Son Anket: CHP İle AK Parti Arasındaki Puan Farkı 4,21

Son seçim anketine göre; CHP, AK Parti’nin 4,21 puan önünde. Ankete katılan katılımcıların, yüzde 33,37’si CHP’ye, yüzde 29,16’sı ise AK Parti’ye oy verebileceklerini belirtti.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

Seçmen eğilimlerini ölçmek amacıyla düzenli araştırmalar yapan Gündemar Araştırma ve Danışmanlık, Mart 2026’ya ait “Milletvekili Seçimi” anket sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.

23-26 Mart 2026 tarihleri arasında Türkiye genelinde 2 bin 200 katılımcıyla gerçekleştirilen araştırmada, CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) ve CAWI (Bilgisayar Destekli Web Anketi) yöntemleri kullanıldı. Katılımcılara, “Bu pazar milletvekili seçimi olsa hangi siyasi partiye oy verirsiniz?” sorusu yöneltildi.

Araştırmada kararsız seçmenler, “fikrim yok” diyenler ve protesto oyları dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçlar ve Şubat 2026’ya göre değişimler şöyle oldu:

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): Yüzde 33,37 (+0,65 puan)
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti): Yüzde 29,16 (-0,69 puan)
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti): Yüzde 7,94 (-0,89 puan)
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Yüzde 6,30 (+0,99 puan)
İYİ Parti: Yüzde 5,49 (+0,95 puan)
Zafer Partisi: Yüzde 5,47 (-0,03 puan)
Anahtar Parti: Yüzde 4,74 (-0,66 puan)
Yeniden Refah Partisi (YRP): Yüzde 3,43 (-0,67 puan)
Diğer Partiler: Yüzde 2,82 (+0,08 puan)
Türkiye İşçi Partisi (TİP): Yüzde 1,28 (+0,27 puan)

Sonuçlara göre Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), oy oranını artırarak yüzde 33,37 ile ilk sıradaki yerini korudu. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ise oy kaybı yaşayarak yüzde 29,16’ya geriledi. Böylece iki parti arasındaki fark 4 puanın üzerine çıktı.

Mart ayında Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve İYİ Parti’nin oy oranlarında dikkat çekici artışlar görülürken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti)’nde düşüş eğilimi sürdü. Zafer Partisi sınırlı bir gerileme yaşarken, Anahtar Parti ve Yeniden Refah Partisi (YRP)’de düşüş öne çıktı. Diğer partiler ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) ise sınırlı da olsa artış kaydetti.

Paylaşın

İTO Duyurdu: İstanbul’un Enflasyonu Yüzde 37,68

Verilere göre, İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi martta aylık bazda yüzde 2,97 yükseldi. Yıllık bazda bakıldığında ise fiyat artışının yüzde 37,68 olduğu görüldü.

Haber Merkezi / İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2026 Mart Ücretliler Geçinme İndeksi ve Toptan Eşya Fiyatları İndeksi verilerini açıkladı.

Verilere göre, İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi martta aylık bazda yüzde 2,97 yükseldi. Yıllık bazda bakıldığında ise fiyat artışının yüzde 37,68 olduğu görüldü. Böylece İstanbul’da enflasyonun yüksek seyrini koruduğu dikkat çekti.

Verilere göre, 2026 yılının başından itibaren fiyatlardaki toplam artış yüzde 11,81 olarak hesaplandı. On iki aylık ortalamalara göre artış ise yüzde 40,44 seviyesinde gerçekleşti.

Mart ayında en yüksek fiyat artışı yüzde 5,14 ile ulaştırma grubunda yaşandı. Ulaştırmayı;

Sağlık (Yüzde 4,72)
Alkollü içecekler ve tütün (Yüzde 4,59)
Ev eşyası (Yüzde 2,94)
Haberleşme (Yüzde 2,92)
Gıda ve alkolsüz içecekler ile eğlence-kültür (Yüzde 2,89)

izledi.

Diğer harcama gruplarında ise artışlar daha sınırlı kaldı. Konut harcamaları yüzde 2,16, lokanta ve oteller yüzde 1,42, giyim ve ayakkabı yüzde 1,26 ve eğitim yüzde 0,70 oranında yükseldi.

