Dünya, Dört Derece Isınırsa Yüzde 40 Daha Fakir Olacağız

Yeni yayınlanan bir araştırma, küresel ısınmanın ekonomik etkisinin hafife alındığını, dört santigrat derecelik bir ısınmanın yüzde 40’lık bir fakirleşmeye neden olacağını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Avustralyalı bilim insanları tarafından yapılan araştırma, ısınmanın sanayi öncesi seviyelerin 2 santigrat derecenin üzerinde tutulması durumunda bile dünya genelinde kişi başına düşen ortalama GSYİH’nin (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla) yüzde 16 oranında azalacağını öne sürüyor.

Bu, önceki tahminlerin (örneğin yüzde 11 civarı kayıp) neredeyse dört katı bir etki demek. Tedarik zincirlerinde yaşanacak kesintiler, iş gücü verimliliğinin azalması ve altyapı hasarları da bu fakirleşme senaryosunu destekleyen unsurlar.

Bilim insanları, ülkeler kısa ve uzun vadeli iklim hedeflerine ulaşsalar bile küresel sıcaklıkların 2,1 derece artacağını tahmin ediyor.

İklim bilimci ve araştırmanın ortak yazarı Dr. Timothy Neal, mevcut ekonomik modellerin, iklim değişikliğinin ciddi etkilerini hafife aldığını vurguluyor, ve 4 santigrat derecelik bir küresel ısınma senaryosunda ekonomik kayıpların önceki tahminlerden çok daha yüksek olabileceğini belirtiyor.

Neal, mevcut modellerin “gerçek dışı varsayımlar” içerdiğini söylüyor. Örneğin, ekonominin iklim şoklarına kolayca uyum sağlayacağı veya sıcaklık artışının sadece marjinal etkiler yaratacağı gibi. Neal, bilimsel uyarılar (örneğin, IPCC raporları) ile ekonomik tahminler arasındaki uçurum olduğunu ve modellerin yenilenmesi gerektiğini belirtiyor.

İklim bilimci ve araştırmanın ortak yazarlarından Prof. Andy Pitman ise, iklim modellerinin ekonomik kayıpları doğru tahmin etmekte yetersiz kalabileceğini ve gerçek etkilerin daha yıkıcı olabileceğini söylüyor.

Pitman, sıcaklık artışlarının tarım, su kaynakları ve insan sağlığı üzerindeki zincirleme etkilerinin ekonomik sistemleri derinden sarsabileceğini ifade ediyor. Ayrıca, 4 santigrat derecelik bir artışın “felaket” anlamına geleceğini ve mevcut politikaların bu riski ciddiye almadığını belirtiyor.

İklim politikaları uzmanı Prof. Frank Jotzo, önceki ekonomik modellerin (özellikle Entegre Değerlendirme Modelleri – IAM’ler) iklim değişikliğinin gerçek ekonomik etkilerini sistematik olarak hafife aldığını vurguluyor.

Prof. Frank Jotzo, bu modellerin, bir bölgede tarım gibi bir faaliyetin iklim değişikliği yüzünden çökmesi durumunda, başka bir bölgenin bunu telafi edebileceği gibi gerçek dışı bir varsayım üzerine kurulu olduğunu söylüyor.

“Bu, gerçek dünyanın işleyişine aykırı” diyen Prof. Frank Jotzo, küresel ekonominin birbirine bağlı doğası, aşırı hava olaylarının tetiklediği tedarik zinciri aksamalarının tüm ülkeleri etkileyeceğini belirtiyor.

Paylaşın

Ormanların Yok Edilmesi İklim Mücadelesini Rayından Çıkaracak

Yeni yayınlanan bir araştırma, ormanların CO₂ emme kapasitesinin azalacağını hesaba katmamanın, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmayı önemli ölçüde zorlaştırabileceğini, hatta imkansız hale getirebileceğini gösteriyor.

Haber Merkezi / Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü’nden (PIK) bir ekip, geçmişte bozulmamış ormanların yılda 7,8 milyar ton CO₂ emdiğini, bunun insan faaliyetleri sırasında ortaya çıkan emisyonlarının yaklaşık beşte biri olduğunu, ancak karbon emiliminin iklim değişikliği ve ormansızlaşma gibi insan faaliyetleri nedeniyle giderek daha fazla risk altında olduğunu duyurdu.

Araştırmanın baş yazarı Michael Windisch, iklim stratejileri ormanların sadece bozulmadan kalmasına değil, aynı zamanda artırılmasına yönelik olması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor: “Kaliforniya’daki gibi orman yangınları ve Amazon’da devam eden ormansızlaşma bir kumar. İklim değişikliğinin kendisi ormanların karbon depolarını riske atıyor.”

Araştırmaya göre, emisyonları azaltmak ve ormanları korumak için alınması gereken önlemleri ertelemek iklim hedeflerini tehlikeye atabilir. Windisch, “Ormanlarda depolanan karbonu korumak için hemen harekete geçmeliyiz” diye vurguluyor. Windisch, “Orman karbon kayıplarını telafi etmek için enerji, endüstri ve ulaşım gibi temel emisyon kaynaklarından daha yüksek emisyon kesintileri yapılacak” diye ekliyor.

Paris Anlaşması

Paris Anlaşması, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için 2015 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamında kabul edilen ve 2016’da yürürlüğe giren uluslararası bir anlaşmadır. 12 Aralık 2015’te Paris’te düzenlenen 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21) 196 ülke tarafından müzakere edildi ve 22 Nisan 2016’da imzaya açıldı.

Şu an itibarıyla 195 BMİDÇS üyesi anlaşmaya taraf, ancak Eritre, İran, Irak, Libya ve Yemen gibi birkaç ülke henüz onaylamadı. Türkiye ise anlaşmayı 22 Nisan 2016’da imzaladı, fakat onay süreci 6 Ekim 2021’de TBMM’de tamamlanarak 10 Kasım 2021’de resmen taraf oldu.

