İş Arayan Her Dört Kişiden Biri Üniversite Mezunu

2 milyon 161 bin 561 kişinin Türkiye İş Kurumu’na (İŞKUR) iş arama amacıyla başvurduğu kaydedilirken, bu kişilerin yaklaşık yüzde 25’inin üniversite mezunu olduğu tespit edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son yayımladığı verilere göre, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 32’ye ulaştı. Bu oran, hem istihdamda olmayanları hem de iş bulma umudunu yitirmiş, çalışmaya hazır ancak başvuru yapmayan bireyleri kapsıyor. Geniş tanımlı işsiz sayısı toplamda 13 milyona yükselirken, bu sayı son bir yılda 2.2 milyon, son bir ayda ise 1.2 milyon kişi arttı.

Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından açıklanan 2025 Ocak-Mayıs dönemi verileri ise işsizliğin yapısal boyutunu gözler önüne serdi. 2 milyon 161 bin 561 kişinin İŞKUR’a iş arama amacıyla başvurduğu kaydedilirken, bu kişilerin yaklaşık yüzde 25’inin üniversite mezunu olduğu tespit edildi.

İŞKUR’da kayıtlı olan üniversite mezunu iş arayanların dağılımı şöyle:

Önlisans mezunu: 245.414 kişi
Lisans mezunu: 265.408 kişi
Yüksek lisans mezunu: 12.290 kişi
Doktora mezunu: 495 kişi

Bu verilere göre toplam 523.608 üniversite mezunu, İŞKUR kapısında iş bekliyor. Dahası, bu mezunların 59.208’i bir yıldan uzun süredir iş arıyor.

Sözcü’nün haberine göre; İŞKUR verileri, hangi meslek gruplarında daha fazla işe yerleştirme yapıldığını da gösteriyor. İlk sırada 45.843 kişiyle turizm ve otelcilik elemanlığı yer aldı. Bu mesleği, 37.133 kişiyle silahsız özel güvenlik görevlisi, 18.165 kişiyle reyon görevlisi, 17.719 kişiyle güvenlik görevlisi ve 14.963 kişiyle konfeksiyon işçisi takip etti.

3 bin kişilik kadroya 1,6 milyon başvuru

İstihdamdaki umutsuz tablo, Sağlık Bakanlığı’nın işçi alımı ilanına yapılan başvurularla da gözler önüne serildi. Bakanlık, 3.658 kişilik bir alım duyurusunda bulunmuş; bu alımların 3.170’ini temizlik görevlisi kadrosu oluşturmuştu. Ancak bu sınırlı sayıda pozisyon için yapılan başvuru sayısı tam 1.6 milyona ulaştı.

Başvuruların şehir bazlı dağılımı da dikkat çekti:

İstanbul: 94.266 başvuru
Şanlıurfa: 71.838 başvuru
Ankara: 57.726 başvuru

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan “Bölgesel Barış” Çağrısı

Bölgesel gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yapan Selahattin Demirtaş, “Böyle bir dönemde hiç kimse küçük hesaplar yaparak maceracı, riskli ve sonu felaketle sonuçlanacak hamleleri aklından bile geçirmemelidir. Unutulmamalıdır ki, emperyalizm bir kazananı olmayacak bir viranedir” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bölgesel gelişmelere ilişki yazılı açıklama yaptı.

Demirtaş, “Hamaset Değil Cesaret Zamanıdır” başlıklı yazısında “Bizim, bölgesel barışı ilkesel olarak savunma ve bunun için yoğun çaba harcamanın yanı sıra, içeride de birliği ve barışı sağlamakta daha hızlı ve cesur hareket etmemiz gerekir” diyerek yapılması gerekenleri 4 başlıkta sıraladı:

“1- Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ve PKK’nin fesih kararıyla birlikte silahsızlanma sürecinin herhangi bir tahriklamaya ya da provokasyona yüz vermeden, etkili ve hızlı şekilde tamamlanması için tüm taraflara düşen büyük görevler düşüyor, cesaret ve feraset gösterilmesi gerekiyor.

