Siyasette Mal Varlığı Tartışmaları: Şeffaflık Mı, Siyasi Hesaplaşma Mı?

Özgür Özel ile Akın Gürlek arasındaki mal varlığı tartışması, şeffaflık talebi ile hukuki sınırlar arasındaki gerilimi yeniden gündeme taşıdı; siyaset ile hesap verebilirlik ilişkisi bir kez daha sorgulanıyor.

Haber Merkezi / Türkiye’de siyaset bazen tek bir başlık etrafında hızla ısınır. Son günlerde bu başlık: mal varlığı açıklamaları.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile yargı dünyasının dikkat çeken isimlerinden Akın Gürlek arasında yükselen tartışma, yalnızca iki isim arasındaki bir polemik değil; sistemin nereye evrileceğine dair daha derin bir soruyu da beraberinde getiriyor.

Özgür Özel’in çıkışı, siyasetin en güçlü meşruiyet zeminlerinden birine yaslanıyor: kamu adına yetki kullananların şeffaf olması gerektiği fikri. Bu yaklaşım, sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok demokrasisinde kabul gören bir standart. Ancak mesele teoride bu kadar netken, pratikte aynı açıklıkla ilerlemiyor.

Akın Gürlek cephesinden gelen yaklaşım ise daha temkinli. Hukukun çizdiği sınırlar, kişisel verilerin korunması ve prosedürlerin dışına çıkılmaması gerektiği vurgulanıyor. Bu da tartışmayı farklı bir zemine taşıyor: Şeffaflık ne kadar, hangi sınırlar içinde?

Tam da bu noktada tartışma teknik bir konudan çıkıp siyasi bir mücadele alanına dönüşüyor.

Çünkü Türkiye’de mal varlığı meselesi çoğu zaman bir sistem önerisinden çok, bir siyasi hamle olarak gündeme geliyor. Taraflar değişiyor ama yöntem değişmiyor: biri açıklama çağrısı yapıyor, diğeri buna karşılık veriyor ve tartışma kısa sürede kişisel bir gerilime evriliyor.

Oysa gerçek ihtiyaç, kişilerden bağımsız bir düzen.

Eğer mal varlığı beyanı, tüm kamu görevlileri için standart hale getirilir, bağımsız kurumlar tarafından denetlenir ve düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılırsa, bu tartışmaların tonu da doğal olarak değişir. Şeffaflık, bir “silah” olmaktan çıkar, kurumsal bir güven mekanizmasına dönüşür.

Bugün yaşanan tartışma ise bu noktadan hâlâ uzak. Daha çok bir siyasi refleks, bir karşı hamle görüntüsü veriyor. Bu da toplumda şu algıyı güçlendiriyor: Şeffaflık talebi, ilkesel olduğu kadar araçsal da kullanılıyor.

Belki de asıl mesele burada düğümleniyor.

Türkiye, mal varlığı tartışmasını bir polemik konusu olmaktan çıkarıp bir hukuk standardına dönüştürebilecek mi?

Özgür Özel ile Akın Gürlek arasında yaşanan gerilim, bu sorunun güncel bir yansıması. Eğer bu tartışma kalıcı bir düzenleme ihtiyacını tetiklerse, anlamlı bir kırılma noktası olabilir.

Ama eğer yine kişisel atışmaların arasında kaybolursa, siyaset bir kez daha aynı döngüyü üretmiş olacak.

Ve biz yine aynı soruyla baş başa kalacağız: Şeffaflık gerçekten bir hedef mi, yoksa sadece gerektiğinde başvurulan bir argüman mı?

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları, “Çözüm Süreci” İçin Şartları Açıkladı

PKK’nın silah bırakmasının ardından gözler Meclis’e çevrildi. DEM Partili Hatimoğulları, kalıcı barış için sözlerin değil, somut yasal düzenlemelerin belirleyici olacağını vurguladı.

Türkiye, uzun yıllardır ilk kez böylesine kritik bir eşikte duruyor. PKK’nin silah bırakma ve kendini feshetme kararının ardından ortaya çıkan tablo, sadece güvenlik politikalarının değil, siyasetin de yeniden tanımlanacağı bir dönemin kapısını aralıyor. Ancak bu kapının ardında ne olduğu hâlâ belirsiz.

İşte tam da bu noktada Independent Türkçe‘ye konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın mesajları, sürecin yönünü anlamak açısından dikkatle okunmayı hak ediyor.

Hatimoğulları’nın en net vurgusu şu: Artık söz değil, yasa zamanı.

