Konut Satışlarının Yüzde 69,7’si İkinci El

Türkiye genelinde Şubat ayında konut satışlarında artış yaşanırken satışların büyük bölümünü ikinci el konutlar oluşturdu. Toplam satışların yüzde 69,7’si ikinci el konutlardan geldi.

Türkiye genelinde konut satışları Şubat ayında geçen yılın aynı dönemine göre artış gösterdi. Verilere göre ilk el konut satışları Şubat ayında yıllık bazda yüzde 5,9 artarak 37 bin 785 oldu. İkinci el konut satışları ise yüzde 6,0 yükselerek 86 bin 764 olarak kaydedildi. Böylece toplam konut satışları içinde ilk el konutların payı yüzde 30,3, ikinci el konutların payı ise yüzde 69,7 olarak gerçekleşti.

Konut finansmanında dikkat çeken bir diğer gelişme ise ipotekli satışlardaki güçlü artış oldu. İpotekli konut satışları Şubat ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 42,3 artarak 25 bin 35 seviyesine yükseldi. Buna karşılık diğer konut satışları aynı dönemde yüzde 0,5 azalarak 99 bin 514 olarak gerçekleşti. Toplam satışlar içinde ipotekli konutların payı yüzde 20,1, diğer satışların payı ise yüzde 79,9 oldu.

Arındırılmış veriler de benzer bir tablo ortaya koydu. Takvim etkilerinden arındırılmış serilere göre ilk el konut satışları yıllık bazda yüzde 5,8, ikinci el satışlar ise yüzde 5,9 arttı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre ise bir önceki aya kıyasla ilk el satışlar yüzde 0,2 gerilerken, ikinci el satışlar yüzde 2,9 artış gösterdi.

Yabancılara yapılan konut satışlarında ise düşüş dikkat çekti. Yabancılara konut satışları Şubat ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,9 azalarak 1.506 oldu. Bu satışların toplam konut satışları içindeki payı yüzde 1,2 olarak kaydedildi. Ocak-Şubat döneminde yabancılara yapılan konut satışları ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,1 azalarak 2 bin 812 olarak gerçekleşti.

Şubat ayında yabancı alıcılar arasında en fazla konut alanlar 191 konutla Rusya Federasyonu vatandaşları oldu. Bu ülkeyi 131 konutla İran ve 106 konutla Irak vatandaşları izledi.

Öte yandan yeri satışlarında farklı bir tablo ortaya çıktı. İlk el yeri satışları Şubat ayında yıllık bazda yüzde 5,2 azalarak 3 bin 981 olurken, ikinci el yeri satışları yüzde 0,4 artarak 11 bin 88 olarak kaydedildi.

Finansman tarafında ise ipotekli satışlar belirgin şekilde yükseldi. İpotekli yeri satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 62,8 artarak 692 olurken, diğer yeri satışları yüzde 3,0 azalarak 14 bin 377 olarak gerçekleşti.

Arındırılmış verilere göre ilk el yeri satışları yıllık bazda yüzde 5,2 gerilerken, ikinci el satışlar yüzde 0,4 arttı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre ise bir önceki aya kıyasla ilk el satışlar yüzde 0,4 azalırken, ikinci el satışlar yüzde 4,1 yükseldi.

Paylaşın

Hizmet Üretim Endeksi Ocak’ta Geriledi

Hizmet üretim endeksi ocak ayında yıllık bazda yüzde 0,4 gerilerken ulaştırma ve depolama sektöründeki düşüş dikkat çekti. Buna karşın bilgi-iletişim ile konaklama ve yiyecek hizmetlerindeki artış endeksteki gerilemeyi sınırladı.

Hizmet sektörünün genel performansını gösteren hizmet üretim endeksi, 2026 yılının Ocak ayında yıllık bazda düşüş kaydetti. Verilere göre hizmet üretim endeksi (2021=100), bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,4 azaldı.

Alt sektörler incelendiğinde farklı eğilimler dikkat çekti. Ulaştırma ve depolama hizmetleri yıllık bazda yüzde 4,7 azalırken, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 5,9, bilgi ve iletişim hizmetleri ise yüzde 7,5 artış gösterdi. Buna karşılık gayrimenkul hizmetleri yüzde 1,3, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 1,8 geriledi. İdari ve destek hizmetleri ise yüzde 0,1 ile sınırlı bir artış kaydetti.