Anlaşmanın temel amacı, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 2°C’nin oldukça altında tutmak ve mümkünse 1,5°C ile sınırlamak. IPCC raporları, bu seviyenin aşılmasının iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini (sel, kuraklık, biyoçeşitlilik kaybı gibi) ciddi şekilde artıracağını gösteriyor.

Paris Anlaşması, Kyoto Protokolü’nden farklı olarak, tüm ülkeleri kapsayan bir “aşağıdan yukarı” yaklaşımı benimser. Yani, her ülke kendi Ulusal Katkı Beyanı’nı (NDC) belirler ve bu hedefleri beş yılda bir güncelleyerek daha iddialı hale getirmesi beklenir. Zorlayıcı bir mekanizma yok; ülkeler gönüllü taahhütlerde bulunuyor. Örneğin, Türkiye 2021’de sunduğu beyanda, 2030’a kadar emisyonları yüzde 41 artırma projeksiyonundan yüzde 21 azaltma sözü verdi ve 2053’te net sıfır hedefini açıkladı.

Türkiye, başlangıçta gelişmekte olan ülke statüsüyle finans ve teknoloji desteği talep ettiği için onay sürecini erteledi. Ancak 2021’de, özellikle AB’nin Yeşil Mutabakatı ve karbon sınır düzenlemeleri gibi ekonomik baskılarla, anlaşmayı onayladı. Bu, Türkiye’nin kömür bağımlılığını azaltıp yenilenebilir enerjiye yönelmesi gerektiği anlamına geliyor, ki enerji sektörü emisyonlarının yüzde 70’inden fazlasını oluşturuyor. Ama pratikte, kömürlü termik santraller hala aktif ve bu geçişin ne kadar hızlı olacağı belirsiz.

Paylaşın

NASA: Deniz Seviyeleri 2024’te Beklenenden Daha Fazla Arttı

İklim krizinin etkilerinin giderek daha belirgin hale geldiği bir dönemde NASA, 2024 yılında, dünya genelinde deniz seviyelerinin beklenenden daha hızlı bir şekilde yükseldiğini duyurdu.

Haber Merkezi / NASA’nın (ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) yeni yayınladığı bir analiz; 2024 yılında dünya genelinde deniz seviyesinin yıllık artış oranının beklenen 0.43 santimetre (cm) yerine 0.59 cm olduğunu gösterdi.

Bu, beklenenden yaklaşık yüzde 35 daha yüksek bir artış olduğu anlamına geliyor.

NASA’nın ölçümlerine göre, 1993 yılından bu yana dünya genelindeki deniz seviyeleri toplamda yaklaşık 10 cm yükseldi. Bu, özellikle kıyı bölgelerinde yaşayan topluluklar için ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Yıllık deniz seviyelerindeki yükseliş oranı, 1993’te 0.18 cm iken, 2023 itibarıyla 0.45 cm’ye ulaştı ve 2024’te bu oran daha da artarak 0.59 cm’ye çıktı. Yani, son 30 yılda yükseliş hızı iki kattan fazla artmış durumda.

NASA’nın deniz seviyeleri araştırmacısı olan Josh Willis, deniz seviyelerinin yükselmeye devam ettiğini ve yükselme oranının giderek daha da hızlandığını söyledi.

Deniz seviyelerinin yükselmesinin nedenleri

Termal genleşme: Deniz suyunun ısınmasıyla hacminin artması, yani termal genleşme, 2024’te deniz seviyesi yükselişinin ana itici gücü oldu. NASA’ya göre, 2024’te yükselişin yaklaşık üçte ikisi (Yüzde 66) termal genleşmeden kaynaklandı.

Buz tabakalarının ve dağ buzullarının erimesi: Normalde, son yıllarda deniz seviyesi yükselişinin yaklaşık üçte ikisi, Grönland ve Antarktika gibi yerlerdeki buz tabakalarının ve dağ buzullarının erimesinden kaynaklanıyordu. Ancak 2024 yılında bu katkı, toplam yükselişin yalnızca üçte birini (Yüzde 33) oluşturdu.

Deniz seviyelerinin yükselmesinin etkileri

Kıyı taşkınları: Deniz seviyelerindeki artış, yüksek gelgit taşkınlarını ve dalgaların daha sık ve şiddetli hale getirebilir. Özellikle düşük rakımlı kıyı bölgeleri, bu taşkınlardan ciddi şekilde etkilenebilir.

Altyapı ve ekonomi: Kıyı şehirlerindeki altyapı (örneğin limanlar, yollar, kanalizasyon sistemleri) ve ekonomik faaliyetler, deniz seviyesindeki yükselişten dolayı zarar görebilir.

Ekolojik sonuçlar: Deniz seviyelerindeki artış, tuzlu suyun yer altı sularına karışmasına neden olarak tarım arazilerini ve tatlı su kaynaklarını tehdit edebilir. Ayrıca, mercan resifleri gibi hassas ekosistemler, sıcaklık artışı ve deniz seviyelerindeki değişimlerden olumsuz etkilenebilir.

Uzun vadeli göç: 2100 yılına kadar deniz seviyeleri 1-2 metre daha yükselebilir. Bu durum, özellikle ada ülkeleri (örneğin Kiribati) ve düşük rakımlı kıyı bölgelerinde yaşayan milyonlarca insanın göç etmesine neden olabilir.

Paylaşın

Türkiye’de Geçen Yıl Bin 257 “Aşırı Hava Olayı” Görüldü

Türkiye’de geçen yıl bin 257 aşırı hava olayı kaydedildi. aşırı hava olaylarının yüzde 35’i şiddetli yağış ve sellerden kaynaklanırken, yüzde 20’si fırtına, yüzde 18’i dolu, yüzde 9’u kar yağışı nedeniyle yaşandı. Yıldırım düşmesinin payı yüzde 8, hortumların payı ise yüzde 2 oldu.

Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Barış Eceçelik, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “İklim kriziyle şiddetini ve sıklığını artıran bu olaylar, altyapı yetersizliği ve önlem alınmaması nedeniyle daha can yakıcı olmaya başladı. Alınacak en büyük önlem, hepimizin bildiği gibi iklimi değiştiren sera gazı emisyonlarının başlıca kaynağı fosil yakıtları (petrol, kömür ve gaz) kullanmaktan vazgeçmek” dedi.

İklim kriziyle birlikte sayısı ve şiddeti artan aşırı hava olayları, 2024 yılında da devam etti. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, Türkiye’de geçen yıl 1257 aşırı hava olayı kaydedildi. 2024, 1940’tan bu yana en çok aşırı hava olayı görülen ikinci yıl oldu. Son dört yıldır 1000’in, son iki yıldır ise 1200’ün üzerinde aşırı hava olayı yaşandı.

Türkiye’de 2024’teki aşırı hava olaylarının yüzde 35’i şiddetli yağış ve sellerden kaynaklanırken, yüzde 20’si fırtına, yüzde 18’i dolu, yüzde 9’u kar yağışı nedeniyle yaşandı. Yıldırım düşmesinin payı yüzde 8, hortumların payı ise yüzde 2 oldu.

“Aşırı hava olayları can yakıcı olmaya başladı”

Ekosfer Derneği’nin aktardığına göre, derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Barış Eceçelik, alınacak önlemleri şöyle anlattı: “Geçen yıl iklim krizinin etkilerini hem sıcaklık artışı hem de aşırı hava olaylarıyla hissettik. Daha da önemlisi bu olayların doğrudan can ve mal kaybına neden olduğuna üzülerek tanıklık ettik. İzmir’deki orman yangını yerleşim yerlerine ulaştı, Antalya’da sel nedeniyle alt geçitte mahsur kalan bir kişi hayatını kaybetti. Amasya’da yıldırım nedeniyle 76 koyun yaşamını yitirdi.

İklim kriziyle şiddetini ve sıklığını artıran bu olaylar, altyapı yetersizliği ve önlem alınmaması nedeniyle daha can yakıcı olmaya başladı. Alınacak en büyük önlem, hepimizin bildiği gibi iklimi değiştiren sera gazı emisyonlarının başlıca kaynağı fosil yakıtları (petrol, kömür ve gaz) kullanmaktan vazgeçmek. Enerjiyi daha akıllıca kullanıp, tüketimi azaltır, aynı zamanda yenilenebilir enerji kullanımını artırırsak, Türkiye’nin ciddi miktarlara ulaşan sera gazı salımını azaltabiliriz.”

Aşırı hava olayı, normal hava koşullarının dışında, şiddetli ve beklenmedik bir şekilde gerçekleşen hava olaylarını ifade eder. Aşırı hava olayları arasında şiddetli yağışlar, seller, fırtınalar, dolu, kar fırtınaları, sıcak hava dalgaları, aşırı soğuklar, hortumlar ve yıldırım düşmesi gibi olaylar yer alır.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Aşırı Hava Olayları 30 Yılda Yaklaşık 800 Bin Kişinin Ölümüne Neden Oldu

İklim krizinin hafifletilmesine odaklanan sivil toplum örgütü Germanwatch, aşırı hava olaylarının son 30 yılda yaklaşık 800 bin kişinin ölümüne neden olduğunu açıkladı.

Haber Merkezi / Germanwatch politika danışmanı Lina Adil, “Amaçlarının, ülkelerin karşı karşıya olduğu gerçek riskleri göz önünde bulundurarak uluslararası iklim politikasını bağlamlandırmak” dedi.

Germanwatch, “İklim Risk Endeksi 2025” raporunu açıkladı. Rapora göre; 1993 – 2022 yılları arasında aşırı hava olaylarından en çok etkilenen ülkeler Dominika, Çin ve Honduras oldu. Myanmar, İtalya ve Hindistan diğer en çok etkilenen ülkeler arasındaydı.

Aynı dönemde dünya genelinde yaklaşık 800 bin insan aşırı hava olaylarında hayatını kaybetti ve 9 bin 400’den fazla aşırı hava olayı yaklaşık 4,2 trilyon dolar (enflasyona göre ayarlanmış) tutarında kayba yol açtı. 1993’ten 2022’ye kadar fırtınalar (yüzde 35), sıcak hava dalgaları (yüzde 30) ve seller (yüzde 27) en fazla ölüme neden oldu.

2022’de en çok etkilenen 10 ülkeden yedisinin yüksek gelirli ülke grubuna ait olduğuna dikkat çekilirken, uzun vadede ise iklim değişikliğinin bu sonuçlarından en fazla etkilenen ülkelerin yeni gelişmekte ve sanayileşmekte olan ülkeler olduğu kaydedildi.

Uluslararası Afet Veritabanı ve Uluslararası Para Fonu verilerine dayanan endekste tüm verilerin mevcut olduğu en son yılın 2022 olduğu belirtildi.

Boston Üniversitesi Pardee Küresel Araştırmalar Okulu’ndan emekli Prof. Adil Najam, “Bu rapordaki en büyük bilgi, iklim değişikliğinin artık her ülke için bir gerçeklik olduğu ve hiçbir ülkenin bunun etkilerinden muaf olmadığıdır” dedi.

Germanwatch politika danışmanı Lina Adil, “Amaçlarının, ülkelerin karşı karşıya olduğu gerçek riskleri göz önünde bulundurarak uluslararası iklim politikasını bağlamlandırmak” dedi.

