Afganistan, Kadınlar İçin “En Baskıcı” Ülkelerden Biri

Birlemiş Milletler (BM), yaklaşık dört yıldır Taliban yönetimi altında bulunan Afganistan’da kadınların temel hak ve özgürlüklerinin “benzeri görülmemiş” bir saldırı altında olduğunu duyurdu.

Haber Merkezi / Birlemiş Milletler (BM) Kadın Birimi, 2024 Afganistan Cinsiyet Endeksi raporunda, Afgan kadınlarının ve kız çocuklarının kamusal yaşamın hemen her alanından sistematik olarak silindiğini belirtti. Raporda, genç kadınların onda sekizinin eğitim, beceri eğitimi ve istihdamdan dışlandığı, bunun da erkeklere kıyasla dört kat daha fazla olduğu vurgulandı.

Raporda, Afganistan’ın işgücünde şu anda en büyük cinsiyet eşitsizliğine sahip ülkelerden biri olduğu, kadınların yalnızca yüzde 24’ünün katılım gösterirken, erkeklerin yüzde 89’unun katılım gösterdiği belirtildi. Rapora göre, kadınların finansal hizmetlere erişimi de keskin bir şekilde azaldı. Kadınların yalnızca yüzde 6,8’i artık bir banka hesabına sahip veya mobil para hizmetlerini kullanırken, erkeklerde bu oran yüzde 20,1.

Raporda, aile planlaması hizmetlerine ihtiyaç duyan Afgan kadınlarının yarısından azının modern doğum kontrol yöntemlerine erişebildiği belirtildi. Bu arada, ergenlik çağındaki doğum oranı 15 ila 19 yaşlarındaki 1.000 kızda 62 doğum gibi endişe verici bir seviyeye yükseldi.

Raporda, “Taliban kabinesinde veya yerel ofislerde hiçbir kadın görev almıyor” ifadesi yer alırken, bu durumun kadınların hayatlarını etkileyen politikaların şekillendirilmesine katılımları açısından ciddi bir gerileme olduğu belirtildi.

BM Kadın Birimi, bu kısıtlamalara rağmen Afgan kadınların çaba göstermeye devam ettiğini ve hem ulusal hem de yerel düzeyde Taliban yetkililerine endişelerini iletmenin yollarını aradığını bildirdi. BM Kadın Birimi Yöneticisi Sima Bahous, “Afganistan’ın en büyük kaynağı kadınları ve kızlarıdır” dedi.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Yap İşlet Devret Projeleri “Kara Deliğe” Dönüştü

Yap İşlet Devret (YİD) modeli ile hayata geçirilen otoyollara yapılan garanti ödeme miktarının son sekiz yılda 200 milyar liraya dayanmasına ilişkin yazılı açıklama yapan CHP’li Ulaş Karasu, ”Her yıl katlanarak büyüyen bu kara delik, halka verilmesi gereken tüm kaynakları yutuyor” dedi.

Yap İşlet Devret (YİD) modeliyle inşa edilen otoyollar için kamu bütçesinden müteahhit firmalara yapılan garanti ödemeleri yıllar içinde katlanarak arttı. 2017 yılında 1 milyar 127 milyon TL olarak kayıtlara geçen ödeme, 2024 yılında 60 milyar 294 milyon TL’ye ulaştı. Bu süreçte yapılan toplam ödeme ise 187 milyar 300 milyon TL’ye dayandı.

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün (KGM) faaliyet raporlarına göre, 2017-2024 yılları arasında müteahhitlere toplam 187,3 milyar TL ödeme yapıldı. Cumhuriyet’in aktardığına göre; CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, “Her yıl katlanarak büyüyen bu kara delik, halka verilmesi gereken tüm kaynakları yutuyor” diyerek projelerin kamuya maliyetine dikkat çekti.

Dönemin Ulaştırma Bakanı Cahit Turhan’ın, garanti ödemelerinin Karayolları Genel Müdürlüğü bütçesindeki “Hane halkına yapılan transferler” kaleminden gerçekleştirildiği yönündeki açıklaması sonrası dikkatler bu kaleme çevrildi. KGM verilerine göre, 2017 yılında yapılan ödeme sadece 1.1 milyar TL düzeyindeyken, 2024’te bu tutar yaklaşık 53.5 kat artarak 60.3 milyar TL’ye ulaştı.

