoğan’ın AP raporu ile ilgili sözlerini “bir devlet yetkilisinin hoşa gitmeyen bir rapora dair yapacağı türden olağan açıklama” olarak değerlendiren Kaleağası, Brüksel’de Türkiye ile ilişkilerin nasıl götürülmesi gerektiği ile ilgili bulunan farklı görüşleri şöyle aktarıyor:

“Şu anda Türkiye’ye ‘yüzde yüz destek olalım’ ve ‘yüzde yüz ipleri koparalım’ diyenler azınlıkta olan iki ayrı küçük grup. Bir de üçüncü ve dördüncü, daha çoğunlukta olan iki grup var. Biri diyor ki ‘biz Türkiye’ye ikincil bir statü oluşturalım, nasıl olsa kopamaz ve bunu da bir şekilde içerde satar.’ Diğer grup ise ‘Türkiye’yi sistem içinde tutmazsak nereye gideceği belli olmaz, zamana yayacak pragmatik bir çözüm bulalım’ görüşünü savunuyor.”

Brüksel’de uzun yıllar TÜSİAD Temsilciliği de yapan TÜSİAD eski genel sekreteri Kaleağası, AB ülkelerine tek tek bakıldığında Türkiye’nin önemiyle ilgili dengeli analizler ve politikalar üretilebildiğine dikkat çekerek, şöyle devam ediyor:

“Ama ne zaman ki AB bir araya geliyor ve ülkeler ortak bir karar çıkartmaya çalışıyor; o karar genelde asgari müştereklerde buluştuğu için Türkiye politikası dahil birçok konuda çok zayıf politikalar üretilebiliyor. Bu AB’nin gerçeği bugün.”

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında vize kolaylığı ve Gümrük Birliği gibi alanlarda bir miktar hareketlenmenin olmaya başladığı dönemde önce Avrupa Parlamentosu’nun raporu, ardından da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “gerekirse yolları ayırırız” açıklaması tartışılıyor.

Avrupa Parlamentosu’nun geçen hafta kabul edilen bu yılki Türkiye raporunda Türkiye-AB ilişkileri için daha “gerçekçi bir çerçeve” talep edilmişti. Ankara tarafından tepkiyle karşılanan rapor hakkında konuşan Erdoğan, AB’nin Türkiye’den kopuş hamleleri içinde olduğunu, buna karşılık “gerekirse AB ile yolları ayırabileceklerini” belirtmişti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘in haberine göre; Uzmanlar ve AB tarafından Erdoğan’ın sözleri daha çok günlük siyasete dönük olarak değerlendirilirken, diğer taraftan Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğinin belirlenmesinde sonbaharda yayımlanacak iki rapor önemli olacak.

14 Mayıs seçimlerinin ardından Erdoğan İsveç’in NATO üyeliğinin konuşulacağı Vilnius zirvesine giderken AB ile ilişkilerde yeni bir dönem açılmasını istediklerini söyleyerek Brüksel’e çağrıda bulunmuştu.

AB liderlerinin haziran ayı sonundaki zirvesinde Türkiye ile ilişkilerin Kıbrıs ve insan hakları meselelerinde adımlar atması durumunda yeniden geliştirilebileceği sinyali verilmişti. Türkiye ile ilişkilerin bundan sonra nasıl şekillenebileceğine dair bir rapor hazırlaması konusunda da AB Komisyonu Dış Politika ve Güvenlikten Sorumlu Yüksek Komiseri Josep Borrell’i görevlendirmişti.

Öte yandan ağustos ayı sonunda AB dışişleri bakanlarının yaptığı gayri resmi Gymnich toplantısı için beklenenin aksine Türkiye’ye bir davet gelmezken, AB Komisyonu’nun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varhelyi geçtiğimiz haftalarda Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldi. İki yetkilinin ortak basın toplantısında “pozitif bir gündemle” diyalog kanallarının açık kalması kararlaştırıldı.

Peki Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen son nokta nedir? Şu anda Türkiye ile AB arasında son dönemde oluştuğu gözlemlenen ancak henüz meyve vermeyen pozitif gündemle ilgili masada Gümrük Birliği’nin yenilenmesi ve vize kolaylığı şeklinde iki ana başlık bulunuyor.

Bu iki ana başlık ve ilişkilerin bundan sonraki seyri için önümüzdeki aylarda yayımlanacak iki ayrı rapor önemli olacak.

Borrell’in hazırlamakta olduğu raporla ilgili olarak şu an Komisyon üyeleri ve Türkiye’deki farklı alanlardaki yetkililer arasındaki temaslar devam ediyor. Bu raporun ne zaman açıklanacağına dair şu an için net bir tarih verilmezken, sonbaharda ve muhtemelen de Ekim ayı sonlarında olabileceği belirtiliyor.