Endeks aylık bazda da hafif bir düşüş gösterdi. 2026 yılı Ocak ayında hizmet üretim endeksi bir önceki aya göre yüzde 0,2 azaldı.

Aylık değişimde ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 4,3 düşüş yaşarken, diğer birçok alt sektörde artış gözlendi. Konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 0,6, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 3,6, gayrimenkul hizmetleri yüzde 4,4, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 5,5 ve idari ve destek hizmetleri yüzde 1,7 artış gösterdi.

Veriler, hizmet sektöründe genel endeksin sınırlı gerilemesine rağmen bazı alt sektörlerde toparlanma eğiliminin sürdüğüne işaret etti.

Paylaşın

Türkiye, OECD Ülkeleri Arasında Enflasyon Şampiyonu

OECD ülkelerinde enflasyon ortalama yüzde 3,3’e gerilerken Türkiye yüzde 30,7 ile açık ara ilk sırada yer aldı. Türkiye ayrıca gıda ve enerji enflasyonunda da diğer üye ülkelerden belirgin biçimde ayrıştı.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) yayımladığı Ocak 2026 tüketici fiyat endeksi verileri, üye ülkelerde enflasyonun genel olarak gerileme eğilimine girdiğini ortaya koyarken Türkiye’nin yüksek enflasyon oranıyla diğer ülkelerden belirgin biçimde ayrıştığını gösterdi.

Verilere göre OECD genelinde yıllık enflasyon yüzde 3,3 seviyesine gerilerken Türkiye’de aynı dönemde yıllık enflasyon yüzde 30,7 olarak hesaplandı. Böylece Türkiye, OECD ülkeleri arasında açık ara en yüksek enflasyona sahip ülke konumunu sürdürdü.

Ocak 2026 verilerine göre Türkiye’nin ardından en yüksek enflasyon yüzde 5,4 ile Kolombiya’da kaydedildi. İzlanda’da yıllık enflasyon yüzde 5,2 olurken Avustralya ve Meksika’da yüzde 3,8, Estonya’da ise yüzde 3,7 seviyesinde gerçekleşti.

OECD ortalamasının yüzde 3,3 olduğu tabloda birçok ülkede enflasyon oranı yüzde 3 civarında ya da altında kaldı. Birleşik Krallık’ta yıllık enflasyon yüzde 3,2, Litvanya ve Yeni Zelanda’da yüzde 3,1, Letonya’da ise yüzde 2,9 olarak ölçüldü.

Gelişmiş ekonomilerde ise daha düşük oranlar dikkat çekti. ABD’de yıllık enflasyon yüzde 2,4, Kanada’da yüzde 2,3 seviyesinde gerçekleşirken Almanya’da yüzde 2,1 olarak hesaplandı. Fransa’da yüzde 0,3 ve İsviçre’de yüzde 0,1 gibi oldukça düşük oranlar kaydedildi.

OECD verileri, gelişmiş ekonomilerde enflasyonun daha dengeli seviyelerde seyrettiğini ortaya koydu. Euro Bölgesi ekonomilerinde enflasyon genel olarak yüzde 2 civarında gerçekleşti. Almanya’da yüzde 2,1, Hollanda’da yüzde 2,4, İtalya’da ise yüzde 1 seviyeleri kaydedildi.

G7 ülkelerine bakıldığında da benzer bir tablo dikkat çekiyor. ABD’de enflasyon yüzde 2,4, Kanada’da yüzde 2,3, Almanya’da yüzde 2,1 ve Japonya’da yüzde 1,5 seviyesinde gerçekleşti. Birleşik Krallık’ta yüzde 3,2 ile G7 içinde görece yüksek bir oran görülürken Fransa’da yıllık enflasyon yüzde 0,3 olarak ölçüldü.

Bu veriler Türkiye ile G7 ve Euro Bölgesi ekonomileri arasındaki fiyat artışı farkının oldukça yüksek seviyelere ulaştığını ortaya koydu.