Fiyatlardaki yükselişte özellikle ulaştırma grubunda akaryakıt fiyatlarındaki artış etkili oldu. Gıda fiyatlarında mevsimsel koşullar, sağlıkta kamu kaynaklı düzenlemeler ve diğer kalemlerde piyasa dinamikleri belirleyici rol oynadı.

Yıllık bazda en yüksek fiyat artışı yüzde 67,30 ile eğitim grubunda kaydedildi.

Konut: Yüzde 60,38
Sağlık: Yüzde 39,53
Gıda ve alkolsüz içecekler: Yüzde 37,86

oranında artış gösterdi.

Paylaşın

ABD Başkanı Donald Trump’tan NATO’ya Yönelik Sert Eleştiriler

ABD Başkanı Donald Trump, NATO’ya yönelik sert eleştirilerde bulunarak ülkesinin ittifaktan çekilme ihtimalini gündeme getirdi. İngiliz basınına verdiği röportajda Trump, ABD’nin NATO üyeliğini “ciddi şekilde değerlendirdiğini” belirtti.

Trump, özellikle İran’a yönelik askeri süreçte NATO müttefiklerinin yeterli destek vermediğini savunarak, ittifakı “kağıttan kaplan” olarak nitelendirdi. Bu çıkış, Washington ile Avrupa başkentleri arasında zaten gerilimli olan ilişkileri daha da tırmandırdı.

ABD yönetiminden gelen açıklamalar da bu söylemi destekler nitelikte. Pentagon cephesinden yapılan değerlendirmelerde, NATO’nun kolektif savunma ilkesine bağlılığın nihai olarak başkanın kararına bağlı olduğu vurgulandı. Bu durum, ittifakın geleceğine dair soru işaretlerini artırdı.

Trump’ın açıklamalarının arka planında, ABD’nin İran merkezli askeri politikalarına Avrupa ülkelerinin mesafeli yaklaşımı yer alıyor. Bazı NATO üyelerinin ABD’ye askeri ve lojistik destek vermemesi, Washington yönetiminin ittifaka yönelik eleştirilerini sertleştirdi.

Avrupa Birliği ve NATO çevreleri ise transatlantik bağların önemine vurgu yaparak, ittifakın güvenlik açısından vazgeçilmez olduğunu savunuyor. Uzmanlara göre, ABD’nin olası bir çekilme kararı yalnızca NATO’yu değil, küresel güvenlik mimarisini de derinden etkileyebilir.

Öte yandan ABD’nin NATO’dan tamamen çekilmesi, yalnızca siyasi bir karar değil, aynı zamanda hukuki bir süreç gerektiriyor. Mevcut yasal düzenlemelere göre, böyle bir adım için Kongre onayı gerekiyor ve bu durum süreci karmaşık hâle getiriyor.

Buna rağmen analistler, ABD’nin ittifak içindeki rolünü fiilen azaltmasının bile NATO’nun caydırıcılığı üzerinde ciddi etkiler yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Trump’ın çıkışı, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Avrupa liderleri, NATO’nun zayıflatılmasının Rusya gibi aktörler karşısında risk yaratabileceğini dile getirirken, bazı değerlendirmelerde bu adımın Batı ittifakında tarihi bir kırılmaya yol açabileceği ifade ediliyor.

Uzmanlara göre, tartışma yalnızca NATO’nun geleceğiyle sınırlı değil; aynı zamanda ABD’nin küresel liderlik rolü ve çok taraflı güvenlik sistemlerinin geleceği açısından da kritik bir döneme işaret ediyor.

Paylaşın

Her Beş Seçmenden Birinin Oyu Gasp Edildi

Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası (TÜM-BEL SEN), 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ikinci yıl dönümünde muhalefet partilerinin kontrolündeki belediyelere yönelik siyasi baskının fotoğrafını çekti.