Türkiye-AB ilişkileri açısından Borrell’in hazırlamakta olduğunun yanı sıra bir diğer önemli rapor da her yıl yayımlanan İlerleme Raporu olacak. Bu raporun da yine sonbaharda çıkması bekleniyor.

Avrupa Parlamentosu’nun raporu ve ardından Erdoğan’ın yaptığı açıklamaların yankıları hâlâ tartışılırken, Paris Bosphorus Enstitüsü Başkanı Dr. Bahadır Kaleağası AB’den beklenen iki önemli rapor öncesi Brüksel’de Türkiye’ye yönelik farklı kesimlerin farklı bakış açıları bulunduğunu belirtiyor.

Erdoğan’ın AP raporu ile ilgili sözlerini “bir devlet yetkilisinin hoşa gitmeyen bir rapora dair yapacağı türden olağan açıklama” olarak değerlendiren Kaleağası, Brüksel’de Türkiye ile ilişkilerin nasıl götürülmesi gerektiği ile ilgili bulunan farklı görüşleri şöyle aktarıyor:

“Şu anda Türkiye’ye ‘yüzde yüz destek olalım’ ve ‘yüzde yüz ipleri koparalım’ diyenler azınlıkta olan iki ayrı küçük grup. Bir de üçüncü ve dördüncü, daha çoğunlukta olan iki grup var. Biri diyor ki ‘biz Türkiye’ye ikincil bir statü oluşturalım, nasıl olsa kopamaz ve bunu da bir şekilde içerde satar.’ Diğer grup ise ‘Türkiye’yi sistem içinde tutmazsak nereye gideceği belli olmaz, zamana yayacak pragmatik bir çözüm bulalım’ görüşünü savunuyor.”

Brüksel’de uzun yıllar TÜSİAD Temsilciliği de yapan TÜSİAD eski genel sekreteri Kaleağası, AB ülkelerine tek tek bakıldığında Türkiye’nin önemiyle ilgili dengeli analizler ve politikalar üretilebildiğine dikkat çekerek, şöyle devam ediyor:

“Ama ne zaman ki AB bir araya geliyor ve ülkeler ortak bir karar çıkartmaya çalışıyor; o karar genelde asgari müştereklerde buluştuğu için Türkiye politikası dahil birçok konuda çok zayıf politikalar üretilebiliyor. Bu AB’nin gerçeği bugün.”

Kaleağası AB’nin bugün daha esnek bir federasyona doğru gitmekte olduğuna, ancak bu sistemin de henüz tam oturmadığına işaret ederek, bu durumda Türkiye’nin farklı bir formatı kabul etmemesi ve tam üyelik hedefinden vazgeçmemesi gerektiğini şu sözlerle anlatıyor:

“Önümüzdeki 5-10 yılda küresel gelişmelere, Avrupa’nın geleceğinin nasıl şekilleneceğine ve Türkiye’nin demokrasi, ekonomi ve toplumsal kalkınma olarak nereye gideceğine bakılarak ilişkiler bir yere oturur. Türkiye’ye has bir format, bir statü Türkiye’yi ikinci sınıf bir ülke haline düşürür.”

Tam üyelik sürecinin kendi ritminde ama yavaş ilerlediğini hatırlatan Kaleağası, “Ama belki tam üyelik tanımı da değişebilir zamanla. Önce Avrupa’nın düzeni genel oluşmalı, Türkiye de orada kendi istediği yeri seçmeli. Bu arada mutlaka hukuk devleti, özgürlükler, ekonomik istikrar ve yapısal reformlar yönünde ilerlenmeli ve Gümrük Birliği yeşil, dijital ve sosyal boyutları da içerecek şekilde güncellenmeli” yorumu yapıyor.

Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefinin bugün kalkmasının Türkiye’yi tüm dünyada zayıflatacağı uyarısında bulunan Kaleağası, şöyle konuşuyor:

“Türkiye için tarihten bu yana hiç değişmeyen bir denklem vardır. Türkiye Avrupa’da ne kadar güçlü olursa dünya ölçeğinde de o kadar ilerliyor. Dünyanın farklı bölgeleriyle ilişkilerde ne kadar ilerlerse Avrupa’da da değerli oluyor. Her dönemde ne zaman böyle yaptıysa Türkiye dünyada ekonomi, finans, diplomasi, kültürel her alanda güçlenmiş, bu dengeyi bozduğu her dönemde de gerilemiştir.”

Gümrük Birliği

Türkiye ile AB 1996’dan beri yürürlükte olan Gümrük Birliği’nde sorunların çözümlenmesi ve güncellenmesi için 2015’te uzlaşıya varmıştı. Ancak 2016’da Türkiye’de gerçekleşen darbe girişimi ve ardından gelen OHAL ile insan hakları alanında yaşanan gerilemenin de etkisiyle AB 2018’de aldığı kararla Gümrük Birliği’nin modernizasyonuna yönelik “başkaca bir çalışma öngörmediğini” açıklamıştı.