2- İç cepheyi güçlendirme amacına da adalet duygusunun gelişmesine de hizmet etmediği açık olan siyasi görünümlü yargı tacizlerine kesinlikle son verilmelidir. Ortada bir suç isnadı varsa bunun, tarafsızlığı ve bağımsızlığı sorgulanmayacak başsavcılar, savcılar ve yargıçlar eliyle yürütülmesi için gerekli adımlar atılmalıdır.

Seçilmiş belediye başkanları ve bürokratların tutuksuz yargılanmaları iç hukukumuzun da gereğidir ve bu konuda artık somut mesafe kat edilmeli, tahliyeler sağlanmalı, adil bir yargı süreciyle de davalar en hızlı şekilde sonuçlandırılmalıdır. Orta Doğu’daki ateş devasa bir yangına dönüşürken toplumu dışlayacak böylesi tutumlarda ısrar edilmemelidir.

3- Böyle bir dönemde hiç kimse küçük hesaplar yaparak maceracı, riskli ve sonu felaketle sonuçlanacak hamleleri aklından bile geçirmemelidir. Unutulmamalıdır ki, emperyalizm bir kazananı olmayacak bir viranedir. Bizler Türkiye toplumunun her bir bireyine birer birer olacağız; olası risklere, saldırılara, provokasyonlara karşı gerektiğinde Edirne’den Hakkari’ye kadar 85 milyonluk bir halk olarak direneceğiz; ortak vatanımızı, canımız pahasına savunacağız.

Kendi iç sorunlarımızı da kendi aramızda, karşılıklı güven çerçevesinde ve “kardeşlik ruhuyla” çözeceğiz. Bunun dışındaki her arayış sadece felaket getirir. Bu konuda ezberci, öfkeli, intikamcı ve kindar hiçbir yaklaşıma prim vermeyecek, cesur ve samimi olacağız.

4- Orta Doğu yangınının kısa sürede sönmeyeceğini öngörerek kısa, orta ve uzun vadeli bir iç ve dış ortak politika hattının belirlenmesi ve her siyasi grubun bu hattı gönül rahatlığıyla savunabilmesi için Cumhurbaşkanı’nın davetiyle, TBMM’de tüm siyasi parti genel başkanlarıyla bir çalışma toplantısının en kısa zamanda yapılması yararlı olacaktır.

Belirttiğim noktaların hiçbiri iç politikada nezakete dayalı demokratik muhalefetin ve iktidarın denetlenmesinin, eleştirilmensinin önünde engel değildir. Birlik ve beraberlik ancak çoğulculuk ve eleştirel aklın özgürce işlemesiyle mümkündür.

Bizler barışı, özgürlüğü ve eşitliği bir arada savunacağız. Mazlum coğrafya Türkiye’dir; demokrasi, barış ve adaletin inşa edilmesi halinde bu unvan son bulacak, tüm dünya halkları için umut olacaktır. Bu kasırga bir gün elbette dinecek ve bizler bu toprakların kadim halkları olarak burada, bir arada, özgür ve eşit yaşayacağız.”

Paylaşın

Cezaevlerinde Kaç Kişi Açlık Grevinde?

CHP Milletvekili İnan Akgün Alp, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a, “Türkiye genelinde ceza infaz kurumlarında başlatılmış bir açlık grevi var mıdır? Kaç cezaevinde bu eylem yürütülmektedir? Kaç kişi açlık grevindedir?” sorularını yöneltti.

“Kuyu tipi” olarak adlandırılan yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarına karşı başlatılan açlık grevlerine ilişkin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle önerge veren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, “Kaç cezaevinde bu eylem yürütülmektedir? Kaç kişi açlık grevindedir?​” diye sordu.

Evrensel’in aktardığına göre; Alp, şunları kaydetti: “Cezaevlerimizdeki tutuklu ve hükümlü sayısı 400 bini çoktan aştı. Bu sayı kapasitenin çok üzerinde. İnfaz rejimiyle ilgili düzenlemeler yapıldı fakat kamuoyunu yeterince tatmin etmedi, yeni bir paket beklentisi var. Çok sayıda tutuklu ve hükümlünün açlık grevinde olduğu ve bu grevlerin 200. gününe yaklaştığına dair çok sayıda mektup alıyoruz. Sayın Adalet Bakanına bir soru önergesi verdik ve bunun cevabını bekliyoruz.”