Gıda Fiyatlarında da Türkiye Zirvede

OECD’nin yayımladığı gıda enflasyonu verileri de Türkiye’nin diğer ülkelerden belirgin şekilde ayrıştığını gösterdi. OECD genelinde gıda fiyatları Ocak 2026 itibarıyla yıllık bazda yüzde 3,7 artarken Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 31,7 olarak hesaplandı.

Bu oran OECD ülkeleri arasında en yüksek gıda enflasyonu olarak kaydedildi. Türkiye’nin ardından Estonya’da gıda fiyatları yüzde 6 artarken İzlanda’da yüzde 5,9, Kolombiya’da yüzde 5,1 ve Yeni Zelanda’da yüzde 5,1 oranında yükseldi.

Birçok Avrupa ülkesinde ise gıda fiyat artışlarının oldukça sınırlı kaldığı görüldü. Almanya’da gıda enflasyonu yüzde 2,6, ABD’de yüzde 2,1, Fransa’da yüzde 2 ve İsrail’de yüzde 2,1 seviyesinde gerçekleşti.

Enerji fiyatları açısından ise OECD genelinde farklı bir eğilim gözlendi. Ocak 2026 itibarıyla OECD ülkelerinde enerji fiyatları yıllık bazda ortalama yüzde 0,6 geriledi.

Türkiye’de ise aynı dönemde enerji fiyatları yüzde 28,2 artış gösterdi. Bu oran Türkiye’yi enerji enflasyonunda da OECD ülkeleri arasında ilk sıraya taşıdı.

Türkiye’nin ardından Avustralya’da enerji fiyatları yüzde 8,8, Yeni Zelanda’da yüzde 7, İsveç’te yüzde 5,9 ve Norveç’te yüzde 5,3 oranında arttı. Buna karşılık birçok OECD ülkesinde enerji fiyatlarının gerilediği görüldü. Danimarka’da enerji fiyatları yüzde 15 düşerken Kanada’da yüzde 10,9, Fransa’da yüzde 7,3 ve İtalya’da yüzde 6,1 oranında gerileme kaydedildi.

OECD verileri, küresel ölçekte enflasyonun genel olarak kontrol altına alınmaya başladığını gösterirken Türkiye’nin hem genel enflasyon hem de gıda ve enerji fiyatlarındaki artış bakımından diğer ülkelerden belirgin biçimde ayrıştığını ortaya koydu.

Paylaşın

Merkez Bankası Politika Faizini Sabit Tuttu

Merkez Bankası (TCMB), politika faizini yüzde 37’de sabit tuttu. Banka, küresel belirsizlikler ve enerji fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerindeki risklerine dikkat çekerek sıkı para politikası duruşunun sürdürüleceğini açıkladı.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) Fatih Karahan başkanlığında toplandı.

Kurul, politika faizinde değişikliğe gitmeyerek bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37 seviyesinde sabit bıraktı. Kurul ayrıca gecelik borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit tutma kararı aldı.

Kurulun değerlendirmesine göre enflasyonun ana eğilimi şubat ayında yataya yakın bir seyir izledi. Ancak küresel ölçekte artan jeopolitik gerilimler belirsizlikleri yükseltirken, küresel risk iştahında zayıflama ve enerji fiyatlarında artış dikkat çekti. Bu gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki olası etkilerini sınırlamak amacıyla sıkı para politikasını destekleyici adımlar atıldığı ve maliye politikasıyla eşgüdüm içinde çeşitli tedbirlerin devreye alındığı belirtildi.

Açıklamada, jeopolitik gelişmelerin hem maliyet kanalı hem de ekonomik faaliyet üzerinden enflasyon üzerindeki etkilerinin yakından takip edildiği vurgulandı. Kurul, fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşunun sürdürüleceğini ve bu yaklaşımın talep, döviz kuru ve beklentiler kanalı üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendireceğini ifade etti.

Politika faizine ilişkin kararların enflasyon gerçekleşmeleri, ana eğilim ve beklentiler dikkate alınarak alınacağı belirtilirken, para politikası adımlarının ara hedeflerle uyumlu şekilde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak biçimde belirleneceği kaydedildi. Kurul, kararların toplantı bazlı, veri odaklı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaya devam edeceğini bildirdi.

Öte yandan enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikasında ilave sıkılaştırma adımlarının gündeme gelebileceği ifade edildi. Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülerin dışında gelişmeler yaşanması halinde ise parasal aktarım mekanizmasının makroihtiyati tedbirlerle destekleneceği belirtildi.