Paylaşın

Küresel Isınma: Dünya Gezegensel İflasla Karşı Karşıya

IFoA’nın küresel ısınmaya ilişkin yayınlandığı raporda, dünyanın gezegensel iflasla karşı karşıya olduğu, gezegendeki sistemlerin artık insanlık için kritik gereksinimleri sağlayamayacak kadar bozulduğu belirtildi.

Raporun yazarlarından Sandy Trust, “Doğa bizim temelimizdir; gıda, su ve oksijenin yanı sıra ekonomimize güç veren hammadde ve enerjiyi sağlar. Bu temelin istikrarına yönelik tehditler, gelecekteki insan refahına yönelik risklerdir ve bunlardan kaçınmak için harekete geçmeliyiz” dedi.

Yıllık küresel sıcaklık 2024’te ilk kez uluslararası düzeyde kabul edilen 1.5 derecelik hedefin üzerine çıkarken, İngiltere’de yapılan yeni bir çalışmada, iklimdeki bozulmanın sebep olacağı yıkıcı etkiler gözler önüne serildi.

Son yıllarda yangın, sel, kuraklık, sıcaklık artışları gibi aşırı hava olayları ve afetler artarken, Institute and Faculty of Actuaries’in (IFoA) raporunda, iklim kriziyle mücadele için siyasi liderlere daha hızlı hareket etme çağrısında bulunuldu.

IFoA raporuna göre, karbonsuzlaşmayı hızlandırmak ve doğayı onarmak için acilen harekete geçilmezse, 2090 yılına kadar küresel ekonomik büyüme yüzde 50 düşecek.

2050 yılına kadar 3 derece veya daha fazla ısınma halinde ise, 4 milyardan fazla ölüm, dünya çapında önemli sosyo-politik parçalanma, devletlerin yıkılması ve bunun sonucunda hızlı ve kalıcı sermaye kaybı meydana gelebilir.

Raporun yazarlarından Sandy Trust, bu senaryodan kaçınmak için gerçekçi bir plan olmadığını ifade ederek küresel sıcaklıkta 3 derecelik bir artışın sonuçlarının yanlış tahmin edildiğini ve bunların siyasi liderleri politikalarının riskleri konusunda körleştirdiğini söyledi.

Karar Gazetesi’nin The Guardian’dan habere göre, raporda ayrıca, küresel ısınmanın ekonomik etkilerini değerlendirmek için finans kuruluşları, politikacılar ve kamu görevlileri tarafından kullanılan iklim riski değerlendirmelerinin yanlış olduğu, çünkü küresel ısınmanın bir sonucu olarak iklim değişikliğinin devrilme noktaları, deniz sıcaklığı artışları, göç ve çatışma gibi beklenen ciddi etkilerini göz ardı ettikleri belirtildi.

Raporda, bu riskler dikkate alındığında dünyanın gezegensel iflasla karşı karşıya olduğu, Dünya’daki sistemlerin artık insanlık için şart olan kritik gereksinimleri sağlayamayacak kadar bozulduğu eklendi.

Trust, “Doğa bizim temelimizdir; gıda, su ve oksijenin yanı sıra ekonomimize güç veren hammadde ve enerjiyi sağlar. Bu temelin istikrarına yönelik tehditler, gelecekteki insan refahına yönelik risklerdir ve bunlardan kaçınmak için harekete geçmeliyiz” dedi.

Paylaşın

2024, Türkiye’de Son 53 Yılın “En Sıcak Yılı” Oldu

2024 yılı, dünya genelinde 1,5 derece ısınma sınırının aşıldığı ilk yıl olurken, Türkiye’de de 15,6 derece ortalama sıcaklık ile son 53 yılın en sıcak yılı oldu.

2024 yılı sıcaklık rekoru, bir önceki sıcaklık rekoru olan 2010 yılına ait 15,5 derecesinin 0,1 derece üzerinde.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), 2024 Yılı Sıcaklık Değerlendirme raporunu yayınladı. Yayınlanan raporda, 2024 yılının son 53 yılın “en sıcak” yılı olduğunun altı çizildi.

220 istasyondan alınan hava durumu verilerinin uzun yıllar ortalama verileri ile karşılaştırılarak tamamladığı 2024 Yılı Sıcaklık Değerlendirme raporuna göre, yıl içerisinde Türkiye genelinde yağışlar normaline göre yüzde 6,3 oranında azaldı.

2024 yılında Ankara, İstanbul ve İzmir’de de yağışlarda azalma olduğu belirtildi. En fazla yağış alan il Rize olurken en az yağış alan il ise Edirne oldu.

Söz konusu raporda Türkiye’nin 2024 yılı ortalama sıcaklığı, 15,6 derece olarak gerçekleşirken bu değerin 1991–2020 normalinin ortalaması olan 13,9 derecenin, 1,7 derece üzerinde seyrettiği bilgileri yer aldı.

Yine 2024 yılı Türkiye ortalama sıcaklığı, 1971-2024 periyodu ile karşılaştırıldığında ise 15,6 derece ile en sıcak yıl olarak tarihe geçti. Bu derece, bir önceki sıcaklık rekoru olan 2010 yılına ait 15,5 derecesinin 0,1 derece üzerinde gerçekleşti.

Yine, 2024 yılının ocak, nisan, haziran ve temmuz aylarında ortalama sıcaklık rekorları kırılırken, mevsimsel olarak bakıldığında ise kış ve yaz mevsimleri yine rekor sıcaklık dereceleri ile tamamlandı.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

2024, 1,5 Derece Isınma Sınırını Aşan İlk Yıl Oldu

Avrupa Kopernik Gözlemevi’nin (Copernicus) İklim Değişikliği Servisi (C3S), 2024’ün küresel ısınmanın Paris İklim Anlaşması ile belirlenen uzun vadeli sınır olan 1,5 derecelik ısınmanın ötesindeki “ilk yıl” olduğunu açıkladı.