Ulaş Karasu, garanti ödemeleriyle birlikte kamunun üzerindeki yükün arttığını belirtti. Karasu, “Büyük yapım ihalelerinde, rekabete olanak sağlayacak açık usul yerine 21/b pazarlık usulü tercih edilmesi bu kara deliği büyütüyor. Kapalı kapılar ardında yapılan sözleşme değişiklikleriyle çocuklarımız, torunlarımız dahi yandaşlara borçlu hale getiriliyor” dedi.

Ödenen garanti tutarlarının döviz kuru karşılığı da oldukça dikkat çekici seviyelere ulaştı. 2017 yılında 1 milyar 127 milyon TL olan ödeme, o yılın ortalama dolar kuru olan 3,60 TL üzerinden hesaplandığında 313 milyon dolara denk geliyor. Garanti ödemeleri 2020’de ilk kez 1 milyar doları aştı. 2023’te bu rakam 2 milyar 393 milyon dolara, 2024’te ise 1 milyar 843,8 milyon dolara ulaştı.

Döviz bazında yapılan bu hesaplamalara göre müteahhitlere 2017-2024 döneminde ödenen garanti tutarları toplamda yaklaşık 11 milyar 650 milyon doları buluyor. Bu da ortalama kur üzerinden yaklaşık 425 milyar TL’ye karşılık geliyor.

Paylaşın

Dervişoğlu: İktidar Hayal Satacağına Gerçeklerle İlgilensin

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, asgari ücret tartışmalarına ilişkin, “Bizim hesabımız ve önerimize göre asgari ücret en az 29 bin 850 TL olmalıdır. İktidar, devlet aklı diye hayaller satacağına, gerçeklerle ilgilensin” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Dervişoğlu’nun konuşmasından satır başları şu şekilde:

“Öncelikle, Sayın Ümit Özdağ’a bir kere daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Ancak, ifade etmeliyim ki, biz, hukuka uygun olmayan bir tutuklamanın, aylarca süren hak mahrumiyetinin tahliye ile neticelenmesine değil, Ümit Özdağ’ın Silivri’den kurtulmasına seviniyoruz. Tekrar aramıza hoş geldin diyoruz. Ne planlanıyor olursa olsun milliyetçilerin ayrışmasıyla değil birleşmesiyle sonuçlanacaktır.

Siyasi tarih, bu tutuklamayı birçok yönüyle ele alıp, sorgulayacaktır. Ne için yapıldığını, neye hizmet ettiğini, kendi içinde hangi stratejileri barındırdığını, hiç şüphesiz değerlendirecektir. Arkadaşlar, hürriyet lütuf değildir. Hürriyet, keyfe keder bir iş değildir, hürriyet piyango hiç değildir! İşte tam da bu yüzden, bu devran son bulmalıdır. Onu da hep birlikte yapacağız. Kurulan tuzakları bozacak, zalim devlet zihniyetinden arınıp, adil devletin temellerini atacağız.

Bu hafta sona erecek olan 2024-2025 eğitim öğretim yılı vesilesiyle, eğitim davamız ile başlayacağım. Çünkü bu üstümüzden geçen füzelere, savaş uçaklarına, istihbarat ve iletişim ağlarına bakarken, iki ülke arasındaki teknolojik farkı görmemiz gerekiyor. Dünya’nın gittiği yönü ve bu yönün ülkelere, milletlere, toplumlara ve bireylere etkisine bakmamız gerekiyor. inkişaf, terakki, modernleşme, kalkınma, çağdaşlaşma, ne derseniz deyin; 21.yy’ın ilk çeyreği geride kalmışken “bugün biz neredeyiz, yarın nerede olacağız? sorusunu sormadan, yapılacak siyasetin bir anlamı yoktur. 23 yıllık iktidarın yarattığı en büyük üç yıkım alanı nedir derseniz, şüphesiz en başa Milli eğitimi koyarım.

23 yıldır sistematik olarak Anayasal görevlerini yerine getirememekte, dahası Anayasayı kasten ihlal etmektedir. Önce her bir maddeyi, her bir fıkrayı ihlal ediyorlar, sistematik ihlallerle Anayasa’yı uygulanamaz hale getiriyorlar. Anayasamızı ve Anayasal haklarımızı, vazgeçilmez, devredilemez haklarımızı bize unutturuyorlar. Devletin bireyle, toplumla yaptığı sözleşmeyi ortadan kaldırıyorlar. Ahdi ve akdi çiğniyorlar. Sonra da yeni Anayasa istiyorlar. Hep anlattığım gibi, yolsuz bir devlet istiyorlar. Yoksul bir Türkiye istiyorlar. İnsanımız, her yeni güne boğazından geçecek bir lokma ekmeğin derdiyle başlasın, onun uğruna da her şeye ‘evet’ desin istiyorlar.