Alp, önergesinde ise şunları sordu:

Türkiye genelinde ceza infaz kurumlarında başlatılmış bir açlık grevi var mıdır?
Kaç cezaevinde bu eylem yürütülmektedir? Kaç kişi açlık grevindedir?
Açlık grevine katılanların talepleri nelerdir?
Adalet Bakanlığı bu taleplerin karşılanmasına veya sorunların çözümüne dönük bir çalışma yürütmekte midir?
Açlık grevindeki tutuklu ve hükümlülerin sağlık durumları izlenmekte midir? Herhangi bir sağlık sorunu yaşanmış mıdır?

Paylaşın

Tarımda Üretici Enflasyonu Yüzde 28,96

Tarımda üretici enflasyonu mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 0,23, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 12,56, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28,96 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 35,21 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) Mayıs 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre, Tarımda üretici enflasyonu mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 0,23, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 12,56, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28,96 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 35,21 arttı.

Sektörlerde bir önceki aya göre, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 0,41 azalırken, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 7,85 ve balık ve diğer balıkçılık ürünleri; su ürünleri; balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 11,95 arttı.

Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 7,20 azalırken, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 9,38 ve canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 0,59 arttı.

Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup %87,26 artış ile tropikal ve subtropikal meyveler, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup %14,61 azalış ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular oldu.

Paylaşın

İsrail, İran’ın Nükleer Programına Ne Kadar Zarar Verdi?

Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın (UAEA) ölçütlerine göre, İran’ın dokuz nükleer silah üretmeye yetecek oranda yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğu tahmin ediliyor.

Haber Merkezi / Yetkililer, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun çoğunun UAEA kontrolü altında İsfahan’da depolandığını söylüyor. IAEA, uranyumun nerede depolandığını bildirmiyor ve saldırılardan etkilenip etkilenmediğini de açıklamıyor.

İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine düzenlediği saldırılar, İran’ın nükleer programına sınırlı ancak hedef odaklı hasar verdi. UAEA ve diğer kaynaklara göre, Natanz Nükleer Tesisi’nin yer üstü tesisleri ve elektrik altyapısı ciddi şekilde zarar gördü.

UAEA Başkanı Rafael Grossi, Natanz’daki tesisin bir bölümünün ve elektrik altyapısının imha edildiğini, bu durumun yer altındaki santrifüj odalarına güç sağlayan sistemlere zarar verebileceğini belirtti. Ancak, yer altındaki santrifüj odalarına doğrudan fiziksel bir saldırı olmadığı ve Natanz dışındaki Fordo, İsfahan ve Buşehr tesislerinde önemli bir hasar tespit edilmediği açıklandı.

İsfahan’daki Uranyum Dönüştürme Tesisi ve Yakıt Plakası Üretim Tesisi gibi bazı kritik binaların hasar gördüğü bildirilse de, saha dışı radyasyon sızıntısı olmadığı ve radyolojik risklerin kontrol altında olduğu belirtildi. İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, Fordo’daki hasarın sınırlı olduğunu ve önemli ekipmanların önceden taşındığını iddia etti, bu da hasarın etkisini azalttığını öne sürüyor.

İsrail, Natanz’daki tesislere “önemli ölçüde zarar verdiğini” ve nükleer programı birkaç yıl geriye ittiğini savunsa da, uzmanlar İran’ın yer altındaki güçlendirilmiş tesislerinin (özellikle Natanz ve Fordo) nükleer kapasitesinin büyük ölçüde korunduğunu belirtiyor. UAEA’ya göre, İran’ın elinde 9 nükleer bomba üretebilecek kadar zenginleştirilmiş uranyum bulunuyor, ancak bu kapasitenin doğrudan silah üretimine dönüştürülmediği biliniyor.

Saldırılar, Natanz’daki yer üstü altyapısına ve bazı İsfahan tesislerine zarar verse de, İran’ın nükleer programının temel unsurları olan yer altı tesisleri ve uranyum stokları büyük ölçüde sağlam kalmış durumda.

Paylaşın

Yüksek Tansiyonu Olan Yaşlıların Uzak Durması Gereken Yiyecekler

Yaşlılar arasında yaygın bir sağlık sorunu olan yüksek tansiyon, hipertansiyon olarak da bilinir. Sorun, tedavi edilmezse kalbe yük bindirebilir, kan damarlarına zarar verebilir ve kalp krizi, felç ve böbrek sorunları riskini artırabilir.

Haber Merkezi / Yüksek tansiyonu (hipertansiyon) olan yaşlıların kan basıncını kontrol altında tutmak için bazı yiyeceklerden kaçınması veya tüketimini sınırlaması önemlidir. İşte bu grup için dikkat edilmesi gereken yiyecekler:

Tuz (sodyum): İşlenmiş gıdalar (konserve çorbalar, turşu, zeytin, tuzlu atıştırmalıklar), fast food, salam, sosis gibi şarküteri ürünleri ve hazır soslardan uzak durulmalı ve günlük sodyum alımı 1500-2300 mg ile sınırlandırılmalıdır (WHO ve AHA önerisi).

Yağlı ve işlenmiş etler: Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi yüksek sodyum ve doymuş yağ içeren ürünlerden uzak durulmalıdır. Ayrıca, kırmızı etin yağlı kısımları da kan basıncını olumsuz etkileyebilir.

Şekerli ve işlenmiş karbonhidratlar: Şekerli içecekler (kola, meyve suları), tatlılar ve beyaz unla yapılmış ürünler (hamur işleri, kek) kilo alımına ve dolaylı olarak tansiyon artışına neden olabilir. Bunların yerine tam tahıllı ürünler tercih edilmelidir.

Kafeinli içecekler: Aşırı kahve, enerji içecekleri veya kafeinli çay, bazı kişilerde kan basıncını geçici olarak yükseltebilir. Günde 1-2 fincan kahve veya çay genellikle tolere edilebilir, ancak doktor tavsiyesi önemlidir.

Alkol: Aşırı alkol tüketimi kan basıncını yükseltir. Yaşlılar için alkol alımı sınırlandırılmalı (kadınlar için günde 1, erkekler için 2 birimden fazla olmamalı).

Yüksek yağlı süt ürünleri: Tam yağlı peynir, krema ve tereyağı gibi doymuş yağ içeriği yüksek ürünler kolesterolü ve tansiyonu olumsuz etkileyebilir. Bunların yerine az yağlı veya yağsız süt ürünleri tercih edilmeli.

Kızartmalar ve trans yağlar: Patates kızartması, cips, margarin içeren ürünler ve fast food yiyecekler damar sağlığını bozabilir ve tansiyonu artırabilir.

Paylaşın

Taliban, Kadınları Yaşamdan Siliyor

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Taliban’ın kadınları ve kız çocuklarını kamusal yaşamdan dışlamasını sert bir dille kınayarak, durumun ciddi bir insan hakları krizini temsil ettiğini söyledi.

Haber Merkezi / Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin 59. oturumunda konuşan Türk, Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidarı yeniden ele geçirmesinden bu yana kız çocuklarının altıncı sınıftan sonra okula gitmesini yasaklamakla kalmayıp, aynı zamanda kadınların seslerini susturduğunu, eğitimden, istihdamdan, siyasi katılımdan ve birçok kamusal alana erişimden mahrum bıraktığını ifade etti.

Taliban’ın küresel etkileri olan insan hakları acil durumu oluşturduğu uyarısında bulunan Volker Türk, “Afganistan’da yaşananlar sadece Afgan halkı için bir trajedi değil, aynı zamanda uluslararası toplumun insan haklarının evrenselliğine olan bağlılığının da bir sınavıdır” dedi.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür. İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

İsrail’in Yeni Savunma Sistemi: Demir Işın

İsrail, “Demir Kubbe” sistemini yeni bir lazer savunma silahı olan “Demir Işın”, ile tamamlamak istiyor. Demir Işın, düşük maliyet ve yüksek etkinlik avantajıyla modern hava savunmasında çığır açmayı hedefliyor.

Haber Merkezi / Ancak, lazer sistemlerinin doğrudan görüş hattı gerektirmesi ve atmosferik koşullardan etkilenmesi gibi sınırlamaları bulunuyor.

Demir Işın (Iron Beam), İsrail merkezli Rafael Advanced Defense Systems tarafından geliştirilen ve 11 Şubat 2014’te Singapur Airshow’da tanıtılan bir yönlendirilmiş enerji silahı hava savunma sistemidir. Sistem, kısa menzilli roketler, topçu mermileri, havan topları ve insansız hava araçlarını (İHA) etkisiz hale getirmek için tasarlanmıştır.

7-10 km menzile sahip yüksek enerjili fiber optik lazerler kullanarak hedefleri imha eden Demir Işın, İsrail’in çok katmanlı füze savunma sisteminin bir parçası olarak Demir Kubbe (Iron Dome), Arrow 2, Arrow 3 ve Davud Sapanı (David’s Sling) ile entegre bir şekilde çalışır.

Sistemin özellikleri ve avantajları:

Lazer teknolojisi: İki yüksek enerjili fiber lazer, hedefe dört saniye gibi kısa bir sürede etki ederek imha sağlar. Lazer ışınları görünmez dalga boyunda çalışır, bu nedenle gökyüzünde iz bırakmaz.

Maliyet etkinliği: Her atışın maliyeti yaklaşık 2 bin dolar olup, Demir Kubbe’nin 20 bin ile 50 bin dolarlık füze başı maliyetine kıyasla çok daha düşüktür. Mühimmat yerine elektrik enerjisi kullanan sistem, sınırsız atış kapasitesi sunar.

Mobilite ve entegrasyon: Sistem başlangıçta mobil olarak tasarlanmış, ancak ağırlık ve güç gereksinimleri nedeniyle sabit platformlara entegre edilmiştir. Bir batarya, hava savunma radarı, komuta-kontrol (C2) birimi ve iki yüksek enerjili lazer (HEL) sisteminden oluşur.

Hedefler: Sistem, kısa menzilli roketler, İHA’lar, havan mermileri ve gemisavar füzelere karşı etkilidir.

Sistem, 14 yıllık katı hal lazer araştırmalarına dayanır ve 2016’dan itibaren İsrail Savunma Bakanlığı tarafından finanse edilmektedir. ABD de projeye mali destek sağlamakta, özellikle Rafael ve Lockheed Martin iş birliğiyle sistemin gücünü 300 kW’a çıkarma çalışmaları yapılmaktadır.

2023’te Gazze Şeridi’nde test için konuşlandırıldığı belirtilmiş, ancak sistemin tam operasyonel hale gelmesi için 2025 Ekim ayı hedeflenmektedir. İsrail, 2024’te sistem için 530 milyon dolar bütçe ayırmıştır.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’nun “Akın Gürlek” Davası 16 Temmuz’a Ertelendi

Ekrem İmamoğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i “tehdit edip, hedef gösterdiği” iddiasıyla açılan dava 16 Temmuz saat 10.00’a erteledi. İmamoğlu için 7 yıl 4 aya kadar hapis cezası isteniyor.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e yönelik sözleri nedeniyle açılan davanın ikinci duruşması Silivri’de görüldü.

Ekrem İmamoğlu savunmasında, “İstanbul’u bu zihniyete karşı tam üç kez kazandığım için bu zindandayım. 16 milyon kişiye ayırmadan, insanlığa hizmete kutsal bir çerçeveden bakan, herkesin derdine ortak olan halkçı bir belediyecilik yaptığımız için buradayım. Ön seçimde dünya tarihinde ilk kez 15,5 milyon kişinin oyunu alarak cumhurbaşkanı adayı olduğum için buradayım” dedi. Savunmasında birçok kez “Biz yargılanmıyoruz, direkt cezalandırılıyoruz” ifadesini kullanan İmamoğlu, bunun nasıl yapıldığını örnekleriyle anlattı.

İmamoğlu’nun savunmasının ardından avukatları, savcılığın esas hakkındaki mütalaasına karşı savunma için ek süre talep etti. 10 gün süre veren mahkeme heyeti, duruşmayı 16 Temmuz saat 10.00’a erteledi.