Birleşmiş Milletler (BM) Paris İklim Anlaşması’nın en iddialı sınır olan küresel ısınma sınırını, geri dönülmez eşik olarak tanımlanan 2°C’nin çok altında tutmayı ve “Sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5°C’yi aşmama” hedefini içeriyordu.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo da “Gelecek bizim elimizde. Hızlı ve kararlı bir eylem gelecekteki iklimimizin gidişatını değiştirebilir” dedi. Copernicus C3S Yardımcı Direktörü Samantha Burgess de “Son on yıl her yıl kayıtlara geçen en sıcak on yıl arasında yer aldı” tespitinde bulundu.

İnsan kaynaklı küresel ısınma, kıtaların ve okyanusların yüzeyinde gözlenen aşırı sıcaklıkların başlıca nedeni olmaya devam ediyor. Olağanüstü doğal afetlerle geçen 2024 yılında, küresel ısınma ilk kez +1,5°C eşiğini aştı. Okyanuslarda sıcaklık rekoru kırıldı, atmosfer daha çok nemle yüklendi ve doğal afetler sonunda olağanüstü maliyetler kaydedildi.

2024 yılı öngörüleri doğrulayarak sıcaklık kayıtlarının tutulmaya başlandığı 1850 yılından bu yana kaydedilen, en sıcak yıl oldu. Haziran ayında Mekke’de hac sırasında aşırı sıcaklar nedeniyle yaşanan bin 300 ölüm, İspanya’nın Valencia bölgesi başta olmak üzere Batı ve Orta Avrupa’daki tarihi seller, ABD ve Karayipler’deki şiddetli kasırgalar ve Los Angeles’da devam eden yangınlar, tarihe geçti.

Avrupa Kopernik Gözlemevi’nin (Copernicus) İklim Değişikliği Servisi (C3S) bu sabah yayımladığı raporunda, felaketler ve rekorlarla dolu 2024’ün, son rekoru elinde tutan 2023’ten bile daha sıcak bir yıl olduğunu açıkladı. Copernicus, küresel ısınmanın Paris İklim Anlaşması ile belirlenen uzun vadeli sınır olan 1,5°C’lik ısınmanın ötesindeki “ilk yıl” olduğunu açıkladı.

Copernicus açıklamasında, dünyanın sadece 2024 yılında değil, aynı zamanda 2023-2024 yıllarının ortalamasında da sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5°C’lik bir ısınma yaşadığını açıkladı. Avrupa Gözlemevi, bu rakamların “modern tarihte sıcaklıklarda sürekli ve benzeri görülmemiş bir artışın işareti olduğunu” duyurdu.

BM Paris İklim Anlaşması’nın en iddialı sınır olan küresel ısınma sınırını, geri dönülmez eşik olarak tanımlanan 2°C’nin çok altında tutmayı ve “Sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5°C’yi aşmama” hedefini içeriyordu.

ERA5 atmosferik yeniden analiz sistemine dayanan Copernicus’a göre, geçen yıl 15,1°C olan küresel ortalama sıcaklık, sanayi öncesi seviye olarak adlandırılan 1850-1900 yılları arasındaki sıcaklık tahmininden 1,6°C daha yüksek.

Ancak uzun vadeli eğilimlere atıfta bulunan Paris Anlaşması’na göre, “sınırın aşıldığını kabul etmek için” ortalama 1,5°C’lik ısınmanın en az 20 yıl boyunca gözlemlenmesi gerekiyor.

Copernicus, bu 20 yılın ilk adımının 2024’te atıldığını kaydediyor. Copernicus’un açıkladığı verilere göre, Ocak-Haziran 2024 arasındaki her ay, bir önceki yılın kayıtlara geçen aynı döneminden daha sıcak oldu. Ayrıca günlük ortalama sıcaklığın 17,16°C olduğu 22 Temmuz 2024’te yeni bir rekora imza atıldı.

Copernicus’a göre bu durum, küresel sıcaklıklar, modern insanların deneyimlediği seviyenin ötesine geçiyor. Bilim insanlarına göre iklimin şu anki ısınması en az 120 bin yıldır görülmemiş düzeyde.

Kopernik’in İklim Değişikliği Servisi’ne (C3S) göre, aylardır tahmin edilen ve 31 Aralık’a kadar olan tüm sıcaklıklarla teyit edilen 2024 yılı, kayıtların 1850’de tutulmaya başlanmasından bu yana kaydedilen en sıcak yıl oldu.

Okyanuslarda rekor sıcaklık

Okyanuslar da aşırı ısınmaya devam ediyor. Antarktika’da üst üste ikinci yıldır rekor veya rekora yakın düşük değerlere ulaşıldı.

Kutup bölgeleri hariç, yıllık ortalama deniz yüzeyi sıcaklığı da 1991-2020 ortalamasına göre 0,51 derece artarak 20,87 derece ile rekor kırdı. Raporda ayrıca, küresel iklim ‘istikrarının’ önemli bir göstergesi olan Arktika ve Antarktika çevresindeki deniz buzu kapsamının, “geçen yılki buzlu deniz suyu kapsamının ortalamasının önemli ölçüde altında olduğunu” belirtiyor.

Deniz ısı dalgalarının mercanlar ve balıklar üzerindeki ani etkilerine ek olarak, okyanusların bu kalıcı aşırı ısınması, Dünya ikliminin başlıca düzenleyicisi olup, deniz ve atmosfer akıntılarını etkiliyor. Daha sıcak denizler atmosfere daha fazla su buharı salarak tayfunlar, kasırgalar ve fırtınalar için ek enerji sağlıyor.