TCMB, likidite koşullarının yakından izlenmeye devam edeceğini ve likidite yönetimi araçlarının etkin şekilde kullanılacağını da açıkladı. Kurul, para politikası kararlarının orta vadede enflasyonu yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlama amacıyla alınacağını vurguladı.

Paylaşın

Türkiye’nin Brüt Dış Borcu 520 Milyar Dolar

2025’in dördüncü çeyreğinde Türkiye’nin toplam brüt dış borç stoku yüzde 4 artarak 519,9 milyar dolar seviyesine ulaştı; kısa vadeli borçlar sınırlı artarken, uzun vadeli borçlarda yükseliş dikkat çekti.

Haber Merkezi / 2025 yılının dördüncü çeyreği itibarıyla Türkiye’nin toplam brüt dış borç stoku, bir önceki çeyreğe göre yüzde 4 artış göstererek 519,9 milyar dolar seviyesine yükseldi. Aynı dönemde kısa vadeli dış borçlar yüzde 0,4 artışla 167,4 milyar dolar olurken, uzun vadeli dış borçlar yüzde 5,8 artışla 352,6 milyar dolar olarak kaydedildi.

Alt sektörler incelendiğinde, kamu sektörü borcu yüzde 5,4 artarak 196,8 milyar dolar, özel sektör borcu yüzde 4,5 artarak 298,2 milyar dolar seviyesine ulaştı. Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın dış yükümlülükleri yüzde 10 azalarak 25,0 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Kredi ve borç senetlerinin ödeme projeksiyonları, anapara geri ödemelerinin 24 ay ve üzeri vadelerde yoğunlaştığını gösteriyor. 13–24 ay aralığında ödemeler sınırlı kalırken, kısa vadede (0–12 ay) ödemelerin büyük kısmı özel sektör kredilerinden kaynaklanıyor.

Paylaşın

Ekonomide Yeni Gerçek: Yaşlılar Çalışmaya Devam Ediyor

Türkiye’de 65 yaş ve üzeri nüfus işgücünde giderek daha görünür hale geliyor; 2024’te işgücüne katılım oranı yüzde 13,1’e yükseldi, erkekler yüzde 21,4, kadınlar yüzde 6,5 ile ekonomiye katkı sağlıyor.

Haber Merkezi /Türkiye’de 65 yaş ve üzeri nüfus, son beş yılda dikkat çekici bir artış gösterdi. 2020 yılında 7 milyon 953 bin 555 kişi olan yaşlı nüfus, yüzde 20,5’lik artışla 2025 yılında 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştı.

Toplam nüfus içindeki oranları ise 2020’de yüzde 9,5 iken 2025’te yüzde 11,1’e yükseldi. Yaşlı nüfusun yüzde 44,7’sini erkekler, yüzde 55,3’ünü ise kadınlar oluşturuyor.

Nüfus projeksiyonlarına göre, yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı önümüzdeki yıllarda da artacak. Ana senaryoya göre bu oran 2030’da yüzde 13,5, 2040’ta yüzde 17,9, 2060’ta yüzde 27,0, 2080’de yüzde 33,4 ve 2100’de yüzde 33,6 olarak öngörülüyor. Düşük doğurganlık senaryosunda ise 2100 yılında yaşlı nüfus oranı yüzde 42,8’e kadar çıkabilir.

Yaş grubuna göre dağılıma bakıldığında, 65-74 yaş grubundaki yaşlılar 2025 yılında yaşlı nüfusun %62,9’unu oluştururken, 75-84 yaş grubundakiler yüzde 29,3, 85 yaş ve üzerindekiler ise yüzde 7,8’lik paya sahip. 100 yaş ve üzeri yaşlı sayısı ise 8 bin 290 olarak kaydedildi.

Türkiye, dünya genelinde yaşlı nüfus oranına göre 194 ülke arasında 75. sırada bulunuyor. Yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu il yüzde 21,7 ile Sinop, en düşük olduğu il ise yüzde 3,8 ile Şırnak oldu.

Yaşlı nüfus, işgücünde de giderek daha görünür hale geliyor. İşgücüne katılma oranı 2020’de yüzde 10 iken, 2024’te yüzde 13,1’e yükseldi. Bu oran yaşlı erkeklerde yüzde 21,4, kadınlarda yüzde 6,5 olarak gerçekleşti.

Yaşlı nüfusun istihdam edildiği sektörler arasında tarım yüzde 56,9 ile başı çekerken, hizmetler yüzde 32, sanayi yüzde 7,7 ve inşaat yüzde 3,4 olarak dağılıyor. İşsizlik oranı ise yaşlılar arasında 2024’te yüzde 2,9 oldu.

Türkiye’de 2022-2024 yılları için doğuşta beklenen yaşam süresi genel nüfus için 78,1 yıl, erkekler için 75,5 yıl, kadınlar için 80,7 yıl olarak belirlendi. 65 yaşına ulaşan bir kişi ortalama 18 yıl daha yaşıyor; erkeklerde 16,3 yıl, kadınlarda 19,6 yıl. 75 yaşındaki bir yaşlı için beklenen yaşam süresi 11 yıl, 85 yaşındakiler için ise 5,8 yıl.

Ölüm nedenlerine bakıldığında, 2024 yılında ölen yaşlıların yüzde 39,9’u dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Bunu yüzde 17,2 ile solunum sistemi hastalıkları ve yüzde 14,1 ile tümörler izledi. Alzheimer hastalığından ölenlerin oranı ise yüzde 3,0 olarak kaydedildi; kadınlarda erkeklere göre daha yüksek bir orana sahip (Yüzde 3,8 vs yüzde 2,2).

Yaşlıların dijital dünyaya entegrasyonu da hız kazanıyor. 65-74 yaş grubundaki internet kullanım oranı, 2020’de yüzde 27,1 iken 2025’te yüzde 53,2’ye ulaştı. Erkeklerin internet kullanım oranı yüzde 61,3, kadınların ise yüzde 46,1 oldu.

2025 yılında Türkiye’de 26 milyon 977 bin 795 haneden 7 milyon 46 bin 560’ında en az bir yaşlı birey yaşıyor. Bu hanelerin 1 milyon 836 bin 496’sında yaşlılar tek başına yaşıyor; bu durum daha çok kadınları etkiliyor (Yüzde73,5). Tek başına yaşayan yaşlılar arasında bazıları çocuklarıyla aynı ilde ikamet etmiyor; Çankırı, bu oranla yüzde 40,9 ile en yüksek, İstanbul ise yüzde 4,1 ile en düşük orana sahip.

Yaşlı nüfusun okuryazarlık oranı 2024’te yüzde 88,4 oldu; erkeklerde yüzde 97, kadınlarda yüzde 81,5 olarak ölçüldü. Eğitim düzeyine göre ise yaşlıların yüzde 46,7’si ilkokul mezunu, yüzde 9’u yükseköğretim mezunu. Medeni duruma bakıldığında ise yaşlı kadınların yüzde 44,9’unun eşi ölmüşken, erkeklerde bu oran yüzde 10,6.

Yaşlı nüfusun yüzde 22,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunuyor; yaşlı kadınlarda bu oran yüzde 23,6, erkeklerde yüzde 21,8.

Paylaşın

Erdoğan’dan Ortadoğu Mesajı: Barış İçin Diplomasi Şart

Erdoğan, İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının bölgede ağır tahribata yol açtığını belirterek savaşın büyümeden durdurulması gerektiğini söyledi ve Türkiye’nin diplomasi yoluyla kalıcı barış için girişimlerini sürdürdüğünü vurguladı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Konuşmasında hem bölgesel gelişmelere hem de iç politikaya değinen Erdoğan, özellikle İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının bölgede ciddi sonuçlar doğurduğunu söyledi.

Konuşmasına yarın kutlanacak olan İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü’nün 105. yıl dönümünü hatırlatarak başlayan Erdoğan, İstiklal Marşı’nın milletin özgürlük iradesinin manifestosu olduğunu ifade etti.

Erdoğan, Mustafa Kemal Atatürk’ün İstiklal Marşı’na ilişkin sözlerini hatırlatarak marşın Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin ruhunu yansıttığını belirtti. İstiklal Marşı’nın yazarı Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle andıklarını dile getiren Erdoğan, Kurtuluş Savaşı başta olmak üzere tüm şehitlere Allah’tan rahmet diledi.