“Asgari ücret, yılda iki defa güncellenmeli”

7 yıldır kararlılıkla sürdürülen ekonomik kriz, mutfaktaki sönmeyen yangın ve onun en önemli parçası sadakaya dönmüş maaşlar! Ülkemizde maalesef asgari ücret, bu yoksulluk ve korku siyasetinin en temel araçlarından birisidir. Çünkü Erdoğan Türkiye’sinde, asgari ücret artık istisna değil, kuraldır. Bu kural da, çalışan nüfusumuzun yüzde 80’i ya asgari ücretle çalışıyor ya da asgari ücret sınırında maaş alıyor. Bugün 22.105 liralık bir asgari ücret vardır. İYİ Parti’nin bu konudaki önerisi açıktır. Asgari ücret, yılda iki defa güncellenmelidir, bu yasal bir zorunluluk olmalıdır. İkincisi ise, bu rakam belirlenirken hem işçi, hem işverenin hali birlikte düşünülmelidir.

İşverenin üzerindeki yük, devlet tarafından omuzlanmalıdır. Vergi muafiyeti mi? Doğrudan destek mi? Hepsini yapmaya, imkanlar ve yasalarımız müsaittir. Bizim hesabımız ve önerimize göre de asgari ücret bugün en az 29 bin 850 TL olmalıdır. Önerimiz budur. İktidar, devlet aklı diye hayaller satacağına, gerçeklerle ilgilensin. İktidar buyursun, Meclisi teröristlerle kucaklaşmasına araç edeceğine, devletin vatandaşıyla kucaklaşacağı şekilde yani asıl vasfıyla kullansın. Getirsinler teklifi, destekleyelim!

Adeta aylardır ‘geliyorum’ diyen çatışma nihayet gelmiştir. Bir terör hükümetince yönetilen İsrail’in Gazze’de yürüttüğü sistematik soykırım devam ederken, şiddet, yıkım ve kan, İran kentlerine sirayet ettirilmiştir. İran hükümetinin üst düzey yetkilileri çok sofistike yöntemlerle suikasta uğramıştır. Tesisler bombalanmaktadır, insanlar ölmektedir. Anlaşılmaktadır ki diplomasi, akıl, insanlık ve makuliyet ölçütleri dünyayı terk etmektedir. İYİ Parti olarak, herkesi aklı selime, diplomasiye ve sulha çağırmaktayız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yöneten iktidardan da bu yolda amasız ve fakatsız bir çaba içinde olmasını talep etmekteyiz.”

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: CHP Kapıları Kapattı

CHP’li Gökhan Günaydın, “Cumhuriyet Halk Partisi bir anayasa değişikliği masasına oturmayacaktır. Bunu açıkça söylemiştir ve gerekçemizi de bu netlikle ifade ediyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, AK Parti ve MHP’nin öncülüğünde başlatılan anayasa değişikliği sürecine ilişkin partisinin tavrını net ifadelerle ortaya koydu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni anayasa tartışmalarına katılmayacağını belirten Günaydın, “Cumhuriyet Halk Partisi bir anayasa değişikliği masasına oturmayacaktır. Bunu açıkça söylemiştir ve gerekçemizi de bu netlikle ifade ediyoruz” dedi.

Günaydın, mevcut anayasanın çoğunlukla AK Parti döneminde değiştirildiğini vurgulayarak, “Bu anayasanın hükümlerinin dörtte üçü Erdoğan döneminde yenilendi. Dolayısıyla yalnızca dörtte biri Kenan Evren döneminden kalma. Bugün artık bu metin, Erdoğan dönemi anayasasıdır” ifadelerini kullandı.

T24’de konuşan Gökhan Günaydın, 2010 ve 2017 yıllarında yapılan anayasa değişikliklerinin Türkiye’yi demokratikleştirmediğini savundu. 2010’daki değişiklikle yargı sisteminin “bir tarikata teslim edildiğini”, 2017 değişikliğiyle ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirildiğini hatırlatarak, “2017 değişikliği denge ve denetlemeyi ortadan kaldıran bir tek adam rejimini müesses nizama dönüştürmüştür” dedi.