Bu ifade, aslında Türkiye’nin son 30 yılına da bir eleştiri. Zira Kürt meselesinde defalarca umut üreten ama hukuki zemine kavuşmadığı için dağılan süreçler yaşandı. Hatimoğulları’na göre bu kez fark yaratacak olan şey, siyasi iradenin somut yasal düzenlemelerle kendini göstermesi.

Silahların susmasıyla birlikte “işin zor kısmı bitti” demek kolay. Oysa gerçek bundan ibaret değil. Asıl zor olan, çatışmasızlık halini kalıcı barışa dönüştürebilmek. Bunun yolu da demokratik reformlardan geçiyor. DEM Parti’nin işaret ettiği başlıklar açık: Barış Yasası, kayyım uygulamalarının kaldırılması, siyasi alanın genişletilmesi ve cezaevlerine yönelik düzenlemeler.

Bu taleplerin ortak paydası ise güven. Çünkü toplum artık vaatlere değil, güvencelere bakıyor.

Hatimoğulları’nın sözlerinde dikkat çeken bir diğer unsur ise “karşılıklı adım” vurgusu. Süreci bir pedala benzetiyor: biri basmazsa diğeri ilerleyemez. Kürt siyasi hareketinin attığı adımların devlet tarafından aynı hız ve ciddiyetle karşılanmadığı eleştirisi de tam burada devreye giriyor.

Peki ya süreç aksarsa?

Bu sorunun yanıtı aslında Türkiye’nin hafızasında saklı. Hatimoğulları açıkça söylemese de ima ettiği gerçek şu: Reformların gecikmesi ya da rafa kalkması, sadece siyasi bir başarısızlık değil, toplumsal gerilimin yeniden yükselmesi anlamına gelir. Bu da geçmişte defalarca görüldüğü gibi radikalleşme riskini beraberinde getirebilir.

DEM Parti’nin kendini konumlandırdığı yer de önemli. Parti, kendisini yalnızca üçüncü büyük siyasi aktör olarak değil, aynı zamanda “üçüncü yol” olarak tanımlıyor. Ne iktidarın güvenlik eksenli yaklaşımına ne de klasik muhalefetin sınırlı çözüm perspektifine sıkışan bir çizgi… Ancak Hatimoğulları’nın da kabul ettiği gibi, bu iddianın topluma yeterince yansıtılamadığı bir gerçek.

Bunun önündeki en büyük engellerden biri ise yıllardır süren siyasi izolasyon ve toplumsal önyargılar. DEM Parti bu bariyerleri “temas” ile aşmayı hedefliyor. “Bir temas, yüz önyargıyı kırar” sözü, bu stratejinin özeti niteliğinde.

Öte yandan röportajın en kritik bölümlerinden biri, iktidarın önündeki üç senaryonun tarif edilmesi.

Birinci yol: Demokratikleşme ve barış sürecini hızlandırmak.
İkinci yol: Süreci sonlandırmak.
Üçüncü yol: Bekle-gör politikasıyla süreci sürüncemede bırakmak.

Hatimoğulları’na göre ilk seçenek Türkiye’yi bölgesel risklerden koruyacak tek çıkış yolu. Diğer iki seçenek ise ya iç gerilimleri artıracak ya da belirsizliği derinleştirecek.

Bu noktada bölgesel gelişmeler de denklemi ağırlaştırıyor. Orta Doğu’da artan savaş riski, özellikle İran eksenli gerilimler, Türkiye’deki sürecin kırılganlığını artırıyor. Hatimoğulları’nın dikkat çektiği önemli bir gerçek var: 21. yüzyılda güvenlik sadece askeri güçle sağlanamaz. Asıl güvenlik, toplumun devlete olan rızasıyla mümkün olur.

Yani iç barış, dış tehditlere karşı en güçlü kalkan.

Röportajda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik dikkat çekici bir kapı da açık bırakılıyor. Sürecin başarıya ulaşması halinde “tarihi bir rol” ifadesi kullanılıyor. Ancak bu destek, koşulsuz değil. Yeni anayasa ve olası siyasi hesaplarla barış sürecinin birbirine bağlanmasına ise mesafeli bir yaklaşım var.

Son olarak gençlere verilen mesaj, sürecin ruhunu özetliyor: “Bu dönem sadece direnme değil, inşa dönemi.”

Silahların sustuğu yerde sözün yükseleceği bir dönemden bahsediliyor. Ve o sözü en güçlü kuracak kesimin gençler olduğu vurgulanıyor.