Rapora göre ayrıca, 2024 yılında, küresel ısınmaya neden olan iki ana sera gazı olan “karbondioksit ve metan gazının” atmosferdeki yoğunlukları da artmaya devam etti. Bunlar sırasıyla milyonda 422 parça (ppm) ve milyarda 1897 parça (ppb) olmak üzere rekor yıllık seviyelere ulaştı.

Küresel ısınma atmosferin su alma kapasitesini de artırıyor: Clausius-Clapeyron formülüne göre, her ilave derece atmosferin maksimum su içeriğini yüzde 7 artırıyor. C3S’ye göre, geçen yıl atmosferdeki toplam su buharı miktarı rekor seviyeye ulaşarak 1991-2020 ortalamasından yaklaşık yüzde 5 daha arttı.

Avrupa İklim Kurumu, “Bu nem fazlalığı, aşırı yağış potansiyelini artırdı. Ayrıca yüksek deniz yüzeyi sıcaklıklarıyla birleşince tropikal siklonlar da dahil olmak üzere büyük fırtınaların oluşumuna katkıda bulunmuştur” diye değerlendiriyor.

Mayotte’deki fırtına ve California’daki yangınların da ortaya çıkardığı bir başka gerçek ise iklim değişikliğiyle birleşen doğal afetlerin, geçen yıl olağanüstü yüksek ekonomik kayıplara yol açması. Sigorta şirketlerinin rakamlarına göre, 140 milyar dolara ulaşan sigortalı kayıplarla, 2024 yılı 1980’den bu yana en maliyetli üçüncü yıl oldu.

AFP’ye açıklama yapan Bavyera sigorta şirketi Munich Re grubunun hesaplamalarına göre, toplam ekonomik kayıplar 2023’teki 268 milyar dolara kıyasla yüzde 19 artışla 320 milyar dolara ulaştı. Grubun baş iklim uzmanı Tobias Grimm, “Gezegenimizin iklim makinesi yüksek vitese geçiyor” uyarısında bulundu.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo da “Gelecek bizim elimizde. Hızlı ve kararlı bir eylem gelecekteki iklimimizin gidişatını değiştirebilir” dedi. Copernicus C3S Yardımcı Direktörü Samantha Burgess de “Son on yıl her yıl kayıtlara geçen en sıcak on yıl arasında yer aldı” tespitinde bulundu.

(Kaynak: VOA Türkçe / Arzu Çakır)

Paylaşın

Türkiye, Ekolojik Tahribatın En Üst Seviyeye Çıktığı Ülkelerden Biri

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Technology Review Insights tarafından hazırlanan ve 76 ülkeyi kapsayan “Yeşil Gelecek Endeksi 2023” raporunda, Türkiye 63’üncü sırada yer aldı. Raporda hava, su ve toprak kirliliğine dikkat çekildi.

Doğaya ve yaşam alanlarına yönelik saldırılar 2024 yılı boyunca dur durak bilmedi. Doğaya dönük rant odaklı yaklaşım nedeniyle dünyanın çeşitli yerlerinde kuraklık, sel felaketleri, yangınlar, erozyon ve toprak kaybı, biyolojik çeşitliliğin azalması, ormansızlaşma gibi ekolojik sorunlar yıl boyunca büyüyerek devam etti. Söz konusu saldırılar, iklim değişikliğini beraberinde getiriyor. Bu durum dünyanın ısınması, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, şiddetli hava olayları yaşanması gibi pek çok olumsuz gelişmeye neden oluyor.

Yapılan araştırmalar da bu durumu doğruluyor. Küresel Karbon Projesi bilim ekibine göre, fosil yakıtlardan kaynaklanan küresel karbon emisyonları 2024 yılında rekor seviyeye ulaşacak. 2024 Küresel Karbon Bütçesi raporuna göre, fosil karbondioksit (CO2) emisyonlarının 2023 yılına göre yüzde 0,8 artışla 37,4 milyar tona ulaşacağı öngörülüyor.

Earth System Science Data‘da yayınlanacak olan ön baskı, emisyonların bu hızla devam etmesi halinde, ısınmayı yüzde 50 olasılıkla 1,5 santigrat derece ile sınırlamak için kalan karbon bütçesinin altı yıl içinde aşılabileceğini ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) verilerine göre küresel karbon emisyonunun en az yüzde 5,5’i askeri yatırım ve operasyonlar nedeniyle oluşuyor.

Gezegenin ısınmasıyla birlikte buzullardaki erime arttı. Bilim insanları, Kuzey Kutbunda Arktik bölgesinde binlerce yıldır donmuş halde bulunan toprağın çözülmesiyle tonlarca civanın açığa çıktığını belirledi. Panama’nın kuzey kıyısında yer alan küçük mercan adası Gardi Sugdub’da yaşayan 300 aile, deniz seviyesinin yükselmesinden kaynaklı başka bir yere nakledildi. Yine biyolojik çeşitliliğinin azaldığı da raporlara yansırken. Dünya Doğayı Koruma Vakfı Kenya, yıl içinde yayımladığı “Yaşayan Gezegen Raporu”nda yaban hayatı popülasyonunun son 50 yılda yüzde 76 azaldığını ortaya koydu.

İklim değişikliğine paralel olarak yaşanan aşırı doğa olayları, tüm dünyada büyük bir yıkıma neden oldu. Tıp dergisi Lancet’in 2024 Geri Sayım Raporu’na göre, sıcağa bağlı ölümler 2023’te yüzde 167 oranında arttı. 2024’te ise sadece İspanya’da yaşanan selde 205, Katmandu ve Nepal’deki selde 217 kişi yaşamını yitirdi. Nijerya, Endonezya ve Kazakistan’da yüzbinleri etkileyen seller yaşandı. Yıl içinde yaşanan Helene kasırgasında ABD’de en az 227, Vietnam ve Çin’de etkili olan Yagi Tayfunu’nda 155, Boris Fırtınası’nın vurduğu Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Romanya ve Slovakya’da 24, Shanshan Tayfunu nedeniyle Japonya’da 6 kişi hayatını kaybetti. Milyonlarca insan ise bulundukları bölgelerden tahliye edildi.