Gökhan Günaydın, anayasa değişikliği konusunda AK Parti ve MHP’nin meclisteki sayısının yetersiz olduğuna dikkat çekerek, “Cumhur İttifakı’nın… toplam sandalye sayısı 329. ‘İstisnai yol’ diye tanımladıklarını şeyi aşabilmeleri için 360 milletvekiline ihtiyaçları var. Dolayısıyla… Cumhur İttifakı dışından destek gerekiyor. Her halükârda yanına parti katmak zorunda, dertleri bu” ifadelerini kullandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin önerdiği 100 kişilik yasa yapım komisyonuna da katılmayacaklarını belirten Günaydın, “102 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi boş kâğıda imza atmaz” dedi. Söz konusu komisyonun üye sayısı, amacı ve oy verme usulünün önceden belirlenmeden oluşturulmak istendiğini belirten Günaydın, bunun meşruiyet ve şeffaflık açısından sorunlu olduğunu ifade etti.

Gökhan Günaydın, iktidarın anayasa üzerinden demokratikleşme söylemini samimi bulmadıklarını belirterek, “OHAL döneminden gelen bu anti-demokratik düzenlemeyi kaldıralım” dediler. Hani sen demokratikleşme istiyorsun ya, komisyon kurmaya falan ne gerek var? Bizim kanun teklifinin altına bir imza at ve şu kayyımı ortadan kaldırıverelim” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Mehmet Şimşek İstifa İddialarını Yalanladı

Mehmet Şimşek, son dönemde sıkça gündeme getirilen istifa iddialarına ilişkin, “Net olarak ifade edeyim: İstifa gibi bir durum kesinlikle söz konusu değil” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İsrail-İran gerilimi nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın kapatılma ihtimaline karşı ekonomi yönetiminin hazırlıklı olduğunu açıkladı. Dünya petrol ticaretinin yüzde 25’inin bu kritik su yolundan geçtiğini hatırlatan Şimşek, “Petrol fiyatları şu an tolere edilebilir seviyede. Ancak olası bir kriz durumunda gerekli tüm tedbirleri devreye alacağız” dedi.

Türkiye Gazetesi’nin haberine göre; AK Parti’nin doğu ve güneydoğu Anadolu milletvekilleri ile bir araya gelen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek istifa edip etmeyeceği sorularına da yanıt verdi.

Son dönemde bazı çevrelerce sıkça gündeme getirilen istifa iddialarına kesin bir yanıt veren Bakan Şimşek, “Kusura bakmayın, bu iddialara gülüyorum. Göreve başladığımdan beri aynı dedikodular dönüp duruyor. Aslında bu soruya cevap vermeye bile gerek görmüyorum ama net olarak ifade edeyim: İstifa gibi bir durum kesinlikle söz konusu değil” şeklinde konuştu.

Toplantıda ekonomik tedbirlere ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Şimşek, yüksek kredi faizleriyle ilgili eleştirilere, “Çiftçinin faizinin yüzde 70’ini, ihracatçının ise yüzde 50’sini devlet olarak karşılıyoruz. Buna rağmen şikayetler devam ediyor” yanıtını verdi. Vergi politikalarına yönelik eleştirilere ise, “Zenginlerin vergi yükünü artırdık, dar gelirlilerin vergisini yüzde 15’e düşürdük” dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in İBB’deki operasyonlarla ilgili MASAK raporuna dair eleştirilerine de yanıt veren Şimşek, “MASAK bağımsız bir kurumdur, gerekeni yapmıştır. Benim bu konuda bir dahlim söz konusu değil. Özel’in bu tür açıklamalarla ekonomiyi yıpratmaya çalışması üzücü” ifadelerini kullandı.

Son olarak TCMB’nin haziran ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’ne değinen Şimşek, 12 aylık enflasyon beklentisinin yüzde 24,6’ya gerilediğini belirterek, “Enflasyondaki düşüş eğilimi devam ediyor. Bu, ekonomimiz için olumlu bir gelişme” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

Ali Babacan: Enflasyonun Sorumlusu Bu İktidar

Yeni Yol Grup toplantısında konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, “Enflasyonu patlatan bu hükümettir. Enflasyonun sorumlusu bu iktidardır. Kendi suçunun cezasını vatandaşa çektirmek zulümdür” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grubu toplantısında konuştu. Konuşmasına İsrail-İran savaşıyla ilgili uyarılarla başlayan Babacan, nükleer meselelerin çözümünün ancak diplomasiyle mümkün olabileceğini vurguladı.