Açıklamada, İstanbul, Ankara, Antalya, Adana, Bursa ve Manisa gibi kritik kentlerde muhalefet partilerinin sandıktan birinci çıktığı hatırlatıldı. TÜM-BEL SEN, AKP-MHP iktidarının halkın demokratik iradesini tanımayan uygulamalara seçimlerin hemen ardından başladığını vurguladı.

Sendika, ilk olarak Van Büyükşehir Belediyesi’nde Abdullah Zeydan’ın mazbatasının gasp edilmeye çalışıldığını, bu girişim başarısız olunca Hakkâri Belediyesi ile kayyum sürecinin devreye sokulduğunu belirtti. Son iki yılda kayyum atanan belediyeler şöyle sıralandı:
Hakkari, Esenyurt, Batman, Mardin Büyükşehir, Halfeti, Dersim, Ovacık, Bahçesaray, Akdeniz, Siirt, Van Büyükşehir, Kağızman ve Şişli.

TÜM-BEL SEN açıklamasında, kayyum uygulamalarıyla seçme-seçilme hakkının fiilen işlevsiz kılındığı ve belediye kaynaklarının halkın istediği şekilde kullanılmasının önlendiği vurgulandı. Bununla sınırlı kalmayıp, “görevden uzaklaştırma”, “transfer” ve “yetki gaspları” ile son yerel seçimlerden bu yana onlarca belediyenin el değiştirdiği ifade edildi.

İstanbul, Van, Mardin, Adana ve Antalya gibi büyükşehirlerin de aralarında bulunduğu toplam 30 belediyede seçilmiş başkanlar veya eş başkanlar görevden alındı. Ayrıca 55 belediyede, belediye meclis aritmetiğinin değiştirilmesi gibi çeşitli yöntemlerle parti değişikliği yapıldı.

31 Mart 2026 itibarıyla, tutuklu yargılanan belediye başkanlarının sayısı 19 olarak kaydedildi. TÜM-BEL SEN’e göre, bazı belediye başkanları yüzde 50’nin üzerinde oy alarak seçilmiş olmasına rağmen görevden alındı; bu durum, sadece seçilmişlerin değil, onlara oy veren milyonların da demokratik haklarının ihlal edilmesi anlamına geliyor.

Demokratik İradenin Gaspı

Ülke genelinde 85 belediyede halkın oylarıyla belirlenen demokratik irade değiştirildi. Bu belediyelerdeki muhalefet temsilcilerinin, 2024’te toplam 8 milyon 845 bin 767 oy aldığı ve bunun Türkiye genelinde kullanılan oyların yüzde 20,5’ine karşılık geldiği belirtildi. Yani her beş seçmenden biri, oyunu kaybetmiş oldu.

CHP ve DEM Parti özelinde ise durum daha çarpıcı: CHP’nin 2024’te aldığı oyların yüzde 44,4’ü, DEM Parti’nin oylarının ise yüzde 27,7’si gasp edildi.

TÜM-BEL SEN açıklamasında, siyasi iktidarın yerel yönetimleri demokrasiden ve halktan kopartıp merkezin taşra birimlerine dönüştürme yönünde adımlar attığı vurgulandı. Kayyumlar ve görevden almalarla sınırlı kalmayıp, belediyelerin bütçeleri merkezi tek hesap sistemine dahil edilerek Anayasal özerklik hakları darbe aldı. Tasarruf tedbirleri gerekçesiyle merkezi ödeneklerden kesintiler yapılırken, ciddi yatırım projelerinin onayı artık merkezi hükümete bırakıldı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2024 yerel seçimlerinden kısa süre sonra verdiği “belediyeleri silkeleyin” talimatı da hatırlatıldı. Hükümet, geçmiş dönemden birikmiş SGK borçlarının tahsilatı için birçok belediyenin bütçe gelirlerini kaynağından keserek yerel yönetimlerin finansal bağımsızlığını sınırlandırdı.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan İktidara “Süreç” Uyarısı: Adım Atın, Destek Azalıyor

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 2026 Newroz’unun milyonlarca kişi tarafından sahiplenildiğini vurguladı. Ancak iktidarın somut adımlar atmaması toplumsal desteği azaltıyor, barış süreci kritik bir eşikte bulunuyor.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda 2026 Newroz’u ve barış sürecine dair değerlendirmelerde bulundu.