Türkiye bir kez daha kritik bir karar anında. Ya geçmişin tekrarına düşecek ya da ilk kez kalıcı bir barışın altyapısını kuracak.

Hatimoğulları’nın çizdiği çerçeve net: Barış, niyetle değil hukukla gelir.

Şimdi gözler, bu niyetin yasaya dönüşüp dönüşmeyeceğinde.

Paylaşın

İcra Dosyaları Sayısı Rekor Seviyelere Ulaştı

Türkiye’de icra dosyaları tarihi zirveye ulaştı. Sıkı para politikaları, ekonomik dalgalanmalar ve borç ödeme kapasitesindeki düşüş, işyerlerinin kapanmasına ve hukuki dosya yükünün artmasına yol açıyor.

Ekonomi yönetiminin enflasyonu dizginlemek amacıyla sürdürdüğü sıkılaştırma politikaları, ticari hayatta kapanan işyeri sayısını artırırken, borç ödeme kapasitesindeki düşüşü de gün yüzüne çıkarıyor. UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) verilerinden derlenen istatistikler, Türkiye’nin hem hukuki hem ekonomik olarak devasa bir “dosya yükü” ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Ekonomim’in haberine göre, icra dairelerine gelen yeni dosyaların sonuçlandırılanlardan düşülmesiyle elde edilen net veriler, 2026’nın ilk çeyreğinde ivmenin hızla yukarı yönlü olduğunu ortaya koyuyor:

Ocak Ayı: Toplam dosya sayısı 24 milyon 140 bine ulaşırken, günlük ortalama dosya artışı 4 bin 689 oldu.

Şubat Ayı: 28 gün süren Şubat ayında günlük ortalama dosya sayısı 6 bin 498’e çıkarak son yılların en yüksek seviyesine ulaştı.

Savaş Etkisi (28 Şubat – 11 Mart): ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başladığı 11 gün içinde sisteme 80 bin 529 yeni dosya eklendi.

İcra dosyalarındaki artış grafiği, son on yıldaki ekonomik dalgalanmaların bir özeti niteliğinde. 2016 yılında 15,2 milyon olan dosya sayısı, 2019’da ilk kez 20 milyon sınırını aşmıştı. 2023’te 2 bin liranın altındaki alacakların silinmesiyle geçici bir rahatlama yaşansa da, rakamlar bugün 24 milyon 402 bine ulaşarak tarihi zirveye yerleşmiş durumda.

Paylaşın

Oscar Gecesine “One Battle After Another” Damgası

Los Angeles’ta düzenlenen 98. Akademi Ödülleri’nde Paul Thomas Anderson’ın “One Battle After Another” filmi altı ödülle gecenin yıldızı oldu. Michael B. Jordan, Jessie Buckley ve Sean Penn de kazananlar arasında yer aldı.

Sinema dünyasının en prestijli ödülleri arasında gösterilen 98. Akademi Ödülleri (Oscar), ABD’nin Los Angeles kentindeki Dolby Theatre’da gerçekleştirildi. Törenin sunuculuğunu Emmy ödüllü komedyen Conan O’Brien üstlendi. Hollywood yıldızları ve ünlü isimler kırmızı halıda göz alıcı kostümleriyle boy gösterdi.

Gecenin en büyük kazananı, yönetmen Paul Thomas Anderson imzalı “One Battle After Another” oldu. ABD’de göçmenler için mücadele eden radikal aktivistlerin hikâyesini anlatan film, 13 adaylıktan altı ödül kazanarak hem En İyi Film hem de En İyi Yönetmen ödüllerinin sahibi oldu. Sean Penn’in performansı En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, uyarlama senaryosu ise En İyi Uyarlama Senaryo kategorilerinde ödül getirdi.

16 adaylıkla gecenin en çok adaylık alan yapımı olan “Sinners”, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Sinematografi ve En İyi Film Müziği dahil dört ödül kazandı.