Babacan, “Son günlerde ısrarla ABD’yi bizzat saldırılara katılmaya zorluyor. ABD’nin ‘saldıran taraf’ olarak savaşa katılması tüm bölgeyi ateşin içine atmak demektir. Uyarıyorum: Felaket yanı başımızda, insanlık için felaket kapıda. Şımarık, arsız, hadsiz, hukuksuz bir terör devletiyle karşı karşıyayız. Bu devletin karşısında dünya sessiz. Vaktiyle insan haklarını, uluslararası hukuku dillerinden düşürmeyenler, şimdi hizaya dizildi, bu arsızlığı izliyor” ifadelerini kullandı.

Ekonomi başlığında hükümeti sert sözlerle eleştiren Babacan, temmuz ayında asgari ücrete ara zam yapılmamasını “hak gaspı” olarak nitelendirdi. “Enflasyonu patlatan bu hükümettir. Enflasyonun sorumlusu bu iktidardır. Kendi suçunun cezasını vatandaşa çektirmek zulümdür” diyen Babacan, asgari ücretliye ve emekliye hak ettikleri zamların verilmesi çağrısında bulundu.

Babacan konuşmasının bir diğer bölümünde, 26 yaşındaki Kadir adlı bir gencin kumar borcu yüzünden yaşamına son verdiğini aktararak, gençler arasında hızla yaygınlaşan sanal bahis ve kumar konusuna dikkat çekti. “Eyy Erdoğan! Ülkeyi ne hale getirdiğinizin farkında mısınız? Kumarhaneleri herkesin cebine soktunuz, sanal kumara lisans verdiniz. Bu gençlerin hayatı üzerine bahis oynuyorsunuz” diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı doğrudan hedef aldı.

Madde bağımlılığı konusunu da gündeme taşıyan Babacan, Türkiye’de uyuşturucuya başlama yaşının 9’a kadar düştüğünü vurguladı. Rehabilitasyon merkezlerinin ve devletin müdahalesinin yetersiz olduğunu söyleyen Babacan, “Sokaklarda çeşit çeşit uyuşturucu satılıyor. Okul çevreleri tehlike altında. Toplumun ahlakını, neslin ruhunu koruyamayan bir iktidar; kendi meşruiyetini de koruyamaz” ifadelerini kullandı.

Babacan, partisinin bağımlılıkla mücadeleye yönelik “Hesap Vakti” kampanyasını da duyurdu. “Yıllardır görmezden gelenlere karşı milletin duruşunu, vicdanın çağrısını kamuoyuyla paylaşacağız” diyen Babacan, hükümete “Neredesiniz?” diye sordu.

“Bu topraklarda yeniden adaleti, bereketi ve kardeşliği hâkim kılacağız”

Konuşmasında demokrasi ve özgürlük vurgusunu da sürdüren Babacan, güvenliğin ancak demokrasi ve hukukla sağlanabileceğini ifade etti. “Türkiye’nin güçlü olmasının tek yolu; demokrasidir, özgürlüklerdir, hukuktur, adalettir. Hukuktan, adaletten daha önemli bir güvenlik politikası yoktur” dedi.

Ekonomik sorunlara da geniş yer veren Babacan, petrol fiyatlarındaki artışın Türkiye ekonomisine olası etkilerini anlattı. “Böyle zor dönemlerde, ekonomiyi sağlam tutmanın yolu da hukuktan geçer, adaletten geçer. Kamu ihale mevzuatı derhal değiştirilmeli, israf durdurulmalıdır” diyerek çözüm önerilerini sıraladı.

Babacan konuşmasını topluma seslenerek tamamladı. Gençlere, annelere, işçilere, emeklilere seslenen Babacan, “Sizi görüyoruz. Sizi duyuyoruz. Yalnız değilsiniz. Bu ülkenin derdiyle dertlenmeyenlere inat, sizlerin sesi olmak için buradayız. Bu topraklarda yeniden adaleti, bereketi ve kardeşliği hâkim kılacağız” dedi.

Paylaşın

Özel Sektörün Yurt Dışı Kredi Borcu 185,9 Milyar Dolar

Merkez Bankası verilerine göre; Nisan sonu itibarıyla, özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, 2024 yıl sonuna göre 13,8 milyar dolar artarak 185,9 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Vadeye göre incelendiğinde, 2024 yıl sonuna göre, uzun vadeli kredi borcunun 16,7 milyar dolar artarak 173,5 milyar doları, kısa vadeli kredi borcunun (ticari krediler hariç) ise 2,9 milyar dolar azalarak 12,5 milyar doları düzeyinde gerçekleştiği gözlemlendi.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcu Gelişmeleri Nisan 2025 Raporu’nu yayınladı. Buna göre; Merkez Bankası verilerine göre; Nisan sonu itibarıyla, özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, 2024 yıl sonuna göre 13,8 milyar dolar artarak 185,9 milyar dolar oldu.