Hatimoğulları, konuşmasına 30 Mart tarihli önemli anmaları hatırlatarak başladı: “30 Mart 1972’de Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve yoldaşlarını; 30 Mart 1995’te Hatay Samandağ’da, DEP eski ilçe başkanı Mehmet Latifeci’yi babası Yahya Latifeci ile birlikte kaybetmiş olmayı saygıyla anıyorum.”

Hatimoğulları, 2026 Newroz’unun tarihsel önemine dikkat çekerek, “Bu Newroz, 27 Şubat Asrın Çağrısı’nın milyonlar tarafından sahiplenildiği tarihi ana tanıklığın Newroz’u oldu. Milyonlar demokratik, adil ve eşit bir düzenin kurucu gücü olduklarını gösterdiler” ifadelerini kullandı. Newroz alanlarında, çocuklardan kadınlara, farklı inanç ve etnik kimliklerden milyonlarca insanın barışa ve demokratik birliğe destek verdiğini vurguladı. Ayrıca, sayın Abdullah Öcalan’ın adının anıldığı her anın, özgürlük mesajı niteliğinde olduğunu belirtti.

Hatimoğulları, sözlerine şöyle devam etti: “Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir. Sürecin ikinci aşaması, niyet beyanlarının yerini bağlayıcı ve dönüştürücü adımların aldığı aşamadır. Demokratik çözüm ufkunu açan sayın Öcalan’ın çağrısı, toplumsal barışın ve eşit yurttaşlığın tesisine dönük stratejik bir yönelimdir. Ancak iktidarın ve devletin somut adımlar atmaması, toplumsal desteği azaltıyor.”

Hatimoğulları, iktidara yönelik çağrısında, barış sürecinin ikinci aşamasının öngörülebilir, net ve şeffaf bir takvimle kamuoyuna açıklanmasının önemine işaret ederek şunları kaydetti: “Yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmelidir. Hasta mahpuslar bir an önce serbest bırakılmalı, kayyumlar tarihe gömülmeli, seçilmişler görevlerini özgürce yerine getirebilmelidir. Siyasal alanın genişletilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması sürecin vazgeçilmez parçasıdır.”

Toplantının ardından soruları yanıtlayan Hatimoğulları, İmralı’daki yeni konutla ilgili gelişmelere de değinerek, “Sayın Öcalan, Türkiye’deki bütün aydın, yazar, siyasetçi ve bilim insanlarıyla görüşmek istiyor. Bu görüşmelerin sağlanabilmesi için statünün netleştirilmesi önemli bir aşamadır” dedi.

Hatimoğulları, sözlerini “Süreçte toplumsal destek yüzde 90’ları gördü. Ancak iktidarın somut adımlar atmaması, güven ve desteğin makas farkını açıyor. Demokratik ve müreffeh bir gelecek için sorumluluk iktidardadır” diyerek tamamladı.

Paylaşın

Bahçeli’den Kritik Uyarı: Türkiye İçte Ve Dışta Güçlü Olmalı

Grup toplantısında küresel krizler ve bölgesel gerilimlere dikkat çeken MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye ve toplumsal uzlaşının tesisi için amaca hizmet edecek yasalar hızla çıkarılmalı” çağrısı yaptı.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, uluslararası sistemin ağır yaralı olduğunu vurgulayarak, diplomasinin öne çıktığı bir uzlaşının artık zorunluluk halini aldığını ifade etti.

Bahçeli, konuşmasında küresel krizlere işaret ederek, “Uluslararası gelişmelere bakıldığında insanlığın huzuru için umut verici bir tablo görmek güçtür. Eli kanlı emperyalizm, hukuksuzluk ve ahlaksız örneklerini sergilemeye devam etmektedir. Küresel dengeler kırılgan, savaşlar yayılıyor, masum siviller hedef alınıyor” dedi.

ABD ve İsrail’in İran ve bağımsız hareket eden ülkelere yönelik tehditlerine dikkat çeken Bahçeli, Hürmüz Boğazı ve Babülmendep Boğazı’ndaki gelişmelerin enerji arz güvenliği açısından ciddi riskler taşıdığını söyledi. “Nükleer tesislere yönelik tehditler ve stratejik geçiş noktalarının kapanması dünya ekonomisi için telafisi güç sonuçlar doğurabilir” uyarısında bulundu.

Bahçeli, Türkiye’nin barış için samimi çabalarını sürdürdüğünü belirterek, “Bölgesel ve küresel aktörlerle yürütülen temaslar, Türkiye’nin yapıcı ve dengeleyici rolünü ortaya koymuştur. Türkiye, barış arayan tüm mazlum coğrafyaların kapısıdır” dedi.

Konuşmasında iç politikaya da değinen Bahçeli, CHP’li belediyelerdeki yolsuzluk iddialarını eleştirerek, “Siyasi yozlaşma CHP’nin her kademesine sirayet etmiştir. Milli birlik ve beraberlik, ortak değerler ve geçmişimiz üzerine inşa edilmelidir” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” sürecine de dikkat çekerek, TBMM bünyesinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan toplumsal mutabakat raporunu hatırlattı. Bahçeli, “Amaca hizmet edecek yasaların hızla çıkarılması zorunludur. Bu süreçte tüm siyasi aktörlerin ve toplum kesimlerinin titizlikle hareket etmesi, provokatif eylem ve söylemlerden kaçınması şarttır” diye konuştu.

Ekonomik gelişmelere de değinen Bahçeli, küresel belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisinin sağlam temeller üzerine oturduğunu, savaş ve krizlerin enerji sektöründen genel ekonomik faaliyetlere kadar etkili olduğunu belirtti. “Alınan tedbirler ve doğru politikalar sayesinde olası maliyetler vatandaşlarımıza minimum düzeyde yansıtılacaktır” dedi.

Paylaşın

TÜİK’e Göre İşsizlik Oranı Yüzde 29,9

TÜİK verilerine göre, atıl işgücü oranı yüzde 29,9’a yükselirken, dar tanımlı işsizlik yüzde 8,5 oldu. İşsiz sayısı artış gösterirken, özellikle gençler ve kadınlarda işsizlik oranı yüksek seyrini korudu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Şubat ayına ilişkin işgücü istatistiklerini açıkladı. Verilere göre, geniş tanımlı işsizliği ifade eden atıl işgücü oranı yüzde 29,9’a yükselerek dikkat çekici bir seviyeye ulaştı.

Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre, 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı Şubat ayında bir önceki aya kıyasla 133 bin kişi artarak 2 milyon 981 bine çıktı. İşsizlik oranı ise 0,3 puanlık artışla yüzde 8,5 olarak kaydedildi. Bu oran erkeklerde yüzde 6,9, kadınlarda ise yüzde 11,6 olarak tahmin edildi.

İstihdam cephesinde ise artış dikkat çekti. Şubat ayında istihdam edilenlerin sayısı 153 bin kişi artarak 32 milyon 158 bine yükselirken, istihdam oranı 0,2 puanlık artışla yüzde 48,2 oldu. Erkeklerde istihdam oranı yüzde 65,6, kadınlarda ise yüzde 31,1 olarak hesaplandı.

İşgücüne katılım da artış gösterdi. Şubat ayında işgücü 286 bin kişi artarak 35 milyon 139 bine ulaşırken, işgücüne katılma oranı yüzde 52,6’ya yükseldi. Bu oran erkeklerde yüzde 70,5, kadınlarda ise yüzde 35,2 olarak gerçekleşti.

Genç nüfustaki işsizlikte ise yükseliş öne çıktı. 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı bir önceki aya göre 1,4 puan artarak yüzde 15,8’e çıktı. Genç erkeklerde işsizlik oranı yüzde 12,8, genç kadınlarda ise yüzde 21,8 olarak tahmin edildi.

Öte yandan, çalışanların haftalık ortalama fiili çalışma süresi 42,5 saat ile önceki aya göre değişim göstermedi. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,2 olurken, işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 20,6 olarak hesaplandı.

TÜİK verileri, işsizlik oranındaki sınırlı artışa rağmen geniş tanımlı işsizlikteki yükselişin sürdüğüne işaret ediyor. Özellikle gençler ve kadınlar arasında işsizlik oranlarının yüksek seyretmesi, işgücü piyasasındaki yapısal sorunların devam ettiğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

2026’da Dış Ticaret Açığı 17,4 Milyar Doları Aştı

2026 yılının Ocak-Şubat döneminde Türkiye’nin dış ticaret açığı 17,4 milyar doları aşarak yükselişini sürdürdü. İthalat ihracatı geride bırakırken, açığın artışı ekonomik dengeyi zorlamaya devam ediyor.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle açıklanan Şubat 2026 dış ticaret verileri, dış ticaret açığındaki artışın sürdüğünü ortaya koydu. Şubat ayında dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15,9 artarak 9 milyar 31 milyon dolara yükseldi.

Genel ticaret sistemine göre, Şubat ayında ihracat bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,5 artışla 21 milyar 49 milyon dolara ulaşırken, ithalat yüzde 5,5 artarak 30 milyar 80 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu gelişmeyle birlikte ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 72,7’den yüzde 70,0’a geriledi.

Yılın ilk iki ayını kapsayan Ocak-Şubat döneminde ise ihracat yüzde 1,3 azalarak 41 milyar 361 milyon dolara gerilerken, ithalat yüzde 2,8 artışla 58 milyar 776 milyon dolara çıktı. Aynı dönemde dış ticaret açığı yüzde 13,8 artarak 17 milyar 415 milyon dolara yükseldi.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç tutulduğunda, Şubat ayında ihracat yüzde 4,4 artışla 19 milyar 935 milyon dolara, ithalat ise yüzde 12,8 artışla 22 milyar 928 milyon dolara ulaştı. Bu kapsamda dış ticaret açığı 2 milyar 993 milyon dolar olurken, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 86,9 olarak hesaplandı.

Sektörel dağılımda ihracatın büyük bölümünü imalat sanayi oluşturdu. Şubat ayında imalat sanayinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,8 olurken, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 4,0, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı ise yüzde 1,5 olarak gerçekleşti.

İthalatta ise ara malları öne çıktı. Şubat ayında ithalatın yüzde 72,2’sini ara malları oluştururken, sermaye mallarının payı yüzde 13,4, tüketim mallarının payı ise yüzde 13,8 oldu.

Ülke bazında incelendiğinde, Şubat ayında en fazla ihracat yapılan ülke 1 milyar 855 milyon dolarla Almanya oldu. Almanya’yı Birleşik Krallık, ABD, İtalya ve Fransa izledi. Bu beş ülkeye yapılan ihracat toplam ihracatın yüzde 30,3’ünü oluşturdu.

İthalatta ise ilk sırayı 4 milyar 125 milyon dolarla Çin aldı. Çin’i Rusya Federasyonu, Almanya, İsviçre ve ABD takip etti. Bu ülkelerden yapılan ithalat toplam ithalatın yüzde 39,5’ini oluşturdu.

Açıklanan veriler, ithalattaki artışın ihracata kıyasla daha hızlı seyrettiğini ve dış ticaret dengesindeki bozulmanın sürdüğünü ortaya koydu. Özellikle ara malı ithalatının yüksek payı, üretim yapısının dışa bağımlılığına işaret etmeye devam etti.

Paylaşın

Hizmet Enflasyonu Yüzde 33,58

Hizmet sektöründe yıllık enflasyon yüzde 33,58’e ulaştı. Özellikle gayrimenkul ile mesleki ve teknik hizmetlerdeki yüksek artışlar dikkat çekerken, aylık bazda da fiyat yükselişleri sürdü.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) Şubat 2026 verilerini açıkladı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Şubat ayına ilişkin Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) verilerini açıkladı. Buna göre hizmet sektöründe yıllık enflasyon yüzde 33,58 olarak gerçekleşirken, fiyat artışlarının farklı alt sektörlerde güçlü seyrini sürdürdüğü görüldü.

H-ÜFE, Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 2,10 artarken, yılın başından bu yana artış oranı yüzde 10,01’e ulaştı. On iki aylık ortalamalara göre artış ise yüzde 35,77 olarak kaydedildi. Veriler, hizmet sektöründe maliyet baskısının devam ettiğine işaret etti.

Alt sektörler incelendiğinde, yıllık bazda en yüksek artışların gayrimenkul hizmetleri ile mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde gerçekleştiği görüldü. Bu alanlarda fiyatlar sırasıyla yüzde 38,64 ve yüzde 38,58 oranında arttı. Ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 32,04, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 33,51, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 32,62, idari ve destek hizmetlerde ise yüzde 31,48 artış kaydedildi.

Aylık bazda ise en dikkat çekici yükseliş mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 5,01 ile gerçekleşirken, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 4,20 artış gösterdi. Konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 2,23, ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 1,18 ve idari destek hizmetlerinde yüzde 1,15 artış yaşandı. Gayrimenkul hizmetlerinde ise yüzde 1,34 oranında düşüş kaydedildi.

Açıklanan veriler, hizmet sektöründe fiyat artışlarının genel olarak sürdüğünü, özellikle bazı alt sektörlerde maliyet kaynaklı yükselişlerin belirginleştiğini ortaya koydu.

Paylaşın

Jeopolitik Gerilim Merkez Bankası’nı Sarstı: Net Rezervler Kritik Eşiğin Altında

TCMB verileri Türkiye’nin rezerv yapısında dikkat çekici bir kırılmaya işaret ediyor; altın rezervlerindeki sert düşüş ve net rezervlerin kritik seviyenin altına gerilemesi, ekonomik kırılganlık tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik gerilim, küresel piyasalarda oynaklığı artırırken Türkiye ekonomisine ilişkin risk algısını da yukarı taşıdı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yayımladığı haftalık para ve banka istatistikleri, bu sürecin ülkenin rezerv yapısı üzerindeki etkilerini çarpıcı biçimde ortaya koydu.

Verilere göre, TCMB’nin toplam brüt rezervleri bir haftada 12,16 milyar dolar azaldı. Bu gerilemenin en dikkat çekici kısmını ise altın rezervlerindeki sert düşüş oluşturdu. Bir önceki hafta 134,14 milyar dolar seviyesinde bulunan altın rezervleri, 116,16 milyar dolara gerileyerek toplam rezerv kaybının ana belirleyicisi oldu.

Öte yandan, altın tarafındaki bu erimenin aksine döviz rezervlerinde artış kaydedildi. Döviz rezervleri aynı dönemde 55,48 milyar dolardan 61,29 milyar dolara yükseldi. Bu durum, rezerv kompozisyonunda belirgin bir değişime işaret etti.

Merkez Bankası’nın piyasa likiditesini yönetme ve dış yükümlülükleri karşılama kapasitesinin önemli göstergelerinden biri olan net uluslararası rezervlerde ise daha olumsuz bir tablo öne çıktı. Geçtiğimiz hafta 69 milyar dolar seviyesinde bulunan net rezervler, 11,5 milyar dolarlık düşüşle 57,41 milyar dolara geriledi.

Böylece net rezervler, piyasalarda psikolojik sınır olarak kabul edilen 58 milyar dolar seviyesinin altına inmiş oldu.

Üç haftada dikkat çeken erime

28 Şubat’ta yaşanan gelişmeler öncesinde 210,26 milyar dolar seviyesinde bulunan toplam brüt rezervler, son üç haftada yaklaşık yüzde 15,6 oranında değer kaybetti. Bu hızlı gerileme, jeopolitik risklerin Türkiye’nin “finansal cephanesi” üzerindeki baskısını artırdığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.

Uzmanlar, rezervlerdeki bu değişimin yalnızca miktarsal değil, aynı zamanda kompozisyon açısından da dikkatle izlenmesi gerektiğine işaret ediyor. Altın ve döviz dengesindeki kaymanın, önümüzdeki dönemde para politikası ve piyasa beklentileri üzerinde belirleyici olabileceği ifade ediliyor.

Paylaşın