Öne çıkan diğer kazananlar:

En İyi Kadın Oyuncu: Jessie Buckley – Hamnet
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Amy Madigan – Weapons
En İyi Animasyon Film: KPop Demon Hunters
En İyi Animasyon Kısa Film: The Girl Who Cried Pearls
En İyi Kostüm Tasarımı: Frankenstein
En İyi Makyaj/Hairstyling: Frankenstein

En İyi Casting: One Battle After Another
En İyi Kısa Film: The Singers ve Two People Exchanging Saliva (eşit ödül)
En İyi Görsel Efekt: Avatar: Fire and Ash
En İyi Yapım Tasarımı: Frankenstein
En İyi Kısa Belgesel: All The Empty Rooms
En İyi Belgesel: Mr. Nobody Against Putin

En İyi Orijinal Film Müziği: Sinners
En İyi Ses: F1
En İyi Kurgu: One Battle After Another
En İyi Yabancı Film: Sentimental Value
En İyi Orijinal Şarkı: Golden – KPop Demon Hunters

Tören boyunca sanatçılar, geçmişte kaybettikleri dostlarını andı, duygusal anlar yaşandı. Barbra Streisand, eski film partneri Robert Redford’u sahnede anarak izleyenleri duygulandırdı.

Gecenin sunucusu O’Brien, açılışta yapay zekâ ve politik göndermelerle izleyenleri güldürdü. ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein skandalına dolaylı atıflarda bulundu.

Bu yılki Oscar gecesi, güçlü performanslar, çarpıcı filmler ve sürpriz kazananlarla sinema dünyasının unutulmaz geceleri arasına girdi.

Paylaşın

Yılın İlk İki Ayında Bütçede 190 Milyar TL Açık

Merkezi yönetim bütçesi yılın ilk iki ayında açık verdi. Ocak-Şubat döneminde giderler 2 trilyon 965 milyar TL’ye ulaşırken gelirler 2 trilyon 774,8 milyar TL’de kaldı ve bütçede 190,2 milyar TL’lik açık oluştu.

Haber Merkezi / Merkezi yönetim bütçesi, 2026 yılının ilk iki ayında açık verdi. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, Ocak-Şubat döneminde bütçe giderleri 2 trilyon 965 milyar TL’ye ulaşırken bütçe gelirleri 2 trilyon 774,8 milyar TL’de kaldı. Böylece yılın ilk iki ayında merkezi yönetim bütçesi 190,2 milyar TL açık verdi.

Şubat ayında ise bütçe dengesi geçici olarak fazla verdi. Şubat 2026’da merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 329,2 milyar TL olurken bütçe gelirleri 1 trilyon 353,6 milyar TL olarak gerçekleşti. Bu dönemde bütçe 24,4 milyar TL fazla verdi.

Faiz harcamaları dışarıda bırakıldığında ise bütçede fazla dikkat çekti. Şubat ayında faiz dışı bütçe giderleri 1 trilyon 145,5 milyar TL olurken 208,1 milyar TL faiz dışı fazla kaydedildi. Ocak-Şubat döneminde ise faiz dışı giderler 2 trilyon 324,9 milyar TL olarak gerçekleşirken faiz dışı fazla 449,9 milyar TL oldu.

Ancak yılın ilk iki ayında giderlerin gelirlerin üzerinde seyretmesi, merkezi yönetim bütçesinde 190 milyar TL’yi aşan açık oluşmasına yol açtı. Ekonomistler, yılın ilerleyen dönemlerinde bütçe dengesinin özellikle harcama politikaları ve vergi gelirlerindeki gelişmelere bağlı olarak şekilleneceğine dikkat çekiyor.

Paylaşın

Fenerbahçe Başkanı Saran: Adil Rekabet İstiyoruz

Galatasarayın bazı konularda avantajlı olduğunu düşündüğünü dile getiren Sadettin Saran, “Biz sadece adil rekabet istiyoruz. Hakemleri suçlamak tarzım değil ama bazı haksızlıklar yaşandığını düşünüyorum.” dedi.

Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran, sarı-lacivertli kulübü takip eden basın mensuplarıyla bir araya gelerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde düzenlenen toplantıya yöneticiler Ali Gürbüz, Burçin Gözlüklü ve Gürhan Taşkaya da katıldı.

Toplantıda konuşan Saran, tüm odağının Fenerbahçe olduğunu vurgulayarak, “Şu anda Fenerbahçe dışında hiçbir şeyi düşünmüyorum. İşlerim ve şirketlerim birinci önceliğim değil. Önceliğim ailem, ardından Fenerbahçe geliyor. Takıma tamamen odaklandık. Bu nedenle seçim konusunu Mayıs ayında değerlendirmeyi düşünüyoruz.” dedi.

Geçtiğimiz günlerde Samandıra Can Bartu Tesisleri’nde futbolcularla bir araya geldiklerini hatırlatan Saran, görüşmenin oldukça samimi bir ortamda geçtiğini belirtti.

Hakem performanslarına da değinen başkan, son haftalarda yaşanan bazı kararların kabul edilemez olduğunu söyledi. Özellikle Lucas Torreira pozisyonuna dikkat çeken Saran, “Torreira’ya sarı kart çıkmaması kabul edilemez. Merkez Hakem Kurulu’nda ciddi sorunlar var. Puan kayıplarımızın bir kısmı bu hatalardan kaynaklandı ve buna tepki göstermemiz normal.” ifadelerini kullandı.

Kadıköy’de oynanan maçlarda genç oyuncuların yoğun baskı yaşadığını belirten Saran, kulüp olarak psikolojik destek aldıklarını söyledi. “Skor gelmeyince tribünlerden yükselen uğultu genç oyuncuların psikolojisini etkiliyor. 11 yılın birikmiş hayal kırıklığı var. Şampiyonluk hedefi baskıyı artırabiliyor.” dedi.

Transfer politikası hakkında da konuşan Saran, transferlerin para eksikliği nedeniyle gerçekleşmediği yönündeki iddiaları reddetti. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı hakkında yöneltilen soruya ise “Kendisine güveniyorum. Yanlış bulduğum noktalar var ama samimi bir insan olduğunu düşünüyorum.” yanıtını verdi.

Haziran ayında transfer çalışmalarının süreceğini belirten Saran, kulübün projeleri hakkında da bilgi verdi. Samandıra başta olmak üzere yeni yatırımlar planladıklarını ifade eden başkan, Emlak Konut ile gelir getirici bir proje üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

Şampiyonluk yarışına da değinen Saran, rakipleri Galatasaray’ın bazı konularda avantajlı olduğunu düşündüğünü dile getirdi. “Biz sadece adil rekabet istiyoruz. Hakemleri suçlamak tarzım değil ama bazı haksızlıklar yaşandığını düşünüyorum.” dedi.

Seçim sürecine ilişkin konuşmayı Mayıs ayına bıraktıklarını belirten Saran, kulüp yönetiminin her ihtimali göz önünde bulundurarak çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. “Hayatım boyunca pes etmedim. Tünelin sonunda ışığı görmeye çalışırım. Geleceğe umutla bakıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

“Okula Aç Giden Çocuklar” Krizin Sessiz Kurbanı

Ekonomik kriz nedeniyle Türkiye’de her beş çocuktan biri okula aç gidiyor. Uluslararası Okul Yemeği Koalisyonu’na göre ücretsiz okul yemeği, çocukların gelişimi ve eğitimde fırsat eşitliği için evrensel bir hak.

Ekonomik krizin derinleşmesiyle Türkiye’de “okula giden çocuklar” sorunu büyüyor.

12 Mart Dünya Okul Yemeği Gününde açıklama yapan Uluslararası Okul Yemeği Koalisyonu (UOYK), ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin yüzde 19,2’sinin haftada en az bir kez derse girdiğini, Türkiye’yi OECD ülkeleri arasında en kötü durumda gösterdiğini açıkladı. Koalisyon, bunun sadece bireysel yoksulluk değil, çocukların gelişimini doğrudan etkileyen yapısal bir kriz olduğunu vurguladı.

karnına sınıfa giren çocukların eğitim hakkı fiilen askıya alınmış oluyor. Koalisyon, Türkiye’nin bir yıllık kamu harcamasının sadece yüzde 1,5’iyle 15 milyon öğrenciye ücretsiz yemek sağlanabileceğini ve her 1 dolarlık yatırımın ekonomiye 35 dolarlık katkı sunduğunu belirtti.

Ücretsiz okul yemeği, bir lütuf değil, her çocuğun evrensel hakkı. Fransa, Finlandiya ve Brezilya gibi ülkelerde uzun yıllardır başarıyla uygulanan program, çocukların sağlıklı gelişimi ve eğitimde fırsat eşitliği için kritik öneme sahip. Koalisyon, Türkiye’de de tüm devlet okullarını kapsayacak evrensel bir sistem kurulmasını ve uygulamanın dönemsel sosyal yardım aracı olmaktan çıkarılmasını talep ediyor.