Vadeye göre incelendiğinde, 2024 yıl sonuna göre, uzun vadeli kredi borcunun 16,7 milyar dolar artarak 173,5 milyar doları, kısa vadeli kredi borcunun (ticari krediler hariç) ise 2,9 milyar dolar azalarak 12,5 milyar doları düzeyinde gerçekleştiği gözlemlendi.

2024 yıl sonuna göre finansal kuruluşların toplam borcu 3,3 milyar dolar, finansal olmayan kuruluşların toplam borcu ise 10,4 milyar dolar arttı. Aynı dönemde finansal kuruluşların uzun vadeli borçları 6,3 milyar dolar, finansal olmayan kuruluşların uzun vadeli borçları 10,4 milyar dolar arttı. Kısa vadede ise finansal kuruluşların borçları 2,9 milyar dolar azaldı ve finansal olmayan kuruluşların borçları 0,3 milyar doları arttı.

Döviz kompozisyonuna bakıldığında, dolar cinsinden borçlanmanın en yüksek paya sahip olduğu görüldü. 173,5 milyar dolar tutarındaki uzun vadeli kredi borcunun yüzde 57,9’unun Dolar, yüzde 33,0’ının Euro, yüzde 2,1’inin Türk Lirası ve yüzde 7,0’ının ise diğer döviz cinslerinden oluştuğu; 12,5 milyar dolar tutarındaki kısa vadeli kredi borcunun ise yüzde 46,0’ının Dolar, yüzde 19,5’inin Euro, yüzde 31,1’sinin Türk Lirası ve yüzde 3,3’sının ise diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü.

Nisan sonuna göre özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcunun 1 yıla kadar olan vade dağılımı incelendiğinde, toplam borç tutarının 56,6 milyar dolar olduğu görüldü. Bu tutarın 37,9 milyar dolar bankalara, 14,5 milyar dolar finansal olmayan kuruluşlara, 4,2 milyar dolar ise bankacılık dışı finansal kuruluşlara aittir.

Paylaşın

UEFA Avrupa Ligi: Beşiktaş’ın Rakibi Belli Oldu

Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi 2. Ön Eleme Turu’nda Shakhtar Donetsk ile Ilves Tampere eşleşmesinin galibi ile eşleşti. İlk maç 24 Temmuz’da, rövanş maçı ise 31 Temmuz’da oynanacak.

Haber Merkezi / UEFA Avrupa Ligi’nde 2. Ön Eleme Turu kura çekimi, İsviçre’nin Nyon kentindeki UEFA Merkezi’nde gerçekleştirildi. Kura çekiminde Beşiktaş’ın rakibi, Ukrayna’dan FC Shakhtar Donetsk ile Finlandiya’dan Ilves Tampere eşleşmesinin galibi oldu.

UEFA Avrupa Ligi 2. Ön Eleme Turu’nda ilk maçlar 24 Temmuz’da, rövanş maçları ise 31 Temmuz’da oynanacak.

UEFA Şampiyonlar Ligi’ne 3. eleme turundan başlayacak Fenerbahçe’nin muhtemel rakipleri de belli oldu. Fenerbahçe’nin rakibi Benfica (Portekiz), Club Brugge (Belçika), Feyenoord (Hollanda) veya Rangers (İskoçya) – Panathinaikos (Yunanistan) eşleşmesinin galibi olacak.

21 Temmuz’da çekilecek kura çekiminde Fenerbahçe’nin rakibi netlik kazanacak. UEFA Şampiyonlar Ligi 3. eleme turunda ilk karşılaşmalar 5-6 Ağustos, rövanş 12 Ağustos tarihlerinde oynanacak.

Başakşehir’in, UEFA Konferans Ligi 2. eleme turundaki rakibi Bulgaristan temsilcisi Cherno More oldu. Başakşehir, ilk karşılaşmayı 24 Temmuz’da deplasmanda oynayacak. Turun rövanşı ise 31 Temmuz’da İstanbul’da yapılacak.