Son günlerde yapılan bazı pozitif açıklamalara karşılık Gümrük Birliği ile ilgili şu an için henüz müzakere aşamasına gelinmiş değil. AB Komisyonu’nun Gümrük Birliği müzakerelerine başlayabilmesi için Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs Rum kesimi) de dahil tüm üye ülkelerden yetki alması gerekiyor. Bu da sürecin başlamasının önündeki zorlu alanlardan biri olarak görülüyor.

Şu anda Ankara ile Brüksel arasında bu konuda yapılan görüşmeler daha çok alt yapıyı hazırlama ve ilk adımları atmaya yönelik zemin araştırması niteliğinde görülüyor.

AB yetkililerine göre görüşmelerde ilerleme sağlanabilmesi için öncelikle Türkiye’nin son dönemde getirdiği bazı ticaret engellerinde esnek olması gerekiyor. Brüksel’e göre Ankara’nın bu engelleri kaldırması Komisyon’un Konsey’e sunacağı raporda atılması gereken adımlarla ilgili tavsiye sunmasını kolaylaştırıcı etki yapabilir.

Vize Serbestliği

AB ile ilişkilerde bir diğer önemli başlık da Türkiye vatandaşlarının Schengen vizesinde yaşadığı zorlukların aşılması için kolaylık sağlanması.

Türkiye ile AB 2013’te mültecilerin Türkiye’de tutulması için Geri Kabul Anlaşması imzalamış ve beraberinde Türk Vatandaşları için Vize Serbestliği Diyaloğu başlatılmıştı. Ancak bu diyaloğun sürdürülmesi için tamamlanması şart koşulan kriterlerin hepsi henüz Türkiye tarafından yerine getirilmedi.

Ankara 2013’ten beri “vize serbestisi” sağlanması için çaba harcarken, Schengen ile yaşanan sorunların giderek artması nedeniyle şu anda “vize kolaylığı” seçeneğine daha olumlu bakıyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye 400 Milyon Euro Deprem Yardımı

Avrupa Birliği (AB), 50 binden fazla can kaybına ve 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler nedeniyle Türkiye’ye 400 milyon euro yardım sağlayacak.

DW Türkçe’nin aktardığına göre Avrupa Birliği (AB) Konseyi tarafından yapılan açıklamada, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye yardım konusundaki tavsiyesinin onaylandığı belirtildi. Açıklamada Türkiye’nin yanı sıra Romanya ve İtalya’ya da mali destek sağlanacağı vurgulandı.

Buna göre, Romanya’ya bu yılın Mart ve Nisan ayları ile geçen yıl Temmuz-Ağustos aylarında yaşanan kuraklık nedeniyle 33,9 milyon euro mali destek verilecek. İtalya’ya ise ülkenin orta bölgelerinde Eylül 2022’de yaşanan aşırı yağışlar ve meydana gelen sel felaketi nedeniyle 20,9 milyon euro yardım sağlanacak.

Avrupa Birliği’nin (AB) 2023 bütçesinden Dayanışma Fonu’na aktarılacak para ile bu fona başvuruda bulunan Türkiye, İtalya ve Romanya’ya ödeme yapılması öngörülüyor. Ödeme yapılabilmesi için Avrupa Parlamentosu’nun da onay vermesi gerekiyor. Konunun parlamentonun gündemine Ekim ayının başında gelmesi bekleniyor.

Avrupa Birliği (AB) Dayanışma Fonu, AB üyesi ülkelerle üyeliğe aday olan ülkelerde yaşanabilecek büyük felaketler sonrasında yardım edilmesini öngörüyor.

Kahramanmaraş depremleri

2023 Kahramanmaraş depremleri ya da 2023 Türkiye-Suriye depremleri, 6 Şubat 2023’te dokuz saat arayla meydana gelen, merkez üsleri sırasıyla Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan, 7,8 Mw  (± 0,1) ve 7,5 Mw  büyüklüklerindeki iki deprem.

Depremler sonucunda Türkiye’de resmî rakamlara göre en az 50 bin 783, Suriye’de ise en az 8 bin 476 kişi hayatını kaybetti ve toplam 122 binden fazla kişi ise yaralandı. Depremlerin ardından büyüklüğü 6,7 Mw ’e kadar varan 40 binden fazla artçı sarsıntı gerçekleşti. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşmiş en büyük, en uzun ve en şiddetli deprem olarak kayıtlara geçti.