İstatistikler, her beş çocuktan birinin okula gittiğini gösteriyor. Ders başında kahvaltı yapmadan okula gelen çocuklar, öğrenmenin önündeki en sessiz ama en yıkıcı engeli temsil ediyor. Bu tablo, okul yemeğinin hem eğitim hem ekonomi hem de sosyal adalet açısından stratejik bir gereklilik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Dolar Tahmini 50,97 Lira

Merkez Bankası’nın Mart ayı Piyasa Katılımcıları Anketi, piyasanın yıl sonu dolar/TL beklentisinde sınırlı bir gerilemeye işaret etti. Katılımcılar 2026 sonunda kurun 50,97 TL seviyesinde olacağını öngördü.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 2026 yılı Mart ayı Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçlarına göre, piyasanın yıl sonu döviz kuru beklentisinde sınırlı bir gerileme yaşandı. Reel ve finansal sektör temsilcilerinden oluşan 67 katılımcının yanıtlarıyla hazırlanan ankette 2026 yıl sonu dolar/TL beklentisi 50,97 TL olarak gerçekleşti. Bir önceki anket döneminde bu beklenti 51,09 TL seviyesindeydi.

Buna karşılık 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi yükseldi. Katılımcıların gelecek 12 aya ilişkin kur tahmini 52,39 TL’den 52,70 TL’ye çıktı.

Anket sonuçları büyüme beklentilerinde ise sınırlı bir değişime işaret etti. 2026 yılı büyüme beklentisi yüzde 3,9’dan yüzde 3,8’e gerilerken, 2027 yılı için büyüme tahmini yüzde 4,3 seviyesinde sabit kaldı.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi Yüzde 25,38

Merkez Bankası’nın Mart ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’ne göre piyasanın 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yükseldi. Katılımcıların TÜFE tahmini yüzde 24,11’den yüzde 25,38’e çıkarken, orta vadeli enflasyon beklentilerinde de sınırlı artış görüldü.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 2026 yılı Mart ayı Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçlarına göre, piyasanın yıl sonu enflasyon beklentisi yükseldi. Reel sektör ve finansal sektör temsilcilerinden oluşan 67 katılımcının yanıtlarıyla hazırlanan ankette, 2026 yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi yüzde 25,38 olarak gerçekleşti. Bir önceki anket döneminde bu beklenti yüzde 24,11 seviyesindeydi.

Ankette orta vadeli enflasyon beklentilerinde de sınırlı artış dikkat çekti. 12 ay sonrası TÜFE beklentisi bir önceki ankette yüzde 22,10 iken, Mart anketinde yüzde 22,17 olarak ölçüldü. 24 ay sonrası enflasyon beklentisi ise yüzde 17,11’den yüzde 17,30’a yükseldi.

Büyüme beklentilerinde ise sınırlı bir revizyon görüldü. Katılımcıların 2026 yılı GSYH büyüme beklentisi yüzde 3,9’dan yüzde 3,8’e gerilerken, 2027 yılı büyüme beklentisi yüzde 4,3 seviyesinde sabit kaldı.

Paylaşın

Sanayi Sektöründe Çalışan Sayısı Yüzde 3,5 Azaldı

Ocak ayında ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 3,5 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 0,3 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 2,3 arttı.

Haber Merkezi / Bu tablo, istihdamın sanayiden hizmet sektörüne doğru kaymaya devam ettiğini ortaya koydu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ücretli Çalışan İstatistikleri Ocak 2026 verilerini açıkladı. Verilere göre toplam ücretli çalışan sayısı, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,2 yükseldi.

2025 yılı Ocak ayında 15 milyon 410 bin 257 olan ücretli çalışan sayısı, 2026 yılı Ocak ayında 15 milyon 444 bin 683 kişiye ulaştı. Böylece toplam istihdamda sınırlı bir büyüme kaydedildi.

Sektörel dağılım incelendiğinde ise farklı eğilimler dikkat çekti. Sanayi sektöründe ücretli çalışan sayısı yıllık bazda yüzde 3,5 azaldı. Buna karşılık inşaat sektöründe yüzde 0,3, ticaret-hizmet sektöründe ise yüzde 2,3 artış gerçekleşti. Bu tablo, istihdamın sanayiden hizmet sektörüne doğru kaymaya devam ettiğini ortaya koydu.

Öte yandan veriler aylık bazda istihdamda gerilemeye işaret etti. Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 0,4 azaldı.

Aylık değişime sektörel olarak bakıldığında sanayi sektöründe yüzde 0,5, inşaat sektöründe yüzde 2,1 düşüş yaşanırken, ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,1 artış kaydedildi.

Ekonomistler, özellikle sanayideki istihdam kaybının üretim ve talep koşullarındaki zayıflamayla ilişkili olabileceğine dikkat çekerken, hizmet sektöründeki artışın ise ekonomideki yapısal dönüşümün devam ettiğine işaret ettiğini belirtiyor.

Paylaşın