Paylaşın

ABD, Suriye’deki İki Üsten Daha Çekildi

ABD, Suriye’nin Haseke vilayetindeki El-Vazir ve Tel Beydar üslerinden çekildi. Böylece, Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak göreve başlamasından bu yana ABD’nin Suriye’de çekildiği üs sayısı en az dört oldu.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) komutanı, bu çekilmelerin IŞİD’in (Irak Şam İslam Devleti) yeniden güç kazanmasına zemin hazırladığını söyledi.

Reuters muhabirlerinin yaptığı saha gözlemleri, Amerikan askerlerinin ülkedeki varlığını hızla azalttığını ortaya koydu. Muhabirlerin son bir haftada ziyaret ettiği iki üs, büyük ölçüde boşaltılmış durumda. Her iki üs de yaklaşık on yıldır ABD tarafından desteklenen Kürt güçler liderliğindeki SDG mensuplarının küçük birlikleri tarafından korunuyor.

Üslerde daha önce kullanılan gözetim kameralarının söküldüğü, çevre güvenliği için kullanılan jiletli tellerin sarkmaya başladığı gözlemlendi. Üslerden birinde yaşayan bir Kürt siyasetçi, ABD askerlerinin artık orada olmadığını söyledi. Diğer üste görev yapan SDG askerleri de Amerikan güçlerinin kısa süre önce ayrıldığını doğruladı ancak tam tarih vermedi. Pentagon konu hakkında yorum yapmayı reddetti.

Bu gelişmeyle birlikte, gazeteciler ilk kez sahadan doğrulama yaparak ABD’nin Haseke vilayetindeki El-Vazir ve Tel Beydar üslerinden çekildiğini belgelemiş oldu. Böylece Başkan Donald Trump’ın göreve gelmesinden bu yana ABD’nin Suriye’de çekildiği üs sayısı en az dört oldu.

Trump yönetimi, bu ay başında yaptığı açıklamada, Suriye’nin kuzeydoğusundaki sekiz üssün yedisinden çekilerek sadece birinde kalacağını belirtmişti. The New York Times’ın nisan ayında bildirdiğine göre, asker sayısı 2.000’den 500’e düşürülebilir.

SDG, şu an bölgede kaç ABD askeri kaldığına ve açık olan üslerin sayısına ilişkin soruları yanıtsız bıraktı.

Ancak SDG Komutanı Mazlum Abdi, yaptığı açıklamada yalnızca bir üste birkaç yüz askerin bulunmasının IŞİD tehdidini önlemek için ‘yetersiz’ olduğunu belirtti. Abdi, “IŞİD tehdidi son dönemde ciddi şekilde arttı. Ama bu ABD ordusunun planıydı. Uzun zamandır biliyoruz ve onlarla birlikte hareket ederek boşluk oluşmaması ve baskının sürmesi için çalışıyoruz,” dedi.

Abdi, bu açıklamayı Cuma günü, İsrail’in İran’a yönelik hava saldırıları başlattığı gün yaptı. Yeni başlayan İsrail-İran savaşının Suriye’ye sıçrayıp sıçramayacağına dair bir değerlendirme yapmaktan kaçındı ancak “Kendimi burada, ABD üssünde güvende hissediyorum,” dedi.

Röportajdan sadece birkaç saat sonra, iki SDG güvenlik kaynağına göre İran yapımı üç füze El Şedadi üssünü hedef aldı ancak ABD savunma sistemleri tarafından düşürüldü.

IŞİD, Suriye kentlerinde yeniden faaliyete geçiyor

2014-2017 yılları arasında Irak ve Suriye’nin geniş bölgelerini kontrol eden IŞİD bu dönemde kent meydanlarında halka açık infazlar yapmış, Ezidi kadınları seks kölesi olarak kaçırmış ve yabancı gazetecilerle yardım çalışanlarını idam etmişti.

Grup, Suriye’nin Rakka ve Irak’ın Musul kentlerindeki kalelerinden, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerine ölümcül saldırılar düzenlemişti.

ABD öncülüğündeki 80’den fazla ülkeden oluşan koalisyon, uzun süren bir askeri operasyonla IŞİD’in toprak hâkimiyetine son verdi. Operasyonlar, Irak ordusu ve SDG’ye destekle yürütülmüştü.