Konuşmasının devamında bölgedeki gelişmelere değinen Erdoğan, Orta Doğu’da uzun süredir çatışmaların sürdüğünü vurguladı.

Erdoğan, “Kuzeyimizden güneyimize kadar mevcut çatışmalar sona ermeden her gün yeni bir kriz ortaya çıkıyor. En son İsrail’in tahrikleriyle komşumuz İran’a başlatılan savaş bölgede ağır bir tahribat oluşturdu” dedi.

Savaşın ilk günlerinde çok sayıda sivilin hayatını kaybettiğini belirten Erdoğan, saldırılar sonucunda İran’da yaşamını yitirenlerin sayısının 2 bine yaklaştığını ifade etti.

“Savaşın küresel ekonomiye etkisi olacak”

Erdoğan, İran’a yönelik saldırıların yalnızca bölgesel değil küresel sonuçlar doğuracağını belirterek savaşın dünya ekonomisi üzerinde de ciddi baskı oluşturduğunu söyledi.

Türkiye’nin krizlere kayıtsız kalan bir ülke olmadığını vurgulayan Erdoğan, hem İran hem de ABD başta olmak üzere bölge ülkeleriyle temas halinde olduklarını dile getirdi. Bu kapsamda çok sayıda telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini belirten Erdoğan, savaşın büyümeden durdurulması gerektiğini söyledi.

Savaşın önlenmesi için diplomatik çabaların sürdüğünü ifade eden Erdoğan, “Bu savaş büyümeden, bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır. Diplomasiye şans tanınırsa bunu başarmak mümkündür” dedi.

Türkiye’nin gelişmeleri dikkatle takip ettiğini belirten Erdoğan, olası risklere karşı gerekli tedbirlerin alındığını da sözlerine ekledi.

Erdoğan konuşmasında mezhep temelli tartışmalara da değindi. Türkiye’nin hiçbir zaman bölge halklarına mezhep veya etnik kimlik üzerinden bakmadığını ifade eden Erdoğan, “Bizim için Arap, Kürt, Sünni ya da Şii değil, sadece insan vardır” dedi.

Türkiye’nin haksızlığa uğrayan herkesin yanında olduğunu belirten Erdoğan, mezhepçilik üzerinden yürütülen tartışmaların bölgeye fayda sağlamayacağını dile getirdi.

Dijital dünyada çocuklara koruma

Konuşmasında dijitalleşmenin getirdiği risklere de değinen Erdoğan, internet kullanım sürelerinin ciddi boyutlara ulaştığını söyledi. Yetişkinlerin günde ortalama 6 saat 38 dakika internette zaman geçirdiğini belirten Erdoğan, çocukların ekran sürelerinin ise 9 saate kadar çıkabildiğini ifade etti.

Çocukların zararlı içeriklere erişimini engellemeyi amaçlayan bir yasa teklifinin geçen hafta Meclis’e sunulduğunu hatırlatan Erdoğan, düzenlemenin tüm partilerin desteğiyle yasalaşmasını beklediklerini söyledi.

Konuşmasının sonunda emeklilere yönelik bir müjde de veren Erdoğan, bayram ikramiyelerinin bayram öncesinde hesaplara yatırılacağını açıkladı. Emekli maaşlarının da öne çekileceğini belirten Erdoğan, ödemelerin 14 Mart’tan itibaren başlayacağını söyledi ve vatandaşların Ramazan Bayramı’nı şimdiden tebrik etti.

Paylaşın

Borçla Geçim Dönemi: Kredi Kartı Harcamaları Patladı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından yayımlanan haftalık veriler, yılın ilk aylarında hanehalkı borçluluğunun hızla arttığını ortaya koydu.

Ocak ve Şubat aylarını kapsayan iki aylık dönemde tüketici kredileri ile bireysel kredi kartı borçlarının toplamı, enflasyonun üzerinde bir artış göstererek 5 trilyon 941 milyar liraya ulaştı. Veriler, özellikle kredi kartlarının hanehalkı finansmanında giderek daha kritik bir rol üstlendiğini gösteriyor.

BDDK verilerine göre yılın ilk iki ayında vatandaşların borçlanma tercihlerinde belirgin bir değişim yaşandı. Nakit krediler yerine kredi kartı kullanımının öne çıktığı görülüyor.

Bireysel kredi kartı borçları iki aylık dönemde yüzde 7,97 artarak 2,2 trilyon lirayı aştı. Bu artış oranı aynı dönemde açıklanan yüzde 7,95’lik enflasyonun üzerinde gerçekleşerek reel bazda da bir büyümeye işaret etti.

Artışın en belirgin olduğu alan ise taksitli kredi kartı borçları oldu. Taksitli kart borçları yüzde 10,57 ile en hızlı büyüyen kalem olarak öne çıktı. Bu tablo, yüksek tutarlı harcamalarını erteleyemeyen birçok vatandaşın ödemelerini taksitlendirerek bütçesini dengelemeye çalıştığını gösteriyor. Uzmanlara göre kredi kartları giderek “imdat freni” niteliği kazanıyor.

Kredi kartlarındaki hızlı artışa karşın, ihtiyaç, konut ve taşıt kredilerini kapsayan tüketici kredileri cephesinde farklı bir tablo ortaya çıktı. Nominal olarak sınırlı artış görülse de, enflasyondan arındırıldığında tüketici kredileri reel bazda geriledi.

Özellikle taşıt kredilerinde sert bir düşüş dikkat çekti. Taşıt kredisi hacmi hem nominal hem de reel olarak gerileyerek 47,6 milyar liraya kadar indi. Bu durum, yüksek faiz oranlarının ve artan araç fiyatlarının tüketiciyi bu kredi türünden uzaklaştırdığını gösteriyor.

Şirketlere kullandırılan ticari kredilerde de benzer bir tablo görülüyor. Ticari kredi hacmi nominal olarak yüzde 5,34 artış gösterse de, enflasyon etkisi hesaba katıldığında reel olarak yüzde 2,42 daraldı.

Ekonomistler, bu gelişmenin iki ihtimale işaret ettiğini belirtiyor: Reel sektör ya finansmana erişimde zorlanıyor ya da belirsizlikler nedeniyle yeni yatırım kararlarını ertelemeyi tercih ediyor.

Gözler 12 Mart’ta Merkez Bankası’nda

Piyasalarda şimdi gözler 12 Mart’ta yapılacak olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrildi.

Merkez Bankası, Ocak ayında politika faizini yüzde 37 seviyesine indirmişti. Ancak Şubat ayı enflasyon verileri ve uluslararası gelişmeler faiz beklentilerini değiştirdi. Özellikle ABD ile İran arasında patlak veren gerilim ve artan jeopolitik riskler, piyasalarda belirsizliği artırdı.

Enerji fiyatlarında yaşanan yükseliş ve küresel risklerin artması, faiz indirimi beklentilerini zayıflatırken, politika faizinin sabit tutulacağı yönündeki beklentileri güçlendirdi. Uzmanlara göre bankaların kredi faizlerinde indirim yerine yukarı yönlü bir düzeltme ihtimali de giderek daha fazla konuşuluyor.

Ekonomistler, kredi kartı borçlarındaki hızlı artış ile kredi piyasasındaki daralmanın birlikte okunması gerektiğini belirterek, bu tablonun hanehalkının geçim baskısının arttığına ve ekonomide temkinli bir döneme girildiğine işaret ettiğini vurguluyor.

Paylaşın

“İmamoğlu Davası” Dünya Basınında Geniş Yankı Buldu

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında süren dava süreci, yalnızca Avrupa ve ABD’de değil, dünyanın farklı bölgelerindeki medya kuruluşlarında da geniş yankı uyandırdı.

Uluslararası basın kuruluşları, davayı Türkiye’de siyaset ve yargı ilişkisi bağlamında değerlendirirken gelişmeleri yakından izlemeyi sürdürüyor.

İngiliz gazetesi The Guardian, davanın Türkiye’de yaklaşan siyasi süreçler açısından önemli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Gazete, İmamoğlu’nun Türkiye’de muhalefetin öne çıkan figürlerinden biri olduğunu vurgulayarak, dava sürecinin siyasi dengeler üzerinde etkili olabileceğini yazdı.

ABD merkezli The New York Times ise haberinde davanın, Türkiye’de ifade özgürlüğü ve siyasi rekabet tartışmalarını yeniden gündeme taşıdığını belirtti. Gazete, muhalefet temsilcilerine yönelik yargı süreçlerinin uluslararası kamuoyu tarafından yakından takip edildiğini aktardı.

İngiltere merkezli BBC News de analizinde, İmamoğlu’nun 2019’da İstanbul’da kazandığı seçimlerin Türkiye siyasetinde önemli bir dönüm noktası olduğunu hatırlatarak, dava sürecinin hem iç politika hem de uluslararası ilişkiler açısından dikkatle izlendiğini yazdı.

Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde ise davanın Türkiye’de muhalefetin geleceği açısından kritik bir gelişme olarak değerlendirildiğini ifade etti. Gazete, Avrupa’daki birçok siyasi çevrenin de süreci yakından izlediğini aktardı.

Uluslararası haber ajansı Reuters da gelişmeleri aktarırken, davanın Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve demokratik standartlar tartışmasını yeniden gündeme getirdiğini belirtti.

Japonya merkezli The Japan Times, İmamoğlu’nun Türkiye siyasetinde yükselen bir lider olarak görüldüğünü ve davanın ülkenin siyasi rekabet ortamına ilişkin tartışmaları artırdığını yazdı. Çin’in uluslararası yayın yapan gazetelerinden Global Times ise gelişmeleri Türkiye’deki iç siyasi dengeler çerçevesinde ele alarak davanın bölgesel ve diplomatik yansımalarına dikkat çekti.

Brezilya’nın önde gelen gazetelerinden Folha de S.Paulo, davayı Türkiye’de muhalefet ve iktidar arasındaki siyasi rekabetin önemli bir başlığı olarak değerlendirdi. Arjantin merkezli Clarín ise haberinde, davanın uluslararası kamuoyunda Türkiye’deki demokratik süreçlere ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdığını ifade etti.

Uzmanlara göre İmamoğlu davası, yalnızca Türkiye iç siyasetini değil, aynı zamanda ülkenin demokrasi ve hukuk devleti algısını da etkileyebilecek bir gelişme olarak dünya basınının gündeminde kalmaya devam edecek.

Paylaşın

Erdoğan: Bölge Yeni Bir Savaşı Kaldıramaz

Erdoğan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla tırmanan çatışmaya ilişkin yaptığı açıklamalarda Orta Doğu’da savaşın büyümesinin tüm bölge için ağır sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.

Ankara’da düzenlenen Büyükelçiler İftar Programı’nda konuşan Erdoğan, çatışmaların hızla sona erdirilmesi gerektiğini vurgulayarak Türkiye’nin diplomasi trafiğini yoğunlaştıracağını söyledi.

Erdoğan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarının bölgesel istikrara ciddi zarar verdiğini belirterek, “Orta Doğu’nun yeniden dış müdahalelerin sahası haline getirilmesini kabul etmiyoruz” dedi.Erdoğan, devam eden çatışmaların kontrol altına alınmaması halinde bunun yalnızca bölgeyi değil, Avrupa ve Asya’yı da etkileyecek geniş çaplı sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

Türkiye’nin temel önceliğinin savaşın daha fazla yayılmasını önlemek olduğunu vurgulayan Erdoğan, tarafların yeniden müzakere masasına dönmesi gerektiğini dile getirdi. Ankara’nın bu doğrultuda diplomatik temaslarını hızlandıracağını belirten Erdoğan, bölgede kalıcı istikrarın ancak diyalog ve diplomasi yoluyla sağlanabileceğini söyledi.

Öte yandan Erdoğan, İran’ın bazı bölge ülkelerine yönelik saldırılarını da kabul edilemez olarak nitelendirerek, çatışmanın tüm taraflarının itidalli davranması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin sınır güvenliği konusunda gerekli tüm tedbirleri aldığını belirten Erdoğan, bölgedeki gerilimin daha da tırmanmaması için uluslararası toplumun sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade etti.

Erdoğan, savaşın uzamasının Orta Doğu’da yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratabileceğini belirterek, “Her sorunun onurlu bir çözümü vardır. Önemli olan silahların susması ve diplomasi kapısının yeniden açılmasıdır” mesajını verdi.

Paylaşın