Ekolojik tahribatın en üst seviyeye çıktığı ülkelerden birisi Türkiye oldu. Türkiye’de iktidar ve sermaye grupları, ekolojik talana aralıksız bir şekilde sürdürdü. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Technology Review Insights tarafından hazırlanan ve 76 ülkeyi kapsayan Yeşil Gelecek Endeksi 2023 raporunda, Türkiye 63’üncü sırada yer aldı. Raporda hava, su ve toprak kirliliğine dikkat çekildi.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) Kara Rapor 2024 raporuna göre Türkiye’de nüfusun yüzde 92’sinden fazlası Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre kirli hava soluyor. Raporda, hava kalitesi en kirli il ise Hakkari oldu.

Yıl boyunca Giresun ve Ordu’da fındık bahçelerine; Diyarbakır ve Tunceli’de tarihi ve kültürel alanlara; İzmir, Muğla ve Çanakkale’de orman ve tarım arazilerine maden işletme ruhsatları verildi. Birçok ruhsat için “ÇED gerekli değil” kararları verildi. Hakkari’deki 4 bin 135 rakımlı Cilo-Sat Dağları’nda buzullar erimeye başladı. Bilim insanları, yıllar önce 100-200 metrelik dikey tabakanın 50 metreye kadar düştüğünü duyurdu.

Binlerce “ÇED gerekli değil” kararı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın sitesinden, 1 Ocak-12 Aralık tarihleri arasında 12 bin 57 tane ÇED duyurusu yapıldı. Bunların 3 bin 623’ü “ÇED gerekli değil”, 621’i “ÇED olumlu” olurken, 405’i “iptal/iade”, 11’i ise “ÇED olumsuz” kararı oldu. 3 bin 902 enerji sektörüne dair ÇED duyurusu yapılırken, bunların 624’ü “ÇED gerekli değil” kararları oluşturdu. Bu kararlardan birisi de Kahramanmaraş’ta bulunan Afşin Termik Santraline 2 ünite daha eklenmesine ilişkin oldu. Madencilik faaliyetlerine ilişkin ise, toplam 3 bin 683 ÇED duyurusu yapıldı. Bunların bin 233’ü “ÇED gerekli değil” duyurularından oluştu.

Açılan yeni maden ocakları ve rant odaklı projeler nedeniyle geniş bir ormanlık alan yok edildi. Cengiz Holding’in Kazdağları’nda hayata geçirmek istediği Halilağa Bakır Madeni projesine karşı mücadele eden yaşam savunucuları, bölgede 600-700 bine yakın ağacın kesildiğini duyurdu.

Şırnak’ın Cudi, Gabar, Besta, Komate dağları bölgesinde orman kıyımı bu yılda da aralıksız devam etti. Diyarbakır’ın Lice ilçesinin kırsal mahallelerin de kapsayan geniş bir bölgede açılmak istenen bakır madeni için ise binlerce ağaç kesilmeye başlandı.

Balıkesir’in İvrindi ve Altıeylül ilçelerini kapsayan alanda açılmak istenen altın madenine karşı yöre halkının açtığı dava sürerken, şirket bölgede yüzlerce ağaç kesti.

İklim değişikliğine bağlı olarak kuraklık bu yıl kendisini daha fazla hissettirdi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), 2024 Temmuz ayının son 53 yılın en sıcak Temmuz’u olduğunu, Haziran ayının yağışlarında normaline göre yüzde 65 azaldığını açıkladı. Yine Nisan ayındaki yağışların geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6, uzun yıllar ortalamasına göre ise yüzde 50 oranında düşüş gösterdiği belirtildi. Bu durumun en bariz örneği Muğla Bodrum’da yaşandı. İçme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan Mumcular Barajı’nda su miktarının ölü hacme ulaşması nedeniyle Devlet Su İşleri tarafından Bodrum’a iletilen su kesildi.

Isparta’da bulunan Eğirdir Gölü’nün en dar kısmı olan Kemer Boğazı’ndaki su genişliği, 1,8 kilometreden 1,2 kilometreye geriledi, Tunca Nehri’nde, kuraklık ve aşırı sıcaklara bağlı buharlaşmayla birlikte bazı bölümlerinde su akışı durdu. Balıkesir’in Bandırma ilçesine içme ve kullanma suyunu sağlayan Gönen Barajı’nda su seviyesi yüzde 13 seviyelerine geriledi. Mersin’in içme suyunu karşılayan Berdan Barajı’nın su seviyesi, geçen yıla oranla yüzde 30 azaldı.

Muğla ile Aydın sınırında bulunan Bafa Gölü’nde 30, Burdur Salda Gölü’nde 20 metre, Sakarya Sapanca Gölü’nde 17, Van Gölü’nde ise 12-13 metre çekilme yaşandı.

Sivas’ta başta angut ve turnaların üreme yeri olarak bilinen Bingöl Gölü, Konya’da “flamingo cenneti” olarak bilinen Küçük Göl ile Kırklareli’ndeki Teke Deresi ise tamamen kurudu. Aydın’ın Söke ilçesindeki antik Myus kentinin yanı başında ve Latmos (Beşparmak) Dağları’nın kuzey batısında yer alan Azap Gölü’nde geçmiş yıllarda yaklaşık 5-6 metreye bulan su derinliği 130 santimetrelere kadar düştü.

Edirne’de son 70 yılın en kurak kışı yaşandı. Yaz aylarında ayçiçeği tarlalarında çekirge istilası yaşandı. Karadeniz’in değişen iklimi ise, özellikle Ordu ve Samsun bölgesinde yaşanan kahverengi kokarca nedeniyle fındık üreticileri büyük zarara uğradı.

Aşırı hava olaylarından seller, 20 Temmuz’da Van’ın Erciş ilçesini, 15 Temmuz’da Erzurum’un Hasankale, 9 Temmuz’da Erzurum Tekman ile Ağrı’nın Eleşkirt ilçelerinde etkili oldu. Yıl içinde Karadeniz bölgesinin sahil hattında irili ufaklı birçok sel ve heyelan meydana geldi. Bu nedenle Karadeniz Sahil Yolu defalarca ulaşıma kapandı. 7 Temmuz’da ise Muş’un Malazgirt ilçesi ile Ordu’nun Çaybaşı ilçesinde yaşanan sellerde 1’er yurttaş hayatını kaybetti.

Sellerin yanı sıra birçok kentte orman yangınları yaşandı. Haziran ayında Orman Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre yangınlar geçen yıla göre 5 kat arttı. 1-21 Haziran 2023’te 84 orman yangını çıkarken, bu yıl aynı dönemde 399 yangın kayıtlara geçti. 20 Haziran’da Diyarbakır’ın Çınar ile Mardin’in Mazıdağı ilçesinde çıkan yangınlarda 15 kişi yaşamını yitirdi, 72 kişi yaralandı. Yangında 924 hayvan öldü, 14 bin 900 dekarlık alan yandı.

İzmir Karşıyaka ilçesi Yamanlar Dağı’nda 15 Ağustos’ta başlayan ve rüzgarın etkisiyle geniş bir alana yayılan yangında 17 ev yandı, 105 ev boşaltıldı, 44 iş yeri tahliye edildi. 3 mahallenin boşaltılmasına neden olan yangın, yaklaşık 1600 hektarlık alanda etkili oldu. Balıkesir, Manisa, Denizli, Tokat, Muğla, Aydın, Mardin, Uşak ve Çanakkale gibi kentlerde çıkan yangınlarda yüzbinlerce hektarlık alan yandı.

Maden ve enerji şirketlerinin doğaya saldırıları sürerken, ekolojistler ve yaşam alanlarını korumak isteyen yurttaşların direnişi ise hiç son bulmadı. 3 Eylül’de Artvin’in Borçka ilçesinde Reşit Kibar bu mücadele sırasında katledildi. Köyüne mesire alanı adı altında açılmak istenen taş ocağına karşı direnen Kibar, şirket çalışanları tarafından yapılan silahlı saldırıda katledildi.

Adıyman’ın Koru köyündeki taş ocağına, Hakkari’nin Kavaklı köyünde maden faaliyetlerine karşı çadır kuruldu. Diyarbakır, Trabzon, Artvin, Ordu, Eskişehir, Trabzon’da ekolojik tahribatlara karşı büyük protesto eylemleri düzenlendi.

(Tolga Güney / MA)

Paylaşın

Kurak Alanlar, 30 Yılda Avustralya Kıtasının Yarısı Kadar Genişledi

Bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırmaya göre, kurak alanlar 2020’ye kadar geçen 30 yılda yaklaşık 4,3 milyon kilometrekare, yani Avustralya kıtasının yarısı kadar genişledi.

Haber Merkezi / Başka bir ifadeyle, Antarktika hariç, Dünya’nın kara alanlarının yüzde 40,6’sının artık kurak alanlardan oluştuğu anlamına geliyor.

Araştırmada, iklim değişikliği nedeniyle kurak alanlarda yaşayan insan sayısının ise 2100 yılında 5 milyarı aşabileceği ifade ediliyor.

Kuraklık, bir bölgede yaşamı destekleyen nemin çok az olduğu iklimsel ve kalıcı durum olarak tanımlanmaktadır.

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Bilim-Politika Arayüzü (UNCCD-SPI) araştırması, kurak alanlar, 2020’ye kadar geçen 30 yılda yaklaşık 4,3 milyon kilometrekare, yani Avustralya kıtasının yarısı kadar genişledi.

Bu, Antarktika hariç, Dünya’nın kara alanlarının yüzde 40,6’sının kurak alanlardan oluştuğu anlamına geliyor.

Bilim insanları, kurak alanlar veya yağış miktarının yüzde 65’ten az olduğu alanların genişlemesinin yakın zamanda gerçekleştiğini, kurak alanların 1990’lı yıllarda önemli ölçüde artmaya başladığını söylüyor.

Son yıllarda kuraklaşan alanlar, ABD’nin batısında, Meksika’nın Yucatan Yarımadası’nda, Brezilya’nın kuzeydoğusunda, Arjantin’in kuzeybatısında, Akdeniz bölgesinde, Karadeniz’in kuzeyinde, Sahel’de, Rift Vadisi’nde, Güney Afrika’nın kuzeydoğusunda, Rusya ile Kazakistan arasındaki sınırda, kuzeydoğu Sibirya’da, Moğolistan’ın büyük bir bölümünde, Çin’in kuzeydoğusunda ve Avustralya’nın güneydoğusunda yer almaktadır.

Kuraklığın, tarımsal üretimi de etkilediği vurgulanan araştırmada, “Kuraklık, Dünya’nın ekilebilir arazilerinin yüzde 40’ını (yaklaşık 5,7 milyon kilometrekare) etkiliyor” denildi.

Araştırmada ayrıca, kuraklığın, insan sağlığını olumsuz etkilediği de ifade edildi: Kalitesiz veya kirli su, ağır metaller ve diğer toksik elementleri içerebilir, kanser, kardiyovasküler hastalıklar ve diğer hastalıkların riskini artırabilir.

Bilim insanları, sınırlı su kaynakları ve çevre koşullarının getirdiği zorluklarla başa çıkmak için hem doğal hem de insani sistemlerde uygulanabilir stratejilere ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Paylaşın