Pazarcık merkezli ilk deprem, Türkiye ve Suriye’nin yanı sıra Lübnan, Kıbrıs, Irak, İsrail, Ürdün, İran ve Mısır’ın da yer aldığı geniş bir coğrafyada hissedildi. İki büyük deprem, yaklaşık 350.000 km2 (140.000 mil kare) alanda Almanya’nın toplam yüz ölçümü kadar bir bölgede hasara yol açtı ve Türkiye nüfusunun %16’sını oluşturan 14 milyon kişiyi etkiledi.

Türkiye’de en az 35 bin 355 bina yıkıldı ve aralarında Gaziantep Kalesi, Habib-i Neccar Camii, Kahramanmaraş Ulu Camii, Hatay Meclis Binası, Şirvan Camisi, Adıyaman Ulu Camii, Elbistan Ulu Camii ve İskenderun’daki Latin Katolik Kilisesi’nin de bulunduğu birçok tarihî yapı ağır hasar aldı veya yıkıldı.

102 ülke Türkiye’ye yardım teklifinde bulunurken 88 ülkeden 9 bin 315 arama-kurtarma personeli deprem bölgelerine sevk edildi. Onlarca ülke ilk yardım malzemesi, teçhizat, sağlık ekibi gönderdi ve taziye mesajları yayımladı. Ayrıca Ermenistan-Türkiye sınırı yardım sevkiyatı için otuz yıl aradan sonra ilk kez açıldı.

Hükûmet, deprem bölgesi için doğal afet ve salgın gibi acil durumlarda uluslararası kuruluş ve ülkelerden yardım çağrılarını kapsayan en yüksek acil durum olan 4. seviye alarm ilan edildiğini açıkladı. Ayrıca depremlerden etkilenen 10 ilde 3 ay süreyle olağanüstü hâl ilan edilirken Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye’yi sarsan depremler için 3. seviye acil durum ilan etti.

Daha sonrasında olağanüstü hal ilan edilen il sayısı 17’ye yükseldi. Türkiye’de eğitim ve öğretime depremlerden etkilenen on ilde 1 Mart’a, kalan illerde ise 20 Şubat’a kadar ara verilirken tüm üniversitelerde 2022-2023 öğretim yılı bahar döneminde ikinci bir karara kadar uzaktan eğitime geçilmesine karar verildi.

Depremlerde hayatını kaybedenler için Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yedi gün, Kosova, Arnavutluk, Kuzey Makedonya ve Bangladeş’te ise bir gün ulusal yas ilan edildi. Aralarında Adalet ve Kalkınma Partisi Adıyaman Milletvekili Yakup Taş, eski Gana Millî Futbol Takımı futbolcularından Christian Atsu, Yeni Malatyaspor kalecisi Eyüp Türkaslan ve eski Suriye millî futbol takımı futbolcularından Nadir Çuhadar’ın da yer aldığı isimler enkaz altında kalarak öldü.

Yürütülen çalışmalar kapsamında 883 bin bağımsız bölümden oluşan 17.491 bina acil yıkılacak, 179.786 bina ağır hasarlı olarak tespit edildi. Depremlerden etkilenen illerde yıkılan ya da imara aykırı değişiklik tespit edilen binalarla ilgili soruşturmalarda, 108 müteahhit, 173 yapı sorumlusu, 18 yapı sahibi ve binalarda değişiklik yapan 18 kişi olmak üzere toplam 317 şüpheli tutuklandı. Afet sonrası 2 milyon 273 bin 551 kişi barınma sorunu yaşarken en az 5 milyon kişinin bölgeden farklı kentlere göç ettiği tahmin edilmektedir.

Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından 18 Mart 2023’te yayımlanan rapora göre depremlerin Türkiye ekonomisine toplam maliyeti 2 trilyon lira (103,6 milyar dolar) oldu. Ancak 2023 Meclis Deprem Araştırma Komisyonu Raporu’na göre depremin toplam maliyeti 148.8 milyar dolar oldu. Türkiye’nin 2023 gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 9’una denk gelen maddi zarar, 1999 Marmara Depremi’nin yol açtığı maddi kaybın yaklaşık 6 katından fazla oldu.

Dünya Bankası, depremlerin Suriye’ye doğrudan maliyetinin ise toplamda 5,1 milyar $ olduğunu duyurdu. İki ülkede toplam 153.9 milyar dolar maddi zarara yol açan depremler, dünyada en çok maddi zarara sebep olan üçüncü deprem oldu. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), depremler sonucu Türkiye’de 658 bin, Suriye’de ise 170 bin çalışanın geçim olanaklarını kaybettiğini duyurdu.

Pazarcık’ta meydana gelen 7,8 Mw  büyüklüğündeki ilk deprem, büyüklüğü 7,8~8,0 Ms olarak tahmin edilen 1668 Kuzey Anadolu depreminden sonra Anadolu topraklarında gerçekleşen en büyük ikinci deprem ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kaydedilen en büyük deprem olarak kayıtlara geçti. Ayrıca, Elbistan merkezli 7,5 Mw  büyüklüğündeki ikinci deprem, Türkiye’de meydana gelen depremler arasında en büyük üçüncü depremdir.

Deprem bölgesinde 400 km yüzey kırığı oluşurken, bölge 3 ila 9 metre batıya kaydı. 1999 Gölcük depreminin yaklaşık iki katı büyüklüğe, saldığı enerji bakımından ise yaklaşık 2,8 katı güce sahip olan Kahramanmaraş depremleri, 1939 Erzincan depremini geride bırakarak Türkiye’de en çok can kaybına yol açan deprem oldu. Aynı zamanda, 300 binden fazla insanın öldüğü 2010 Haiti depreminden bu yana dünya çapındaki en ölümcül depremdir.

Paylaşın

Bakan Fidan’dan AB’ye Üyelik Açıklaması: Perspektifimizde Bir Değişiklik Yok

AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Oliver Varhelyi ile görüşen Bakan Fidan, “Avrupa ve tüm dünyanın çeşitli sınamalarla karşı karşıya olduğu bir dönemden geçmekteyiz. Böyle bir dönemde Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde ilerletilmesi her zamankinden daha da önemli hale gelmiştir” dedi ve ekledi:

“Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinin bazı üye ülkelerin dar siyasi çıkarlarına rehin edilmemesi gerektiği açıktır. Avrupa Birliği, Türkiyesiz gerçek manada bir küresel aktör olamaz. Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin önünün açılması, ilişkilerimizin üyelik perspektifi temelinde yeniden canlandırılması elzemdir.”

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Oliver Varhelyi ile Ankara’da görüştü. Görüşmeden sonra ortak basın toplantısı düzenlendi.

Toplantıda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Avrupa ve tüm dünyanın çeşitli sınamalarla karşı karşıya olduğu bir dönemden geçmekteyiz. Böyle bir dönemde Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde ilerletilmesi her zamankinden daha da önemli hale gelmiştir. Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinin bazı üye ülkelerin dar siyasi çıkarlarına rehin edilmemesi gerektiği açıktır. Avrupa Birliği, Türkiyesiz gerçek manada bir küresel aktör olamaz. Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin önünün açılması, ilişkilerimizin üyelik perspektifi temelinde yeniden canlandırılması elzemdir.” dedi.

Bakan Fidan, vize serbestisi konusunda da “Vize serbestisi sürecinde ilerleme kaydedilmesi de Avrupa Birliği’nden beklentilerimiz arasındadır. Vize serbestisi insandan insana diyaloğu artıracak, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği önündeki sorunların ve ön yargıların kaldırılmasına şüphesiz katkı sağlayacaktır. Sayın Varhelyi’ye son dönemde vatandaşlarımızı vize başvurularında yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi beklentimizi de vurguladım” diye konuştu.

Bakan Fidan’ın ardından konuşan Varhelyi ise şunları kaydetti: “Eminim ki seçimlerden sonra güzel bir fırsat ortaya çıktı. Ben de dostluğumuzun, ittifakınızın ve Türkiye’yle sahip olduğumuz ortaklığın yeniden canlandırılması için buradayım. Ankara’da yeni hükümetin kurulmuş olmasıyla da birlikte AB-Türkiye ilişkilerini ilerletebileceğimizi düşünüyorum. Çünkü çok güçlü siyasi ve ekonomik taahhütlerimiz var. İnsanlar arasında olsun, ekonomik seviyede olsun, siyaset düzeyinde olsun, Türkiye ile olan ilişkilerimiz her zaman için bizim için de kilit öneme sahip olmuştur.”

Avrupa Konseyi liderlerinin talepleri doğrultusunda AB-Türkiye ilişkilerinde nasıl ilerlenebileceği ve olumlu bir gündemin nasıl oluşturulabileceğine dair bir rapor hazırlayacaklarını ifade eden AB temsilcisi, “Biz de şu anda burada bunun üzerine nasıl çalışabiliriz, bunun yollarını arıyoruz. O nedenle benim bugünkü ziyaretimde de altını çizeceğim şey; bu iş birliğinin tasarımını yapmak ve bu ortaklığın inandığım kadarıyla çok önemli bir potansiyele sahip olduğunu hepimiz görüyoruz. Ancak bazı hali hazırda gerçekleştirdiğimiz başarılar da var. Yeni ortaklık anlaşması dijital Avrupa programında, ortak pazar programında tamamlandı, imzalandı. Bu olumlu bir gelişmedir” dedi.

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği süreci

Varhelyi AB’nin genişleme planı ve Türkiye’nin üyelik süreci ile ilgili bir soruya şu yanıtı verdi: “2030 yılı itibarıyla yeni üyeler olacaktır, olması için her iki tarafın da çalıştığını söyleyebilirim. Türkiye’nin aday ülke olarak konumuna bakacak olursak şu anda bulunduğunuz konum son derece nettir ve Avrupa Konseyi tarafından 2018 yılında bu karara varılmıştır ve müzakereler şu anda donmuş durumdadır. Burada yeniden başlaması için Avrupa Konseyi tarafından bazı kriterler öne sürülmüştür ve bu kriterler demokrasi ve hukukun üstünlüğüyle ilgilidir. Bu alanlarda ileriye yönelik inandırıcı bir yol haritasının hazırlanması tabii ki yeni tartışmaları tetikleyebilir.”

Fidan ise bu soruya, “Bizim de politikamız özellikle bildiğiniz gibi Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik perspektifinde herhangi bir değişiklik yok. Bu çok güçlü bir politik irade. Özellikle tekrar seçmeninden güçlü bir destek alan cumhurbaşkanımızın bunu milletimiz adına yeniden en üst politik iradeyle vurgulaması önemliydi. Devlet organları da buna yönelik çalışmalarını hızlandırdı.

Bir süredir çeşitli nedenlerden dolayı Avrupa Birliği’yle Türkiye arasındaki bazı konulardaki temaslarda bir gerileme olmuştu. Yeni dönemde bunu telafi edecek çalışmaların neler olabileceği konusunda adımlarımızı attık. Bugün sayın komiserin Ankara’yı ziyareti de aslında buna güzel bir örnek teşkil etmekte. Özellikle vizeyle ilgili vatandaşlarımızın çeşitli sıkıntıları var. Özellikle iş adamlarımız ve öğrencilerimiz için vize kolaylığı konusunda mütabakat içindeyiz. Arkadaşarımız o konuda çalışmaya başlayacaklar” sözleriyle yanıt verdi.

Deprem yardımlarına ilişkin açıklamalarda da bulunan Varhelyi, Avrupa Birliği tarafından 1 milyar euroluk bir taahhütte bulunulduğunu anımsatarak, “Önümüz kış ve hızlı bir şekilde hareket etmek istiyoruz. O nedenle hali hazırda 150 milyon Euro’luk bir insani yardımda bulunduk. Ayrıca 470 milyon Euro’luk bir başka paket hazırlandı. Bu da yine deprem yardımı ve yeniden yapılandırma için kullanılacak. Ayrıca rehabilitasyon ve yeniden yapım çalışmalarına Avrupa Dayanışma Fonu aracılığıyla da katkıda bulunmak istiyoruz. Bu da yine Türkiye tarafından talepte bulunulmuştu” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: 2023 İnsanlık Tarihinin En Sıcak Yılı Olacak

Petrol, gaz ve kömürün yakılmasından kaynaklanan sera gazları atmosfere karıştıkça aşırı ısı birikmeye devam ediyor. Copernicus İklim Değişikliği Servisi, 2023’ün insanlık tarihinin en sıcak yılı olacağını kaydetti.

“Yaşadığımız üç ay yaklaşık 120.000 yılın, yani insanlık tarihinin en sıcak ayları” diyen Copernicus İklim Değişikliği Servis Direktör Yardımcısı Samantha Burgess, “Kuzey Yarımküre’nin normal bir kış geçirmesi halinde, 2023’ün insanlığın yaşadığı en sıcak yıl olacağını söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği’ne (AB) bağlı Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S), 2023’ün insanlık tarihinin en sıcak yılı olacağını kaydetti.

Yayınlanan raporda, yaz boyunca Kuzey Yarımküre’de küresel sıcaklıkların rekor düzeyde seyrettiği bildirildi. Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında ortalama küresel sıcaklık 16.77 santigrat derece (C) oldu ve bir önceki 2019 rekoru olan 16.48 C’yi geride bıraktı.

C3S Direktör Yardımcısı Samantha Burgess, “Yaşadığımız üç ay yaklaşık 120.000 yılın, yani insanlık tarihinin en sıcak ayları” dedi. Burgess, Kuzey Yarımküre’nin “normal” bir kış geçirmesi halinde, “2023’ün insanlığın yaşadığı en sıcak yıl olacağını söyleyebiliriz” diye konuştu.

Geçtiğimiz ay, kayıtlara geçen en sıcak Ağustos ayıydı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, “İklim çöküşü başladı. Bilim insanları fosil yakıt bağımlılığımızın nelere yol açacağı konusunda uzun zamandır uyarıda bulunuyor.” dedi.

Son üç ayda Asya, Afrika, Avrupa ve Kuzey Amerika’yı vuran sıcak hava dalgaları, kuraklıklar ve orman yangınlarının ekonomiler, ekosistemler ve insan sağlığı üzerinde dramatik etkilere neden olduğu değerlendirmesi yapılıyor.

Rekor seviyedeki küresel deniz yüzeyi sıcaklıkları, Kuzey Atlantik ve Akdeniz’i vuran deniz ısı dalgaları ile yaz boyunca sıcaklığın artmasında önemli bir rol oynadı.

Rapora göre 2023’ün ilk sekiz ayındaki ortalama küresel sıcaklık, 2016’nın sadece 0,01 santigrat derece altında kalarak kayıtlardaki en sıcak ikinci sıcaklık olacak. Çoğunlukla petrol, gaz ve kömürün yakılmasından kaynaklanan sera gazları, Dünya atmosferine karıştıkça bu aşırı ısı birikmeye devam ediyor.

Bilim insanlarına göre okyanuslar, sanayi çağının başlangıcından bu yana insan faaliyetlerinin ürettiği aşırı ısının yüzde 90’ını emdi. Ortalama okyanus sıcaklığı nisan ayından bu yana düzenli olarak mevsimsel sıcaklık rekorlarının üzerine çıkıyor.

Uzmanlar, daha sıcak okyanusların aynı zamanda karbondioksiti (CO2) daha az emerek küresel ısınmanın kısır döngüsünü daha da kötüleştirdiğine dikkat çekiyor. Bilim insanları mevcut El Nino’nun en kötü etkilerinin 2023’ün sonunda ve gelecek yıl hissedilmesini bekliyor.

2015 Paris iklim zirvesinde ülkeler, küresel sıcaklık artışlarını sanayi öncesi seviyelerin “çok altında” 2 santigrat derecede tutmayı kabul etti ve 1.5 C’lik bir hedef belirledi. BM uzmanları tarafından bu hafta yayınlanacak bir rapor, dünyanın bu hedefe ulaşma yolunda kaydettiği ilerlemeyi değerlendirecek.

“Küresel Durum Değerlendirmesi” olarak adlandırılan raporun, ülkelerin taahhütlerini yerine getirme konusunda oldukça geride olduklarını göstermesi bekleniyor.

C3S bulguları, dünyanın dört bir yanındaki uydulardan, gemilerden, uçaklardan ve hava istasyonlarından alınan milyarlarca ölçüm kullanılarak bilgisayar tarafından oluşturulan analizlerden elde edildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa Birliği’ne Başvurular Artıyor, Kabul Oranı Düşüyor

2023’ün ilk altı ayında Türkiye’den başvurular, 34 bin 25 kişiyle AB’ye yapılan toplam başvuruların yüzde 7’sini oluşturdu. Türkiye’den başvurularda kabul oranı Mayıs 2022’de yüzde 41 iken bu oran 2023 Mayıs’ında yüzde 27’ye geriledi.

Mayıs ayında Türkiye’den başvurular 5 bin 400 kişiyle geçen yılın Mayıs ayına göre üçte iki oranında arttı.

Avrupa Birliği İltica Dairesi (EUAA), bu yılın ilk yarısına dair iltica rakamlarını açıkladı. 2023 Ocak ayından Haziran ayı sonuna kadar 27 AB ülkesi ile İsviçre ve Norveç’e yapılan iltica başvurularının sayısı 519 bin olurken başvurularda bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 28’lik artış kaydedildi.

2023’ün sonuna kadar toplam iltica başvuru sayısının 1 milyonu geçeceği tahmin ediliyor. Böylelikle Suriye’den sığınmacı akınının yaşandığı 2015-2016 döneminden sonraki en yüksek rakama ulaşılması bekleniyor. AB’ye iltica başvurularının sayısı 2015’te 1,35 milyon, 2016’da 1,25 milyon olarak kaydedilmişti.

Türkiye ile imzalanan mülteci mutabakatı sonrasında 2017’de rakamlar gerilemiş, 2020 ve 2021’de korona pandemisiyle gelen seyahat kısıtlamaları nedeniyle de gerileme eğilimi devam etmişti. Pandemi sonrasında yeniden tırmanışa geçen iltica başvurularında 2022’de yüzde 53’lük artış olmuştu.

Suriyeliler ve Afganlar başı çekiyor

Bu yılın ilk altı ayında yapılan iltica başvurularında Suriyeliler ve Afganlar yine başı çekti. Suriyeliler 66 bin 615 başvuruyla AB’ye toplam iltica başvurularının yüzde 13’ünü, Afganlar da 55 bin 21 başvuruyla yüzde 11’ini oluşturdu. Suriye ve Afganistan vatandaşlarını Venezuela, Türkiye, Kolombiya, Bangladeş ve Pakistan vatandaşları izledi.

Toplamda başvurucuların yüzde 41’ine ya mülteci statüsü tanındı ya da ülkede kalmalarına olanak sağlayacak koruma statüsü verildi. Ancak başvuruların kabulünde ülkeler arasında önemli farklar gözleniyor.

Ülkelerinde çatışma ve baskı tehdidi altındaki Suriyeliler ve Afganların kabul oranları yükselirken Türkiye’den başvuru sayısı artmasına rağmen kabul oranı düşüyor. 2023’ün ilk altı ayında Türkiye’den başvurular, 34 bin 25 kişiyle AB’ye yapılan toplam başvuruların yüzde 7’sini oluşturdu.

Türkiye’den başvurularda kabul oranı Mayıs 2022’de yüzde 41 iken bu oran 2023 Mayıs’ında yüzde 27’ye geriledi. Mayıs ayında Türkiye’den başvurular 5 bin 400 kişiyle geçen yılın Mayıs ayına göre üçte iki oranında arttı. Başvuruların yarısından çoğu Almanya’ya yapıldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Buğday Fiyatları Tırmandı; AB: Rusya Gıda Krizinden Sorumlu

Tahıl Koridoru Anlaşmasını askıya alan Rusya’ya tepki gösteren Avrupaa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Rusya’nın büyük bir küresel gıda arzı krizinden sorumlu olduğunu ifade etti.

Josep Borrell ayrıca Rusya’yı Ukrayna’nın liman kenti Odessa’daki tahıl depolama tesislerini kasten vurmakla suçladı; saldırıların gıda krizini daha da derinleştireceğini söyledi.

Rusya’nın pazartertesi gününden bu yanan Odessa’ya yönelik saldırılarında, Ukraynalı yetkililerin verdiği bilgiye göre 60 bin ton civarında tahıl harap oldu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Odessa’ya saldırıların tahıl anlaşmasının askıya alınmasıyla bağlantılı olduğunu savunarak Rusya’nın tahıl anlaşması altyapısını kasıtlı bir şekilde hedef aldığını savundu.

Ukrayna Tarım Bakanı Mikola Solskyi altyapıda meydana gelen hasarın tamamen giderilmesinin en az bir yıl alacağını söyledi. Rusya Savunma Bakanlığı ise saldırıların hedefini cephane depoları ve askeri tesisler olarak açıklamıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, taleplerinin karşılanması halinde tahıl anlaşmasına geri döneceğini söyledi. Bu talepler arasında Rusya’nın tarım bankasının küresel bir ödeme sistemine yeniden kabul edilmesi de yer alıyor.

Rusya Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “20 Temmuz 2023 tarihinde Moskova saatiyle 00:00’dan itibaren Karadeniz’den Ukrayna limanlarına giden tüm gemiler potansiyel askeri kargo taşıyıcısı olarak kabul edilecektir” denildi.

Açıklamada “Bu tür gemilerin bayrak devletleri, Kiev rejiminin yanında Ukrayna çatışmasına dahil olmuş sayılacaktır” ifadesi kullanıldı.

Bir Beyaz Saray sözcüsü Rusya’yı sivil gemilere yönelik saldırılardan Ukrayna’yı sorumlu tutmayı planlamakla suçladı.

Türkiye ve BM’nin Rusya ve Ukrayna ile ayrı ayrı imzaladığı anlaşma, savaş sırasında Ukrayna tahılının dünya pazarlarına ihracatını düzenliyordu.

Rusya ile imzalanan diğer anlaşma, Rus tahıl ve gübre ihracatının Batı’nın uyguladığı yaptırımlardan etkilenmemesini güvence altına alıyordu. Rusya, bu konuda yeterli adımların atılmadığı gerekçesiyle daha önce anlaşmayı uzatmama tehdidinde bulunmuştu.

Avrupa borsalarında buğday fiyatları Çarşamba günü bir önceki güne göre yüzde 8,2 artarak ton başına 253,75 euro’ya yükseldi. Mısır fiyatları da yüzde 5,4 arttı.

ABD buğday vadeli işlemleri Çarşamba günü %8,5 artarak Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana en yüksek günlük artışını gerçekleştirdi.

Marex Capital analisti Charlie Sernatinger, bu tür bir tırmanma tehdidinin “hem Rusya hem de Ukrayna’nın Karadeniz’den su yoluyla yapılan tüm tahıl sevkiyatlarını kesebileceğini” ve bunun da savaşın başlangıcındakine benzer bir duruma neden olacağını söyledi.

A/C Trading’in başkanı Jim Gerlach’a göre “Ukrayna’da işler yeniden kızıştı. Orada gerçek bir çatışma yaşanıyor ve kimse bunun ortasında kalmak istemiyor. Orası Avrupa’nın ekmek sepeti ve nakliyeciler geri çekiliyor.”

Paylaşın