Neden yargılanıyor?

Ekrem İmamoğlu, 20 Ocak’ta Modern Hukuk ve Yargının Siyasallaşması Paneli’nde CHP Gençlik Kolları Başkanı Cem Aydın’ın gözaltına alınması üzerinden Akın Gürlek’e seslendi ve şunları söyledi:

“Cem Aydın’ı ifade için çağırıyorsun. Evine baskın yapıyorsun. Senin amacın milletin gözünü korkutmak. Başsavcı sana söylüyorum. Senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız. Söküp atacağız ki senin evlatlarının kapısına kimse dayanmasın.”

Bunun üzerine hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma davaya dönüştü. İddianamede ‘kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret’, ‘tehdit’ ve ‘terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek’ suçlandı ve 7 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılmasını istedi.

Özgür Özel hakkında da Akın Gürlek’le ilgili soruşturma

CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında da Başsavcı Akın Gürlek’e yönelik sözleri nedeniyle soruşturma Ankara’da başlatılmıştı.

Özel’in Akın Gürlek’e yönelik “Akın sert kayaya çarptın oğlum. Aklını başına al Akın… Bir daha görmeyeceğim… O haysiyetsizliği bir daha görmeyeceğim” şeklindeki sözlerinin “suç işlemeye tahrik, kamu görevlisine hakaret ve tehdit suçlarını oluşturduğu” sözleri soruşturmaya konu olmuştu.

Paylaşın

DEM Partili Temelli’den “Süreç” İçin Komisyon Çağrısı

DEM Partili Sezai Temelli, PKK’nın silah bırakma ve fesih kararı sonrası gelişen sürece ilişkin, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a Meclis’te komisyon kurulması için harekete geçme çağrısı yaptı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslenen Temelli, “Türkiye’de sağlanacak olan Kürt barışının bölgeye olacak etkilerini uzun zamandır dile getiriyoruz. Kürt meselesi demokratik bir çözüme kavuşursa bu anlamda kalıcı bir barış inşa edilebilirse bölge halklarının kurtuluşu da buradan geçer. Filistin halkının da bölgedeki tüm halkların da kurtuluşu buradan geçiyor. Yoksa İran ve İrail gibi rejimilerden geçmiyor. Bugün için Türkiye için çok riskler birikmiş durumda. Bu risklere karşı yegane gücümüz barıştır. Bu vesileyle çağrımızı yineliyoruz; gelin demokratik toplum çağrısına, kalıcı barış mücadelesine destek verin. Bu anlamıyla üzerimize düşen sorumluluklar var. Diplomasi alanında yapılacaklar var ama Meclisin de yapması gerekenler var. Meclis torba yasaların içinde boğulmaya devam ediyor. Oysa Meclis demokratik toplum ve barış konusunda inisiyatif alma günlerini yaşıyor.” dedi.

“Meseleye özgü Meclis komisyonu kurulmalı”

İnisiyatif alınması ve adım atılmasını isteyen Temelli komsiyonun yapısına dair ise şunları söyledi: “Meseleri birbirine karıştırmamız gerekiyor. Bu konuda çalışacak komisyon kendisini bu konuda yetkinleştirmeli ve etkili bir çalışmayı ortaya koymalıdır. Yok anayasa yok başka meselelermiş, her şeyi birbirine karıştırıp hareketsiz hale gelmememiz lazım. Anayasa çalışmaları da muhakkak yapılabilir diğer çalışmalar da yapılabilir ama bu meseleye özgü bir çalışma için Meclis komisyonu önemlidir.”

Hasta tutukluların durumuna değinen Temelli yargı paketindeki eksiklikleri eleştirdi, “Nihat Genç 30 yılı doldurmasına rağmen iyi halli olmadığı gerekçesiyle bırakılmadı. İnsanlara ‘pişman mısınız’ diyerek kimliğini değiştiremezsiniz..” diye konuştu.

Gazetecilerin İmralı görüşmesinin ne zaman gerçekleşeceği sorusu üzerine “Başvuruyu yaptık cevap bekliyoruz.” diye yanıt verdi.

(Kaynak: MA)

Paylaşın