Ancak SDG Komutanı Abdi’ye göre, Aralık ayında Beşar Esad’ın İslamcı gruplar tarafından devrilmesinin ardından IŞİD yeniden güç kazanmaya başladı. Abdi, bazı kentlerde IŞİD hücrelerinin aktif hale geldiğini ve Suriye rejimine karşı savaşmış bazı yabancı cihatçıların da örgüte katıldığını belirtti. Ayrıntı vermedi.

Ayrıca, Esad rejiminin düşüşünden sonra oluşan kaosta, IŞİD’in rejime ait silah ve mühimmat depolarını ele geçirdiğini de ifade etti.

Bazı Kürt yetkililer Reuters’a verdikleri demeçlerde, IŞİD militanlarının ABD’nin boşalttığı üslerin çevresinde -özellikle Deyrizor ve Rakka kentleri yakınlarında- daha rahat hareket etmeye başladığını söyledi.

Fırat Nehri’nin doğusundaki SDG kontrolündeki bölgelerde, IŞİD son dönemde birçok saldırı düzenledi ve en az 10 SDG savaşçısı ile güvenlik görevlisini öldürdü. Bu saldırılar arasında, Abdi’nin röportaj verdiği ABD üssü yakınlarında bir petrol tanker konvoyuna yönelik yol kenarına döşenmiş bomba saldırısı da yer alıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

120 Yılda Kuraklıktan Etkilenen Alanlar İki Katına Çıktı

OECD’nin raporuna göre; Kuraklıktan etkilenen alanlar son 120 yılda iki katına çıktı. Kuraklık, 1900’de dünya genelindeki alanların yaklaşık yüzde 10’unu etkilerken, 2020’de yüzde 20’nin üzerine çıktı.

OECD raporunda, dünyada kuraklığın insani ve ekonomik maliyetinin keskin şekilde arttığını ve 2035’te yaşanacak kuraklık maliyetinin bugüne kıyasla en az yüzde 35 daha yüksek olacağını belirtti.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) “Küresel Kuraklık Görünümü: Eğilimler, Etkiler ve Daha Kurak Bir Dünyaya Uyum Sağlama Politikaları” başlıklı yeni raporuna göre, son 120 yılda küresel çapta kuraklıktan etkilenen kara alanı iki katına çıktı.

Dünya üzerindeki kara alanlarının yüzde 37’sinde 1980’den beri önemli düzeyde toprak nemi kaybı yaşandı. Son yıllarda gezegenin yüzde 40’ı daha sık ve yoğun kuraklık yaşarken, kuraklık yalnızca tarımda değil, ticaret, sanayi ve enerji üretimi gibi pek çok sektörde verim kayıplarına yol açıyor.

Etkisini birçok alanda hissettiren kuraklığın insani ve ekonomik maliyeti de keskin şekilde artıyor. Kuraklık, afet kaynaklı ölümlere neden olurken, yoksulluk, eşitsizlik ve yerinden edilme koşullarını kötüleştiriyor. Bu kapsamda, OECD’nin hesaplamalarına göre, bu yıl yaşanacak ortalama bir kuraklık olayının 2000’deki şartlara kıyasla en az iki kat daha maliyetli olacağı öngörülüyor.

OECD, hükümet kurumlarının, gelişen kuraklık riskine karşı öngörülü, önleyici ve uyum sağlayıcı biçimde derhal ve koordineli hareket etmesi, zararların sınırlandırılması, toplumların ve ekonomilerin kuraklığa karşı dayanıklılığını artırarak toparlanma kabiliyetinin güçlendirilmesi çağrısında bulunuyor.

Su geri kazanımı ve yağmur suyu hasadı gibi yenilikçi yöntemlerin yanı sıra kuraklığa dayanıklı tarım ürünlerinin teşviki ve düzenleyici çerçevenin bu doğrultuda uyumlu hale getirilmesi ve daha verimli sulama sistemlerinin kurulması gibi çözümlerin, kuraklığın etkilerini azaltabileceği değerlendiriliyor.

OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, rapora ilişkin değerlendirmesinde, giderek artan kuraklık risklerine karşı, hükümetler, sektörler ve ülkeler arasında koordineli politika adımları atılması gerektiğini belirterek “Bu, gıda güvenliği, sağlık, enerji, ulaşım, tarım, barış ve güvenlik üzerindeki etkilerin azaltılmasına yardımcı olacaktır. Su, ekosistemler ve araziyi sürdürülebilir şekilde yönetmeye yönelik pratik çözümler, kırılganlığı azaltabilir, hazırlığı artırabilir ve kuraklıkların ekonomik etkilerini hafifletebilir” dedi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın